27 Şubat 2017 Pazartesi

GÜNESÜRGÜN


Heeey yeni kitabısım çıktıııı yaaaa. Holeeey heyoooo cıstak cıstak bıp tıs bıp tıs şinanay şinanay.

Günesürgün. Günesürgün olanlar yani bizler. Bu kitap, anlatı tarzında bu kez. Biraz da anı, günlük, biyografi, otobiyografi gibi oldu.

Kitabı, 2016 yılında, geçen sene yani, 7 ayda yazdım. Nisan ayında başladım ve Kasım ayı başında bitti. Genelde bir gün aralıkla yazdım. Gün aşırı. Bir gün yazdım bir gün durdum. Her ay 13 yazı yazdım.

Kitap aslında yeni yıla girdiğimizde yayınlanacaktı. Yeni yıl hediyesi olarak. Yetişmedi, yayınevi yetiştiremedi. Sonra 14 Şubat olmasını istedim ama ancak bugünlere yetişebildi.

Tamamen blog dışı bir kitap bu. Çok daha kişisel oldu. Bu kez kitabın içinde bir de ayraç var. Kitabın ruhunu yansıtan. Aynı zamanda tüm yazılarımın ruhunu, kitaplarım ruhunu yansıtan. Günesürgün, diğer kitaplarıma benzemiyor pek. Gerçi, diğer kitaplar da birbirine benzemiyor.

Keyifle, mutlulukla yazdım Günesürgün'ü. Umarım sizler, kitabı okuyacak blog arkadaşlarım da okurken mutlu olursunuz. Gündelik yaşamla birlikte giden yazılar oldu bu kez. İlkbahar yaz sonbahar yazıları. Birçok yazıyı çok gülerek yazdım yaaa.

Kitapta, genelde yazılar İstanbul, Ankara, İzmir yazıları oldu ayrıca. Üç çok sevdiğim şehir. Yazıların bir kısmı direk olarak yaşadıklarım, bir kısmı da çevreyle ilgili. Çevredeki insanlar yani. İnsanların yaşadıkları.

Ayrıca, dört tane de şiirim var.

Yine her zamanki gibi çok heyecanlıyım.

Ayyy hayat yine çok güzel amaaağğ. Inının ınının ınının tırım tırım tırım.

Yeni kızçem Günesürgün. Sade/Mavi/Fram/Yani/Gün. Beşi bir yerdeee.

26 Şubat 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 10



DURMAKSIZIN

Non Stop, 2014, A.B.D.

Havada terör filmi. Bir uçak yolculuğunda teröristler uçağı ele geçirir. Uçaktaki görevli de onları durdurmaya çalışır. İyi aksiyon. Liam Neeson başrolde havalı. Not:3/4

UMUT IŞIĞIM

Silver Linings Playbook, 2012, A.B.D.

Bipolar bir adam hastaneden çıkar ve eski karısının tekrar kendisine dönmesi için uğraşır. Normal bir dram. Bradley Cooper ve Robert De Niro başrolde. İzlenir. Not:3/4

YABANİ SAZLAR

Les Roesaux Sauvages, 1994, Fransa

Klasik Fransız sinemasının büyük yönetmenlerinden Andre Techine’den ince zarif bir film. 1960’larda bir grup genç ergen insanın yaşamınden kesitler. Fransız usulü. Not:3/4

KANUNUN KUVVETİ

La French, 2014, Fransa

Kötülere kafayı takan bir yargıç, tüm yaşamını bir uyuşturucu patronunu yakalamaya adar. Klasik Fransız suç ve polisiye filmlerinden. Başrollerde, birçok filmde birlikte oynayan iki arkadaş, Jean Dujardin ve Gilles Lellouche. Not:3/4

SİYAH ORFE

Orfeu Negro, 1959, Brezilya

Tüm zamanların en iyi filmlerinden. Bir mitolojik öykünün modern uygulaması. Orfeus, Brezilya’da tramvay sürücüsüdür. Rio karnavalı sırasında Eurydice’e aşık olur ve birlikte karnavalda dans ederler. Ancak, Eurydice’i seven biri daha vardır. Karnaval, dans, aşk, neşe, hüzün. Mükemmel film. Not:4/4

SİNADA


Günümüzün şimdilik en uzun süreli kültür sanat edebiyat dergilerinden biri. Yaklaşık 3 yıl ve 14 sayı oldu.

Sinada, Afyon merkezli ve oldukça dolu bir kadrosu var, ayrıca gönderilen öyküleri de yayınlıyorlar, kışın salep içerken okuyun da diyorlar.

Şiir, röportaj, resim sanatı, söyleşi, kültür, öykü, her tür kültür sanat dalı var içinde. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ile Nihal Atsız’ın Ruh Adam adlı kitaplarının karşılaştırılması ilginç son sayısında.

Son sayının en hoş yazısı ise ünlü eski caz piyanistlerimizden İlham Gencer ile yapılan konuşma. Gencer, eski günleri anlatıyor, Altın Mikrofon yarışmasını ve Ayten Alpman’ı. İlginç bir anekdot da pek bilinen Bir Başkadır Benim Memleketim adlı şarkının çıkış hikayesi. Türk sevgisini anlattığını düşündüğümüz şarkının aslında bir İsrail şarkısı olması.

Edebiyat dergileri İstanbul’un tekelindedir, bir de Ankara vardır. Böylesine sıkı bir derginin Afyon’dan çıkması gurur verici.

Not: Dergiden bir minik söz: ”Bir sonraki sayıya kadar ruhunuza iyi bakın sevgili okur.”

25 Şubat 2017 Cumartesi



Net

Kim Ki Duk, 2016, Güney Kore

Ağ, şimdilik yönetmenin son filmi. Duk, günümüzün en iyi yönetmenlerinden, belki de en iyisi.

Mevsimler, Boş Ev, Yay gibi birbirinden önemli ve farklı filmleri var yönetmenin. Ağ ise bu filmlere oranla biraz daha kolay anlaşılır bir film.

Son filminde Duk, Kuzey Koreli bir balıkçının, motoru bozulunca yanlışlıkla Güney Kore sularına geçmesini işliyor ana konu olarak. Balıkçı, Güney Kore yetkililerince tutsak alınıyor ve casus sanılarak hapiste işkenceler görüyor. Onun tek derdi ise Kuzey Koreye, eşine kızına dönmek.

Güney Koreliler ise onu ülkesine göndermiyor. Balıkçı ya Güney Kore’de kalacak ya da casus olarak Kuzey Kore’ye dönecek.

Konu iyi, başroldeki balıkçı çok iyi. Film de iyi. Yönetmen bu filminde yine insanın kötülüğünü anlatıyor. İnsan, bu gezegene gelmiş arızalı bir varlık. Arızalı, defolu olduğu için her yeni gelen kuşak da arızalı doğuyor ve gelişiyor. Bundan kaçış yok. İnsan eline güç geçmediği sürece göreceli olarak iyi bir varlık.

Film, önce bir Angelopoulos filmi gibi başlıyor, sonra bir Türk filmine dönüşüyor, Beyoğlu’nun arka sokakları gibi oluyor, daha sonra da bir Ken Loach filmi gibi gerçekçi devam ediyor. Duk ilk kez çok kolay bir konu seçmiş. Filmin kolaylığı kameradan da geliyor. Düz insan hizasında kamera ile çekmiş, dijital kamera ile çekilen filmler gibi. Kamera pek de oynamıyor.

Duygusallığa, duygu sömürüsüne gidebilecek filmi sade bir şekilde bitiriyor. Film iyi ancak Duk için kolay lokma olmuş.

Not:3/4

COWBOY BEBOP


Günümüzden elli yıl ileride geçen bir anime.

Kelle avcıları, uzay kovboyları, haydut avcılarının yaşamı.

Uzay kovboyu Spike ve arkadaşları kötülerin peşinde. Jet, Faye, Ed ve Ein de Spike’ın arkadaşları. Bebop adlı gemiyle uzayda avcılık yapıyorlar.

Müziğin de başrolde olduğu efsane bir Japon animesi. Ekip elemanları ilginç, dizi cool ve stil. Haydutlar olmasına rağmen pek de kültürlü bir dizi.

Dizi biraz Amerikan ve İtalyan Westernlerini de anımsatıyor.

Klasikleşmiş animeleri sevenlere.

