31 Ağustos 2016 Çarşamba

DİZİ LİSTESİ 4


Son zamanlarda izleyip blogda yazdığım diziler devam ediyor.

24:Live Another Day (A.B.D./Aksiyon)
Arrow (A.B.D./Aksiyon)
Hart of Dixie (A.B.D./Romantik Komedi)
Hell on Wheels (A.B.D./Western)
Borgen (Danimarka/Politika)
How I Met Your Mother (A.B.D./Romantik Komedi)

Bu liste bitti

30 Ağustos 2016 Salı

TEK BOYUTLU İNSAN



Herbert Marcuse

Barthes, Huxley, Orwell gibi yazarların da söylediği tüketim ve yabancılaşma gibi konuları işleyen en önemli kitaplardan biri.

68 döneminin en ünlü filozoflarından yazarın en tanınan ve etkileyici kitabı. Tek boyutlu toplum ve tek boyutlu düşünceyi işliyor kitabında. Dili de çok yeni bir dil çevirisi de. Iralamak, anlıksal, özdeksel, anlık, sığa gibi felsefi sözcükler var.

Tek boyutlu insanlardan oluşan tek boyutlu toplum. İnsanlar nasıl tek boyutlu hale getirilebilir? Bunun yöntemleri neler? Bir toplumun insanları nasıl tekdüze aynı şeyler ister, özler? Ve bunları kendi istekleri sanırlar? Bu denli bir manipülasyon nasıl başarılır?

Günümüz toplumlarının düşünce yapısını anlatıyor. Kendimizi özgür olarak düşünürken hiçbirimiz özgür değiliz aslında. Bize izin verildiği kadar özgürüz. Teknoloji geliştikçe özgürlüğümüz iyice azalıyor. İnsan da özgür değil toplumlar da.

Kendimizi özgür hissederken bizler baskı altındayız aslında. Özgür olmak için geçerli bütün kuralları ve kurumları, araçları reddetmek lazım. Bunu yapmak ise olanaksız. Toplum dışı olmak zor durum.

Felsefe okumayı göze alanlara.

Not:4/4 

29 Ağustos 2016 Pazartesi

DİZİ LİSTESİ 3


İzleyip bloga yazdığım dizilere devam ediyorum. 

Yerli Diziler:

Med Cezir
Kardeş Payı
Serçe Sarayı
Kara Ekmek
Şubat
Kördüğüm
Göç Zamanı

Favorim elbette Kara Ekmek Asiye. Yeni sezonda da bir dizi seçeceğim izlemek için tümünü.

Çizgi/Animeler:

I Me My Strawberry Eggs
Gumball
Metal Simyacı

28 Ağustos 2016 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 2



AY PRENSESİ

The Secret of Moonacre, 2008, Macaristan

Çok tatlı ve mutluluk veren bir fantezi. Küçük bir kızın babası ölür ve o amcasının şatosuna gider. Amcası biraz tuhaftır ve kızın ailesinin de sırları vardır. Kız aslında bir prensestir ve ailesini ve ismini korumak durumundadır. Not:3/4

AKREP

Scorpio

Michael Winner, 1973, A.B.D.

Bir ajan kovalamacası. Bir ajan Burt Lancaster bir de kiralık katil Alain Delon. Delon, Lancaster’i kovalar öldürmek için. Aralarında iyi bir çekişme olur. Eski tür bir polisiye. Oyuncular çok iyi. Not:3/4

AŞKA SOR

Ask the Dust, 2006, A.B.D.

Ünlü Amerikalı yazar John Fante’nin “Toza Sor” adlı filminin sinema uyarlaması. Fante’nin kahramanı Bandini, yani yazarın kendisi rolünde Colin Farrell, sevgilisi Camilla rolünde Salma Hayek. Bir yazarın gerçek yaşamını izlemek ilginç. Filmin sonuna doğru kitaptan biraz ayrılıyor. Kitapseverler için iyi film.

DERGİ LİSTESİ 2


Okuyup blogumda yazdığım dergiler arasından edebiyat dergisi olanların listesi.

Karahindiba
Peyniraltı Edebiyat
Nisyan
Mosmodern
Caz Kedisi
Keşke
Notos
Varlık
Temrin
Acemi
Berhava Öykü
Siyah Sanat
Ayraç
Karabatak
Kafka Okur
Sabit Fikir
Diri Ozanlar Derneği

Dergi yazılarım devam edecek.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

DİZİ LİSTESİ 2


Son bir iki yılda izleyip bloga yazdığım polisiyeler. Aralarında kötü hiç yok. Çok iyi olanlar ve efsane olanlar var, The Wire gibi, ve bir de çok sevilenler. 

The Wire (A.B.D.)
The Mentalist (A.B.D.)
Bosch (A.B.D.)
The Fall (İngiltere)
How To Get Away with Murder (A.B.D.)
True Detective (A.B.D.)
Happy Valley (İngiltere)
The Americans (A.B.D.)
Den Som Draeber (Danimarka)
Forbrydelsen (Danimarka)
Bron/Broen (İsveç)
Cold Case (A.B.D.)

