31 Aralık 2016 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 14


HUDUTLARIN KANUNU

Lütfi Ö. Akad, 1966

Yılmaz Güney başrolünde bir doğu filmi. Urfa’da kaçakçılık yapan köyler, köylüler. Kaçakçılıktan başka geçim kaynağı olmayan insanlar. Ayrıca, ağalar, öğretmenler ve polis. Doğu dramı. Sinemamızın en iyilerinden. Not:3/4

SUÇLULAR ARAMIZDA

Metin Erksan, 1964

Sinemamızın belki de en iyi yönetmeni Erksan’dan bir suç filmi. Zengin bir konakta bir elmas çalınır. İyiler, kötüler elmasın peşindedir. Ekrem Bora, Belgin Doruk, Tamer Yiğit, Leyla Sayar. Oyuncular da yönetmen de film de çok iyi. Not:3/4

SÜLÜN KATİLLERİ

Fasandraeberne, 2014, Danimarka

Kopenhag’da bir eski davalar grubu kurulur. İki detektif eski davaları çözmeye başlarlar. Bir okulda uzun yıllar önce çocuklar öldürülmüştür ve olay çözülmeden kapatılmıştır. İki detektif geçmişin peşine düşerler. Artık iyice yerleşen kuzey polisiyesinin iyi bir örneği. Not:3/4

İNANCIN TUZAĞI

Flaskepost Fra P, 2016, Danimarka

Sülün Katilleri filmindeki, eski davaları çözen iki detektif bu kez yine geçmişteki bir seri katilin peşine düşerler. Bu kez bir çocuk katili. Yine klas bir kuzey polisiyesi. Not:3/4

BAŞKA BİR AŞK HİKAYESİ

Kaerliged Pa Film, 2007, Danimarka

Müthiş bir kuzey polisiyesi. Gizemli bir suç filmi. Evli ve çocuklu bir adam bir gün bir trafik kazası yapar ve bir kıza çarpar. Kız görme yetisini kaybeder ancak adam kıza aşık olur ve gizemli bir maceraya sürüklenir. Not:3/4

28 Aralık 2016 Çarşamba

BARDAK TATLISI



Anlatılamayacak kadar güzel. Ben klasik su bardağı kullandım. Siz istediğiniz ölçüdeki herhangi bir bardağı kullanabilirsiniz.

İçindekiler:

1 kilogram süt
2 yemek kaşığı un (tepeleme)
1.5 yemek kaşığı nişasta (tepeleme)
6 yemek kaşığı toz şeker (tepeleme)
1 paket vanilya
Bulamak için

Ayrıca, Hindistan cevizi ve üzeri için eritilmiş çikolata

Yapılışı:

Muhallebisi için süt, un, toz şeker ve nişastayı bir tencereye alın ve kaynayıp muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırarak pişirin. Kıvamına gelince ocağın altını kapatıp vanilyayı ekleyin. Su bardaklarını ıslatın ve muhallebiyi bu bardaklara paylaştırın. İlk sıcaklığı çıkınca bardakların ağzını streç filmle kaplayın ve buzdolabında dinlendirin.

Bir gün beklemek gerekiyor tam olması için. Bardaklarda bir gün bekletiliyor, sonra bardaklardan çıkarılıp, ortadan bölüp, Hindistan cevizine batırılıp, üzerine erimiş çikolata dökülüyor, bir de çikolatanın üstüne fındık.

Yani, kıvam alan muhallebiyi bardaktan çıkarıp birer parmak kalınlığında dilimliyoruz, ortasına krem şanti sıkarak iki dilimi üst üste koyuyoruz. Hindistan cevizine buluyoruz ve en üstüne eritilmiş çikolata gezdirip dilediğimiz gibi süslüyoruz.

Bittiiiiii.

25 Aralık 2016 Pazar

NOEL


Noel bugün. Yarın bitecek. Bizler için değil tabii Noel. Hıristiyanlar için. Ama yabancı arkadaşları olan vardır veya yurtdışında yaşayanlar.

Dün gece, herkes Noel ağaçlarının altına hediyeleri koydu. Çorapların içine de koydular. Evlerin her tarafı süslendi. Çeşitli Noel Baba süsleri, zencefilli kurabiyeden yapılan süsler, kulübeler, renkli killerden yapılan süsler, rengeyikleri, çeşitli oyuncaklar, duvar süsleri.

Evlerde kurabiyeler yapıldı. Bu gece herkes kapısının önüne Noel Baba için süt ve geyikleri için de kurabiye, havuç filan koyacak, börek veya. Koyanlar tabii ısıracaklar biraz onları, çocuklar uyandıklarında gerçekten de Noel Baba geldi sansın diye.

Herkes birbirine yılbaşı için kartpostal attı elbette, bu gelenek sürüyor halen. Bugün Pazar günü yani, evlerde toplanıp kutlayacaklar birbirlerini. Kiliselerde günlerdir ayinler kutlamalar da var tabii. Bu kilise olayı da ilginç. Örneğin, Amerika’da üç ev bir kilise şeklinde şehirler. Çok fazla sayıda kilise var.

