31 Ekim 2017 Salı

BAY PİLOTUN KALBİ



Suri Hati Mr. Pilot

16 bölümlü bir Malezya dizisi. Sevimli ve sürükleyici bir romantik dram. Yumuşak, hafif ama çekici.

Dizinin çevirisi de eğlenceli. Çevirmen araya girip parantez içinde tepki gösteriyor. Kızıyor, destekliyor, yorum yapıyor. Doğru değil yaptığı ama şirin de.

Başı kapalı ve açık kızlar bir arada mutlulukla yaşıyor. Bazen kendi dillerinde bazen İngilizce konuşuyorlar. Dizi temiz, düzgün. Abartı yok.

Odak noktası bir kız ve bir oğlan. Kız, evlenme aşamasında iken vazgeçiyor ve evinden, ailesinden uzaklaşıyor iki yıl. Dönünce bir pilotla tanışıyor. İkisi arasında inişli çıkışlı bir ilişki oluyor. Bu ilişki çeşitli boyutlarda uzun yıllar sürüyor.

İkisinin de eski arkadaşları bu ikiliyi ayırmak istiyor, birçok oyun oynuyorlar. Kıskançlık, güvensizlik nedeniyle devamlı araları açılıyor.

Birbirine benzer diziler izlemekten sıkılanlar için. Bu diziye benzer konuda fazla dizi yok. 

30 Ekim 2017 Pazartesi

GENÇ BİR ŞAİRE MEKTUPLAR



Rilke

Aralık Yayınları

Rilke, Alman şiirinin en önemli şairlerinden. Çok sayıda kitabı olan sanatçının en tanınan kitabı da Duino Ağıtları.

Bu kitabı onun mektuplarından oluşuyor. Kendisi de bir zamanlar askeri okul öğrencisi olan şaire, yine onun okulundan daha yeni bir öğrenci mektup yazar. Yeni öğrenci de bir şair olmak istemektedir. Bir bakıma ondan öğüt ister.

Rilke de yanıt verir ve mektuplaşmalar başlar. Rilke, yeni şairin şiirlerine eleştiri getirmez ama şiir hakkında, sanat hakkında düşüncelerini yazar. Rilke’nin mektupları alçakgönüllü. Kendisi bile sanatının farkında değilmiş gibi.

Rilke, hayatını edebiyata adamış bir sanatçı. Yazmaktan yaşamaya zaman bile bulamamış. Kitaplarından hiç kazananmış neredeyse. Hatta, yayınevleri ona kitaplarını vermediği için, kendisi de parasız olduğu için kendi kitaplarını bile alamıyor.

Hastalık, parasızlık ve derin bir yalnızlık yaşayan bu büyük sanatçının dünyasına girmek için büyük fırsat.

Not:4/4

27 Ekim 2017 Cuma

DERT DİNLEME UZMANI


Adalet Ağaoğlu

Everest Yayınları

Adalet Ağaoğlu, Türk Edebiyatının en iyilerinden ve aynı zamanda belki de yaşayan en önemli edebiyatçımız. Ankara Radyosu ile başlayan sanat hayatında, romanlar, öyküler, oyunlar, anılar yazdı.

Yaşlanmasına rağmen hala çok verimli olan sevgili yazarımız, sürekli olarak yazmaya devam ediyor. En tanınmış eserleri, daha sonraları Dar Zamanlar adını taktığı üçlemesi, Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Hayır. Bu romanlarında altmışlı, yetmişli, seksenli yılları anlatıyordu yazar.

Uzun yıllar sonra, bu üçlemeye devam etti yazarımız ve bir dördüncüyü yazdı. Dert Dinleme Uzmanı. Bu roman da günümüzde geçiyor. Direk olarak üçlemenin devamı değil bu. Üçlemeyi anımsatan yerler de var, göndermeler de var, ancak, kendi içinde bir roman.

Bu romanın dili mizah. Başkahraman kendisinden konuşurken bile yapıyormuş, gidiyormuş, geliyor muşuz diyor.  Üçlemede kahraman Aysel idi, bu romanda yok. Ama yine aydınlar var. Bu kez, kahramanımız,  bir yayınevi editörü. Editör, bir yazara bir defter bırakıyor. Yazar da bu defteri bize okuyor.

Defterde, editörün hayatını okuyoruz ve ülkemizin bir portresini. Her zamanki gibi bir Adalet Ağaoğlu ustalığı.

Not:3/4

26 Ekim 2017 Perşembe

HAYAT İŞTE



Bera, üniversitede sekreter, genç ve güzel bir kızmış. Bir gün arkadaşlarıyla öğle tatilinde yakınlardaki bir kafede kağıt bardakta üçü bir yerde kahve içerken, adamın biri Bera’ya göz koyuyor, izliyor sürekli, giriş çıkışta karşısına çıkıyor, Bera hiç konuşmuyor.