(devam edecek) 

26 Ağustos 2016 Cuma

KADIKÖY GÜNLÜĞÜ


Gün yağmurla başladı. Yine de sıcaktı. Semt hoş bir gün geçirdi ve artık uzun geceye de hazır. Genel anlamda geçen yazki kalabalık yok. Kafeler eskisi gibi dolmuyor.

Çarşı öğlen de akşam da doluydu. Balık yiyenler. Ufak meydanlarda gençlik birliği ve bir parti imza topluyor. Tchibo’da bir kız günlüğünü yazıyor, Devil’s pasta ve kahve ile. Bir diğeri de roman okuyor. Mephisto’da edebiyat dergilerini bulmak kolay oluyor.

Boğa’nın diğer tarafı ise ayrı bir alem. Karakolhane Caddesi tarafı. Yani, Yeldeğirmeni bölgesi. Kafeleri, öğrencileriyle ünlü. Kiralık evler, hamamlar. Eski Cihangir tayfası önce Karaköy’e geçti, şimdi ise Yeldeğirmeni’ne geldiler. Şimdi burası gözde.

Kadıköy barlar sokağı, antikacılar sokağı, vintage ürün satanlar, sahaflar, sevilen yerler. Bütün gün tavla oynayanlar, fal baktıranlar. Otlu ayran, kışları yenilen sıcak bademli kek, midyeciler. Dövme de pek popülerdir.

Ya da Şifa Sokaktan sahile parka inip manikür partisi yapanlar. Çimlere oturup saatlerce törpü, oje filan. Kadıköy insanı gün boyunca kafeden kafeye geçer. Grubu olur birkaç kişilik ve hep aynı yerlerdedirler. Toplu halde ordan oraya giderler. Durak’ta konser var, Ceylan Ertem, oraya gidelim, şurda inanılmaz bir tatlı var.

Olmazsa dolmuşa atlarız, Göztepe’ye doğru, orda Zeplin’e otururuz, yürüyerek döneriz. Kalamış’tan döneriz. Tramvay yolunda oturalım, hep geçerken tramvayı görürüz, binalar sallanır biraz, tramvay geçerken.

TOZA SOR



John Fante

Fante’nin en tanınan romanı Toza Sor.

Bahara Kadar Bekle Bandini’de Arturo Bandini’nin yani yazar Fante’nin çocukluğunu okumuştuk. Yoksul bir İtalyan-Amerikan aile.

Bu romanda ise Bandini yirmi yaşlarına geliyor ve yazar olmak istiyor. Los Angeles’de Bunker Hill’de yaşıyor ve parasızlıktan dolayı sadece portakal ile besleniyor.

Onca yoksulluk içinde yazmaya çabalıyor. Öykülerini dergilere gönderiyor. Bir öyküsü kabul ediliyor, sonra bir öyküsü daha.

Otel odalarında aç yaşıyor, para bulursa bir şeyler yiyip bara gidiyor. Bir bar kızına aşık oluyor ama kız da başka birine aşık. Bu roman aynı zamanda çok iyi bir aşk romanı, hüzünlü de.

Yoksul bir genç yazarın büyük şehirde zorlu yaşamı. Gerçek yaşam olduğu için çok etkili bir dil. Yoksulluğun, sokakların şiiri gibi. Filmi de olan bu roman kaçırılmaz.

Not:4/4

25 Ağustos 2016 Perşembe

MODA GÜNLÜĞÜ


Bütün gece yağmur yağdı. Yağmurdan araba silecekleri bile ters dönüyordu. Yollar, köprü altları göl oldu. Gece yağmur altında denizi izlemek büyük mutluluk, gece lambalarının ışığında.

Yağmur gündüz de devam ediyor. Biraz çiseliyor, biraz artıyor, yine çiseliyor. Moda’dan denize inen sokaklarda denizi görmek ne güzel, yağmur damlaları altında. Moda, İstanbul’un en güzel semti. Moda’lılar hiç çıkmak istemezler, Kadıköy’e bile geçmezler.

Sokaklar güzel, sahil güzel, manzara çok güzel. Moda Caddesi ve Moda Burnu. Kayalıklar ve park. Sabah parkta pilatesçiler spor yapıyorlar. Yelkenciler çalışıyor ileride, Fenerbahçe’ye doğru. Martılar dolaşıyor.

Moda’lılar sahildeki kafelerde oturmazlar. Dışardan gelenler otururlar oralarda. Turistler oturur. Moda dışında yaşayanlar turisttir. Moda’lıar ara sokaklardaki eski kafelerde otururlar, semtin güzelliğini yaşatan eski kafelerde.

