30 Kasım 2017 Perşembe

BLOG YAZMAK



Bir blog arkadaşımız bizden yardım istedi. Kendisi çok da şirin yazıyor ve yorumlarında da aynı şekilde içten. Blog yazma ve okumada içtenlik en önemli unsur. Bir de genelde olumlu, motive edici, mutluluk verici yorum yapmak da çok yapıcı oluyor.

Arkadaşımızın blogu:  https://cesursevgimeleyi.blogspot.com.tr/

Bloglarımız bir apartman gibi. Biz de komşular. Ne kadar çok ziyarete gidersek ve yorum yaparsak o kadar arkadaşımız da bizi ziyarete geliyor. Blog yazmanın birinci şartı, her şeyde olduğu gibi, yazmayı sevmek. Blogumuzu sevmek ve çaba ve zaman harcamak. Okul gibi, işe gider gibi, bir hobi gibi, blogumuza zaman ayırmak.

Blogun ilk kuralı, yazmak. Ne olursa olsun yazmak. Belki anılar, gündelik yaşam, belki öykü şiir deneme, yemek, gezi, kozmetik, moda, her ne olursa olsun yazmak. Her konuda yazılabilir. Çok kısa veya uzun olabilir yazılarımız. Ama bloga düzenli yazı girmek iyidir. Her gün olabilir, gün aşırı olabilir, haftada bir olabilir. Ama düzenlilik, süreklilik iyi.

İkincisi, gelen yorumlara mutlaka yanıt vermek. Yanıtlarımıza tekrar yorum gelirse onları da yanıtlamak. Yorumları gmailden izlemek kolay. Sonra da, yorum yapanlara gitmek, okumak ve yorum yapmak.

Üçüncüsü de blog gezmek, okumak ve yorum yapmak. Bu da ayırdığımız zamana bağlı. Ben, akşamları birbuçuk saatimi bloguma ayırıyorum. Yarım saat yazmak için, bir saat da yorum yanıtlamak ve blog okuyup yorum yapmak için. Belki diyelim kendimize on blog seçeriz. Bu bloglardaki her yazıya yorum yaparız. Yorum yaptıkça yakınlık olur ve ayrıca o bloga gelen başka arkadaşlarımız da yorumlarımızı görüp gelirler. İstersek daha çok sayıda yorum da yapabiliriz. Yani, kendimizi göstermeliyiz ki, bizi görüp gelsinler.

Blogumuza üye sayısı önemli değil, az sayıda veya çok sayıda üye olması değil de, aktif olarak okumak ve yorumlaşmak daha önemli. Bizler, yorumlarla mutlu oluyoruz ve yazmaya devam ediyoruz. Blog çevremiz çok tatlı insanlardan oluşuyor. Bu çevreye girildi mi, mutlu olmak ve heyecan duymak çok kolay.

Blogla ilgili teknik konular çok önemli değil. Dizayn örneğin. Önemli olan yazmak ve yorumlaşmak. Ama, teknik konularda bilgili arkadaşlarımız da isteyince bize yardım ediyorlar.

Ayrıca, Google Plus blog gruplarımız var, Facebook blog gruplarımız var. Zaman zaman arkadaşlarımız Blog Keşif Etkinliği düzenliyorlar. Bu etkinliklere blogumuzu ekliyoruz ve bizi görenler artıyor ve biz de başka blogları keşfedebiliyoruz.

Bir de mimler var. Mim, seçmek, işaretlemek demek. Bir konu buluyoruz ve yazıyoruz. Örneğin, en eski çocukluk anımız, en sevdiğimiz film, güne nasıl başlıyoruz gibi. Bunu blogumuzda yazıyoruz ve başka arkadaşlarımızı mimliyoruz. Onlara gidip senin mimledim hadi sen de yaz diyoruz. Bu da bir yakınlaşma yolu.

Bir de, çekilişler var, çekiliş yapmak veya çekilişlere katılmak, gibi. Ayrıca, bazen, başka bloglarda yazı da yazabiliriz. Daha çok tanınmış bloglarda yazılarımız yayınlanabilir.

