25 Kasım 2016 Cuma

LIE TO ME


Bana Yalan Söyle anlamına gelen dizide Amerikan sinemasının güçlü karakter oyuncusu ve en saygın oyuncularından Tim Roth başrolde inanılmaz iyi oynuyor. Hani izlerken insanın ağzı açık kalıyor ya öyle işte.

Roth, bir ekibin başında, dört kişilik bir ekip bu. Ekibin işi suçluların ve suçlu adaylarının yalanlarını saptamak. Yüzlerinden, gözlerinden ve beden dilinden insanların yalan söyleyebildiklerini anlıyor bu dört kişilik ekip.

Üç sezonluk dizi hep enerjik, heyecan hiç düşmüyor, tempo eski dizilerden 24’e benziyor. Her bölümde ekip bir iki olayı çözüyor. Olayların içine ekip de giriyor, ister istemez onlar da tehlikeli olayların içinde buluyorlar kendilerini.

Ekibin özel hayatını da izliyoruz bu arada. Kendilerinin hayatları da karıştıkları olaylar gibi iniş çıkışlı. Çözdükleri vakalar da ilginç zaten. Polisle, FBI ile ortak çalışıyorlar çoğu zaman, çünkü hepsi kriminal davalar.

Başlayıp aralıksız izlenecek dizilerden. Çok kendine özgü.

SEVGİLER BENO'DAN


Benokız

Beno, yeni evli, mutlu, eşi Sarıoğlan’ı çok seven, iyimser ve iyi bir insan. Instagramda fotolarını ve yaşamını paylaşıyor, benonunblogu sayfasında, ayrıca bloğu da var.

Cici bir hayat, kendi halinde, sevgi dolu bir hayat. Evi de cici, oyuncak ev gibi. Eve ruhu yansımış belli. Filmlerde, animelerde gördüğümüz şeker kız evlerinden.

Sonra Beno’ya kötü ve kahverengi bir misafir geliyor. Beklenmedik ve kötü kalpli bir misafir. Ama Beno bunu bir oyun gibi düşünüyor. İyimserlikle ve iyi kalple bunu kendi kendine oynadığı bir kurguya dönüştürüyor.

Sonra otel tatilleri başlıyor, aslında hastane tabii, arada ev tatilleri, tedavi sırasında, otelde ve evde zaman geçiriyor, hastalıkla çok kendine özgü bir şekilde savaşıyor, hastalıkla ve tedavi gereçleriyle adeta arkadaş oluyor, bütün o zorlu süreci kendince yumuşatıyor.

Tabii eşi Sarıoğlan da sevgi dolu ve hep eşinin yanında. Doktorları da. Ve diğer onu sevenler ve ayrıca internet arkadaşları da onu hiç yalnız bırakmıyor.

Benokız daha sonra bu süreci kitaplaştırıyor. Hastalık ve tedavi sürecini sanki masalmış gibi anlatıyor ve bize hayatta nelerin önemli olduğunu hatırlatıyor.

Duygusal, ince ve derin ve hatta mizah yüklü ve sevecen bir masal. Benokızı tanıyın.

Not:4/4

23 Kasım 2016 Çarşamba

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 2



AYNADAKİ GÖZ

Kezban Şahin Taysun

Sevgili yazarımız ve blog arkadaşımız kitaplarıyla bir kadın ve çevre yazarı olarak tanınmakta ülkemizde, haklı olarak, yazı temalarına dayanarak, ayrıca, kategorize etmeyi de pek sevmemiz nedeniyle.

Şimdilik bildiğimiz iki kitabı var. Aynadaki Göz, ilk kitabı Kafesteki Kalp'ten sonra gelen bir öykü kitabı. Bu öykü toplamında genelde ülkemizin sosyal sorunlarına edebiyat gözüyle bakılmış öyküleri görüyoruz.

Bu bağlamda yazarımıza bir kadın yazar da diyebiliriz. Ülkemizde yazarlar ikiye ayrılır ya. Yazarlar ve kadın yazarlar. Yazar zaten erkek yazardır. Kadınsa belirtiriz. Taysun için de bir kadın yazarlıktan, iyi bir yazar olduğu için yazarlığa transfer etmiş diyebiliriz, esprili bir ifadeyle.

Öykülerde ilginç olan nokta genelde belirli sorunlar üzerinde yoğunlaşmış olmaları. Yani sosyolojik bir gözle edebiyat. Belgesel olabilecek olayların edebiyatla yüzümüze vurulması. Sosyal mesaj taşıyan öyküler ancak bir yandan da saf edebiyat aslında.

Yazarımız sanki taşrada bir belgesel gezi turuna çıkmış ve gördüklerini yüceltmiş. Bu kapsamda bir öykü toplamı pek de karşılaşmadığımız bir tür oluyor bu yüzden. Bir edebiyatçımız da bunları yazmalıydı. Genelde büyük şehirden uzakta yaşanan sıradan insan dramları bu öyküler.