Üç nokta var Moda’da. Biri havuz. Yani, okulun önündeki park. Bir sokak aşağıya iner, Kadıköy’e, diğeri Bahariye’ye Boğa’ya gider, diğeri Şifa Sokağa doğru gider, aşağıya Kurbağalıdere’ye giden yön, bir de Moda Deniz Kulübüne inen yol. Buluşma yeridir.

Diğeri upuzun Moda Caddesi, nefistir. Burna kadar gider. Diğeri de Moda Burnu tabii ki. Modalılar bu minicik yörede yaşarlar. Tatil köyü gibi bir yer işte. Bir de Moda Çay Bahçesi tarafı.

23 Ağustos 2016 Salı

A-lı-Ş-ma-K



Aşk ve alışmak aynı şey. Alışmanın içinde aşk da var. Herkes der, aşk, alışkanlığa dönüştü. Zaten aşk bir alışkanlıktır. Her şey bir alışkanlıktır.

Düşünün, doğarız, ailemizle büyürüz, yıllarca aynı evde ailemizle yaşarız. Aynı eve geliriz yıllar boyunca. Her akşam o eve döneriz. Yılların alışkanlığı olur bu.

Birini severiz, aşık oluruz, evleniriz. Ortak evimiz olur, eşyalar olur, yeni alışkanlıklar gelir. O eşyaları yıllarca kullanırız. O eve yıllarca gideriz.

Anne babamızla yaşama alışkanlığından eşimizle yaşama alışkanlığımıza geçeriz. Aşk da bir alışkanlık olur.

Hobilerimiz olur. Onlara alışırız. Evliyken birimiz kumara alışır, evde sıkılmıştır, bir diğeri içkiye. Veya ahşap boyamaya. Birimiz evde ilgisizlikten sıkılır ve kendini inanca adar, yeni alışkanlıklar gelişir.

Aşk gibi, sevgi gibi alışkanlıklar yerine başka alışkanlıklar gelir. Bu nedenle aşk ve alışkanlık birbirinin zıttı değildir. Alışkanlık da bir aşktır. Aşk da bir alışkanlık.

21 Ağustos 2016 Pazar

DERGİ LİSTESİ


Son aylarda birçok dergi okuyup blogumda yazdım. Bütün dergileri okuyup yazacağım. Şimdiye dek olanların bir listesi. Dergileri ikiye ayırdım. Edebiyat dergileri ve diğerleri, diye. 

Genel:

Genç Sanat (Görsel Sanatlar)
Hayal Perdesi (Sinema)
221B (Polisiye Edebiyat)
Evim (Dekorasyon)
UPXIV (Yer altı)

Kültür Sanat Edebiyat:

Çukur Mecmua
Ayarsız
Mahzen
Fil
Pul Biber
Cins
Bavul
Nepal Fanzin
Moral 0
Plüton

Genel ve Kültür Sanat Edebiyat dergilerinin listesi idi bu. Edebiyat dergileri olacak ikinci listede.

DİZİ LİSTESİ



Yaklaşık olarak son 2 yılda izleyip bloguma yazdığım dizilerin listesi. Bu yaz dizi ve film izlemedim. Kitaba ağırlık verdim.

Listeye Kore dizileri ile başlıyorum. Tümünü sevdiğim şirin diziler hepsi. İzleme sırama göre:

My Friend is a Gumiho
I Hear Your Voice
Kill Me Heal Me
It’s Okay That’s Love
She Was Pretty
The Healer
Cheese in the Trap
Oh My Venüs
You Are  All Surrounded

(devam edecek)

20 Ağustos 2016 Cumartesi

SİYAH İNCİ



Anne Sewell

Okumaya doyum olmayan bir edebiyat klasiği, aynı zamanda bir çocuk kitapları klasiği.

Çok tatlı bir filmi de olan bu eşsiz roman Siyah İnci adlı bir atı anlatıyor. Black Beauty. İyi yetişmiş, iyi beslenmiş bir at, güzel de.

Yazar da atları seven bir insan. Fiziksel rahatsızlığı nedeniyle atlara hep ihtiyacı olmuş ve bu nedenle atlara olan sevgisini bu romanla sonsuzlaştırmış. Başka bir kitap yazabilecek kadar da uzun yaşayamamış.

Siyah İnci, hep iyi sahipleri olmuş şanslı bir at. Ona iyi bakmışlar, yormamışlar. Ancak, hayat devam ettikçe, sahipleri de değişiyor ve yıllar geçtikçe daha yoksul ve cahil sahipleri oluyor.

Gençliğinde güzel yıllar geçirse de yaşlılıkta daha zor zamanları oluyor.

Sevecen ve nefis bir roman. Bu günlerde ihtiyacımız olan masumlukta.