Ben, minik bir blog defteri tutuyorum. Bu deftere, örneğin, Feri Peri'yi tanıt, Ruhsa'ya yorum yap, İrem Akay'ın filmini izle, Tuğçe'nin dizisini izle, gibi notlar alıyorum.

Bir de, eski veya yeni diye ayırt etmeden herkesi okuyorum. Yenilere ve öğrencilere öncelik tanıyorum. Okuru, yorumcusu az olanlara öncelik tanıyorum. Bir yeni blogçu arkadaşımızın blogu dolmadan içim rahat etmez.

Şimdiiii, hadiii hepimiz Cesur Sevgi Meleği'ne gidelim. Ne güzel bir adı var ama değil mi? Benim aklıma gelenler bunlar. Sizler de bu yazıya yorum yapıp düşüncelerini söyleyin, böylece fikirlerimiz çoğalsın.

29 Kasım 2017 Çarşamba

TATLI ERGENLİK



Ergenlik yıllarının en zor dönem olduğu söylenir. Abartılı duygular, okul, arkadaşlar, aşklar. Odamızda yatağımızda oturup saatlerce duvara bakmak. Çatışmalar.

Ama en güzel yıllarımızdır da. İçimiz içimize sığmaz, birden içimize kapanırız. Yine de geriye bakınca, çocukluk ve ergenlik, en tatlı zamanlarımızdır. Belki de en özlenen zamanlarımız.

Okula gitsek de asıl derdimiz arkadaşlar ve karşı cinstir. Bir arkadaşı veya bir karşı cinsi bir anda hayatımızın merkezine oturturuz. Tanışırız, ders çalışırız, yemek yeriz, dolmuşa kadar birlikte gideriz. Bir hafta içinde her şey olur biter.

Ben de, hayatımda ilk defa birini daha yeni tanımama rağmen değer veriyor ve her şeyini biliyordum. Her şeyimizi birbirimize anlatıyorduk. İlk gün bana çok güçlü bir kız olduğumu söylemişti. Hayatım boyunca hep ileride evleneceğim kişinin bana çok güzelsin, çok sevimlisin gibi salak saçma şeyler yerine çok güçlüsün demesini isterdim. Zekisin filan da demesin, güçlü ve her şeyi yapabilecek biri olduğumu söylesin. Ve o ilk gün böyle demişti. Benziyorduk birbirimize, hayatımız, aile yapımız.

Hayallerine kavuşacaksın demişti, üniversiteyi kazanacaksın. O kadar samimiydi ki, hayalime inanıyordu bütün kalbiyle. Bir gün kütüphaneye giderken kimya hocasına rastladım. Hocaya soru soruyordum. O çocuk da beni bekliyordu.  Hoca, çift misiniz diye sordu.

O da hayır dedi, hocanın sorusuna çok şaşırmıştım. Biz sonra çocukla yolda giderken bana, yanlış anlama benim sevgilim var, senle beni birlikte görmüş birileri, ona haber vermişler, dedi. Ben de bunu normal karşılayıp güldüm, benim çok erkek kankam var ve sevgilileriyle böyle sorunlar yaşadığım oluyor, seni yanlış anlamadım dedim. Sonra kütüphanede iken, çocuk bana derslerimde yardım edip soru çözerken, kız da geldi. Kız rahatsız olur diye ben mahcup hissediyorum ama bir yandan da yüreğimde bir acı, ağlamamak için kendimi tutuyorum.

Yanıma bir kız arkadaşım geldi, bak bunlar sevgili, sen de bu çocuğa aşık olmuşsun dedi. Aslında ben bu çocuğun bir arkadaşından hoşlanıyordum ama nedense bu çocuğa birkaç günde aşık olmuştum işte. Ama bütün okul bizi konuşuyordu, öğretmenler bile, hep beraber göründüğümüz için. E ben de kendimi geri çekme kararı aldım, kız da iyi birine benziyordu. Kızla da tanışmıştım.

