31 Aralık 2017 Pazar

ARASTA



Bir alışveriş merkezi açacak olsam adını Arasta AVM koyardım. Eskiden alışveriş merkezlerine arasta derlermiş. Şehir merkezlerinde olurmuş, büyük camilerin çevresinde medreseler, külliyeler olurmuş bir de bu çarşılar.

Yan yana bir sürü dükkan, mesela tahmis, yani kuru kahveci, gibi. Böyle ortada bir meydan, çevresinde dükkanlar. Şimdilerde genelde küçük şehirlerde oluyor, ilçe merkezlerinde. Bu arastalarda haftalık pazarlar kuruluyor.

Çevre köylerden geliyor köylüler, çiftçiler, ceviz, zeytin, peynir getiriyorlar, çiçekler, başka şeyler, el işleri, tohumlar, keçeler. Zeytin dökme sopaları. Bizde zeytin sopa ile dökülür ağaçlardan. Yurtdışında ya ağacı sallarlar ya da ağaca çıkıp toplarlar.

Genelde bu tür ilçelerde insanlar pazara gelip dönerler, çevredeki mesela müzeleri, antik kentleri gezmezler, bizde böyle meraklar yoktur. Veya doğaya çıkmazlar, ama doğada bir gözlemeci filan varsa orayı biliriz. Ama sor bir lahiti, kimse duymamıştır.

Yüzyıl geçse de hayat değişmiyor aslında. Şimdiki arastalar da avm’ler işte. Oraları dolduruyoruz. Miniso, Souk, Makro Market, Bonvagon, hele şimdi yılbaşı öncesi çok doluyor bu dükkanlar, herkes hediye alma telaşında.

İstanbul’da hafta sonu yağmurlu idi genelde. Yine de Akmerkez, Kanyon gibi avm’leri doldurduk. Kermesler vardı, takı, ev eşyası mesela. Mini konserler, çekilişler. Nedense bizim ülke de artık yılbaşını sanki Amerika gibi kutluyor. Yılbaşı süsleri ve Krismıs şarkıları çalıyor hep dükkanlarda.

Ailesine hediye alan bir teyze, yanındaki bir teyzeye şöyle diyordu. Benim adam çok huysuz, geçimsiz, diğer teyze de dedi ki, neden öyle diyorsun iyi adam, bizim teyze de, ayol kocama nazar değmesin diye öyle diyorum, kötülüyorum onu ki başkalarının gözü kalmasın benimkinde.

Bu kalabalıkta herkes yoruluyor tabikide, yemek kuyrukları oluyor, vişneli köfte, tavuk topkapı için, insanlar yeni yıla mutlu girmek için çok yoruluyor, üç sezon dizi çevirmiş Beren gibi halk. Demek ki yeni yıl da mutlu ve yorgun geçecek.

Seni hınzır 2017!

Foto: Akmerkez

30 Aralık 2017 Cumartesi

AKSİ



En yeni popüler edebiyat dergilerinden. Henüz dördüncü sayısında.

Yayın yönetmeni Altay Öktem. İstanbul kültür çevresinin ünlülerinden yazar, dergici. Ahmet Ümit, Deniz Arcak, Gonca Özmen, Cezmi Ersöz ve daha birçok tanınmış sima var derginin kadrosunda.

Kısa çizgi romanlar, karikatürler, müzik yazıları yanısıra Stranger Things, Star Wars üzerine yazılar da eğlenceli. Aydemir Akbaş, Yenikapı semti, Erol Taş, Yusuf Kurçenli, Melih Cevdet Anday, Hermann Hesse, Ahmet Kaya, kediler, son sayının bazı konuklarından.

2018’den neler beklemiyoruz soruşturması da keyifli. Derginin en ilgi çeken yazıları ise Oğuz Atay ve karakterleri üzerine olanlar.

Alıntı: “Sevilmek mutluluk değildir, mutluluk bir başkasını sevmektir”.

29 Aralık 2017 Cuma

SEÇME FİLMLER



Baba Üçlemesi, 1972, 1974, 1990 (suç)
İyi, Kötü ve Çirkin, 1966 (western)
Guguk Kuşu, 1975 (psikoloji)
Hayat Güzeldir, 1997 (savaşa karşı)
Leon, 1994 (suç)
Geleceğe Dönüş, 1985 (bilimkurgu komedi)
Yaratık, 1979 (bilimkurgu)
Cennet Sineması, 1988 (sinema sanatı)
Amerikan Güzeli, 1999 (dram)
Gizli Teşkilat, 1959 (suç)
Ölüm Korkusu, 1958 (macera)
Bir Rüya İçin Ağıt, 2000 (dram)
Amelie, 2001 (romantik komedi)
Amadeus, 1984 (klasik müzik)
Taksi Şöförü, 1976 (suç)
Full Metal Jacket, 1987 (savaş)
2001 Uzay Yolu Macerası, 1968 (bilimkurgu)
3 Idiots, 2009 (komedi)
Belalılar, 1973 (suç komedisi)
Metropolis, 1927 (bilimkurgu)
Büyük Hesaplaşma, 1995 (suç)
Komşum Totoro, 1988 (anime)
Ran, 1985 (tarihsel dram)
Fil Adam, 1980 (biyografi)
V for Vendetta, 2005 (dram)
Trainspotting, 1996 (gençlik)
Avcı, 1978 (dram)
The Thing, 1982 (bilimkurgu)
Kayıp Balık Nemo, 2003 (anime)
400 Darbe, 1959 (suç)
Paramparça Aşklar Köpekler, 2000 (dram)
Sonsuz Ölüm, 1969 (modern western)
Annie Hall, 1977 (romantik komedi)
Protesto, 1995 (sosyal)
Aşk Zamanı, 2000 (aşk)
Ölü Ozanlar Derneği, 1989 (gençlik)
Manolya, 1999 (dram)
Sevgi Sözcükleri, 1983 (dram)
Yaralı Yüz, 1983 (suç)
Das Boot, 1981 (savaş)
Kramer Kramere Karşı, 1979 (dram)
Barry London, 1975 (tarihsel dram)
Dr. Jivago, 1965 (edebiyat)
Kahraman Şerif, 1952 (western)
Köpeklerin Günü, 1975 (suç)
Dersu Uzala, 1975 (macera)
Sonsuz Kaçış, 1972 (suç)
Geceyarısı Kovboyu, 1969 (dram)
Arka Pencere, 1954 (suç)
Vahşi Koşu, 1976 (suç)
Malena, 2000 (ergenlik aşkı)
Mavi Kadife, 1986 (gizem)
Konuş Onunla, 2002 (dram)
Kanunun Kuvveti, 1971 (suç)
Onur Savaşı, 2012 (sosyal)
Siyah Kuğu, 2010 (dram)
Gündüz Güzeli, 1967 (dram)
Büyük Firar, 1963 (suç)
Geçmişin Gölgesinde, 1998 (suç)
Nikita, 1990 (suç)
Abyss, 1989 (deniz)
Mamma Mia, 2008 (romantik müzikal)
Artist, 2011 (sinema sanatı)
Can Dostum, 2011 (dram)
Kelebek ve Dalgıç, 2007 (biyografi)
Yağmurdan Önce, 1994 (savaş dramı)
Poseydon Macerası, 1972 (macera)
Kurtuluş, 1972 (macera)
Kelebek, 1973 (macera)
Bonnie and Clyde, 1967 (suç)
Gençlik Yılları, 1973 (gençlik)
Köpekler, 1971 (suç)
Bir Kadın Bir Erkek, 1966 (aşk)
Hair, 1979 (müzik)
Kayıp, 1982 (soso politik)
Müzik Kutusu, 1989 (politik)
Merhaba Dünya, 1979 (edebiyat)
Kanlı Şaka, 1972 (suç)
Sürücü, 1978 (macera)
Easy Rider, 1969 (asi gençlik)
Ateş Çemberi, 1970 (suç)
Kiralık Katil, 1967 (suç)
Hoşçakalın Çocuklar, 1987 (dram)
Başka Tanrının Çocukları, 1986 (dram)
Tess, 1979 (edebiyat)
Çılgın, 1988 (macera)
Seks Yalanları, 1989 (insan ilişkileri)
Fakülte, 1998 (korku)
Kırılma Noktası, 1991 (aksiyon)
Hayalet, 1990 (romantik)
Wanda Adında Bir Balık, 1988 (komedi)
Yasak Bölge 9, 2009 (bilimkurgu korku)
Potemkin Zırhlısı, 1925 (tarih)
Aguirre, Tanrının Gazabı, 1972 (biyografi)
Kırmızı Fenerler, 1991 (dram)
Cyrano de Bergerac, 1990 (edebiyat)
Jules ve Jim, 1962 (aşk)
Merkez İstasyonu, 1998 (dram)
Serseri Aşıklar, 1960 (suç)
Konformist, 1970 (politik dram)
Koş Lola Koş, 1998 (suç)
Rififi, 1955 (suç)
Elveda Lenin, 2003 (dram)
Kes, 1969 (çocukluk, sosyal)
Edward Makaseller, 1990 (fantastik)
Ölüm Pateni, 1975 (macera)
Eve Dönüş, 1978 (dram)
Violette and François, 1977 (suç)
Öldüren Yaz, 1983 (dram)
Camille Claudel, 1988 (sanat)
Yaşasın Hayat, 1984 (gizem)

Son yıllarda izleyip blogda yazdığım yüzlerce film içinden seçmeler yapacağım. Seçme filmlerden sonra da bunların arasından en iyilerini seçeceğim, daha sonra da en sevdiklerimi yazacağım. 

25 Aralık 2017 Pazartesi

YERELMASI



Yerelmasının yemeği nefis bir şey. Kereviz, pırasa, tadında. Ekşili oluyor. Yumuşak patates gibi. İştahlı yemeklerden.

