26 Eylül 2017 Salı

KİN DEFTERİ



Bazılarımız günlük tutar, bazılarımız da kin defteri.

Kin defteri, birileriyle yaşadığımız olumsuzlukları unutmamak anlamına geliyor. Aklımıza yazarız veya not tutarız bir yerlere.

İleride lazım olunca açarız. Bugün biriyle tartışırsak ona deriz ki, sen zaten üç yıl önce de şöyle yapmıştın. Sen zaten hep böyle yapıyorsun. Bu, sadece tartışmak amaçlıdır. Huzursuzluk yaratmak. Maksat, sürekli bir gerginlik olsun o kişiyle aramızda.

Veya, birine olumsuz bir şey yaparız, kızarız, bağırırız, yine sadece gerginliktir amaç. Şöyle deriz. Şimdi sana böyle davranıyorum ama bunun nedeni senin bana altı ay önce söylediğin o sözler. Sen o gün öyle şeyler dedin ki, ben bunu unutmadım ve şimdi o yüzden seninle tartışıyorum.

Böyle işte, bazı insanlar, arkadaşlıklarda, akrabalıklarda, evliliklerde hep böyledir. Sürekli bir atışma hali. Hiç huzur yoktur. Karşıdakini tedirgin etmektir amaç. Huzur bulmasın. Sürekli üzülsün.

Böyle sürekli bir döngü devam eder. İçine kapalı bir ilişki olur o iki kişinin arasında. Kin defteri hep canlıdır, aktiftir, her gün tazelenir.

25 Eylül 2017 Pazartesi

YOLDA 3


Work and Travel ile Alaska’da birkaç ay geçirdikten sonra orada işim bitmişti. Aramızda Amerikalı arkadaşlar da vardı. Diğer ülkelerden arkadaşlar da.

Hep beraber Amerika’ya gidelim, biraz da orda gezelim dedik, ülkelerimize dönmeden. Balık ayırmaktan iyi para da biriktirmiştik. Hep beraber A.B.D.’ye geçtik. Yedi sekiz kız olmuştuk yola çıkan birlikte.

Amerikanyaya geçince araba kiraladık. Çoğumuzun ehliyeti vardı. Yurtdışına çıkarken ehliyetleri uluslar arasına çeviriyorduk zaten. İki araba kiraladık ve Amerika’nın kuzeyinden aşağıya doğru inmeye başladık. Şehir dışlarındaki küçük motellerde geceliyorduk.

Önce Kansas’a geldik. Ordan St.Louis’e geçtik. Bu şehir müzik merkeziydi. Caz ve blues. Gece canlı müzik dinledik. İsteklerimizi minik kağıtlara veriyorduk. Çalıyorlardı. Sonra yola düştük yine ve aşağıya doğru inmeye başladık.

Mississipi nehri boyunca aşağıya indik. Yandan çarklı nehir gemilerini gördük, bindik. Tennessee eyaletine geldik. Burası da müzik merkezi. Özellikle country müzik. Nashville’e geldik. Oradan da Graceland’e geçtik. Elvis Presley’in evinin olduğu şehir. Onun müze evini gezdik. Çok kalabalıktı.

Oradan aşağıya indik. New Orleans şehrine. Fransızların zamanında Amerikalılara sattığı şehir. Cazın ilk çıktığı yer. Orda bir iki gece kaldık. Reservation Hall. Cazın ilk icra edildiği yer. Orda konser dinledik. Mardi Gras adlı şenlikleri var ama biz yazsonu gitmiştik.

Daha sonra da Texas’a geçtik. Önce Albuquerque. Ordan da Austin, Houston ve San Antonio. Bizim Amerikalı arkadaşların gittiği üniversiteler bu şehirlerdeydi. Austin, tam country müzik merkezi. Houston, Nasa’nın olduğu yer. Füzeler var. Aslında artık Houston’dan değil de Miami’den fırlatılıyor füzeler. Arkadaşları oralarda bıraktık. Yandaki New Mexico’da aşağılardaki Santa Fe sonraki durağımız oldu.

24 Eylül 2017 Pazar

BANA ONUN PORTRESİNİ GETİRİN



Ege Görgün

Karakarga Yayınları

Bana onun portresini getirin, sinema yazarı Ege Görgün’ün zaman içinde yerli sinema yönetmenleri ve oyuncuları ile yaptığı röportajlar ve onlar hakkında yazdığı yazıların bir derlemesi.

Yazılarda bu kişilerin genelde bilinen yönleri değil de daha çok bilinmeyen yönleri var. Gizli kalmış, arka planda kalan yönleri, hayatları.

Kitabın ismi de, ünlü yönetmen Sam Peckinpah’ın bir filminden esinlenme. Röportajlar ilginç ve eğlenceli. Girişte de sinemamızın en eski yazarlarından Agah Özgüç’ün bir giriş yazısı var.

