16 Ekim 2018 Salı

İlaç



Şehirde panik başlamıştı. Son bir yılda çok sayıda doktor öldürülmüştü.

Öldürülen doktorların hepsi de alternatif tıpçılar. Hastalıklara doğal çözümler getirenler. Hastalıkların çoğu beslenmeden kaynaklanır zaten. Kanseri tedavi etmese de durduran beslenme diyeti uygulayan doktorlar örneğin. Bütün besinlerin çiğ yenmesi gerektiğini söyleyenler. Ya da psikolojik yöntemler uygulayanlar.

Vitamin verenler, hormon tedavisi uygulayanlar. Bu tür doktorlar öldürülüyordu hep. Emniyet kuvvetleri de olayı çözemiyordu. Bir yandan da tarım ilaçları da tehlikeli hale geldi. Şu uçaklarla atılan tarım ilaçları. Bu ilaçlarla virüsler yayılıyordu. Ardından da virüs önleyici ilaçlar piyasaya sürülüyordu.

Görünen o ki, ilaç firmaları bir şeyler peşinde. Bir yandan hastalık yayıyor, diğer yandan tedavi ilaçları satılıyor. Büyük tıbbi ilaç firmaları da elbette alternatif tıpçılara karşıydı. Önemli olan ilaç satılması. İlaçsız yöntemler bu büyük şirketlerin işine gelmez.

İlaç firmaları büyük ve aşırı zengin kuruluşlar olduğu için alternatif tıpçı cinayetlerinin önüne geçilemedi. Geçilemezdi. Hukukçular da buna bir çözüm bulamazdı. Çünkü, karşı çıkan polis de olsa avukat da olsa ilaç firmaları onların da hakkından gelirdi.

15 Ekim 2018 Pazartesi

Hangi Yazınız Silinirse Üzülürsünüz-Mim



Bizim biriciklerden Fatmanur, Girift ve Payidar adlı iki blogu var, güzel bir mim düşünmüüş. Kendisi de güzel cevaplamış. Onun bütün yazdıklarını keyifle okuyorum. O, köy yaşamı ile ilgili yazısı silinirse üzüleceğini söylemiş. Evet o yazıları çok tatlı. Ailesi ile gittiği köy yaşamını anlatıyor. Şehirlerde yaşayan bizler için köy yaşamı çok özendirici.




1. Blogunuzda hangi yazınız silinirse üzülürsünüz?

Yemek tariflerine üzülürüm vallahi. Az tarif yazsam da yazdığım tarifleri çok seviyorum. Ondan sonra da müzik seçkilerine üzülürüm. Özenle seçiyorum şarkıları.

Yazılarım eskiden sadece blogtaydı. Sonra yazılarımı word de toplamaya başladım. Bir kez de laptop çökünce gitti yazıcıklarım. O yüzden şimdi hafızada saklıyorum. Ancak hayat işte. Kaybolabilir bir gün. Bu durumda da öykülerime çok üzülürüüm.

2. Silinmesi durumunda üzüleceğiniz yazınızın bir kısmını paylaşır mısınız?

Çok sevdiğim yemeklerden Gülaş. Domatlı et yani. Domatesli et.

Gülaş, gül aş, gül renkli, kırmızı yemek anlamında, eski bir Türk yemeği. Domatlı et de deniyor.

Malzemeler:
Yarım kilo kuşbaşı et
Bir kilo olgun domates
Bir büyük soğan
2 tatlı biber

Yapılışı:

İstenirse acı da konabilir veya baharat. Piştikten sonra üstüne tuz, karabiber, kekik konuyor. Yanında bir şey yenmiyor. Sadece et ve ekmek. Belki siyah zeytin de yenebilir.

Eti onbeş dakika kadar çok az yağda kavuruyoruz. Buna, mühürleme deniyor. Kendi yağında, yapışmasın diye. Daha sonra da kaynamış su ilavesi ile et, yumuşayıncaya dek pişirilir.

Ayrı bir yerde, az yağın içinde soğan, biber, domates, hepsini beraber, krem haline gelecek şekilde pişiriyoruz. Azcık salça da koyabiliriz.

Bu iki karışımı bir araya getirip beş on dakika pişiriyoruz ve en sonunda içine tuz, karabiber, kekik ekliyoruz. İsteyen acı biber de koyabilir.

