30 Eylül 2018 Pazar

Film Seçkisi 25




Predator

Shane Black, 2018, A.B.D.

Ünlü film serisinin devamı. Dünyaya, ormana inen uzaylı yaratıklar, tekrar geliyorlar, daha gelişmiş olarak. Teknoloji, görsellik iyi ancak bu film serinin ilk filmleri gibi derin değil. Sadece aksiyon izliyoruz. Not:3/4

Kutsal Geyiğin Ölümü

The Killing of a Sacred Deer

Yorgos Lanthimos, 2017, İngiltere

Bir doktor karı koca. Adam, bir oğlanla arkadaş olur. Ancak, oğlan, eski bir hastasının akrabasıdır ve intikam için gelmiştir. Düşünsel boyutu da olan bir dram. Eleştirel film, aile kurumunu eleştiriyor. Not:3/4

İtaatsızlık

Disobedience, 2017, İngiltere

Genç bir kadın uzun zamandır uzak kaldığı memleketine döner. Küçükken sevdiği bir kız vardır orada. Dönünce ikisinin aşkı yine alevlenir. Estetik, ilginç konulu bir film. Not:3/4

Ruhların Kaçışı

Spirited Away

Miyazaki, 2001, Japonya

Yönetmenin en iyi filmlerinden, Totoro gibi bir klasik. Minik bir kız anne babasıyla yolculuk yaparken kaybolurlar bir parkta. Minik kız anne babasını bulamaz. O, onları bulmak ve kurtarmak ister. Fantastik bir dünyaya girer ve mücadele eder. Masal, büyü, gizem, cadılar, yüzsüzler. Rüya gibi bir anime. Çocuk filmi ama büyükler izlese daha iyi. Not:4/4

Cennetten de Garip

Stranger Than Paradise

Jim Jarmusch, 1984, A.B.D.

Amerikalı bağımsız, kendine özgü yönetmenin en iyilerinden. Jarmusch, Kaurismaki’yi anımsatıyor bu filmde. Bir Macar adam, New York’ta yaşar. Macaristan’dan bir akrabası gelir ve yanına yerleşir. İkisi anlaşamaz ama birlikte yaşamak durumundadırlar. Paraları da yoktur, yollara düşerler. Kaybedenler filmi, yol filmi. Dram ama komik de. Not:4/4

29 Eylül 2018 Cumartesi

Yeraltı Kitapları



Bir Haz Markası

Chuck Palahniuk

Ayrıntı Yayınları

Genç ve güzel bir kız, Penny. Büyük şehirde hukuk stajı yapıyor. Çok zengin bir adamla tanışıyor ve sevgili oluyorlar. Zengin adam, kendi işi için genç kızları kullanan biri. Yazarın her zamanki gibi ilginç kitaplarından. Kadın erkek ilişkileri ve hazlar üstüne. Not:2/4

Kürtaj

Richard Brautigan

Altıkırkbeş Yayınları

Yazarın komik romanı. Bir kütüphaneci. Kütüphanesine, kitap yazanlar kitaplarını bırakıyorlar. Kütüphaneci, dışarı hiç çıkmıyor. Bir gün çok güzel bir kız geliyor. Arkadaş ve sevgili oluyorlar. Kız hamile kalınca kürtaj yaptırmak için yola çıkıyorlar. Yazarın dili her zamanki gibi hafif, sevimli ve hüzünlü. Not:3/4

Simülasyon Öyküleri

Altıkırkbeş Yayınları

Bir öyküler toplamı. Neo Beat üzerine. Neo Beat, son yıllarda Ankara ve İstanbul’da ortaya çıkan bir akım. Edebiyat, sinema, müzik karışımı bir hareket. Eski Beat kuşağının yeni versiyonu gibi. Kızılay, Kadıköy, Alsancak, Ataşehir ağırlıklı. Factory İstanbul merkezli bir akım. Popüler kültüre, internet kültürüne karşı bir kültür diyebiliriz. Not: 3/4

28 Eylül 2018 Cuma

Kore Mini Dizileri




Click Your Heart

Değişik bir türde çekilmiş bu dramda, Kore müzik dünyasından oyuncular var. Bir kız grubu olan AOA’dan Min Ah ve oğlan grubu Neoz’dan dört oyuncu. Dört erkekten hangisi kız ile aşk yaşayacak. Dizinin konusu bu ve interaktif çekilmiş. Yani ilk bölümden sonra, izleyiciler, ikinci bölümde ne izlemek istediklerine karar veriyorlar. Dört alternatif bölüm var. Ona göre izlemeye devam ediliyor.

Bu lise dizisinde bir öğrenci kız ile dört erkek öğrenci başrolde. Erkeklerin farklı özellikleri var. Kız öğrenci, okulda herkese kötü şans getiriyor, yanlış anlaşılıyor ama dört erkek de ona ilgi duyuyor, farklı ölçülerde.

Dizi, tipik romantik ancak çok sevimli. Format değişik. Bölümler çok kısa. Ve seçenek de olunca eğlenceli. Hangi başrolü seçeceğinize siz karar veriyorsunuz.





Six Love Story

Yine minicik bir web dizisi. Bir lise öğrencisi kız ve onun özel mat hocası. Kız hocasına platonik aşık. Mat hocası, The Rose grubundan Jaehyeong. Dizi sevimli. Kızın aşk halleri çok hoş. Herkesin başına gelen klişe konulardan biri ancak kısa ve sevimli olduğu için izlemesi çok tatlı.

27 Eylül 2018 Perşembe

Film Seçkisi 24




İhanet

The Edge

Lee Tamahori, 1997, A.B.D.

Vahşi doğada hayatta kalma savaşı. Bir zengin ve bir fotoğrafçı dağda ormanda gezmeye çıkarlar. Ancak, ayılar rahat vermez. Senaryo, ünlü tiyatrocu David Mamet’den, oyuncular Anthony Hopkins, Alec Baldwin. Çok iyi aksiyon. Not:3/4

Donmuş

Frozen, 2010, A.B.D.