FİLM SEÇKİSİ 9



ASLAN

Lion, 2016, Avustralya

Gerçek öykü. Ufak bir Hintli çocuk, yolculukta istasyonda kaybolur, sokaklara düşer, bir Avustralyalı aile onu evlatlık alır. 25 yıl sonra çocuk ailesini aramaya başlar. Duygusal, seyri hoş. Not:3/4

BEN KÜBAYIM

Soy Cuba, 1964, Küba

Bir Rus yönetmenden devrim öncesi Küba. Küba’nın 50-60’lı yıllardaki yaşamı. Bir belgesel tarzında sinema filmi. Çarpıcı. Not:3/4

MEÇHUL KIZ

La Fille Inconnue, 2016, Fransa

Genç bir kadın doktor, birinin ölümüne kafayı takar, çünkü kendini suçlu hisseder. Dardennes kardeşlerin yeni filmi yine sakin ve yalın. Not:3/4

YAŞAMIN KIYISINDA

Manchester by the Sea, 2016, A.B.D.

Bir adamın gündelik yaşam mücadelesi. Boşanmıştır, ayrıca babası ölen yeğenine bakmak durumundadır. Hayatla başa çıkması hiç kolay olmaz. Oyuncu ve konu iyi. Not:3/4

ADANIN BÜYÜSÜ

The Magic of Belle Isle, 2012, A.B.D.

Artık yazamayan bir yazar minik bir kasabaya yerleşir. Yan komşu, üç kızı olan bir annedir. Yazar, onlarla iletişime girer, evin küçük kızına yazmayı öğretmek ister. Sıcak, tatlı film. Özellikle yazmayı sevenler için. Morgan Freeman her zamanki gibi usta. Not:3/4

24 Şubat 2017 Cuma

ETKİNLİK:KİM KİME DUM DUMA!


Son haftalarda aramızda en şeker arkadaşımız Annesinin Piremsesi bir etkinlik başlattı bizleri kaynaştırmak için. Onun gibi arkadaşlar bizim için önemli. Aramızda bağ ve sinerji yaratıp mutlu ediyor hepimizi.

Bu tür etkinlikler de iyi, çünkü, burada hepimiz biz bize mutlu oluyoruz. Birçok eski ve yeni arkadaşımızı instagrama veriyoruz. Yani, instagramın kolaylığı nedeniyle birçok arkadaşımız blogunu boşluyor. Halbuki, blog, sosyal medya ortamında hem en iyi paylaşım merkezi hem de blogçular diğer medyaya oranla çok daha elit ve ve düzgün seviyeli insanlar.

Bu nedenle, herkes Annesinin Piremsesinin etkinliğine katılsın hadi. Bloglar Arası Röportaj. Bizleri bir araya getirip, kaynaştıran, daha çok blog tanımamızı sağlayacak bu hoş etkinliği siz de destekleyin.

23 Şubat 2017 Perşembe

SAKIN ORAYA GİTME



Yekta Kopan

Yazarın son kitabı bir öyküler toplamı, öykü derlemesi. Eski öykülerini bir araya getirmiş ve yeni öyküler de yazmış.

Kitapta 12 öykü var ve genellikle karamsar ve hüzünlü öyküler bunlar. Bir kısmı da toplumsal. İlk öykü, Alzheimer olan annesi ile olan anılarının kaybolduğuna üzülen oğlan öyküsü, Samodey, kitaptaki en etkileyici ve yaratıcı öykü.

Sonraki dört öykü toplumsal sıkıntılarla ilgili ve karamsar. Kaybettiği arkadaşından mail alan bir erkeğin öyküsü Bisiklet de yine hüzünlü ancak Samodey’den sonra ikinci ilginç öykü. Sonraki iki öykü yine mutsuz. Factotum ise Bukowski’ye saygı niteliğinde olmuş. Ve sonra gelen üç kasvetli öykü ile bitiyor kitap.

Ülkemizin mutsuz halinden olsa gerek, keyifsiz, sıkıntılı, karanlık öyküler tümü.

Tam kışlık kitap.

Not:2/4

22 Şubat 2017 Çarşamba

KAÇAK GELİN


Merhaba, ben Selen, size hayatımdan bahsetmek istiyorum. Bir gün Kuran-ı Kerim kursuna başladım. Yan apartmandaki komşumuz Buse’yle birlikte gittik. Orada bir kız gördük, adı Sinem’di. Buse’yle aramızda konuşuyorduk.

Buse: Şu kızdan korktum ben.

Selen: Evet ben de korktum.

Ve işte, bize doğru geliyor Sinem, aylık paraları topluyordu. Sonra ne olduğunu anlamadan Sinem’le arkadaş oldum. Hem de çok yakın, korktuğum başıma geldi yani, sonra gezdik falan, bunun erkek arkadaşı vardı. Böyle serseri tip bir şeydi, sol kaşının ortası kesik falan o tiplerden.

Beni mahvetti diyebilirim, her şey iyiydi sonra bir gün kursta sevgilisi Sinem’e kontör attı ve annesi bilmediği için Buse’den rica etti ben attırdım diye, o da yaptı, sonra Sinem’lere oturmaya gidiyorduk, orada bir şarkı dinletmişti, daha doğrusu sevgilisiyle ayrılmıştı o zaman, adını dağlara yazdım yarim şarkısı, bana dedi ki ne zaman ayrılsak bu şarkı hep çıkıyor demişti ve onun sayesinde ben de bu şarkıyı öğrenmiş oldum, görüyorsunuz ki şu ana kadar hiç bir problem gözükmüyor. Sonra Sinem’le Kuran-ı Kerim kursundan sonra takı kursuna yazıldık, her şey güzel gidiyordu, her şey iyiydi, evime gelip gidiyordu, ben de onun evine gittim.

Bir gün olan oldu, annesi Sinem’in sevgilisi olduğunu öğrendi, bir yerden öğrenmiş işte, sonra beni sıkıştırdı, sen söyle, ben dedim bir şey bilmiyorum, beni tehdit etti, annene anlatırım falan, Allah bilir saçma sapan yapmadığım şeyleri anlatırdı ama ben boyun eğmedim o kadına arkadaşımı satmadım neyse annesi nerdeyse her gün böyleydi ona haber götürmem için ama ben gittim Sinem’e anlattım annen bana böyle şeyler dedi dedim güldü boşver dedi. Neyse bir gün yine bir şey oldu, yine bir şey için Sinem’in evine gitmem gerekiyordu, babasıyla karşılaştım elimde de telefonum vardı, bana ara konuşuruz dedi, şok oldum, sonra bunu Sinem’e söyledim, o da anneme söyle bana ne dedi, ben de dedim senin annen baban dedim zaten, Sinem de ailesine düşkün bir kişilik değildi.

Sonra yavaş yavaş sonuna geleyim. Yine takı kursuna gittik, ondan sonra annem aradı kardeşine bak evde tek benim bir yere gitmem gerekiyor dedi, ben de takı hocasından izin aldım eve gittim sonra akşam 5 suları kapı çaldı bir baktım annesiyle abisi geldi şaşırdım olanları duyunca çünkü takı kursunda Sinem’in yanında annesi de vardı. Meğer sevgilisiyle kaçmış ben güya yerlerini biliyorum diye benim evime gelmişler ama benim tabii ki hiç bir şeyden haberim yoktu sonra kadın anneme neler anlattı ben sinirden ağlamaya başladım kadın anneme senin kızın yüzünden kayboldu dedi.  Sanki ben kaçırdım kızını yine terbiyemi korudum sonra gittiler evimden, Sinem’i aradım kapalı, bir gün de benim telefondan face’e girmişti, sevgilisinin durumuna yazmıştı falan, sonra aradan bir 1 saat falan geçti yine geldiler evime, dediler seni sivil polis çağırmış niye gelmedin ben de dedim yoo ben bugün evdeydim dedim güya blöf yapıyorlar bana, neyse sevgilisinin fotoğrafını sonra facede yaptığı yorumu falan gösterdim, baktım kadın tepeme çıkıyor dedim içimden yeter artık bu iftira boyunu aştı, ben de dedim sen kızını dizinin dibine almadın gittin başka birilerinden öğrendin dedim senin yüzünden oldu lafına getirdim, noldu bayıldı, sonra annem soğan falan koklattı uyandı gitti.

