29 Eylül 2016 Perşembe

BENİM DİZİLERİM 2



SENSE 8

Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan ve birbirlerini tanımayan sekiz kişi ortak rüyalar görmeye başlarlar. Hepsi bir şekilde telepatik olarak birbirlerine bağlıdır. Dizide bu kişilerin yaşamlarını izlerken bir yandan da neden birbirleriyle bağlantılı olduklarının gizemini çözmeye çalışırız. Onlara yardım edenler ve onları avlamaya çalışanlar da vardır. Heyecanlı, sürükleyici, doğaüstü. Herkese göre sayılmaz, yetişkin öğeler de var. Bunlar göz ardı edilebilir, atlanabilir, izlerken.

SHAMELESS

Utanmaz anlamına gelen dizide, utanmaz bir adam ve ailesinin yaşamı anlatılıyor. Yoksul ve varoşta yaşayan ailenin babası tam bir ahlaksız, ailesine karşı da hayata karşı da, üçkağıtçı, düzenbaz. Ailenin tüm bireyleri kendine özgü, tuhaf, cahil. Hayatın bütün olumsuzluklarını yaşayan ailenin günleri hep olaylı. Başlarına sanki hiç hoş şeyler gelmiyor. Çok canlı bir aile. Dizi, yedinci sezona geldi ve çok renkli. Amerika’da bol ödül aldı, sinemanın usta oyuncuları da var dizide. Ancak, herkese göre değil. Dizide, alkol, uyuşturucu, cinsellik ve her türlü olumsuzluk var. Amerika’da böyle bir hayat yok. Onlar tutucu insanlar. Dizideki olayları yaşayan aile de pek olamaz gerçek yaşamda. O nedenle dizi aslında tam komedi. 

27 Eylül 2016 Salı

KAVAS HÜDAİ


Hüdai, yoksulluktan gelme, varoş çocuğu. Babasını, Hüdai çok küçükken kaybettiler. Annesi ev hanımı, iki ablası ve ağabeyi var. Ablaları okula gidiyor. Ağabeyi ilaç mümessili, ancak faydası sadece kendine. Kendine kazanır, yer içer gezer eğlenir, annelerine para vermez, kızkardeşlere yardım etmez.

Hüdai, ilkokulu dördüncü sınıfta bırakıyor, yaşam savaşına atılmak zorunda, eve para götürmesi lazım. Annelerine, ablalarına yardım etmek zorunda. Dokuz yaşlarında hayata atılıyor. Ağabeyi ile de hiç anlaşamıyor hayatı boyunca. Hiç iyi anısı yok onunla.

Hüdai’nin ağabeyi ile ilgili kötü anısı ise çok. Bir bayram sabahı, Hüdai daha çok küçük, 13 yaşlarında, dört yıldır evi o geçindiriyor, annesine diyor ki, -Anne, bu sabah için sucuklu kuru fasulye, pilav, ayran yapsana. Annesi yapıyor, hep birlikte oturuyorlar masaya, anne ve dört kardeş. Ağabeyi, Dündar, masaya oturup da fasulyeyi görünce,-Bu ne anne, bayram sabahı fasulye mi yiyeceğiz, aklına başka yemek gelmedi mi? diyor bağırarak ve tabağını alıp karşı duvara fırlatıyor.

Üstelik de duvarı yeni boyamışlar, annesi leylak severmiş, o yüzden Hüdai, kendi kazandığı parayla, evin erkeği o ya, gidiyor boya alıyor ve evi kendi boyuyor. Anneleri de mutlu. Ağabeyi fasulyeyi duvara fırlatınca, bir duvara bakıyor bir ağabeyine ve, -Sen ne hakla yemeği beğenmiyorsun, o yemeği ben istedim annemden, parasını da ben kazanıyorum, senin ne bu eve ne de annemize bir faydan yok, bir de zarar veriyorsun, git şimdi bu sofradan, bayram sabahı bari biz mutlu olalım diyor. Ağabeyi evden gidiyor ve üç gün eve gelmiyor.

Bir başka gün ise, Hüdai, gün içinde çalışmış, para kazanmış, annesine teslim etmiş parasını ve cebinde de beş lirası var. Bir arkadaşı yanına geliyor ve hadi gel diyor sinemaya gidelim. Onun da cebinde on lirası varmış. İkisi sinemaya gidiyor, sinemadan çıkıp gezip dolaşıyorlar, geç saatte eve geliyor. Ağabeyi kapının önünde onu bekliyormuş. Ellerini arkaya dolandırmış. Hüdai de aynını yapmış. Ağabeyi, -Sen eve bu saatte gelmeye utanmıyor musun? Deyince, Hüdai de,-Sen bu eve hiç gelmiyorsun, nerden biliyorsun eve kaçta gelip gittiğimi, diyor ve ağabeyi palaskasını çıkarıp Hüdai’nin ense köküne indiriyor. Hüdai’nin gözünde yıldızlar çakıyor. Ağabeyi dövmeye devam ediyor.