Dağda kayak yaparken, hafta sonu, telesiyejde mahkum kalan üç kayakçı, hayatta kalma mücadelesi verirler, soğuğa ve kurtlara karşı. Buzda aksiyon sevenlere. Not:3/4

Ona İyi Bak

Hjertestart, 2017, Norveç

Bir kadın bir adam evlenir. Evlatlık bir oğlan alırlar. Kadın ölür, işçi olan adam ise üvey oğlu ile yakın bir iletişim kuramaz. Bu nedenle, çocuğun gerçek annesini bulmak için Kolombiya’ya gider oğlanla. Orada dramatik durumlarla karşı karşıya kalırlar. İnsan sevgisi, anne baba sevgisi ile ilgili değerli bir film. Not:3/4

Enigma

The Imitation Game, 2014, A.B.D.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Almanların şifrelerini çözmek isteyen İngilizler, matematik dehası Alan Turing’den yardım ister. Turing de bir ekip kurarak şifreyi kırmak ister. Gerçek yaşamdan alınma sürükleyici film. Oyuncular da iyi. Not:3/4

Köpek Dişi

Kynodontas

Yorgos Lanthimos, 2009, Yunanistan

Bir anne baba, üç çocuğunu evden çıkarmaz. Yani evde hapistirler, dünyanın kötülüklerinden korunmak için. Kendilerine ait dilleri vardır. Bildiğimiz dünyadaki her sözcük onların dünyasında farklı anlamlara gelir. Eğer köpek dişleri düşerse evden çıkabileceklerdir. İlginç bir konu ve şok edici anlatımı. Unutulacak film değil. Aile eleştirisi de aynı zamanda. Not:4/4

25 Eylül 2018 Salı

Günlük



Küçükken, dünden önceki gün demekte zorlanırdım. Bunun yerine dünden sonraki gün derdim. Annem takılırdı bana. Dünden yarın, evladım diye.

Istakozlar, büyürken kabuklarına sığmazmış ve acı çekermiş. O yüzden bu kabuğu atarmış ve yeni kabuk yaparmış. Bir gün yine acı çekip o kabuğu da atarmış. Böyle böyle kabuk değişirmiş. Bizler de acaba acılarla mı büyüyoz ki. Ben tatlılarla büyümek isterim.

Biri ağlayınca ağlarım ben. Yanımda biri ağlasın veya izlediğim dizide biri ağlasın hemen ağlarım. Minikken kendimi balık sanıyordum. Sonra kuş sandım. Bak demek ki minikken de hep maviliklerle ilgiliymişim. Belki balıklık nedeniyle rüyalarımda su çok yer alıyor.

Canım sıkılınca dolabın içine saklanırdım küçükken, halen de öyle yapıyorum. Moralim bozulunca dolabın içine giriyorum, çıkmıyorum, dünyadan saklanıyorum. Odam, ruhsal dünyam için fazla aydınlık oluyor. Küçükken de annemler ağladığımı görmesin diye çıkmazdım dolaptan.

Canım yayla çorbası çekti. En sevdiğim. Yayla da hiç görmedim bu arada. Anneannem ne güzel yapar bu çorbayı. Küçükken ona hep yaptırırdım.

Kitaplar, müzikler, filmler, diziler olmasa ne yapardık. İnsan bütün kitapları okumak, müzikleri dinlemek, iyi dizileri, filmleri izlemek istiyor. Ama bir hayatımız var. Bir de diziler donmasa arada bir. Alıştık her şeyi kolay yapmaya. İyi tüketmeye. Aksilik sevmiyoruz.

23 Eylül 2018 Pazar

Otomatik Portakal



Anthony Burgess

İş Bankası Yayınları

Kitap kapağı ve film afişlerindeki şapkalı adam ile tanınan bir çağdaş klasik. Yani çok eskilerden değil. Bir kitabın klasik olması için yüzyıl geçse, çağdaş klasik olması için de elli yıl geçer yaklaşık. Belki de bir kitabın klasik olacağı okunduğu anda belli olabiliyor. Örneğin, son yirmi yılda yazılıp da klasik olacağı belli olan kitaplar da vardır.

Otomatik Portakal ismi ilginç tabii. Kitapta da hikayesi var. Dışı belki portakal, hoş görünümlü, portakalın içi ise yarıya ayırıp bakınca sanki tekerlek gibi, dönen bir çark gibi. Hayatın da dışı tatlı ama içinde bir çark olabilir. Ve biz de bu çarkın içindeyiz. Hepimiz bir şekilde bir düzen içinde yaşıyoruz. Bu düzene doğumdan itibaren alışıyoruz. Bir seçim yapmadan.

Böyle düzene alışmasak, aile, okul, iş gibi kurumlar olmasa acaba nasıl biri olmayı seçerdik? İyi olmayı mı, kötü olmayı mı? Şimdi seçimlerimizde özgür müyüz ki? Bu romanın konusu bu. Yani, bir toplum eleştirisi var kitapta. Seçimlerimiz, iyilik, kötülük. Bizi iyi olmaya iten baskılar.

Kahramanımız Alex. Ergen, şiddet seviyor, kötülüğü seviyor, serseriliği. Arkadaşlarıyla birlikte irili ufaklı suçlar işliyor. Aralarında özgün bir dil var. Zumzuklamak, dikizlemek gibi. Yazarın yarattığı bir argo dil bu. Londra’daki Cockney diline benziyor.

Alex, bir ergen suçlu gibi yaşarken klasik müzik de dinliyor. Suçları büyüyünce devlet onu hapse tıkıyor. Hapiste beyni yıkanıyor ve kötülükten iğrenmeye başlıyor. Artık istese de kötülük yapamaz hale geliyor, şiddeti sevmiyor.

Ve serbest bırakılıyor. Artık eskisi gibi bir insan değil. Değişmiş olarak dışarı çıkıyor ve eski ortamına dönüyor. Yani özgür iradesiyle değil de zorla iyi oluyor. Acaba insan zorla iyi olabilir mi? Yani özgür değil artık kahramanımız.

Romanın ilk bölümü Alex ve çevresinin şiddetiyle dolu. İkinci bölümde ise distopyaya dönüşüyor. Çünkü, olaylar yakın gelecekte geçiyor.

Sert ve biraz karmaşık olsa da ilginç.

Not:3/4

22 Eylül 2018 Cumartesi

Kore Dizileri




What’s Wrong With Secretary Kim?

Romantik dizi. Biraz da romantik komedi. Koreliler bu türlerde çok iyiler. Bir de lise ve gençlik dizilerinde.

Lee, bir şirkette başkan yardımcısı. Biraz kendini beğenmiş. Kim ise onun sekreteri. Kim, sekreter olarak kalmak istemiyor ve iş değiştirmek istiyor ancak Lee buna izin vermiyor. Birlikte çalıştıkça ikisi de değişiyor ve aşık oluyorlar birbirlerine.

Klasik bir konu ancak iki oyuncunun birlikteliği o denli hoş ki dizi mutluluk veriyor. Unutulmaz diziler arasına girer.

Lee rolünde Park Seo-joon kusursuz ve yakışıklı. Oyuncu başrole iyice alıştı. She Was Pretty, Kill Me Heal Me dizilerinde ve Midnight Runners filminde izlemiştik. En sevilenler arasında o. Kim rolünde ise Park Min-Young da kusursuz ve tatlı. Onu da yine çok iyi dizilerden The Healer’da izlemiştik.




Thirty but Seventeen

Kore romantik dram dizisi. Halen devam ediyor.

Temelde bir kız ve bir oğlan önde olsa da dizide kahraman çok, yani dizi iki kişi üzerine yoğunlaşmıyor. Diğer karakterlerin hayatları da iki başrol kadar yer alıyor. Bu yüzden biraz farklı bir çizgide.