Olaylardan 1 hafta geçti kasaba gitmem gerekiyordu ve kasaptan bir çıktım Sinem’in annesi mutlu musun dedi muradına erdin mi dedi, dedim senin yüzünden kaçtı kızın dedim, döndüm arkamdan bağırdı öteki tarafta hesap sorulsun dedi, döndüm dedim sorulsun hem iftira atıyor hem üste çıkıyor yani suçlu ama suçunu başkasına atma psikolojisi yani sonra olay günü babamdan az daha dayak yiyordum polis falan diyince ama olaydan 2 gün sonra babam unuttu her şeyi neyse bir gün komşudayım bana bir yerden ulaştı, muhattap olmak istemiyorum seninle dedim. Teşekkür ediyorlar falan sevgilisiyle sinirden ben de gülmeye başladım iyi mi neyse bir gün Ayşe geldi bana dedi ki Sinem hamile ama sana söylememi istemedi dedi bozuldum çünkü yakın arkadaştık bir de ya da ben öyle sandım sonra Ayşe dedi ki, sağolsun facesinin şifresini verdi oradan konuştuk, hakaret etti falan benim hakkımda ne düşündüğünü öğrendim kullanmış beni neyse aradan 1.5 ay geçti hastanede karşılaştık kafede kavga edecek değilim ya hiç bir şey olmamış gibi napıyon dedi bende iyi falan filan çok da konuşmadım ne kadar kolay değil mi arkandan konuşup yüzüne rahat konuşmak işte buna iki yüzlülük derler sonra aradan 2 yıl falan geçti bir gün halamın büyük kızının düğünü vardı dayımın kızıyla bir yemek yerine gittik birisi bana selam dedi kafamı bir kaldırdım Sinem’in kocası evlendiler yani internette görmüştüm hatta oğlu falan var neyse aleyküm selam dedim Allah'ın selamı sonuçta.

Naber falan dedi, dedim böyle sinirli bir tavırla iyi sen dedim iyi dedi böyle bozuldu, sonra önüme baktım o günden sonra da görmedim görürsem de yüzümü çeviriyorum verdiğim değer heba oldu işte bu bana ders oldu yani anlayacağınız arkadaşı düzgün seçemezsek başımıza bela olurlar böyle benim arkadaştan yana yüzüm gülmedi inşallah sizin güler. Okuduğunuz için teşekkür ederim.


NOT: Bu güzelim arkadaşlık ve dram öyküsünü sevgili arkadaşım Sevde yazdı. Sevde’nin Şiirleri adlı blogda yazan. Sevde, şiir yazıyor, çok hoş, masum şiirler. Ayrıca pek de güzel akrostiş şiirler de yazıyor. İsterseniz size de yazar. Böylece, ilk kez bir arkadaşımın bir eserini yayınlamış oldum.


ÖYKÜ GAZETESİ


Öykü Gazetesi edebiyat dünyamıza yeni katılanlardan ve Can Yayınları tarafından çıkarılmakta.

Roman türünün çok sevildiği ülkemizde sadece öykülerin bulunduğu bir derginin çıkarılması mutluluk verici.

Roman türünün sevilmesi, uzun soluklu öykülerin içinde kaybolup kendimizi unutmayı sevdiğimizden daha çok. Dünyada en çok okunan edebiyat türü ise biyografi.

Kısa ve uzun öykülerin olduğu bu gazete keyif verici maddelerden biri artık. İlk sayısından başlayarak tanınmış yazarlar olsa da aralarında genelde yeni ve genç öykücüleri ağırlıyor.

Son sayısında, Faruk Duman, Handan Gökçek ve 18 öykücü daha var.

Gazeteden: “Vaktim olsaydı daha kısa yazardım/Anton Çehov”

21 Şubat 2017 Salı

FİLM SEÇKİSİ 8


PERDE AÇILIYOR

All About Eve, 1950, A.B.D.

Bir Amerikan klasiği. Tüm zamanların en ünlü filmlerinden. Genç bir kız, yaşlanmakta olan bir kadın oyuncunun yanına çalışmaya girer, zamanla etkisini arttırır ve o da ünlü bir oyuncu olur. Sinema oyuncularının parlaması ve sönmesi ile ilgili bir dram. Bette Davis var eskilerden. Not:3/4

BİR GECELİK MACERA

Don’t Bother To Knock, 1952, A.B.D.

Marilyn Monroe’nun yeni ünlenmeye başladığı dönemden. Genç bir kız, bir otelde bir ailenin küçük kızına bakıcılık yapmaktadır. Karşısına bir pilot çıkar ve kız bu pilotla yakınlaşmak için her türlü oyunu yapar. Hafif ve keyifli. Not:3/4

KORKU TERAPİSİ

Regression, 2015, İspanya

Gerilimi, korkuyu seven yönetmen Alejandro Amenabar’dan yine bir gizemli bir gerilim. Bir genç kıza tecavüz edilir, suçlu ailesinden birisi olmalıdır ancak olayın arkasından tüm kasabayı ilgilendiren bir esrar vardır. Türü sevenler için iyi film. Not:3/4

AŞIKLAR ŞEHRİ

La La Land, 2016, A.B.D.

Ryan Gosling, Emma Stone. Yönetmen de Whiplash’in yönetmeni. Film de hoş. Bir caz piyanisti ile genç bir oyuncu adayının aşkları ve hayalleri. Müzikal sevenlere. Not:3/4

YÜRÜYEN ŞATO

Miyazaki, 2004

Yönetmenin en sevilen filmlerinden. Genç bir kıza bir cadı büyü yapar ve o büyüyü ancak başka bir genç büyücü oğlan bozabilir. Büyücü oğlan ve arkadaşları ise yürüyen bir şatoda yaşamaktadır. Mükemmel animasyon ve mükemmel hayaller. Not:4/4

KARŞI KÜLTÜRÜN TEMELLERİ



Kenneth Rexroth

Kenneth Rexroth, Amerikalı şair ve 1950’lerde San Francisco’da gelişen gençlik akımının önderlerinden.

San Francisco, 1960’larda da Çiçek Çocuklarının evi oluyor. Jefferson Airplane grubunun solisti Grace Slick’in ünlü evi bu şehirde, 2400 Fulton Street adresindeki malikane. Tabii ki uyuşturucu da var. O dönemlerde, müzik, politika, edebiyat, gençlik, uyuşturucu bir arada. Uyuşturucu da bir şekilde tepki zaten. Çünkü yasal değil, yani vergisi yok. On yıl kadar önceki Beat akımı ise Haight-Ashbury bölgesinde.

Şair, kendi de içinde olduğu akımı anlatıyor. Savaş sonrası gençlik hareketleri. Gençlik, savaşlardan bıkmış, babaları savaşta ölmüş. Amerika, savaş acılarını sarmak için aileye dönmüş, aile filmlerine. Bu dönemde işte bu asi, anarşist şairler ortaya çıkıyor. Aslında bunlar elbette Amerikan tarzı anarşistler. Yani düzeni inkar edip, yollara düşen anarşistler. Yani sosyal anlamda anarşistler. Çok da politik sayılmazlar.

Şiir, rock müzik, başkaldırı, Zen, sol, psikanaliz, caz müzik, bunların hepsi bir araya geliyor ve günümüzde de halen devam eden gençlik kültürünü oluşturuyor. Belki de Vietnam Savaşı olmasaydı bunlar da olmayacaktı. Beat kuşağı ve Hippiler kadar dünya gençlik kültürüne etki eden başka iki kuşak yok. Gençliğin özgürlük anlayışını bu iki kuşağa borçluyuz. Daha sonra Yuppiler, X Generation filan geliyor. Ama gençlik ateşini bu iki kuşak yakıyor.

Ayrıca, bu kitabın yayınevi Sub Yayınevi’nden de söz etmek lazım. İlginç ve ayrıksı bir kitap listeleri var. Bütün çizgi dışı kişilerin emeklerini topluyorlar. Bir not daha, bu kitabı çeviren Sezgin Kaymaz.

Kültür ve gençlik hareketlerini sevenlere.

Not:3/4

19 Şubat 2017 Pazar

SKAM


Norveç liseli ergen gençlik dizisi. Belki biraz Skins ile benzerliği var.

