30 Temmuz 2017 Pazar

SCHOOL 2017


En yeni Kore lise dizilerinden. Gençlik komedisi.

Başroldeki kız tatlı ve bu ilk dizisi. Oğlan da hoş ve ikisi iyi bir ikili.

Romantizm de var aksiyon da. Biraz gizem ve macera da. Okula zarar veren biri var ve gizli biri, bulunamıyor, herkesİn başına dert açıyor.

School dizisi sürekli bir dizi. Her yıl bir sezonu çekiliyor. Genelde izleyenler en çok 2015 yılını seviyor. Ancak bu yıl da keyifli. Tam yazlık dizilerden. Hafif, hoş, göz okşayıcı çerez. Akılda kalacak dizilerden değil.

Her zamanki Koreli şirinlikleri. Gülümseyerek izleniyor. Henüz beş altı bölüm oldu.


Not: Ayrıca, efsane Norveç gençlik dizisi Skam’ın dördüncü sezonu başladı. Her sezon bir karakter üzerinde duruluyor. Bu sezon da kız grubundan Müslüman Sana ön planda. Favorim ise halen Noora. Bu her şeyiyle güzel sıkı dizinin bu sezonu da kaçırılmaz.

27 Temmuz 2017 Perşembe

KAPKAÇ


Kızlarla oturuyorduk çardakta. Bir tane çocuk geldi, para istedi. Biz de bir lira filan verdik. Çocuk bizle sohbete girdi. Neyse benim yanıma oturdu. Ben pek muhatap olmadım. O arada arkadaşlardan biri telefonunu eline aldı. Çocuk sordu, “abla elma mı o”. Şifreli konuşuyor herhalde ben anladım arkadaşım anlamadı. Hatta ver oynuyim dedi çocuk. Arkadaşım da annemi arıyorum ben dedi vermedi. Çocuk, telefonun markasını sordu.

Ondan önce de nerelisin diye soruyordu, kafalamaya çalışıyor, ben anladım, benim yanıma oturdu, ben de çaktırmadan çantamı çocuktan uzak bir yere sürükledim, üstüne sırtımı koydum. Neyse sonra bana, nerde oturuyorsun, evin kira mı, kendinizin mi, sordu, bilmiyorum dedim. Ondan sonra, annem geldi, dedi arkadaşım. Kalktık, bu sefer peşimizden geldi. Evin neresi dedi. Salladı bir yer arkadaşım. Çocuk devam etti, şu siyah araba sizin mi falan, yok dedik. Sonra arkadaşım, biz buradan yollarımızı ayıralım annem görürse hiç hoş olmaz dedi, çocuk ta gitti, biz de başka yerde bekledik. Arkadaşımın abisi bizi eve bıraktı.

Çocuk, başkalarına el hareketi filan da yapmıştı, görmüştük, herhalde işaret veriyordu. Korkmuştuk. Fenaydı yani. Bunlar grup geziyor sanırım. Ben solda arkadaşım ortada kuzenim sağda oturuyordu. Bu çocuk zorla ıslak mendil vermek istiyordu. Aldım da uzaklaşınca attım çöpe. Benim çantayı alacaktı belki arkadaşımın telefonunu alacaktı. Elma mı diye sordu ya belki ayfon ise alacaktı.

Daha önce de annemle babam pidecide yerken bu tür kapkaççılar babamın el çantasını hızla çalıp kaçmışlardı. Polis ertesi gün çantayı bulmuştu, içinden paralar alınmıştı sadece.

Kapkaç deyince ben de sırt çantamı kapıp serin yerlere kaçsam. Artvin’e mesela. Şavşat, Ardanuc, Camandar, oralara. Dağlar taşlar arasında serin serin. Ne güzel, internet de çekmez oh. Yalnız orlarda da siyah arı var sokan öldüren. Orlarda boru denen bir arı türü. Şimdi orlarda Curuspil festivali de var. Oyunlar, güreşler.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

HANGİ KAN?