Yarım kilo yerelmasını alıcan, alırken tabikide eli yüzü düzgünleri seçicen, sonra ayıklıycen, yani soyucen, sonra bir kabın içine su koyup suyun içine atacan, bir havuç doğruycan.

Bir tencereye bir baş soğan, bir tahta kepçe zeytinyağı, iki üç diş sarımsak koycan.

Sonra kaptaki suyu lavaboya dökcen, tekrar yıkıycan yerelmasılarını, irileri varsa ikiye bölcen.

Tencereye doldurcan onları, sonra, yemeğin üstüne çıkmıycak şekilde su koycan, bir kaşık pirinç, ayrıca tuz, yarım limon. Kapatcan tencereyi pişircen.

Çok pişirirsen helva gibi olur, çok pişirmiycen, diri kalacak. Pişince yemeği kaba alıcan, dereotu koycan üstüne ve biraz dinlendircen.

23 Aralık 2017 Cumartesi

MÜZİK LİSTESİ 7



Mari Kvien Brunvoll-Everywhere You Go
Olöf Arnalds-Eg Umvef Hjarta Mitt
Kerem Sevinç-Poşman
Eleni Karandriou-Eternity and a Day
Onur Özdemir-Kurtlu Kuyu
Benjamin Clementine-Condolence
MFÖ-Peki Peki Anladık
MFÖ-Ele Güne Karşı Yapayalnız (Tüm Albüm)
Öztürk-Sar
Kibariye-Sil Baştan
Direc-t-Muallak
Son Feci Bisiklet-Pazar ve Ertesi
LP-Lost On You
Vaya Con Dios-Pauvre Diable
Mustafa Yüce-Pencerede Tül Perde
Orhan Canayakın-Al Yarim Bu da Sana
Antony and the Johnsons-Kiss My Name
Muse-Supermassive Black Hole
Bedük-Son Sigaramsın
Şebnem Ferah-Yağmurlar
Şebnem Ferah-Sigara
Celalleddin Ada-Ya Rasulallah

22 Aralık 2017 Cuma

MUTFAĞIN HATIRA DEFTERİ



Nurşen Şenol Güllüoğlu

Ayizi Yayınları

Sıcak, yumuşak, duygusal, nostaljik bir anı kitabı.

Ankara’da çocukluğunu yaşayan küçük bir kızın yaşamı. Anneannesi, anne babası, dayısı, akrabaları, komşuları. Sofralar, mutfaklar, çocuklukta sevilen yemekler.

Anılar, kısa notlar halinde, çocukluktaki önemli anları hatırlatan kısa detaylar ve her detaya karşılık gelen bir yemek tarifi. Gülümseyerek, duygulanarak, ay ne tatlı, ay kıyamam şeklinde okunan yazılar. Tam Türk tipi, orta halli ailelerin yaşantıları.

Annelerimizden, anneannelerimizden duyduğumuz, onların evlerinde gördüğümüz eşyalar, yaşantılar, ortak kültür anıları bol. Şakir Zümre soba, öğle uykuları, oyun parkları, kağıt helva, çikolata jelatinleri, ağaçlardan meyve yemek, tornet, Vicks, macun tatlısı, lojmanlar, Şaşmaz deterjanı, doğumgünleri, bahçede oynamak, ilk buzdolabı, Amerikan süt tozu, Modesty Blaise, huysuz ama aslında şirin anneanne, sahurlar.

Bugünün gözüyle küçüklüğüne bakıyor yazar. Çok da ayrıntılı hatırlıyor, ilkokul öncesi günlerini bu kadar iyi hatırlaması da şaşırtıcı. Demek ki, doyasıya mutlulukla yaşanmış günler, iyi hatırlanıyor ve özleniyor. Aile akrabalar ve komşularla dolu dolu geçen günler, herkes de gerçekten canlı canlı yaşıyor. İnsanların hissederek yaşadıkları çok belli oluyor bu küçük kızın çevresinde.

Anılar da lezzetli anılara eşlik eden tarifler de. Okumaya doyulmuyor.

Not:4/4

Sevgili blog arkadaşımız, öğretmen ablamız Leylak Dalı'nın yazdığı kitap bu. Çok tatlı bir kitap.

20 Aralık 2017 Çarşamba

SİGARAM



Tam bakkala gittim, bir tane yaşlı adam. Dedim bir sigara ver, bakkala. Bakkal bana hep aynı şeyi yapar. Böyle sigarayı tutar, şimdi, o bankonun bu tarafında, ben bu tarafında, böyle sigarayı atar bana, sigara gelir bana. Attı yine sigarayı, o yaşlı adam havada tuttu sigarayı.

Ben dedim, bir tane daha at dedim. Onu atarken yine yaşlı adam tuttu havada. İki tane oldu. Bana Allahaısmarladık dedim. Nereye gidiyon dedi adam. Gidiyom ya işime dedim. Sen dedim benden daha müptela çıktın dedim sigaraya, sigara paketlerini havada tutuyosun dedim.

Ondan sonra, ya ben dedi sigarayı bıraktım dedi on yıl oldu dedi, sen de bırak hanım kızım dedi. Ben dedim bırakamam dedim. Bak ben sana bişey söleyim dedim, sen nasıl bırakmışsındır sigarayı biliyormusun dedim. Ama adama sinirlendim yani. Sigara almaya gittim, alıp bir an önce dönücem işime, dönemiyom ama, bi süre geçiyor.

Sen dedim kalp krizi geçirdin dedim, damarın tıkanmıştır dedim, doktora gittin dedim, doktor da sana dedi ki, bu sigarayı içersen ölürsün dedi, sen de onun için bıraktın değil mi? Adam, e doğru dedi. Ben niye bırakayım sigarayı dedim. Dedim ben sana bişi söleyim, sen bana ordan bi paket sigara ver dedim, aldım adamın diğer tarafından sigarayı, bak dedim bunda yirmi tane sigara var, sen dedim, senin karın dedim, seni günde kaç kere öpüyor dedim.

Ya dedi bu yaşta öpmek mi olur, öpüşcek miyiz, yanaktan öpüşüyoruz dedi evden çıkarken. Ya dedim dudaktan kaç kere öpüyorsunuz dedim. Hadi toplasan toplasan üç kere beş kere olsun. Hadi on kere olsun. Şimdi ben bu sigara paketini çıkartıyorum, bir sigara çekip dudaklarımın arasına koyuyorum, yakıyorum, yani öpüyorum, bu sigara bitene kadar en az yirmi kere, yirmi de pakette var, eder dörtyüz kere, tamam mı. Bir de, kalbimin üstüne koyuyom paketi, en sevdiğim yere. İnsan en sevdiğini kalbinin üstüne koyar. Ben dedim dörtyüz kere öpüşüyom dedim.

Sen dedim o zevki alamıyosun. Adam bir kahkaha attı bana. Hiç aklıma böyle gelmemişti ya dedi. Bakkala dedi ki adam, ver şu kıza sigara, kız sigarasına aşık yaa. Sen dedim karına aşıksın ben de sigarama, bu kadar basit amcacım dedim.

(sigara içmeyi seven bir kızın ağzından yazılmış gibi kurgulanmıştır)

19 Aralık 2017 Salı

AÇLIK



Yutarım sakızları işim bitince. Midem sakız doludur. Atmayı sevmem direk mideye indiririm. Alışkanlık olmuş hap gibi yutarım, midemde dururlar.

Bir yemeği en fazla iki gün yerim. Üçüncü gün, bozulmuştur diye yemem artık. Yarın karnıyarık mı yapsam, imambayıldı mı? İmamı bayıltayım da yemeğini yapayım dur.

Bir imam bulmak lazım. Belki medreselerde bulurum, imam olmazsa kiliselerde papaz bulurum. Papaz bayıldı da olabilir. Bir yumruk atıp bayıltırım.

Ya imamlara da yazık ama. Beş vakitlerimizi kıldırıyor, cenaze namazlarımızı kıldırıyor, vaaz veriyor. İmam yok, vazgeçtim, karnıyarık iyidir. Patlıcanı yararım. Kızgın yağda, sonra soyucaz, o arada bayıltıcaz karnıyarıkı, yok o bayılmaz, imama vurunca acaba bir yumrukta bayıltabilir miyim ki.

Aralarına kıymayı koyucaz. Patlıcanı yaparken kıyma pişiriyoruz ya, o pişmiş kıymaya bayılırım. Onu ekmeğin arasına koy ye.

Var ya, vişne kompostosuna bayılırım, kayısı boşver, kayısı meyve suyu da pek içemem, ama vişneli komposto Allahım o ne yaa, onu var ya çok içerim, kimseye de bırakmam.

Ay dur canım çekti bari tahin pekmez yiyim. Onu da bulamazsam reçel, o da olmazsa kesmeşeker.

17 Aralık 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 6



Aaron-Lili
Cem Karaca-Mavi Liman
Oğuzhan Uğur-Kıskanç
Oğuzhan Uğur-Terbiyesizim
The Head and the Heart-Lost in my Mind
Düş Sokağı Sakinleri-Sevdan Bir Ateş
Audioslave-Be Yourself
Korn-Word Up
Pink Floyd-Wish You Were Here
Şebnem Ferah-Mayın Tarlası
Doğa İçin Çal
Cem Karaca-Sevda Kuşun Kanadında
Sıla-Ağla Halime
Mehmet Savcı-Duyanlar Duymayanlara
Manuş Baba-Eteği Belinde
Ammar Acarlıoğlu-Öldük mü Sandın
Abdou Salam-Yetim Gözyaşları
Maher Zain-Neredesin
Sawfa Nabka Hona-Burada Kalacağız
Hayalhanem-Firar Et Allah'a

13 Aralık 2017 Çarşamba

KISSADAN HİSSE



1.