Dizi, şimdilik üç sezon. Dördüncü sezon bekleniyor umutla. Oslo’daki bir okulda geçen dizide, her sezon bir kişinin yaşamı işleniyor. İlk sezonda şirin Eva ile kara kaşlı Jonas’ın ilişkisi merkezinde okuldaki öğrencilerin gündelik yaşamlarını izledik. İkinci sezonda güzel Noora ile yakışıklı Wilhelm ilişkisi odak idi. Üçüncü sezonda ise ilk iki sezondan da tanıdığımız Isak’ın yaşamına odaklandık.

Dizide beş kişilik bir kız grubu var. Şirin Eva, güzel Noora, Müslüman Sana, saf deli dolu Vilde, tombiş Chris. Olaylar onların etrafında dönüyor. Tam güncel günümüz dünyasında geçiyor dizi. Kahramanlar okul ve gündelik yaşamın içinde sürekli olarak, face, whatsapp, instagram kullanıyor.

Çok canlı, çok hayatın içinden bir dizi. Sanki gerçekten de gündelik yaşamlarını izliyoruz. Belli ki oyuncular da kendilerinden katkı yapıyorlar diziye. Ayrıca, oyuncuların röportaj yapmaları da yasak. Bu yüzden her bölüm sürprizli.

Müzikleri çok iyi dizinin. Ancak bu dizi de Skins gibi biraz sert. Herkese göre değil. Yani, sonuçta bir Norveç dizisi. Kültür farklı. Bize çok yabancı konular da var. Ancak şunu kabul etmek gerekir ki, gerçekten de önyargılara karşı bir dizi. Kolay lokma olmayan dizi ancak konunun içine giren için çok keyifli, komik, duygusal ve insancıl.

Umarız daha çok sezonlarını görürüz bu dizinin. Skam, ayıp demek ayrıca.

18 Şubat 2017 Cumartesi

KAHVE VE ŞİİR



Mark Opsasnick

1950’li yılların kültür yaşamını anlatıyor bu kitap.

Amerika’da, İkinci Dünya Savaşı sonrası çıkan gençlik akımlarını, alt kültürleri, özellikle Beat kuşağının çıkış günlerini yansıtıyor bizlere.

Washington’daki kafeleri ve bu kafelere gelen yeni ve genç sanatçıları tanıtıyor. Çoğunlukla şiir geceleri. Bu şiir gecelerine daha çok genç bir şair olan Jim Morrison da geliyor, müzisyen olmadan önce.

Beat kuşağı, 60’larda çıkan Çiçek Çocuklarından önceki kültür kuşağı. Onlar da bir çeşit asi ve düzene karşılar. Beat kuşağı, öncelikle bohem edebiyatçılardan oluşuyor.

Jack Kerouac, Allen Ginsberg, Lawrence Ferlinghetti, William Burroughs, bu akım içinde en tanınanlar. Beat kuşağı da diğer popüler kültür akımları gibi, başlayıp sönüyor, bu kuşak 50’lerle birlikte bitiyor.

Ancak, hippiler gibi yine de dünya kültür tarihinde önemliler. Başkaldıran gençlik düşünceleri bu şekilde ortaya çıkıyor. Kore, Vietnam savaşlarından sonra ve tepki olarak. Bu Beat ve ardından gelen Çiçek Çocukları, sanat, özgürlük gibi dallarla birlikte ilerlediği için ardından gelen tüm kuşakları etkiliyor.

Kültür tarihini merak edenlere.

Not:3/4

17 Şubat 2017 Cuma

GOBLIN


Herkesin gözdesi Kore dizisi. Duygusal, hüzünlü, sevimli, gizemli.

Bir Goblin, yani ölümsüz. Ölmüş ruhların koruyucusu. Yüzyıllar önce öldürülmüş, kılıçla. Bu kılıcın çıkarılabilmesi için bir Goblin gelini gerekiyor. O zaman o da huzurla ölecek.

Ve karşısına çok sevimli ve masum bir gelin çıkar. O da hayaletleri görme yetisine sahiptir.

Goblin’in arkadaşı olan bir de ölüm meleği vardır. Ve ölüm meleğini seven şirin bir kız.

Dizi, bu dördünün ilişkisini inceler, gizemli ve fantastik hayatlarını. Aralarında aşk ve esrar da vardır.

Sonu da çok hüzünlü olan dizi hem güldürüyor hem ağlatıyor. Çok lezzetli yani. Artık bu dizi de Kore favorilerimiz arasına girdi.

16 Şubat 2017 Perşembe

MÜZİK SEÇKİSİ


Fatih Erdemci-Ben Ölmeden Önce
Evanescence-My Immortal
İrem Candan-Bilmezdim
Ece Seçkin-Olsun
Neşet Ertaş-Neredesin Sen
Fairuz-El Bosta
Haramiler-Fabrika Kızı
Tuna Kiremitçi-Bana Sebebsin
Emel Mathlouthi-Naci en Palestina
Zerrin Özer-O Yaz
Metallica-Turn the Page
George Michael-Careless Whisper
Demet Akalın-Nazar
Ferdi Tayfur-Vurmayın Yıllar
Nell-White Night
Murat Boz&Ebru Gündeş-Gün Ağardı
Mete-Çocukluğumun Sokakları
Ludovico Einaudi-Una Mattina
Sagopa Kajmer-Galiba
Yeni Türkü-Olmasa Mektubun
Sena Şener-Bak Bana
Elif Kaya-Karanlık Dünyam
Elif Kaya-Kader Çıkmazı
Elif Kaya-Bana Dokunma
Elif Kaya-Bir Bilebilsen

15 Şubat 2017 Çarşamba

FANTASTİK KARAKTERLER SAVAŞI


Bir tanecik arkadaşlarımdan Bir Hayalperest, ne güzel bir isim değil mi ama, kendi kendine bir etkinlik düşündü buldu ve de çok güzel bir etkinlik. İnşallah devamını da getirecek.

Fantastik Karakterler Savaşı yani Kötü Çocuklar Kapışması. Yani kötü çocuk diyoruz ama Kore dizilerindeki gibi kötü çocuklar yani herkes öyle kötü olsun de mi ama.

Yanii, fantastik edebiyatta okuduğumuz kahramanları birbiriyle çarpıştıracağız onun blogunda. Önce birinci roundu yapıcez. Sonra ikinci roundu yapicez.

Sonra işallah kızları da kapıştırcaz, seçcez bakalımlım.

Hadiiii siz de katılıın çok eğlenceli çoheycanliiii.

Veee işte bir hayalperez: Siz de katılın hadiiii amaaa!

KOLEKSİYON MİMİ


Kitap müzik sinema zevkini çok beğendiğim ve hatta çok üst düzeyde ince zevkli bulduğum, estetik beğenisinin çok yüksek olduğunu düşündüğüm sevgili Öneri Makinesi mimledi. Kendi bulduğu bir mimle. Kendi kendine mim konusu bulmak zordur. Hele de böyle güzelini.


*Koleksiyon düşüncesi sizin için sadece bir nostalji mi yoksa tutku mu?

Koleksiyon deyince aklıma önce müthiş yazar John Fowles'un "Koleksiyoncu" adlı romanı geliyor. Kelebek koleksiyoncusu bir adam bir güzel kız görür ve der ki bunu da koleksiyonuma katayım ve onu evin mahzenine kilitler. Bunun filmi de çok güzel. İkisini de kaçırmayın derim. Bir de suç filmi Kemik Koleksiyoncusu var ki o da farklı türde güzel.

Koleksiyoncu ruhlu değilim ama severim de. Bu şuna benziyor. Amerikan sinemasını küçümserim, zekasını düşük bulurum ama bütün Amerikan filmlerini de izlerim. Bir dolu şey biriktiririm ben de. Örneğin, bardak altlığı almak gittiğim kafelerden ve özellikle kahvecilerden peçete almak. Bunları kitapların arasına koyarım. Altlıklara da bakıp bakıp ah o kafe ne güzeldi gibi derim. Magnet elbette çok severim. Minik bebekler ve minik arabalar da öyle.

Koleksiyon bence bir tutkudur. Tutkulu insanların koleksiyon yapacağını düşünüyorum. Ben de tutkuluyum tabisi. Nostalji de olabilir. Örneğin, İzlanda'ya gidip ordan bir bardak altlığı alsam ve sonra orayı sürekli hatırlasam ne güzel olur. Bu bağlamda nostalji de olabilir. Ama bence tutku yönü ağır basar.

