10 Mayıs 2026 Pazar

APARTMAN KAPISI

 



Kapılar kapanmasın aralık kalsın. Zillere basılmadan girsin kuryeler. Adanın kuşları gelsin apartman merdivenlerine. 

Hatıralar canlansın basamaklarda. Yemek kokuları saçılsın. Beslenme çantalı çocuklar koşuştursun. Bahçedeki güllerin kokusu gelsin.

O aralık kapılardan çıkılsın yaşamın içine. Hep anı yaşamaktan hep güne bakmaktan hep an yaşanır hep güne bakılır sandık. Oysaki yaşanan hep minik anlar küçücük hatıralar. 

Komşu teyzenin seccadeye uzanan başı. Komşu amcanın org çalarken söylediği şarkı. Annesine çiçek getiren kız.

Bundan ötürü kapanmasın kapılar aralık kalsınlar. Sümüklü böceğin arkasından bıraktığı gibi parıltılar kalsın hayata.

5 Mayıs 2026 Salı

İSKELE BABASI


 


Daha dün gibi, görkemli bir törenle derin sulara bırakılmıştınız. O günden sıçrayan suların nemini hala üzerimde hissediyorum. Oysa ki aradan çok yıllar geçti. Kimsenin bir suçu yok. Bütün suç doğanın adaletinde.

İskeleyi ardınızda bıraktınız, dalgaların kalabalıklarına karıştınız. Haklısınız tabii, yaşam tatlı, gezmek tatlı. Ama işte bende hatıra da bıraktınız.

Ama kanmayın okyanusların görkemine. Koskoca gemiler de olsanız, dünyanın insanını da taşısanız, sizin de bağlanmanız lazım. Bağlanmadan tekrar hayata çıkamıyorsunuz. İskeleye gelip bağlanmadan sizin arkanızdan el sallanmaz, vedalar edilmez.

İşte iskelenin en gizemli ucunda, kenarda, soğukta, sıcakta, hırçın dalgalar dövse de gece gündüz, o gelen giden insanların hatırına direniyorum ben.

30 Nisan 2026 Perşembe

İSTANBUL

 




Galatasaray Lisesinin yanından kıvrılıp İstiklal’den Taksim’e doğru yürürken sesler gelmeye başladı. Başımı yukarı kaldırdım. Sular akıyor, binalardan sular akıyor.

Çiçek pasajı da ağlıyor. Çeşmeler açık bırakılmış gibi. Pencerelerden sular akıyor. Beyoğlu ağlıyor, İstiklal ağlıyor.

Tramvayın ön farlarından da oluk oluk su akıyor. Sordum tramvaya. Neden ağlıyorsun? İstanbula ağlıyorum hanım kızım dedi. Heykele sordum o da ağlıyordu İstanbula.

Bölgenin eskileri olan hanlar, pasajlar, şimdinin kalabalığına, kabalığına ağlıyor. Bütün ışıklarını yakmış İstanbul, tarihin içinden çıkıp gelen hüznüyle ağlıyor.

Tünel, Şişhane dile geldi, saatleri durdurun, yelkovanı, akrebi sökün, zaman dursun artık burda, dediler.

28 Nisan 2026 Salı

HAYATTAN KESİTLER

 




Yalnız yaşayan zor geçinen yaşlı tonton teyze mahalledeki kuaföre görünmemek için diğer sokaklardan alışverişe gidiyor ve dönüyordu. Bir gün dalgınlığı tuttu yakalandı kuaföre. Kuaför genç kız tonton teyzeye takılarak noldu teyzecim, uğramaz oldunuz, aramıza başkası mı girdi, yeni açmış bir kuaför daha var, yoksa artık ona mı gidiyorsunuz deyince, teyze de, yok öyle bir şey değil yavrum, kimle olacak, seni evdeki makasla aldatıyorum, deyiverdi.

…………………..

Genç kız sabah erken uyandı, pencereden baktı, ağaçtaki kargaları gördü, dans eden beyaz kelebekleri de, kuş cıvıltılarını dinledi. Yataktan kalkmak da ne zor diye düşündü. Kalkayım, pirinç maskesi yapayım, belki sonra yerim onu dedi ama bunun için de enerji lazım. Telefonun şarj aletinin ucunu eline aldı. Hadi hadi beni de şarj et dedi. Odam hayata döndürme odası olsun. Şimdi bak bu kargalar, kelebekler, kuşlar senin için geldiler buraya, şanslısın yani, demek ki başına güzel şeyler gelecek. Bugün de hayata dön sen en iyisi.

…………………….

Gece hırsız girmiş, bütün değerli eşyaları alıp götürmüş, uyandığımda elim sımsıkı kapalıydı, açtım baktım bir avuç sevgi, çok mutluyum, hırsız bunu unutmuş demek ki, bu noktadan yeniden başlanabilir, bir avuç sevgiden neler doğmaz ki!