3. Silinmesi durumunda üzüleceğiniz yazınızın linkini paylaşır mısınız?


Bu hoş mimi de isteyen ve zamanı olan herkes yapsın ki en çok hangi yazısını sevdiğini öğrenelim arkadaşlarımızın.

14 Ekim 2018 Pazar

Film Seçkisi 28




Muhbir

The Whistle Blower, 2010, Kanada

Gerçek hayat öyküsü. Amerikalı bir kadın polis, Bosna’ya gider barış elçisi olarak. Orada genç kızların kullanıldığı bir seks şebekesi olduğunu fark eder. Araştırmasını engellerler. Güzel aksiyon. Başrollerde büyük oyuncular var. Not:3/4

İstenmeyen Misafir

Unwanted Guest, 2016, A.B.D.

Yarıyıl tatilinde bir arkadaşının evine giden genç bir kız, kızın ailesinin başına bela olur. Klasik öykü, ilginç film değil ama yine de izleniyor. Psikopat filmlerinden. Not:3/4

Çifte Tehlike

Double Jeopardy, 1999, A.B.D.

İyi macera. Bir adam, kendini öldü göstererek ortadan kaybolur. Karısı, hapishaneye düşer, katil olarak. İyi oyuncularla heyecanlı saatler. Not:3/4

Dışarıda

He’s Out There

Sıradan korku filmi ama yine de izleniyor. Korku sevenler zaten bütün korkuları izlerler. Boş bir evde anne ve iki küçük kızı ve onları öldürmek isteyen bir varlık. Klişe konu, katil ortalama, çocuklar ortalama, anne çok iyi oynamış. İzlenir. Not:3/4

Vincent’i Sevmek

Loving Vincent, 2017, Polonya

Van Gogh’un tablolarından yola çıkılarak yapılan bu filmde onun yağlıboya tabloları canlandırılmış. Tablolardaki kahramanlar da yaşamaya başlıyor. Kahramanlar onu anlatıyor. Konusu ise, bir postacının oğlu, ressamın bir mektubunu kardeşi Theo’ya götürmek istiyor. Filmin çekiminde yüzlerce animatör çalışmış. Düşünce, çizgiler çok güzel. Not:4/4

13 Ekim 2018 Cumartesi

Kış Karanlığı ve Tımarhane


Kış Karanlığı

David Mark

YKY

Kış Karanlığı, bir ilk roman. İngiliz yazarın bu ilk romanı tam klasik bir polisiye.

Roman kahramanı detektif bir İskoç, adı da Aektor McAvoy, yani Hektor değil, çünkü İngiltere ama bu bir İskoç ismi, detektifin bir üst amiri Trish’in dediği gibi, Aektor demeye nefesimiz yetmez her defasında, Hector demek daha kolay.

Aektor, iri yarı birisi oldukça ama kendi yumuşak huylu. Evli, eşi kendi gibi iri değil, ince güzel biri, oğlu var Fin. İyi polis. Hull adlı şehirde bir polis. Şehirde onun gözü önünde biri öldürülüyor, kendisi katili de görüyor. Bu cinayetten sonra arka arkaya birkaç cinayet daha gerçekleşiyor. Farklı yerlerde cinayetler, birbiriyle hiç ilgisi yok.

Ancak, Aektor, bu cinayetlerden şüpheleniyor, aralarında bir bağ kurmaya çalışıyor.

Kış Karanlığı, başarılı bir klasik polisiye, bir miktar mizah da var. Biraz soğuk ve karanlık Kuzey polisiyelerini andırıyor. Polisiye sevenler kaçırmasın. Yazarın, bu kahraman ile yazdığı diğer romanlar da umarız çevrilir dilimize.

No:3/4

Tımarhane

Selami Genli

Bilgi Yayınevi

Yazar, sinema ve televizyon dünyasında tanınan bir senarist.

Tımarhane, ilk kitabı. Öykülerden oluşan bir roman. Sanki öyküler yazılmış ve birbirlerine birleştirilmiş gibi. Kurgusu güzel. Edebiyattan çok popüler roman dilinde yazılmış.

Bir yazar, kitabına malzeme bulmak için bir adadaki tımarhaneye gidiyor. Orada hastalar hakkında bilgi topluyor ve onlarla konuşuyor. Hastaların hayatları acımasız, dramatik.