*Koleksiyon yapıyor musunuz? Yapıyorsanız neler? Yapmıyorsanız ne koleksiyonları yapmak isterdiniz?

Aile büyüklerimin verdiği pul koleksiyonum var, yine onların verdiği kartpostal koleksiyonum var. Bir akrabam kibrit ve sigara kutusu koleksiyonu yapıyor. Ben de bulunca ona götürüyorum. Param olsa elbette mesela spor araba koleksiyonu yapabilirim. Corvette, Mustang filan. Oyuncak arabalarım var ama gerçeği de olabilirdi. Resim koleksiyoncusu olabilirdim. Müzayedelerde tablolara para verip almak. Örneğin, Brueghel, Vermeer alırdım. Heykel de alırdım.

İngilizce sözlük koleksiyoncusuyum bir de. Her türlüsünü alırım bulunca. Moda, hukuk, askerlik, ne bulursam. Defter kalem de toplarım. Değişik defterler, her renk kalemler. Bir de oyun topluyorum. Clue, Mastermind, Gizli Hedef, ne bulursam. Yapboz topluyorum.

Foto: Not tuttuğum defter, bir Amerikan kayıt defteri.

Bu güzelim mimi de eski yeni tüm arkadaşlarıma hediye ediyoruuum.

14 Şubat 2017 Salı

REKLAMLARDAKİ GİBİ


Reklamlardaki gibi olmayan şeyler:

Amerikan Dream Emine Bektaşi geçen hafta yapmıştı bu ilginç etkinliği. Reklamlarda nasıl aldatılıyoruz gibi. Sonra ben  dahil çok arkadaşımıza gönderdi yapalım diye. Ben de birçok arkadaşımda gördüm. Daha Mutlu Yaşam, Acemi Demirci, Annesinin Prensesi, Ece Evren, Simli Nane ve sonra bir çok arkadaşım yaptı.

Bense son günlerde hep mim yapıyordum. Ayrıca, aklıma bişi de gelmedi. Dizileri hep netten izliyorum, reklam karşıma çıkmıyor hiç. Reklam gördüğüm an hemen kapatırım ben ya da başka şeye geçerim. Ayrıca, video çekme sektörüne :) de henüz geçemedim. Halen sadece yazmakla ilgiliyim.

Yani o yüzden yapamadım bunu ama bazı arkadaşlarımın yaptıklarını koyucam buraya, pek hoşuma gidenlerden yani.

Öncelikle; Emine Bektaşi, tabisi.


Sonra, Pink Tuğçe, çok sevdiğim Magnum ile ilgili yazmış. Magnum yerken neden reklamlardaki gibi çatlamıyor dondurma :) Yaz gelse de Magnum Double Chocolate yesem.


Sonraa, sevgili Lila Nermin de yine çok sevdiğim Biscolata'yı yazmış. Ben bundan hep alıp yiyom ve o minik şeylerin içi boş gibi sanki ama yine de yemesi güzel ve kolay.


Veeee bir reklam efsanesi, Handan'ın bulaşık videosu:


13 Şubat 2017 Pazartesi

SİMLİ MİM MCDRGN


Simli Nane ne güzel bir isim değil mi? O mimledi bu kez de. Ama onu da Mcdrgnn mimledi. Şimdiiii onların mimişini yapıyoruum.



1. Sihirli bir değneğin olsa hayatında hangi anı değiştirmek isterdin?

Yurtdışında okumaya gitmiştim. Okul bitince döndüm. O dönüş uçağına binmemeliydim.

2. Küçükken büyüyünce ne olmak isterdin? Şu an mesleğin ne?

Fotoğrafçı olmak istiyordum. Moda fotoğrafçısı olmak. Veya vahşi hayvan fotoğrafçısı. Kayakçı. Yani hayatımı sporla kazanmak gibi. Bir de seyyah. Ama bunun yerine ekonomi ve yabancı diller okudum. Şimdi vahşi hayvan belgesellerinin çevirisini yapıyorum, spor videolarının çevirisini yapıyorum, film dizi altyazısı felan işte. Sözlü yazılı çeviri yapıyorum.

3. Burçlara inanır mısın? Burcunun özelliklerini taşıyor musun?

Burç okumayı severim. Eğlenceli oluyor. Oğlak burcuyum, yükselenim de yengeç. Herhalde bu nedenlerden dolayı vahşi hayvan izlemeyi seviyorum. Ama daha çok timsah, kaplan, balina ve canım penguenleri. Oğlak ve yengeç özelliklerini taşıyorum. Yolda hep yamuk yürürüm, yengeçler gibi.

Bir güzide ve asude mimi daha bitirmiş bulunuyoruz. Darısı yeni mimlerin başına. Mimci geldiiii hanıım. Yine hoşuna kaçan herkeşler yapabiliyore bu mimişi de.

ELİF MİMİ


Pek sevdiklerimden, en yakın arkadaşlarımdan Bir Küçük Elif, ki çok iyi yazılar yazar ve hatta Müzeyyen öyküsüyle beni ters köşeye yatırdı kendisi. Ayrıca, kültürel ilgi alanlarını kendime çok benzetirim. Diziler, filmler.

Kendi kendine bir mim başlattı. Bu zordur. Ben sanırım birkaç yüz mim yapmışımdır ama kendim hiç bulmadım mim konusu, hep mimlendim. Elif'in de ilk mim buluşu oldu bu.


Aklımda Deli Sorular:

1. Almaktan asla vazgeçemeyeceğin bir şey var mı?

Çikolata ve muz olmadan mutlu olamam. Bir de kitap tabisi.

2. Büyük, kocaman bir ağrı hissettiniz mi?

Elif, serçe parmağımı sehpaya vurmak demiş çok da doğru söylemiş. Bununla ilgili söyleyeceğim bişiler var. El ve ayak parmaklarımı çarparsam sehpaya kapıya filan, hemen o sehpayı, kapıyı tekmelerim, sinirimden. Elektrik süpürgesi mesela ona da vururum yanlış bir şey yaparsa.

Büyük kocaman ağrı olarak sanırım, diş ağrısı çektim tabisi.

3. Altın günlerine ait korkunç bir anın var mı?

Ayy herıld yani, kimin olmaz kii. Börekler kısırlar dışında tabisi. Onlar korkunç değil şüphesiz. Ama kısır teyzeleri hep korkunç olurlar. Korkunç anılar öncelikle, ter, çorap, parfüm kokuları arasında benim burada ne işim var demek. Nefes alamamak. Ay dur şimdi ya göbek atarlarsa ezilirsem aralarında. Dedikodulardan hiçbişi anlamamak bir de. Her şeyi sormak. Anne, neden kaçmış o kız kocaya? Ben de büyüyünce kaçacak mıyım evden? Of hayat çok zor en iyisi büyümemek, altın günü yapmamak, büyüyünce bir kısır teyze olmamak.

4. Özel bir yeteneğin olsa ne olsun isterdin?

Ah kesinlikle zihin okumak isterdim. Ayrıca, görünmez olmak istediğim zaman, uçmak.

5. "Etraf ne der?" diye düşünmeden hareket edebilir misin?

Ah bizim ülkenin en büyük sorunlarından biri bu. Maalle baskısı. Bunu aşmak çok zor. Bir yere kadar diyebiliriz ondan sonra diyemeyiz, dayımıza, amcamıza, teyzemize ne dicez sonra, ya onlara laf gelirse yaniii.

6. Hangi mevsimi seversin?

Sonbaharcıyım ben. Yaz sıcağından sonra okulların açılması, sanat etkinliklerinin başlaması ne iyidir. Bence Eylül canlanma ayıdır yaniii. Sonbahar bence neşe ve canlılık mevsimi. Hüzün olmaz bende.

7. Blog yazmak sana ne kattı?

Elbette çok arkadaş kattı. Ülkenin her yerinden ve hatta dünyanın her yerinden arkadaşımın olması ne güzel bir şey. Bir de ben her şeyi bloglardan öğreniyorum. Haberler, yemekler, gezilecek yerler, her şeyi. Ay şu blogçu şurda yemek yemiş, ah bak Saliha şu kafeye gitmiş, ay gideyim dur.

8. En sevdiğin dizi,film, animasyon, kitap, hangileri.

Dizi: Kill Me Heal Me
Film: Makas Eller
Animasyon: Komşum Totoro
Kitap: Korkuyu Beklerken (Oğuz Atay)

9. Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi?