Dindar olanlar Katolikler. Amerikalılar örneğin, ikiye ayırırlar, Katolikler ve Hıristiyanlar diye. Katoliklerin dindarlığı koyu, onların kutlamaları farklı. Protestanlar ise kendilerine Hıristiyan der, Protestan demezler. Protestan ayinleri daha eğlenceli olur. Konser gibidirler. Rock konseri gibi. Müzik öyledir, sözler ise ilahi şeklinde. Müzik dinlerken kilisede headbang yaparlar. Ellerini dışa doğru açıp ellerini yanlara doğru sallarlar.

Tarihi de ayırırlar. Laik tarih ve dindar tarih. Laik tarih binlerce milyonlarca yıl önce başlar. Evrime inananlar laik tarih okurlar, dünya tarihi ikibuçuk milyon yıl önce başlar, dindar tarih ise İsa’dan yedibin yıl önce başlar. Ama örneğin dinozorlar konu olunca durum karışır, dinozorlar dindar tarihte de vardır derler. Veya Nuhun Gemisi konusu olunca. Laik dindarlar buna mitolojik tarih diyor. Hazreti Musa’nın denizi ikiye bölmesi de bu durumda mitoloji oluyor. Dinozorlar Nuhun Gemisi’ne binmişti.

Belki de tarih yazılı tarihle başlıyor, tabletlerle, Mezopotamya’da.

24 Aralık 2016 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 13



ERKEKLER SARIŞIN SEVER

Gentlemen Prefer Blondes

Howard Hawks, 1953, A.B.D.

Marilyn Monroe, Jane Russell

İki şov kızı büyük bir gemi ile Amerikadan Avrupaya giderler ve gemide şarkı söylerler. Sarışın olanı seven erkeğin babası,  kızın peşine bir detektif takmıştır, detektif sarışını izlerken esmer olana aşık olur. Sarışın olan zenginlik istemektedir. Gemiden sonra Paris’e inerler. Paris’te bu iki kız ve peşlerindeki erkekler yüzünden ortalık karışacaktır. Çok hoş bir komedi. Not:3/4

AŞKTA HER ŞEY MÜMKÜN

Something’s got to give

George Cukor, 1962, A.B.D.

Marilyn Monroe, Dean Martin

Marilyn Monroe’nun ölmeden önceki son filmi, film çekilirken MM ölür, bu nedenle film 37 dakika. Bu anlamda bu film bir belgesel sayılır. Filmde, MM, bir erkeğin ilk karısı iken kaybolur, eşi o öldü diye düşünür ve bir daha evlenir ancak MM geri döner. Hoş film ancak yarım. MM bu filmde çok kırılgan ve biraz zayıflamış, ölmeden önceki son günleri zaten. Not:3/4

GEL SEVİŞELİM

Let’s Make Love

George Cukor, 1960, A.B.D.

Marilyn Monroe, Yves Montand

MM bu filmde güzelliğinin ve oyunculuğunun zirvesinde. Yves Montand ile çok iyi ikili olmuşlar. Zaten bu sırada aşk da yaşamışlar gündelik yaşamlarında da. Çok zengin bir adam, bir tiyatroda kendisinin canlandırılacağını öğrenir, tiyatro provalarına bir başka insanmış gibi gider, bir oyuncu gibi. Kendisini oynarken, oyundaki diğer oyunculardan birine aşık olur. Oyuncular ve müzikleriyle tam bir mutluluk filmi. Not:4/4

23 Aralık 2016 Cuma

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 3



ALBÜMDEKİLER

Gülsen Varol

Albümdekiler nostaljik bir epik roman, nehir roman. Bir ailenin yirminci yüzyıla yayılan öyküsü.

Sevgili blog arkadaşımız Gülsen Varol’un başka kitapları da var. Albümdekiler, adına benzer şekilde sanki bir albümdeki fotoğraflara bakılarak ve geçmişe dönülerek yazılmış gibi.

İstanbul, Bursa, Samsun ve başka şehirlere de yayılan bir ailenin yaşamı etkileyici. Birkaç kuşağı izliyoruz ve bu öykü çok da uygun bir sinema filmine.

Yirminci yüzyılın yaşantısını, özellikle küçük şehirlerdeki yaşantıyı anlamak açısından keyifli bir roman. Bütün kahramanlara sevgiyle ve anlayışla bakılarak okunan romanda en güçlü çizilen karakter Sanem ve en zorlu ve acılı yaşam da onunki.

Dönemin şartları, gelenekler, gurur, sevgi, acı, evlilik, hayaller, yeni kuşaklar, torunlar, yaşam bir yandan sürerken yıllar geçince geriye bakıp insanlar keşke böyle davranmasaydı diyoruz ama bir yandan da görüyoruz ki başka türlü de davranamazlardı. Herkes bilebildiği kadar, ailesinden, çevresinden gördüğü kadar yaşayabiliyor biraz da. Seçimlerimiz çok da bize ait olmuyor.

Aile ve gelenekler en büyük kazancımız olduğu gibi en büyük dezavantajımız da olabiliyor. Bu ailenin yaşamında bütün kahramanları seviyor ve hepsine kızıyoruz aynı zamanda.

Albümdekiler duygusal bir roman. Pek keyifle okunuyor.

Not:4/4

Arkadaşımızın blog adresi:

21 Aralık 2016 Çarşamba

NABER


Naber bir mizah dergisi. Mizah dergilerine yakın olanlara tanıdık gelecek bir dergi. Bildiğimiz Uykusuz, Penguen havasında.

Dergi üç ayda bir ve iki yıldır çıkıyor. Dergiyi, mizah dünyasından tanıdığımız Umut Sarıkaya tek başına çıkarıyor. İçindeki yazılar ve karikatürler hep ona ait.