Ah şimdi kimi ısırsam, kanını içsem.

Şu gençler oturmuş sohbet ediyorlar. Şunların mı kanını içsem, dalsam aralarına.

Şu insan grubu, entelektüeller galiba, kanlarını içsem, hiç çekilmez valla, ne o öyle caz dinliyorlarmış. Hiç de eğlenceli değil. Caz ne ya, Amerikan arabeski. Boşver onları.

Şu kız öyle durmuş bakıyor, depresyonda belli, şimdi onu ısırsam ben de depresyona girerim. Sonra gider son hızla bir duvara çarpar intihar filan ederim, aman aman kalsın.

Şu adam ne ya acaba, büyücü gibi bir duruşu var, büyü çözücü veya. Bunlar safran kullanıyormuş. Safran mürekkebi ile büyüleri yazıyorlarmış. Bunun kanı zarar verebilir, kötü etkilenirim.

Neşeli birinin kanını içmeliyim. Mutluluk versin, neşelendirsin bari, bu sıcakta. Bol bol içerim kanını, şişerim, sonra da gider uyurum bir gölgede.

İnsanların sorunları varmış, biz sivrisineklerin de var. Rakibimiz bile var. Yakan sinekler. Yaz aylarında onlarla paylaşamıyoruz insanları.

25 Temmuz 2017 Salı

EN SICAK GÜN


Ayy ayy bu sıcaklar bilemiyorum. Minnak bir vantilatör aldım. Klima da takıldı ama çalıştırmadan önce temizliği yapılacakmış, servis gelecekmiş. Nem azalınca kapı pencere açıyoruz. Sıcakta insan başka bir insan oluyor, sanki yaşamıyor gibi.

Evdeki kuş da uyurken kendi kendine ninni söylüyor sanırım. Yanına gittiğimizde öptüğümüzde üstümüze ağzından yem fırlatıyor, o da sıcaktan delirdi iyice. Geçen gün salıncakta sallanırken hızını alamadı bir ayağı kaydı diğeriyle tutunurken tepetaklak kaldı sonra da bağırıyor sanki başkası bir şey yapmış gibi. Kendini düzeltemeyince de aşağı düştü.

Bu sıcakta en iyisi metroya binmek saatlerce dolaşmak, kitap okumak. Ama dışarı çıkmak da zor. Büyük şehir, çevrede dev gibi AVM’ler var ama çevreleri hiç de modern değil. Karanlıkta gece alışveriş merkezinin bir tarafına yürüsen koca koca köpekler, diğer tarafına yürüsen iki ayaklı eşkiyalar.

Sıcakta insan tuhaf rüyalar görüyor. Bir rüyamda, yolda yürürken bir ağaçtan üstüme bir sansar atladı, koş koş bir hal oldum. Diğer bir rüyamda ise bir askeri bölgedeydim. Etrafta bir sürü subay, üst rütbeliler, bir dolu general. Omuzlarında hep yıldız dolu. Ne oldu diyorum nereye düştüm ben ne çok yıldız var, hangi galaksi burası.

Tam da evde tadilat yaptırdığımız günler, anneannem apandisit ameliyatı oldu, bir gece ben bir gece annem refakatçi oluyoruz. Anneannem son zamanlarda her şeyi kötüye yoruyordu, ben de kızıyordum ona.  Ben de mi böyle olacağım yaşlanınca diye, acaba genetik mi diyordum. Günlerdir tadilat temizliği de yapıyorum ama annem hiçbir zaman sevmez yaptıklarımı, benim arkamdan o da dipbucak bir daha temizler şimdi.

