Vaina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vaina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2024 Perşembe

KELİME OYUNU 123



Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Beş kelime seçiyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Ateş/Zihin/Şaşkın/Tokat/Cılız

Vaina öyküsü devam ediyor. Eski bölümler yanda Vaina başlığında.


VAİNA 41

Kişiler: Vaina, Vaâll, Rauba Rahula, Şifacı, Thara, Dokhair, Lua, Ingrid, Kral Suava, Doktor Vinkmarch, Armonile, Xuhmao


Bir süredir ateşte kaynamakta olan şifalı otlardan yapılmış ilacın kokusu ejderha kömüründen yapılmış tütsünün kokusuyla harmanlanmış halde odayı sarmıştı. Doktorlar çeşitli akupunktur kombinasyınları ile birlikte türlü ilaçları kralı uyandırmak için deniyorlardı. İlaçlara ve akupunktura ara verdikleri zaman şifa gücü olan dualar okunurken bedenin çi noktalarına enerji yükleyen masajlar yapmayı deniyorlardı. Doktorlar dışında kimse odaya giremiyor yalnızca aralık duran kapıdan göz atabiliyorlardı. Dokhair kral Suava’nın nabzını kontrol ediyor gibi görünürken aslında tıpkı Thara’nın Rauba’ya ulaşmaya çalıştığı gibi kralın zihnine sızıp neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Böylece bedeni sabit bir şekilde durup nabız dinliyor gibi görünse de ruhani ve zihinsel olarak bambaşka bir yere gitmiş haldeydi. Bir süredir içinde bulunduğu odada olan biteni işitmiyor, hissetmiyor ve tümüyle orada olduğunu unutuyordu. Vinkmarch ise onun aslında ne yaptığı fark edilmesin diye tetikte olurken Vaâll’in adamları odaya girmeye çalışmasın ve durumu anlamasınlar diye üstüne düşeni yapmaya çalışıyordu. Dokhair iyice odaklandığında ve kendini fiziksel dünyadan soyutladığında gözlerini kupkuru bir çöl manzarasına açtı.

Durgun havada yakıcı güneşin altında ne bir ses ne de kımıldayan bir şey vardı. Sessizlik o kadar yoğundu ki kulaklarında tuhaf bir rahatsızlık bırakıyordu. Etrafa göz atarken çok da uzak olmayan bir noktada kızgın kumların üzerinde sırtı dönük halde oturmuş birini fark etti. Dikkatli bakınca bunun kral Suava olduğu açıktı. Kıpırtısız şekilde otururken bir eliyle önündeki kumları kavramış yarı eğilmiş haldeydi. Diğer kolunu dizine dayamış elini hafifçe kendine doğru çevirmiş ve avcunun içinde bir şey tutuyordu. Dokhair ona yaklaşıp önüne doğru geçti ve onu daha iyi görmeye çalıştı. Ardından saygısını belirtmek için önce diz çöküp selamladı sonra hiç tepki vermemesi karşısında şaşkın ve temkinli halde birkaç kez seslendi. “Kralım.. Kral Suava.. ben Dokhair…”

Kral Suava epey uzun bir süre tepkisiz kaldıktan sonra omzuna dokunulmasıyla nihayet onu fark edip başını yavaşça kaldırdı. Gözleri bir delinin gözleri gibiydi. Yüzünde çaresizlik ve korku asılı kalmış bununla birlikte ifadesine olanları artık değiştirmenin mümkün olmadığını anlayan bir kabulleniş ile pişmanlık karışmıştı. “O gitti..” dedikten sonra kesik bir nefes alıp “Karşı koyamadım… çok güçlüydü.. Onu çaldı benden..” diye açıklamaya çalıştı. Konuştukça deliliği hareketlerine yansıyor gözleri boş bir noktaya dalıp bir şeylerin hatırasında gezinirken saldırganlaşmaya başlıyordu. En sonunda kumları yumruklayıp Dokhair’e de saldırmış ve çığlık atmaya başlamıştı. Dokhair onu sakinleştirmek için tutup sarsmış ama işe yaramayınca kendine gelmesi için bir tokat indirmişti. Bu işe yaramıştı. Aynı anda da güneşli kızgın gün yerini mavi ay ışığı altında buz gibi bir çöl gecesine bırakmıştı. Dokhair neler olduğunu tekrar sordu ve bu kez düzgün bir cevap alabilmeyi umdu. Kral Suava başından beri avcunda sakladığı nesneyi uzattı. Bu bir septa ventumdu ancak içi boş cam bir küre halini almıştı. Kralın septa ventumu kraliyet soyunda asırlar boyu aktarılmış ve birikmiş bir güç barındırıyordu ve ondan da bir sonraki veliahta aktarılması bekleniyordu ancak şimdi ondan birisi tarafından çalınmıştı. Bu hem güçlerinin hem de yaşam enerjisinin çalınması demekti. Dokhair “Bunu kim yaptı?” diye öfkeyle sordu. Ancak Suava “Ne önemi var? Artık benim için her şey bitti.” diye yanıtladı. Zamanı neredeyse tükeniyordu ve bu yüzden geriye kalan hiçbir şey umurunda değildi. Ancak Dokhair onu sarsıp kendine getirdi. “Eğer yapanı bulabilirsem, ve vaktinde dönebilirsem onu geri almanızı sağlayabilirim. Kimin yaptığını söyleyin!” diye bağırdı. Suava vakit kalmadığını düşünse de içinde yeşeren umutla iki isim verdi. “Vaâll.. ancak kendisi için almadı.. Onu Vaina’ya iletecek..”