Seo Ri, bir kemancı adayı. 17 yaşındayken bir trafik kazası geçiriyor ve 30 yaşına dek komada kalıyor. 30 yaşında komadan çıkıyor. Ancak, 17 yaş olgunluğunda halen, yani bir ergen gibi. Kazayı da, ayrıntıları ile hatırlamıyor.

Woo Jin ise Seo Ri’den bir ergenken hoşlanıyor. Trafik kazası olduğunda o da oradaydı. Kazadan sonra hayata küsüyor, kendini suçluyor ve o da yıllar geçse de bu yüzden olgunlaşmıyor, o da 17 yaşında gibi davranıyor.

30 yaşlarında ikisi karşılaşıyor ancak birbirlerini tanımıyorlar. Dizi, bu ikisi ve çevrelerindeki insanların yaşamları ile ilerliyor.

Oldukça iyi bir dram. İzlemesi keyifli ve heyecanlı.

Ri rolünde Shin Hye-Sun, The Legend of the Blue Sea ve She Was Pretty dizilerinden bildiğimiz şirin oyuncu. Woo Jin rolünde ise Yang Se-Jong, Duel ve Temperature of Love dizileriyle tanınıyor.

21 Eylül 2018 Cuma

Film Seçkisi 23



Ayin

Hereditiary, 2018, A.B.D.

Başrollerde Toni Colette ve Gabriel Byrne her zamanki gibi iyiler. Kendine özgü bir korku ve gerilim filmi. Stilize görüntüler. Konusu da ilgi çekici. Bir ailenin en büyüğü ölür ve ailenin geriye kalan kısmı evde tuhaf olaylar yaşar. Olaylar iyice kötüleşir ve aile geçmişleri hakkında korkunç gerçekleri öğrenir. İyi korku sevenlere. Not:3/4

Ölüm Ormanı

Backcountry, 2014, Kanada

Ormanda geçen bir gerilim filmi. Genç bir çift bir ulusal parkta gezmeye çıkar, kamp yaparlar, çok deneyimli değillerdir. Vahşi hayvanlar nedeniyle tatilleri zehir olur. Nefis doğa içinde güzel bir film. Not:3/4

Ölüm Defteri

Death Note, 2017, A.B.D.

Aynı adlı manga çizgi roman serisi ve animesinin film uyarlaması. Mangadan biraz daha farklı uyarlanmış ancak heyecanlı bir aksiyon. Genç bir çocuk bir defter buluyor, defterde adı geçen isimler sırayla öldürülüyor. Oğlan da defter elinde olunca başı belaya giriyor. Suçlular ve garip yaratıklarla uğraşmak zorunda kalıyor. Sonuna dek bir kovalamaca ve aksiyon var. Not:3/4

Midnight Runners

See-Joon Park, 2017, Güney Kore

See-Joon’a iyice alıştık. She Was Pretty, Kill Me Heal Me ve halen devam etmekte olan What’s Wrong with Secretary Kim? adlı dizilerde onu severek izliyoruz. Pek sevimli bir oyuncu. Bu filmi de komedi suç aksiyonu. İki polis okulu öğrencisi insan kaçıranların peşlerine düşer. Eğlenceli. Not:3/4

Heidi

Anuk Steffen, 2015, Almanya

Ünlü çocuk kitabının bu uyarlaması nefis. Duygulu, sevimli, komik, insancıl. Heidi, dağdaki büyükbabasının yanına yerleşir. Doğada küçük çoban Peter ile arkadaş olur. Şehirde bir ailenin yanına yerleştirilir ama bir türlü rahat edemez ancak Clara adlı bir arkadaşı olur. Kaçırılmaz. Not:3/4

20 Eylül 2018 Perşembe

Banne



Babaanneme telefonda, hadi banne yaa, yapsana bir yağmur duası da yağmur yağsın, serinlesin hava, ne güzel olur, dedim. O da, ne yani sen beni şaman mı sandın, öyle yağmur yağdırabilirliğim mi var ki benim, diye yanıtladı. Dur dedene söyleyim, o hep okur dua eder, belki o yağdırır, diye yanıt verdi. Dedem emekli olalı, ya dua okur ya da bahçede çiçekleri ile uğraşır. Botanik bahçesi var onun. Bahçe ayrıca, evde yaşayıp ölen kuş, kedi ve köpeklerin mezarlığı gibi de.

Banneme, ya bana gelip kalsana biraz dedim, yani yemeklerini özledim, akşam yemek yeriz, birlikte dizi izleriz, çekirdek yeriz. Banneme göre, bir filmin güzelliği akıttığı gözyaşı ile ölçülür. Film çok güzeldi, çok ağladım, der. Bana göre ise yediğim çekirdek miktarı ile ölçülüyor. Film sarmamışsa az çekirdek, heyecanlı ise çok çekirdek. Bannem arada kaptırır dizi izlerken, oyuncuya filan kızar. Ya Şero bu der. Şero, kötü kedi ya, kötü adamlar Şero işte.

Bannemin yemekleri meşhurdur tabii ki. Et yemekleri, tatlılar. Babası da bir zamanlar tatlıcıymış, Söke’de. Bannemin dedesi ise tütüncü. Bir zamanlar, Osmanlı zamanında, İşkodra’ya gitmiş dedesi. Orda arazileri varmış. Evlenmiş bir Rum kızı ile. Bannemin bannesinin adı Maria Magdalena Hristaki imiş. Evlenince Meryem olmuş. İşkodra’dan Girit’e geçmişler. Girit’ten de Söke’ye. Zenginmişler. Tütüncü. Bir gün zararlı girmiş tütün balyalarına. O zaman zarar etmişler. Kuyumculuğa başlamış o zaman babaannemin dedesi. Berber çantası, doktor çantası gibi bir çantası varmış. Atla köyleri gezer altın satarmış. Sonra da kuyumcu dükkanları olmuş. Babaannem, biz o zaman konakta yaşardık, hizmetçilerimiz, seyislerimiz vardı. Annem Kleopatra gibi yaşadı der. O zamanlar para yakıp ocak yakarlarmış.

Babaannem çok güzel üzüm helvası yapar. Pekmez, tahin, çöğen ile. Kötü pişmiş, kötü yapılmış yemeklere, balbizi, der. Ona hep takılırım. Bannee, senin bu yemekler hazır mı, Yemek Sepeti’nden mi getirtiyon. O da, hıhı evet, konfeksiyon bu yemekler, der.

17 Eylül 2018 Pazartesi

Blog Yazmak


Bloglarımız bir apartman gibi. Biz de komşular. Ne kadar çok ziyarete gidersek ve yorum yaparsak o kadar arkadaşımız da bizi ziyarete geliyor. Blog yazmanın birinci şartı, her şeyde olduğu gibi, yazmayı sevmek. Blogumuzu sevmek ve çaba ve zaman harcamak. Okul gibi, işe gider gibi, bir hobi gibi, blogumuza zaman ayırmak.