Bir gün Voltaire bir din adamı ile sohbet etmektedir.

Din adamına bir bardak uzatır ve bunu iç, içinde zehir var, der. Din adamı, içmem, diye yanıt verir.

Voltaire, iç, kaderinde ölmek varsa ölürsün, yoksa ölmezsin der. Din adamı içmez ve evine gider.

Gece rüyasında ona yukarıdan bir ses gelir. Neden içmedin? Din adamı da, zehir diye içmedim der.

Yukarıdaki ses de, içmeliydin, demek ki sen kendini benden daha çok seviyorsun. Belki de bardakta zehir yoktu.

2.

Bir taksi şoförü, yirmi lira için bir kadını ve kızını öldürür.

Mahkemesi olur. Hakim, ona ceza vermez ve der ki, bu mahkeme hiç bitmeyecek, sen buraya hep geleceksin.

Biz sana ölüm cezası vermeyeceğiz. Sen sonunda bu cezayı kendi kendine vereceksin. Bak her duruşmada, burada bir hemşire bekleyecek ve elinde iğne olacak. Sen suçunu kabul ettiğinde kendini cezalandırıp ölmek isteyeceksin.


(iki öykücük de kurgu)

12 Aralık 2017 Salı

HOŞ TESADÜF



Yaklaşık iki hafta önce, 28 Kasım’da, “Mori” adlı bir yazı yazmıştım. Babaannemi anlatmıştım. O öyküde, onun, tas kebabını iki tencere ile yaptığını anlatmıştım. Tas Kebabı zaten iki tencere ile yapılan bir yemek. Biri küçük diğeri büyük tencere.

Bir de, zeytine, turşuya, asma yaprağı koyduğunu söylemiştim. Bizim sevgili Küçük Mucizelerim, yani Ela’nın annesi, Nil yani, yorumunda bunları sormuştuydu. Ben de not almıştım blog defterime. Tas Kebabını yazayım, diye. Bir de incir yaprağını. İncir yaprağını sordum, kavanozun ağzına konuyormuş, içine değil, yani kapak gibi, zeytine, turşuya. Ama yaprak süt salmamalıymış.

Tas kebabını düşünüyordum. Dur yapıp anlatırım diye. Bu arada, pek hoş bir tesadüf oldu. Bizim Leylak Dalı’nın yazdığı kitabı aldım yakınlarda. Mutfağın Hatıra Defteri. Kitabın daha başında Tas Kebabı vardı. Leylak Dalı, çocukluğunu anlatırken, aklında ilk kalan yemek olarak bu yemeği anlatıyordu, ardından da benim de bayıldığım, muzlu rulo pasta geliyor. Bu arada kitap bir yemek kitabı değil, bir anı kitabı.

Ve tas kebabının tarifi de var yani. Şimdi, sevgili Leylak Dalı’nın duygusal kitabındaki Tas kebabı tarifinin fotosunu koyuyorum. Bir ara bu yemeği yapıp burda yazıcam da tabikide.


9 Aralık 2017 Cumartesi

EDEBİYATİST



Yaklaşık iki yıllık edebiyat dergisi.

Genelde yeni, genç yazarların bulunduğu dolu dolu dergi. Son sayının dosyası, Şiir ve Edebiyat.

Dergiye Ahmet Erhan ve Ataol Behramoğlu ile giriş yapılıyor. İlyas Salman söyleşisi,  yeni öykücülerimizden Şeyma Koç’un Sina Akyol ve Gonca Özmen ile yaptığı söyleşi, Chopin’in bestelerini hangi acılardan geçerek yazdığını anlatan yazı hoş yazılardan birkaç tanesi.

Dergide, Tolga Yazıcı da var. Aramızdan bir blogçu olan Tolga, kitap da yazdı, Parçalanmış Gülüşler, şimdi de bu dergide öyküler yazıyor. Yeni çevirmenlerimizden Şaziye Çıkrıkçı da dergide.

Ayrıca, çok sayıda öykü, şiir, denemenin yer aldığı Edebiyatist, çok doyurucu.

Not: (dergiden)

“Dizlerin duruyor mu başımı koyacak
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın…”

Ahmet Erhan

8 Aralık 2017 Cuma

MÜZİK LİSTESİ 5



Bilal Yıldız-Kırılır Kalbim
İrem Derici- Bazı Aşklar Yarım Kalmalı
Cem Altıntaş-Aşık Oldum Galiba
Zeynep Dizdar-Vazgeç Gönül
Camila Cabello-Havana
To The Bone-Soundtrack
Safura-Sarı Gelin
Ane Brun-All My Tears
R.E.M.-Losing My Religion
Yaşar-Aldanırım
Tom Robertson-What You've Become
Nick Cave-Red Right Hand
Havariler-Mavi Duman
Mavi Sakal-İki Yol
Aviva-Grrrls
Gabriel Black-Sad Boy
Can Kazaz/Nilipek-Kendi Halimde
Oğuzhan Koç-Vermem Seni Ellere
Zolita-Holy
Orelsan-Paradis

6 Aralık 2017 Çarşamba

KAYIP RUJ



Haftasonu ilginç, saçma ama komik de bir rüya gördüm.

Aslında düşününce rüyanın gündelik yaşamdan gelen bir mantığı da vardı. Mahallede bir süre için elektrikler kesikti. Kablo döşedikleri için. Alışverişlerimi genelde mahalledeki Migros’tan yaparım. Bir ruj kaybetmiştim, kırk lira vermiştim bu ruja, metrobüse koşarken çantamdan düşmüştü. İstiklal’de yürürken zurna, dümbelekle eğlenceli müzik yapan birkaç kişi görmüştüm. Bir de bir hayır kermesine rastgelmiştim ve aşure alıp yemiştim bu kermesten.

Rüyam ise şöyleydi. Gratis’e girdim ve çalışan kızdan çilekli ruj istedim. Kızın göğsündeki etikette Tuğçe Aşure yazıyordu. Çilekli ruj var dedi ve getirdi, Avon’du. Kıza dedim ki, önce sen bir tadına bak, çilekli ise alacağım. Kız bakamam siz bakın dedi, olmaz şimdi tatmak istemiyorum, sen baksana tadına dedim, yapamam dedi. O zaman yetkili kişiyi çağırır mısın dedim, geldi, kızın göğsündeki etikette Tuba Dümbelek yazıyordu. Kız biz böyle bir şey yapmayız dedi, ben de çıktım dükkandan.

Metrobüse bindim ve Cennet durağında indim. Cennetin kapısına geldim, kapıdaki kişi, saat onikide kapıları kapatıyoruz dedi, yeni kuralmış. Tamam dedim girdim Cennete. Cennette baktım, herkes havada uçuyor ve herkesin kafasının üzerinde yuvarlak floresan bir lamba var. Hımm dedim iyi burada elektrik kabloları döşenmiş neyse ki.

Sonra insanlara dokundum, parmağım diğer tarafa geçti, dokunamıyordum, içleri boştu. İçlerinden geçebiliyordum. A aa dedim insanların etleri yok, ah et alacaktım unuttum ve hemen koştum Migros’a girdim ve yarım kilo kıyma aldım.

Rüyalar böyle işte, mantıklı olmuyorlar, yaşantılarımızın süzme yoğurdu gibiler. Ah evet süzme yoğurt yapmam lazım. Artık bir sonraki rüyada.

5 Aralık 2017 Salı

YUMURTALI PATATES


Yumurtalı patates, öncelikle, kabukları ile yıkanıp kurulanmış patateslerin enine soyularak dilimlenmesi ile yapılıyor. Teflon tavaya yağ konuluyor, yağ kızınca patatesler bir sıra dolacak şekilde sıralanıyor. Önlü arkalı yakmadan kızartılıyor ve başka bir kaba alınıyor, her alışta biraz tuzlanıyor kapta.


Sonra, bütün patatesler bitince yağ alınıyor, patatesler tavaya sıralanıyor, üstüne o yağdan biraz dökülüyor. Başka bir kapta yumurtalar tuz ile karıştırılıyor. Yumurta karışımı patateslerin üzerine dökülüyor. Yumurtaların yapışması önleniyor. Patateslerin altı da üstü de pişiyor. Patatesler ters yüz edilip tekrar tavaya yerleştiriliyor.


Bu kez farklı bir yöntemle yaptım. Patatesleri kızartmak yerine suda pişirdim. Besin değeri azalmasın diye.Bunun için patatesler daha önce ısıtılmış suyun olduğu tencereye konarak pişiriliyor. Yaklaşık onbeş dakika pişiyor. Başka bir kapta da yumurtalar, örneğin dört yumurta karıştırılıyor. Patatesler yarım kilo veya daha fazla olabilir. Patatesler tavaya alınıyor, üstüne yumurta dökülüyor. Ve bir süre pişiyor. Gayet sade ama çok lezzetli oluyor. Yanında domates ve turşu iyi gidiyor.


4 Aralık 2017 Pazartesi

PEAKY BLINDERS



Şimdilik dördüncü sezonunu bitiren İngiliz dizisi.

Bazı diziler efsane olur, klasikleşir. Stili vardır, benzerlerinden farklıdır. Bu dizinin müzikleri ve görüntüleri çok iyi. Şimdiden klasikleşti.

1920’ler, İngiltere, Churcill zamanı. Birmingham. Birinci Dünya Savaşı sonrası zor ve kaotik yıllar. Şehirdeki bir çete, Peaky Blinders. Kafalarındaki kasketlerde bıçak var. Mahallerine hakimler, insanları, aileleri koruyorlar, karşılığında da elbette para alıyorlar.

At yarışı, içki, silah, uyuşturucu, soygun, bütün bunlar bu çete ve benzer çetelerin elinde. Çeteler kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar.