Düşündüm, olmaz, sen bu çocuğa aşkını unut dedim. Ve, bu çocuktan önce hoşlandığım çocuğun bir hafta sonra yaşgünü idi. Bari dedim, ona doğumgünü mesajı atar ve bir hediye alırım.

28 Kasım 2017 Salı

MORİ



Babaannem, bizlere hep takılır, hadi be mori, şimdi istesem dokuz tane daha doğururum, sizde iş yok der, yani maşallah o yaşta bu enerji. Meğerse onun enerjisi, kilo vermek için kullandığı tarçın kabuğundan gelirmiş.

Bizim miniklerden Nilda ile oynaşıyordu geçen gün. Babaannemizin dili dönmüyor, Nilda diyemiyor, Nida diyor. Abisi Ege de takılıyor babannneye. Ege ilkokulda, Nilda daha minik. Babaannee, Nilda, l ile l harfi var bak ordaa.

Babaanne sen gitmedin mi okula, diyor Ege. Babaanne de Ege’ye sordu, hadi hipopotamus desene. Tabii ki söyleyemedi Ege. Naber dedi babaannem sizin okulda öğretmediler mi hipopotamusu. Ayrıca, bizim Nilda, sinema ve tiyatro sevmiyormuş, çünkü çok uzun oluyormuş onlar.

Babaannem ile arkadaşlarının sohbetleri komiktir. Mesela, yemek, reçel, turşu filan sohbetlerine bir girerler. Biri başlar, domates, biber, patlıcan. Diğeri de hayır, önce biber, sonra domates patlıcan, hepsi birbirine itiraz eder.

Çiğ dolma tarifi tartışmasına girerler, pancar yaprağı. Tas kebabı tartışması. Babaanneme göre tas kebabı iki tencere ile yapılır, üst üste iki tencere konur, sıkıştırılmış. Turşuya incir yaprağı koyar, zeytine de. Hayıt çayı içer.

Bir de hep aynı şarkıyı söyler. Sevilen kıymet bilmez, seven gönül yanar.

26 Kasım 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 4



Tubelight-Naach Meri Jaan
U2/Kygo-You're the Best Thing About Me
Imagine Dragons-Believer
Imagine Dragons-Thunder
Jason Mraz-I am Yours
Mediha Şen-Saçların Tarumar
Siya Siyabend-Bırak Geçen Geçsin
Elif Kaya-Gençlik Başımda Duman
Epik High-Here Comes the Regrets
Koray Avcı-Unutamam Seni
Ahmet Aslan/Cem Adrian-Sarı Gelin
Cat Stevens-How Can I Tell You
Korn-No Way
Korn-Blind
Townes Van Zandt-Black Widow Blues
Linda Rondstadt-Blue Bayou
Lucho Castellanos-Bombo Y Maracas
Louis Clark-Can't Stop the Classics
Troyes-I Don't Need You
Tomborato-Negra Rosa

25 Kasım 2017 Cumartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 11



BENİ SEVMEK ZORUNDASIN

Erdi Karadeniz

Sevgili arkadaşımız iki şiir kitabından sonra bu kez bir romanla bizimle.

Erdi’nin temel konuları aşk ve hüzün bu eserinde de devam ediyor. Dizelerinde olduğu gibi satırlarında da aşk, özlem, ayrılık, acı ve hüzün var.

Hayali, takıntılı, platonik aşkları konu edinmiş romanında. Birkaç kişi arasında gelişen aşkları tatlı tatlı okurken sona doğru gerilime dönüşüyor.

Miray, Korkut, Ümit, Zeynep, hepsi de yakın çevrelerde yaşayan, bazıları birbirini tanıyan, bazıları da tanımayan birkaç insan. Bir yayınevi ile bağlantısı var hepsinin bir şekilde.

Bu dördünün yanında Tunç, Ruhi, Reyhan da var çevrelerinde. Hepsi birbirine tesadüflerle veya aşklarla bağlı.

Aşkın tutkulu ve hastalıklı hali ile uzaktan yaşanan hayali hali arasında kalmış bir avuç insan. Hayal ile gerilim arasında gerçeküstü aşklar.