Blogun ilk kuralı, yazmak. Ne olursa olsun yazmak. Belki anılar, gündelik yaşam, belki öykü şiir deneme, yemek, gezi, kozmetik, moda, her ne olursa olsun yazmak. Her konuda yazılabilir. Çok kısa veya uzun olabilir yazılarımız. Ama bloga düzenli yazı girmek iyidir. Her gün olabilir, gün aşırı olabilir, haftada bir olabilir. Ama düzenlilik, süreklilik iyi.

İkincisi, gelen yorumlara mutlaka yanıt vermek. Yanıtlarımıza tekrar yorum gelirse onları da yanıtlamak. Yorumları gmailden izlemek kolay. Sonra da, yorum yapanlara gitmek, okumak ve yorum yapmak.

Üçüncüsü de blog gezmek, okumak ve yorum yapmak. Bu da ayırdığımız zamana bağlı. Ben, akşamları birbuçuk saatimi bloguma ayırıyorum. Yarım saat yazmak için, bir saat da yorum yanıtlamak ve blog okuyup yorum yapmak için. Belki diyelim kendimize on blog seçeriz. Bu bloglardaki her yazıya yorum yaparız. Yorum yaptıkça yakınlık olur ve ayrıca o bloga gelen başka arkadaşlarımız da yorumlarımızı görüp gelirler. İstersek daha çok sayıda yorum da yapabiliriz. Yani, kendimizi göstermeliyiz ki, bizi görüp gelsinler.

Blogumuza üye sayısı önemli değil, az sayıda veya çok sayıda üye olması değil de, aktif olarak okumak ve yorumlaşmak daha önemli. Bizler, yorumlarla mutlu oluyoruz ve yazmaya devam ediyoruz. Blog çevremiz çok tatlı insanlardan oluşuyor. Bu çevreye girildi mi, mutlu olmak ve heyecan duymak çok kolay.

Blogla ilgili teknik konular çok önemli değil. Dizayn örneğin. Önemli olan yazmak ve yorumlaşmak. Ama, teknik konularda bilgili arkadaşlarımız da isteyince bize yardım ediyorlar.

Ayrıca, Google Plus blog gruplarımız var, Facebook blog gruplarımız var. Zaman zaman arkadaşlarımız Blog Keşif Etkinliği düzenliyorlar. Bu etkinliklere blogumuzu ekliyoruz ve bizi görenler artıyor ve biz de başka blogları keşfedebiliyoruz.

Bir de mimler var. Mim, seçmek, işaretlemek demek. Bir konu buluyoruz ve yazıyoruz. Örneğin, en eski çocukluk anımız, en sevdiğimiz film, güne nasıl başlıyoruz gibi. Bunu blogumuzda yazıyoruz ve başka arkadaşlarımızı mimliyoruz. Onlara gidip senin mimledim hadi sen de yaz diyoruz. Bu da bir yakınlaşma yolu.

Bir de, çekilişler var, çekiliş yapmak veya çekilişlere katılmak, gibi. Ayrıca, bazen, başka bloglarda yazı da yazabiliriz. Daha çok tanınmış bloglarda yazılarımız yayınlanabilir.

Ben, minik bir blog defteri tutuyorum. Bu deftere notlar alıyorum.

15 Eylül 2018 Cumartesi

Film Seçkisi 22




Şeytanın Oteli 2

Fritt Vilt 2, 2008, Norveç

İlk filmin devamı. Kuzey gerilimi. İlk filmde kırda bir evde ölümler oluyordu. Filmin sonunda ölümlerin nedeni belli olmuştu. İkinci filmde de bitmiyor ölümler. İlki kadar iyi gerilim. Not:3/4

Şeytanın Oteli 3

Fritt Vilt 3, 2010, Norveç

İlk iki filmdeki gerilimin öncesine gidiyor. Otelde neden cinayetler başladı. Bir katil nasıl ortaya çıktı. Serinin son filmi. İlk ikisi biraz daha gerilimliydi. Not:3/4

Mavi Korku 2

Deep Blue Sea 2, 2018, A.B.D.

Yıllar önce çevrilen ilk filmin uzun yıllar sonra gelen devamı. Yine okyanusta bir araştırma istasyonu ve incelenen köpekbalıkları. Doğal yaşam şartlarından uzaklaşan balıkların çıldırması. Denizde aksiyon sevenlere. Not:3/4

Derinlerdeki Dehşet

The Meg, 2018, A.B.D.

Köpekbalıklı, balinalı dehşet filmlerinin şimdilik en yenisi. Jaws, Deep Blue Sea, Orca, Abyss gibi. Abyss bu türün en iyi filmi. Meg ise Megalodon adlı bir çılgın köpekbalığı. Jason Statham da bu kez suya atlayıp aksiyona karışıyor ve Meg  ile savaşıyor: Not:3/4

Yok Oluş

Annihilation, 2018, İngiltere

Seyri hoş, estetik bir bilimkurgu fantezi filmi. Bir kadının kocası kaybolur. Adam bir çevre deneyinin yapıldığı bir bölgede kaybolmuştur. Kadın, bu bölgeye giden bir ekibe katılır, bölgede tuhaf olaylar gerçekleşir. Not:3/4

14 Eylül 2018 Cuma

Günizi ve İzlekler



Günizi

En yeni edebiyat dergilerinden. İzmir çıkışlı.

Dördüncü sayısında Çeşme üzerine bir şiir ve ilçenin tarihi üzerine bir yazı var, ikisi de güzel. Şiir; “Çeşmeye geldim yayan/Dayan dizlerim dayan”.

Çeşme’de bir hapishane varmış. Diyelim bir düğün veya sünnet var, katılanlar hep birlikte hapishaneye de gider, oradaki arkadaşlarının da katılmasını sağlarlarmış, hapishanenin dışında çalar oynarlarmış.  Çarşıdan hapishaneye otobüs varmış. Oraya gidip mahpustaki tanıdıklarını görenler, içerde ziyafet de yaparmış, bazen geç kaldıkları zaman evlerine dönmezler, mahpushanede yatarlarmış. Gardiyan da “Ya burayı otele çevirdiniz” dermiş.

Dergide ilginç bir yazı var. Nazım Hikmet ile Peyami Safa’nın yaptıkları kavga. Yani, dergi ve gazetelerde yaptıkları kavga. Türk edebiyatında yazar kavgaları çok ünlü. Yazar egolarının şişkin olması normal. Bu ikisi de tartışmışlar. Safa, Nazım’a Cingöz Recai ağzıyla yanıt vermiş, Nazım’a alık oğlan diyor.



İzlekler

En yeni kültür sanat dergilerinden. Henüz ilk sayısı çıktı. Resim, sinema, fotoğrafçılık ağırlıklı.