Atıf Yılmaz, Lütfi Akad, Memduh Ün, Yılmaz Güney gibi yönetmenler var. Vedat Örfi Bengü gibi pek de tanınmayan bir yönetmen üzerine yazı oldukça ilginç. Mehmet Günsur, Fikret Kuşkan, Erdal Beşikçioğlu, Halit Ergenç, Ali Atay, Erkan Can, Nejat İşler gibi daha yeniler ile Erol Büyükburç, Sezen Cumhur Önal, Türkan Şoray, Tuncel Kurtiz, Murat Soydan, Seyfi Dursunoğlu, Sadri Alışık, Muzaffer Tema, Cüneyt Arkın, İlyas Salman, Aydemir Akbaş gibi daha eskiler ile daha az bilinen Mesut Engin, Uğur Güçlü, Yener Çakmak gibi simalar var bu lezzetli kitapta. Başkaları da var tabii.

Türk sinemasını sevenler ve bu kişileri daha iyi tanımak isteyenler için iyi kitap. Antolojik değeri de var ayrıca.

Not:3/4

23 Eylül 2017 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 23



KEDİ ÖZLEDİ

Mustafa Şevki Doğan, 2013

Romantik komedi türünde tatlı bir film. Evlilikleri sıradanlaşan ama birbirlerini çok seven bir çift. Erkeğin çapkın arkadaşları hep birlikte bir çapkınlık planı yapıyorlar. Erkek de istemese de katılıyor. Ancak her şey yüzüne gözüne bulaşıyor. Not:3/4

LOVE, ROSIE

Sam Claflin, 2014, Almanya

Çocukluklarından itibaren birlikte büyüyen bir kızla oğlan farklı hayatlar yaşarlar, ilişkileri olur, evlenirler, bir yandan da arkadaşlıkları sürer. Birbirlerini sevdiklerinin farkında değildirler. Hoş, zarif film. Not:3/4

KUZENİM RACHEL

My Cousin Rachel

Sam Claflin, 2017, İngiltere

Genç bir adam, kuzeninin yanında büyür. Kuzeni, Rachel adında bir kadınla evlenir, ancak kuzeni ölür. Genç adam, kuzenini Rachel’in zehirlediğini düşünür. Ancak kendisi de Rachel’a aşık olur. Klasik bir eserden uyarlama güzel bir dram. Not:3/4

İSTİLA

The Invasion

Nicole Kidman, 2007, A.B.D.

Heyecanlı bir bilimkurgu. Dünyaya, dünya dışından bir virüs bulaşır. Bir doktor ve arkadaşları da insanlığı kurtarmaya çalışır. Bildiğimiz Amerikan aksiyonlarından ancak sürükleyici. Not:3/4

KAYIP KADIN

Missing Woman, 2016, Güney Kore

Kızıyla yaşayan bir kadın bir dadı tutar ancak dadı ve kızı kaybolur. Kadın, dadıyı ve kızını bulmaya çalışır. Heyecanlı bir aksiyon. Hiç nefes almadan izleniyor. Not:3/4

20 Eylül 2017 Çarşamba

YOLDA 2


Work and Travel ile Alaska’ya gitmiştim. Amerika idi niyetim. Bizon mu beslesem, resepsiyon mu olsam, mısır mı toplasam derken Alaska değişik geldi. Balık ayırma tesisi. Sürekli balık geliyor ve sen onları ayırıyorsun.

Daha sonra Alaska’ya bir kez daha gittim. Bu kez de Greenpeace ile. Buzullara sıkışmış bir balinayı kurtarmak için. Ama bu gidişim balık ayırmak içindi. Bütün gün balık ayırıyorduk. Üstümüz hep balık kokuyordu.

Ama çok arkadaşım oldu orada. Her ülkeden, rengarenkti. Bazıları İngilizce’yi düzgün konuşamazdı, bilmezdi. Hala arkadaşım hepsiyle. Face’den, watsaptan hep konuşuruz. Bir yerlere gidersek birbirimizin evinde kalırız.

Yazın Milan’a gitmiştim. Milan, İtalya’nın en güzel şehri. Orda biraz kalıp, ordan Como gölüne geçeyim, sonra Sofya. Sofya’dan otobüsle döneyim. Değişiklik olsun. Hep uçak olmasın. Bulgaristan da her zaman huysuzdur, vize konusunda. Ama bende iki yıllık İngiltere vizesi var, hiçbir şeyden korkmam yani.

Milan sokaklarında geziyorum. Bir anda bir arkadaşla burun buruna geldik. Alaska’dan. Orda sessizdi, popüler değildi. Ama olur ya hani, bir süre geçince, daha önce yakın olmadığınız biri bir anda yakın olur. Bu arkadaş da belki Alaska’yı hatırlattığı için gözüme çok güzel çok yakın gözüktü. Arnavut idi o.

Ama o İngilizce konuşamıyordu yine. Ben de Arnavutça, Makedonca bilmiyorum. Çok güldük, heyecanlandık ama konuşamadık bir türlü. Ne yapsak ne yapsak. Yoldan geçen İtalyanlara sorduk. İngilizce biliyor musunuz diye. Bilen biri çıktı. O İngilizce bilen İtalyan sayesinde biz Arnavutla konuşabildik. Her ikimizin konuşmalarını birbirimize çevirdi İtalyan.