Arkadaşımıza artık hüzün yazarı diyebiliriz. Dramatik aşk sevenler için hoş bir okuma.

Not:4/4


23 Kasım 2017 Perşembe

İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ



Charles Dickens

İskele Yayıncılık

İki Şehrin Hikayesi. Dünyada Don Kişot’tan sonra en çok basılan kitap. Yani en çok okunan klasiklerden biri. Bu normal çünkü iyi bir roman.

Fransız Devrimi zamanı iki şehirde geçiyor. Paris ve Londra. Paris karışık, devrim oluyor, öldürülenler çok, soylular öldürülüyor. Bazı Fransızlar kargaşadan kaçıp Londra’ya gidiyor.

Kitabın kahramanı Lucie. Babasından uzak yaşar yıllarca ve sonunda babasını bulur ama babası uzun yıllar hapisten sonra kendisini bile tanımaz. Kocası Charles, bir soylu olduğu için idama mahkum edilir.

Sydney ise Lucie’yi seven bir avukattır. Lucie, babası ve eşi nedeniyle zor yıllar geçirir. Devrim sırasında bütün değerler karışmıştır. Bu kaos içinde hayatta kalmak bile zordur.

Romanda olaylar Paris ve Londra arasında gidip gelen insanlar ve yaşanan zorlukları anlatıyor. Devrim nedeniyle bütün hayatlar alt üst olmuştur.

Bütün bu olup bitenler arasında aşklar ve arkadaşlıklar da önemli yer tutar.

Kitap, aşk ve devrimi anlatan müthiş bir başyapıt.

Not:4/4

22 Kasım 2017 Çarşamba

KOY



Kendimi ait hissedebildiğim ve biraz olsun yalnız kalabildiğimi düşündüğüm yerleri seviyorum. Örneğin, Avrupa yakası daha kalabalık. Anadolu yakası da öyle ama insan mesela sabah beşte Moda sahile bisikletle inip banklara yatabiliyor. Kayalıklarda tek başına rahatsız edilmeden kahve içip  müziğini dinleyebiliyor.

İnsanın saçlarını kısacık kestirmesi de böyle. Uzun saç olunca insan düşüncelerini, duygularını, günahlarını saçlarının arkasına saklayabiliyor. Kısa saç ise sanki insanın kendiyle yüzleşmesi gibi. Saklayacak bir şeyin yok oluyor sanki. Cam berraklığı.

Burgazada’da Madam Martha Koyu var. Oraya yalnız gitmek insana huzur veriyor. Kısa bir kamp yapıyorsun. Bu koya ilk gittiğimde hikayesini bilmiyordum. Yazın gitmiştim. Biraz tepelik bir yer var, ordan suya atlamıştım, akşamüstü idi.

Ayışığı altında üzerimde hiç bir yük olmadan yüzerken, uzay boşluğunda ve ağırlıksız hissetmiştim, çok güzeldi.

Madam Martha ise bu koya gelir, koyda çıplak gezer ve denize çıplak girermiş.

Buket Uzuner'in bir kitabı var, "Ayın En Çıplak Günü" diye. Onda bir hikayede kadın, ayışığında denize giriyordu. Bu kitabı yanıma almıştım, o koya bir daha gittiğimde.  

Hayatın güzel tesadüfler içinde ilerlediğini düşünmüştüm kitabı o koyda okurken.

19 Kasım 2017 Pazar

GÖNÜL BİR YELDEĞİRMENİDİR



Hüseyin Rahmi Gürpınar

Atlas Kitabevi

Gürpınar, edebiyatımızın en iyilerinden. Reşat Nuri, Ahmet Hamdi gibi. Romanları mizah dolu. Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Cadı, Gulyabani gibi daha önce okuduğumuz ve sevdiğimiz eserleri var.

Gözlemle yazan yazar, İstanbul yaşamını komik bir dille anlatıyor. Bu romanında da aydınları, cahilleri işlemiş. Yanyana iki konakta yaşayan iki çift var. Çiftlerden birinin kadını çok okuyan, düşünen biri iken, eşi ise hayatı daha hafif yaşayan, çapkın bir erkek.

