12 Ağustos 2022 Cuma

İZMİR KÖFTE

 




İzmir Köfte veya salçalı köfte. Köfteler yassı olacak, özelliği bu, elips gibi, ince uzun.

250 gram kıyma

Yarım çay bardağı galeta unu (kuru ekmek yerine)

1 küçük soğan

Tuz karabiber kekik kimyon

Kıyma, rendelenmiş soğan, baharatlar, galeta unu, 5 dakika yoğur, harmanla, top gibi olsun, yuvarlak.

Domates, sarımsak, kekik, yağ, domates sosu, pişir.

Köfteleri tabağa koy. Üstüne sosu dök.

Restoranlarda yani tencerede salça ile pişiriyorlar. Sulu oluyor. Öyle de olur, böyle üstüne de dökülebilir.

Hatta yanına patates kızartılabilir, biber de olabilir, hatta patlıcan da. Sosu üstüne dökünce yani.

Yanına erişteli pilav iyi gider. Salata da, marul, maydanoz filan.





11 Ağustos 2022 Perşembe

ESKİ GÜNLER


 



Banyodan sonra hemen su içilmez. Zararlı. Anneannem sıkı sıkı tembihler. Bir kere içmiştim. İçim irkildi. Ayakta su içilmez, miden sarkar. Su içerken insan başını tutmalı. Anneannemin öğütleri.

Okuldayken, bol bol okulda olayım eğleneyim diye, temizlik kolu, Kızılay kolu filan bütün her şeye giriyordum. Temizlik kolu olunca okula erken gidiliyordu. Sınıf başkanı olduğumda, öğrenciler sınıfa girmezse çekip sınıfa sokuyordum onları, dört oğlanı giysilerinden tutup sokmuştum. Öğretmenin elinde ucu topuzlu sopa vardı. Ellerimize vururdu bazen.

Sınıfta hep dans ederdik. Sürekli bir koreografi çalışması olurdu. Durmadan hocalarla alay ederdik. Bu hoca spastik, acaba genetik mi kalıtsal mı?, gibi.

Evin girişinde su saatlerinin olduğu dolap gibi bir şey vardı. Bir gün, annem su saatine bak demişti de dolabın metal kapağını açınca birden bir dolu pire çıkmıştı, havaya uçmuştu. Yani, pireymiş onlar. Filmlerde görüp de küvette suyun altına girip ölü taklidi yapıyordum anneme.

Solucanları, kurbağaları öldürüp cenaze töreni düzenliyordum. Annecim normal değil mi işte bizim ev perili derdim.

Anneannem şindik der şimdik de der şimdi yani. Küçük yerine güccülük der, ufaklık yani, küçükcük gibi.

Her zaman hayalperest oldum. Zombi komşusu olan bir vampir olayım, ikimiz birlikte psikoloğa gidelim, marketlerde bile var artık psikolog, sonra parkta buluşup çekirdek çitleyelim.

10 Ağustos 2022 Çarşamba

KELİME OYUNU 89




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Beş kelime veriyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu bir öykü şiir deneme benzeri yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Bilinçaltı/Yıldız/Karanlık/Çimen/Mavi

VAİNA 9

Lua Fria...

Bilinçaltı aleminde unutmuş olduğu ismi onun dudaklarının arasından dökülünce yüreğine çocuk sevinci gibi bir his bahşedilmiş gibi olmuştu. Aklı o kadar karışıktı ki neyin rüya neyin gerçek olduğunu anlayamaz durumdaydı. Tam da buna uygun olarak şimdi ikisi de bilinçaltının daha da derinlerine doğru sürükleniyor ve içine düştükleri selden çıkamıyorlardı. Yıldız ışığından bir nehre kapılmış tam tutunacak bir yer buldum derken tekrar ve tekrar uçurumlardan düşer olmuşlardı. Ingrid defalarca ona aklını toparlaması gerektiğini söylediyse de sesi artık ona ulaşamıyor gibiydi. Böyle giderse sonsuza dek kaybolabilirlerdi.