Öykülere genel anlamda hümanist öyküler denebilir. Kadınların bizler için bildik dertleri, doğa, hayvanlar, doğanın ve insanın geleceği, kırık hayatlar, kırık hayaller, küçük şehirler, büyük şehirlerdeki küçük insanlar.

Pendik'te Bir Adsız Kahraman adlı öykünün kurgusunun, Saniye'nin Kayıp Güvercinleri adlı öykünün nostalji duygusunun çok başarılı olduğunu ve Gül Güzeli adlı öykünün de, duyarlılığı ve sinemasallığıyla kitabın yıldızı olduğunu söyleyebiliriz.

Kaçırmayın.

Not:4/4


Not: Sevgili yazar arkadaşımızın blogu:

20 Kasım 2016 Pazar

STRANGER THINGS


Tuhaf, garip, değişik şeyler anlamına gelebilecek dizi bir doğaüstü, bilimkurgu, korku dizisi, daha doğrusu gizemli dizilerden.

Biraz efsanevi X Files havası var, yani gerçek orada dışarda bir yerlerde, biraz da Jordskott havası, bir çocuk kaybolduğu için, biraz da Sense8, paranormal olaylardan dolayı. Baştan sona heyecanlı, esrarlı ve finali de çok iyi. İkinci sezonunu heyecanla bekletiyor.

İki de eski oyuncu var ünlülerden, Winona Ryder ve Matthew Modine. Dizinin konusu, müziği, atmosferi, her şeyi yerinde ve hatta sevimli de.

Hareketsiz bir kasabada bir çocuk kaybolur. Annesi de peşine düşer. Ancak çocuk hem çok uzakta hem de çok yakındadır. Çocuğa ulaşabilmek için farklı güçler gerekir, farklı yetenekler.

Dizi, klasik bir Dean R. Koontz romanı havasında. İzlemeye başlıyorsunuz, ne olduğunu bile anlayamadan dizi bitiyor, yani nefes almak bile zor, ideal dizi işte, dizinin içinde siz de bir kahraman oluyorsunuz.

Tam turşulu puding. Çok tatlı ama yüreğinizi ağzınıza getiriyor.

15 Kasım 2016 Salı

BLACK MIRROR


Kara Ayna anlamına gelen bu dizinin ismi telefon, televizyon, bilgisayar ekranlarının siyah olmasından geliyor. Hepimiz bir şekilde kara ayna bağımlısı olduk. Yolda ve gündelik yaşamda hepimizin gözü kara aynalarda.

Black Mirror, günümüz teknolojisi ve internetin hayatımızdaki rolünü anlatıyor. Düşündüğümüzden daha fazla etkisi altındayız ekranların. Bu eleştiri gibi gözükebilir ama değil. Bir şekilde şikayet edenler var aramızda teknolojik aygıtlardan. Hepimiz doğayı özlüyoruz elbette.

Ancak bu bir gerçek ve doğal sonuç. Geriye dönülemez. Yıllar geçtikçe hayatımız teknolojik olacak yani hayat bu ve böyle. Kişisel karşı koyuşlarımız olabilir ancak artık hayatımız ekransal. Bu dizi bu olguyu çok etkileyici işliyor.

İlk sezon ilk bölüm biraz iğrenç başlasa da çarpıcı bir ikinci bölüm var. İlk sezonun zirvesi, ikinci bölüm. İkinci sezonun birinci ve ikinci bölümleri yine şok. Üçüncü sezon ise yedi bölüm ve yedisi de unutulacak gibi değil. Bazı bölümler sakin bazı bölümler aksiyon dolu ancak üçüncü sezon hiç kolay lokma değil.

Bu diziyi izleyin.


Not: Dizi yazmışken, son yıllarda izlediklerimden birkaç süper dizi, tekrar söyleyeyim. Kill Me Heal Me, The Wire, The Mentalist, The Americans, Bron/Broen, Hell On Wheels, Borgen, Sense 8, Metal Simyacı, Forbrydelsen, True Detective ve How I Met elbette bir de kişisel en sevdiğim Kara Ekmek. 

10 Kasım 2016 Perşembe

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR



AN'LAR MI? ANILAR MI? GERİYE KALAN

Makbule Abalı

Alzheimer'li Bir Hastanın Yakını Olmak

Sevgili blog arkadaşımız, biricik hocamız, iyi kalpli duygusal ablamız Makbule Abalı'nın bu kitabı bir çok yönden çok etkileyici.

Öncelikle bütün hayatı öğretmenlikle geçmiş bir insanın eğitim çocuklar hayat sevgi üzerine şaşırtıcı bir bilgelikle yazdığı bir kitap bu.

Kitabın adı zaten duygulu. Kitabı okuduktan sonra ise ben bu kitaba bir isim daha buldum: Kuşlar Çiçekler Umutlar Hayaller. Çünkü hocamız yaşadığı ortamlar nedeniyle bir yandan doğayı, kuşları, çiçekleri iyi biliyor ve dünyayı farkediyor, diğer yandan da yaşamın her türlü zorluğuna rağmen acılara rağmen onca kötülüğe rağmen hayallerimiz ve umutlarımızdan vazgeçmememizi öğütlüyor bize.