Man Ray, Ümit Ünal, çeşitli sanat yazıları, ülkemizin gelmiş geçmiş en iyi sanat eleştirmenlerinden Sezer Tansuğ, dergide yer alan birkaç konu.

Bir de Yeşilçam emektarları ile sohbetler var ki çok hoş. Yeşilçam’da karakter oyuncularına “yardımcı aktör” denirmiş, küçük rollere çıkanlara da figüran değil, “oyuncu” denirmiş. Film çekimlerinde ölen çok olurmuş ekipten, elektrikten ölen, kalpten giden.

12 Eylül 2018 Çarşamba

Müzik Seçkisi 17



Sebastian Roca-Drinking On My Own
Feng Suave-Sink Into The Floor
Burcu Güneş-Yoh Yoh
Walker Brothers-The Sun Ain't Gonna Shine Anymore
Sting-La Belle Dame Sans Regret
Dilan Ekinci/Paul Dwyer Düet-Deriko
Bahadır Sağlam-Kır Papatyası
Kalben-Haydi Söyle
Baba Zula-Bir Sana Bir de Bana
Ross Daly-Hatif
Najat Al Saghira-Ana Bashak El Bahr
Christina Aguilera-Beautiful
Sacred Spirit-Yeha Noha
Titanic-Ballad of Rock'n Roll User
Margot Bingham-Farewell Dady Blues
Nouvelle Vague-Fade To Gray
Peter Hammill-Modern
Joy Division-Love Will Tear Us Apart
Patti Smith-Rock'n Roll Nigger
The White Buffalo-Oh Darling, What Have I Done?

11 Eylül 2018 Salı

Karma



Lahitin içine düştüm. Lahitteki küpleri kırdım. Müzedeki Tanrı heykelleri küplere bindi. Utandım, çıktım lahitten, hoplaya zıplaya bir yerlere gittim, Heidi gibi. Yanımda da bir kuş vardı, sarı yeşil. Festival vardı. Yan yana üç alan vardı. Birinde akrobatlar, birinde deniz canlıları, diğerinde orman canlıları. Balıklı olana girdim. Çıktım, bir ofis vardı, veterinerler vardı, festival için hazır duruyorlardı herhalde. Veteriner kadın kötüydü belli, sanki bir şeyler planlıyordu. Ben de öğrenmeye çalışıyordum. Ama hepsi rüyaydı.

Anneme bir şey sordum, odasından biraz yüksek sesle cevapladı. Ters anlamadım. Aklıma kötü bir şey gelmedi. Neyse on dakika sonra geldi yanıma, ben az önce bağırmadım, yanlışlıkla sesim yüksek çıktı , dedi. Bu da rüyaymış. Annemi özledim demekkisi.

Bu rüyalar alışkanlık tabii ki bende. Rutin gece hayatı sanki. Otomatik Portakal’da var ya, rüya dikizcisi, rüya görmek değil de rüya dikizlemek. Kahvaltı yaparken şirin Gumball izleyip, gülmekten ölüp gece gizemli rüyalar görmek de ilginç yani. Eskiden bir Samuray Jack vardı, dayımla izlerdik onu. Küçükkene hikaye kitabı okumazdım pek ama Küçük Denizkızı’nı okurdum. Filmi olursa veya çizgi filmi olursa izlerdim.

Totoro’yu, tavşanları, ruhları sadece o filmdeki kızlar görebiliyormuş. Anneleri hasta olduğu için görüyorlarmış, annelerinin yüzünden. Toz tavşancıkları var mı acaba gerçekten de. Vardır herhalde. Mistik bir şey gibi onlar. Mistik şeylere inanınca insan inanıyor işte. Mesela, bir sorunun var ve iyi mi kötü mü olacak bilmek için, suya sorabiliyoruz. Muslukta suyu açtığımız zaman su bir anda fışkırıyorsa iyiye işaret değil, sakin akıyorsa bu iyi. Denedim hep oldu. E sonuçta atalarımız Kızılderili, hepimizin olduğu gibi, normal yani gizemli durumlar.

İnsan arada karmasını düzeltmek istiyor, tuhaf şeylere inanırsan daha kolay düzeliyor. Mesela on gün boyunca mayalanan bir hamur varmış. Küçücük hamur bile balon gibi oluyor zaten yarım saatte. On gün beklersen mutfakta kendi egemenliğini ilan eder bu maya. Eve bir giriyorsun, mutfaktan bir maya canavarı çıkıyor, gittikçe büyüyor, kapıdan pencereden çıkıyor, sokakta devleşiyor. Ne hamur işi yapılır ama ondan.

10 Eylül 2018 Pazartesi

Rum



Yıllar önce aldığım ama kaybettiğim altın kolyeyi sürpriz bir şekilde buldum. Çamaşır makinesinin içinden çıktı. Zinciri kaybolmamıştı. Kolye kaybolmuştu. Makinenin kapağındaki lastiğin içine girmiş. Gözüme hiç çarpmamıştı yıllardır.

Dedim artık bunu kullanmayım, satayım. Gittim Kapalıçarşı’ya, girdim bir kuyumcuya. Kuyumcuyla konuşurken dükkanda bir de anne kız vardı. Anne otuzbeş yaşındaymış, kızı da onbeş yaşında. Anne gencecik yani.

Kuyumcu kahve getirtti hepimize. Bir yandan alışveriş bir yandan da sohbet ettik. Anne kızın hikayesi çok hoştu. Yunanlı bir anne kız. Annenin adı Katerina imiş, kızının adı da Theodora.

Katerina, Atina civarındaki bir kasabada yaşıyormuş. Kadın, uzun boylu, yeşil gözlü, çok hoş güzel bir kadın, irice görünümlü. 15.5 yaşında evlenmiş, görücü usulü ile, hem de bir Türk ile, orada yaşayan bir Türk ailesinin oğlu ile.

Bir süre sonra İstanbul’a gelmişler. Adam, bir restoran açmış. Ekonomik durumları iyi imiş. Kadın, aileden Rum Ortodoks, orada babanın dini geçerli oluyor, annesi örneğin Katolik imiş. Katerina, İstanbul’da bu kiliseye gidiyor. Theodora da aynı şekilde. Ancak baba Türk tabii, normalde babanın ait olduğu kuruma gidilir. Yani camiye gitmesi lazım ama demek ki Theodora kendini Yunanlı hissediyor.

Theodora da Allahtan gelen demek bu arada. Katerina’nın Yunanistan’da yedi kardeşi daha var, hepsi de yine Rum Ortodoks kilisesine giden.

Theodora’nın tek şikayeti ise restoran işleten babasını çok az görebilmesiydi.