Arada balkonda oturuyorum, internet çekmiyor diye annemlerin odasına geçtim sonra. Sütlü neskafe yaptım, müzik dinledim, çevreyi izledim. Herkes balkonda yaşıyor sanki, o yüzden ben rahat oturamıyorum, karşıdakilerle göz göze geliyoruz. O yüzden gece çıkmak daha güzel. Balkonda uyuyan bir çocuk var gece. Başka bir minik kız da babaannii, babaannii diye bağırıyor, aşağıda bahçede.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

BENİ HOŞ TUT


Beni hoş tut. Hoş tutmak zorundasın. Ben senin beyninim.

Hoş tutmazsan, beni çok sıkarsan, yorarsan, indiveririm şalteri. Ben olmadan bir hiçsin sen.

Beni gezdirmelisin, güzel şeyler göstermelisin. Deniz görmeliyim, yolculuk etmeliyim. Arada bir mantığını da kullanmalısın. Aptal, saçma şeylere harcama beni.

Bazen romantizm de lazım. Hafif ve mutluluk verici şeyler de isterim. Ama hep hafif de olmaz. Arada biraz ciddi konular da olmalı. Edebiyat, sanat, felsefe gibi ama çok da değil yani.

Beyin bu çok işine yarıyor ama küçük bir şey sonuçta. Sana çok lazım. Yani sana daha uzun zaman lazımım o nedenle beni çok üzme sen yine de.

O zaman ben de sana hoş davranırım.

21 Temmuz 2017 Cuma

BİRAZ MÜZİK


Volkan Yıldır-Ben Sende Tutuklu Kaldım
Erdinç Emre Eryılmaz-Sen Hep Böyle Kal
Halsey-Sorry
Cem Adrian/Fazıl Say-İnsan İnsan
Haluk Levent-Sevdana Gönül Verdim
Feride Hilal Akın-Bilir Mi
David Guetta-She Wolf
The Piano Guys-Vivaldi's Winter
Serkan Kaya-Zor Bela
Ersan Er-Tanrım
Sinan Akçıl-Şarttır
İrem Derici-Dur Yavaş
Ahmet Aslan-Susarak Özlüyorum
Dhurata Dora-A Bombi
Silva Gunbardhi-Te ka lali shpirt
Dado Polumenta-Ja Bicu Tu
Nomy-Demons
Exile the Second-Süper Fly
2NE1-Falling In Love
Savage Garden-Two Bedrooms

20 Temmuz 2017 Perşembe

ATEŞBÖCEĞİ



Yazlık dizilerden. Romantik aşk komedisi.

Aslı bir ateşböceği. Şu eski popüler şarkıdaki gibi. Dürüst, akıllı, şirin, atarlı, giderli, sevimli bir kız ve ailesiyle yaşıyor. Ailesinin ekonomik problemleri olduğu için o çalışmak zorunda ve taksi şoförlüğü yapıyor.

Taksi şoförlüğü biraz erkek işi olduğu için herkes farklı tepkiler veriyor onun işine. Ama o iyi bir insan ve iyi bir şoför. Bir gün bir avukatla tanışıyor. Avukat ciddi, işkolik, biraz duygularını kaybetmiş, uzak bir insan.

Dolunay’daki erkek karakter ile aynı çizgideler. Yani erkekler her zamanki gibi birer odun olarak gösteriliyor, haliyle. Ama onlarsız da olmuyor. Kadınlar odun seviyor herhalde. Ancak Kalp Atışı’ndaki karakter düşünceli, duyarlı, sevimli. Haliyle o erkek daha hoş. Kore uyarlaması olduğu için herhalde. Kore’de bizimkiler gibi erkek bulmak güç.

Taksi şoförü kız ile avukat erkek karşılaşıyorlar. Aralarında aynen Dolunay’da olduğu gibi soğuk ama sıcak bir yakınlık var. Uzak ama yakın. O denge, ince ayar seyircinin hoşuna gidiyor zaten. İkisi arasında aşk olacak ama bu kolay da olmayacak.