Şimdilik altı sayı olan bu dergide mizah yazıları, mizah öyküleri, çizgi öyküler, karikatürler var. Son yıllarda mizah dergileri bölünerek çoğalıyor. Eski ustalar yeni dergiler çıkarıyorlar.

Naber de Uykusuz, Penguen tarzı mizah sevenlerin pek seveceği bir dergi. Bol sayfalı ve doyurucu. Konuk çizer de alıyor.

Mizah dergileri, diğer tüm dergi türlerinden daha önemli. 

ANARŞİNİN EVLATLARI



Sons of Anarchy

Bir motorsiklet çetesi dizisi. A.B.D.’de ünlü olan Harley çetelerini anlatan bir suç, aksiyon dizisi.

A.B.D.’de Harleylerde yaşayan aileler bile var ve bunlar yılda bir kez bir araya gelirler, yüzlerce, binlerce motorsikletli. Ve birçok da çete var. Çete sözcüğü aslında doğru değil bunlar kulüp aslında.

Ama yasadışı işlere giren motor çeteleri de var ya da öyle sanılıyor. Bulundukları kasaba veya eyaletlerdeki uyuşturucu, silah, fuhuş gibi yasadışı aktivitelere de giriyorlar, gizli şekilde. Ancak, genel olarak Harley çeteleri sadece romantik ve nostaljik gruplar. Çünkü, Harleyler ve Harley giyimi, aksesuarları asiliği, özgürlüğü çağrıştırıyor, çizmeleri ve yelekleri özellikle.

Sons of Anarchy de Kalifornia’nın Charming kasabasında yerleşik bir çete. Kuralları, törenleri, prensipleri var. Yasal bir kulüp iken yeni liderleri Clay (Amerikan sinemasının klasiklerinden Ron Perlman) kulübü silah ticaretine sokuyor. Diğer çeteler, Meksikalılar, Çinliler, İrlandalılar arasında silah trafiğini yönlendiriyor kulüp ama bu yüzden çok dram yaşanıyor ve ölümler gerçekleşiyor.

Clay’in yardımcısı Jax (Charlie Hunnam, yürüyüşü ve havası ile çok yakışıyor) ise kulübü kuran adamın oğlu aynı zamanda ve annesi de Clay’in eşi. Yani Clay aynı zamanda Jax’in üvey babası. Annesi Gemma, üvey babası Clay ve Jax arasında zaman zaman iyi zaman zaman gergin bir ilişki var. Clay, yasadışını severken, Jax yasadışını bırakmak istiyor.

Dizi yedi sezon ve her sezon onüç bölüm ve her bölüm bir saat. Ancak, aksiyon, dram, heyecan, suç hiç bitmiyor. Çekici bir dizi, havalı, seyri çok hoş.

Suç ve motorları sevenler kaçırmasın.

20 Aralık 2016 Salı

MAVİ MISRALAR


Mehmet Osman Çağlar

Mavi Mısralar için aşk ve devrim şiirleri diyebiliriz. Bir de deniz ve mavi. Mavi mısralar olması, denizle ilişkisinden. Deniz ve mavi de özgürlük demek, şiir de özgürlüktür, aşk da öyle.

Şiirlerde 1960’ların, 70’lerin gençlik ve politik ruhu var, devrimci gençlik atmosferi. Devrim yanında aşklar, ayrılıklar, özlemler de. Bir de deniz sevgisi ve denizde geçen zamanlar. Şiirler, geçmişe bakıyor, geçmişi anıyor, özlüyor.

Gençlik enerjisini, eski aşkları, yarım kalmış aşkları, yarım kalmış devrim şarkılarını özlüyor dizeler. Kısa, masum ve naif şiirler. Çocuksu dizeler. Şiirlerin arasında yine aynı atmosferde denemeler de var. Barışçı ve nostaljik denemeler. Deniz yolculukları, sofralar, şehirler, güney, Ankara.

Bugün ve geçmişten oluşan şiirler özgür ve yolcu, gezgin bir ruhun şiirleri. Yaşanmışlık hissi veren ve genelde hüzünlendiren dizeler. Bir yaşamın özeti, özü var şiir ve denemelerde.

Kolay okunan, hafif ve deniz esintisi gibi keyif veren bir kitap.

Not:4/4

(Mehmet Osman Çağlar, blog arkadaşımız. Bu şiir kitabından sonra çok yakında ilk romanı da yayınlanacak. Ayrıca, oğlu Tolga Çağlar da eski blog arkadaşlarımızdan. Mehmet Osman Çağlar’a bundan sonrası için de başarılar diliyoruz. Ondan denizcilik anılarını yazmasını bekliyoruz)

Mehmet Osman Çağlar’ın bloğu:


Oğlu Tolga Çağlar’ın bloğu:

18 Aralık 2016 Pazar

HAYAT KİTAP SİNEM


Hayat Kitap, Hayatım Kitap Sinem, çok eski blog arkadaşlarımdan. Öncelikle kitap yazıları yazardı. Geçen yıl bir İstanbul dergisinde yazmaya başlamıştı. Ben de hemen duyurmuştum blogumda. Uzun zamandır da kanserdi. Daha geçen yıl yeni evine taşınmıştı. Sürekli hastaneye giderdi tedaviye. Her zaman mutlu ve umutluydu.