Adam, iki akrabasıyla kaçırıyor bir gün onu, arabayla Assos’a gidiyorlar. Orda adamın bir akrabasının evinde kalıyorlar. Adam hiç dokunmuyor Bera’ya. Ailesi ayağa kalkıyor tabii ki, ağabeyi soruyor soruşturuyor, buluyor kızkardeşi ile adamı, Assos’ta.

Yanına alıyor ve İstanbul’a dönüyorlar. Adam evlenmek istiyor ısrarla, Bera da kabul ediyor, evleniyorlar. Adam nakliyeci, çingeneymiş bir de. Oğulları oluyor.

Zaman geçiyor, Bera, iş arkadaşı Nazmiye ile kocasının ilişkisini öğreniyor. Üstelik, Nazmiye ile aynı odada çalışıyorlar. Bera, Nazmiye ile kocasını, evde kendi yataklarında yakalıyor.

İşyerinde, Nazmiye’nin boğazına sarılıyor, tutuyor, sıkıyor, tehdit ediyor, öldürürüm seni diyor. Onu hiç affetmiyor. Nazmiye’yi Ankara’ya tayin ediyorlar. Bir süre sonra, kocasının çapkınlıkları devam edince, boşanıyorlar. Adam hemen evleniyor bir daha. Bera, bir daha evlenmiyor, bir daha mutlu da olamıyor.

25 Ekim 2017 Çarşamba

ERGENLİK AŞKLARI



Lise günlerinde utangaçlıktan çok çektim, hani gölgesinden bile korkanlar olur ya, aman kimse beni kimse görmesin, fark etmesin. Utangaç, sessiz olunca işte herkesle içimden arkadaş oluyordum, konuşuyordum. Aşklar da hep platonik olurdu tabii ki.

Sessiz, utangaç insanlar için hayat hep zor olur. Olur ya herkesin kankası filan nerdeee, kız kanka, erkek kanka. Birileri ile tanışırdım tabikide okulda. Bir dolu öğrenci yani normal bir şey bu. Birisi ile tanışırsın ya saatlerce konuşursun. Böyle bir şey olmuştu. Ertesi gün de en yakın arkadaşımın kardeşinin doğum günüydü. O saatlerce konuştuğum çocuku ilk günden satmıştım.

Doğum gününü sahilde kutlamıştık, tahtadan banklar vardı, kütüphane de çok yakındaydı, pasta arttı, artan pastadan kalanlardan ona götürmek istedim, kütüphanedeydi o.  Kısa yoldan gideceğime kütüphaneye, uzun yoldan gittim, pasta eridi. Çocuk, kapıya geldi, ben ağlıycaktım pasta eridi diye, oğlansa kafasını eymiş gülüyordu. Çok uzun da.

Ellerini dizlerinin üzerine koyup eğildi, bana bakıp gülümseyerek, ama ben bunu kütüphanede yiyemem ki, dedi. Ben sinirlenip şurda bir yerde ye diye kızdım, o ise ne kadar sakindi, kafasını eymiş, sanki bir anime karakteri gibiydi.

Sonraki gün, birlikte kütüphaneye gidecektik ama başka kanka olduğu kızlarla da gitmeye anlaşmış, ben sinir oldum, çantamı aldım önden kütüphaneye gittim, karşıdan çocuğun biri bana bakıp duruyor, o çocuğa sinirle baktım, on dakika sonra o konuştuğum çocuk geldi, o bana bakan çocuğun arkasında durmuş, sonra bana seslendi, çok korktu o çocuk bizimkinden, konuştuğum çocuk kütüphanenin başka bir bölümüne geçip çalışacakmış, ben de arkasından o gittiği bölüme gittim kütüphanenin, bir şeyler söylemek için. O ise beni azarladı, etrafa baktım, onun sınıfından öğrenciler vardı, herhalde o nedenle böyle kaba davranmıştı ama ben çok üzülmüştüm.

Aradan bir saat sonra yanımdaki kız arkadaşımla ders çalışırken arkadaşım az arkasına döndü, ben de döndüm bir de ne göreyim, o çocuk kız kankaları ile konuşuyor, sırtında da çantası vardı, giderken kızlara haber verdi ama bana vermedi, çok kırılmıştım, öbür gün ona mesafeli davranacaktım ama nasıl olduysa gönlümü aldı. Sonra o gün kız arkadaşıyla tanıştım. Meğerse kız arkadaşı varmış. Sonra kız bizim dershaneye yazıldı, kalbim acıyordu kızı görünce.