Not:4/4

19 Ağustos 2016 Cuma

YANİ SADE


Sade ve Derin'i hazırlamaya 2013 Ağustos'ta başlamıştım. Ramazan Bayramı'nda, yaklaşık üç ay sürmüştü. Ocak 2014'de piyasaya çıkmıştı. Derin Mavi'deki şiirleri yazmaya 2014 Temmuz'unda, Ramazan ayında başlamıştım. O da üç ay sürmüştü. Ocak 2015'te piyasaya çıkmıştı. Frambuazlı Hayat'ı 2014 Sonbaharda yazmaya başlamıştım, Ekim, Kasım, Aralık, üç ay sürdü. 2015 Ağustos'unda çıkmıştı piyasaya. Yani'yi ise 2015 Sonbaharda yazmaya başlamıştım, Ekim, Kasım, Aralık, o da üç ay sürmüştü. Ocak 2016'da piyasaya çıkmıştı.

Son zamanlarda kitaplarımı okuyan birkaç arkadaşımızın yazılarının linkleri:

AHU KADER (Sade Ve Derin)


ÇALIKUŞU ÇAKILTAŞI (Yani)


MİNİK MİNİ (Yani)

18 Ağustos 2016 Perşembe

FİLM SEÇKİSİ



SEÇİM GECESİ

Valgaften, 1999, Danimarka

On dakikalık bu kısa filmde ırkçılık konusu işleniyor. Bir adam, seçim için oy kullanmaya giderken taksilere biniyor, şoförlerin hepsi bir şekilde ırkçı çıkıyor. İçimizdeki ırkçılığı ortaya döken iyi bir film. Not:4/4

DAHA FAZLA

More, 1998, A.B.D.

Yaklaşık beş dakikalık bu kısa filmde günümüz eleştirisi var. Bir işçi, bir fabrikada sürekli olarak insanları mutlu edecek iş yapıyor. Sonra, bir alet icat ediyor ancak bu aletin getirdiği başarı onu mutsuz ediyor. Not:4/4

AÇGÖZLÜLÜK

Wire Cutters, 2014, A.B.D.

Uzak bir gezegende iki sempatik robot çalışmaktadır. Normal yaşarlarken aralarında rekabet başlar, paylaşamazlar ellerindekini ve hüzünlü bir son gelir. Not:4/4

17 Ağustos 2016 Çarşamba

ADALI


Akşam için bizimkilere berry’li pasta yaptım bir de enfes bir meyve tabağı hazırladım.

Biz adalılar, yani yazı Büyükada’da geçirenler, sabahları yürürüz, öğleden sonra denize ineriz, Değirmen’e veya Kumsal’a. Haftasonları bizim bütün aile Değirmen’dedir. Bizler Nizam tarafı insanıyız. Adada iskeleden inince sola dönersen Maden tarafı, sağa dönersen Nizam tarafı, bizim dilimizde. Nizam Caddesi tarafı. Nizamcılarla Madenciler birbirini pek bilmezler.

Adada yazlık için kiraladığımız eve akrabalarımız gelir gider, çoğunluk tabii ki İstanbul’dan. Bu hafta Mira ile Vicky geldi. Vicky’nin eşi Abdül de. Abdül’ün abisi de. Onların hikayesi de ilginçtir.

Mira, hepimiz gibi Mardin’den. Bizim aile biraz karışık ya. Mardin’den İstanbul’a gelenler ve gelmeyenler diye iki grup var. Antakya’da, Mardin’de, Suriye’de kalanlar var. Vicky, Suriye’den geldi örneğin, Mira Mardin’den.

Mira’nın yaşamı ilginç. Bizim ailede bir babaannemiz var. Babaannemizin altı adet çocuğu oluyor. Üç kız üç erkek. Babaannemizin kızkardeşi var bir de. Kızkardeşinin hiç çocuğu olmuyor. Babaannemizden bir kız istiyor kızkardeşi. Babaannemiz de Mira’yı veriyor bebekken. Sonra babaannemler İstanbul’a geliyor. Mira’lar Mardin’de kalıyor. Mira yıllar sonra evlenip İstanbul’a geliyor. Annesi, yani üvey annesi de ölüyor zaten. Geliyor, kardeşleri ile görüşüyor ancak yaşantı ve kültürler çok farklı. Mira ve kardeşlerinin hiçbir şeyi birbirine benzemiyor ama araları da iyi.

O kardeşlerden biri de Abdül. Abdül ve abisi hiç evlenmiyor, diğer erkek kardeş evleniyor. Sonra Suriye’den terörden kaçan bir kız geliyor, Vicky, şirin bir şey. Vicky ile Abdül tanışıyorlar, Yeniköy’de. Vicky öyle şirin bir şey ki Abdül ile evleniyor, ikisi de pek mutlu. Vicky, Abdül’ün abisini de eve getiriyor, evleri büyük bir villa zaten, sorun değil yani. Vicky bir de bebek doğuruyor, bayağı iyi bir aile yaşamları oluyor.

İşte şimdi Mira ve ailesi ile Vicky Abdül ve çocukları bizde. Abdül ile Mira kardeş tabii ki. 

15 Ağustos 2016 Pazartesi

YAŞAM KİTABI



Krişnamurti

Hintli düşünür, bu dünyaya gelmiş en önemli insanlardan biri. Üstelik de kendini önemsemeyen bir önemli insan.