Kitap, edebiyat severdi. Blogumdaki bir önceki header'ı o yapmıştı. İki yıl onun yaptığı header'ı kullanmıştım. Kitaplar hakkında, yazmak hakkında, onun hastalığı hakkında çok konuştuk onun blogunda. Ev bulma aşamasında da konuşuyorduk, nerde otursun diye. Üsküdar Beykoz taraflarını düşünüyordu.

Onun blogunun en iyi yorumcusuydum. Bunu hep o söyledi. Yani en sıkı yorumcusu idim. Toptan gider okurdum yazılarını. Sen olmasan blogum bomboş kalcak derdi bana hep. Blog arkadaşı olarak çok severdik birbirimizi. İyileştiği zaman hemen bloguma gelirdi. Güzeldi tatlıydı iyi kalpliydi.

İki sene önce idi sanırım, Hastaneye giderken sölemişti bana, Ben de hemen blogumda sağ üstte bir yazı ile duyurmuştum ve bütün blogçu arkadaşlarımız ona geçmiş olsun demeye gitmişti onun bloguna. Ne mutlu olmuştu.

Blogunda en son yazılarında yine ameliyata gittiğini sölemişti, daha çok yakında. Kaybetmişiz. Hep iyiler gider derler ya. Az önce Demirkadın Demir Derya söyledi. Sonra da Kitap Eylemcisi Eylem'de gördüm ve hemen gözlerimden yaşlar akmaya başladı.

Başımız sağolsun.

17 Aralık 2016 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 12



BARRY LONDON

Stanley Kubrick, 1975, A.B.D.

Genç bir İrlandalı serseri, hayatını kazanmak için her şeyi yapar, asker olur, sonra da zengin bir kadınla evlenir, ancak hırsı hiç tükenmez. Yönetmenin iyi filmlerinden, bir yaşam öyküsü. Not:3/4

BEN KİMİM?

Who Am I?, 2014, Almanya

Bilgisayar hacker’larının ilginç dünyasını anlatan bir aksiyon filmi. Eğlenceli. Not:3/4

AÇIK KALPLER

Elsker Dig For Evigt

Susanne Bier, 2002, Danimarka

Kuzey sinemasından mükemmel bir örnek. Bir çift evlenme planı yaparken adam kaza geçirir ve yatağa bağlanır, kadın ise bir başkasına aşık olur, aşık olduğu adam ise evli ve çocukludur. Bu dört kişinin de hayatı alt üst olur. Oyuncular, konu, film, her şey iyi. Not:3/4

16 Aralık 2016 Cuma

MELEKLERİN GÜCÜ


Dün akşamüstü, Beki İkala Erikli öldürüldü, bir kadın tarafından. Sabah duydum öldürüldüğünü, Evrim Divadonnabella arkadaşımın instagramından. Duyduğum anda, onu tanıyan biri öldürmüştür diye düşündüm. Kendisi ruhsal konularla ilgiliydi, sevdiğim bir insandı. Birkaç kitabını okumuştum ve sevdiğim konularla ilgileniyordu kendisi. Melekler, melek mesajları, gibi.

Şöyle düşündüm, herhalde ondan veya kitaplarından etkilenen biridir katili. Belki onun öğrettiklerinden bir şeyler bu katilde ters tepti. Belki katili olan kadının bir sevdiğine bir şey oldu ve yazarı suçlu buldu. Kendisi yaşam koçuydu, çok insana faydası olmuştu. Bakalım, ardından nasıl bir dram çıkacak?

Onun bir kitabını, 3 Kasım 2013'te yazmıştım blogumda. Sevdiğim bir insan olduğu için o yazı bir kez daha yayınlıycam. Bir yazıyı ikinci kez yayınladığım hiç olmamıştır. Bu arada, ben de bu konularda arada bir yazıyorum, hatta kitaplarımda işlediğim bir konu bu, spiritüellik.

Meleklerle konuşa konuşa o da bir melek oldu artık.


MELEKLERİN GÜCÜ

Beki İkala Erikli

Meleklerin Gücü bir anlamda Meleklerle Yaşamak adlı kitabın devamı. Melek Terapisi dediğimiz şifalandırma çalışmasını yapıyor Erikli, ama o melek koçluğu terimini yeğliyor. Erikli genelde spiritüel dediğimiz alanda çeşitli eğitimler almış, melek terapisini de bu çalışmanın ustası Doreen Virtue’dan öğrenmiş.

Geçmişi şifalandırmak. Önemli bir kavram. Erikli’nin söylediği gibi hepimizin beyninde, kalbinde, ruhunda geçmişle ilgili kayıtlar var. Bu kayıtlar, geçmişte yaşadıklarımızla oluşuyor ve günümüzü etkiliyor. Yaşama katılma, para kazanma, başarı, beceri, sınav gibi her türlü yaşam alanında, bu kayıtlar, bunlara kilitler de diyebiliriz, gündelik mutluluğumuzu etkiliyor, ileriye doğru adım atmamızı engelliyor.

Bunlardan kurtulup kendimizi özgürleştirmenin yolu kafamızdaki bu kayıtları silmek, kendimizle, yaşantımızla ilgili düşüncelerimizden kurtulmak. Bu kayıtlar, geçmişteki biz’den kaynaklanabilir, bu yaşamdaki biz’den, ama bizim daha önceki yaşantılarımızdan da kaynaklanabilir, bunu kim bilebilir, belki daha önce de yaşadık geçmişte, o ruh bizde duruyor hala.