19 Eylül 2017 Salı

YOLDA


Erasmus arkadaşları ile Yunan adalarına gitmeye karar vermiştik. Alman, İngiliz kızlar vardı, bir de biz Türklerden birkaç kişi.

İzmir’de Yunan konsolosluğuna gittik hep baraber. Girdik, vize alcaz. Ancak, pasaportunda Kıbrıs damgası olanlar alamaz dediler.

Allah, biz Türkler bir bağırmaya başladık. Nasıl olur bu, haksızlık bu. Buranın en yetkilisini çağırın, hemen gelsin dedik öyle bas bas bağırdık ki herkes geldi, en yetkili de. Ama yapacak bir şey yok dediler, emir var. Biz de tamam biz de gitmek istemiyoruz zaten deyip bütün evrakları yırttık.

Bizim Alman ve İngiliz kız da, yanımızda bizi dinliyorlar. Alman kız okulu bitirdi, şimdi Siemens’te çalışıyor, Münih’te, bilgisayarcı. Bizim bu Alman, Sylvia, durdu durdu, boş kalmamak için, konsolostakilere, “siz siz, terbiyesizsiniz” dedi.

Bu onun için müthiş kötü bir laftı. Gözlerini belertti böyle, söyledi, ama öyle komik ki, öyle kibar ki. Hiç de kızmış gibi değildi. Bu aramızda espri oldu tabii. Terbiyesizsiniz siz deyip parmağımızı sallardık karşıdakine.

Biz bu ekiple bir de Almanya’ya gittik, trenle, istanbul’dan. Tren, Sofya’da durdu. Biz, Sylvia ile yine indik trenden, istasyonda tuvalete gittik, çişimiz çok gelmişti. Döndük ama tren hareket etmişti. Ben bağırdım çağırdım durdurdum treni, bindik ama bize ceza kestiler. Sylvia’nın sesi çıkmadı. Ceza ödemeyiz biz öğrenciyiz dedim, o kadar çok ısrar ettim ki, kondoktör bıktı, vazgeçti. Kim ödeyecek değil mi o kadar euro cezayı.

18 Eylül 2017 Pazartesi

SELİNA'NIN YAZ TATİLİ MACERASI


Ve Selina’nın Maceraları Tüm Hızıyla Devam Ediyor;

Selina’nın Okul Macerası’nın ardından Selina’nın Yaz Tatili Macerası da kitap raflarındaki yerini aldı. Bir annenin dünya klasiklerinde yer alan büyücülere, canavarlara ve kötü kalpli üvey annelere inat kendi masalını yazma girişimiyle başlayan Selina’nın Maceraları, ikinci kitabıyla yoluna devam ediyor. Çocuklar, anneler ve öğretmenler tarafından çok sevilen Selina bu gidişle Ayşegül serisinin en önemli rakibi olacak gibi görünüyor.

Selina’nın Maceralarının en önemli özelliği; içerisinde kötülük barındırmaması. Sevgiyle, iyi niyetle yaratılmış, doğru ve güzel mesajlar veren bir kitap olması. İçerisinde subliminal mesajlar, erotik objeler vs. yok. Kitap tamamen bir annenin kendi tecrübelerinden ve kızından esinlenerek yaratılmış, eğitici ve eğlenceli bir kitap.

Ayrıca kahramanımız Selina bir prens tarafından kurtarılmayı bekleyen yine kendi hem cinsi büyücü, cadı veya kötü kalpli üvey kardeş veya anne eziyeti gören bir prenses de değil. Tam da yaşının gerektirdiği hayatı yaşayan bir kız çocuk.

Selina’nın Maceraları 6-10 yaş grubu için uygun bir kitap olmakla birlikte hikayeler öyle güzel resimlendirilmiş ki…  3 yaşından itibaren tüm çocukların ilgisini çekiyor ve sıkılmadan zevkle hem dinliyor hem de resimlerine bakarak kendi hikayelerini yazıyorlar.

Ayrıca serinin bir başka özelliği de  Milli Eğitim Bakanlığınca tavsiye edilen kitaplar listesinde yer alması.

Selina’nın Okul Macerası ve Selina’nın Yaz Tatili Macerası tüm online kitapçılarda ve kitap dükkanlarında sizleri bekliyor.

http://www.idilob.com/ (Her iki kitabı yazan blogcu arkadaşımızın blogu)

16 Eylül 2017 Cumartesi

BATIRIK



Bir Konya, Ermenek, Karaman yemeği.

Yarım demet maydonoz

Sekiz adet taze soğan

Yarım kilo bulgur

Maydonozlar ince kıyılacak. İki yemek kaşığı salça. Bir kaba, maydonoz, soğan, salça konur. Soğanlar da incecik olacak. Ayrıca, kırmızı pul biber, kimyon atılır, birer tatlı kaşığı kadar. Bir yemek kaşığı tuz. Ve nane ile karabiber. Bunların hepsi karıştırılır. Yani yeşillikler, baharat ve salça. İki de limon sıkılır. Karışım hazırlanır.