9 Eylül 2018 Pazar

İzgören Kitapları



Ahmet Şerif İzgören

Uçan Halı Babam

İzgören Yayınları

Yazarın genel çizgisinin dışında olan bu kitabı belki de kitaplarının arasında en güzeli. Çünkü bu kitap bir anı kitabı ve babasını anlatıyor. Babasının geçmişi, ailesi, yazarın annesiyle tanışması, yazarın doğuşu ve ailenin genişlemesi. Fotoğraflarla da zenginleşen kitabı okumak keyifli ve duygulu. Günümüze dek geliyor kitap. Anı kitabı sevenlere. Not:3/4

Moks

Elma Yayınları

Kitabın özelliği, sevmezseniz iade edebilirsiniz ve ücreti ödenir, diyor, ne zaman isterseniz diye belirtilmiş. İş, bilgi, iletişim, kurumsallaşma gibi konularda önerilerde bulunuyor ve yerel ve dünya çapında örnekler de var. Konuyu sevenlere. Not:2/4

Süpermen ve Uğur Böceği

Elma Yayınları

Sevimli bir kitap. İçinde yaşamdan kesitler var. Hayatımızın içinden sıradan insanların sıradan olmayan yaşamları. Erdemli durumlar, kararlar. Yani, ders gibi olan olaylar. Hafif bir kitap. Kısa hayat öykülerini sevenlere. Not:2/4

8 Eylül 2018 Cumartesi

Yeryüzüne Dayanabilmek İçin




Tezer Özlü

YKY

Tezer Özlü, edebiyatımızın en iyilerinden ve ayrıca Sevim Burak, Sevgi Soysal, Leyla Erbil, Nazlı Eray, Tomris Uyar gibi kendine en özgü yazarlardan.

Çok fazla eseri yok çünkü hayatı hastalıkla geçmiş. Yine büyük yazarlarımızdan Demir Özlü’nün kardeşi. Kısa hayatında birkaç kitap yazabilmiş. Türkçe de Almanca da yazıyor. Almanca’dan dilimize çevrilen kitabı var.

Çocukluğun Son Geceleri, Yaşamın Ucuna Yolculuk gibi iki çok iyi romanı var. Eski Bahçe Eski Sevgi, Kalanlar, Zaman Dışı Yaşam, Leyla Erbil’e Mektuplar gibi birçoğu ölümünden sonra basılan kitapları da bulunmakta. Ayrıca, Ferit Edgü’ye Mektuplar da daha sonra basılan kitaplarından.

Kendisi 1950 kuşağı denilen kuşaktan. Ferit Edgü, Sezer Duru, Bilge Karasu gibi. Genelde kişisel diyebileceğimiz bir stili var. Kafka ve Oğuz Atay gibi.

Bu kitabında bir zamanlar dergilere yazdığı sanat yazıları yer alıyor. Kafka, Sevgi Soysal, Almanca yazanlar, Zweig, Herzog, film festivalleri, yazar Peter Weiss üzerine yazılar, edebiyat ödülleri, sinema yazıları. Yazılar, zamanında Milliyet Sanat, Gösteri gibi dergilerde yayınlanmış.

Özlü’nün kurgu dışı yaşamını ve düşüncelerini öğrenmek için iyi kitap. Almanca ve Türkçe düşünüp yazan yazarın edebiyat ve sanat bilgisi, görüşleri elbette çok güçlü.

Ama ilk kez okuyacaklar, onu okumaya romanlarından başlasın.

Not:3/4

7 Eylül 2018 Cuma

Momo




Michael Ende

Pegasus Yayınları

Tüm zamanların en iyi çocuk romanlarından. Pal Sokağı, Küçük Prens, Pippi Uzunçorap gibi en iyiler arasında ilk beşe giren romanlardan. Bir çocuk romanı olsa da büyüklere daha faydalı. Bir küçük kız büyüklere ders veriyor çünkü. Onlara zamanı öğretiyor.

Kitabın ana konusu zaman. Zamanı iyi kullanmak isteyen, verimli kullanmak isteyen bizlerin düştüğü durum. Bunu Momo adlı minik bir kız yoluyla anlatıyor bize.

Momo, bir şehrin kıyısındaki tiyatro harabelerinde yaşayan kimsesiz bir kız. Oraya nasıl geldiği belli değil. Zamanla çevredeki insanlar onu keşfediyor ve gelip onunla zaman geçiriyor. Momo, iyi bir dinleyici. Herkesi dinliyor. Dinlediği için de herkes mutlu.

Bir süre sonra duman adamlar adlı bir grup ortaya çıkıyor. Kendilerine zaman tasarrufçusu diyorlar. Bu insanlar şehir halkını etkiliyor ve herkes hızlı bir yaşam sürüyor, zaman, başarı ve para peşinde koşuyorlar.

Momo’nun çevresinde kimse kalmıyor ve o da yalnız kaldığı için bu zaman sorununu çözmek istiyor. Hora Usta adlı bir zaman ustası ve bir kaplumbağa ile zamanı yine yavaşlatmanın yollarını arıyor.

Roman, ikinci bölümde biraz fantastik romana dönüşüyor. Ancak bu fantastik öğe yine zamanın önemini anlatmak için bir araç sadece.

Sonuçta, zamanı yavaş yaşamayı anlatan önemli bir roman. Ne kadar yavaş yaşarsan o kadar ileri gidersin, zamandan tasarruf etmek istedikçe zaman kaybediyoruz, gibi anlamlı sözler de var.

Kaçırılmaması gereken, defalarca okunması gereken bir başyapıt.

Not:4/4

5 Eylül 2018 Çarşamba

Karmen



Mahallede birkaç binayı yıktılar, kentsel dönüşüm mü ne varmış. Her taraf kaya oldu, moloz oldu. Ortalık savaş sonrası gibi, distopya gibi. Yıkıntılar içindeyiz. Yani şimdi Afrin’den bir özel harekat askeri gelse, bizim sokağa baksa, burada yabancılık çekmiyorum, burası da bizim Afrin gibi der. Ben de diyorum ki, burada yıkıntılar içinde bir konser verilsin. Afrin Rock Festivali, Afrock, kaya moloz festivali, yıkıntılar arasında konser. Kentsel dönüşüm festivali.

Sabah bakınca pencereden, bu sabaha beni böyle başlatmaya kimsenin hakkı yok, diye düşündüm. Bir de yıkarken internet kablolarına da zarar vermişler, net bir gidip bir geliyor. Yani hiç net değil. Net net değil, mahalle mahalle değil. Hiçbir şey olması gerektiği gibi değil. Hiçbir şey de hiçbir şey değil zaten. Zaten bile zaten değil. Hani sorarlar ya, müdür müdür müdür? Müdür acaba gerçekten müdür müdür ki, yoksa başkan mıdır?