Hüdai odasına geçiyor, yatıyor ama uyumuyor. Ağabeyinin uyumasını bekliyor. Uyuduğundan emin olduktan sonra onun odasına giriyor, üstüne çıkıyor ve boğazına oturuyor, mutfaktan aldığı ekmek bıçağını ağabeyinin boğazına tutuyor ve-Bir daha bana palaska veya başka bir şeyle vurursan seni bıçaklarım, diyor ve iniyor boğazından. Ağabeyi bir daha ona dokunmuyor.

(devam edecek)

23 Eylül 2016 Cuma

DEEP NOT


Arkadaşlarım bazen, yazılarımı nasıl yazdığımı anlattığım yazıları çok sevdiklerini söylerler. Şu öyküyü nasıl yazdım veya bloga nasıl yazıyorum gibi. Genelde gündelik yaşam içinde yazmak aklıma gelmez, işler filan, işlerim genelde yabancı dille ilgili, sonra evde ev işleri, yemek, sonra da kitap film dizi müzik, bir de yürüyüş ve gezi, Büyükada ve Balat gibi favori mekanlarım. Aklımda bişey olmaz. Blogu açınca veya laptopu açınca o anda birden yazasım gelir ve yazarım işte, günden kalanlar dökülüverir.

Mesela, "Pazara turşuluk salatalık almaya gitmiştim. Ona rastladım". "Birinci kattaki kızın mutfağının lavabosunun altındaki boru patlamış, merdivenler su içinde kalmıştı". Böyle bir cümleyle giriş yaparım, sonra arkası gelir, gelmezse silerim başka cümle yazarım, o cümleleri de unuturum. "Vertigo yüzündendi bütün bu espriler, zihni açılmıştı". Ya da,"Kıyıcılar vardır, hep öldürür onlar, hapse girerler, yirmidört yıldır cezaları, diyelim ondört yılda aftan çıkarlar, çıktıkları gün bir meyhaneye girerler, kavga ederler ve yine öldürürler. Sorarsanız, ne yapsaydım, ben mi ölseydim, derler. Fikrisabit psikopattır onlar". Ya da, "Karnı çok şişmişti, hamile gibi hissediyordu kendini, aldığı ilaçlardandı tabii".

Böyle girebilirim herhangi bir yazıya. Mesela, "Ausviç kampındaki Polonyalı kadın Kanada bölümündeydi, bunlar öldürülmezdi. Kadın, bir kaynaktan, kızkardeşi ve çocuklarının kampa getirileceğini duymuştu. Bir Nazi subayına rica etti, adam ondan hoşlanıyordu. Subay, kardeşini getirebilirim belki ama çocukları öldürürler dedi. Gerçekten de kızkardeşi geldi o bölüme ama kızkardeşinin iki çocuğu yakılmıştı. Kadınla subay aşk yaşadılar, o iki kadın da yıllar sonra kamptan çıktılar". Bu gerçek bir olay ve ne güzel bir öykü veya senaryo olur.

Ya da yeni bir karakter oluşturmak isteyebilirim. "Madam Adonis, büyükannesi Ankara'dan Lübnan'a göç etmiş 1915'te, Ankara'lı Ermeni yani". Şöyle de olabilir, "Bizim kızlar itfaiyecileri beğenirler, onları çok çekici bulurlar".

Yazılar, öyküler bu şekilde çıkıyor işte. Şimdi de sevgili Turgay Aksoy arkadaşımızın Frambuazlı Hayat adlı kitabımla ilgili yorumusu:


Not: Fotoda, aldığım notlar. Bir ilaç firması ajandası üstüne solda, yeni tanıtacağım blogçular, ortada şimdi aldığım notlar, yazmak için, sağda da yeni okumak istediğim kitap.

21 Eylül 2016 Çarşamba

İZDİHAM


Dolu dolu bir kültür sanat edebiyat dergisi. Son sayı kapağında müthiş yazar Beckett var ve onun ünlü sözü. "Hepimiz deli doğarız, bazılarımız öyle kalır".

Çok sayıda deneme, şiir, öykü, makale ile pek keyifle okunuyor. İlk yazıda Mustafa Kutlu, sevdiğinden kalan bir düğmeyi anlatıyor. Bir Raskolnikov ve edebiyatta katiller incelemesi var ki ilginç.

Koca Yusuf yazısı çok iyi. Koca Yusuf Kel Aliço’yu yenerek başpehlivan oluyor, fırtına gibi esiyor, sonra Avrupa ve Amerika’da da yenmediği kalmıyor. Yurda dönerken bir deniz kazası oluyor, gemi batarken Koca Yusuf herkesi kurtarıp filikalara koyuyor ama o ağır diye almıyorlar onu filikaya ve binmesin diye ellerini kesiyorlar o da denizin dibine gidiyor.

