26 Nisan 2017 Çarşamba

YARIM HAYAT


Dünya hayatı kısa bakarsın Rabbim beni yanına alır bazen diyorum Rabbim beni yanına al.

Hayat kısa biz kimseyi kırmamaya çalıştıkca biz kırılıyoruz ve şu kırılgan dünyadan bazen gitmek istiyorum. Her şey affedilir de kırgınlık olmuyor bazı insanlar karşı tarafa söz bırakmıyor. Bir şey söyliyceksin ağzına tıkıyor o lafları sonra net değilsin açık sözlü değilsin diyor bir de. Ya ben açık sözlü olmak istemiyorum belki.

Kimse kalıcı değil bu dünyada zaman su gibi akıyor ama tek bildiğim bir şey var ben herkesin kötü gününde yanında oldum ama onlar bizim kötü günümüzde yanımızda değilsin dediler. Artık kimseye güvenmiyoruz dediler ben de artık güvenmek istemiyorum kimseye.

Ve şuan tek yapmak istediğim uyumak ve uyuyup bir daha uyanmamak istiyorum çünkü insan uyuduğunda biraz olsun unutuyor ama uyandığında o ağrı çok daha acı veriyor. İnsanlar haksızken kendini haklıya çevirmeyi iyi biliyor. Bazen söyledikleri sözlerde ya avucumu sıkıyorum ya da ayağımı bastırıyorum normalde ben sabırlı bir insan değilim ki. Ya da ağzımın içinde dudağımı ısırıyorum.

Küçük bir kuş gördüm rüyamda. Ayakları bağlanmış uçamıyor. Ama ben mi yoksa bir başkası mı bağlamış bilemiyorum. Kuşun uçamadığını görünce korktum. Birine gösterdim ne olur yardım et de uçsun dedim. Çöz ayaklarını dedim. Sonra ne oldu bilmiyorum. O üzüntü ile uyandım.

Rüyam da yarım kaldı yani. Benim hayatım bu. Hep yarım. Tamamlamaya çalışıyorum. Belki her şeyin zaten yaşanılması gerekiyor. Allah her şeyi biliyor o beni seviyor.

25 Nisan 2017 Salı

DEDEM VE MONA LİZA


Dedemin dedesinin babası Rodos’taymış. Evleri, arazileri varmış. Sonra mübadele olmuş ve Datça’ya gelmişler. Orda da sahilde almış yerler, araziler, evler.

Dedemin dedesi çok severmiş Datça’yı. Suyunu, havasını. Sonra işte dedem geliyor arkalarından. Dedem bir ara askere gitmiş. Van’da. Orda alışmış Van kahvaltısı denen şeye. En zengin kahvaltı der hep. Her şey olurmuş içinde. Peynirler, kuru erik kızartması gibi. Evde de bu geleneği sürdürür.

Dedem birkaç dil bilir. Gençliğinde Florida’ya gitmiş. Önce Daytona plajında iş bulmuş. Daytona plajı daha çok orta hallilerin, yoksulların plajıymış. Daha sonra Miami’ye geçmiş. Orası zenginlerin yeri. Birkaç dil bilir kendisi. Hem Frankofondur hem de Anglofon. Fransızca ve İngilizce bilir işte.

Datça’ya dedemlere tatile gittiğimizde kuzenler yeğenler doluşuruz. En çok ayna önü kavgaları olur. Ayna önünde bakım için yer kapmaca. Dedem bize ranzalar yaptırdı. Yeğenlerden biri uyurgezerdir. Gece kalkar birimizin yatağına girer, biz ilk anda çok korkarız ama.

Dedem resim sever, resim yapar, röprodüksiyonlar alır. Evde her yerde onun çerçevelettiği resimler vardır. Mat cam sever. Yağlıboya resimler yapar. Suluboyayı daha çok sever ama. O daha zor der. Herkes ondan resim ister. Bana da yap bana da yap der.

Bize Mona Liza’nın hikayesini anlatır. Kendi versiyonunu tabii. Mona Lisa, resmi yapıldığında çok zengindi der. Yıllar geçince hiçbir akrabası kalmamış, yalnız yaşamış yaşlılığında. Parasız kalmış. Babadan kalma evinde yaşarmış ama karnını zor doyururmuş. Kendi resminin yer aldığı galeriye gidermiş hep. Kimseye kendisinin Mona Liza olduğunu söylemezmiş ama. İhtiyar bir kadın gelip hep bu resme bakar derlermiş. Saatlerce kendini seyredermiş.

(Foto, Daytona Plajı)

24 Nisan 2017 Pazartesi

BLOGLARDAN SEÇMELER



DANIŞMAN HOCAM

Nefis yemek ve tatlı tarifleri ile aramızda yeni arkadaşımız. Tabii ki bir dolu başka güzel şey de yazıyor.


ANNESİNİN PRENSESİ

Sevgili arkadaşımızın hazırladığı blog partisine katılın.


YASEMİN IŞIK

Arkadaşlarıyla birlikte roman yazdıııı.


FATOFOTAN

İnstagramda çizim çekilişi yapıyooo.


BETÜL YAŞAR

Her Güne Ayrı Bir Dünya adlı blogu olan arkadaşımız bir blog daha açtıı.


BAHÇE PERİM

Çayları ve gezileri ile ünlü arkadaşımız geri döndüü.


MEHMET LÜTFİ ALP KORKMAZ

Film, dizi, müzik yazıyor ve çizimleri de var. Pek sevdim yazılarını.


İZLER VE YANSIMALAR

Kültür sanat ve gezi yazan arkadaşımız aramızda en eskilerden ve en iyilerden.


AYAK İZLERİ

Kızını ve hayatını anlatan tatlı arkadaşımız.