Thomas Shelby de Paeky’lerin başı. Sert yöntemleri var. Ve polis de çetenin peşinde. Detektif Campbell, şehri bu çeteden temizlemek için Birmingham’a gelir. Shelby, kendi egemenliğini sürdürmeye çabalarken polisten de kurtulmaya çalışır.

Dizi, bir tür mafya, suç filmi. Konu iyi ve ustaca işlenmiş. Oyuncular ve yan konular iyi. Sürükleyici, meraklı. Çok havalı. Kendi türünde mükemmel. Aşk, arkadaşlık, strateji, ihanet, her şey var.

Dizi sevenler kaçırmasın. İngiliz ve İrlanda aksanlarını sevenler için de ideal.

2 Aralık 2017 Cumartesi

THE KEEPERS



Önemli bir Netflix Belgesel dizisi. Birer saatten yedi bölüm.

Yaklaşık elli yıl önce, A.B.D.’de Baltimore şehrinde bir Katolik okulunda öğretmenlik yapan bir rahibe öldürülür. Rahibe Cathy herkesin sevdiği bir insandır. Cesedi iki ay sonra bulunur. Aynı günlerde aynı bölgede bir kız daha kaçırılıp öldürülür.

Aradan elli yıl geçmesine rağmen bu cinayetlerin suçluları bulunamaz. Kilise, devlet, polis, bu cinayetleri örtbas eder. Bu okulda o yıllarda okumuş birkaç kız öğrenci, onca yıl sonra, okuldaki birkaç rahip tarafından cinsel tacize uğradığını açıklarlar.

Kızlar, çeşitli nedenlerle bu kötü anılarını unutmuşlardır, ancak, hatırlamaya başlarlar. Özellikle, rahiplerden biri, kızları kutsal amaçlarla kandırarak kötüye kullanmıştır. Olay, günümüzde patlak verir. Tacizlerle cinayetlerin bağlantısı açıktır. Ancak, resmi yetkililer olayı bir türlü çözemezler, günümüzde de.

Ancak, birkaç mağdur kadın savaşmaya devam etmektedir. Bu gerçek olay etkileyici. Olayın örtbas edilmesi, sorumluların tacizleri ve cinayetleri kabul etmemesi akıl alacak gibi değil. Ancak, kilise, polis, okul, devlet bir araya gelince vatandaşa karşı büyük bir güç oluyorlar. Ama yine de birkaç insan gerçeklerin peşinde koşabiliyor, her şeye rağmen.

Kaçırılmaz. Modern toplumların acımasız yöneticilerini bir daha görüyoruz, gündelik yaşamda.

29 Kasım 2017 Çarşamba

TATLI ERGENLİK



Ergenlik yıllarının en zor dönem olduğu söylenir. Abartılı duygular, okul, arkadaşlar, aşklar. Odamızda yatağımızda oturup saatlerce duvara bakmak. Çatışmalar.

Ama en güzel yıllarımızdır da. İçimiz içimize sığmaz, birden içimize kapanırız. Yine de geriye bakınca, çocukluk ve ergenlik, en tatlı zamanlarımızdır. Belki de en özlenen zamanlarımız.

Okula gitsek de asıl derdimiz arkadaşlar ve karşı cinstir. Bir arkadaşı veya bir karşı cinsi bir anda hayatımızın merkezine oturturuz. Tanışırız, ders çalışırız, yemek yeriz, dolmuşa kadar birlikte gideriz. Bir hafta içinde her şey olur biter.

Ben de, hayatımda ilk defa birini daha yeni tanımama rağmen değer veriyor ve her şeyini biliyordum. Her şeyimizi birbirimize anlatıyorduk. İlk gün bana çok güçlü bir kız olduğumu söylemişti. Hayatım boyunca hep ileride evleneceğim kişinin bana çok güzelsin, çok sevimlisin gibi salak saçma şeyler yerine çok güçlüsün demesini isterdim. Zekisin filan da demesin, güçlü ve her şeyi yapabilecek biri olduğumu söylesin. Ve o ilk gün böyle demişti. Benziyorduk birbirimize, hayatımız, aile yapımız.

Hayallerine kavuşacaksın demişti, üniversiteyi kazanacaksın. O kadar samimiydi ki, hayalime inanıyordu bütün kalbiyle. Bir gün kütüphaneye giderken kimya hocasına rastladım. Hocaya soru soruyordum. O çocuk da beni bekliyordu.  Hoca, çift misiniz diye sordu.

O da hayır dedi, hocanın sorusuna çok şaşırmıştım. Biz sonra çocukla yolda giderken bana, yanlış anlama benim sevgilim var, senle beni birlikte görmüş birileri, ona haber vermişler, dedi. Ben de bunu normal karşılayıp güldüm, benim çok erkek kankam var ve sevgilileriyle böyle sorunlar yaşadığım oluyor, seni yanlış anlamadım dedim. Sonra kütüphanede iken, çocuk bana derslerimde yardım edip soru çözerken, kız da geldi. Kız rahatsız olur diye ben mahcup hissediyorum ama bir yandan da yüreğimde bir acı, ağlamamak için kendimi tutuyorum.

Yanıma bir kız arkadaşım geldi, bak bunlar sevgili, sen de bu çocuğa aşık olmuşsun dedi. Aslında ben bu çocuğun bir arkadaşından hoşlanıyordum ama nedense bu çocuğa birkaç günde aşık olmuştum işte. Ama bütün okul bizi konuşuyordu, öğretmenler bile, hep beraber göründüğümüz için. E ben de kendimi geri çekme kararı aldım, kız da iyi birine benziyordu. Kızla da tanışmıştım.

Düşündüm, olmaz, sen bu çocuğa aşkını unut dedim. Ve, bu çocuktan önce hoşlandığım çocuğun bir hafta sonra yaşgünü idi. Bari dedim, ona doğumgünü mesajı atar ve bir hediye alırım.

28 Kasım 2017 Salı

MORİ



Babaannem, bizlere hep takılır, hadi be mori, şimdi istesem dokuz tane daha doğururum, sizde iş yok der, yani maşallah o yaşta bu enerji. Meğerse onun enerjisi, kilo vermek için kullandığı tarçın kabuğundan gelirmiş.

Bizim miniklerden Nilda ile oynaşıyordu geçen gün. Babaannemizin dili dönmüyor, Nilda diyemiyor, Nida diyor. Abisi Ege de takılıyor babannneye. Ege ilkokulda, Nilda daha minik. Babaannee, Nilda, l ile l harfi var bak ordaa.

Babaanne sen gitmedin mi okula, diyor Ege. Babaanne de Ege’ye sordu, hadi hipopotamus desene. Tabii ki söyleyemedi Ege. Naber dedi babaannem sizin okulda öğretmediler mi hipopotamusu. Ayrıca, bizim Nilda, sinema ve tiyatro sevmiyormuş, çünkü çok uzun oluyormuş onlar.

Babaannem ile arkadaşlarının sohbetleri komiktir. Mesela, yemek, reçel, turşu filan sohbetlerine bir girerler. Biri başlar, domates, biber, patlıcan. Diğeri de hayır, önce biber, sonra domates patlıcan, hepsi birbirine itiraz eder.

Çiğ dolma tarifi tartışmasına girerler, pancar yaprağı. Tas kebabı tartışması. Babaanneme göre tas kebabı iki tencere ile yapılır, üst üste iki tencere konur, sıkıştırılmış. Turşuya incir yaprağı koyar, zeytine de. Hayıt çayı içer.

Bir de hep aynı şarkıyı söyler. Sevilen kıymet bilmez, seven gönül yanar.

26 Kasım 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 4



Tubelight-Naach Meri Jaan
U2/Kygo-You're the Best Thing About Me
Imagine Dragons-Believer
Imagine Dragons-Thunder
Jason Mraz-I am Yours
Mediha Şen-Saçların Tarumar
Siya Siyabend-Bırak Geçen Geçsin
Elif Kaya-Gençlik Başımda Duman
Epik High-Here Comes the Regrets
Koray Avcı-Unutamam Seni
Ahmet Aslan/Cem Adrian-Sarı Gelin
Cat Stevens-How Can I Tell You
Korn-No Way
Korn-Blind
Townes Van Zandt-Black Widow Blues
Linda Rondstadt-Blue Bayou
Lucho Castellanos-Bombo Y Maracas
Louis Clark-Can't Stop the Classics
Troyes-I Don't Need You
Tomborato-Negra Rosa

25 Kasım 2017 Cumartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 11



BENİ SEVMEK ZORUNDASIN

Erdi Karadeniz

Sevgili arkadaşımız iki şiir kitabından sonra bu kez bir romanla bizimle.

Erdi’nin temel konuları aşk ve hüzün bu eserinde de devam ediyor. Dizelerinde olduğu gibi satırlarında da aşk, özlem, ayrılık, acı ve hüzün var.

Hayali, takıntılı, platonik aşkları konu edinmiş romanında. Birkaç kişi arasında gelişen aşkları tatlı tatlı okurken sona doğru gerilime dönüşüyor.

Miray, Korkut, Ümit, Zeynep, hepsi de yakın çevrelerde yaşayan, bazıları birbirini tanıyan, bazıları da tanımayan birkaç insan. Bir yayınevi ile bağlantısı var hepsinin bir şekilde.

Bu dördünün yanında Tunç, Ruhi, Reyhan da var çevrelerinde. Hepsi birbirine tesadüflerle veya aşklarla bağlı.

Aşkın tutkulu ve hastalıklı hali ile uzaktan yaşanan hayali hali arasında kalmış bir avuç insan. Hayal ile gerilim arasında gerçeküstü aşklar.

Arkadaşımıza artık hüzün yazarı diyebiliriz. Dramatik aşk sevenler için hoş bir okuma.