Hayat hikayelerini dinliyor ve onların hayatlarına da karışıyor bir şekilde. Sonunda da ilginç bir kurguyla roman bitiyor. Psikoloji ağırlıklı romanları sevenler keyifle okuyabilirler. Roman hafif ancak hikayeler ağır, sert.

Not:2/4

12 Ekim 2018 Cuma

Film Seçkisi 27




Otel Transilvanya

Hotel Transylvania, 2012, A.B.D.

Anime komedi. Drakula bir otel açar, sadece yaratıklar gelmektedir. İnsanların girmesi yasak. Drakula’nın kızı ise oteli kazara bulan bir insana aşık olur. Drakula, bu ikiliyi ayırmak ister. Anime ve komiklik sevenler kaçırmasın. Not:3/4

Otel Transilvanya 2

Hotel Transylvania 2, 2015, A.B.D.

Transilvanya Oteli’nde artık insanlar da kalmaktadır. Drakula’nın kızı bir insanla evlendiği için. Ve bir de torunu olur. Torun hem insandır hem vampirdir. Drakula, torununun bir canavar gibi davranmasını ister elbette. Drakula’nın babası ise büyük torununun katıksız bir vampir olmadığını öğrenince sinirlenir. İlk filmin yine komik devamı. Not:3/4

Istakoz

The Lobster

Yorgo Lanthimos, 2015, İngiltere

Yunan yönetmen son yılların ilginç yönetmenlerinden. Kutsal Geyiğin Laneti, Istakoz gibi filmleri daha yeni ve Hollywood tarzı, yani ilk filmlerine oranla biraz daha yumuşak ama yine de iyi. Yunanistan’da çektiği Köpek Dişi ise bu ikisine oranla çok daha iyi. Daha şaşırtıcı, sert. Köpek Dişi şimdilik en iyi filmi. Son filmi ise bu yıl çekildi henüz. Yine Amerikalı oyuncularla çektiği ve bu kez tarihsel tarzdaki The Favourite.

Istakoz’da, yalnız insanlar bir otele yerleştiriliyorlar, bir süre içinde kendilerine eş bulmalılar yoksa birer hayvana dönüştürüyorlar. Yönetmen yine çağdaş dünyayı kendine has tuhaf bir dille eleştiriyor. Not:3/4

Alpler

Alps

Yorgo Lanthimos, 2011, Yunanistan

Yönetmenin ilk filmlerinden, ülkesinde çektiği. Yine ilginç. Alpler adında bir grup, yakınlarını kaybeden insanlara yardım ediyorlar. Ölen kişinin yerine geçerek geride kalanlara ölen kişi ile yaptıklarını tekrarlıyorlar. Bu filmde de dans var. Not:3/4

Paris, Texas

Wim Wenders, 1984, Almanya

Yönetmenin mükemmel filmi. Bir tür yol filmi. Bir adam çölde ortaya çıkar ve geçmişini hatırlamaz. Kardeşinin yardımıyla geçmişine döner, oğlunu, eşini bulur. Oyunculuk, konu, görüntüler. Tümüyle etkileyici, hüzünlü. Sinemanın en iyilerinden. Not:4/4

11 Ekim 2018 Perşembe

Müzik Seçkisi 19



Skott-Mermaid
Cirrus-She Kills
Giorgia-Gocce di Memoria
Hypnogaja-Here Comes The Rain Again
Maria Mena-Just Hold Me
Phantogram-When I'm Small
Ramona Falls-I Say Fever
Shocking Blue-Never Marry a Railroad Man
Ane Brun-To Let Myself Go
Blue Oyster Cult-The Reaper
DAY6-Shoot Me
DAY6-I Need Somebody
Post Malone-Stay
The Strumbellas-Spirits
BTS-The Truth Unload
Momoland-Baam
Edis-Buz Kırağı
VIXX-Scentist
Pentagon-Shine
AnnenMayKantereit-Barfub Am Klavier
AnnenMayKantereit-Wohin Du Gehst
AnnenMayKantereit-Oft Gefragt

10 Ekim 2018 Çarşamba

Tatar Çorbası



Tatar çorbasına biz Alişke çorbası diyoruz. Alişke çorbası aslında başka türlü yapılıyor. Baba tarafım Girit, Makedonya, İzmir, anne tarafım ise Kırım. O yüzden babaannem Girit yemekleri yapar, anneannem de Tatar yemekleri. Lalanga gibi. Pişiye benzer, krepe.