Veya ailemizin geçmişinden bir ruh duruyor olabilir içimizde veya ziyarete gelebilir, çoğumuz sevdiğimiz kaybettiklerimizin bizi ziyarete geldiğini biliriz. Bu dünyadan ayrılmak istemeyen bir ruh olabilir ya da biz o ruhun ayrılmamasını isteriz. Belki de geçmişte yaşamış tanımadığımız bir insanın ruhu da olabilir.

Bunların hepsi olabilir. Şu gerçek var. Bu kilitler, kayıtlar bizim önümüzdeki engeller. Biz bunları fark etmeyebiliriz bile ve şu güzelim hayatta eksik enerjiyle yaşayabiliriz veya potansiyelimizin çok altında yaşarız.

Bu kayıtları silmenin bilimsel ve alternatif çeşitli yolları var. Psikoloji, tıp, reiki, EFT, NLP ve benzerleri. Erikli ise bunu melekler yoluyla yapıyor. Melekler yoluyla geçmişimizi şifalandırıyor. Bu kitabında bunu açıklıyor ve şifalandırdığı insanların anekdotları var. Sayılar, melek kartları gibi yan malzemeler de var. Şifalandırdığı kişilerin bu kitap dışında nette de yazıları, blogları var zaten.

Başmelek Mikael ve çeşitli yaşamsal konularla ilgilenen diğer meleklerden yardım isteyerek bizi engelleyen bu bağları çözüyor. Bunu kendi kendimize de yapabiliriz. Çok istersek. Her şey bununla ilgili zaten, sorunun farkına varmak, çözmeyi yürekten istemek, kalbimizi temizlemek, temiz kalple istemek, gerçekten istemek, mış gibi yapmadan, ne isteyeceğimizi bilmek, meleklerden yardım istemek.

Herşey zaten zihnimizi, egomuzu temizleyip geçmişteki biz’i unutmakla başlıyor. Bir tık ileri gidiyoruz böylece. Erikli de bunu bize gösteren rehberlerden bir tanesi.

İlginç bir konu, ilginç bir kitap.


Not:3/4

13 Aralık 2016 Salı

ÇOCUKTAN AL HABERİ



(Kavas Hüdai anlatıyor)

Gündelik yaşamımız içinde hayatın ince esprilerine tanık olsak da bazen bunun farkına bir zaman sonra varırız. Mutsuzluğumuzu örtmek için yüzümüze geçirdiğimiz maskenin altından tebessüm ederiz.

Ben gülmeye ve kahkaha atmaya bayılırım, neden mi?  Düşünün şimdi bir an durduk yere kahkaha atılır mı? Hayır. Ama bu kahkaha atmama neden olan dört yaşında mavi gözlü sarı saçlı bıcırık bir kız çocuğu ise evet atılır. Hem de öyle atılır ki. Katılarak gülersiniz.

Benim baba tarafından bir akrabamız var, Ayten abla, eşi Hüseyin abi. Hüseyin abi öldükten sonra o, hayata küstü. O şen şakrak Ayten abla gitti, yerine evinden çıkmayan asabi ilaç müptelası bir Ayten abla geldi.  Mutfakla salon arasında mekik döşeyen Ayten ablanın yaşamı eve kapanık, tam bir ‘’televizyonkolik‘’olup çıktı.  Bizim Ayten ablanın iki oğlu bir de kızı var. Kendi hallerinde tam bir ev kedisi hepsi maşallah. İşten eve! Evden İşe! 

Haftanın son günü olan pazar sabahları Ayten ablanın evinde çekirdek aile olarak pazar kahvaltısı ve çarşı pazar gezmesi yapılır ailecek. Babalarının ölümünden sonra annelerine destek olmak için yanlarından ayrılmazlar. Yalan yok haklarını yiyemem hepsi akıllı uslu insanlar. İşte bu ailenin ortanca oğlu İbo, evli ve bir kız çocuğu var, sülalenin sevgilisi. Bir gün İbo işten eve gelir. Haliyle her evde olduğu gibi eksikler biter mi asla bitmez.  İbo’nun hanımı bir gece İbo’ya ihtiyaçları olan ve alınması gereken şeyleri söyler. Salonun ortasında oyuncakları ile oynayan kız ilgisini oyuncaklarına vermiş. İbo ise elindeki kumandadan kanallar arası sörf yapıyor. Hanımı bir kere daha tekrarlamış İbo bunu almamız lazım diye.

İbo vallahi hanım cebimde ‘bir don alacak param yok‘ demiş, hanımı haliyle susmuş. Öyle ya İbo bu zamana kadar hanımı ne istedi de almadı? Adam haklı ama ayın ortası masraflarsa almış başını gidiyor her gün zam, zam, zam, İbo hangisine yetişsin diyerek susmuş kadın. Günler günleri kovalamış Pazar günü gelmiş çatmış. Bizim İbo kızını kucağına almış hanımı da koluna takmış anasının yanına gitmişler. Kapıyı açan Ayten abla sarmaş dolaş içeriye buyur etmiş. Yemekler yenmiş çaylar içilmiş, kahvaltıdan sonra televizyonda sabah magazinlerine dalan oğlanlar salonda, Ayten abla, kızı ve gelinler masayı toplayarak mutfağa geçmişler, bulaşıkları yıkayıp yerlerine yerleştirirken Ayten ablanın canı kızı ve gelinleriyle dedikodu yaparak kahve içmek istemiş. Dolabı açıp elini kahve kavanozuna attığında boş kahve kavanozu eline gelmiş. Bak şu şansa yaaa kahve de bitmiş. 