TUĞÇE YÜKSEL

Sevgili pembiş arkadaşımız son yazısında hepimize teşekkür ediyor. Aramızdaki en tatlı insanlardan biri ooo.


Hepimize iyi ve neşeli haftalaar.

23 Nisan 2017 Pazar

MARUNİKİ



Malzemeler:

1 su bardağı un
1 su bardağı süt
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı şeker
1 paket kabartma tozu

Yapılışı:
Bunları karıştırıyoruz. Tavaya az bir şey tereyağı koyuyoruz. Yağ eriyince kepçeyle döküyoruz bu karışımı. Omlet gibi. Biraz pişince tersini çevireceğiz. Sonra iki tarafı da pişince tabağa koyuyoruz.

Bir sonraki kepçelerde tavaya yağ koymasak da olur. Ama tabağa koyduklarımıza biraz tereyağı sürebiliriz. Erir o da. Çok yağlı istemiyorsak sürmeyiz ama o zaman da kuru olabilir.

Bu ölçüler ortalama ölçüler. Hani derler ya göz kararı, el kararı. Kıvam tutmazsa biraz süt ya da un ekleyebilirsiniz. Bir de mayalı olanı var ama onu yapmak daha zor.


Not:Hepimizin çocuk bayramı ve kandili kutlu olsun.

22 Nisan 2017 Cumartesi

ÇAKIR ZAMANLAR



Nilüfer Açıkalın

Sıcak Nal Yayınları

Nilüfer Açıkalın tiyatro, sinema, televizyon dünyasında tanınan bir sanatçı olmasının yanında müzisyendir aynı zamanda ancak bunlardan daha önemlisi edebiyatımızda kendine özgü öyküleriyle tanınan bir yazardır.

Ondan fazla kitabı olan yazarın yazı dili edebi ve şiirsel. Çok da hüzünlü. Bütün öykülerinde derin bir hüzün ve melankoli var. Yani tarzı hüzünlü ancak tam da edebiyata yakışır bir anlatımı var. Romanları da olan yazarın öykücülüğü daha önde.

Çakır Zamanlar’da yirmiye yakın öyküsü var. Şemsiyecik adlı yalnız bir plaj şemsiyesinin öyküsü çok duyarlı. Öykülerde genelde kahramanlar kaybolmuş gibi hayatta, kimselerle de anlaşamıyorlar gibi, iletişim kuramıyorlar bir türlü. Hayatları yolunda gitmeyen kafası karışık kişiler hepsi.

Çakır Zamanlar’da iyi öyküler var. Çok da kolay okunan öyküler değiller ancak iyiler.

Edebiyat sevenlerin seveceği, sevmeyenlerin ise sıkılacağı metinler. Popüler dille yazılmadığı için.

Not:3/4

21 Nisan 2017 Cuma

ANNE MUHALLEBİSİ


1 litre süt
3.5 yemek kaşığı buğday nişastası
1-1.5 su bardağı şeker
1 yumurta sarısı
1 paket vanilin
1 yemek kaşığı tereyağı

Bir litre sütü ısıtıyoruz. Bu sütten bir çay bardağı sütü alıp ayırıyoruz ve içinde nişastayı eritiyoruz bir kapta.

Sütü şekerle kaynatıyoruz. Yağı ilave ediyoruz.

Yumurta sarısını da yine sütten bir çay bardağı alıp sütün içinde çırpıyoruz bir kapta.

Sonra nişastayı ve yumurta sarısını sütün içine ilave ediyoruz.

En son vanilini ekliyoruz.

Kısık ateşte kaynatıyoruz, pişiriyoruz, kıvama gelene dek, göz göz olana dek, sürekli karıştırıyoruz.

Bu malzemeden yaklaşık altı kase çıkıyor.


20 Nisan 2017 Perşembe

1 FİLM 1 ŞARKI 1 KİTAP


Yeni arkadaşlarımızdan Gizem sevimli bir etkinlik başlattı. Nisan ayı içinde izlediğimiz dinlediğimiz okuduklarımızdan en sevdiklerimiz.


Kendisi de La La Land ile Kaan Boşnak'ı seçmiş. Sayesinde Kaan Boşnak'ı keşfetmiş oldum, sağolsun.

1 Şarkı:

Nisan ayında en çok dinlediğim şarkılar, Shivarre'den Goodnight Moon ile Edwyn Collins'ten A Girl Like You oldu. Ayrıca, sevgili Öneri Makinesi'nin şarkıları için de teşekkür ederim.


Bir de sağolsun bugün Sibelynka'da gördüm ve dinlemeye başladım. John Mayer. Bayıldım. Bütün şarkıları iyi ve hatta dinlendirici. Şimdilik favorim Roll It On Home.


1 Film:

Bir dolu film izliyorum tabisi ama bence izlediklerim arasında ayın filmi bence çok eski bir filmdi. Piknik. Picnic. 1955 yapımı, başrollerde William Holden, Kim Novak. İkisi de mükemmel oyuncu. Ufak bir Amerikan kasabasına karizmatik bir adam gelir ve kasabadaki kadınların aklını karıştırır. Nefis film.

1 Kitap:

Bu ay okuduklarım arasında üç kitap favorim oldu. İki kızkardeşin hayatını anlatan Hayal adlı Türk romanı, uyuşturucu satıcısı olmaya çalışan bir oğlanın komik yaşamını anlatan Tanrı Hepimizden Nefret ediyor adlı Amerikan romanı ve başarısız bir fotoğrafçı kadının komik hayatını anlatan Kayıp Kuşak adlı Amerikan romanı.

Bu sevimli etkinliğe eski yeni bütün arkadaşlarım katılsın daaa biz de bişiler öğrenelim keşfedelim di mi amaaa.

19 Nisan 2017 Çarşamba

YAŞ ON


Yolda çok tatlı minik sarışın bir kıza rastladım. Pek şirindi. Annesi ile alışveriş yapıyorlardı.