Diğer çiftin erkeği ise bir bilgin ve karısı da öylesine sıradan bir kadın ama güzel. Ayrıca, her iki konakta yaşayan hizmetliler, hizmetçiler de var.

Çapkın erkek, diğer konaktaki güzel kadına kafayı takınca, bu dörtlü ve hizmetçiler arasında birbirinden komik olaylar gerçekleşiyor. O dönemin İstanbul yaşantısı da romanın keyifli bir yönü.

İnsanların zaaflarını, uyanıklıklarını anlatan, okunması mutluluk veren bir roman.

Not:3/4

16 Kasım 2017 Perşembe

ODYOMETRİ



Başladık mı geyiğe. Senin baban neci? Pilotes. Annen? Pilates hocası. Ay ne güzel yaa, pilotes ile pilatesin kızı. Sen ne olcan büyüyünce? Polis, öğretmen, doktor olcam ama böyle giderse okul hayatım ancak sağlık meslek yüksek okulunu bitirip odyometrist olurum, donyağı gibi.

Donyağı ne yaaa? Ya babaannem hep der işte, donyağı gibi her yerden çıkma. Babaannemin lafları meşhurdur. Mesela, heyheylerim tuttu, zolilerim tuttu, asaplarım bozuldu. Şaşırınca der, hayreti mucip, hayreti uzma.

Bizim babaannemiz zengin ve soylu değil tabii ki. Sıradan bir babaanne. Babaanne gibi babaanne. Boğazda vilyası yok, İtalya veya Fransa’da villaya villa derler ama bizim ülkede vilya diyorlar. Vilyasında Sisley ve Ayvazovski orjinalleri yok. O sıradan bir yüksek ilkokul mezunu. Düz liseyi bitirmiş, nakışlısını değil.

Bizim babaannemiz Bolşoy balesini izlerken çekirdek, fıstık yer, açıkhavada yani. Geçen yaz Alaçatı’da öyle yapmıştıydı. Öndeki oturan kızlar demiş ki babaanneme, siz galiba Bolşoyu her zaman izliyorsunuz, biz bu baleyi görmek için Ankara’dan geldik. Yani demek istiyorlar ki, çekirdek yemeyin ayıp oluyor. Babaannem de bakmış kızlara, anlamaz anlamaz, hoşgeldiniz, demiş.

Ama zencefil, limon kabuğu, yasemin, akşam sefası kokularını sever. Denize girince balıklara dünden kalmış ekmekleri, pideleri verir, besler onları.

Bizim kızlardan biri yabancı bir oğlanla evlendi de, yani babaannemin deyişiyle, ecnebi biriyle evlendi de, şimdi oğulları oldu, babaannem diyor ki, napcaz şimdi ya, sünnet düğünü olcak mı ilerde? Bayramlarda gelip elimi öpcekler mi?

15 Kasım 2017 Çarşamba

MEDYATİK HALLER



Sosyal medyada insanın başına neler geliyor.

Bir kızın snap’ini kırdım yanlışlıkla snap şifresini kırdım. Snapchat indirdim telefonuma. Gmail de var işte. Mailden girecektim snapa.

Snap şifremi unutmuşum. Yeni şifremi gönderdim gmaile. Geldi. Girdim yeni şifreyi. Bir başkasının snapine girdim nasıl olduysa. Snap benim snap değil. Kızın numarası, doğum tarihi görünüyor.

Numarasını aldım wadzapa girdim. Baktım kızın numarasına, fotosuna filan. Bir şey yazmadım. Onun da adı Derin’miş.

Baktım gmail adreslerimiz aynı. Olacak şey değil yani. Gmail iki kişiye aynı adresi vermez. Ya kız laf olsun diye sallapati açtı gmailini, ya da olmayacak bir yanlışlık oldu.