Sokakta komşularla yıkıntılar hakkında ve yıkıntılar arasında konuşurken biz yıkılmamıştık. Ayakta konuşuyorduk. Bizi yıkamadılar diye kahkaha attık. Evler yıkılsın ama biz yıkılmayalım diyorduk. Eh sohbet ederken laf lafı açtı. Hazır dinleyecek insan bulmuşken bir teyze anlatmaya başladı. Konuşması gelmiş olmalı.

Teyzenin akrabası, bir gemi kaptanı imiş. İstanbul’daki gemilerden birinde. Kaptan Türk tabii. Kaptanın bir arkadaşı varmış. Rus. Rus’unda bir kızkardeşi var. Kadının kocası ölmüş ve bir de kızı varmış. Bu kadın, o gün abisi bizim kaptanın yanına gideceğini söylediği için kaptanın gemisine geliyor, abisini görmeye. Bizim kaptan kadına anında aşık oluyor. Rus’a söylüyor bunu. Rus da kızkardeşine söylüyor. O kadın da, demiş ki, bu kaptan eski kocama benziyor, ölmüş kocama, tamam onunla evlenirim demiş ve evlenmişler. Rus kızın adı Karmen’miş. Ne güzel isim.

4 Eylül 2018 Salı

Günler



Baş örtüsü için iğne kullanırlar ya, iğneler ortalıkta oldu mu, kutunun içinde olmadı mı, mesela bazen lavaboya bırakırlar iğne kutusunu aynaya bakarken, o zaman aynaya yaklaşamam, sivri şeyler, iğneler korkunç geliyor bana. Ama aşı iğnelerinden ürkmem.

Bir dolu dizi izleyince not almak lazım, hangi dizi bu hafta Türkçeye çevrildi diye. Ekrana not kağıdı açmak lazım.

Rüyamda İstanbul’da sokaklarda dolaşmıştım, metal madde patlıyordu, zehirli gaz yayılıyordu, İstanbul’da sonradan oldu bu olay gerçekten de, fabrikadan zehirli gaz yayılmış, insanlar evlerinden çıkamamış, zehirlenmemek için. Rüyamda ben de evden çıkmayın diyordum. Şaşırdım haberi görünce, ne kadar da benziyor diye.

İnsan beyni ve hafızası değişik. Bazen şey olur ya hani fotoğraflara bakarız ve anlatılanlar olur fotoğraflarla ilgili sonra onları biz yaşadık sanırız. Annemizin düğününü hatırlamak gibi. Ben küçükken annemin babamla düğününde olduğumu sanırdım öyle hatırlardım, fotoğraflara baka baka.

Aquapark canım çekiyor herhalde. Rüyamda aquaparkta bir köpeği kurtardım, boğuluyordu az daha. Başkalarını da kurtardım, aquaparka yağmur yağdı, havuzlar taştı, yüzme bilmeyenler vardı.

Bir kitap varmış. Hayatı Anlama Kılavuzu galiba adı. Paketli, almadan önce içini açamıyorsunmuş. İlk sayfasında kılavuz sensin yazıyormuş. Geriye kalan bütün sayfalar boşmuş. Bir de pahalıymış. Alanlar hayal kırıklığına uğramış olmalı. Ben de acaba insanları anlama sanatı diye böyle bir kitap mı çıkarsam.

Laptopu kapatmaya üşeniyorum. Açık kalıyor gece ama sıcakta şarj uyarı veriyor, yakında bozulabilir diyor. Belki sıcak değil de nemdendir.

New York’u çevirirken New York diye bırakıyorlar, Niyork demiyorlar ama Pamukkale’yi çevirirken Cotton Castle diyorlar, tuhaf. Yani şimdi Eskişehir’i old city diye mi çevireceğiz, her şehirde bir old city, yani eski şehir var.

Rüyamda asansör durdu, çıkamadım. Sonra, kahve içerken kafede, denize sıfır kafe, birden iki metrelik dalgalar geldi üstüme, insanlar yüzmeye başladı. Ben de kahvemle suyun üstüne durdum. Dalgaların içleri görülüyordu, yeşil mavi. Bir de uzaylı vardı dalgaların arasında. Yosun gibiydi, el kadar boyu vardı. Su uzaylısıymış o. Yosun yeşili ama dikkatle bakarsan gözlerini görebiliyorsun. Dünyaya istilaya gelenlerin öncüsüymüş filan. Sonra sular çekildi, uzaylı geldi masama oturdu, kahve içtik. Ya dedim ya şimdi beni zehirlerse.  Yeni kahveyi önce ona içirdim.

3 Eylül 2018 Pazartesi

Hayat



Düğünler için altın almak zorlaştı. Pahalanıyor. Altını artık sadece düğünler için alıyoruz. Geçen marketten patates, soğan, peynir, çay aldım, altmış lira ödeyip çıktım. Şu Çaykur sarı olanı seviyorum o da hep artıyor fiyatı.

Kasadaki kıza sular nerde dedim, suyum daha gelmedi, dedi, sütler nerde dedim, sütüm daha gelmedi, dedi. Henüz gelmemiş dağıtım. Yumurtalar da yok. Yumurtalıklarım daha gelmedi, dedi. Farkında olmadan, sonra fark ettik ve kahkaha attık. Ay çok terbiyesiziz, diyerek.

Sıcak ama insan yine de boğazını üşütebiliyor. Biraz hava değişimi olunca hastalanabiliyoruz. Grip olmasam bile azıcık üşütsem hemen gözüm falan şişiyor. Bu yüz göz şişmesi de bir gelenek bende.

Akşam evde otururken yan odadan ses geldi, gittim bir şey bulamadım, ses yine geldi ama, galiba balkondan geldi tıkırtı, bir şey göremedim, balkon kapısını kapattım. Sonra da odaların ışığını açık bıraktım, izlemediğim halde maç açtım, sesini açtım.

Çizim sehpası yaptım, boyalarım hazır duruyor hep. Kore dizilerinde hep bir anne sorunu oluyor, çocuklar anneleri ile sorun yaşıyor, bir de kardeşlerin arasında birisi kötü ve kıskanç oluyor.

Bir oyun var, pc oyunu, kalede uyanıyorsun, hiçbir şey hatırlamıyorsun, karanlıkta panik atak geçiriyorsun, hep ışık olmalı, labirent gibi kale, oradan çıkmaya çalışıyorsun. Rüyalarıma benziyor.

Yan komşu gece birde yüksek ses müzik dinliyordu, beş altı kişi toplanmışlar herhalde, müzikler aynı türden de gitmiyor. Bir de bazen durduk yere bağırıyorlar ya da gülüyorlardı, sinir oldum. İlk başta dedim belki küçük çocuklar bir de kutlama yapıyorlarsa bi sakin olayım dedim ama hiç durmadılar iki saat boyunca. Ben de duvara vurdum önce nineler gibi. Duvara geri vurup dalga geçtiler ve devam ettiler. Yarım saat sonra da susmayı başardılar. İnsanların kederinin doktoru zamandır işte.