Not:4/4


22 Kasım 2017 Çarşamba

KOY



Kendimi ait hissedebildiğim ve biraz olsun yalnız kalabildiğimi düşündüğüm yerleri seviyorum. Örneğin, Avrupa yakası daha kalabalık. Anadolu yakası da öyle ama insan mesela sabah beşte Moda sahile bisikletle inip banklara yatabiliyor. Kayalıklarda tek başına rahatsız edilmeden kahve içip  müziğini dinleyebiliyor.

İnsanın saçlarını kısacık kestirmesi de böyle. Uzun saç olunca insan düşüncelerini, duygularını, günahlarını saçlarının arkasına saklayabiliyor. Kısa saç ise sanki insanın kendiyle yüzleşmesi gibi. Saklayacak bir şeyin yok oluyor sanki. Cam berraklığı.

Burgazada’da Madam Martha Koyu var. Oraya yalnız gitmek insana huzur veriyor. Kısa bir kamp yapıyorsun. Bu koya ilk gittiğimde hikayesini bilmiyordum. Yazın gitmiştim. Biraz tepelik bir yer var, ordan suya atlamıştım, akşamüstü idi.

Ayışığı altında üzerimde hiç bir yük olmadan yüzerken, uzay boşluğunda ve ağırlıksız hissetmiştim, çok güzeldi.

Madam Martha ise bu koya gelir, koyda çıplak gezer ve denize çıplak girermiş.

Buket Uzuner'in bir kitabı var, "Ayın En Çıplak Günü" diye. Onda bir hikayede kadın, ayışığında denize giriyordu. Bu kitabı yanıma almıştım, o koya bir daha gittiğimde.  

Hayatın güzel tesadüfler içinde ilerlediğini düşünmüştüm kitabı o koyda okurken.

16 Kasım 2017 Perşembe

ODYOMETRİ



Başladık mı geyiğe. Senin baban neci? Pilotes. Annen? Pilates hocası. Ay ne güzel yaa, pilotes ile pilatesin kızı. Sen ne olcan büyüyünce? Polis, öğretmen, doktor olcam ama böyle giderse okul hayatım ancak sağlık meslek yüksek okulunu bitirip odyometrist olurum, donyağı gibi.

Donyağı ne yaaa? Ya babaannem hep der işte, donyağı gibi her yerden çıkma. Babaannemin lafları meşhurdur. Mesela, heyheylerim tuttu, zolilerim tuttu, asaplarım bozuldu. Şaşırınca der, hayreti mucip, hayreti uzma.

Bizim babaannemiz zengin ve soylu değil tabii ki. Sıradan bir babaanne. Babaanne gibi babaanne. Boğazda vilyası yok, İtalya veya Fransa’da villaya villa derler ama bizim ülkede vilya diyorlar. Vilyasında Sisley ve Ayvazovski orjinalleri yok. O sıradan bir yüksek ilkokul mezunu. Düz liseyi bitirmiş, nakışlısını değil.

Bizim babaannemiz Bolşoy balesini izlerken çekirdek, fıstık yer, açıkhavada yani. Geçen yaz Alaçatı’da öyle yapmıştıydı. Öndeki oturan kızlar demiş ki babaanneme, siz galiba Bolşoyu her zaman izliyorsunuz, biz bu baleyi görmek için Ankara’dan geldik. Yani demek istiyorlar ki, çekirdek yemeyin ayıp oluyor. Babaannem de bakmış kızlara, anlamaz anlamaz, hoşgeldiniz, demiş.

Ama zencefil, limon kabuğu, yasemin, akşam sefası kokularını sever. Denize girince balıklara dünden kalmış ekmekleri, pideleri verir, besler onları.

Bizim kızlardan biri yabancı bir oğlanla evlendi de, yani babaannemin deyişiyle, ecnebi biriyle evlendi de, şimdi oğulları oldu, babaannem diyor ki, napcaz şimdi ya, sünnet düğünü olcak mı ilerde? Bayramlarda gelip elimi öpcekler mi?

15 Kasım 2017 Çarşamba

MEDYATİK HALLER



Sosyal medyada insanın başına neler geliyor.

Bir kızın snap’ini kırdım yanlışlıkla snap şifresini kırdım. Snapchat indirdim telefonuma. Gmail de var işte. Mailden girecektim snapa.

Snap şifremi unutmuşum. Yeni şifremi gönderdim gmaile. Geldi. Girdim yeni şifreyi. Bir başkasının snapine girdim nasıl olduysa. Snap benim snap değil. Kızın numarası, doğum tarihi görünüyor.

Numarasını aldım wadzapa girdim. Baktım kızın numarasına, fotosuna filan. Bir şey yazmadım. Onun da adı Derin’miş.

Baktım gmail adreslerimiz aynı. Olacak şey değil yani. Gmail iki kişiye aynı adresi vermez. Ya kız laf olsun diye sallapati açtı gmailini, ya da olmayacak bir yanlışlık oldu.

İlginç yani, gmail hesabı benim. Ama onun da aynı gmail hesabı. Böylece nasıl olduğunu bilmeden hacker olmuş oldum. Bir de wadzapta kim diye bakarken yanlışlıkla arama yaptım aman neyse ki kız dönmedi. Dönseydi diyecektim işte, böyleyken böyle.

14 Kasım 2017 Salı

HATIRLIYORUM



İnsan beyni tuhaftır işte. Neyi hatırlayacağını, neyi hatırlamayacağını bilmez. Olmadık anları hatırlarız ama bir zamanlar çok önem verdiğimiz insanları, olayları unutuveririz.

Bazılarımızın görsel hafızası güçlüdür ve onlar görmeden o insan hakkında bir yargıya varamaz. Bazılarımız isimleri unutur, bazılarımız kötü olayları. Bence, geçmişteki iyi durumları hatırlamaya eğilimliyiz.

Ben de mesela, yaşanmışlıkları unutmam. Geçmişe dayalı anıların en küçük ayrıntılarını bile hatırlarım.

Mesela annemin arkadaşlarından biri misafirliğe gelmişti bize yıllar önce. Her iki tarafın da iş güç telaşı, yaşam savaşı, gündelik hayat nedeniyle bir daha gelemedi o kız bize, bir türlü denk gelmedi bir daha, davet de ettik ama olmadı, gelemedi işte.

Annem de diyor ki evimize hiç ayak basmadı o. Ayıp valla diyor, herhalde üstüne düşmemizi istiyor, tekrar tekrar çağırmamızı. Ben de tamam evet uzun zaman oldu gelmedi dedim, ama gelmişliği de var bize. Öyle annemle polemiğe girdik, hayır gelmedi, hayır geldi diye.

Öyle bir kaptırmışım ki kendimi, nasıl derine indiysem yani,  anneme dedim, geldi,  perşembe günüydü, kayın validesi yoktu yanında.  Mavi elbise vardı üstünde, saçını kestirmişti,  lacivert far sürmüştü, gözlerinden tut çıkardığımız ikramlara kadar saydım. Çok komikti ama okadar ayrıntıyı anımsamam da ilginçti, yani şaşırmıştık.

13 Kasım 2017 Pazartesi

YA BAKLA YA BAKLAVA


İlkbahar genellikle alçaklardan başlar, yükseklere, tepelere doğru çıkar. Sonbahar ise yükseklerden, tepelerden, yamaçlardan başlayarak aşağı doğru iner. Yükseklerde yapraklar kızarır, sararır, ama alçak bölgelerde bu daha geç gelir.

Doğa başlar kızarmaya, yapraklar kızarır, İtalyan Sarmaşığı örneğin çok güzel kızarır. Bağlar da kızarır. Çeşit çeşit bağ ve üzüm vardır. Bazıları yüksektir, bazıları bodurdur bağ kütüklerinin. Bazıları sarıdır, bazıları kırmızıdır. Diyarbakır’da, Karadeniz’de, Ege’de hep farklıdır üzümler.

Karadeniz’de yanıye, toprak yanıye derler, yapraklar kızarınca. Ne güzeldir doğa ve doğa içinde olmak. Bir ülkede zeytin, nar, incir, üzüm, erik varsa o ülkenin sırtı yere gelmez derler. Zeytin ağaçlarına bakmak çok keyiflidir. Makilerin arasında da yabani zeytinler vardır. Narları görmek de insanı mutlu eder, sarı sarı ağaçlarda.

Hemen her şeyin reçeli yapılabilir. Domatesin, enginarın, acı biberin. Her yerde festivaller, şenlikler, olur. Zeytin, nar, incir, mandalina. Arazileri, tarlaları, bağları, bahçeleri görmek doğanın sihrini bizlere geçirir. Doğada temiz hava almak. Kargılar görürüz örneğin, bunları görünce anlarız ki yakında su vardır. Köylülerin kendilerini beslemesini bekleyen kediler, köpekler vardır ortalarda, güneş altında kedi köpek iyi de geçinirler.

Güneş altında toprak pırıldar, kayalar pırıldar. Bu pırıldama o toprakta demir olduğunu gösterir. Meşe ağaçları vardır yol kenarlarında, ceviz ağaçları. Yükseklikleri farklıdır meşelerin. Gövdeleri farklıdır. Çınaraltı ve akasya altı kahveleri vardır köy meydanlarında, köy ekmekleri.

Ama biz doğayı, kediyi, köpeği, mandalinayı genelde ya markette ya da rüyamızda görüyoruz. Dün gece bir uyandım bir tuhaf. Uyandım sanki kafamdan örümcek geçti de yüzümde ağ yapmış gibi sonra böyle saçımı başımı silkeledim böyle sonra yatakta böcek gördüm gibi sonra baktım yok iyice delirdim.