Ateşböceği karakteri şeker olduğu için dizi neşeyle izleniyor. Bu yaz dizileri de yaz aşkları gibi demek ki. Bir yaz boyu sürecek.

Kalp Atışı, Ateşböceği, sevimli sempatik diziler. Dolunay ise biraz daha serin. Diğer yandan, yazlık Kore dizisi Bride of the Water God da yaza uygun sevimli ve en azından içinde su var. Bizim yazlık dizileri neden deniz kenarında çekmiyorlar ki?

18 Temmuz 2017 Salı

BRIDE OF THE WATER GOD


Yeni başlayan Kore dizilerinden. Henüz dört beş bölüm oldu.

Romantik fantastik komedi. Dizi, The Legend of Blue Sea ile Goblin’e benziyor. Koreliler, eski efsanelerini çok seviyorlar herhalde. Melekler, Tanrılar ve çeşitli nedenlerden dünyaya inen çeşitli Tanrılar. Böyle söyleyince saçma ve komik geliyor.

Ancak bu yönü sadece fantastik, fantezi kısmı. Romantik ve komedi bölümleri ise çok tatlı. Oyuncular her zamanki gibi sevimli, şirin. Tanrıça rolünde ünlü şarkıcı, oyuncu Krystal var. Ünlü f(x) grubundan. Oyuncular, müzikler, konu, her zamanki gibi şirin.

Kuraklık başlar ve Su Tanrısının su getirebilmesi için bir insan gelin gerekmektedir. Su Tanrısı günümüze gelir ve insan gelin ile tanışır. Ama gelin,Tanrının Tanrılığını kabul etmez. Bu arada bir Tanrıça daha vardır çevrede. Bir de iş adamı. Tabii Tanrıya ve geline aşık olurlar. Ama o ikisi de birbirinden hoşlanırlar ama hoşlandıklarını da bilmezler.

Bu arada başka olaylar ve maceralar da olur. Yine ay ne tatlılar, kıyamazlar, canlarım modunda izlenen dizilerden. Koreliler insana iyi gelen diziler yapıyorlar.

16 Temmuz 2017 Pazar

YAZ DİZİLERİ


DOLUNAY

Hoş, sevimli bir romantik komedi. Tam yaz dizisi.

Nazlı, gastronomi okuyan bir kız, aşçı olmak istiyor, şirin ve duygusal. Para kazanmak için bir iş adamının evinde aşçı olur. İş adamı Ferit, duygusuz duruşlu ve ciddidir.

Bu ikili iyi anlaşamaz ancak şehirde çeşitli tesadüflerle sürekli karşılaşırlar. Aralarında aşk olacağı belli. Yan olaylar da var ancak bu ikilinin ilişkileri dikkatle izleniyor. Bu tür dizilerde genelde iki baş oyuncu dışındaki karakterler diziyi doldurmak için oluyor. Örneğin, bu ikilinin karşılaşmaları dışındaki sahneleri insan hadi çabuk geçsin diye izliyor.

KALP ATIŞI

Romantik komedi dram diyebiliriz. Kore dizisinden uyarlama. Doctors adlı diziyi daha izleyemeden yerlisini izliyoruz.

Belki Kore dizisi olduğu için dizi çok masum, naif, çocuksu. Bu nedenle bana çok çekici geldi. İki başrol de çok tatlı ve saf duruşlu. İkisi de karakter olarak da sevimliler. Aralarındaki o hafif uzak uyum pek tatlı.

Eylül, annesine söz verdiği için doktor oluyor. Lisedeki öğretmeni de doktor ve o dönemde aralarında bir hoşlanma var ancak Eylül dışa kapalı zorlu bir karakter. İnsanlara yakın durmuyor. Öğretmeni ile yıllar sonra karşılaşıyorlar. Yine birbirlerine çok uzak ve fazla yakınlar.