Bana yaşımı sordu. Kaç yaşındasın dedi.

Çocuklar parmakla gösterince anlıyorlar ya. İki kere iki elimi iki on olarak yanyana dizdim parmaklarımı.  İki kere açtım ellerimi. Yani yirmi.

Bir kıkırdamaya başladı. Hem de nasıl gülüyor.

Ne oldu dedim yaa, çok mu yaşlıyım dedim.

Hiç öyle yaş olur mu dedi bak yaş böyle olur diye parmaklarımı açtı, üç dört beş altı diye ona kadar böyle gösterdi her parmağımı. Onun kafasına göre ondan büyük yaş yokmuş, insan yaşı ondan büyük değilmiş. İki tane on olmazmış.

Haklısın dedim, kafasını karıştırmak istemedim. Ama haklıydı da zaten. İnsanın içi ondan büyük değil ki. Beş ile on arasında değişiyor yaşlarımız ama büyümüş gibi rol kesiyoruz.

O söyledikleri o gülüşü hiç aklımdan çıkmıyor. Büyümüş de küçülmüş. Bana ders verdi.

18 Nisan 2017 Salı

TRAMVAY


Tramvayda otobüste metroda metrobüste dolmuşta oturmam hiç. Ayakta daha rahat oluyor. Vapurda ise dışarıda olmayınca oturmak daha uygun içeride.

Metroda tramvayda çok inen binen oluyor her durakta. Boş yer oldumu da oturmam. Nasıl olsa bir sonraki durakta birçok insan geliyor yine. Böyle bir kere bir yere sıkıştım kapıya yakın. Son üç yerde üç kız öğrenci oturmuş, onları da hep görürüm bu tramvayda, okula gidip geliyorlar.

Ama ayakta duran yaşlı insanlar var. Erkek öğrencilerden birkaçı sayıp sövdü o kızlara, ikinci durakta.  Kızlardan ortada oturanı köpürdü. Hadi dedi oğlana, gücün yetiyorsa beni yaka paça dışarı at. Karşılıklı atıştılar, üç durak böyle devam etti. Çocuk şehadet çekip duruyor. Kız saçını bir tarafa atıyor, gözlüğünü çıkarıyor, tekrar takıyor. Telefonda konuştu.  Kulaklıkları bir takıp bir doladı ellerine çok kızgın.

Sonra bir durak daha geldik. Teyzenin biri bindi tramvaya.  Kızın arkadaşlarından biri utandı kalktı yer verdi. Diğer kız hala söyleniyor. Teyze de, kızım derdin ne söyle bana derdini söylemeyen derman bulamaz dedi. Bak ben sana dertlerimi anlatsam karşıdaki dağlar yıkılır dedi.

Kız da yanlış olduğunu biliyor ya bir şey demedi sadece şu salaklardan biri sinirlerimi bozdu dedi. Teyze de sizinki de bir şey mi ben öyle terbiyesizler göruyorum ki dedi burda. Yaşlılara saygısızlık mı dersin yer vermemek mi dersin tramvay içinde kabaca konuşmalar müzik dinlemeler mi dersin, kimseyi umursamıyorum havasında takılan öyle gençler var ki dedi.

Yani kızın yaptıklarını birebir saydı. Onu izlemiş gibi. Kız yerin dibine battı.

17 Nisan 2017 Pazartesi

KIYI


Denizin kıyısında yürüyordum. Hava biraz kapalı. Ama hayat kapalı değil tabii ki. Sadece denizin kıyısındaydım ama yaşamın da kıyısında olabilirdim. Yaşamın kıyısında olmaktansa girip ıslanmak daha iyi. Yaşamın denizine dalmak daha iyi. Kıyıda izlersin, içinde ise yaşarsın.

Denizin kıyısında hayata gülümsüyordum. Sadece hayatta olduğum için. Kapalı havaya gülümsüyordum. Açabilecek güneşe. Kapalı olsa da yine de mavi ya gök ve deniz. Gök ve deniz hep orda duruyor. Güneş gibi.

Denizin kıyısında yaşamın içinde olmak mutluluk. Geçmiş yok geçmiş geçmiş işte gitmiş. Rüya gibi geçmiş. Biz gelecekteki rüyalara bakalım. Hayat durmaz çünkü. Hep ileriye gider. Biz de hep ileriye gideriz. Denizin kıyısında bir noktacık olsak da hayat bizim için vardır.

Bir tek nokta olsak da hayatla birlikte bir bütün tek oluruz. Denizin kıyısında iken denizi merak ederiz. Hayatın renklerini. Paskalya yumurtası gibidir hayat. Çok renklidir. Güneş rengi de olur hüzün yağmuru rengi de. Hayatın renkleri hayallerimizi umutlarımızı özlemlerimizi parlatır. Herkesin hakkı var yaşamaya.

Hayatı beklemek diye bir şey yok. Bekleyince gelmiyor hayat. Sen entegre olacaksın hayata. Dalacaksın denize. Beklemeden dalacaksın. Dalınca zaten beklediklerin de beklemediklerin de gelir. Denize dal beklediklerin olacak dendiğinde zaten herkes dalar denize. Dalmak için bir motivasyon gerekmez. Motivasyon zaten yaşamın kendisi. Kafamızda bin türlü düşünce ile dalmak zor.

Hayat denizi aktif, hiç durmaz. Ama yüzmeden aktif olamıyoruz. Kıyıda yaşamı öğrenemiyoruz. Hayatı hayat için yaşıyoruz. Dalarsak yaşarsak nefesimiz de kondüsyonumuz da iyi olur. Yaşamın kıyısında hamlaşırız.

İçinde olmadığımız bir denizi, hayatı anlayamayız elbette. İçindeyken bile anlamak zor zaten.