………………………

23 Nisan 2026 Perşembe

KİTAPLAR ARASINDA

 




SON 10 SANİYE

Simon Kernick

Olimpos Yayınları, 359 sayfa

Gerilim, aksiyon romanı. Bir seri katil, bir polis, bir özel detektif. Seri katil yakalanır ancak ölümlerin hepsi ona ait değildir. Başka katiller de vardır. Türü sevenler için, birbirine benzeyen gerilim romanlarından biri. Not:2/4


DUL

Fiona Barton

Pegasus Yayınları, 374 sayfa

Çocuk kaçırma temalı gerilim. Bir psikopat, peşinde polis, bir de olayın peşindeki gazeteci kadın. Sürükleyici. Not:2/4


CEHENNEM DİSKOSU

Jean-Christophe Grange

Doğan Kitap, 405 sayfa

Grange’ın ilk dört beş romanından sonra yazdığı romanlarda heyecan ve gerilim iyice düşüyor AIDS, eşcinsel cinayetleri, katil kim temalı polisiye gerilim. İdare eder. Not:2/4






KÖKLERİMİZ MİRASIMIZDIR

Tuna Tüner

Destek Yayınları, 180 sayfa

Aile dizimi terapisini anlatan kitap, travmalarımızın aile bağlantılarını açıklıyor. İlgilenenler için. Not:2/4


RADLEY AİLESİ

Matt Haig

Domingo Yayınları, 340 sayfa

Haig de bir iki ilginç kitabından sonra yazacak konu bulamayanlardan olsa gerek. Bu kez de bir vampir ailesinin kaderini anlatmış. İdare eder. Not:2/4


ALTI HARFLİ BİR TATLI

Şermin Yaşar

Doğan Kitap, 248 sayfa

Tatlı dilli çocuk kitapları, çocuk öyküleri, yetişkin öyküleri ile tanınan yazarın az sayıdaki romanlarından biri. Yurdumuzda sık rastlanan durumları anlatıyor. Yalnız teyzeler, yalnız kadınlar. Çoluk çocuğu olan ama ilgi görmeyen yaşlı bir kadın ile anne özlemi çeken bir genç kadının arkadaşlığı. Yaşlı teyzeler, anneler, herkesle ilgilenirler ama onları kimse görmez ailelerinde. O zaten hep vardır, annedir, büyüktür, güçlüdür. Ayrıca, bazı genç kadınlar da tam tersi şekilde yalnızdır. Anne sevgisinden mahrum büyüyenler. Çocukluk travmaları olanlar. Bu biri yaşlı biri genç iki kadın bir araya gelip de birbirlerinin yaralarını sarmaya çalışırlarsa herhalde iyi olur. Olmayabilir de. İkisi de yaralı. İkisi de ilgiye muhtaç. Duygularını, anılarını paylaşabilirler. Hüzünlü roman. Not:3/4






BOZKIRIN EFENDİSİ

Murat Kınıkoğlu

Doğan Kitap, 556 sayfa

Yüzyıllar öncesi Türkleri anlatan kitap çok ilginç, çok da faydalı. Türklerin Orta Asya’daki yaşantısı, zor zamanları, Çinlilerin Türk boylarını hakimiyeti altına almaları, Türklerin zamanla özgürlük çabaları. Türk köyleri, savaşçılar, atlılar, gelenekler. 1300 yıl öncesinin Türklerinin gerçek yaşamı, gerçek olaylar ancak kurgulaştırılarak anlatılmış. Roman tarzında. Aynı zamanda kahramanlık öyküsü. Masal gibi. Okuması çok keyifli, meraklı. Not:4/4


SESSİZLİĞE HAYRANLIK

Abdulrazak Gurnah

İletişim Yayınları, 250 sayfa

Nobel ödüllü ve Svahili dili konuşan, Tanzanya’nın Zanzibar bölgesinden olan ama İngiltere’de okuyup profesör olan yazarın yaşantısı gibi dili de kültürü de karmaşık, zengin, farklı. Haliyle kültür çatışmaları, göçmenlik, dışlanma, siyaset gibi konuları işliyor.

Bu romanında da anlaşılan kendisini anlatıyor. İngiltereye geliyor, eğitim alıyor, bir İngiliz kız ile evleniyor, kızın ailesi ile kolay anlaşamıyor, Sonuçta kültürü de, rengi de farklı. Ülkesine gidiyor ailesini ziyarete, ülkesi İngiltere gibi değil, çalkantılı. Kendi ailesine de yabancı. Geçmişini, ailesini anlatıyor, günümüzü İngiliz ailesini de anlatıyor. Güçlü bir dil. Not:3/4


CORDOBA’NIN BEYAZ GÜVERCİNİ

Dina Rubina

Alfa Yayınları, 660 sayfa

Özbekistan doğumlu, Rusça yazan bir İsrailli yazar. Romanı da herhalde bu nedenle, Rusyada, İsrailde, Avrupada, farklı şehirlerde geçiyor.

Farklı ülkeler, kültürler olduğu için, siyaset, din gibi konular olsa da temel konu, sanat, resim sanatı, müzeler, resim alım satımı, eser kopyalama, sanat sahtekarlığı. Resimden iyi anlayan, üniversite eğitimli bir sanat danışmanı, aydın bir insan roman kahramanı. Danışmanlık yaparken bir yandan da resimlerin birebir aynısını yapıp satıyor. Ancak başı belaya da giriyor. Diğer yandan da bu adamın geçmişini de öğreniyoruz. Sürükleyici, destan gibi bir dil, dram ve roman. Not:4/4