Sakin, kitaplı filmli müzikli hayat düşledim hep. Oluyor herhalde. Ama asıl düşlediğim hayat dünyada sürekli gezmek. Rastgele, ülke ülke, her ülkede bir yıl filan. Vahşi hayvan belgeselleri çekmek bir de. Ayrıca extrem sporlar yapmak. Pilot olmak. Ama bunlar hep hayal işte. Gerçekleşmeyecek hayaller kurmayı severim zaten. Gerçekleşecek hayaller kurmak sıkıcı yaa.

10. Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi?

Hiç olmadı böyle bir şey. Güzel bir şey olabileceğini biliyorum dizilerden. Ayrıca, gece yarısı uyanmak çok zor benim için. Deliksiz ve çok derin uyurum. Yedi saat filan hiç uyanmam.

Bu güzelim mimi de herkeşler yapsıın işteee.

12 Şubat 2017 Pazar

SATIR ARASI MİM 3



Ayyyy bu sefer de şeker annelerden Banu mimledi. Ilgın'ın renkli dünyası yaniii.


1-) Bugüne kadar bloguna gelmiş, seni en çok etkileyen (hayal kırıklığına uğratan ya da çok mutlu eden) yorumu paylaşır mısın ?

Hayal kırıklığına uğratan yorum olmadı hiç, hatırlamıyorum. Etkileyen, mutlu eden yorum ise çok oldu. Çok eğlendiğim yorumlaşmalar oluyor her zaman. Genelde kısa ve muzip yorum yapmayı severim bloglarda. Güldürmek isterim. Yoruma da muzip cevap gelince kendi kendime kahkahalar atarım vallahi.Çok neşelenirim ben yorumlarda. O nedenle hep yorumlarımın enerjik olduğunu söylerler. Çok severek yaptığım için.

Herhangi bir yazımın altına 200-300 yorum yapıldığı çok oldu. Blogumda sohbet edenler çok oldu. Örneğin, eskilerden Girly Things, Amak-ı Hayal, İnanırsak Olur Bence geceleri bloguma gelir ve sohbet ederlerdi. Ben çoğu zaman onlara bırakır araya girmezdim.

Komik, çocuksu, müzip, oyuncu yorumlara bayılırım ben. Örneğin, Fasulye'nin blogundaki yorumlaşmalarımız çoğu zaman gülme krizine sokar beni. Böyle örnek çok. Eskilerden Çalıkuşu vardı. Onun bloguma yaptığı yorumları çok severdim. Yorum yapmaya başlar ve kendini anlatmakla devam ederdi. En sevdiğim yorum tarzı bu. Yazımdan yola çıkıp arkadaşlarımın kendini anlatması. Çalıkuşu'ndan sonra Jysra devraldı bu tür yorumları. O da çok iyi yorum yapar. Yazıdan başlar hayatla devam eder kendiyle bitirir.

Bunun dışında, yorumlarını çok sevdiğim o kadar çok arkadaşım var ki, Sessiz Kaldım, Aysel, Persephone, Sevda Şahin, Yurdagül, Acemi Demirci. Yenilerden Simli, Annesinin Prensesi. Herkesi de yazamam değil mi amaağğ.

2) Okuduğunda seni günlerce etkisi altına alan kitap var mı? Varsa hangisidir?

Böyle çok kitap var etkisi altına alan. Örneğin, Vedat Türkali'nin Bir Gün Tek Başına. Okuya okuya hal oldum. Defalarca okudum Kenan ile Günsel'in aşkını. Ah dedim filmi olsa da izlesek. Bir de Rollo May'in Yaratma Cesareti. Yazmaya bu kitap cesaret ettirdi.

3) Hayatında dönüm noktası olduğuna inandığın bir gün, an ya da yıl var mı?

Var tabisi. Bir tanesi liseye başladığımda Türk Amerikan Derneği'ne başlamam, İngilizce kurs almak için. Bu kurs yaklaşık beş yıl sürdü. Ve bütün hayatım İngilizce üzerine kuruldu. İzmir'deki TAD bu. Okullar, eğitimler, yüksek lisanslar filan değil de o kursa gitmem hayatımın en önemli adımı oldu. Kitap müzik sinema ve yazmak dışındaki en büyük ilgi alanım İngilizce. 

Bu pek hoş mimi de hepsinize armağan ediyorum. Şimdi paravanı açıyoruuz, kimler yapıyoor.

11 Şubat 2017 Cumartesi

İSİM MİMİ


Bu hafta yine mim mevsimi. Mim cemresi düştü. Üç dört mim oldu. Çok arkadaşım mimlediği için bazen ipin ucu kaçıyor. Ayy kimler mimlemişti. Not aldığım halde kaçırıyorum bazensi.

Bu bir isim mimi. Yani blog ismimizin hikayesi. Hangi cici arkadaşlarım tarafından mimlendiğimi unuttum ben dee bu mimi ilk okuduğum arkadaşımın adını sölücem işte. Farklı olmak için. O beni ilk mimlemiş olsun bana neee.


Blog ismimin hikayesi. Sadelik, sade yaşam sevdiğim şeyler. Biriktirmemek. Bu akım bende iki şey ile başladı bir süre önce. Biri, Kim Ki Duk'un "Mevsimler" filmi. Diğeri de, Hermann Hesse'in "Siddharta" adlı romanı. Uzakdoğu düşünceleri böyle ilgimi çekti. Basit yaşam yani. Modernlik içinde basit yaşam. İngilizce'de de böyle. Simple English akımı var. Sade İngilizce. Kısa yazmak.

Yazarken de kısa yazmak. Çehov diyor ki, çok zamanım olsa kısa yazardım. Kısa yazmak kolay bişi değil. Kısa yazmak için yoğunlaşmak lazım. Sade yazarken derin de yazabilmek. Derin konuları sade yazabilmek lazım. Bunu, Zen yazarları ve ressamları çok güzel yazpıyor. Biz Batılılar, lafı çok uzatıyoruz.

Derin düşünmek değil. Belki iyidir derin düşünmek. Ben düşünceden yana değilim. Sezgiden yanayım. Sezgiler derin olmalı, algılar, hisler. Derin düşünce çok sıkıcı bence. Derinlik böyle işte. Sadelik de böyle. Bir de aslında blogumun rengi de mavi bence. Mavilik, özgürlük, sonsuzluk çağrıştırıyor. Resim hayranıyım. Picasso'nun Mavi dönemi var. En sevdiğim film de Kieslowski'nin Mavi'si (ki ben Vami diyorum). Annemin ve kardeşimin gözleri de mavi.

Bu şekilde işte. Derin, Sade, Mavi. Bunlardan geldi blog adım. Deep Voice diyecektim, Ama o insan sesi, vokal gibi oluyor. Ben klavyede yazdığım için, bu tone olmalı. Ton sesi, tonlama yani. Derin bir tonla sade yazan Derin. Derin Ton. Dipton.

Nefis bir mim bu. Eski, yeni bütün arkadaşlarım yapsıns diyorum been.

Foto: Ödemiş Birgi, geçen yaz trenle gitmiştim. Bu foto, blogumu, yazılarımı, kitaplarımı en iyi temsil eden fotolardan biri bence, kendi çektiğim tabisi, telefonla.

9 Şubat 2017 Perşembe

FETTANET



Fettanet nine, babaannemin kankitosu. Yıllardır arkadaşlar. Ninenin çok ilginç ve gerçek bir hikayesi var.

Fettanet nine, İkinci Dünya Savaşı yıllarında ilk oğluna hamile kalıyor. Savaş zamanı yokluk var, yiyecek şey bulmak kolay değil.

Hamileyken canı Hindistan cevizi istiyor. Eşi arıyor bulamıyor o günlerde İstanbul’da. Ama Hindistan cevizi tozunu buluyor, rendelenmiş. Götürüyor nineye ama o tozunu değil meyvenin kendisini istiyor.

Sonra oğlu doğuyor. Ve çocuğun sırtında tam da Hindistan cevizine benzer bir yumru ile doğuyor. Büyüklüğü aynı şekli aynı.

Çocuğu tam 53 gün sonra ameliyat ediyorlar ve yumruyu alıyorlar.