Ahmet Uluçay ve Metin Erksan yazıları da mutluluk veriyor. Tolstoy ile Turgenyev’in dostluğunu anlatan yazı ise edebiyat severler için önemli. Tolstoy’un yaşamı ve dehası çok şaşırtıcı zaten.

İzdiham’da her şey var sahiden de. Renkli dergi. 

18 Eylül 2016 Pazar

PARENDE


Parende, yaklaşık iki yıldır yayınlanmakta olan bir edebiyat dergisi, sessiz sedasız, reklamsız, sade bir yolda ilerliyor.

Dolu, verimli bir dergi ama. Ünlü ve popüler yazarlar yok yayıncılar arasında. Şiir, öykü, deneme ağırlıklı.

Yaz sayısının dosyası şair Ergin Günçe. Şiirleri, hayatı, onunla ilgili anılar, doyurucu bir inceleme. Huzurevinde yalnız ve yoksul ölen şairimiz Ece Ayhan’ın yeni gün yüzüne çıkan bir şiiri var dergide.

Ayrıca, Heidegger, Hegel, Gılgamış, ünlü film Bab’Aziz, Evliya Çelebi incelemeleri de bulunmakta. Yolda Olmak adında iyi bir yazı ve Zeytinyağlı Enginar adlı keyifli bir öykü de var.

Edebiyatseverler için iyi dergi.

Dergiden bir küçük şiir:

Kuşlar savruluyor derken ortalığa
Gülüyor yan odalarda birileri
En yalnız adamıyım Orta Doğunun
Tanrım kabul et artık şiirlerimi…

17 Eylül 2016 Cumartesi

DERGİLER



YABANİ

Yerli bilimkurgu fantastik korku çizgi roman dergisi. Bizde bu tür dergiler pek çıkmıyor, çıksa da uzun soluklu olmuyor. Hepimiz meraklıyız bu konulara ama popüler ürünlere yöneliyoruz hep. Bu dergiyi çıkaranları kutlamak gerek.  İçinde çizgi romanlar ve düzyazı öyküler bulunmakta. İnce olduğu için hemen bitiyor.

KÜLTÜR SANAT

Cinemaximum sinemalarında dağıtılan sinema dergisi. Ufak renkli faydalı ve sevimli. Ankara, İstanbul, İzmir’de çıkartılan minik boy kültür sanat rehberlerine benziyor. Bu aylık dergiler sergi, konser, seminer her türlü etkinliği gösterir, çok faydalı ve kullanışlıdır. Bu dergi de öyle. Küçük bir sinema gezintisi yaptırıyor. Keşke böyle ücretsiz dergiler çok olsa.

14 Eylül 2016 Çarşamba

EV YEMEĞİ



Ev yemeği dememin nedeni, yemeğin bir adının olmaması veya adını bilmemem. Ev yemeği, evde olanlarla pişen yemektir, işte.

Bir miktar dana eti, kuşbaşı, 300 gram örneğin. Bu eti önce sotelersiniz. Yağda kızartırsınız, salat yağda, kanola, ayçiçeği yağı olabilir. Biraz su, taze karabiber, düdüklüde.

Et yumuşar, sonra biraz patates, bizim sarı patates işte, şöyle büyüğünden. Bir de beyaz patates var ama ondan yok bizim çiftçi pazarlarında.

Biraz kabak, taze soğan.  Oldu bitti.

Üstüne de taze kişniş. Çorba gibi yemek. Tadı da güzel.

7 Eylül 2016 Çarşamba

BENİM DİZİLERİM



THE AGE OF YOUTH

Tatlı bir Kore dizisi yine. Beş üniversiteli kızın aynı evdeki yaşamı. Her bölümde birine ağırlık veriliyor. Kızların hayatları ve evdeki arkadaşlıkları. Sakin, yumuşak, hoş dizi. Bu dizide ilk kez gördüğüm bir şey de, çok az da olsa erotik sözler vardı, bir Kore dizisinde ilk kez rastladım. Bunun dışında keyifli dizi.

GAKUEN ALICE

Her zamanki gibi nefis bir Japon manga animesi. İki kız ve bir okul başrolde. Mikan minik bir kız, Hotaru da en iyi arkadaşı. Hotaru, uzakta bir okula gidince Mikan da gidiyor. Okul biraz tuhaf, değişik. Öğrencilerin olağanüstü yetenekleri var. İkisi de bir dolu ilginç olay yaşıyor, okulda.

JORDSKOTT

Bir kadının ufak kızı kaybolur, kadın yıllar sonra aynı yere döner, bir çocuk daha kaybolmuştur. İkisi arasında bir bağ var mı diye merak eder ve araştırmaya başlar. Başka çocuklar da kaybolur gün geçtikçe. Doğaüstü, gizemli dizi. Sürükleyici, heyecanlı bir İsveç dizisi. Efsanevi olayları sevenlere.