12 Kasım 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 3


Juana Molina-Lo Decidi Yo
Juana Molina-Un Dia
Pauwel De Meyer-Witches
Pauwel De Meyer-Woods
CryJaxx ft. Davi-N.S.N.
Romy Cave-Something Just Like This
Fuat Saka-Şimdi Ne Yapar?
Lorn-Acid Rain
Lorn-Anvil
Lusine-Just a Cloud
Paradis-Garde Le Pour Toi
Liz-All Them Boys
Deniz Tekin-Bende Bir Problem Var
Albert Cummings-Lonely Bed
JT Coldfire-She's Crazy
Emily Wells-Becomes the Color
Lindsey Stirling-Roundtable Rival
Lindsey Stirling-Shadows
Flaer Smin-Wish You Were Here
Last Of The Wilds-Nightwish

8 Kasım 2017 Çarşamba

GÖRÜNTÜLER



Daha önce oturduğum evin salondaki büyük penceresi büyük ve boş bir tarlaya bakıyordu. Etrafı da tahta çitlerle çevriliydi. Çitlerin üzerine hep ala kargalar konar ve bağırırlardı. Akşamüstleri bu pencerenin önüne oturur ve kahve içerken uzun uzun hayallere dalardım.

Boş tarlanın ortasında büyük ve metruk bir ev vardı. Hep boştu. Bu ev ile ilgili hayaller kurardım. Bazen bir ortaçağ şatosu olurdu, Almanya’da. Bazen İngiltere’de bir kır evi olurdu. Bazen boğazda bir villa. Ya da Güney Fransa’da bir villa. Bağ evi. Bağlarda, cevizliklerde salyangozlar olurmuş. Bunları toplayıp güveç yaparlarmış. Salyangoza eskiler hohlus derlermiş.

Tarlaya bakarken bunun uçsuz bucaksız bir doğa parçası olduğunu düşlerdim. Lisede beden öğretmenimiz oryantiring diye bir ders anlatmıştı. Doğada yön bulma. Sincaplar, yengeçler arasında yön bulmaya çalıştığımı hayal ederdim. Beden öğretmenimiz isimlerimizi hep unuturdu. Ben de çok kızardım, nasıl unutur diye. Şimdi ben de onun adını unuttum ama oryantiringi unutmadım.

İç hayatı farklı dönüyor herkesin. Mevsim değişiyor. Mevsime alışma süreci oluyor. Bir çeşit iyileşme süreci gibi bu. Ruhen, psikolojik, fiziksel. Hayatını daraltıyor insan. Herkesin hassasiyeti birbirinden farklı oluyor. Uzun uzun boş kalmak istiyorsun mesela. Yine de insan boş oturamıyor. Şunu halledeyim, bunu halledeyim, diyor.

Rüzgarı hissediyor insan, havanın basıklığını. Gri, rüzgarlı bir hava, ara ara yağmur çiseleyen. Düz yeşillik, aralarda yollar. İleride bir ev, oraya gitmeye çalıştığın. İyi hisler, hoş hisler, söylenince sanki olumsuz bir hava da veren. Böyle bir görüntü işte. Sevdiğim bir görüntü. Belki bir bilinçaltı yansıması.

Ya da belki o boş tarladaki o boş eve gitmek istiyorum. Ben taşındıktan sonra o ev balık restoranı oldu.

31 Ekim 2017 Salı

BAY PİLOTUN KALBİ



Suri Hati Mr. Pilot

16 bölümlü bir Malezya dizisi. Sevimli ve sürükleyici bir romantik dram. Yumuşak, hafif ama çekici.

Dizinin çevirisi de eğlenceli. Çevirmen araya girip parantez içinde tepki gösteriyor. Kızıyor, destekliyor, yorum yapıyor. Doğru değil yaptığı ama şirin de.

Başı kapalı ve açık kızlar bir arada mutlulukla yaşıyor. Bazen kendi dillerinde bazen İngilizce konuşuyorlar. Dizi temiz, düzgün. Abartı yok.

Odak noktası bir kız ve bir oğlan. Kız, evlenme aşamasında iken vazgeçiyor ve evinden, ailesinden uzaklaşıyor iki yıl. Dönünce bir pilotla tanışıyor. İkisi arasında inişli çıkışlı bir ilişki oluyor. Bu ilişki çeşitli boyutlarda uzun yıllar sürüyor.

İkisinin de eski arkadaşları bu ikiliyi ayırmak istiyor, birçok oyun oynuyorlar. Kıskançlık, güvensizlik nedeniyle devamlı araları açılıyor.

Birbirine benzer diziler izlemekten sıkılanlar için. Bu diziye benzer konuda fazla dizi yok. 

26 Ekim 2017 Perşembe

HAYAT İŞTE



Bera, üniversitede sekreter, genç ve güzel bir kızmış. Bir gün arkadaşlarıyla öğle tatilinde yakınlardaki bir kafede kağıt bardakta üçü bir yerde kahve içerken, adamın biri Bera’ya göz koyuyor, izliyor sürekli, giriş çıkışta karşısına çıkıyor, Bera hiç konuşmuyor.

Adam, iki akrabasıyla kaçırıyor bir gün onu, arabayla Assos’a gidiyorlar. Orda adamın bir akrabasının evinde kalıyorlar. Adam hiç dokunmuyor Bera’ya. Ailesi ayağa kalkıyor tabii ki, ağabeyi soruyor soruşturuyor, buluyor kızkardeşi ile adamı, Assos’ta.

Yanına alıyor ve İstanbul’a dönüyorlar. Adam evlenmek istiyor ısrarla, Bera da kabul ediyor, evleniyorlar. Adam nakliyeci, çingeneymiş bir de. Oğulları oluyor.

Zaman geçiyor, Bera, iş arkadaşı Nazmiye ile kocasının ilişkisini öğreniyor. Üstelik, Nazmiye ile aynı odada çalışıyorlar. Bera, Nazmiye ile kocasını, evde kendi yataklarında yakalıyor.

İşyerinde, Nazmiye’nin boğazına sarılıyor, tutuyor, sıkıyor, tehdit ediyor, öldürürüm seni diyor. Onu hiç affetmiyor. Nazmiye’yi Ankara’ya tayin ediyorlar. Bir süre sonra, kocasının çapkınlıkları devam edince, boşanıyorlar. Adam hemen evleniyor bir daha. Bera, bir daha evlenmiyor, bir daha mutlu da olamıyor.

25 Ekim 2017 Çarşamba

ERGENLİK AŞKLARI



Lise günlerinde utangaçlıktan çok çektim, hani gölgesinden bile korkanlar olur ya, aman kimse beni kimse görmesin, fark etmesin. Utangaç, sessiz olunca işte herkesle içimden arkadaş oluyordum, konuşuyordum. Aşklar da hep platonik olurdu tabii ki.

Sessiz, utangaç insanlar için hayat hep zor olur. Olur ya herkesin kankası filan nerdeee, kız kanka, erkek kanka. Birileri ile tanışırdım tabikide okulda. Bir dolu öğrenci yani normal bir şey bu. Birisi ile tanışırsın ya saatlerce konuşursun. Böyle bir şey olmuştu. Ertesi gün de en yakın arkadaşımın kardeşinin doğum günüydü. O saatlerce konuştuğum çocuku ilk günden satmıştım.

Doğum gününü sahilde kutlamıştık, tahtadan banklar vardı, kütüphane de çok yakındaydı, pasta arttı, artan pastadan kalanlardan ona götürmek istedim, kütüphanedeydi o.  Kısa yoldan gideceğime kütüphaneye, uzun yoldan gittim, pasta eridi. Çocuk, kapıya geldi, ben ağlıycaktım pasta eridi diye, oğlansa kafasını eymiş gülüyordu. Çok uzun da.

Ellerini dizlerinin üzerine koyup eğildi, bana bakıp gülümseyerek, ama ben bunu kütüphanede yiyemem ki, dedi. Ben sinirlenip şurda bir yerde ye diye kızdım, o ise ne kadar sakindi, kafasını eymiş, sanki bir anime karakteri gibiydi.

Sonraki gün, birlikte kütüphaneye gidecektik ama başka kanka olduğu kızlarla da gitmeye anlaşmış, ben sinir oldum, çantamı aldım önden kütüphaneye gittim, karşıdan çocuğun biri bana bakıp duruyor, o çocuğa sinirle baktım, on dakika sonra o konuştuğum çocuk geldi, o bana bakan çocuğun arkasında durmuş, sonra bana seslendi, çok korktu o çocuk bizimkinden, konuştuğum çocuk kütüphanenin başka bir bölümüne geçip çalışacakmış, ben de arkasından o gittiği bölüme gittim kütüphanenin, bir şeyler söylemek için. O ise beni azarladı, etrafa baktım, onun sınıfından öğrenciler vardı, herhalde o nedenle böyle kaba davranmıştı ama ben çok üzülmüştüm.

Aradan bir saat sonra yanımdaki kız arkadaşımla ders çalışırken arkadaşım az arkasına döndü, ben de döndüm bir de ne göreyim, o çocuk kız kankaları ile konuşuyor, sırtında da çantası vardı, giderken kızlara haber verdi ama bana vermedi, çok kırılmıştım, öbür gün ona mesafeli davranacaktım ama nasıl olduysa gönlümü aldı. Sonra o gün kız arkadaşıyla tanıştım. Meğerse kız arkadaşı varmış. Sonra kız bizim dershaneye yazıldı, kalbim acıyordu kızı görünce.

23 Ekim 2017 Pazartesi

GÜLAŞ


Gülaş, gül aş, gül renkli, kırmızı yemek anlamında, eski bir Türk yemeği. Domatlı et de deniyor.

Malzemeler:
Yarım kilo kuşbaşı et
Bir kilo olgun domates
Bir büyük soğan
2 tatlı biber

Yapılışı:

İstenirse acı da konabilir veya baharat. Piştikten sonra üstüne tuz, karabiber, kekik konuyor. Yanında bir şey yenmiyor. Sadece et ve ekmek. Belki siyah zeytin de yenebilir.