8 Şubat 2017 Çarşamba

NOHUT


Her insanın başına gelir değil mi? Yemeği ocakta unuttum, ocağı açık unuttum gibi durumlar.

Ya da acil durumlar olur ve unuturuz her şeyi o anda. Ben de evde nohut yemeği yapmıştım bir sabah işe gitmeden önce, evde.

Çıktım gittim evden, işe. Unutmuşum evde nohutu. Ocak açık. Bir süre sonra dumanlar başlamış çıkmaya. Yemek kurumuş önce tencere yanmaya başlamış.

Evde alarm var o başlamış ötmeye, komşular da görmüş ve itfaiyeyi çağırmış. Gelmiş itfaiye, kapıyı açıp girmiş bir şekilde, ocağı söndürmüşler.

Bana sonra haber verdiler. Hiç de inanmaz şekilde geldim eve ve gördüm, doğruymuş, unutmuşum.

İtfaiyecileri görünce hiç de filmlerdeki gibi olmadı ama. Yani filmlerde itfaiyeciler inanılmaz yakışıklı oluyorlar. Ben de zaten utancımdan kimsenin yüzüne pek de bakamadım ki.

7 Şubat 2017 Salı

ÇAKIL


Çakıl dışarıdaki kuşları eve çağırıyor. Sürekli onları çağırır şekilde bağırıyor. Onlar da ona cevap veriyor. Telefonla onun sesini kaydetmek istersem hemen susuyor. Ama televizyonda dizi izlerken o bazen dalıyor o zaman kaydedebiliyorum.

Çakıl diyor, aşkım Çakıl (ben öğrettim), çarşı karşı, çarşı kuşu (kendisi Beşiktaşlı da), gel, bak, sana demedim, aç kapıyı, aşkım bebeğim, aaaa, eşşek, pis.

Gülersek taklit ediyor bizle gülüyor öksürüyor. Poşet sesini taklit ediyor. Canı sıkılınca sızlanır gibi sesler çıkarıyor. Etrafa öpücük atıyor. Önce ben ona çarşı karşı demeyi ve Çakıl demeyi öğrettim. Sonra bunu nasıl öğrendiğini anlayınca etraftan çokça duyduğu şeyleri kendi öğrenmeye başladı.

Bazen aaay diye bağırıyor canı sıkılınca, sonra da karmakarışık sesler çıkarıyor, biz cevap vermeyince iyice çıldırıyor. Ben gözümü kapatınca o da kapatıyor sonra uyuyakalıyor.

Geçen gün müsük müsük diye bağırıyordu, biz de sandık müzik istiyor. Meğerse geçen gün eve gelen bebeği taklit ediyormuş, bebeğin burnu akmıştı da. Ben eve geldiğimde kafayı yiyor. Eve ilk geldiğinde yanımda uyutmuştum, beni annesi falan sanıyor galiba. Kedi görse kalpten gider.

Sinek görse korkuyor, kendini ordan oraya atıyor, kafesin içinde delirmiş gibi dolaşıyor.

6 Şubat 2017 Pazartesi

HAYAL MİMİ


Bu mimi daha önce yapmıştık. Amaaa, bir tanecik Esra Bulut Ol mimleyincee bir kez daha yapcam şimdi. Çünkü çok güzel bir mim bu.

http://ayrilmazikil.blogspot.com.tr/

1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız yer ya da zaman dilimi var mı?

Hayal kurmak kitap okumak, film izlemek, müzik dinlemek kadar sevdiğim bir şey. Hayalcıbaşı sayılırım tam da hani. Zaman dilimi filan yok. Her an elbette. Yemekte, metroda, vapurda, hatta film izlerken hayal kurmak nefis bir şey örneğin. Yani yer veya zaman yok. Her an geçerim hayale. Elektrik düğmesi ile geçer gibi oluyor bu. Bir anda uzaklaşırsın her şeyden. Bence nefis bir şey bir mutluluk bu.

Ama hayal kurmak, gerçekleşmeyecek hayaller kurarken çok keyifli. Hayalin iyisi, hiç bir zaman gerçekleşmeyecek hayal kurmak bencesi. Hatta diyorum ki, bir insanın hayallerini gerçekleştirmek ona yapılabilecek en büyük kötülük.

Hepimizde vardır, ünlü bir sanatçı olmak gibi, tek bir resim sergisi açmak ama dünyayı sallamak, tek bir senfoni ile olay yaratmak, bir film çevirmek sadece ama ne film, bir kitap yazmak ve dünyadaki her şeyi temize çekmek mesela. Mutant olmak, süper kahraman olmak, kötüleri yok etmek, görünmez olmak, aklımıza gelebilecek bütün hayalleri kurarım, büyük keyif alarak.

Örneğin, en çok kurduğum hayallerden birini söyleyim. Bir konser vermek, konser anında herkesi büyülemek, yani şarkı söylerken büyülemek, sonra şarkı söylerken dans etmek havada, daha sonra da havalanmak, havada söylemek şarkıyı sahnede, sonra da uçarak sahneden ve salondan çıkmak.

2. En çok neyin hayalini kurarsınız?

Fiks hayallerimden birisi, beyin gücüyle, tüm silah fabrikalarındaki silahları bozmak, sigaraları ve makinelerini bozmak, uyuşturucu satanları dondurmak, dünyadaki tüm içki şişelerini bir anda kırmak, kötülerin, katillerin, beynini bir anda silmek, hafızalarını yok etmek. Gökte uçup yerde gördüğüm tüm kötülüklere müdahale etmek. Ayrıca, ölmekte olan insanların yanına gidip onların huzurla ölmesini sağlamak.

3. Şimdiye dek çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?

Yok nerdeeee. Yağmur ormanlarına gitmek, buz tırmanışı yapmak, kutupları görmek, dalgıçlık yapmak, vahşi hayvanları izlemek gibi olanaklı hayallerim var. bunları gerçekleştirebilirim sanıyorum.

4. Henüz gerçekleşmemiş ama ileride gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı?

Kimsenin birbirini öldürmediği, kimsenin aç kalmadığı, kimsenin suç işlemediği, herkesin iş sahibi olduğu, paylaşımcı bir dünya.

Şimdi Hamdi beye bağlanıyoruuuz. Bu mim çok tatlı isteyen kutuyu açıp yapsıııın.

5 Şubat 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 7



JULIETA

Pedro Almodovar, 2016, İspanya

Bu filmde iki çok sevilen bir arada. Sinemanın en kişisel yönetmenlerinden Pedro. Yıllardır aynı ekiple çalışan ve kadınları anlatan Pedro. Ve de çok sevilesi yazar Alice Munro teyze. Bu ikiliden de ince ve duyarlı bir film çıkardı zaten. Kendi hayatı çalkantılı bir anne yıllardır görmediği kızına göndermediği mektuplar, günlükler yazar. Bu mektuplarla onu getirmeye çalışır. Pedro abimiz, Alice teyzemizin öykülerinden film yapmış. Tam bir ziyafet. Her Pedro filmi gibi defalarca izlenir. Not: 3/4 (Not: Pedro Almodovar, en sevdiğim yönetmen ayrıca).

ACI HAYAT

Metin Erksan, 1962

Sinemamızın en iyisi Erksan’dan başarılı, nefis bir gerçekçi aşk filmi. Ayhan Işık, Türkan Şoray, Ekrem Bora, Nebahat Çehre. Ayhanla Türkan birbirini severler ancak parasızlıktan evlenemezler. Ama Ekrem de Türkanı sevmektedir. Not:3/4

TANIK

Witness

Peter Weir, 1985, A.B.D.

Amerikan sinemasının en büyük ustalarından olan yönetmenin Harrison Ford’lu bir heyecan filmi. Ford, bir polistir ve bir cinayeti gören Amish çocuğu ve annesini kötü polislerden korumaya çalışır. Nefis bir suç filmi. Not:3/4

BİR KADIN BİR ERKEK

And Now Ladies and Gentlemen

Claude Lelouch, 2002, Fransa

Kibar bir hırsız ile bir caz şarkıcısının hayatı kesişir. İkisi de unutkanlık hastasıdır. Birbirlerine yardım ederler. Fransız sinemasının en iyilerinden olan yönetmenin yine bir ince zevk filmi. Jeremy Irons ve Patricia Kaas. Not:3/4

YAZ BEKARI

Seven Year Itch

Billy Wilder, 1955, A.B.D.