Geline dönerek, İbo köşedeki bakkaldan kahve alıp gelsin de kahve içelim diyince, bizim küçük bıcırık devreye girmiş:

‘’mamaanne  ibonun cebinde don alacak parası bilem yok siz kendinize kahve alın‘’ diyince Ayten ablanın o şen şakrak kahkahası mutfakta patlamış.

Siz siz olun iki kişinin bildiği sır sır değildir. Hele ki küçük çocukların yanında daha dikkatli konuşun. Olmadık bir yerde öyle bir kelime söyler ki siz bile şaşırırsınız.

Lütfen benim kahvem ‘ yandan çarklı ‘ olsun.

12 Aralık 2016 Pazartesi

RESTORAN MACERASI



Ah aklıma geldi de bir anımı anlatayım.

Öğrenciyken, canımız balık istedi kızlarla. Evde pişirmekle uğraşmayalım dedik. Bir restorana gidelim de balık yiyelim.

Gittik bir balık restoranına. Bir garson geldi, uzun boylu, iri yarı ve çok şık, sanki general yani. Yavaş yavaş geldi yanımıza, sordu ne yiyeceğimizi. Biz de aramızda konuştuk, anlaştık, üçümüz de dil balığını merak ediyorduk. Dil balığı istiyoruz dedik.

Garson, kont gibi yürüdü gitti. Biz de sohbet ettik bekledik, sonra o garson yine geldi ağır adımlarla, yaklaştı masaya, elinde büyük bir tepsi içinde tabaklar vardı. Üçümüzün de önüne tabakları bıraktı.

Baktık tabaklarımıza, ufacık bir şey, minik minik de parçalara ayrılmış. Garsona baktık, dedik ki, -Ya garson bey, biz balık gibi bir şey bekliyorduk.

Garson da, bize baktı, kibarca dedi ki, -Siz, dil balığı istediniz, dil balığı pişince bu hale geliyor.

Bir de iskender maceramız var. Gittik bir iskenderciye, söyledik, geldi tabaklarımız. Sonra geldiler, tereyağı ister misiniz, sos ister misiniz, diye sordular. Biz de istemiyoruz dedik, çünkü bunlar için ayrı ücret alıyorlar sanıyorduk. İkinci gidişimizde sorduk da öğrendik bedava olduğunu.

11 Aralık 2016 Pazar

GİRİŞ(İM)



Girişim, adı üzerinde, bir girişimcilik kitabı.

Girişimcilik, entrepreneurship yani, önemli tabii ki. İş, business, ekonominin konusu. Bu kitap da bir ekonomi kitabı öncelikle.

Bu yüzden, ekonomi ile ilgilenenlerin bildiği bazı terimler de var içinde, oyun teorisi, Maslow, verimlilik, SWOT analizi, KOBİ’ler, PEST, gibi.

Ders kitabı gibi de ayrıca ancak çok teorik de sayılmaz, pratiğe yönelik bilgiler var içinde, girişimci olmak isteyenler için. Aslında, herkes birer girişimci olmak ister, ancak bunun yollarını bilen de çok yoktur bizde.

Çantacı derler, ortalıkta birçok girişimci var, kredi alalım, destek alalım, hibe alalım, alalım da para kazanalım, köşe olalım, bizdeki girişimcilik böyle genelde. Tavuk işletmesi için destek alalım arabayı yenileriz, derler. KOSGEB, KOBİ fonları, banka kredileri, bizde işten çok keyif için alınıyor. Maksat zengin olmak.

Ekonomi, işletme, finans, yönetim, strateji gibi konulara ilgi duyanlar ve iş yapmak, iş kurmak isteyenler için bir rehber kitap bu.

Not:4/4


Üstelik de, bir blog arkadaşımızın yazdığı kitap. Okuma Günlüğüm bloğunun çok mu çok tatlı ve iyi yazarı Eren O. yazdı, babasıyla. Hep öykü, deneme, şiir yazacak değil ya blogçular, bilim yapan da var elbette. Faydalı bir kitap yazan arkadaşımıza teşekkür ederiz.

Ayrıca, son olaylar nedeniyle hepimize geçmiş olsun ve hayırlı kandiller.

10 Aralık 2016 Cumartesi

DEEP AİLESİ


Blogumda iki türlü öykü yazıyorum. İlki, serbest öyküler, ikincisi de kurgu kahramanı olan öyküler. Bu yıl sonunda blogum altıncı yılını bitiriyor. İlk 4 yılda, 2011, 2012, 2013, 2014, 8 adet temel kahramanım vardı. Bunlar;