Gandi, Osho, D.T.Suzuki, Matsuo Başo tarzı diyebileceğimiz Krişnamurti bir düşünür ve konuşmacı. Kendisi bir şekilde çok küçük yaşta aydınlanıyor ve dünyayı gezerek konuşmalar yapıyor. Özgürlük, farkındalık, gerçek, huzur, dinginlik gibi konularda.

Konuşmaları kitaplaştırılıyor. Çoğu insan onu bir kurtarıcı gibi görse de o her şeyi reddediyor ve özgürleşmek için beni bile dinlemeyin diyor.

Krişnamurti, bu dünyaya gelen doğuştan dahilerden. Leonardo, Mozart, Mimar Sinan gibi. Türkçe’ye de birbirinden iyi kitapları çevrildi.

Yaşam Kitabı, Krişnamurti yazılarından, düşüncelerinden mükemmel bir seçki. Yazar, bu kitabında her güne bir yazı yazıyor. Yazılar da farklı konularda. Günlük meditasyonlar şeklinde. Gündelik yaşamda karşımıza çıkan her konuda huzura ve yalınlığa götüren kısa ve öz yazılar.

Bir demirbaş, kılavuz, başucu kitabı.

Not:4/4

Kitaptan bir cümle:”Amaçsız sevin, karşılığında bir ödül olmadan sevin”.

13 Ağustos 2016 Cumartesi

HAYALET AVCILARI



Ghostbusters

Paul Feig

Hayalet Avcıları, bir komedi klasiğinin yeniden çevrimi. Hatta eski filmdeki Bill Murray bu filmde konuk oyuncu.

Müziği bilindik, her zaman kulaklarımızda olan neşeli müzik, logosu da aynı, gülümseyen bir hayalet. Film de komedi aksiyon. İnsanlar hayaletleri avlamaya çalışıyor.

New York’ta hayaletler ortaya çıkar. Bu tür olaylara meraklı dört kadın da hayaletlerin peşine düşerler, bilimsel aygıtlarla hayaletleri yakalamaya çalışırlar. Tabii kimse onlara inanmaz, çünkü hepsi de hafif uçuk kaçıktır. Bir de yanlarında salak sakar bir sekreter vardır. O da yakışıklı Chris Hemsworth.

Hafif komedi. Kadınlar şaşkın ve eğlenceli, hayaletler de sevimli hep. Aksiyon fena değil, efektler de fena değil. Hafif eğlence için hafif neşe için birebir.

Her zamanki gibi, sinemada, serin serin, mısır ve kola ile veya dondurma veya jelibon ile çok iyi gidiyor.

Not:3/4

11 Ağustos 2016 Perşembe

YARATICI İMGELEME



Shakti Gawain

Yaratıcı imgeleme, olmasını istediğimiz şeyleri yapabilmek için hayal kurabilmek demek. Hayal gücümüzle isteklerimize ulaşabilmek için kafamızdaki olumsuz düşüncelerimizi yenebilmek demek. Yaratıcı imgeleme, varmak istediğimiz sonucu şimdiden hayal etmek demek. Güçlü hayal edersek ve odaklanırsak hedefimize ulaşmamıza hiçbir şey engel olamaz.

Her gün hayal edersek enerji bizden yanadır, değil mi? Hayal etmek için elbette huzurlu olmak gerekir. Keyifli bir şekilde hayal etmek. Odaklanmadan ve olumlu enerjiyle yaklaşmadan hangi hedefe ulaşabiliriz ki? Ayrıca, kötü ve olumsuz bir hayali imgelemek de bize ancak enerji ve zaman kaybettirir.

İstek, inanç ve kabullenme ile başarabiliriz. Bir şeyi başarabilmek için önce içimizdeki bütün olumsuzluğu boşaltmalıyız. Temizleyip yer açmalıyız olumlu enerjimize.Örneğin, ressam olmak istiyoruz. Bunu zihnimizde evirip çevirip iyice canlandırdıktan sonra bu düşümüzü bir pembe baloncuğa yerleştirirsek zihnimizde, sonra da bunu göğe yollayıp serbestçe dolaşmasına izin verirsek o düşümüz o pembe baloncukta hep süzülür, o balon evrende bizim için olumlu enerji toplar. Düşümüzü serbest bırakıyoruz ki, bize olumlu dönsün.

Düşlerimizi onaylarsak, inanırsak, dua edersek, mutlaka gerçekleşecektir. Aslında çok sayıda insan aynı düşe inansa toplumsal olarak gerçekleşmemesi de olanaksız. Ancak, temiz bir kalp ve iyi niyet şart.

Yaratıcı İmgeleme adlı bu kitap, zihin, beden, ruh, aklı özgürleştirip her türlü başarıya gidebilmemiz için bize yöntemler sunuyor.