23 Ekim 2017 Pazartesi

GÜLAŞ


Gülaş, gül aş, gül renkli, kırmızı yemek anlamında, eski bir Türk yemeği. Domatlı et de deniyor.

Malzemeler:
Yarım kilo kuşbaşı et
Bir kilo olgun domates
Bir büyük soğan
2 tatlı biber

Yapılışı:

İstenirse acı da konabilir veya baharat. Piştikten sonra üstüne tuz, karabiber, kekik konuyor. Yanında bir şey yenmiyor. Sadece et ve ekmek. Belki siyah zeytin de yenebilir.

Eti onbeş dakika kadar çok az yağda kavuruyoruz. Buna, mühürleme deniyor. Kendi yağında, yapışmasın diye. Daha sonra da kaynamış su ilavesi ile et, yumuşayıncaya dek pişirilir.

Ayrı bir yerde, az yağın içinde soğan, biber, domates, hepsini beraber, krem haline gelecek şekilde pişiriyoruz. Azcık salça da koyabiliriz.

Bu iki karışımı bir araya getirip beş on dakika pişiriyoruz ve en sonunda içine tuz, karabiber, kekik ekliyoruz. İsteyen acı biber de koyabilir.


22 Ekim 2017 Pazar

15 YEARS OF WAITING FOR MIGRATORY BIRDS



Aşk, arkadaşlık üzerine sevimli bir Çin dizisi. Şimdilik bir sezonu bitti.

Temelde dört arkadaş. İki kız iki erkek, çocukluklarından beri arkadaşlar. Kızlar da oğlanlar da iyi çocuklar.

Ağırlık kızlardan Li Li’de. Lili, biraz umursamaz olan oğlan Pei Shang Xuan’a aşık ve bu aşkı yıllarca devam ediyor. Kore isimlerini anlamak, ezberlemek zorken Çin, Japon, Tayvan dizilerinde de isimleri anlamak ve akılda tutmak zor oluyor.

Dizi genelde eğlenceli ve komik ilerliyor. Sevimli arkadaşlıklar ve romantizm. Li Li, göçmen kuşları izlemeyi seviyor. Dizinin en hoş yanı bu. Ancak, sonra hüzün de başlıyor. Ve dizi soru işaretleriyle bitiyor. İzleyenler kendi sonunu yazıyor. Mutlu sonu düşlemek daha iyi geliyor.

Li Li, uzun yıllar, yaklaşık 15 yıl boyunca oğlana aşkını söylemiyor. Oğlanın kendisine gelmesini bekliyor. Bu nedenle, öncelikle onu seviyoruz dizide. Aşık olsa da onunla arkadaş da olabiliyor.

Romantik dramları sevenler için ideal dizi. Gülmek ve ağlamak isteyenler için. 

21 Ekim 2017 Cumartesi

TUHAF



Son dönemin iddialı edebiyat dergilerinden. Yazar kadrosu ve destekleyenler tanınmış isimler.

Tarık Tufan, Ahmet Mümtaz Taylan, Mehmet Turgut, Ara Güler, Gündüz Vassaf, Hakan Günday, Mehmet Yaşin, Selim İleri, Irmak Zileli, Ahmet İnam, Yekta Kopan, Ali Nesin, Zülfü Livaneli, Mehmet Güreli, Ülkü Tamer, Tayfun Pirselimoğlu, Selahattin Duman, Nebil Özgentürk, Barış Pirhasan, Yiğit Bener, Mercan Dede, son sayıya katkı yapan popüler isimlerden bazıları.

Ayın dosyası, herkesin sevdiği Füruğ Ferruhzad. Livaneli’nin de belirttiği gibi o da kanadı kırık kuşlardan, kaba hayatı kaldıramayanlardan. Bunun yanında, MFÖ, Etgar Keret, Reşat Nuri’nin Akşam Güneşi, Guiilermo Del Toro, Alberto Manguel, son sayının diğer ilginç kesitleri.

Ayrıca, şiir, deneme, öykü, anı yazıları da bulunduruyor. Bu kadro ile daha çok eskilerin bulunduğu bir dergi olmuş.  Sürekli çıkar da bozulmazsa edebiyatseverler için değerli bir dergi olacaktır.

Çoğalsın dergiler, kitaplar, azalsın cehalet.