Ingrid burada neden kanatlarını çağırıp kullanamadığını bilemiyordu. Sanki bütün gücü sınırlandırılmış ve elinden alınmış gibiydi. “Aklından ne geçiyor senin? Kendine gel!” diye defalarca bağırıp suyun içinde aralarında açılan mesafeyi aşmaya çalıştı. Rengarenk çizgilerden oluşan ve boya kalemiyle yapılmış gibi görünen devasa uçan balıklar üzerlerinden geçerken bazen kuyruklarıyla onlara vurup yıldız suyunun içine batmalarına neden oluyordu. Belki balıklardan birinin kuyruğunu yakalayabilse bu akıntıdan kurtulmalarını sağlayabilirdi. Bunun için birkaç deneme yaptıysa da hiçbirinde başarılı olamadı. Son bir kez daha denerken yine akıntıyla beraber bir uçuruma sürüklendiler. Bu kez düşüşleri o kadar uzun sürdü ki bir an için temas edebilecekleri hiçbir yüzey kalmadığını düşündü. Fakat şiddetli bir şekilde parıltılı mavi çimenlerle kaplı bir yere çarparak en sonunda durmayı başardı. Kendini toparlayıp etrafına bakındı. Lua hiçbir yerde görünmüyordu. En sonunda korktuğu gibi tamamen kayıp olduğunu düşündü. Bu kötü çok çok kötü bir durumdu. Onu bulmak için karanlıkta epey dolaştıktan sonra her şeyin daha da karışmasını asla beklememişti.

Sonsuz bir karanlığın içinde mavi çimenler nerden geldiği belli olmayan loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Sonra bunun Lua’nın alnına taktığı hilal yüzünden olduğunu anladı. Çünkü bütün bu karanlığın içinde sadece Ingrid’in olduğu alan aydınlanıyordu. Böylece sakin kalmayı başarıp etrafta Lua’yı aramaya başladı. Bütün güçlerinden yoksun kalmak onun için yeni ve ürkütücü bir durumdu. İnsanların böyle yaşarken nasıl olduklarını ilk kez tecrübe edebiliyordu. Bu çok çok tuhaftı. Ona seslenerek karanlığın içinde koşmaya başladı. Koşarken çimenlerin arasında saklanmış olan mavi ateş böcekleri uçuşup etrafa dağılıyordu.

Lua yolunu aydınlatarak yanında zıplaya zıplaya yürüyen ve bebek olduğuna inandığı beş köşeli bir yıldızı takip ediyordu. Az önceki düşüşü hakkında hiçbir şeyi hatırlamıyordu. Bilinçaltı onu derinlere sürükledikçe geldiği yeri ve neredeyse kim olduğunu bile unutmaya başlamıştı. Burada kalmak huzurlu bir seçim gibi geliyordu. Hayal ettiği şeyler bir şekilde canlanıp ona eşlik ediyordu ve böylesine sihir dolu bir yerden uzaklaşma fikri pek hoş değil gibiydi. Ingrid’in nereye kaybolduğunu merak etti. Onun için endişeleniyordu ama içten içe onun iyi olduğunu da biliyordu. Kötü durumda olsa bir şekilde bunu hissedeceğini düşünüyordu. Zaten Lua’ya göre Ingrid onun hayal ürünüydü. Biraz ararsa onu yine bulacağından emindi. Bebek yıldız hiç konuşmadan ama garip sesler çıkararak atlayıp zıplayarak ve arada bir onu elinden tutup çekiştirerek mavi çimenlerle dolu bomboş karanlıkta ilerletiyordu. Çok geçmeden etrafında daha önce hiçbir yerde görmediği ışıl ışıl kuşlar uçuşmaya başladı. Bebek yıldız arada bir bunlardan birini yakalayıp yiyordu. Başta bunu korkunç bulsa da sonra umursamayı bıraktı. Artık yıldız yağmuru yoktu. Gökte ne yıldız ne de ay vardı. Bebek yıldız ona eşlik ettiği için etrafı görebiliyordu. Bu şekilde ilerlerken çok da uzak olmayan bir noktada gökyüzüne doğru ince bir tül gibi yükselen belli belirsiz bir ışık sütununu fark etti. Bebek yıldız da bunu görmüş ve heyecanlanmıştı. İkisi de oraya doğru koşmaya başladılar.


9 Ağustos 2022 Salı

SICAK ANILAR

 




Sıcakta yaz akşamlarında balkonlarda damlarda uyuyanlar oluyormuş, ne güzel, şehirde balkonda uyumak çok da keyifli olmuyor. Yıldızlar zor gözüküyor, binalardan dolayı. Belki de kırlık yerde damda uyusam, korkarım, beş yıldızlı otelde uyunabiliyor ama, şezlongda.