16 Nisan 2017 Pazar

ÇEMEN


750 gram pul biber
3 yemek kaşığı dövülmüş sarımsak
2 yemek kaşığı karabiber
6 ya da yemek kaşığı çemen tozu
İsteğe bağlı ve istenen miktarda dövülmüş ceviz
Bir buçuk yemek kaşığı zeytinyağı ve yarım yemek kaşığı çiçek yağı

Bunları önce homojen hale getiriyoruz karıştırıp. Sonra süzgeç yardımıyla kaynatılıp ılıtılmış kemik suyunu yavaş yavaş ekleyip iyice karıştırmaya devam ediyoruz. Kek hamurundan daha cıvık olması gerekiyor. Kemik suyu, aldığı kadar olacak. Pul biberler homojen olacak, çamur gibi.



Sonra üzerini kapatıp 10 dakika dinlendiriyoruz. Sonra da kavanozlara ya da saklama kaplarına koyuyoruz küçük küçük. Küçük kaplar servis için iyi oluyor. Ya da büyük bir kapta saklayıp her seferinde küçük miktarlarda minnak tabaklarda kullanılabilir.


Çemenle sabah kahvaltıda yumurtayı kavurunca güzel oluyor. Yemeklere katanlar da var. Ya da kahvaltı sosu gibi tüketilebiliyor. Ama sarımsağını daha az yapmak daha iyi olabilir ya da sadece haftasonları tüketilmeli.


(Not: İkinci foto homojen haldeyken, üçüncü foto ise kemik suyuyla karıştırıldıktan sonra)

KİTAPLAR ARASINDA 2


Stiller, Max Frisch
Jude, Thomas Hardy
Babalar ve Oğullar, Turgenyev
Fırtına, Ilya Ehrenburg
İtiraflar, J.J.Rousseau
Jean-Christophe, Romain Rolland
Locarno Dilencisi, H.Von Kleist
Maldoror’un Şarkıları, Lautreamont
Beowulf
Northanger Manastırı, Jane Austen
Profesör Y İle Konuşmalar, Celine
Tüm Soneler, Shakespeare
Şiirler, Neruda
Seçilmiş Şiirler, e.e.Cummings
Pereira İddia Ediyor, Tabucchi
Murphy, Beckett
Kış Günlüğü, Paul Auster
Düğünün Bir Üyesi, Carson McCullers
Apollon’un Gözü, G.K.Chesterton
Körleşme, E.Canetti

Son yıllarda okuyup blogda yazdığım kitaplardan bir demet. Bu liste de rüya takımı gibi oldu. 

15 Nisan 2017 Cumartesi

SİNEDEBİYAT


Yayın hayatındaki en yeni edebiyat dergilerinden biri.

Başlıkta Sin, bir sözcük olarak Türkçe’de mezar, Arapça’da saadet, İngilizce’de günah anlamına geliyor diyor. Anlaşıldığı kadarıyla K.Maraş çıkışlı bir dergi.

Dergi, öykü ve şiirlerden oluşuyor. Başka yazın türleri yok. Sadece bu ikisi ve bu yönden de güzel olmuş. Sadece edebiyat yani.

Üçüncü sayılarında Ataol Behramoğlu ile keyifli bir şiir röportajı var.

Öyküler dikkat çekici, genel olarak gündelik yaşamın ayrıntıları işlenmiş.

Umarız bu dergimiz uzun soluklu olur.

BİRKAÇ GÜZEL ŞARKI



Shivaree-Goodnight Moon
Shigeru Umebayashi-In the Mood for Love
Meiko Kaji-Urami Bushi
Ahmet Ali Arslan-Rüya Bitti
Balmorhea-Remembrance
The Bird and The Bee-You Belong to Me
Kukuli
Harun Kolçak-Dualarım Yoluna
Lost On You
Bye Bye Sea-My Mind Talks
Leman Sam-Rüzgar
Gökçe Bahadır/Tuna Kiremitçi-Bu Kaçıncı Sonbahar
Sena Şener/Tuna Kiremitçi-Birden Geldin Aklıma
Yıldız Tilbe/Tuna Kiremitçi-Yine Sevebilirim
Bond-Fuego

Bir Cumartesi müzik turu.

14 Nisan 2017 Cuma

HALÜSİNASYON



Alein Kentigerna

Panama Yayınları

Yazarın Ölüm Peygamberi ve Sırlar Uçurumu romanları gibi yine heyecan ve gerilim dolu bir romanı bu da.

Ölüm Peygamberi’nde gerilim ve cinayet geçmişteydi, Engizisyon zamanında ve gizemliydi. Sırlar Uçurumu ise Napolyon zamanında geçen bir aşk ve cinayet romanıydı.

Halüsinasyon ise günümüze geçen bir cinayet romanı. Bu kez yazar seri katil ve cinayetin içine polisiye ve bilim katmış. Dean R. Koontz romanı gibi bilimkurgu da var cineyetin içinde.

Seri cinayetler işlenmeye başlar ve genç kızlar öldürülür. FBI profil uzmanı Mike da bu davaya verilir. Ancak öldürülen kızların hepsinin Mike ile bir bağlantısı vardır. Mike’dan intikam almak isteyen bir katil var gibidir.

Mike katilin peşine düşer, normal polisiye gerilim devam ederken roman birden kavis alır ve bilimkurguya geçer. Romanda birbirine benzemeyen iki bölüm var yani. Bu şaşırtıcı bir yön değiştirme ve heyecanın yönü değişir. Yazar diğer romanlarında olduğu gibi yine okurla oyun oynuyor.