Kitap, daha ilk üç sayfada duygu yüküyle gözlerinizi yaşartıyor, önsöz, sunuş ve teşekkürle. Bir anda uzun ve verimli bir eğitim hayatının sonunda süzülen satırları okuyacağınızı hissediyorsunuz. Sonra yazılar başlıyor. Eğitim öğretim okullar hayat üzerine çok deneyimli bir öğretmenimizin düşünceleri ve anıları diyebiliriz.

Sevecen, hoşgörülü ve çok aydınlık bir öğretmenin hepimize ışık olacak düşünceleri. Çünkü hocamız bir rehber danışman eğitimci.

Ardından kitabın son bölümünde sevgili Makbule hocamızın annesi yine bir öğretmen Müzeyyen Gültekin'in yaşamını, öğretmenliğini, çocuklarını, eşini ve daha sonra yakalandığı Alzheimer hastalığı ile hayatının nasıl bambaşka olduğunu ve yaş alan Müzeyyen hocamızın nasıl bir çocuğa dönüştüğünü görüyoruz. Ve tüm ailenin ve daha sonra doktorların onunla nasıl ilgilendiğini. Makbule hocamızın bu sevecen anıları baştan sona gözyaşlarıyla okunuyor. Gülümserken ağlayarak.

Kitabın sonunda Müzeyyen hocamızın bir yemek tarifi var ki bir zamanlar ailenin gözdesiymiş.

Vanilyalı Ay Kurabiyesi

Malzemeler:

275 gram un (yaklaşık 2 su bardağı)
100 gram soyulmuş badem (1 su bardağından az)
200 gram tereyağı
130 gram pudra şekeri (yaklaşık 1 su bardağı)
1 paket vanilya
1/2 limon kabuğu rendesi

Un elenir, tereyağıyla kıyılır. Badem soyulur, makineden geçirilir, Pudra şekeri, vanilya, limon kabuğu rendesi eklenir. Bir hamur yapılır, fındık büyüklüğünde parçalara ayrılır. Ay şekli verilir. Fırında hafif pembeleştirilir. İçine vanilya konmuş pudra şekerine bulanır.

Makbule Abalı öğretmenimizin blogunun adı "Uçun Kuşlar" da annesi Müzeyyen öğretmenimizin en sevdiği şarkı.

Bu kitabın geliri öğretmenimize değil Mersin'deki Alzheimer Derneği Yaşlı Yaşam Merkezi'ne aktarılacak. O nedenle bence hepimiz alalım, destek olalım.

Hayat üzerine bir yardımcı ders kitabı gibi olan bu çarpıcı kitabı okuyun.

Not:4/4

5 Kasım 2016 Cumartesi

KIZÇELER


Biliyorsunuz, kitaplarımı sizler, blogçu arkadaşlarım için yayınlıyorum. Sizler dışında zaten bilen yok onları. Okuyan arkadaşlarımız kitaplar hakkında yazıyor bazen blogda, tatlı oluyor tabii okumak. Hepimiz farklıyız tabii, herkesin sevdiği kitaplar farklı oluyor yani. Şu benim kızçeler, bal çiçekleri, ki bu isimleri Jysra Reçani taktı, çok da yakıştılar, bence de bir bütünler. Dördü de kendi içinde farklı, hatta kitaplardaki diller bile farklı. Sade ile Fram format olarak birbirlerine benziyor sadece, içerik de andırıyor ama konular, yaklaşımlar aynı değil. Mavi ise diğerlerine hiç benzemiyor. Çok arkadaşım en çok Mavi'yi seviyor. Yani de diğerlerine benzemiyor, dili farklı ve uzun öyküler. Bir kurgu dışı bir kurgu şeklinde gidiyor kitaplar. Sade kurgu dışı, Mavi kurgu, Fram kurgu dışı, Yani kurgu. Hep söylüyorum, her zaman okunabilecek kitaplar yayınlamayı seviyorum. Sıkmayacak, ferahlatacak, ama derinlere gitmeyi de istetecek, her zaman ele alıp orasından burasından okunabilecek kitaplar. Kurgu bile olsa gündelik yaşamın kurgusu. Ben de zaman zaman açıp rastgele okuyorum, hep gülüyorum, başkası yazmış gibi geliyor tabii, bir de okurken hep yanlış arıyorum, sözcük hatası, baskı hatası gibi. Şimdiye dek iki adet sözcük hatası bulabildim dört kitapta, basımdan kaynaklanan.

Şimdi son zamanlarda şu kızçeleri okuyan bazı arkadaşlarımın yorumlarısı.

OKYANUS ARSEL (Sade/Yani)


JYSRA REÇANİ (Yani)


DEMİR KADIN (Yani)


SEMANUR KÖK (Sade)

Bizim deli mavi, en sevdiği kitaplar arasına koymuş en büyük kızçe Sade'yi.