Dizi hem ağlatıyor hem güldürüyor. Doktor Eylül üzülünce ağlıyoruz ve o ve öğretmeni doktor şirinlik yapınca gülüyoruz. Bu dizi en sevdiklerim arasına girdi bile. Anne, Kara Ekmek, Şubat, Kardeş Payı, Serçe Sarayı, Kördüğüm, Med Cezir, Huzur Sokağı gibi en sevdiklerim arasında artık Kalp Atışı da var.

13 Temmuz 2017 Perşembe

MÜZİK LİSTESİ


Selda Bağcan-Dünyanın Bütün Çiçeklerini Getirin Bana
Kimbra-Withdraw
Buray-Mecnun
Coolio-Gangsta's Paradise
Mariah Carey-Fantasy
Depeche Mode-Going Backwards
Tarkan-Yolla
Elif Nun-Selanik Türküsü
Elif Nun-Tuana
Ahraz-Bahçada Yeşil Çınar
Ahraz-Ayletme Beni
Ali Kiraz-Ah Bir Ateş Ver
Zara-Eklemedir Koca Konak
Deeperise-Raf (ft. Jabbar)
Damien Rice-Cheers Darling
Yasmin Levy-Mal de l'amor
Yıldız Tilbe-Aşk Yok Olmaktır
Elfen Lied-Lilium
Mehmet Güreli-Kimse Bilmez
Anna Blue-Silent Scream

12 Temmuz 2017 Çarşamba

SICAK


Babam benle dalga geçer kızım için tek yol vardır o da otoban yolu düz mantık düz zeka çocuk zekası der. Bir yere varabilmek için köylere gire çıka, şehirler içinden geçerekten de gidilir der bana.

Yani hayatta çareler tükenmez demek istiyor. Düz mantık ve ruhsal değişkenlik. Tipik özelliklerim. Sınır zaman düzen benlik değil ama her şeyi zamanında yetiştirmeye çok özen gösteririm. Renkli bir kişilik değilim ama insanlarla çok konuşurum ama yabancılık hissinden kurtulmak bazen yıllarımı alır. Sevdiğim şeyler dışında hiçbir şey için riske girmem. Yumuşak biriyim ama sakin değilim. Saygıya sevgiye önem veririm ama yalanı hiç affetmem mesela.

Yolculuk severim en çok. Keşke her zaman havaalanınlarında ve otellerde geçse hayatım. Check in kuyruğunda sohbet etsem insanlarla. Pasaport kontrolden geçerken annemi arasam, anne benim çiçekleri sulayıver, pancurları kapatıver, acele çıktım evden de. Temizlikçi çağır anne, ay anne espirik yapmasana, mafya temizlikçisi değil tabii, ay anne cinayet sonrası temizlik değil, evde kimseyi öldürmedim, deterjan sadece ev temizliği için, kan için değil anne. Öldürsem öldürsem o iri hamamböcekleri var ya onları öldürürdüm, ne korkunç onlar yaa.

Ay annem neşelidir, hep takılır bana. Geçen birlikte dönerciye gittik, oturduk. Doluydu içerisi. İki adam geldi, yer bulamadılar, gelip bizim masaya oturdular, kibardılar. Adamlardan biri, bugün bize yemeğimizi bu güzel genç bayan ısmarlıyacak dediler. Ben dicektim bende harçlık nerdeee, annem ödesin. Annem daha ben ağzımı açmadan atıldı. Teşekkür ederim iltifatınız için, o sizin güzel gören gözleriniz dedi, güldü. Yani, ilfitatı bana değil de ona etmişler gibi davrandı. Adamlar o zaman biz ödüycez dediler. Çıkışta da baktık, yiyip giderlerken ödemişler gerçekten de.

Ay geceleri sıcaktan uyunmuyor yaa, limonataya taze nane koyuyorum güzel oluyor, gece geç uyuyabiliyorum, saata bakmıyorum ama geç işte belli, vampir gibi oldum, en iyisi limonata içine insan kanı ekleyip içeyim, bir ölçek. Ama kan içmeyen vampirlerdeniz biz. Domates suyu içiyoruz.