Dergiden not: "Umut, gerçeğin reddedilişidir-Schopenhauer"

20 Ekim 2017 Cuma

MÜZİK LİSTESİ 2



Hollow Coves-The Woods
Jessie Ware-Alone
Chanmina-My Name
Ümmüşen-Gönül Geçmiyor
Louis Armstrong-A Kiss to Build a Dream On
Cat Stevens-The Wind
Frero Delavega-Quand Je Serai Un Grand
Thom Yorke/PJ Harvey-This Mess We're In
Kodaline-Brother
Rafet El Roman-Seni Seviyorum
Joy Williams-Sunny Day
Selena Gomez-Same Old Love
Deniz Tekin-Gelir miyim?
Hande Yener-Kim Bilebilir ki Aşkı?
Madeleine Peyroux-Between the Bars
Elliot Smith-Alameda
Elliot Smith-Miss Misery
Elliot Smith-Baby Britain
Pink Martini/The Von Trapps-Gong Xi
Kendrick Lamar-DNA
Little Mix-DNA

18 Ekim 2017 Çarşamba

SOSYAL MEDYA MAZİ



O dönem MSN popülerdi, Yahoo grupları, forumlar. 2007-2010 yılları.

Doktorlar dizisi vardı. Herkesin sevdiği diziydi. Forum toplulukları oluyordu. O forumdaki dostluklar çok gerçekti. Sosyal medya deyip geçmeyelim, en masum dönemlerimizdi.

Forumu yönetenler, onaltı, onsekiz yaşından büyük değildi ama çok ilgilenirlerdi, binlerce üyesi vardı, domainli filan resmi web sitesi gibi. Üyeler toplanır, Gebze’ye giderdi sete, oyuncuların bile haberi vardı siteden.

Sonra bir gün site çöktü. Kurtaracak gibi oldular ama kurtulamadı, öyle olacağını anlayınca forum yöneticileri her üyenin kayıt mailini alıp MSN’de topluluk oluşturup bildirim yaptılar, belki emeklerimiz gitti ama dostluklarımız kalıcı olsun diye birbirinizi ekleyip kaybetmeyin dediler.

İnternette herkes yeni sayılır o günlerde, Facebook bile eski değildi. Bir sürü tanımadığım insan yazdı o zaman MSN’den. Yüzlerini asla görmediğim bir sürü arkadaşım oldu. Buse, Betül, Sıla. MSN’de yazardık, kendini deşifre etmek isteyen, yakın hisseden kamera açardı, en büyük görüşmelerimiz onlardı.

Farklı emojiler olurdu, resimler, tripli durum güncellemeleri, hayat buysa gerçek nedir, mesela. Dinlediğimiz müzikler gözükür, Derin şu anda Ayna dinliyor, şu an meşgulum diye hesabını turuncu yapardın. O tanıdıklarımdan birkaç kişiyi uzun yıllar sonra yüzyüze de gördüm.

Hatta bir ablamız vardı, bizden birkaç yaş büyüktü, onu görmeye Güngören’e  gitmiştim. Doktorlar forum grubundan başka bir arkadaş da bana kızmıştı, o ablaya gitmek için Bağcılar’dan geçmen lazım, niye bana uğramıyorsun diye. 

17 Ekim 2017 Salı

TE STRUGA TE



Struga’ya gitmiştim okumaya. Yine değişim programı.

Struga, Makedonya’da, Ohri Gölü’nün kıyısında. Bir taraftan Ohri’ye gidiliyor, diğer taraftan da Arnavutluk’a. Şehirdeki şiir geceleri de ünlü. Bizden de şairler katılır her sene.

İstanbul’dan gittim. Netten okudum biraz, forumlardan bilgilendirme aldım. İndim şehre, e aylarca kalıcam bari tanıyım şehri değil mi, gezeyim de göreyim yani.

Yürüyom yürüyom, hep aynı yere çıkıyorum. Allahım çıldıracağım, bir kaybolayım değil mi, bir yeni yol göreyim, kafam karışsın. Olmuyor hep aynı yere çıkıyorum.

Millet yol bulamayınca ne yapar, adres sorar, e ben de hep aynı caddeye çıkıyorum, başka cadde de bulamadım, yoldan geçen bir amcaya yöneldim.

Amca, ben şehrin diğer caddelerine nasıl çıkarım? Adam da kolunu omuzuma dayadı iyi mi, bak çocuğum, aha te gürürsün dümdüz te bu caddey bildiğin tete bu e te başka da yoktur, dedi.

Sen kalk İstanbul gibi yerden tek bir caddesi olan yere gel, başıma kaynar sular döküldü, sanki dünyam yıkıldı. Sonra öğrendim bu tete teyze demekmiş ama amca bunu te yani işte bu anlamında kullanıyormuş.

16 Ekim 2017 Pazartesi

KAN TUTMASI



Kan tutuyor herhalde derlermiş. Dedemin anne dedesi geceleri rüyasında hep kan görürmüş. Eskiden çok düşman askeri öldürdüğü, kafasını kestiği için. Kestikleri kafaları çuvalla getirirlermiş köye.