Diğer romanları gibi sürükleyici ve meraklı bu da. Gerilim sevenler için. Ayrıca, yazarın kendisi de ayrı bir gizem. Hakkında hiçbir bilgi yok. Romanları çeviri gibi duruyor ama kitaplarda bir çevirmen adı yok. Yazarın adında da bir oyun var ama ne olduğu belli değil.

Türü sevenler için iyi kitap.

Not:3/4

13 Nisan 2017 Perşembe

MELEK


Hani bir matematik sorusunu hoca sana anlatır, işlemleri filan hep anlarsın ama en başta gereken şeyi, mantığını, o işlemleri niye yaptığını anlamazsın ya. Evet öyle bir soru karşına geldiğinde çözeceksindir ama bir türlü ne yaptığının farkında olmayacaksındır.

Erkekler çok erkeksi kadınlar da çok kadınsı ya. Erkekler de kadınlar da daha çok birbirlerine benzerlerse daha doğrusu erkeklerin maçoluğu kadınların incinmişlikleri eziklikleri kalkarsa ortadan, daha iyi olur gibi. Androjen gibi yani. Androjen bir kadın küfür ediyor, androjen bir erkek de birine kırılıp ağlayabiliyor utanmıyor bastırmıyor, gibi. Alfred Adler buna benzer bir şey diyor. İnsanlar gittikçe androjenleşiyor belki de. Güçlü bir kadın mesela erkeklerin ona muhtaç kalmasını sever herhalde.

Aslında erkeklerin de kızların da canı cehenneme. Keşke melek olsaydık. Meleksen güzel ve iyi olmak senin için kaçınılmaz bir şey. Karmaşık ama güzel bir şey işte. Hepimizde var kötülük. İnsan bazen insanlardan da, bir insan olduğu için kendinden de bıkıp usanıyor.

Hepimizde var kötülük. Hep başka insanları eleştiririz ya, kötüler hep başkasıdır. Hepimiz kötü olabiliyoruz. Çirkin değiliz tabii ama içimiz çirkin olabiliyor ama çirkin içlerimiz gözükmeyebiliyor. Görünen kısım güzel oluyor. Ama içimiz.

Var hepimizde ego, bencillik, kıskançlık. Ve türevleri. İnsanız yani çünkü. Her şey de insanca.İnsan olmak kötü herhalde. Böyle olunca insanın insana da kendine de saygı duyması zorlaşıyor. İnsan bazen topumuzdan nefret ediyor. Halbuki insanlar birbirlerini mükemmel de bulabiliyor.

Örneğin, beyaz yalanlar vardır. İnsan bazen istemese de yalan söyler. Kendini yakalar. Durumu kurtarmak, ani acil anlarda kurtulmak için yumuşak yalanlar söyleyebilir. Hani olur ya, biri seni arar, neden aramıyorsun der, sen de yeni telefon aldım, numaralar kayboldu dersin. Herkes de inanır buna. Belki insanlardan nefret edebiliriz sadece bir insan oldukları için, ama severiz de işte.

En iyisi mesela oyun oynamak, GTA örneğin, orda milleti dövmek, mafyalarla filan çalışmak. Gerçek hayatta yapamadıklarımızı yapmak. Oyunda birer gerçek kötü olmak. Ne güzel işte Jale de Jale oh ne ale, Jale bu alemde tek bir tek bir tane.

11 Nisan 2017 Salı

GÜNEŞİM ŞERİFE TEKİN


Şair ve söz yazarı Şerife Tekin'in kitabı Güneşim çıktı.

Kendisi ayrıca bir blog açarak aramıza katıldı. Blogunun adresi altta:

http://sairserifetekin.blogspot.com.tr/

Ayrıca, Şerife Tekin hanımefendinin dizelerinden Hasip Celil Kolaş'ın bestelediği ve Özlem Azılıoğlu'nun seslendirdiği şarkıyı da alttaki linkten dinleyebilirsiniz.


Ayrıca, bir aile ve dost ortamında bu kez kendisi dizelerini seslendiriyor. Hayatımın anlamısın, sen benim her şeyimsin. Bu link de altta:

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=402223710147439&id=100010794408245&fs=4

Şerife hanımefendinin blogunu, videolarını ve kitabını keşfedebilirsiniz. Aramıza hoşgeldin Şerife Tekin.

(Bu tanıtımı, bir blog açan ve bir şekilde blogumu keşfeden Şerife Tekin'in isteğiyle yaptım. Deep)

10 Nisan 2017 Pazartesi

NASIL ZAYIFLARIZ?


ZAYIFLAMAK İSTİYORUM-NE YAPABİLİRİM?

Merhaba arkadaşlar. Yaz ayı geliyor ve herkes bir şekilde zayıflamak isteyip, yaz ayına fit girmek istiyordur. Bu makalemizde sizlere zayıflamak istiyorum konusu hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Birçok insan zayıflama konusuna merak salmıştır ve denemeler yapmıştır. Birçoğu da bu konu hakkında başarılı olamamıştır. İşin aslına bakmak gerekirse, zayıflama konusundaki başarısızlığın sebebi, azim ve tam anlamıyla kararlı olmamaktan kaynaklanmaktadır. Zayıflamak konusundaki en önemli husus azim ve kararlılıktır. Bu yazımızda sizlere şunu, bunu yapın, şu diyet listesini kullanın gibi tavsiyeler vermeyeceğiz. Buradaki amaç işin mantığını çözmekten geçmektedir. Size bu konu hakkında başımdan geçen bir olayı anlatacağım ve sizler de bu olay ile ilgili kendinize çıkarımlar yaparak, zayıflama konusuna başlayabilirsiniz.

Bundan iki üç yıl önce, polislik sınavlarına girdim. Sınava başvuru yaptığım esnada, 7 kilo fazlam vardı ve sınav gününe kadar bu 7 kiloyu vermem lazımdı. Yoksa sınava dahi giremeden, ön mülakatta elenecektim. Bu anlatacaklarım yaklaşık olarak 40 günlük bir zaman zarfında gerçekleşti.