Tatar çorbası en sevdiklerimden. Mercimek ve erişte ile yapılıyor. Erişte yerine siz hamur da yapabilirsiniz. Bir su bardağı yeşil mercimek haşlanır. Taşmasın diye açık bırakılır kapağı. Haşlanınca indirilir ocaktan. Su ile durur tencerede.

Ayrı bir kapta tereyağı, bir büyük soğan kavurulur, pembeleşince bu karışım, mercimeğin içine dökülür. Tuz konur. Su az gelirse sıcak su eklenebilir. Bu karışım pişerken erişte de atılır içine. Bir tutam. Hepsi bu.

Bazen mercimeği haşlamadan da direk olarak hepsini birlikte pişirenler oluyor. Ama biz haşlanmasına alışığız. Erişte yerine hamur yapacaksak işte un, su ile yapılır. Biraz da karbonat atılır, karbonat kokusunu sevenler için.

Ah ah mesela un helvası da nefis bişi. Peygamber efendimiz çok severmiş. Ayrıca, kabak yemeği, hurma, üzüm, sirke, zeytin, kuru üzüm, et yemeği, et suyu, bal, karpuz, süt, çörek otu, ayva, incir, mantar severmiş. Sütlü bulamaç severmiş. Arpa, buğday unu haşlayıp, yağ, süt ile yapılan.

Yulafı pişirip içine meyve, ceviz, tarçın atmak da nefis, onu da ben pek severim. O zaman daha yoksulmuş hayat. Şimdi yediğimiz şeyler yokmuş.



9 Ekim 2018 Salı

Papara 2



İngilizce öğretmenimiz, Ayten hanım, durmaksızın yeni sözcükler öğretiyordu, cümle içinde kullanın, diyordu. Ben de bıkmıştım cümle kurmaktan. Şöyle yazıyordum. Desk, lipstick, mesela, sıra, ruj. Cümle kuruyordum. My teacher wants me to use desk in a sentence. My teacher wants me to use lipstick in a sentence. Öğretmenim, desk sözcüğünü cümle içinde kullanmamı istiyor, ruju cümle içinde kullanmamı istiyor. Ayten hoca, çok zekisin ama sıfır verdim demişti.

Lisede, lipstickten şey türetmiştik, dudak var ya. Dizilerde öpüştüklerinde, bak lipsiyi gördüler, diyorduk. Biz ne zaman göreceğiz lipsiyi.

Biyoloji hocası okula çiçek getirin çalışalım demişti. Bahçede vardı çiçekler, bir çiçek vardı, balon gibiydi, mahalle çocuklarına sorduğumda ismine hakimin pipisi demişlerdi. Sınıfta dedim bunu, bütün sınıf yıkıldı gülmekten. İsmi başkaymış tabii.

Bahçedeki çiçekleri, otları, yaprakları, özellikle kahverengimsi olanları yüzüme sürerdim, düşmüş, yaralanmış gibi. Sonra bağırırdım anneme, anneeee böüeeee ben düştüm, annem aşağıya inerdi, gülerdim. Annem derdi, paparayı yiycen, geliyor beş kardeş. Ya anne bir kardeşim var zaten yeter ki, istemem beş kardeş.

Sınıftan biri demişti. Solucanlar ikiye ayrılınca iki tarafı da yaşar ve yeniden uzarlar. Ben topladım solucanları, hep böldüm ikiye, çeşitli yerlerinden. Sonra üçe bölmeye başladım. Çözemediydim olayı.

Sineklerin kanadını koparırdım. Kelebeklere kıyamıyordum. Her şeyi toplardım, kavanozlara koyardım. İlk dişim düşünce ona yapıştırıcı sürdüm, böylece hep öyle kalacaktı. Sonra dişlerim düşünce hep koydum kavanoza. Tırnağım düştü, yapıştırıcı sürdüm, koydum. O kavanoz hep durdu. Tahta kurusuna sürüp attım içine. Zamanla diş, tırnak, hayvan ölüleri doldu. Mumyalıyordum sanki hepsini.

Sakız çiğnerken onu elimde büküp yayıp büyütürdüm, sonra yerden kedi kakası alır sakızın içine kedi kakasını koyar sonra ambalaja koyup arkadaşlarıma verirdim al sakız diye.