İlginç yani, gmail hesabı benim. Ama onun da aynı gmail hesabı. Böylece nasıl olduğunu bilmeden hacker olmuş oldum. Bir de wadzapta kim diye bakarken yanlışlıkla arama yaptım aman neyse ki kız dönmedi. Dönseydi diyecektim işte, böyleyken böyle.

14 Kasım 2017 Salı

HATIRLIYORUM



İnsan beyni tuhaftır işte. Neyi hatırlayacağını, neyi hatırlamayacağını bilmez. Olmadık anları hatırlarız ama bir zamanlar çok önem verdiğimiz insanları, olayları unutuveririz.

Bazılarımızın görsel hafızası güçlüdür ve onlar görmeden o insan hakkında bir yargıya varamaz. Bazılarımız isimleri unutur, bazılarımız kötü olayları. Bence, geçmişteki iyi durumları hatırlamaya eğilimliyiz.

Ben de mesela, yaşanmışlıkları unutmam. Geçmişe dayalı anıların en küçük ayrıntılarını bile hatırlarım.

Mesela annemin arkadaşlarından biri misafirliğe gelmişti bize yıllar önce. Her iki tarafın da iş güç telaşı, yaşam savaşı, gündelik hayat nedeniyle bir daha gelemedi o kız bize, bir türlü denk gelmedi bir daha, davet de ettik ama olmadı, gelemedi işte.

Annem de diyor ki evimize hiç ayak basmadı o. Ayıp valla diyor, herhalde üstüne düşmemizi istiyor, tekrar tekrar çağırmamızı. Ben de tamam evet uzun zaman oldu gelmedi dedim, ama gelmişliği de var bize. Öyle annemle polemiğe girdik, hayır gelmedi, hayır geldi diye.

Öyle bir kaptırmışım ki kendimi, nasıl derine indiysem yani,  anneme dedim, geldi,  perşembe günüydü, kayın validesi yoktu yanında.  Mavi elbise vardı üstünde, saçını kestirmişti,  lacivert far sürmüştü, gözlerinden tut çıkardığımız ikramlara kadar saydım. Çok komikti ama okadar ayrıntıyı anımsamam da ilginçti, yani şaşırmıştık.

13 Kasım 2017 Pazartesi

YA BAKLA YA BAKLAVA


İlkbahar genellikle alçaklardan başlar, yükseklere, tepelere doğru çıkar. Sonbahar ise yükseklerden, tepelerden, yamaçlardan başlayarak aşağı doğru iner. Yükseklerde yapraklar kızarır, sararır, ama alçak bölgelerde bu daha geç gelir.

Doğa başlar kızarmaya, yapraklar kızarır, İtalyan Sarmaşığı örneğin çok güzel kızarır. Bağlar da kızarır. Çeşit çeşit bağ ve üzüm vardır. Bazıları yüksektir, bazıları bodurdur bağ kütüklerinin. Bazıları sarıdır, bazıları kırmızıdır. Diyarbakır’da, Karadeniz’de, Ege’de hep farklıdır üzümler.

Karadeniz’de yanıye, toprak yanıye derler, yapraklar kızarınca. Ne güzeldir doğa ve doğa içinde olmak. Bir ülkede zeytin, nar, incir, üzüm, erik varsa o ülkenin sırtı yere gelmez derler. Zeytin ağaçlarına bakmak çok keyiflidir. Makilerin arasında da yabani zeytinler vardır. Narları görmek de insanı mutlu eder, sarı sarı ağaçlarda.

Hemen her şeyin reçeli yapılabilir. Domatesin, enginarın, acı biberin. Her yerde festivaller, şenlikler, olur. Zeytin, nar, incir, mandalina. Arazileri, tarlaları, bağları, bahçeleri görmek doğanın sihrini bizlere geçirir. Doğada temiz hava almak. Kargılar görürüz örneğin, bunları görünce anlarız ki yakında su vardır. Köylülerin kendilerini beslemesini bekleyen kediler, köpekler vardır ortalarda, güneş altında kedi köpek iyi de geçinirler.