Yıllardır orta kilolu bir insandım. Ne çok kilolu nede fit bir görünüme sahiptim. Ara ara kilo vermeye çalışan, spora başlayan ancak bir türlü başarılı olamayan türlerdendim. Sebebine gelince, aslında sebebi çok basit ortadaydı. Kilo veremememin tek sebebi kararlı olmamamdan kaynaklıydı. Kararlı olmadığımdan dolayı, spor da yapsam kilomu atamıyordum. Çünkü yemem düzensizdi. Ta ki polislik mevzusu karşıma çıkana kadar.

Yukarıda da dediğim gibi 40 gün bir zamanım vardı ve benim 7 kiloyu bir şekilde vermem gerekiyordu. Yani kısa sürede zayıflamam gerekiyordu. Kilo vermem için artık bir amacım vardı ve amacı da çok istediğimden dolayı, sonuca ulaşmam şarttı. Yani artık kararlı bir kafa yapısındaydım.

İlk yaptığım iş günde ne kadar kalori yaktığımı hesaplatmam oldu. Yaptığım hesaplatmalar vücudumun günde ortalama 2700 kalori yaktığını göstermekteydi. Spor yaparak bunu 3100 civarına çıkardım. Şimdi asıl konu, yaktığımdan az kalori almaya geldi. Günlük yeme düzenimi tamamen değiştirdim. Hamuru tatlıyı tamamen hayatımdan çıkardım.

Ne mi yedim, sabahları üç dört tane haşlanmış yumurta, zeytin peynir. Haşlanmış yumurtayı şiddetle tavsiye ederim. Hem kalorisi düşük, hem de çok uzun süre tokluk hissi veriyor. Gün içinde yediklerimi ise sınırlı tuttum. Çiğ köfte, yanında bol yeşillikli, tavuk göğsü, kırmızı et ve yoğurttan başka bir şey tüketmeyerek. 40 gün boyunca gün içinde yediğim yiyecekler sadece bunlar oldu. Akşam yemeklerim çok ufak ekmek ve tamamen çorba ve sebze yemeklerinden ibaret oldu. Acıkma hissim olduğunda bol bol yoğurt yedim. Sonuç ne mi oldu 40 gün içinde tam 8 kilo verdim.

Polislik konusuna gelince, nasip değilmiş olmadı her şeyi geçtim ama mülakatta elendim. J
Görüldüğü gibi azim ve kararlı olmak kilo vermek konusunda ciddi anlamda önemli.  Size de hızlı zayıflama konusunda tek önereceğim şey azimli ve kararlı olmaktır. Her yer diyet listesi dolu, Google’ dan sürüyle diyet listesi bulabilirsiniz veya kendi listesini oluştarabilirsiniz.

Unutmayın hızı kilo vermenin püf noktası azimdir. Herkese iyi günler diliyorum. Umarım sizlere işe yarar bilgiler vermişimdir.



Not: Bir bilgi paylaşım merkezi olan ve bilimsel konular ve özellikle sağlık üzerine yazılar yayınlayan Bilgi Devi adlı sitenin ricası üzerine bir yazılarını yayınladım. Bu yazı sitenin tanıtımı amacıyla blogum için yazıldı. (Deep)

9 Nisan 2017 Pazar

HAYAL



Jale Demirdöğen

Nemesis Yayınları

Hayal, tam Türk filmi tadında kıvamında ve gerçekten de film gibi bir yerli roman. Tam bir yurdum romanı. Dramatik ve duygusal. Hatta ağlamamak da çok zor duygusal anlarda.

Yazar da verimli bir yazar ve çok sayıda romanı var. İzmirli yazarın Hayal adlı bu romanı, Aydın, İstanbul ve İzmir’de geçiyor.

Hayal cahil ve yoksul bir ailenin iki kızından biri. Baba sert anne ise koyu dindar. Hayal ve kardeşi Dua birbirlerinden güç alırlar hep. Hayal bu dar hayattan kurtulmak ister ve evden kaçar bir aşk uğruna, henüz bir ergen liseli iken.

Minik Dua ise ablasını unutamaz. Onu bulmaktan başka amacı yoktur artık. Minik Dua’nın mahalle arkadaşı Yasin de ablasını bulacağına söz verir.

Ancak Dua ablasını bir türlü bulamaz. İki kardeş birbirinden ayrı bir hayat geçirirler, birbirinden uzak ama hiç unutmadan.

Roman ileri geri gidişlerle anlatılıyor. Geçmiş ve bugün olarak. Kahramanımız Hayal’ın hayatını okuyoruz, sevinç ve hüzünle ve tabii ki Dua’nın onu bulma çabalarını.

Roman çok lezzetli, bir ırmak gibi akıp gidiyor, hem hemen okumak istiyorsunuz hem de hiç bitmesin istiyorsunuz. Dramı hüzünü aşkı seven bizler için tatlı bir roman.

Not:3/4

8 Nisan 2017 Cumartesi

4 DUYURU



HER ÇOCUK AYRI BİR DÜNYA

Çocuk gelişimi ile ilgilenen sevgili tatlı arkadaşımız Betül ayrıca bir okul öncesi öğretmeni de olacak. Kendi de gelişmeyi seven arkadaşımız blogunda blogunla ilgili bir anket yaptı. Siz de katılıp düşüncenizi söylerseniz çok sevinecek.


DEĞMESİN YAĞLI BOYA

Değmesin Yağlı Boya da artık eskilerden oldu ve hepimizin sevdiklerindendir. Blogu da yorumları da iyidir, içtendir. Ayrıca blog ve tasarım sorunlarımızda da hepimize yardım eder. Şimdi de kişiye özel pano tasarımı yapıyor isteyene. İlgilenenler blogunu ziyaret edebilir.