O zamanlar öyleymiş. Efeler, çeteler. Dedemin anne dedesi, Girit’ten dönerken bir Rum kızını getirip evlendiğinde, Kuşadası’nda, efeymiş, sonra kızları olmuş birkaç tane. Bir tanesi de zaten dedemin annesi oluyor.

O zamanlar zenginmişler, konakta yaşarlarmış. Çalışan çok. Kızlarından biri, Müyesser, çiftliğin seyisine aşık olmuş. Çok yakışıklıymış genç adam. Babasına söyleyememiş Müyesser. Sonunda seyisle birlikte kaçmışlar.

Seyis, Sarayköy’lüymüş. Ailesinin yanına gitmişler, yerleşmişler. Müyesser, adamı çok seviyor ama aile tabii çok farklı gelmiş ona. Kültürleri, yaşamlarına alışamamış. Aradan birkaç ay geçmiş. Sonunda kaçmış, dayanamamış, babasının evine dönmüş.

Çok utanıyormuş ama. Babası da efe adam ama hiçbir şey dememiş. Sessizce yaşamış evde kadın. Bir sabah uyandıklarında onu ölü bulmuşlar. O zamanlar evler ahşap. Tavandaki duvarın kirişine asmış kendini. O efe de çok sessizleşmiş o günden sonra.

15 Ekim 2017 Pazar

SEVME BENİ YANARSIN



Melissa Senate

Martı Yayınları

Sevimli, komik, romantik bir polisiye. Aşk ile polisiye arasında gidip geliyor.

Yazarın dili akıcı, hoş, sürükleyici. Karakterleri çok canlı. Hafif, çerez romanlardan.

Dergide çalışan bir genç kadın. En iyiler köşesini hazırlıyor. Ama ilişkilerinde çok başarısız. Hep terk ediliyor. İlk buluşmada dikkatli olmadığı için ikinci buluşmadan sonra ilişkisine devam ediyor ama sonunda yine yalnız kalıyor. Aile ve arkadaş çevresinde bu konuda ünlü.

Zeki ve esprili karakterimizin çevresinde tuhaf olaylar başlıyor. Son eski sevgilisi öldürülüyor. Ondan önceki iki tanesinin de başına kötü şeyler geliyor. Ve zanlı durumuna düşüyor. Baş şüpheli.

Soruşturmayı yapan da liseden aşık olduğu yakışıklı polis. Polis olayı araştırırken bizim şüpheli de kendince araştırıyor. Ve sonunda tam bir sürpriz. Beklenmedik bir gelişme ile konu kapanıyor.

Karakterimiz çok şirin. 

Hoş zaman geçirtecek keyifli bir roman.

Not:3/4

GÖRÜCÜ USULÜ



Büşra Köprü

Epsilon Yayınları

Büşra Köprü, internet yazarlarından ve ilk romanını çıkardı.

Görücü Usulü, tam bizden, içimizden bir roman. Görücü usulü ile istemeden evlenen bir çiftin öyküsü. Bu çift ve ailelerin rolleri.

Yumuşak, tatlı, düzgün ve çok temiz bir dille yazılmış kitap. Yazar, kitabın düzeltmesini de kendi yapmış. Bu tür romanlarda gördüğümüz ucuz dramlar, ilgi çekecek aşk sahneleri, argo, bunların hiçbiri bu kitapta yok.

Güzel ve iç acıcı bir aşk ve intikam öyküsü. Zehra ile Aras. Özellikle Zehra karakteri sevimli işlenmiş, biraz da esprili.

Ne güzel bir film veya dizi çıkar bu hoş, sempatik, romantik konudan. Sürükleyici, akıcı. Zehra karakteri de güçlü ve sevgi dolu. Ezilmiyor erkeğin karşısında.

Yazarın ikinci romanını bekliyoruz. Bu romanı mutluluk verici idi.

Not:3/4

BALKONDAKİ ADAM


Maj Sjowall/Per Wahloo

Milliyet Yayınları

Wahloo, kuzey polisiyesinin kurucusu ve en önemli ismi diyebiliriz. Atmışlı yıllarda yazmaya başlayan Wahloo, tek başına birçok kitap yazıyor ve ayrıca eşi Maj Sjowall ile de on tane polisiye. Bu polisiyelerde polis Martin Beck önde ve cinayetler gündelik yaşamın içinden.

Wahloo ve eşi Sjowall birlikte yazıyor bu polisiye romanları. Her akşam oturup birer bölüm yazıyorlar. Bir bölümü biri diğer bölümü diğeri yazıyor. Sonra ertesi akşam değiştirip birbirlerinin bölümlerini elden geçiriyorlar.