6 Temmuz 2017 Perşembe

DOLMA




Telde yemek programı var her derde deva. Rüya tabirlerinin yanında. Bir dolma yapayım dedim. İçlerini doldururken eskilere gittim. Bu arada dalgınlıktan burnumu kapıya da vurdum. Az acıdı, kendime de güldüm. Oluyor böyle arada. Zıplayarak yataktan kalkarken bu burun neler atlatmadı ki.

Bahçemiz vardı. Yokuşu vardı. Benim de küçük mavi bir bisikletim. Öyle onsekiz yirmi vites filan değil. Yokuştan aşağı inerken fren tutmadı, sert bir şekilde çarptım direğe, ben yerde, bisikletim üstünde, çenemi de vurmuştum, sonra o bisikleti bir tanıdığa verdim, o kızın da kardeşi kıskanmış, parçalamış bisikleti. Kalp kalbe karşı oldu yani bisikletimle, intikamım alındı. Direk de kalın ışıkların tahta renginde direği olur ya ondandı.

İnerken ayakları yere koyuyorum olmuyor işe yaramıyor, son gaz aşağı, bir hızlı gitti, ama saniye yani. O yokuştan bir kere daha böyle fren tutmadan indim. Çok hızlı indi. Aşağıda bir park vardı. Oraya uçarım diye hesapladım. Yokuş bitince bisikleti bir anda sola çevirdim ve o anda durdu. Hızlı çevirince öyle oldu herhalde. Bir de babaannemin yanındayken, onyedi onsekiz yaşında falan varım, elektrik direkleri olur ya gri renkte, böyle yürüyorken o direğe bir vurdum ama fena döndüm beynim sarsıldı sanki. Çocukken de düşerdim, annem öyle diyor.

Çocukken hep yerlere bakarak yürürdüm. Annemse bana mıymıntı der. Her şeyi yavaş yapıyor muşum. Hızlı yapınca düşüyorum çarpıyorum ondan yavaşım sanırım.

Dolma bitti. Pişerken dondurma mı yesem. Sade ve kakaolu aldım ama sadesini yiyorum önce onu seviyom. Kakaoludan çok beyaz sütlü tatlı severim. Annem süt reçeli almış. Sütü birkaç kez kaynatıp içine sakız atıyorlarmış. Ama bir de Bağdat tatlısı var. Teldeki yemek programına bakayım, yarın ne pişirsem. Şarjım da yüzde beş olmuş. Dolma pişerken biraz şarja takayım. Ah aklıma geldi yine, bir kez de bisikletle giderken sokakta karşıdan araba geliyordu, korkudan elim dolaştı, freni unuttum, gittim kaldırıma çarpıp durabildim.

4 Temmuz 2017 Salı

CEHENNEM DERESİ



Gülsen Varol

Yazarın daha önce de Albümdekiler adlı romanını okumuştuk. O romanında bir ailenin birkaç şehirde yaşanmış birkaç kuşaklık hikayesini anlatmıştı bizlere. Su gibi akıp giden duygusal bir romandı.

Bu kez daha dar bir çevrede geçiyor konu. Birkaç kişi. Yine birkaç şehir. Karadenizde, Güneydoğuda, Antalya’da, Norveç’de yaşanıyor bu kitapta olaylar. Bir ailenin başından geçenler ve yine duygusal bir roman.

Yazar, dramatik dünya yaratmayı ve bir hikaye anlatmayı iyi biliyor. Ercan ve Nihan aşkıyla başlıyor roman. Şanssızlıklar geliyor başlarına. Ercan’ın babası Erhan da oğluna üzülüyor. Bu olayların ardından birçok iyi ve kötü tesadüf geliyor başlarına. Nihan, Erhan, Nihan’ın iş arkadaşı Aysel, Ercan’ın oğlu Emir ana karakterler.