Ünlü Akaşa Yayınlarından bir temel kitap.

Not:3/4 

9 Ağustos 2016 Salı

SICAKTAN SICAKTAN


Güneş o kadar yakıyor ki 50 faktör kremle dayanmak mümkün ancak.

İnsan denize girmek için dışarı bile çıkamıyor. Su kuşu olsan da dışarı çıkamıyorsun çünkü güneş kuşu değilsin. Terlememek için hiç kıpırdamayacaksın. Soda veya çay içerken bile hareket etmeyeceksin.

Bir de bu sıcakta teyzemle kavga ettim. Konuşmuyoruz artık teyzemle. Beni yalancı çıkarıyor. Onu aradım, aramamışsın, diyor. Neden yalan söyleyim ki. Aramışsam aradım derim aramamışsam aramadım derim. O da sonunda, ben seninle baş edemiyorum, dedi. Ben de, arama beni, konuşma da, dedim. Şimdi, düşünürken bile sinirleniyorum. Hep sıcaktan bunlar.

Sinirden alışveriş yapılır ya. Sıcaktan ve sinirden gidip alışveriş mi yapsam. Gidip bir VW Tiguan alayım rahatlamak için. Ama bu sıcakta kim çıkacak şimdi dışarı. Aklıma geldi yaa, bizim arabamız yanmıştı. Sıcakta güzel şeyler düşünülmüyor.

Ben hep yalnız bir çocuktum. Kardeşim doğdu ama ben hep yalnızdım. Ben içedönük oldum o dışa dönük. O sıcakta da yüzer, ben evden çıkamam. Erken doğmuşum, belki erken doğanlar içe dönük oluyordur. Erken doğduğum için annem hep parmaklarını saymış, tam mı diye. Aklımdan kuşkusu yokmuş. Uçuk kaçık olacağımı biliyormuş.

Annemler kum sever ben taş. Böbrekte değil sahilde. Ben ayağımdan kum temizlemeyi sevmem. Taş olsun rahat olsun. Plaj da uzun olcak. Ucunu görmeyeceksin. Maldivler gibi. Fotoğraflarda görüyoruz ya.  Kaldığımız otel hep aynı yıllardır. Otelin anahtarını bize bırakıp onlar tatile giderler, o kadar. Radyoda Emre Altuğ ve Sertap Erener çalıyor. Sıcakta hiçbir şey gitmiyor.

Ay sıcakta hayat ne zor! 

8 Ağustos 2016 Pazartesi

HAYRAN


Fan

Shah Rukh Khan

Eğlenceli ve heyecanlı bir Hint filmi. Yaygın adıyla Bollywood filmi. Hızlı, renkli, duygulu. Dans ve şarkıdan çok hareket var.

Aslında bir aksiyon filmi. Kovalamaca filmi. Shah Rukh Khan biraz da Bond gibi bu güzelim filmde. İki rolde oynuyor. Ünlü bir şarkıcı ve onun hayranı. Şarkıcı Aryan ve ona yürekten bağlı hayranı Gaurav.

Aryan ve peşinden Gaurav, Delhi, Bombay, Londra, Dubrovnik, şehir şehir dolaşıyorlar. Gaurav, yerel şarkı yarışmalarında Aryan taklidiyle hep şampiyon oluyor ve idolu ile tanışmak istiyor. Aryan istemeyince Gaurav’ın dünyası yıkılıyor ve ardından bunu takıntı haline getiriyor.

Hüzünlü filmin oyuncusu, konusu, her şeyi iyi ve zevkli. Filmdeki ünlü ve hayranı konusu da ve bu filmdeki işlenişi de uzun tartışmalara açık aslında. İkisini de anlıyoruz, seviyoruz, ikisine de kıyamıyoruz.

Hint sineması sevenler kaçırmasın. Bilmeyenler için de iyi bir seçim olur. Vizyonda, sinemada mısır ve kola ile de klimalı salonda daha keyifli oluyor.

Not:3/4

6 Ağustos 2016 Cumartesi

ALTIN ÇAĞ



Ezgi Duran

Altın Çağ, ezoterik veya gizemli dediğimiz türden bir kitap. Baştan sona çok ilginç. Çünkü, çok değişik ve farklı bir bakış açısı ile yazılmış çok da iyimser ve olumlu bir eser.

Bu şaşırtıcı kitapta öncelikle bir zamanlar dünyamızın yaşadığı altın çağ anlatılıyor. Bu çağa tekrar gireceğimizi, bunun için belki de sevgi dolu ve masum olmamız gerektiğini  belirtiyor.

Altın çağ, çeşitli kültürlerin tarihlerinde ve kitaplarında yer alan bir mutlu çağ, bolluk çağı. Sonra da gümüş, tunç ve demir çağları geliyor. Şimdiki çağ demir çağı dünyamızın.