Bir ayrı kapta, bulgur, sıcak su ile şişirilir. Haşlama gibi olur. Sonra bulgur, önceki karşımın içine konur. Üstüne de bol bol tahin konur. Dört yemek kaşığı veya isterseniz fazlası. Baharat da çoğaltılabilir. Sonra hepsi iyice karıştırılır.

Karışım olunca, oluşan batırık, iki şekilde yenebilir. Yarısı mesela, mercimek köftesi gibi elde yuvarlanır, tabağa dizilir. Diğer yarısı ise derin bir kaba konur ve üstüne su eklenir, karıştırılır. Çorba gibi olur, sulu. Böylece çorba gibi de yenir. Çorbasını içerken, kasenin içine, batırığın içine marul ufalanır ve domates ince ince kıyılır. İçtikçe bunlar eklenebilir. Ayrıca, köfte gibi olanlardan da çorbanın içine atılıp kaşıkla ezilerek yenebilir. Çorbanın içine salatalık da atılabilir.

Faydalı, lezzetli ve doğal yemek.

15 Eylül 2017 Cuma

ŞARKI LİSTESİ


Harry Styles-Sign of the Times
Dua Lipa-New Rules
Selena Gomez-Fetish
Sia/Rihanna-High Life
Miley Cyrus-Malibu
Badfinger-Baby Blue
Badfinger-Without You
Badfinger-Day After Day
Badfinger-Dear Angie
Jehro-All I Want
Jehro-Everything
Selma Hünel-Bir İhtimal daha Var
Teoman-Renkli Rüyalar Oteli
Yüzyüzeyken Konuşuruz-Ateş Edecek misin?
Mo Pitney-Country
Rod Stewart-Have you ever seen the Rain?
Birileri-Halledebilirdik
Rixton-Me and My Broken Heart
G-Dragon-Bullshit
Charlie Puth-Attention

YAGE MEKTUPLARI



William Burroughs ve Allen Ginsberg

Altıkırkbeş Yayınları

Burroughs ve Ginsberg, ellilerde ve atmışlarda ünlenen iki yazar. İkisi de o dönemin Beat kuşağı temsilcisi.

Burroughs roman yazarı, Ginsberg ise şair. Bu ikisi ellilerde tanışıyor. Burroughs, daha sonra Güney Amerika’yı dolaşmaya çıkıyor. İkisi de o dönemlerde, entelektüllerden ancak uyuşturucu da kullanıyorlar.

Burroughs, Yage adlı bir otun peşinde o zaman. Yanılsamalar yaratan bir ot bu. O dönemde, bir diğer gizemci yazar da Güney Amerika’da dolaşıyor, o da peyote adlı otun peşinde. O da yanılsamalar yaratan bir ot. Bu büyük yazar ise Carlos Castaneda.

Burroughs otun peşindeki yolculuğunu mektuplarla Ginsberg’e anlatıyor. Sık sık yazıyor. Ginsberg bu mektupları biriktiriyor. Daha sonra, Burroughs yolculuktan dönünce, bu kez Ginsberg gidiyor Güney Amerika’ya, ot peşine. O da Burroughs’a mektuplar yazıyor.

Daha sonra, ikisi, bu mektupları kitaplaştırıyor. O dönemin iki önemli yazarı, bu mektuplarla, uyuşturucu peşindeki yaşamlarını anlatmış oluyorlar. Bu anlamda, botanik kitabı gibi aynı zamanda. Yazarları tanımak açısından önemli kitap.

Bir çeşit belge roman gibi oluyor, mektuplar şeklinde. Uyuşturucu kullanan yazarların kafalarının nasıl çalıştığını anlamak için ilginç. Edebi değeri yok ama edebi açıdan tarihsel, kronolojik önemi var. Sadece bu yazarları merak edenler için okunabilir bir kitap. Herkese göre değil.

Not:2/4

13 Eylül 2017 Çarşamba

SON KIZÇE GÜNESÜRGÜN



Günesürgün çıkalı yaklaşık altı ay oldu. Kitabı okuyan birçok arkadaşım instagramda kitaplı fotolarını paylaştılar. Teşekkür ederim onlara.

Günesürgün’ü, günü yani, güneşe doğru olan bu kitabı, geçen yıl, Nisan ile Kasım arasında yazmıştım. Günlük şeklinde, anı parçaları, anlatılar şeklinde.

Bu kitap da diğerleri gibi, bir lotus çiçeği, bal çiçeği. Pembe lotus çiçeği olarak aydınlanmayı temsil ediyor benim için. Günlü, güneşli olduğu için.

Bu kitapta, gündelik yaşamdan anı parçalarını günlük şeklinde yazıp, çevredeki, mahalledeki insanları, komşuları, bakkalı, ayrıca İstanbul, Ankara, İzmir’den akraba, arkadaşları yazmıştım. Aile büyüklerim de vardı. Dedeler ve daha eskileri.