8 Ekim 2018 Pazartesi

Kabal



Bir kadın vardı, geceydi, ben çocuk muşum daha, kardeşim de var, kıvırcık saçlı bir oğlan çocuğu.

Kadın delirmiş. Kardeşimi öldürdü boğarak. Sonra ben çıldırdım. Ağladım. Kadına bağırdım. Defol buradan dedim. Meğerse ölüymüş kadın da.

Sonra tuhaf bir ortamdı. Ben aslında ölüler dünyasındaymışım. İki evren birleşiyormuş. Ölüler dünyası ve bizimki birleşiyormuş. Etraf böyle şey gibi görünüyordu. Kirli paslı dumanlı yapış yapış.

Bulunduğum evden dışarı çıktım. Geceydi. Bizim dünyamızda ise aynı anda gündüzmüş ama ben bunu bilsem de geri gidemiyorum veya o tarafı göremiyorum. Etrafta da kimse yok. Toprak bile siyahtı. Renkler kararmıştı rüyamda.

Sonra bir araca biniyorum. Navigasyon var. Bir tuşa basınca haritada değişik noktalar yanıp sönüyor. Ben ne diye anlamaya çalışıyorum. Meğerse o tuşa basınca hayaletlerin yerini gösteriyormuş. Hepsi bana doğru yaklaşıyordu. Yedi sekiz tane vardı. Aracı çalıştırıp uzaklaşmam gerekiyordu.

Sonra böyle heyecanlı bir anda uyandım.

7 Ekim 2018 Pazar

Murakami ve Lapena



Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

Haruki Murakami

Doğan Kitap

Popüler ve ilginç kitapların yazarı Murakami. Hafif ve hoş bir dili var. Romanlarında müzik de önemli bir yer tutuyor.

Roman iki yönden ve dünyadan ilerliyor. Haşlanmış Harikalar Diyarı ilki, Dünyanın Sonu ikincisi. İlk dünyada sistem ve şifreciler var. Kahraman da bir hesapçı. Karanlık karaları adlı yaratıklar ve kafatasları var bu dünyada. Bir bilim adamının peşinden maceralara atılıyor kahraman.

İkinci dünyada ise gölgesizler var. Ve tek boynuzlular. Kahramanımız bir rüya okuyucu. Ölmeden önce birkaç saati kalmış. Bu iki kahramanın yolu romanın sonunda kesişiyor.

Biraz bilimkurgu, biraz fantastik, eğlenceli bir kitap. İki dünya olması okumayı biraz güçleştiriyor. Murakami hayal dünyasını sevenler için.

Not:3/4



An Unwanted Guest

Shari Lapena

Penguin Viking Yayınları

Yeni polisiyecilerden olan yazarın şimdilik üç polisiyesi var. Evdeki Yabancı, Komşu Çift ve bu roman, İstenmeyen Misafir. Yazar tarzıyla yeni Agatha Christie olarak kabul ediliyor.

Roman gerçekten de Agatha stilinde. Kışın bir hafta sonu dağda bir küçük otel. Bir grup birbirini tanımayan insan hafta sonunu geçirmek için otele geliyor. Net ve telefon çekmiyor. Hepsi doğada teknolojiden uzak kafa dinlemek istiyor. Otelde de iki insan var sadece.

Tatilciler birer birer öldürülüyor bir hafta sonunda. Yollar da kapalı. Polis de gelemiyor. Hafta sonu bitince polis gelebiliyor. Katil içlerinden biri mi yoksa dışarıdan biri mi? Son bölüme dek belli olmuyor ve çözüm de Agatha tarzında geliyor.

Hafif ve sakin ilerleyen keyifli polisiye.

Not:3/4

Film Seçkisi 26



Aşk Masalı

Algı Eke, 2018

Masal, bir işyerinde çalışmaktadır ve ofisteki yakışıklı bir oğlana hayrandır ama oğlan onu hiç umursamaz. Masal’a arkadaşları yardım ederler, oğlanın dikkatini çekmek için. Sevimli hafif komedi. Not:3/4

Öteki Taraf

Özcan Deniz, 2017

La Cara Occulta adlı İspanyol geriliminin yeniden çevrimi. İyi bir gerilim olan orijinal filmde, bir adam, yeni sevgilisiyle yaşamaktadır. Eski sevgilisi ise ortadan kaybolmuştur. Ama yeni sevgilisi ve adam, evin içinde eski sevgilisinin sesini duyarlar. İyi bir uyarlama olmuş. Merakla izleniyor. Orijinalinden farkı, bizim oyuncular biraz durgun. Not:3/4