Marilyn Monroe’nun en iyi filmlerinden ve büyükusta Wilder sayesinde mükemmel olan bir yumuşak komedi filmi. Filmde çok ince göndermeler var, sinema ve müziğe. Evli bir adam, ailesi tatile gidince evde yalnız kalır ve apartmanda Marilyn Monroe da vardır. Sevimli film. Not:3/4

4 Şubat 2017 Cumartesi

ANNE


Her bölümüyle ağlatmayı başarabilen dizi.

Anne dizisi tam bir dram. Tam bir yerli dizi, bize göre. Duygulara sesleniyor.

Küçük bir kız Melek. Annesi barlarda çalışıyor ve kötü bir sevdiği var. Melek evde sevgisiz ve hep hayal kuruyor. Öğretmeni Zeynep ona üzülüyor ve bir süre sonra Melek ve Zeynep kaçıyorlar. Zeynep, Melek’in annesi oluyor. Zeynep’in annesi de zamanında Zeynep’i bırakmak zorunda kalmış.

İkisi kaçıyorlar ve birlikte yaşıyorlar ancak polis de Melek’in annesi Şule de peşlerinde. Melek, Zeynep öğretmene anne dese de adalet peşlerini bırakmaz.

Dizi öylesine dram dolu ki başlarına gelmedik kalmıyor ve küçük Melek her defasında bizi ağlatıyor. Dram sevenler kaçırmasın. Elbette hepsi senaryo ancak bunu bilerek ağlamak çok tatlı.

Umarız dizideki dram bitmez, çok uzun sürer.

3 Şubat 2017 Cuma

OT



Günümüzün en bilinen popüler edebiyat ve mizah dergilerinden biri Ot.

Son sayısı da her zamanki gibi dolu dolu. Poster ve ayraç da var içinde.

Şarlo, Cem Yılmaz, Ahmet Hamdi Tanpınar, Polisiye Edebiyat, Stephen King, son sayıdaki birkaç yazı konusu.

Dücane Cündioğlu, Ali Lidar, Murat Menteş, İlhami Algör, Özlem Kumrular, Mert Fırat, Gündüz Vassaf, Jehan Barbur, Sezgin Kaymaz, Altay Öktem, Tuna Kiremitçi, Ömer Laçiner, Nihat Genç de derginin yazarlarından bazıları.

Konular eğlenceli, keyifli. Dergi büyük ve kitap gibi, içi zengin.

Otobüs yolculuğu için ideal. Yolculuk bittiğinde otogarda bırakalım ki başka yolcular bulsun, okusun.

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 4



GÖÇEBE ŞEHRİN EFENDİSİ

HAMİYET AKAN

Sevgili arkadaşımızdan bir şiir kitabı bekliyorduk ve geldi de o kitap zaten. Kitap baştan sona bir aşk türküsü gibi. Aşk şiirleri tümü, aşk, ayrılık, özlem, hüzün şiirleri.

Ayrılık ve hüzün çok ancak tatlı bir hüzün bu. Sözcüklerden gelen bir yumuşaklık var. Sert, kötümser şiirler değil. En serti bile gülümsetiyor.

Şiirlerin çoğu hep bir sevgiliye sesleniyor gibi. Hem birliktelik hem ayrılık yaşanmış. Bu sevgili somut da olabilir, soyut da.

Dörtnala Sevgi, Cennet Gülüm, Şiirlerim Kadar Anlayabilseydin Beni gibi vurucu şiirleri var arkadaşımızın. “Anlatılamayan” dediği aşkı belli ki yoğun yaşayan ama iyimser bir yüreğin dizeleri hepsi ve pek sevdiği bazı sözcükler de var, libas, lal, har gibi.

“Demedi Deme”yin ve Göçebe Şehir neymiş Efendisi kimmiş merak edin. Arkadaşımızı ayrıca masum çocuk ruhunu kaybetmediği için de kutlamak gerek çünkü bu az bulunan bir özellik.

“Ne zaman ay ışığı vursa yüzüme, Üsküdar oluyorum” “Kadın olmaktan yorulan/Küçük bir kız çocuğuyum aslında/Pamuk helvaya mutluluk saklayan/Şimdi mutluluk kayıp/Elim yüzüm pamuk helva”

Mükemmel. Herhangi bir şiiri sevdiğinize gönderebilirsiniz yani çok da kullanışlı faydalı şiirler. Bazıları modern bazıları mani bazıları da halk şiiri gibi. Ve hepsi olumlu. İnsancıl ve naif ayrıca. 

Not:4/4

2 Şubat 2017 Perşembe

FİLM SEÇKİSİ 6



SÜRÜKLENEN BULUTLAR

Drifting Clouds

Aki Kaurismaki, 1996, Finlandiya

Kaurismaki, en kendine özgü yönetmenlerden biri dünyada. Finlandiya zengin olduğu halde o hep kaybedenlerin filmini yapıyor ve ayrıca filmlerinde müzik çok önemli. Karakterleri de genelde durgun. Eşarbına Sahip Çık Tatyana, Bir Kiralık Katil Kiraladım gibi birbirinden iyi filmlerini izlemiştik. Bu filmde de ekonomik krizin etkilediği bir karı kocanın yine hüzünlü ama komik hikayesi. Her zamanki gibi Kaurismaki işte. Kaçmaz. Not:3/4

MÜZİK KUTUSU
  
Costa Gavras, 1989, A.B.D.

Dünya sinemasının devlerinden olan yönetmenin mükemmel bir filmi. Bir avukat kadın, geçmişinde Nazi savaş suçlusu olduğu iddia edilen babasını savunur. Sakin ama bomba gibi film. Kaçırmayın. Not:3/4

NIAGARA

Henry Hathaway, 1953, A.B.D.

Marilyn Monroe ve kara film. Genç bir kadın, Niagara şelalerindeki tatilde, yaşlı kocasından kurtulmaya çalışır. Monroe birbirinden güzel filmlerinden biri. Monroe, iyi oyuncu, iyi şarkıcı ve çok iyi yönetmenlerle çalışıyor. Not:3/4

SPECTRAL

Nic Mathieu, 2016, A.B.D.

Bilimkurgu savaş filmi. Biraz Arnold’un Predator’ünü anımsatıyor. Askerler hayaletlere karşı. Filmin konusu ve bilimsel komikliklere takılmadan izlenirse iyi aksiyon. Hayaletlerden nasıl kurtulacak güzide Amerikan askerleri? Not:3/4

SANIK

Lucia de B., 2014, Hollanda

Sıkı bir hukuk filmi. Hapishane, mahkeme filmlerinden. Gerçek bir öykü. Bir hemşire sürekli olarak ölümlere neden olmaktadır. Hastane ve hukuk hemşireyi psikopat katillikle suçlar. Kadın kendini savunamaz bile. Acımasız dünya ve adalet hataları üstüne klas film. Not:3/4

1 Şubat 2017 Çarşamba

SKINS


Müthiş bir İngiliz lise dizisi.

Efsaneleşen dizi İngiltere Bristol’da Roundview Kolejinde geçiyor. Ama ne lise ve ne ergenler.

Yedi sezon dizi ve ilk altı sezonda üç ayrı sınıfı izliyoruz. İlk iki sezondaki öğrenciler mezun oluyor ve yenileri geliyor. Sonra üçüncü ve dördüncü sezondakiler mezun oluyor yenileri geliyor. Yedinci sezonda ise ilk altı sezonda dikkat çeken karakterlerin kolej sonrası hayatını izliyoruz.

Dizinin müzikleri çok iyi. İngiliz müziği ve cover şarkılar da var. Çok sert ve hızlı bir dizi. Shameless’ın ergen versiyonu gibi.

Ancak bu dizi herkese göre değil. Ne ararsanız var çünkü. İçki, uyuşturucu ve benzerleri. Bütün karakterler çizgi dışı hayat yaşıyor. Zor hayatlar, zor aileler, zor insanlar.

Dizi sert ama çok da eğlenceli ve komik, aynı zamanda çok da hüzünlü. Son sezonda hüzün basıyor.

Sadece bir karakter, Effy, yedi sezon boyunca sürüyor. Son sezonda, Effy, Cassie ve Cook adlı en ilginç üç karakterin hayatını hüzünle izliyoruz.

Şiddetin şiiri. Midesi kaldırabilen izlesin.