SİMAY. 25 yaşında makine mühendisi. İstanbul’da özel şirkette çalışıyor. Yalnız yaşıyor. Müzik, tiyatro, doğa sporları seviyor. Eğlenceli, aksiyonlu biri. ÇAĞLA. Tipik ergen liseli. Karadeniz’de yaşıyor. GECE. Çellocu, Galata’da yaşıyor, konservatuarda okuyor, 20 yaşında, yalnızlık seviyor, müzik ve çizim dışında bir şeyle ilgilenmiyor. MODEL. Fotomodel, Nişantaşı’nda yaşıyor, yaşamayı seviyor, 25 yaşında. LENA. Cihangir’de kız arkadaşlarıyla yaşıyor, resim öğrencisi, bale ve gizemcilik ile ilgileniyor, 20 yaşında. DERİN. Tek erkek kahramanım. 27 yaşında, detektif, kimya, adli tıp mezunu, en çok halasının bulduğu işlere bakıyor. ZÜLEYHA. Üniversite mezunu işsiz, evde oturuyor, babası çalışmasına izin vermiyor, 23 yaşında. Bilgisayar meraklısı, zeki ve komik. ASMİRA. İstinye Park AVM’de tezgahtar, 20 yaşında, gezmeyi, eğlenmeyi seviyor. NURNİNA. 23 yaşında, ailesiyle yaşıyor, kapalı bir kız, Üsküdar’lı.

Son iki yılda, 2015, 2016, ise, birkaç yeni kahraman daha eklendi. Irak Savaşındaki Osmanlı gazetecisi Muharrir El İnsani, hemşire adayı Kübo, görücü usulü evlenen bir kızın evlenme öyküsü, İslam baba, aşkının peşinden giden Payidar, bıçkın delikanlı Kavas Hüdai, gibi.

9 Aralık 2016 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 11



GİZLİ ODA

La Cara Occulta, 2011, Kolombiya

Gerilim ve gizem sevenler için. Bir orkestra şefinin kız arkadaşı onu terk eder. Yeni bir kız arkadaşı olur. Ancak eski kız arkadaşı da bir şekilde adamın hayatındadır. Eski kız ile yeni kız arasında bir sır vardır. Heyecanlı, kaçmaz. Not:3/4

PRENSİM

Mon Roi, 2015, Fransa

Bir kadın bir erkek, erkek çok serseri, kadın da çok normal. Birbirine uymayan bir çift. Ancak, aşkları çok gelgitli, ayrı da kalamıyorlar. İki Fransız oyuncudan mükemmel bir film. Yıpratıcı ama çekici aşkları sevenlere. Not:4/4

CUBA FELİZ

Karim Dridi, 2000, Küba

Kübalı yaşlı bir sokak müzisyeni ülkeyi dolaşır ve durduğu her yerde tanıdığı ve tanıştığı kişilerle o anda canlı müzik yapar. Belgesel bir müzik filmi. Eğlenceli, canlı, hayranlık uyandırıcı. Not:4/4

8 Aralık 2016 Perşembe

HESNA İLE SUNDA


Hesna abla ile Sunda abla annemin en iyi arkadaşları. İkisi de alem. Hesna ablanın kirada bir dairesi var. Bir kadın ile iki kızı oturuyor kirada onun evinde.

Hesna abla, onlar için, gitsinler diyor. Onları kiracı istemiyor. Kızlardan birini çıplak görmüş bir keresinde. Göbeğinde piercing varmış, dövme varmış.

Bu iki kız evde devamlı kavga ediyorlarmış. Hesna abla bunlara çok kızıyor. Zavallı ablam, onlara sinirinden, evde hep bağırıyormuş. Gitmelerini istiyor ama nasıl gidin diyecek onlara. Diğer komşularla da konuşuyor, ya eve erkek getirirlerse diye. Ya dedim abla, kavga ediyorlar diye, piercing, dövme var diye hiç kiracı kovulur mu? Sana ne onların hayatından.

Sunda ablaya da yolda rastladım. Kek yaparken, un yerine karbonat koymuş, dalgınlıkla. Evdeki su şişelerini temizliyormuş, şişelere karbonat koymuş, unutmuş, sabah ilacını içerken içmiş karbonatlı suyu, hatırlamamış karbonat koyduğunu, akşam ilaç içerken bir daha içince hatırlamış.

Keke de karbonat koymuş un yerine, sonra şeker koymuş biraz karbonat tadı gitsin diye. Daha önce de bir yemek yaparken un yerine karbonat koymuştu, sonra da iki domates atmıştı yemeğe, karbonat tadı gitsin diye.

Sunda abla diyor ki, Hesna ile sokağa çıkmak çok tehlikeli, bugün çıktık, önce önümüzde ergen kızlar oğlanlar kavga etti, sonra birine araba çarptı, adamın ayağı kırıldı, sonra bir dükkanın önündeki vitrin mankeni üstümüze düştü. Dükkancı demiş ki, bakın mankenin üzerinde manto var, size alın beni alın beni diyor.

Bu sene yeni yılbaşı ağacı almıycam, geçen senekini süsleyecez evde diyor, ağaçlar büyük ağır oluyor, evde de sürekli bişiler dökülüyormuş ağaçtan, külfeti çokmuş.

5 Aralık 2016 Pazartesi

İLK AŞK 2


Ayhan amca, Facebook’ta bulduğu ilk aşkına yazdığı kağıttaki düşüncelerini feysten ona mesajla gönderemedi elbette. Ama bir süre daha unutamadı.

Ayhan amca, Antalya’ya akrabalarını görmeye gitti. İlk aşkı Nurşen hanım da Antalya’da yaşıyordu. Acaba feysten yazıp buluşsam mı diye düşündü. Düşündü düşündü ama yine yapmadı.