Güneş altında toprak pırıldar, kayalar pırıldar. Bu pırıldama o toprakta demir olduğunu gösterir. Meşe ağaçları vardır yol kenarlarında, ceviz ağaçları. Yükseklikleri farklıdır meşelerin. Gövdeleri farklıdır. Çınaraltı ve akasya altı kahveleri vardır köy meydanlarında, köy ekmekleri.

Ama biz doğayı, kediyi, köpeği, mandalinayı genelde ya markette ya da rüyamızda görüyoruz. Dün gece bir uyandım bir tuhaf. Uyandım sanki kafamdan örümcek geçti de yüzümde ağ yapmış gibi sonra böyle saçımı başımı silkeledim böyle sonra yatakta böcek gördüm gibi sonra baktım yok iyice delirdim.

12 Kasım 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 3


Juana Molina-Lo Decidi Yo
Juana Molina-Un Dia
Pauwel De Meyer-Witches
Pauwel De Meyer-Woods
CryJaxx ft. Davi-N.S.N.
Romy Cave-Something Just Like This
Fuat Saka-Şimdi Ne Yapar?
Lorn-Acid Rain
Lorn-Anvil
Lusine-Just a Cloud
Paradis-Garde Le Pour Toi
Liz-All Them Boys
Deniz Tekin-Bende Bir Problem Var
Albert Cummings-Lonely Bed
JT Coldfire-She's Crazy
Emily Wells-Becomes the Color
Lindsey Stirling-Roundtable Rival
Lindsey Stirling-Shadows
Flaer Smin-Wish You Were Here
Last Of The Wilds-Nightwish

8 Kasım 2017 Çarşamba

GÖRÜNTÜLER



Daha önce oturduğum evin salondaki büyük penceresi büyük ve boş bir tarlaya bakıyordu. Etrafı da tahta çitlerle çevriliydi. Çitlerin üzerine hep ala kargalar konar ve bağırırlardı. Akşamüstleri bu pencerenin önüne oturur ve kahve içerken uzun uzun hayallere dalardım.

Boş tarlanın ortasında büyük ve metruk bir ev vardı. Hep boştu. Bu ev ile ilgili hayaller kurardım. Bazen bir ortaçağ şatosu olurdu, Almanya’da. Bazen İngiltere’de bir kır evi olurdu. Bazen boğazda bir villa. Ya da Güney Fransa’da bir villa. Bağ evi. Bağlarda, cevizliklerde salyangozlar olurmuş. Bunları toplayıp güveç yaparlarmış. Salyangoza eskiler hohlus derlermiş.

Tarlaya bakarken bunun uçsuz bucaksız bir doğa parçası olduğunu düşlerdim. Lisede beden öğretmenimiz oryantiring diye bir ders anlatmıştı. Doğada yön bulma. Sincaplar, yengeçler arasında yön bulmaya çalıştığımı hayal ederdim. Beden öğretmenimiz isimlerimizi hep unuturdu. Ben de çok kızardım, nasıl unutur diye. Şimdi ben de onun adını unuttum ama oryantiringi unutmadım.

İç hayatı farklı dönüyor herkesin. Mevsim değişiyor. Mevsime alışma süreci oluyor. Bir çeşit iyileşme süreci gibi bu. Ruhen, psikolojik, fiziksel. Hayatını daraltıyor insan. Herkesin hassasiyeti birbirinden farklı oluyor. Uzun uzun boş kalmak istiyorsun mesela. Yine de insan boş oturamıyor. Şunu halledeyim, bunu halledeyim, diyor.

Rüzgarı hissediyor insan, havanın basıklığını. Gri, rüzgarlı bir hava, ara ara yağmur çiseleyen. Düz yeşillik, aralarda yollar. İleride bir ev, oraya gitmeye çalıştığın. İyi hisler, hoş hisler, söylenince sanki olumsuz bir hava da veren. Böyle bir görüntü işte. Sevdiğim bir görüntü. Belki bir bilinçaltı yansıması.

Ya da belki o boş tarladaki o boş eve gitmek istiyorum. Ben taşındıktan sonra o ev balık restoranı oldu.