Eti onbeş dakika kadar çok az yağda kavuruyoruz. Buna, mühürleme deniyor. Kendi yağında, yapışmasın diye. Daha sonra da kaynamış su ilavesi ile et, yumuşayıncaya dek pişirilir.

Ayrı bir yerde, az yağın içinde soğan, biber, domates, hepsini beraber, krem haline gelecek şekilde pişiriyoruz. Azcık salça da koyabiliriz.

Bu iki karışımı bir araya getirip beş on dakika pişiriyoruz ve en sonunda içine tuz, karabiber, kekik ekliyoruz. İsteyen acı biber de koyabilir.


22 Ekim 2017 Pazar

15 YEARS OF WAITING FOR MIGRATORY BIRDS



Aşk, arkadaşlık üzerine sevimli bir Çin dizisi. Şimdilik bir sezonu bitti.

Temelde dört arkadaş. İki kız iki erkek, çocukluklarından beri arkadaşlar. Kızlar da oğlanlar da iyi çocuklar.

Ağırlık kızlardan Li Li’de. Lili, biraz umursamaz olan oğlan Pei Shang Xuan’a aşık ve bu aşkı yıllarca devam ediyor. Kore isimlerini anlamak, ezberlemek zorken Çin, Japon, Tayvan dizilerinde de isimleri anlamak ve akılda tutmak zor oluyor.

Dizi genelde eğlenceli ve komik ilerliyor. Sevimli arkadaşlıklar ve romantizm. Li Li, göçmen kuşları izlemeyi seviyor. Dizinin en hoş yanı bu. Ancak, sonra hüzün de başlıyor. Ve dizi soru işaretleriyle bitiyor. İzleyenler kendi sonunu yazıyor. Mutlu sonu düşlemek daha iyi geliyor.

Li Li, uzun yıllar, yaklaşık 15 yıl boyunca oğlana aşkını söylemiyor. Oğlanın kendisine gelmesini bekliyor. Bu nedenle, öncelikle onu seviyoruz dizide. Aşık olsa da onunla arkadaş da olabiliyor.

Romantik dramları sevenler için ideal dizi. Gülmek ve ağlamak isteyenler için. 

21 Ekim 2017 Cumartesi

TUHAF



Son dönemin iddialı edebiyat dergilerinden. Yazar kadrosu ve destekleyenler tanınmış isimler.

Tarık Tufan, Ahmet Mümtaz Taylan, Mehmet Turgut, Ara Güler, Gündüz Vassaf, Hakan Günday, Mehmet Yaşin, Selim İleri, Irmak Zileli, Ahmet İnam, Yekta Kopan, Ali Nesin, Zülfü Livaneli, Mehmet Güreli, Ülkü Tamer, Tayfun Pirselimoğlu, Selahattin Duman, Nebil Özgentürk, Barış Pirhasan, Yiğit Bener, Mercan Dede, son sayıya katkı yapan popüler isimlerden bazıları.

Ayın dosyası, herkesin sevdiği Füruğ Ferruhzad. Livaneli’nin de belirttiği gibi o da kanadı kırık kuşlardan, kaba hayatı kaldıramayanlardan. Bunun yanında, MFÖ, Etgar Keret, Reşat Nuri’nin Akşam Güneşi, Guiilermo Del Toro, Alberto Manguel, son sayının diğer ilginç kesitleri.

Ayrıca, şiir, deneme, öykü, anı yazıları da bulunduruyor. Bu kadro ile daha çok eskilerin bulunduğu bir dergi olmuş.  Sürekli çıkar da bozulmazsa edebiyatseverler için değerli bir dergi olacaktır.

Çoğalsın dergiler, kitaplar, azalsın cehalet.

Dergiden not: "Umut, gerçeğin reddedilişidir-Schopenhauer"

20 Ekim 2017 Cuma

MÜZİK LİSTESİ 2



Hollow Coves-The Woods
Jessie Ware-Alone
Chanmina-My Name
Ümmüşen-Gönül Geçmiyor
Louis Armstrong-A Kiss to Build a Dream On
Cat Stevens-The Wind
Frero Delavega-Quand Je Serai Un Grand
Thom Yorke/PJ Harvey-This Mess We're In
Kodaline-Brother
Rafet El Roman-Seni Seviyorum
Joy Williams-Sunny Day
Selena Gomez-Same Old Love
Deniz Tekin-Gelir miyim?
Hande Yener-Kim Bilebilir ki Aşkı?
Madeleine Peyroux-Between the Bars
Elliot Smith-Alameda
Elliot Smith-Miss Misery
Elliot Smith-Baby Britain
Pink Martini/The Von Trapps-Gong Xi
Kendrick Lamar-DNA
Little Mix-DNA

18 Ekim 2017 Çarşamba

SOSYAL MEDYA MAZİ



O dönem MSN popülerdi, Yahoo grupları, forumlar. 2007-2010 yılları.

Doktorlar dizisi vardı. Herkesin sevdiği diziydi. Forum toplulukları oluyordu. O forumdaki dostluklar çok gerçekti. Sosyal medya deyip geçmeyelim, en masum dönemlerimizdi.

Forumu yönetenler, onaltı, onsekiz yaşından büyük değildi ama çok ilgilenirlerdi, binlerce üyesi vardı, domainli filan resmi web sitesi gibi. Üyeler toplanır, Gebze’ye giderdi sete, oyuncuların bile haberi vardı siteden.

Sonra bir gün site çöktü. Kurtaracak gibi oldular ama kurtulamadı, öyle olacağını anlayınca forum yöneticileri her üyenin kayıt mailini alıp MSN’de topluluk oluşturup bildirim yaptılar, belki emeklerimiz gitti ama dostluklarımız kalıcı olsun diye birbirinizi ekleyip kaybetmeyin dediler.

İnternette herkes yeni sayılır o günlerde, Facebook bile eski değildi. Bir sürü tanımadığım insan yazdı o zaman MSN’den. Yüzlerini asla görmediğim bir sürü arkadaşım oldu. Buse, Betül, Sıla. MSN’de yazardık, kendini deşifre etmek isteyen, yakın hisseden kamera açardı, en büyük görüşmelerimiz onlardı.

Farklı emojiler olurdu, resimler, tripli durum güncellemeleri, hayat buysa gerçek nedir, mesela. Dinlediğimiz müzikler gözükür, Derin şu anda Ayna dinliyor, şu an meşgulum diye hesabını turuncu yapardın. O tanıdıklarımdan birkaç kişiyi uzun yıllar sonra yüzyüze de gördüm.

Hatta bir ablamız vardı, bizden birkaç yaş büyüktü, onu görmeye Güngören’e  gitmiştim. Doktorlar forum grubundan başka bir arkadaş da bana kızmıştı, o ablaya gitmek için Bağcılar’dan geçmen lazım, niye bana uğramıyorsun diye. 

17 Ekim 2017 Salı

TE STRUGA TE



Struga’ya gitmiştim okumaya. Yine değişim programı.

Struga, Makedonya’da, Ohri Gölü’nün kıyısında. Bir taraftan Ohri’ye gidiliyor, diğer taraftan da Arnavutluk’a. Şehirdeki şiir geceleri de ünlü. Bizden de şairler katılır her sene.

İstanbul’dan gittim. Netten okudum biraz, forumlardan bilgilendirme aldım. İndim şehre, e aylarca kalıcam bari tanıyım şehri değil mi, gezeyim de göreyim yani.

Yürüyom yürüyom, hep aynı yere çıkıyorum. Allahım çıldıracağım, bir kaybolayım değil mi, bir yeni yol göreyim, kafam karışsın. Olmuyor hep aynı yere çıkıyorum.

Millet yol bulamayınca ne yapar, adres sorar, e ben de hep aynı caddeye çıkıyorum, başka cadde de bulamadım, yoldan geçen bir amcaya yöneldim.

Amca, ben şehrin diğer caddelerine nasıl çıkarım? Adam da kolunu omuzuma dayadı iyi mi, bak çocuğum, aha te gürürsün dümdüz te bu caddey bildiğin tete bu e te başka da yoktur, dedi.

Sen kalk İstanbul gibi yerden tek bir caddesi olan yere gel, başıma kaynar sular döküldü, sanki dünyam yıkıldı. Sonra öğrendim bu tete teyze demekmiş ama amca bunu te yani işte bu anlamında kullanıyormuş.

16 Ekim 2017 Pazartesi

KAN TUTMASI



Kan tutuyor herhalde derlermiş. Dedemin anne dedesi geceleri rüyasında hep kan görürmüş. Eskiden çok düşman askeri öldürdüğü, kafasını kestiği için. Kestikleri kafaları çuvalla getirirlermiş köye.

O zamanlar öyleymiş. Efeler, çeteler. Dedemin anne dedesi, Girit’ten dönerken bir Rum kızını getirip evlendiğinde, Kuşadası’nda, efeymiş, sonra kızları olmuş birkaç tane. Bir tanesi de zaten dedemin annesi oluyor.

O zamanlar zenginmişler, konakta yaşarlarmış. Çalışan çok. Kızlarından biri, Müyesser, çiftliğin seyisine aşık olmuş. Çok yakışıklıymış genç adam. Babasına söyleyememiş Müyesser. Sonunda seyisle birlikte kaçmışlar.

Seyis, Sarayköy’lüymüş. Ailesinin yanına gitmişler, yerleşmişler. Müyesser, adamı çok seviyor ama aile tabii çok farklı gelmiş ona. Kültürleri, yaşamlarına alışamamış. Aradan birkaç ay geçmiş. Sonunda kaçmış, dayanamamış, babasının evine dönmüş.

Çok utanıyormuş ama. Babası da efe adam ama hiçbir şey dememiş. Sessizce yaşamış evde kadın. Bir sabah uyandıklarında onu ölü bulmuşlar. O zamanlar evler ahşap. Tavandaki duvarın kirişine asmış kendini. O efe de çok sessizleşmiş o günden sonra.