Kitapta, kültürel yönden sonra bilimsel yönden de altın çağ anlatılıyor. Altın çağa tekrar girileceğinin izleri belirtileri gösterildikten sonra bu çağa ayak uydurabilmemiz için gerekli değişimler ve ilerlemeler belirtiliyor.

Dünya üzerinde açıklanamayan tüm belirtiler açıklanıyor ve ardından dünyada ve Türkiye’deki altın çağ merkezleri sıralanıyor.

Belki de altın çağa biz isteyerek ve değişerek girebileceğiz. Çektiğimiz tüm sıkıntılar da huzur öncesi bulanıklık. İnsanoğlu, huzurun ve mutluluğun, bir zamanlar var olup da kaybolan Mu ve Atlantis uygarlıkları gibi kaybolmaması için biraz çaba göstermeli herhalde. Çaba da sadece sevgi ve sanattan geçiyor.

Bilgilendirici, yatıştırıcı ve iyi kalpli bir kitap.

Not:4/4

5 Ağustos 2016 Cuma

TATİL BLUES


Sabah erken denize gittik. Güneş bastırmadan  fotoğraflar çektim. Tatil de bitecek. Pek bir şey anlamadım diyeceğim yine sonunda. Tadını çıkaramadım.

Yalnız olmaya çektiğim özlem mi deseeem.  Aile ile bile bazen hayat çekilmiyor. Her kafadan bir ses. Daraldı içim.

İstanbul'a gidince acısını çıkarmam lazım. Uzun zamandır buluşmadığım bir ablam var. Onunla gezicem bir hafta sonu. Kafa dengi.

Belki bir gün kendi yazlığım olur, tercihen Büyükada’da. Ya da başka bir adada. Hayatın basit, insanların sade olduğu bir adada. İtalya, Yunanistan, Fransa gibi romantik bir yer de olabilir. Capri gibi. Como Gölü de güzel ama göl olmasın ada olsun.

İkea’ya gidip pax sistem dolap almalıyım, nereye koyacağımın planını yapmalıyım. Çalışma masası aldım. Onu monte edeyim çekmecelerini dönünce.

Şimdi işe döncem ya haftaya, İsrailli komşum kadın var, butiği var, kuyumcusu var. Gidince, dükkanındaki ürünlere bakınca, bana her şeyi göstermez, güzellerini kendine saklar. Tara adı. Ben de ona derim ki, ben İsrailli değilim şekerim, öyle hinliklerim yok benim. Çok güler. 

Gün boyu spontane espriler yaparız. Kırk bin tane tilki döner kafasında bir de eli maşalıdır.

BALKONDA



Balkonda oturuyorum şu an.

Denizi seyrediyorum. İnsan seslerinden dalga seslerini duyamıyorum. Anca gece olunca, yani sabaha karşı uykuya dalabiliyorum. İnsanlar evlerine gidince, sessizlik çöküyor ve işte o zaman her şey olması gerektiği gibi oluyor. İşte diyorum, işte beklediğim an.

Dalga sesleriyle uykuya dalmak çok güzel. Bedeli geç saatlere kadar uyumak olsa da. Normal zaman olsa o kadar uyuyamam. Şimdi tatil, şimdi dinlenmek lazım. Bütün bir yıl bu günlerin özlemini çekiyoruz.

Deniz demek de denize git, banyo yap, yemek yap, bulaşık yıka, demek.

Şimdi düşünüyorum balkonda da, her şey ne kadar boş. Ben de her şeyi boşvermek istiyorum. Ama nasıl olur bilmiyorum. Biraz yapıyorum gibi hissediyorum bazen. Bazen de beceremiyorum gibi geliyor.

Balkondan uzaklara bakıp düşünüyorum boş boş. Lisede edebiyat okudum. Açık Öğretim İktisat sonra. Muhasebe kursuna gittim.  18 yaşımda çalışmaya başladım. Hayatımda adam gibi adama bir kez rastladım o da olmadı. Alevi idi. Sonra borsada dealer oldum. Kardeşim de resim mezunu işsiz.  Çok kilo aldım bu aralar. Annem utanmasan işe pijamalarınla gideceksin diyor.

Öyle işte kendi halinde bir hayat. Tatil iyi çünkü yıl boyu masa başında işim. 

3 Ağustos 2016 Çarşamba

DEDEMİN KUZENİ


Dedemlerin ailesi ikiye bölünmüş bir zamanlar. Anne dedem yani. Dedem Mardin’de kalmış, dedemin kuzeni mesela Suriye tarafında kalmış. Annem de Mardin’de doğmuş. Dedem, İstanbul’a geliyor daha sonra. Hatta dedem Mardin’den ilk çıkan ve İstanbul’a gelen kişi.

Birbirine düşkün bir aile o zaman bizimkiler. Bizim o Suriye’de kalan kuzenin oğlu oluyor. Haşim. Haşim de daha sonra İstanbul’a geliyor, öğrenci olarak. O zaman Haşim ve teyzem, dayım çok samimi oluyorlar. Hep birlikteler. Aynı yaştalar üçü de.