Bloglarında yazan arkadaşlarım da oldu bu kitabı okuyup da. Bunlardan saptayabildiklerim:

ÖCEANNE ÖZLEM B.


HALİL GÖNÜL


ACEMİ DEMİRCİ


12 Eylül 2017 Salı

FİLM SEÇKİSİ 22



YAŞAMAK İÇİN

Vivre Pour Vivre

Claude Lelouch, 1967, Fransa

Karısı ile sevgilisi arasından kalan bir televizyon muhabirinin yaşamı. Fransız usulü aşk filmlerinden. Başrolde ünlü şarkıcı Yves Montand. Not:3/4

MADO

Claude Sautet, 1976, Fransa

Bir işadamının iş dünyası ve özel hayatı. Tam Fransız tarzı filmlerden. Yönetmen de zaten tipik Fransız filmleri çekiyor. İyi film. Not:3/4

FARGO

Coen Kardeşler, 1996, A.B.D.

Coen kardeşlerin ünlü filmlerinden. Karda, kışta, soğuk Minnesota eyaletinde geçen kendine özgü, komik bir dram. Adamın biri zengin olmak için plan yapar ancak iş büyür, cinayetler başlar, birçok insanın hayatı değişir. İyi film. Not:3/4

NELLY VE MÖSYÖ ARNAUD

Claude Sautet, 1995, Fransa

Yönetmenin, Hayat Bağları, Ayazda Bir Yürek gibi en iyi filmlerinden biri. Yaşlı bir adam, yazacağı kitap için kendisine yardımcı olacak genç bir kız tutar. Birlikte çalışırlarken aralarında güzel ve özel bir bağ oluşur. İnce film. Not:4/4

KIRMIZI BALON

Le Ballon Rouge, 1956, Fransa

Unutulmaz klasik filmlerden. Ufak bir oğlan yolda kırmızı bir balon bulur ve onunla hiç ayrılmazlar. Saf, masum, duygusal, incelikli film. İnsancıl. Not:4/4

11 Eylül 2017 Pazartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 10



TERS DÜZ

MERT OFLUOĞLU

Ece Duman ( Melis Birkan J) Bozbalık’a gidiyor. Her yazar gibi doğanın içinde yalnız kalıp yeni romanını yazmaya. Değil. Kaybolan babasının sırrını çözmeye. Bozbalık. Trabzon dolaylarında bir köy. Değil. Nette ararsanız, Bozbalık, “Murat Boz Balık Burcu Mu?”, “Murat Boz Balık mı seviyor?” gibi bilgiler çıkıyor. Bozbalık bir yok köy.

Bozbalık, William Faulkner’in hayal ülkesi Yoknapatavvpha gibi hayal ürünü bir köy. Romanda her şey orada olup bitiyor. Ece, babasını bulmak için Bozbalık’a gidiyor ve kardeşlerini görüyor. Bozbalık’tan 18 yıl önce ayrılan Ece bu dönüşünde İstanbul’daki yaşamına hiç benzemeyen bir hayata tanık oluyor.

Bitki örtüsü, yiyecekler, gelenekler, sözcükler her şey değişik. Ece, babasını ararken yeni romanını da yazmaya çalışır, kardeşlerini de tanımaya. Bir yandan da duygusal yaşamı karmaşıktır. Bir şehirlinin kırsal yaşama alışması ve çocukluğuna dönmesi gibi başlayan roman beklenmedik bambaşka bir yöne doğru gider. Aşk ve gizem ve gerilim.

Kitabın sonuna dek merak ediyoruz ne olacağını. Sonunda da heyecan hiç düşmüyor. Kitapta aslında üç ana yol var. Biri, Ece, kardeşleri ve babasının esrarı, ikincisi, karmaşık gerilim ve aşk, üçüncüsü ise, bu olay örgüsünden bağımsız olarak olayların gerçekleştiği ortam, doğa, gündelik yaşam detayları. Romandaki bu tür betimlemeler, okumayı daha keyifli hale getiriyor.

Mert’in de belirttiği gibi romanın dizisi çok güzel olur, sürükleyici olur, çünkü roman çok rahat canlandırılıyor okuyanın zihninde. Romanın olay örgüsü romanın popüler yönü, olay örgüsü dışındaki doğa ve yaşam tanımlamaları ise romanın edebiyat yönü.

Bir anda başlayıp kaptırıp gidip bitirilen bu keyifli ilk roman için arkadaşımızı kutlarız. Devamı gelecektir zaten. Biz de okuruz. Zaman içinde edebiyatçı kimliği ile tanınmasını isteriz.