Düğünden Sonra

After the Wedding

Susanne Bier, 2006, Danimarka

Klas yönetmenin bu yine iyi filminde, bir Danimarkalı adam, Hindistan’da bir yetimhane çalıştırmaktadır. Bir gün ona Danimarka’dan bir telefon gelir ve yetimhaneye yardım teklif edilir. Adam, Danimarka’ya gider, yardım teklifi için görüşür, ancak bu görüşme birçok ailevi gerçeği ortaya çıkarır. Aile olmak üzerine duyarlı, etkileyici bir film. Not:3/4

Kaos

Taviani kardeşler, 1984, İtalya

Yirminci yüzyıl başları, Sicilya. İtalyan usta yazar Pirandello’nun beş öyküsü. Beş etkileyici öykünün nefis bir sinema ile anlatımı. Sinema tarihinin en iyilerinden. Defalarca izlenir. Not:4/4

Yılanın Kucağında

Embrace of the Serpent, 2015, Kolombiya

Belgesele benzeyen bir dram. Amazon ormanları. Siyah beyaz film. Filmde bir yerli şaman var. Birbirinden kırk yıl arayla iki bilim adamı Amazonlara gelir, bilimsel amaçlarla, ilaç olabilecek bir bitki aramaktadırlar. Şaman yerli adam, ikisine rehberlik yapar. Beyaz adamın her yeri ele geçirmesi ile ilgili çarpıcı, sarsıcı bir film. Not:4/4

6 Ekim 2018 Cumartesi

Saplantı



L.J. Sellers

İnciraltı Yayınları

Saplantı, bir suç romanı.  Cinayet, gerilim, aksiyon, psikoloji, hepsi var. Sürükleyici, meraklı olduğu için heyecanla okunuyor.

Bir ufak şehirde bir yandan bombalamalar oluyor, bir sağlık kliniği bombalanıyor, diğer yandan ise ergen kızlar kayboluyor, ölüyor. Bu kızların birlikte gittiği bir kilise grubu var.

Sağlık merkezi çalışanları şehirdeki kadınlara, kızlara çocuk sahibi olma konularında yardım ediyor, anneliği ve doğum kontrolünü öğretiyor. Kliniğe yardım almak için çok insan geliyor ama genelde bunu açıkça dile getirmiyorlar, çekindikleri için.

Küçük şehirlerin kapalı hayatı, tutuculuğu, yetişkin insanların çocukları manipüle etmesi, çevre baskısının gizlice aşılması gibi konular etrafında dönen seri cinayetler.Tutkular ve inançlar insan yaşamı için her zaman tehlikeli oluyor.

Cinayet ve araştırması türlerini sevenlere.

Not:3/4

5 Ekim 2018 Cuma

Müzik Seçkisi 18



Rare Birds-Sympathy
The Rolling Stones-Angie
The Moody Blues-Melancholy Man
Yiruma-River Flows in You
Bee Gees-Holiday
Tuna Kiremitçi/Sena Şener-Birden Geldin Aklıma
The Four Aces-Love is a many Splendored Thing
Corpo Mente-Dorma
Instant Karma-We All Shine On
Christophe Willem-Sunny
Jacob Banks-Unknown
Soap and Skin-Me and the Devil
Julie Murphy-Black is the Colour
Julie Murphy-Kathleen
Silly Wizard-On the Banks of the Lee
Laura Smith-My Bonny
Juan Bastos-Loop Di Love
Alessia Cara-Scars To Your Beautiful
Damien Rice-Back To Her Man
Sam Smith-I'm Not the Only One

4 Ekim 2018 Perşembe

Papara



Papara yemek, bizim ailede ünlü bir söz. Fırçalama sözü. Paparayı yiyeceksin. Azar işiteceksin yani. Papara aslında bir yemek zaten. Bunu daha sonra öğrendim. Eski ekmek, yani bayat ekmek, ben böyle her şeye başka bir şey derim zaten, domatesle filan yapılan lezzetli bir yemekmiş.