Ankara’ya döndü, eşiyle birlikte Mesa’da yaşıyordu amca. Evdeyken de arada bir aklına geliyordu ilk aşkı. Ayhan amca emekli olduktan sonra sitenin yönetimini almıştı. Yine sitenin bahçesiyle uğraşmaya başladı.

Ama geceleri rüya görüyordu, bu rüyalardan uyanmak istemiyordu. Rüyasında Nurşen hanımla yıllar önceki çok kısa süren lise aşkını düşünüyordu.

Bir sabah, eşi ondan önce uyanmıştı, eşi henüz emekli olmamıştı, Bakanlıklarda idi, uyandığında Ayhan amca horluyordu, şöyle bir dürttü, şişt uyan Ayhan horluyorsun dedi.

Ayhan amca uyandığı an yatakta eşine doğru dönüp “Nurşen ne var ne oldu?” dedi.

Eşi, ne Nurşen’i, Nurşen kim deyince, ah Nurşen işte, liseden arkadaşım, ilk aşkımdı o benim, dedi eşine, herhalde rüyamda onu görüyordum.

Eşi de sabah olmasına rağmen bir kahkaha attı, akıllı kızmış, evlenmemiş seninle dedi.

Ayhan amca, yatağında döndü kendi tarafına ve bu Nurşen’i düşünmeyi bırakmalıyım, dedi kendi kendine.



(Not: Bu öykünün ilk bölümünü 9 Kasım’da yazmıştım, yanda Öyküler başlığında duruyor. Yolda bulduğum bir kağıtta okuduklarımdan kurgulamıştım. O zaman arkadaşlarım, devamı olsun deyince düşündüm ve bir bölüm daha yazdım işte)

4 Aralık 2016 Pazar

MUCİZE:UĞURBÖCEĞİ İLE KARA KEDİ



Eğlenceli, sevimli, komik, heyecanlı bir Paris animesi.

Marinette ile Adrien. Lise öğrencileri. Marinette, Adrien’i seviyor ama Adrien’in bundan haberi yok.

Ama Marinette ile Adrien birer süper kahramana da dönüşebilmektedirler. Marinette bir uğur böceği olur. Adrien ise bir kara kedi. Ancak, ikisi de dönüştüklerinde normal gündelik yaşamdaki kimliklerini bilmezler. Süper kahraman olduklarında, Adrien, Uğurböceği’nden hoşlanır. Yani gündelik yaşamın tersi olur.

Bu ikisi iyi kahramanlar. Bir de kötü kahramanlar var. Kötü adam Hawk Moth, gücü eline geçirmeye çalışıyor. Güçler ise mucizelerden geliyor. Mucizeler peri şeklinde. Marinette ve Adrien’i de süper kahraman yapan, dönüştüren müziceler var, periler, bunlar çok da sevimli.

Hawk Moth, mucizeleri eline geçirmek isterken, genelde zayıf düşen, ruhsal sıkıntı çeken veya hayatındaki zorluklardan dolayı kötülüğe eğilimli olabilecek kişilere güç verip onları kullanarak bu mucize perilerini eline geçirmeye çalışıyor ve Uğurböceği ile Karakedi de onun planlarını bozuyor her defasında.

İlk sezon 26 doyumsuz bölümden oluşmakta. İkinci sezon 2017’de inşallah. Bir de, yılbaşı özel bölümü olacakmış, ne güzel bir haber.

Anime sevenler için çok tatlı dizi.

3 Aralık 2016 Cumartesi

NARCOS



Narcos, yani narkotikler, bir uyuşturucu ticareti dizisi.

Kolombiya ve A.B.D. arasındaki kokain trafiğini anlatan dizi sürükleyici, etkileyici. 1980’ler, 90’lar’daki kokain dünyasını sunuyor bizlere.

İlk iki sezonda Kolombiya’daki uyuşturucu kartellerinin gelişmesi anlatılıyor. Özellikle de en büyük kokain tüccarı efsanevi Pablo Escobar’ın hayatı.

Escobar, Hitler gibi kötü bir adam, uyuşturucu satışı için çok insan öldürüyor, iyilik de yapıyor ancak kötülüğü daha çok. Kötü adam olsa da bir karizması var, Hitler gibi.

Biraz da ortam ve şartlar ve zenginlik nedeniyle çok yükseliyor, kral oluyor, duraklamıyor bir türlü.

Dizi, soluksuz izleniyor, çok heyecanlı. Üçüncü sezonunu bekliyoruz.

2 Aralık 2016 Cuma

MAĞARA



Yeni mizah dergilerimizden. Büyük boy ve bildiğimiz birçok mizah yazarı var. Çeşitli mizah dergilerinden bildiklerimiz.

64 sayfalık bu dergide Vedat Özdemiroğlu, Atilla Atalay, İrfan Sayar, Kemal Aratan gibi Uykusuz, Penguen, Leman, Hıbır, Gırgır tayfasından yazar çizerler bulunmakta.

Örneğin, ünlü Porof Zihni Sinir de var. Yazılar, hikayeler, çizgi romanlar, karikatürler, her türlü mizah malzemesi bulunuyor.

Ferhan Şensoy, Dario Fo, Özdemir Asaf, tiyatronun kavuğunu Ferhan Şensoy’dan devralan Rasim Öztekin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Issız Adam, Kasım sayısının konuklarından.

Eğlenceli, doyurucu dergi. Mizah sevenler kaçırmaz zaten.

Aman uzun soluklu olur inşallah!