2 Eylül 2018 Pazar

OA ve Olive




Biraz doğaüstü biraz bilimkurgu ve ilginç, değişik bir dizi. İzlediğimiz hiçbir diziye benzemeyen.

Özgünlüğü, yazar ve yönetmenlerden geliyor. Brit Marling ve Zal Batmanglij ikilisinin yazıp yönettiği dizide bu ikilinin hep yaptığı gibi Brit Marling başrolde. Bu ikili birlikte çalıştıkları yönetmen Mike Cahill ile birlikte kendilerine özgü bir sinema evreni oluşturdular.

Bu grubun dikkate değer filmleri var. Gizli Oyun, Sesimin Etkisi, Başka Bir Dünya, Kök gibi. Hepsi izlenir.  Bu grup genellikle doğaüstü, gizem, inançlar, tutkular, mezhepler, ayinler, tarikatlar ve benzeri konularda film çekiyor.

OA da fazlasıyla değişik, zor, pür dikkat izlenmesi gereken şaşırtıcı bir dizi. Anlamak hiç de kolay değil. Yazar ve yönetmen bunu bilinçli yapıyor. Konu, sonu, her şeyi açık dizinin. Bize kalıyor sonuç. Hatta izlediklerimizin hepsi birer kandırmaca bile olabilir. Belki de hepsi yalandı, hayaldi. Veya hasta bir beyinden çıktı hepsi. Veya tümüyle gerçekti.

Dizi, ölümden dönenler üzerine kurulu. Ölüme yaklaşıp da ölmeyenler bir araya geliyor ve ölecek insanları kurtarmaya çabalıyor. Acaba insanlardan melek olabilir mi? Melekler, ölümün geldiğini hissedip ölecek olanlara yardım edebilirler mi?

Ufak bir kız bir gün bir kaza geçirir. Ölmez ama kör olur. Bir süre sonra da kaybolur. Yedi yıl sonra döner ailesine ama gözleri görüyordur. Yedi yıl boyunca neler olmuştur kızın hayatında? Ailesine dönüşü bir başlangıçtır ama neyin başlangıcı?

Dizinin başı, olayların gelişimi, ileri geri gidişler ve tüyler ürpertici bir sonu var. Başı da ortası da sonu da hiç beklenmedik. Garip bir dizi ancak çok etkileyici. Ayrıca dizinin son on dakikası büyüleyici.

Bu arada bir de anlıyoruz ki insanları ancak kalp ve dans kurtarabilir.

Mükemmel dizi arayanlara.




Olive Kitteridge

Başrolde Fargo’nun unutulmaz oyuncusu, Üç Billboard filminden de bildiğimiz Frances McDormand var. O, Meryl Streep, Julianne Moore tarzı oyunculardan, yani karakter oyuncusu. Bu dizide de her zamanki kusursuz oyunuyla keyif veriyor bize.

Olive, bir matematik öğretmeni, biraz huysuz, sert, problemli, sinirli, depresif ama aynı zamanda iyi öğretmen, iyi insan. Sertlikle kendini saklıyor. Düşüncesiz gibi gösterse de kendini yufka.

Eşi ise pamuk gibi, papatya gibi, yumuşak, anlayışlı. Eşini de seviyor. Bu ikisi çok didişiyor ancak birbirlerine düşkünler. Öyle evli çiftler vardır ya. Hep kavga ederler ama severler de, birbirlerine özen gösterirler.

Yaşadıkları yer de Olive gibi huysuz biraz, mutsuz herkes. Sanki herkes zorla yaşıyormuş gibi. Olive’ın eşi belki de en mutlu insan yöredeki.

Dizi, bu ikisinin yaşam boyu hayatını gösteriyor bize. Birlikte yaşlanıyorlar. Kasabanın diğer insanları, bu ikilinin akrabaları, çocukları, bu ikili ve çevresi.

Dizi, bildiğimiz İngiliz klasikleri havasında. Bir olay yok, sadece doğal, sıradan insan yaşamı var.

Aksiyon olmasa da çok insancıl.


1 Eylül 2018 Cumartesi

Müzik Seçkisi 16


Gene Pitney-24 Hours from Tulsa
Saad Lamjarred-Casablanca
50 Cent-Candy Shop ft. Olivia
Cihan Mürtezaoğlu-Sen Banasın
Gary Jules-Mad World
Ikon-Killing Me
Sedef Sebüktekin-Sen İstersin
Son Feci Bisiklet-Bu Kız Beni Sever
Ghazal Shakeri-Sen Geceyi Ben İse Mumu
Olöf Arnalds-Eg Umvef Hjarta Mitt
Nova Norda/Canozan-Boşver
Miley Cyrus-Jolene
Melek Mosso-Arzular Arsız
Can Ozan-Delirmiyorsan
Aleyna Tilki-Yalnız Çiçek
Hayko Cepkin-Ölüyorum
Ceylan Ertem-Odalarda Işıksızım
Imagine Dragons-Natural
Barış Manço-Hemşerim Memleket Nire
Burcu Güneş-Minnet Eylemem

veee

Sevda Ateşi-Şiir (Fatofotan ve Berika'nın Günlüğü)

Reşat Nuri ve Tess



Yeşil Gece

Reşat Nuri Güntekin

İnkılap ve Aka Yayınevi

Yazarın, Cumhuriyetin kuruluşu zamanlarını anlatan romanı. Cumhuriyetçilerle Cumhuriyet öncesini yaşayanların çatışmasını anlatıyor. Toplum ikiye bölünmüş gibi.

Şahin adlı bir öğretmenin hayatını okuyoruz. Kendisi yoksul ve İstanbul’da. Önce medreseye girer, dini eğitim alır. Ancak sonra öğretmen okuluna gidip öğretmen olur. Dini bilgisi de olan bir öğretmen.

Daha sonra bir ilçeye tayin olur. Orada, yeni yönetim ile eski yönetim taraftarları arasında kalır. Bir anlamda ilericilerle tutucular arasında. İlçede birçok olay olur.

Daha sonra ise Yunanlıların işgali gelir ve Kurtuluş Savaşı. Şahin, tekrar ilçesine döner ve toplum yine ikiye bölünmüş durumdadır.

O dönemleri anlamak için okunur.

Not:3/4




Bir Sırrım Var

Tess Gerritsen

Doğan Kitap

Yazarın yine bir Rizzoli-Isles ikilisi romanı. Dizi filmi de olan bu ikili yazarın en sevilen kahramanları.

Cinayetler ve cinayetlerin üzerindeki işaretler. Olaylar ilerledikçe cinayetlerin geçmişteki sırlara bağlandığını görüyoruz. Geçmişteki taciz olayları bugünün cinayetlerini getiriyor. Ortaya çıkarılması hiç de hoş olmayan gerçekler. Rizzoli-Isles yine çözüyor. Tess ve bu ikiliyi sevenler keyifle okuyacaklardır. Not:3/4