Bu yemek çok kalın oldu, inceltelim de benim ünlü sözlerimden. Yani çok yoğun oldu, seyreltelim. Kalın sözcüğü de İngilizce’den tabisi. Onlar thick der yoğun yerine. Papara çok yedim, annemden en çok, bir de öğretmenlerden tabisi.

Biyoloji seviyordum. Bir gün anneme dedim ki, anne, insanın evrimi varmış ya, bak evrim şöyle. Ayı-erkek-köpek-kedi-kadın. Önce ayı yaratılmış, ona en benzeyen erkek, köpek erkekten türemiş, sonra kedi, evrimin en gelişmişi ise kadın işte. Sen ben gibiler. Annem çok kızdı, baban yani az mı gelişmiş dedi. Paparayı yemiştim.

Evde, dantel, örgü filan değil de aletlere ilgi duyuyordum. Asfalyalar, yani sigorta attığında, ütünün kablosundan tel çıkarıyordum, bunu birkaç defa yaptım, bir gün annem ütü yaptığında baktı ütü hiç uzanmıyor. O zaman babamın müzik setinin kablosuna taktım kafayı, asfalyalar için.

Deneyler yapardım. Pilleri açar, içine tuz ruhu koyardım, sonra tadına bakardım. Dudaklarım yanmıştı. Bir gün de okulda gümüş nitratı tattım pipetle. Her yerim yandı tabii. Bunlar hep papara getirirdi. Çamaşır makinesinin üstüne naylon örtü vardı, laylon. Örtüyü makinenin üstünde ters çevirip arka tarafını çakmakla yakardım. Hep yanık olurdu, sonra annem anlardı.

Yolda gördüğüm ezilmiş kurbağaları törenle bahçeye gömerdim. Bahçeden beyaz çiçekler koparıp mezarın başına koyardım. Müzik yapardım ağzımla. Mezarın başına da haç koyuyordum. Dizilerden öyle gördüğüm için. Annem, neden haç koydun derdi. Ya hep öyle değil mi diyordum. Annem, onlar Amerikalı da ondan diyordu. Yaa diyordum nasıl Amerikalı onlar, dizide Türkçe konuşuyorlar ya hep. Dublaj ya Türk sanıyordum.

3 Ekim 2018 Çarşamba

Kasırga



Kasırga uyarısı geldiğinde insanların tepkileri farklı oluyor. Doğal felaketlerde insanlar iki türe ayrılıyor. Hazırlıklılar ve zombiler.

Zombiler, büyük şehirlerde yaşayanlar. Bunlar fazla bir şey yapamaz. Büyük şehirlerde fazla bir şey yapılamaz zaten. Erzak depolama fazla olmaz. Bir felaket anında uzun süre yaşamak üzerine önlemler almaları zordur. Erzak, elektrik, su gibi yaşamsal gereksinimleri fazla depolayamazlar.

Hazırlıklılar ise, bunlara kısaca prepler diyebiliriz. Prepared sözcüğünden geliyor. Bu grup hazırlıklı oluyor. Genelde büyük şehirlerin dışında yaşarlar. Kırsal kesimde, köylerde, çiftliklerde, banliyölerde. Felakete hazırlıklıdırlar. Hayvanları da vardır yetiştirdikleri.

Erzakları boldur. Uzun yıllar depolarındaki erzakla yaşayabilirler. Jeneratörleri vardır. Suları vardır. Hiçbir yardıma ihtiyaçları olmadan en az on yıl bile yaşayabilirler.

Felaket anlarında genelde zombiler, ellerindeki bitince preplerin bölgelerine gidip onlardan yardım isterler. Durum zorlaştığında ise zombiler, preplere saldırmaya başlar.

1 Ekim 2018 Pazartesi

Ergen Jedi



Dün gece yine rüya gördüm. Yine sular vardı. Ama net değildi rüya. Yatakta değil de divanda uyumuştum. Hep yatakta uyurum ama dizi izlerken uyuyakalmışım. Derler ki, ilk kez uyuduğun bir yerde gördüğün rüya önemli oluyormuş.

Aşureyi seçerek yiyenler var. Buğdayını yiyorlar, fındık fıstıkını yiyorlar, ama mesela kayısı, üzümü filan bırakıyorlar. Sevdikleri şeyleri yiyorlar. Olmaz öyle. Yiyeceksin hepsini.