BAHÇE PERİM

Bahçe Perim de artık eskilerden sayılır. O da gezi, sağlık, yemek, çaylar hakkında yazar. Bir süreliğine yoktu şimdi yine aramızda. Her şeyi yazsa da ben en çok annesi ve ailesini anlatmasını severim.


SARGİTA DER Kİ

Sargita tatlı şeker arkadaşlarımızdan. Face'den de izlerim ailesini. Son yazısı çok ilginç. Annesinin hiç duyulmamış hastalığını anlatıyor.


Hepimize iyi pazarlar.

MARKA MİMİ


Bir süredir mim yapmadık. Özledim. Mim, blogları birbirlerine yaklaştıran araçlardan biri. Bir de ödüller var, birbirimize ödül veririz arada. Çoktandır ödül de vermedik. En son 3 yıl önce ödül vermişim. Yakında yine ödül vereyim diyorum. Bu da bloglarımızı birbirine yaklaştıran tatlı sevimli bir araç.

Yeni arkadaşlarımız var mimi bilmeyen. Mim, işaretlemek anlamına geliyor bizde, seçmek. Mimliyoruz yani arkadaşlarımızı seçip bir mim gönderiyoruz onlara. Bir mim konusu buluyoruz. Bir soru gibi yani. Örneğin, en eski çocukluk anınız nedir, unutamadığınız anı nedir, çantanızda ne var, okuduğunuz ilk kitap nedir gibi. Sonra, bu sorumuzu önce kendimiz yanıtlıyoruz.

Daha sonra da arkadaşlarımızı mimliyoruz. Örneğin, yüz kişi mimlediğim olmuştur. Mimlediğimiz arkadaşlar da bloglarında bir mim yazısı yazıyor. Yazıya başlarken kendilerini mimleyenin linkini veriyor önce. Sonra soruyu veya soruları yanıtlıyor. Daha sonra da istedikleri arkadaşları mimliyor. Mimin altına mimlediklerim diyor ve mimledikleri bloglara gidip onlara mimlediğini haber veriyor. Böylece bu mim yayılıyor. Eğlenceli bişi bu.

Kolay bir mim hazırladım. Marka mimi olacak bu. Hepimizin sevdiği markalar vardır. Giyim, gıda, kozmetik, bilgisayar gibi. İsteyen arkadaşlarımız en sevdikleri üç markayı yazacaklar ve isterlerse neden sevdiklerini de açıklayacaklar.

Marka mimi ve cevaplarım:

1. Mavi Jeans ( en sevdiğim giyim markası işte. Renkleri, desenleri, yeri, kumaşı tam istediğim gibi. Bir de en çok Converse ile giymeyi severim Mavi Jeans ürünlerini)

2. Faber-Castell ( Kalem ve silgide değişmez markamdır işte, elime almayı bile çok severim)

3. Philips (Bu aileden gelme bir alışkanlık, büyüklerim bu markayı sever çünkü, ben de her türlü alette öncelikle Philips var mı diye bakarım)

Bu mimi eski ve yeni tüm arkadaşlarıma gönderiyorum. Marka seçmeyen sevmeyen de bunu yazabilir mimi yapmak isterlerse.

Hepimize güneşli ve neşeli bir hafta sonu olsuuun :)

6 Nisan 2017 Perşembe

BLOG OKUNMA ORANIMIZIN DÜŞMESİ


Nisan ayında blogumda okunma oranım düştü. Genelde klasik olarak 500 ila 1000 tık civarı oluyor günlük istatistiğim. Hiç değişmez bu. Bu ay ise 500'ün altına düştü.

Bunun bahardan dolayı olduğunu düşünüyordum. Baharda açık havaya daha çok çıktığımızdan dolayı olduğunu düşünüyordum. Geçen hafta sevgili Şeyda'nın Günlüğü arkadaşım bu konuda yazmıştı. O da düşme olduğunu söylemişti.

Bugün ise çok eski blog arkadaşım Bahçe Perisi Safiye ise bunun nedeninin teknik olduğunu söyledi. Google algoritmaları ile ilgiliymiş. Google'da özgün içerikli bloglar daha az tıklanıyormuş. Düşüşün nedeni buymuş.

Bloglarımızı biz blogçular okuyoruz genelde. Birbirimizi okuyoruz yani. Burada bir aile gibiyiz. Buna hep blog apartmanı diyorum ben. Hatta Mavi Köşe Bloghanesi diye derim genel olarak. Biz burada birbirimizi okuyarak mutluyuz zaten.

Bloglarımızı blogçular dışında okuyanlar da var elbette. Blogu olmayan net kullanıcıları da ziyaret ediyor blogumuzu. Sanıyorum Google'ın bu yeni uygulaması ile bize blog dışından gelenlerin sayısı azalmış olmalı. Genelde bizim gibi özgün yazılar yazmayan sitelere gidiyor olmalılar. Görünürlüğümüz azaldı herhalde.

Blog çevremizi etkileyen bir durum değil bu. Zaten okuyoruz birbirimizi. Ama işte belki çok okunma isteğimizi engelliyor bu. Çok yüksek istatistikler beklememeli artık. Belki özgün değil de daha genel yazılar yazarsak yükselir oranımız.

Bu nedenle, bizdeki yazılar yerine net okurları sitelere, dergilere, gazetelere gidiyor olmalı.

Bu konuda bilgisi olanlar buraya yorum yazarlarsa hepimiz bilgilenmiş oluruz.

5 Nisan 2017 Çarşamba

SİSİFOS


Sisifos, çok tanınmayan bilinmeyen ama sağlam edebiyat dergilerinden biri.

Kültür sanat sinema felsefe gibi konularda yazılar olsa da ağırlıklı olarak edebiyat dergisi diyebiliriz.