10 Eylül 2017 Pazar

MÜZİK


Burak King-Koştum Hekime
Eleni Vitali-Gramma Kai Grafi
Bahadır Tatlıöz-Takvim
My Chemical Romance-Famous Last Words
Nell-The Day Before
Bee Gees-Holiday
Kenan Doğulu-Tencere Kapak
Handan Kara-Sen Bir Yana Dünya Bir Yana
Handan Kara-Sarmaşık Gülleri
Handan Kara-Kader Bağladı Bizi
Neyse-Siyah (Esved)
Kıraç-Zaman
Salih Yılmaz-Yaylanın Çimenine
Edis-Çok Çok
Cem Adrian-Sana Sarılınca
Dorothy-Down to the Bottom
Dorothy-Raise Hell
Selda Bağcan-Düşen Hep Yerde mi Kalır
Jakuzi-Koca Bir Saçmalık
Buray-Gitmem Gerek

9 Eylül 2017 Cumartesi

AFFEDİLEMEYENLER



Philippe Dijan

Ayrıntı Yayınları

Dijan, efsane romanlardan Betty Blue’nun yazarı. Betty Blue, çılgın bir kızla bir yazar adayının yıpratıcı aşklarını anlatıyor. Filmi de efsaneleşenlerden. Yazarın bir diğer romanı Elle de, Huppert’in oynadığı O Kadın.

Bu romanda da yine bir yazar var. Ünlü bir yazar, birçok ünlenmiş kitap yazmış, ancak uzun zamandır yazmıyor. Yaşlanmaya başlayan yazar yeniden bir kitap yazmaya karar veriyor. Yazmak istiyor ama hayatı da yolunda gitmiyor.

Karısı ile arası iyi değil, kızı kaçmış. Sürekli olarak geçmişe dönüyor, ilk eşini düşünüyor. Yaşlanma konusu da kafasını kurcalıyor. Bir yandan da hayat devam ediyor. Fransız edebiyatında ve sinemasında sık rastladığımız burjuva yaşamının iniş çıkışları.

Yazar, karısını da kıskanıyor ve ondan şüphe ediyor, bu nedenle onu izlemek için birini tutuyor. Bu hayat devam ederken, yazar bir yandan romanı için kurgu yapmaya çalışıyor.

Bu romanı da filme çekildi yazarın. Inpardonnables, yönetmen de Andre Techine. Dijan, Fransa’nın yeraltı edebiyatçılarından.

Not:2/4

8 Eylül 2017 Cuma

PROUD OF LOVE



Sevmekten utanma, kibirli olma, sevginden gurur duy anlamına geliyor dizinin adı.

Şirin, tatlı, komik, duygusal bir Tayvan gençlik dizisi. Onlar da Koreliler gibi çok tatlılar. Dizi, müzikleri, komiklikleri ile keyifle izleniyor.

Üniversite dizisi. Genç bir kız, genç bir çocuk, genç bir çocuk daha. Bir kız iki oğlan ve diğer arkadaşları. Dizinin ana teması vücüu değişimi. Genç kız ile oğlanlardan birinin bedenleri değişir.

Kız erkek olur, erkek de kız. Bedenler değişir ama ruhlar ve kalpler değişmez. Ancak, beden değişimi yüzünden çevreye karşı komik durumlara düşerler.

Japonlarda olduğu gibi bu dizide de bol abartı var. Komiklikler abartılı, çizgi film gibi, ancak bu abartılı sahneler tatlı. Üç baş oyuncu da pek hoşlar.

Sevimli bir tatil dizisi, yaz dizisi. Birinci sezon bitti, olay çözülecek sandık ama çözülmedi. İkinci sezonu yakında başlayacak.

Şirin romantik komedi sevenler için.

7 Eylül 2017 Perşembe

DOLMUŞ



Hayatta her zaman tuhaf şeyler olur. İnanılmayacak şeyler. Duyunca, yok canım, olmaz öyle şey, diyeceğimiz. Ama oluyor işte.

Hikayemiz o kadarı da olmaz diyeceklerimizden. Ama olmuş işte. İstanbul’da her zaman her şey olabilir. Çünkü, İstanbul’da tutunabilmek başlı başına bir uğraştır.

Genç bir adam para kazanmanın bir yolunu bulur. Dolmuşlarda para kazanacaktır. Günlerce, aylarca, yaklaşık iki yıl boyunca dolmuşa biner, her gün defalarca.

Bir hat seçer önce, Üsküdar-Kadıköy örneğin. Dolmuşa biner, önlerde oturur veya ayakta durur. Müşterilerin paralarını alır ve şoföre uzatır. Para üstlerini alır ve hemen iner. İnecek var der ve aniden iner. Para üstleri onda kalır. Kalabalık dolmuşları seçer.

Bazen de parayı şoföre uzatmadan iner. Ücretler ve para üstleri onda kalır. Aynı hatta defalarca yapar bunu. Sonra hattı değiştirir. Kadıköy-Bostancı gibi. Bu kez aynı işlemi yine yapar. Yolcuların dikkatsizliğinden, şaşkınlığından yararlanır.

Bu üçkağıdı aylarca yapar. Hiç de yakalanmaz. Gözlük, şapka kullanır. Şehrin çeşitli noktalarında devam eder. Para biriktirir böylece, hergün yüzlerce lira kazanmaktadır.