Bu tarz bir yazım, daha önce ilk defa, yirminci yüzyılın başlarında denenmiş. Fransız polisiyesi Fantoma’yı yazan iki yazar, Souvestre ve Allain, bu yaklaşık 23 kitaplık seriyi birlikte yazmışlar, bir bölüm Souvestre diğer bölümü Allain.

Wahloo ve Sjowall’ın bu serisi daha sonra ülkemizde, yetmişlerde, Milliyet Yayınları Kara Dizi serisinde yayınlanıyor. Seri, tüm dünyada seviliyor, klasik polisiye olarak.

Bu romanda, Martin Beck, küçük kızlara tecavüz edip öldüren bir sapığın peşinde. Seri, Nadir Kitapta ve sahaflarda bulunabilir.

Not:3/4

12 Ekim 2017 Perşembe

YAZI NOTLARI 3



Daha önce de “deneme” başlığında, yine yazı notları adıyla, yazmakla ilgili düşüncelerimi yazmıştım. Yine aklıma gelen bazı noktaları yazacağım.

Öyküler düşünce yazısı değil, bilgi verme yazısı değildir. Bir düşünce, bir bilgi, belki, öyküdeki kahramanın ağzından ve o karaktere uygunsa verilebilir.

Yazılar, makaleler, deneme yazıları ve diğer tür yazılar, kurgu yazılar, ders verir gibi, ders anlatır gibi veya okuldaymış gibi yazılmaz.

Bir öyküde veya benzeri kurgularda yazılan karakterler görünmeli, görünür olmalı. Biz o karakteri görmeliyiz, gözlerimizin önünde. Yaşamalı, hayal gibi olmamalı.

Öykü, hikaye, öyküye ve hikayeye uygun şekilde tasarlanır. Cümleler hikaye gibidir. Yani, örneğin hikaye bir şiir değildir. Kısa cümleler değil, uzun cümleler olur, gittim değil gidiyorum gibi. Ayrıca, ben öykü ile hikayenin farkı nedir onu da bilmem.

Hikaye akacak elbette. Önünde engeller olmayacak.

Öğretmen gibi, anne gibi, avukat gibi yazılmaz hikaye örneğin bir de. Savunma dili gibi, kanıtlar gibi.

Genel olarak, kimse gerçeği sevmez. Herkes hayal ister, masal ister. Sanat da gerçeğin peşinde değildir. Kurgu sever çoğunluk.

Bol bol tekrar olmamalı. Aynı sözcükler tekrar tekrar olmamalı. Yazı veya öykü aşure gibi de olmamalı, minimal olmalı. Dağınık olmamalı.

ISIRIK



Hiç olacak şey değil gibi gözükse de oluyor işte. Hafta sonu bir parkın önünden geçerken bir küçük olaya rastladım.

Bir adam ağzındaki bir çubuk gibi bir şeyin içinden bir köpeğe minik bir ok attı. Belediye görevlisi imiş. O köpek de birini ısırmış. Kuduz tehlikesi nedeniyle köpeği uyuttular yani ve veteriner kontrolüne götürdüler.

Yine hafta sonu aynı şekilde bir köpek olayına daha rastgeldim. Bir marketin önünde bir kalabalık konuşuyordu. Amcanın biri marketin önünden geçerken marketin önündeki köpek onu ısırmış. Amca da hemen girmiş markete.

Köpeğiniz aşılı mı diye sormuş. Market sahibi aile de düşünmüşler ve galiba son aşısını unutmuştuk demişler. Amca, hemen civardaki bir doktoru bulmuş. Sonra da işte veteriner bulmuşlar. Ve köpeğe aşıyı yapmışlar.

Peşlerini bırakmamış yani amca köpeğin ve ailenin. Sorumluluklarını bilmiyorlar diye kızmış. Amca, Almanya’dan gelmiş de o yüzden bu konularda titizmiş. Kendisi de kontrole gidecekmiş, herhangi bir tehlikeye karşı.

İlginç tabii ki, yani pek duymuyoruz öyle kuduz vakaları filan ama olabiliyor demek ki.