Burçak var arkadaşım, tıp okuyor. Erkeklerle arası iyi değil. Bir medyuma gitmiş. Medyum onun gözlerine bakmış. Senin içinde ruh var demiş. Sekiz yaşındayken bahçede oynarken toprakla, topraktan ruh girmiş içine. Çıkmamış, hep içinde duruyormuş. Medyum diyor ki, şimdi sana bir ayet yazacağım kağıda, sen bu kağıdı yiyip yutacaksın, o ruh çıkacak içinden, zaten kötü ruh da değil. Ondan sonra erkeklerle aran düzelecek, hatta evlenebileceksin. Burçak da yine adı Burçak olan bir erkek bulup onunla evlenmek istiyor. Ben de tamam dedim, Burçak tarlası olursunuz siz artık.

Et süt yemek iyi değilmiş bugünlerde. Şarbon varmış ya. Acaba diyorum, kendi sütümü kendim mi yapsam. Pirinç sütü mesela. İçine başka sebzeler de atarım. Süt gibi olur.

Öğrenciyken annem bana evde sıkıyönetim uygulardı. Okuldan gelince uyu, iyi beslen, planlı ders çalış diye. Ben de bundan kaçmak için, hadi baba beni işe götür derdim, işe giderken yolda mercimek çorbası içerdik, poğaça yerdik. Hafta sonları da yine evden kaçmak için babama, hadi beni maça götür derdim. Maçta köfte yemek için. İyi besleneceğim ya.

Sonra dedim, İngilizce ders vereyim. Lisede İngilizcem çok iyiydi. Nasıl öğrenci bulacağım? Babam gazeteye ilan verdi. Her düzeyde ders verilir diye. Nete versene demiştim. O da gazeteden bulmak daha kolay demişti. Bir öğrenci geldi eve, kapıyı çaldı. Otuz yaş civarında bir adam. Ben ise onaltı yaşındayım.

Annem de evde zaten. Adam büyük ya annem hiç hoşlanmadı. Adam da bana bir baktı, sanki küçümsedi gibi. Salona girdi, oturduk, annem çay ile kek getirdi. Ben önce adamın İngilizce seviyesini anlamak istedim. Tanımak için biraz sohbet edeyim dedim. Adam, caz dinliyormuş, Miles Davis. Babam da dinlerdi. Adam, felsefe seviyormuş. Miles Davis ve felsefe duyunca ben adamdan hemen soğudum. Miles Davis müziğini babamdan biliyordum, sinir bozucu, felsefe ise ay yani aman aman. Adama bir tek ders verdim. Devam etmedik. Adam ben küçüğüm diye beni gözü tutmamış olmalı. Annem de yaşı büyük diye çizdi adamın üstünü.

Felsefe ile hiç iyi anılarım yok zaten. Lisede okuturlardı. Erich Fromm, Sartre filan. Felsefe hocamız, bir gün sormuştu. Sezen Aksu’nun bir şarkısı var ya, bir kedim bile yok. Bu ne demektir yazın diye sordu sınavda. Tek soru. Ya ne bileyim ben, neden kedisi yok ki. Şimdi bu sınavdan ya yüz alırsın ya sıfır. Nerden yaklaşacaksın? Başka bir sınavda da şöyle sordu. Sahilde yürüyorsunuz, bir taş buldunuz. Taşın altını kaldırdınız. Ne olur? Böcek olur, kurt olur değil mi? Bu taşın altı ise boş. Neden boş? Tek soru yine. Ezber istemiyorum ben diyordu hoca, ezber olursa altında kurt olur, ezber değilse altı boş olur. Neden boştur? Allah Allah, nerden bileyim ben?

Halbuki, ben o zamanlar evde en çok çamaşır makinesini severdim. Çalışmasını. Annem çamaşır atınca, bir tabure alır otururdum makinenin karşısına. Kapağından çalışmasını izlerdim. Çamaşırlar dönerdi ya. Neler düşünürdüm acaba? Bu da çok felsefe doluydu bence. Herhalde dalıp gidiyor, belki çocukluğumda ne kadar mutlu olduğumu düşünüyordum, şimdi ergendim, mutlu olamazdım, ergenler mutlu olamazlar, bir ergen mutluysa psikolojisi bozuktur onun. Ya da belki çamaşırlar dönerken ben uzaya çıkıyor ve bir jedi oluyordum. Çamaşırdaki jedi.