Haşim, teyzeme aşık oluyor, evlenmek istiyor. Teyzem istemiyor. Haşim, üniversiteden sonra Amerika’ya yerleşiyor. Colorado’ya. Orda çalışıyor ve evleniyor. Teyzem de evlenip Colorado’ya yerleşiyor. Bir tesadüf bu. Teyzemin kocası iyi bir adam çıkmıyor, biraz deli, biraz ruh hastası. Teyzem mutlu olmuyor, adam zengin ama teyzeme para harcatmıyor. Aynı evin içindeler ama hayatları birbirine uzak.

Teyzemin kocasının da kökü Mardin. Mardin öncesi ise Mısır. Teyzemle kocası hala Amerika’dalar. Haşim’in çocukları oldu, boşandı, sonra torunları da oldu. Haşim’in torunları ile teyzemin torunları aynı okula gidiyorlar şimdi. Okulda karşılaşıyorlar. Arkadaş oldular. Bence Haşim hala teyzemi seviyor. Teyzem ise bu konuyu düşünmek istemiyor.

Biz ise ikisine de söylemeden aile içinde onları konuşuruz. Acaba evlenseler daha iyi mi olurdu, diye. Haşim, iyi biri, yumuşak, hoş insan. Biz teyzemin boşanmasını çok istedik. İstanbul’a çağırdık defalarca ama boşanmadı. İstemedi. Sevgiden değil de sanıyoruz para durumu rahatlığından. Adam cimri de olsa yine de rahat bir hayat. Haşim’in boşandığı eşi Fransız idi. 

1 Ağustos 2016 Pazartesi

CİHANGİR CANAVARI


Vapurla Boğaz turu yapıyor, gülümseyerek çevreyi izliyordum. Birkaç düğün teknesi geçti. Ben de kafamda cinayet öyküleri oluşturuyordum. Bir seri katil çıkıyor ve bu yaz evlenen bütün gelin damatları öldürüyor ve Boğaz’a atıyor. Böylece gürültüden kurtuluyoruz. Kulağımda da Tartini’nin Devil’s Trill sonatı var. Bir tekne daha geçti, orda da Ece Seçkin Adeyyo çalıyordu. Hemen öyküye devam ettim, katil adeyyoyu da öldürüyor. Çok seriymiş bu katil. Seri numarası bile varmış.

Bu dava için gelinlerle damatların aileleri beni tutuyor. Ben de Murat Dalkılıç Official dinleyerek soruşturmaya başlıyorum. Olayı çözüyorum. Boğaz’da teknede bir düzmece düğün düzenliyorum. Tam mezdekede geliyor katil. Evlenmek istediği kızla evlenemeyen bir adam çıkıyor bu katil. Klişe. Cinayetler hep klişedir zaten. Bu olaya basında Mürüvvet Kasabı diyorlar. Mürüvvet Kasabı ile hapishanede evlenmek isteyen bir dolu kız çıkıyor. Kızlar bu kasapla selfie çekiyorlar.

Sonra bir Cihangir Canavarı türüyor. Cihangir’deki entelleri öldürüyor, üç beş on, sakallı, pipoluları, heybeli kadınları öldürüyor. Aydın geçinenleri, ukalaları. Bu iş de bana veriliyor. Ben de entel gibi giyiniyorum. İstanbul Modern’de resimlere bakıp da bu çok soyut non figüratif bir eser diyorum, katil yaklaşıyor hemen ama ben güvenlikçileri uyarmıştım. Katili yakalıyorlar haliyle. Ben de bozuntuya vermeden Avni Lifij resimlerine bakmaya devam ediyorum. Lifij’in de Parisli entelektüelmiş gibi bir oto portresi var zaten.

İstanbul Modern’den çıkıp Mimar Sinan’a giderken tam, halam arıyor. Bir akraba teyze soyulmuş. Neee diyorum, soyunmuş muu? Hayır Derinim diyor, soyulmuş, para altın mücevher, her şeyini almışlar. Hemen teyzeye gidiyorum. Teyze işte. Teyzelere isim gerekmez. Teyzelik düşeslik gibi bir şeydir. Ama soyulmayı engellemiyor.

Bizim teyzoş teyze, çevrede alışveriş yaparken hep, ben yalnızım dermiş. Yalnızım bana çok meyve gerekmez, 2 muz yeter, çok sebze gerekmez, yarım kilo fasulye bir domates yeter. Yani herkes yalnız yaşadığını biliyor. Ayrıca, evine birkaç defa televizyon tamircisi, elektrik tamircisi gelmiş. Günümüzde birçok hırsız bu yöntemi kullanıyor. Açıyorlar bir dükkan bir mahalleye, evlere gidiyorlar, evlerde neler var öğreniyorlar, sonra da kendi hırsız çetelerine bildiriyorlar. Soygun böyle olmuştu tabii ki. Bunu da çözmek çok zor olmadı. Hırsız nalburmuş.