11 Ekim 2017 Çarşamba

MÜZİK LİSTESİ


Resul Aydemir-Misal
Dead Posey-Don't Stop the Devil
Shahin Najafi-Fou
Son Feci Bisiklet-Galiba Sevmiyorlar
Gülay-Ayrılık da Sevdadandır
Sezen Aksu/Cihan Okan-Yine mi Çiçek
Zager and Evans-In the Year 2525
Feist-My Moon My Man
Emine Koç-Dalları Bastı Kiraz
Ayfer Vardar-Kızılırmak Can İncitme
Aysun Gültekin-Yeşil Ayna Takındın mı Beline
Züleyha-Geline Bak Geline
Fatma Türkan-Su ver Leylam Yanıyorum
Hüsnü Arkan/Birsen Tezer-Öyle Bir Rüya
Dave Edmunds-I Hear You Knocking
Skott-Mermaid
Skott-Porcelain
Skott-Remain
Skott-Lack Of Emotion
Bridgit Mendler-Library

10 Ekim 2017 Salı

THE HANDMAID'S TALE


Margaret Atwood’un aynı adlı romanından uyarlama dizi televizyon dalında çok sayıda ödül aldı. Dizi de baş oyuncusu, June ve Offred rollerindeki Elizabeth Moss da çok başarılı.

Yazar da dizi çekimlerinde danışmanlık yapıyor. Bir distopya öyküsü bu. Gelecekte geçiyor, günümüzün uygarlığından sonra başka bir uygarlık geliyor ve uygarlıkta kadınlar doğum yapamıyor. Sadece belirli sayıdaki kadın halen doğum yapabilmekte.

June da bu kadınlardan biri ve bu uygarlığın yetkililerinden biri ve eşine bebek verecek. Bu uygarlıkta kadınlar pek de hoş yaşamıyorlar. Yetkililer, çalışanlar ve bu damızlık kadınlar var nüfus olarak.

Karanlık bir uygarlık bu. Dizideki renkler de genelde kapalı, puslu. Bir baskı toplumu. Offfred de Fred’inki demek. Kadınların isimleri böyle konuyor. Hangi erkeğe bağlı olduğunu gösteriyor.

Dizide, bir yandan bu toplumu, yaşantıyı izliyoruz, bir yandan da June’un geçmişini izliyoruz. Önceki uygarlık yıllarını. Önceki uygarlık da bizim uygarlığımız.

Karanlık, distopya, biraz bilimkurgu, fantastik, fantezi sevenler için klas dizi. Birinci sezonu bitti. İkinci sezon da başlayacak. Dizinin adı, Damızlık Kızın Hikayesi anlamına geliyor. Yönetmen de birçok iyi dizisini izlediğimiz Bruce Miller.

8 Ekim 2017 Pazar

BİZİM HİKAYE


Yeni başlayan yumuşak ve hoş dizilerden biri Bizim Hikaye. Geçen sezon izlediğimiz ve artık bir efsane olan Amerikan dizisi Shameless’ın yerli versiyonu.

İki başrol de sevilen oyuncular. Filiz rolünde Hazal Kaya ve Barış rolünde de Burak Deniz. Filiz, sarhoş babasına ve kardeşlerine annelik yapan kız, Barış da onu seven ama biraz yasadışı işler de yapan genç.

Dizi, Filiz ve ailesinin başına gelenler, Barış’ın ona destek olmak istemesi ve aralarındaki duygusal ilişki ile ilerliyor. Duygusal, eğlenceli, bizden bir dizi. Yoksulların, ayakta kalmaya çalışanların hikayesi.

Sarhoş baba, kardeşler, komşular ve başlarına gelenler sevimli. Dizi keyifle ve yormadan izleniyor. Dramlar ağır olsa da dizi ağırlık vermiyor çünkü işlenişi hafif.

Hazal Kaya tam bizden bir yüz, Burak Deniz de Kadir İnanır’ı anımsatıyor.

Şirinlik isteyenler izlesin.

7 Ekim 2017 Cumartesi

YERALTI SAKİNLERİ



Jack Kerouac

Ayrıntı Yayınları

Jack Kerouac, 1950’lerdeki Beat edebiyat kuşağının en popüler temsilcisi. Yolda, Zen Kaçıkları gibi iki önemli romanı var.

Kereouac ve diğerleri, edebiyat dışında uyuşturucu ve içkiye de meraklılar. İkinci Dünya Savaşı sonrası kuşak bunlar. Savaşın acısından sonra yerleşik düzene başkaldıranlar. Bir yandan da aynı dönemde onlara tam ters olarak sinemada da aile filmleri başlıyor, savaşın acısını azaltmak için.

Bu romanında, kendi yaşamından detaylar var yazarın. San Francisco yer altı kültürü içinde yaşadığı günlerden bir kesit. Yine bol uyuşturucu, içki, bir de sanat edebiyat. Kitabın kahramanı bir yazar, yani kendisi, aşık olduğu kadın da Mardoux Fox, siyahi bir kadın. Gerçek hayatta da ismi Alene Lee, yazarın sevgilisinin. Fox, yazar terk ediyor, çünkü Kerouac, düzenli bir ilişkiyi yürütemiyor.