Hayatın kendisi gibi üzücü olaylar da mutlu olaylar da yaşanıyor. Neşelenerek, hüzünlenerek okuyoruz romanı. Albümdekiler gibi yine akıp gidiyor, sürükleyici. Ay hadi mutlu olsunlar diye diye kitabın sonu geliyor. Türk filmi gibi biraz da, tam bizden bir hikaye yani.

Şiir kitapları da olan yazarın yeni romanlarını bekliyoruz. Öykü, deneme de olabilir.

Not:3/4

Sevgili Gülsen abla yıllardır blog arkadaşımız. Adresi de:

http://albumdekiler.blogspot.com.tr/

3 Temmuz 2017 Pazartesi

YAZ DÜŞÜ


Çok sıcak. Şehirde yaz geçirmek zor. Şehirde nefes almak zaten kışın bile zor. İnsanın canı doğa, deniz, dağ, orman çekiyor.

Köy evinde olsak şimdi. Bütün pencereler açık olsa. Yemeği terasta yesek. Doğal yemekler. Tarhana, içine börülce atılmış. Rodos fasulyesi. Kızartma, cacık. Üstüne de çay. Terasta soğuk su olsa. Geceleri de orada uyusak. Güzel incirler yesek.

Köy iki dağ arasında olsa. Kurtuluş Savaşının olduğu bölgeler. Mesela Nazilli. Eski zamanlarda, şehrin içinden tren geçermiş. Çok yavaş gidermiş. Yavaş olduğu için gıdı gıdı treni derlermiş. Tren hep belli saatlerde geçermiş. Okullardaki öğrenciler saatlerini trenin düdüğüne göre ayarlarmış.

Yeşillikler içinde köyler. Trafik yok. Arapapıştı kanyonuna gidersin. Su kenarı. Piknik yapılır, mangal yapılır. Suya girersin. Ayaklarını sokmak iyi gelir. Kanyondan taş da toplarsın. Çünkü akan sudan alınan taş her zaman olumlu enerji verir insana.

İnsanlar farklı şive ile konuşur. Daha samimidirler. Sevgi sözcüklerini bile sert sözcüklerle söylerler. Evlerde Yasin vardır, var ya bir yeşil kitap, üstünde altın renginde yukarıdan aşağıya bir şerit vardır.

Akşam da hala çalışmakta olan eski radyoyu dinlesek. Filibiz marka.

2 Temmuz 2017 Pazar

HERKES ÖLÜR


Lawrence Block

Lawrence Block, günümüzün yaşayan en iyi polisiye roman yazarı.

Çok sayıda romanı olan yazarın birçok da roman kahramanı var. Ancak, bunlardan ikisi ünlü. Bernie Rhodenbarr, gündüzleri sahaflık yapıyor, akşamları ise hırsızlık. Gündüzleri kitaplarla sakin geçiyor, akşamları ise heyecanlı.

Diğeri de polis eskisi Matthew Scudder. Yaşadığı olaylar nedeniyle polisliği bırakıp özel detektifliğe geçiyor. Bernie’ye oranla daha sert bir kahraman.

Yazar, Bernie ve Matt karakterlerinin kahraman olduğu çok sayıda roman yazdı. Bu romanları Oğlak Yayınları yayınlıyor.

İki seri de iyi polisiye. Sürekli de okuyunca kahramanlar mahalleden tanıdık gibi geliyor insana. Polisiye olsa da ince mizah da var.

Herkes Ölür’de Matt yasadışı bir arkadaşına yardım ediyor. Arkadaşının adamları öldürülüyor, yerleri basılıyor. Yasadışı arkadaşı Mick de bizim Matt’ı kiralıyor olayı çözsün diye.

Lawrence Block, sakın kaçırmayın. Serileri ilk kitaptan başlayarak okuyun.

Not:3/4