12 Ekim 2017 Perşembe

YAZI NOTLARI 3



Daha önce de “deneme” başlığında, yine yazı notları adıyla, yazmakla ilgili düşüncelerimi yazmıştım. Yine aklıma gelen bazı noktaları yazacağım.

Öyküler düşünce yazısı değil, bilgi verme yazısı değildir. Bir düşünce, bir bilgi, belki, öyküdeki kahramanın ağzından ve o karaktere uygunsa verilebilir.

Yazılar, makaleler, deneme yazıları ve diğer tür yazılar, kurgu yazılar, ders verir gibi, ders anlatır gibi veya okuldaymış gibi yazılmaz.

Bir öyküde veya benzeri kurgularda yazılan karakterler görünmeli, görünür olmalı. Biz o karakteri görmeliyiz, gözlerimizin önünde. Yaşamalı, hayal gibi olmamalı.

Öykü, hikaye, öyküye ve hikayeye uygun şekilde tasarlanır. Cümleler hikaye gibidir. Yani, örneğin hikaye bir şiir değildir. Kısa cümleler değil, uzun cümleler olur, gittim değil gidiyorum gibi. Ayrıca, ben öykü ile hikayenin farkı nedir onu da bilmem.

Hikaye akacak elbette. Önünde engeller olmayacak.

Öğretmen gibi, anne gibi, avukat gibi yazılmaz hikaye örneğin bir de. Savunma dili gibi, kanıtlar gibi.

Genel olarak, kimse gerçeği sevmez. Herkes hayal ister, masal ister. Sanat da gerçeğin peşinde değildir. Kurgu sever çoğunluk.

Bol bol tekrar olmamalı. Aynı sözcükler tekrar tekrar olmamalı. Yazı veya öykü aşure gibi de olmamalı, minimal olmalı. Dağınık olmamalı.

ISIRIK



Hiç olacak şey değil gibi gözükse de oluyor işte. Hafta sonu bir parkın önünden geçerken bir küçük olaya rastladım.

Bir adam ağzındaki bir çubuk gibi bir şeyin içinden bir köpeğe minik bir ok attı. Belediye görevlisi imiş. O köpek de birini ısırmış. Kuduz tehlikesi nedeniyle köpeği uyuttular yani ve veteriner kontrolüne götürdüler.

Yine hafta sonu aynı şekilde bir köpek olayına daha rastgeldim. Bir marketin önünde bir kalabalık konuşuyordu. Amcanın biri marketin önünden geçerken marketin önündeki köpek onu ısırmış. Amca da hemen girmiş markete.

Köpeğiniz aşılı mı diye sormuş. Market sahibi aile de düşünmüşler ve galiba son aşısını unutmuştuk demişler. Amca, hemen civardaki bir doktoru bulmuş. Sonra da işte veteriner bulmuşlar. Ve köpeğe aşıyı yapmışlar.

Peşlerini bırakmamış yani amca köpeğin ve ailenin. Sorumluluklarını bilmiyorlar diye kızmış. Amca, Almanya’dan gelmiş de o yüzden bu konularda titizmiş. Kendisi de kontrole gidecekmiş, herhangi bir tehlikeye karşı.

İlginç tabii ki, yani pek duymuyoruz öyle kuduz vakaları filan ama olabiliyor demek ki.

11 Ekim 2017 Çarşamba

MÜZİK LİSTESİ


Resul Aydemir-Misal
Dead Posey-Don't Stop the Devil
Shahin Najafi-Fou
Son Feci Bisiklet-Galiba Sevmiyorlar
Gülay-Ayrılık da Sevdadandır
Sezen Aksu/Cihan Okan-Yine mi Çiçek
Zager and Evans-In the Year 2525
Feist-My Moon My Man
Emine Koç-Dalları Bastı Kiraz
Ayfer Vardar-Kızılırmak Can İncitme
Aysun Gültekin-Yeşil Ayna Takındın mı Beline
Züleyha-Geline Bak Geline
Fatma Türkan-Su ver Leylam Yanıyorum
Hüsnü Arkan/Birsen Tezer-Öyle Bir Rüya
Dave Edmunds-I Hear You Knocking
Skott-Mermaid
Skott-Porcelain
Skott-Remain
Skott-Lack Of Emotion
Bridgit Mendler-Library

10 Ekim 2017 Salı

THE HANDMAID'S TALE


Margaret Atwood’un aynı adlı romanından uyarlama dizi televizyon dalında çok sayıda ödül aldı. Dizi de baş oyuncusu, June ve Offred rollerindeki Elizabeth Moss da çok başarılı.

Yazar da dizi çekimlerinde danışmanlık yapıyor. Bir distopya öyküsü bu. Gelecekte geçiyor, günümüzün uygarlığından sonra başka bir uygarlık geliyor ve uygarlıkta kadınlar doğum yapamıyor. Sadece belirli sayıdaki kadın halen doğum yapabilmekte.

June da bu kadınlardan biri ve bu uygarlığın yetkililerinden biri ve eşine bebek verecek. Bu uygarlıkta kadınlar pek de hoş yaşamıyorlar. Yetkililer, çalışanlar ve bu damızlık kadınlar var nüfus olarak.

Karanlık bir uygarlık bu. Dizideki renkler de genelde kapalı, puslu. Bir baskı toplumu. Offfred de Fred’inki demek. Kadınların isimleri böyle konuyor. Hangi erkeğe bağlı olduğunu gösteriyor.

Dizide, bir yandan bu toplumu, yaşantıyı izliyoruz, bir yandan da June’un geçmişini izliyoruz. Önceki uygarlık yıllarını. Önceki uygarlık da bizim uygarlığımız.

Karanlık, distopya, biraz bilimkurgu, fantastik, fantezi sevenler için klas dizi. Birinci sezonu bitti. İkinci sezon da başlayacak. Dizinin adı, Damızlık Kızın Hikayesi anlamına geliyor. Yönetmen de birçok iyi dizisini izlediğimiz Bruce Miller.

8 Ekim 2017 Pazar

BİZİM HİKAYE


Yeni başlayan yumuşak ve hoş dizilerden biri Bizim Hikaye. Geçen sezon izlediğimiz ve artık bir efsane olan Amerikan dizisi Shameless’ın yerli versiyonu.

İki başrol de sevilen oyuncular. Filiz rolünde Hazal Kaya ve Barış rolünde de Burak Deniz. Filiz, sarhoş babasına ve kardeşlerine annelik yapan kız, Barış da onu seven ama biraz yasadışı işler de yapan genç.

Dizi, Filiz ve ailesinin başına gelenler, Barış’ın ona destek olmak istemesi ve aralarındaki duygusal ilişki ile ilerliyor. Duygusal, eğlenceli, bizden bir dizi. Yoksulların, ayakta kalmaya çalışanların hikayesi.

Sarhoş baba, kardeşler, komşular ve başlarına gelenler sevimli. Dizi keyifle ve yormadan izleniyor. Dramlar ağır olsa da dizi ağırlık vermiyor çünkü işlenişi hafif.

Hazal Kaya tam bizden bir yüz, Burak Deniz de Kadir İnanır’ı anımsatıyor.

Şirinlik isteyenler izlesin.

6 Ekim 2017 Cuma

ŞARKILAR


Peach Pit-Alrighty Aphrodite
John Lurie-Big Trouble
Iggy Pop-Break Into Your Heart
Evanesence-Going Under
Gürkan Uygun-Bu Şehir Girdap Gülüm
İkiye On Kala-Düşersem Tut Beni
Ceylan Ertem-Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun
Joshua Bell-Teaching Andrea
Youth-Daughter
Melihat Gülses-Akşamı Süzme Deniz
Jason Derulo-If I'm Lucky
Vega-Dünyacım
Vega-Komşu Işıklar
Vega-Delinin Yıldızı
Çağatay Akman-Karanlığa Çak Bir Kibrit
Fazıl Say-İnsan İnsan
Emre Aydın-Sen Beni Unutamazsın
Ahmet Kaya-İyimser Bir Gül
Efkan Şeşen-Dokuz Altı Yolları
One Ok Rock-Pierce

4 Ekim 2017 Çarşamba

HİKAYELER


Okuduğumuz bir kitapta kendi öykümüzle yüzyüze geliriz. Kendi hayatımızla. Oysa o kitap belki yıllarca aynı rafta durdu. Yazan da belki kendi hayatını yazdı, belki başka birinin hayatından yola çıktı.

Biz de ayaklarımızın bizi o kitapçıya veya sahafa götüreceğini nerden bilebiliriz ki. Tozlanmış bir rafta duran bir kitapta kendi öykümüzle karşılaşacağımızı. Hayatımız da o rafta o kitapta tozlanmış işte. Yıllarca durmuş orda hayatımız da bilmiyor muşuz.

Böyle birçok öykü var hikaye var. Yazılıyor ve o rafta duruyor. Zamanla tozlanıyor. Ama birisinin hayatı tozlanıyor orada. Yazar birisinin hayatını yazmış ama bilmeden bizimkini de yazmış oluyor. Yazarın o kitabı raflarda dururken, tozlanırken, kendi hayatı da tozlanıyor yazarın.

Bilmem yalan bilmem sahi, sokaklar ölürken, gecelerimizi gündüze çevirecek mutluluklar ararken bizler, belki de bir yerlerde bizim öykümüzü yazanlar var. Belki ada pembesi belki ipek mavisi düşlüyorlar hayatlarımızı. Belki bir gün bir kitapçıda veya sahafta karşımıza çıkacak bir rafta, bizim öykümüz. Şimdilik raflarda, yazılmamış olarak duruyorlar. Siz de kitapçı raflarını boş görseniz bile boş sanmayın. O raflarda henüz yazılmamış öyküler var.