Daha küçükken Ankara-İzmir otobüsünde, annem, dayım, teyzem, yolculuk yaparken, Köseoğlu Turizm ile, yazın, yaz tatilinde, gece, yolda önümüzde bir portakal kamyonu devrilmişti. Yolcular dışarı çıkıp yere battaniye serdiler. Çok uzun bekledik. Annem beni de dışarı çıkarttı, birinin battaniyesinde yere koydu, dayım teyzem sigara içmeye gittiler.

Karanlıktı, serindi hava ama asfaltın sıcağı battaniyeye geçiyordu. Uzanıp öyle izlemiştim etrafı. Kocaman ay vardı, dolunay. Birisi bana bir şey vermişti. Çikolata kaplı çubuk kraker. İçinde de çikolata dolgusu vardı. Çocuğum ya utanmıştım alırken. Onlar sanırım üniversite yaşındaydı.

Sıcakta sanki nefes alamıyormuş gibi oluyor insan. Yani nefes alınıyor tabii de nefeste oksijen yokmuş gibi. İçinde oksijen olmayan nefes alıyoruz şehirde. Oksijen turizmi olarak ormana veya sahile gitmeli. Hani suya doyamamak gibi nefese doyamamak.

Yani sanki yangın var gibi sıcak. Şapka bile olsa güneş çarpabilir. Rüzgar da sanki fön makinası gibi esiyor. Anneannemin dikiş makinasının basamak yerine oturur oynardım küçükken, salıncak gibi gelirdi. Masa gibi yerin içinden makine çıkardı. Zenith.

Dün gece rüyamda, ekşi yiyemiyorum diye tatlı erik icat ettim. Bir ağaca dal aşıladım. Dal takıyorsun ağaca. Meyvesi oluyor. Onu yapmaya çalıştım. Olmuştur inşallah. Bir dahaki rüyamda yerim artık.

8 Ağustos 2022 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 155



Ağaç Ev sohbetlerimiz devam ediyor. Haftanın konusu benden.

"Şehirlerde trafik yükünü azaltmanın yollatı neler olabilir?"

Ne olabilir? İnsanların evden işe, okula, alışverişe gitme gereksinimleri azaltılırsa trafikteki araç sayısı azalmış olur.

Genel olarak dünya çapında bir sorun bu. Ancak, Avrupa'da pek sorun değil. A.B.D.'de çok büyük şehirlerde sorun. Los Angeles gibi.

Yollardaki araç sayısı miktarı ve onların neden olduğu kirlilik nedeniyle tarifk yükü bir sorun. Trafik sorunu özellikle bizim gibi ülkelerde önemli, bireylerin okula işe alışverişe genellikle tek başına gitmeleri açısından. Özellikle sabah akşam iş çıkışı saatlerinde bunu deneyimliyoruz, her arabada genelde bir kişi oluyor. Arabadan bisiklete henüz geçemedik millet olarak.

Evden çalışma olanakları arttıkça, ülkemizde, sürekli evden çıkmak gerekmeyecek ulaşım için. Bilgi teknolojisi geliştikçe çevrimiçi çalışma artacak, uzaktan eğitim de, uzaktan alışveriş de.

Teknolojiye erişim kolaylaştıkça ve evden çalışma olanakları arttıkça trafik azalabilir ama yine de bunu herkes istemeyebilir, herkes evden çalışmak istemeyebilir. Seçme özgürlüğü var, ayrıca herkes daha az sosyal iletişimi kabul etmeyebilir. Çünkü bu durum da büyük sosyal etki yaratabilir.

Yani, bu da kusursuz bir çözüm değil. Kamu taşımacılığı desteklenmeli, artmalı. Özellikle Avrupa'da olduğu gibi otobüsler ve tramvaylar, metrolar sessiz olmalı. Bizdeki otobüsler ve metrolar çok gürültülü. Rayların sürtünme sorunu var.

Şehir merkezlerinde özel taşıt sayısı kısıtlanmalı. Özel taşıt girmemeli meydanlara. Kamu taşımacılığında hava trenleri tramvayları alternatif olabilr, yollardaki kilitlenmeyi çözmek için.

Zamanı olan ve isteyen herkes yapsın işte!