Mahir Ünsal Eriş, Ercan Kesal, Şükrü Erbaş, Ali Lidar gibi tanınmış yazarlar barındırıyor sayfalarında. Milan Kundera, Kant, büyük klasik yazarlar, Tolstoy, Zweig gibi yazarlar üstüne denemeler de var.

Dergideki öyküler ise çok güçlü. Kundera ve Bacon ilişkisi çalışması ilginç. Eriş’in edebiyat üzerine denemesi lezzetli. Kesal’ın sinema yazısında Atatürk’ün bir Şarlo filmine çok gülüp tekrar izlemek istemesi anekdotu çok tatlı.

Deniz Moralıgil’in öyküsü çok duyarlıklı. İlişkileri biten insanların fotoğraflarda yüzlerinin silindiğini anlatmış. Usta yönetmen Peter Greenaway ile ressam Rembrandt bağlantısını anlatan deneme doyumsuz. Kieslowski’nin ünlü filmi Öldürmek Üzerine Kısa Bir Film’in idam sehpası sahnesinin çekiliş öyküsü ise sinema sanat açısından değerli.

Okunup bırakılacak dergilerden değil Sisifos.

Not: Dergiden bir alıntı: “Bilirsin özgürlük olmayınca evren olmaz”.

4 Nisan 2017 Salı

YERDE BULUNAN PARA


Geçen yıl bir restoranda yemek yerken bir cüzdan bulmuştum. Tam kalkarken yan masada idi. Restoran sahibine verecektim ama vazgeçtim. Dur kendim vereyim dedim.

Cüzdanı karıştırdım, içinde telefon numarası da vardı. Çok yaşlı bir amcanın cüzdanı idi. Aradım, amca kaybettiğinin bile farkında değildi. Ev adresini verdi, gittim, eşi de vardı. Cüzdanı verdim ve yemeğe davet ettiler evlerinde.

Yollarda çok bulurum para. Kağıt para yani. Yere düşürülmüş kağıt paralar. Bunları hep rastladığım yoksullara veririm.

Dün akşam eve gelirken bizim üst sokakta iki tane köpek havladı bana. Ben bağırıp kaçarken onlar da kaçtı. O arada sağ elim duvara süründü o panikle. Sıyrıldı üzeri. O sırada yerde bir cüzdan buldum. Aldım cüzdanı çantama attım. Eve geldim. Kimseye de bir şey söylemedim.

Cüzdana baktım evde. Kızın birinin nüfus cüzdanı, çalıştığı yerin kartı, banka kartları, mezun olduğu okulun kartı ve başka şeyler vardı. Bugün, çalıştığı yeri aradım sabah. Cevap yok. Bir saat sonra yine aradım.  Kız henüz işe gelmemişti.

Akşama doğru bir daha aradım. Telefona çıkan bayan kızın cüzdanını kaybettiğini söyledi. Ben buldum bana ulaşmasını söyleyin dedim. Cep numaramı verdim.

Kız aradı beni. Geldi işyerimin oraya. Kız o kadar sevindi ki. İçim parçalandı. Cüzdanda üçyüz lira vardı. Kız dedi ki, babamın emekli maaşından bana verdiği para o. Her ay verir bana kızım al biriktir der. Bu sözleri işte çok etkileyiciydi.

2 Nisan 2017 Pazar

NİSAN



Aylardan Nisan gibiydi

Dinamik bir Nisan


Semtlerin gizli köşelerinde saklanmış sadeliği ve zarafeti ile

Üzerine İstanbul kokusu sinmiş birisi gibiydi


İstanbul’da adı konmamış bir kadın yaşıyordu


Ve hemen yanıbaşında parıltılı Arnavutköy sokaklarının sakin yalnızlığı

Yorgun yaşlı İstanbul sokaklarında bir mahur şarkı vardı dudaklarında


Siz bu şarkıyı bilseniz de bilmeseniz de sizin için söyleniyordu bu şarkı 

Yahut siz söylüyordunuz bu şarkıyı


İstanbul’da adı konmamış bir kadın söylüyordu 

Belki de denize inen merdivenlerde

1 Nisan 2017 Cumartesi

TANRI HEPİMİZDEN NEFRET EDİYOR



Hank Moody

Altıkırkbeş Yayınları

Bu kitabın yazarı da kurgu kendi de.

Ünlü bir televizyon dizisi olan Californication’un ana karakteri olan Hank, kendi yaşamını anlatıyor bu romanda.

Hank, yani ünlü yazar Charles Bukowski gibi Hank, genç bir çocuk. Hayatta pek başarılı değil, ailesi de öyle. Bir dolu işe girip çıkıyor, düşük bir hayat yaşıyor.

Daha sonra da bir uyuşturucu satıcısı oluyor New York’ta. Ancak bir satıcı için de düzgün bir tipi var. Satış sayesinde parası oluyor, rahat yaşıyor ancak kendisi uyuşturucu kullanmıyor.

Arkadaşları hep çizgi dışı yaşamları olan kişiler. Müzisyenler, mankenler, hepsi birbirinden kaçık ve tuhaf yaşayan insanlar.

Hank, günümüzün Charles Bukowski’si gibi. Nerede akşam orada sabah. Aşkları da elektrikli. Romanda Hank’in yaşamından bir kesiti okuyoruz.

Roman çok da esprili, ayrıca dili de çok rahat. Ancak, yeraltı edebiyatı dediğimiz türden bir roman bu. Eğlenceli ama karakterlerin yaşamı hüzün de veriyor.

Güncel, renkli, keyifli bir roman ama herkese göre değil, çünkü dili argo ve ayrıca anlatılan yaşamlar da toplumda çok kabul edilebilecek türlerden değil.

Not:3/4