Yazar, bu gerçek aşk hikayesini, hemen o günlerde, sevgilisi onu terk ettiğinde yazıyor. Bu nedenle, çok gerçek ve çok hüzünlü.

Yazarı ve o dönemi sevenler için. Herkese göre değil.

Not:3/4

6 Ekim 2017 Cuma

KARPUZ ŞEKERİNDE



Richard Brautigan

Altıkırkbeş Yayınları

Brautigan, bizde pek sevilen bir yazar. Karpuz Şekerinde de onun en iyi ve en sevilen romanlarından biri.

Diğer kitapları gibi bu kitap da kendine özgü mizahı ile dolu. Diğer kitapları gibi çok sade. Bölümler kısa.

Karpuzdan oluşan bir kasaba. Karpuz dışında da her şey değişik. Kaplanlar konuşuyor örneğin. Bütün aletler, yerler değişik. İnsanlar çok sade ve basit. Kasabanın adı benÖLÜM. Uğursuz işletmeler adlı bir fabrika ve orda yaşayan içtenKAYNAYAN adlı bir adam var.

Romanın kahramanı bir kitap yazmaya çalışıyor. Margaret ve Pauline adlı kız arkadaşları var. İkisi de kahramanımızı seviyor gibi. Kitaptaki her şey gibi onların ilişkileri de tuhaf, komik ve hayal ürünü. Hüzünlü de karakterlerin yaşamları.

Brautigan, bildiğimiz tarzda yazmıyor. Kendisi de zaten bir çeşit yer altı ve karşı kültür yazarı, beat yazarı veya hippi tarzı yazan yazarlardan. Basit bir kasaba ve basit insanlar, hepsi gündelik yaşamda ayakta kalmak ve hayallerine kavuşmak istiyorlar. Fakat her şey gerçek dışı.

Kasaba da zaten hayali. Her şey bildiğimiz dünyanın tersinde. Distopyadan çok ütopya. Kim böyle hayali ama hoş bir kasabada yaşamak istemez ki.

Kısa, değişik, gülümseten bir roman. Çok farklı bir dil keşfetmek isteyenler kaçırmasın.

Not:3/4

ŞARKILAR


Peach Pit-Alrighty Aphrodite
John Lurie-Big Trouble
Iggy Pop-Break Into Your Heart
Evanesence-Going Under
Gürkan Uygun-Bu Şehir Girdap Gülüm
İkiye On Kala-Düşersem Tut Beni
Ceylan Ertem-Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun
Joshua Bell-Teaching Andrea
Youth-Daughter
Melihat Gülses-Akşamı Süzme Deniz
Jason Derulo-If I'm Lucky
Vega-Dünyacım
Vega-Komşu Işıklar
Vega-Delinin Yıldızı
Çağatay Akman-Karanlığa Çak Bir Kibrit
Fazıl Say-İnsan İnsan
Emre Aydın-Sen Beni Unutamazsın
Ahmet Kaya-İyimser Bir Gül
Efkan Şeşen-Dokuz Altı Yolları
One Ok Rock-Pierce

4 Ekim 2017 Çarşamba

HİKAYELER


Okuduğumuz bir kitapta kendi öykümüzle yüzyüze geliriz. Kendi hayatımızla. Oysa o kitap belki yıllarca aynı rafta durdu. Yazan da belki kendi hayatını yazdı, belki başka birinin hayatından yola çıktı.

Biz de ayaklarımızın bizi o kitapçıya veya sahafa götüreceğini nerden bilebiliriz ki. Tozlanmış bir rafta duran bir kitapta kendi öykümüzle karşılaşacağımızı. Hayatımız da o rafta o kitapta tozlanmış işte. Yıllarca durmuş orda hayatımız da bilmiyor muşuz.

Böyle birçok öykü var hikaye var. Yazılıyor ve o rafta duruyor. Zamanla tozlanıyor. Ama birisinin hayatı tozlanıyor orada. Yazar birisinin hayatını yazmış ama bilmeden bizimkini de yazmış oluyor. Yazarın o kitabı raflarda dururken, tozlanırken, kendi hayatı da tozlanıyor yazarın.

Bilmem yalan bilmem sahi, sokaklar ölürken, gecelerimizi gündüze çevirecek mutluluklar ararken bizler, belki de bir yerlerde bizim öykümüzü yazanlar var. Belki ada pembesi belki ipek mavisi düşlüyorlar hayatlarımızı. Belki bir gün bir kitapçıda veya sahafta karşımıza çıkacak bir rafta, bizim öykümüz. Şimdilik raflarda, yazılmamış olarak duruyorlar. Siz de kitapçı raflarını boş görseniz bile boş sanmayın. O raflarda henüz yazılmamış öyküler var.