Sonra ev ve araba alır ve bu numarayı bırakır. Sonra da bir şirkete girer ve pazarlama müdürü olur. Bu işte de iyidir. Malı satıncaya dek çok dil döker. Elli bin liralık malı ikiyüzbine satar, şirketten payına düşeni alır. Sattıktan sonra ise müşterinin telefonlarına çıkmaz ve hatta engeller. 

5 Eylül 2017 Salı

LUNAPARK


Bayramlarda en eğlenceli yerlerden biri de lunaparklar. Renkli, ışıklı, kalabalık. Özellikle küçük yerlerdekiler çok iyi oluyor. Didim, Akçay, Balıkesir, gibi.

Bayramlarda bir yerlere gitmeyenler, gidemeyenler akşamları lunaparka gidiyor. Ya da tatile gidenler de gittikleri yerlerde uğrarlar lunaparka.

Pamuk helvalar, içecekler, dönerciler, her şey vardır. Bir de oyuncaklar tabii. Miniklere oyuncaklar, büyüklere. Minik atlıkarıncalar, minik kurt gibi trenler. Çarpışan arabalar, piyangolar, çember atanlar, hedef vuranlar.

Bir de yükseklerde olanlar. Dönme dolap neyse de o insanı alt üst eden oyuncaklar var. Gondol, korsan, uçandaire, kamikaze gibi. Tepeye çıkıp ters dönenler. İnsanlar binerler, bağırırlar, heyecandan, korkudan.

En korkuncu da rollar coaster, loop yapanlar, uçak gibi bir anda aşağıya inenler. Oyuncak kuyrukları ise hiç bitmez. Lunaparklar çok hoştur. Çocukluğumuzun en güzel anıları buralardadır.

Bense, lunaparkta bir kavgaya şahit oldum. Bu kadar kalabalık yerde kavga da olur tabii ki. Bir aile vardı. Anne, baba, yaşlıcalar, yanlarında oğulları, koca adam, adamın karısı ve kızı. Para konusunda tartıştılar. Sen ödeyeceksin, ben ödeyeceğim diye. Adam, bas bas bağırıyordu.

Çok sinirliymiş adam. Annesi, oğlum sen neden böyle sinirlisin hep diyordu. Geçmişte de sinirle bir çok şey yapmış adam. Babasına takma diş almış. Babası kullanmıyormuş ama eskimesin diye. Oğlu hep sorarmış, neden kullanmıyorsun diye. Oğlan sonunda sinirlenmiş, takma dişi masaya koymuş, kırmış parçalamış. Şimdi kullan baba demiş. Bir keresinde de, annesine elektrik süpürgesi almış. Annesi de eskimesin diye kullanmıyormuş. Adam öyle kızmış ki annesine, süpürgeyi camdan aşağ atmış, Hem de camları kırarak.

4 Eylül 2017 Pazartesi

BAYRAM NEŞESİ


Babaannem, her bayram, onların evinde toplandığımzda, nerde o eski bayramlar der. Tatlı ile gazoz verirlerdi eskiden, küçüklere, torunlara mendil içinde para. Çikolata, kolonya.

Başlar anlatmaya, biz eskiden, karpuz çekirdeklerini kurutur, tuzla kavurur, sokakta evlerin önünde yerdik diye. Şimdiyse babaannem, elinde akıllı telefon, kahve fincanlarının fotosunu çekip, guguldaki sevdiği falcılara gönderiyor, böyle fal bakıyor. Bir yandan bizimle sohbet ederken bir yandan yine bizimle kelimelik oyunu oynuyor. Hemen açıyor gugulu, soruyor, Kak, ne demekmiş.

Bir yandan da bizlere, torunlarına, şakadan kızıp değişik isimler takıyor veya çekiştirdiğimiz birilerine. O kazulet, o surlanta, ki bunlar çirkin demekmiş, beşaret, iri yarı çirkin kadın, kuzuli ise resmen deli imiş. Giritçe bunlar. Babaannemin annesi, Sakız’da yaşarmış, savaş zamanı, babası Sakız’a savaşa gidiyor, annesini görüp aşık oluyor, Rum kızı, Kuşadası’na getiriyor, evleniyor.

Eskiden babaannemlerin büyük bahçesi vardı. İki koyun keserlerdi. Sabah kavurma yerdik kahvaltıda. Bir de boyun çorbası. Sonra babaannem bize kavurmalardan verir, eve gidince içine patates, domates, biber atın, iki tıkırdatın yeter derdi. Biz de babaanne, boşver sen tıkırdatmayı, sen bize paraları tıngırdatsana derdik.

Şimdi bahçe küçüldü, tek koyun kesiliyor, boyun çorbası değişmedi. Babaannem, bayram sabahı için börek de yaparken, bir yandan da wadzapta konuşurken, telefonu böreğin içine düşürmüş, bize anlattı, günün esprisi oldu. Ispanaklı Samsung böreği.

Bayram sabahı toplanınca, yine klasik foto törenleri oldu. Önce sofrada, sonra uzun divanda, sonra da bahçede toplandık maile ve bütün telefonlarla foto çektik.

3 Eylül 2017 Pazar

FIGHT FOR MY WAY


Bu yazın tatliş Kore dizilerinden biri. Yumuşak, keyifli bir romantik komedi.

Zaten bence Koreliler, romantik komedilerde en iyiler. Bu dizinin de konusu, oyuncuları, müziği iyiydi. Anime izliyormuş gibi hissettim. Anime tatlığındaydı yani. Şipşirin bir dizi.

Dört ana karakter var. Çocukluk arkadaşları. İkisi sevgili, ikisi arkadaş. Dörtlünün arkadaşlıkları yaklaşık yirmi yıl sürüyor. Minikken de birlikte oyun oynayıp okula gidiyorlar. Büyüyünce de birbirlerine yakınlar.

Arkadaş olan ikili, dizinin en sevimli yanı. Arkadaşlar ama hep beraberler. Ama birbirlerini sevdiklerinin farkında değiller. İkisi de hayalleri peşinde koşuyor. Dizinin adı da buradan geliyor zaten. Kendi yolum için savaşmak, anlamında. Hayallerinin peşinde koşmak.

Biri küçükken dövüşçü, sonra bırakıyor mecburen, ama hayali hep dövüşmek, tekvando yapmak. Diğeri de hep bir spiker olmak istiyor. İkisi de başka işler yapsa da hayallerini unutamıyorlar.

İkilinin tatlı ilişkilerini izlerken bir yandan da dörtlünün çocukluklarına dönüyoruz sık sık. Bu bölümler de çok hoş. İki başrolün uyumu çok iyi. Arkadaşlık ve aşk ilişkileri sevilesi. İkisini izlemek büyük zevk.

İdeal romantik komedi. Yan konular da var ama ikiliyi izlemek yetiyor.

2 Eylül 2017 Cumartesi

GAMLI BAYKUŞ


Gamlı Baykuş, yeni kültür sanat edebiyat dergilerinden. Henüz dört sayısı oldu.

Son sayısında, yazar Behçet Çelik ile bir söyleşi var. Bu sayının dosyası, kahramanlar ve anti-kahramanlar. Genelde edebiyattaki anti kahramanlar incelenmiş. Lermontov, Niçe, Gogol, Camus, Oğuz Atay kitaplarındakiler, örneğin. Çizgi roman kahramanları ve kahramanlarla geçen hayatımız anlatılmış.

Öyküler, şiirler de bulunmakta dergide. Fırat Tanış ile bir ropörtaj da var. Yazıların çoğunluğunun öyküler ve şiirler olduğunu söyleyebiliriz. Derginin yazar kadrosu ve çalışanları genelde tanınmamış kişiler, popüler değiller, bu da iyi olmuş.

Güzel yazılarla dolu bir dergi.

Dergiden: “mutluluk masal, mutsuzluksa hikayedir/Tolstoy”

1 Eylül 2017 Cuma

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 9


DÜŞ BATIMI

Hanife Mert

Adından da anlaşılabileceği gibi düşlerin batışını anlatıyor bu hüzünlü roman. Bir ailenin yıllara yayılan hüzünlü öyküsünü 1980’lere kadar getirmiş yazarımız. Ama bu romanın bir devamı olmalı ve Elif’in neler yaşadığını öğrenmeliyiz.

Yazarın blogundan da alışık olduğumuz dili bu kez bize uzun bir hayat öyküsü sunuyor. Taşrada, kırsalda, köyde geçen bir roman bu. Zamanla küçük büyük şehirler de girse romana genelde bir köy romanı diyebiliriz.

Köy yaşamının incelikleri ve biz büyük şehir insanlarının hiç alışık olmadığı bir dil var anlatıda. Yerel köy dili. Ancak çok sevilesi ve tatlı bir dil bu. Neyin ne olduğunu nette sözlüklerden buluyoruz. Sanırım yazarımızın iş gereği köylerde olmasından geliyor bu dil.

Otobiyografik içeriği olan bu hüzünlü anlatıda yazar köylük yerde parçalanmış bir ailenin dramatik yaşamını gösteriyor bize. Ve geleneklerin kadın üzeründeki baskısını. Kırsal alanda boşanmanın daha zor olduğunu da anlıyoruz.

Romandaki Zeynep ve Elif özellikle acılı kadınlar ve onların yaşamı destansı. Ailelerin parçalanması kadınlar üzerinde daha olumsuz etki yapıyor ve hayatlara yazık oluyor. İyiniyetli cahillik var hep karakterlerde.

Hanife Mert arkadaşımızdan müthiş bir ilk roman bu. Büyük şehir insanlarının sahte hayatlarından sonra bu roman çok gerçek geliyor bize ve mutlu ediyor. Böyle bir hüzünü seviyoruz.

Not:4/4

Hanife arkadaşımızın blogu


Youtube’da Hanife arkadaşımız