Dokhair vaktinde geri dönmek için elinden geleni yapacağına söz verirken uzaklardan bir fısıltı işitti. Bu Thara’nın sesiydi. Sesi cılız ve neredeyse duyulmayacak haldeydi ve zar sor duyabildiği bir iki kelime oldu “Dokhair.. yardım et..” Dokhair ona seslenmeye çalışsa da tekrar bir cevap alamadı. Her neredeyse onu hemen bulması gerekiyordu. Bu yüzden bir an önce harekete geçmek için kral ile şimdilik vedalaşıp kendi benliğine geri dönüş yaptı ve gözlerini açar açmaz oturduğu yerden bir hışım kalkıp kendini odadan dışarıya attı. Kimseye açıklama yapacak vakti yoktu. Ancak peşinden onu takip eden ve neler öğrendiğini merak eden arkadaşına peşlerinde başka birinin olmadığından emin olduktan sonra her şeyi hızlıca anlattı. Böylece Dokhair Thara ve Vaâll’i aramak için saraydan ayrılırken Vinkmarch da doktorların yanına dönüp Usta Ymir ile konuştu ve kralın durumunu açıkladı. Usta Ymir durumu kraliçe ile paylaşmaları ve güvenilir dostlardan yardım bulmaları gerektiğine karar verdi. Ancak bunu oldukça temkinli yapmaları gerekiyordu yoksa her şeyin gittikçe daha kötü bir hal alması kaçınılmaz olacaktı.

Not: Septa Ventumu (Yaşam Enerjisi/Büyü Gücü)

23 Aralık 2023 Cumartesi

KELİME OYUNU 122




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Beş kelime seçiyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Uyku/Parıltı/Işık/Enerji/Aile


VAİNA 40

Thara acı içinde “Rauba!” diye fısıldadı. Gücü konuşmasına bile yetmiyordu. Ancak büyük ustaya seslenip onu hapsedildiği derin uykudan kurtarmayı ummaktan başka çaresi de yoktu. Ona saldıran şeyin Vaina’nın suretine bürünmüş bir çeşit büyü veya ruhundan yaratılmış bir canavar olduğunu düşünmüştü. Ancak böylesine basit numaralardan biri olsa Thara onları alt edebilirdi. Bu daha güçlü daha karanlık ve yoğun bir güçtü. Soluğu kesilip artık hareketsiz kaldığında sonunda onun gerçekten de Vaina’nın kendisi olduğunu anladı. Bu şeytani cadıyla Rauba’nın zihninde karşılaşmayı hiç beklemiyordu. Bu nasıl mümkün olabilirdi aklı almamıştı. Demek ki Rauba baştan beri bu yüzden hasta görünmüştü ve aslında hiç uyanmamıştı. Neredeyse sonsuz bir uykuya dalmak üzereyken karanlığın içinde bir şey parıldadı. Bir hayal gördüğünü sansa da kalp atışı hızında ikinci bir parıltı daha ona göz kırptı. Sonra parıltı öyle bir hızla uzaklardan üzerlerine doğru uçtu ki ne olduğunu anlamak oldukça zor oldu.

Thara’yı yakalamış olan Vaina bunu ancak hızla üzerine gelip ona saldırdıktan sonra fark edebilmişti. Rauba kendisine yaraşır şekilde ışıklara sarınmış bir halde tüm gücü ile cadıyı geri püskürtmüş ve ona saldırmaya devam ediyordu. Thara hızla kendine gelip toparlanırken olanları anlamlandırmaya çalışıyordu. Rauba ona seslendiğini duymuş olmalı ve sonunda uyanmış olmalıydı. Thara ona yardım etmek için ileri atılacağı sırada Rauba “Git buradan!” diye bağırdı. “Onu çok fazla tutamam. Benden umduğun kadar güçlü değilim çoktan ele geçirildim. Git ve Ingrid’i bul o benden sonra seçilen kişi.. Bu işi o bitirmeli!” diye ekledi. Vaina’yı tutmaya çalışırken bir elini Thara’ya doğru uzattı ve avcunun içinden altın renkli bir ışık küresi uçup Thara’ya uçup geldi. Bu büyük ustanın gücünü ve yaşam enerjisini barındıran septa ventumuydu. “Bunu ona ver ve hemen buradan git!” diye tekrar bağırdı. Thara bunu alırsa Rauba artık yaşayamayacaktı. Bunu yapamayacağını söyleyecekken Rauba “Bunu Vaina’nın almasını göze alamayız.” diye açıkladı.

Bedeni ve zihni çoktan işgal edilmişti ve kurtulmanın her yolunu denediyse de başarılı olamamıştı. Gücünü Vaina’nın ele geçirmesine izin veremezdi. Başka çaresi yoktu. Thara septa ventumu aldı ancak yine de ona yardım etmeyi ve Vaina ile savaşmayı istiyordu. Rauba elbette onun niyetini anlamıştı bu yüzden hiç vakit kaybetmeden onu zihninden dışarı kovdu. Böylece Thara kendi zihnine dönerken Rauba’nın septa ventumu da onunla gitti. Thara gözlerini açarken çevresini sarmış olan enerji duvarı da kayboldu ve o sırada ailesi ile savaşan Vaâll’i fark etti. Vaâll de onun uyanmış olduğunu fark etti ve üçüyle aynı anda baş edemeyeceği için üzerlerine geriye kalan adamlarını gönderip kaçtı. Adamlarla babasının tek başına baş edebileceğini gören Thara Vaâll’in peşinden gitti. Rauba’yı bu kadar etki altına alıp alt edebiliyorsa Vaina şehirde bir yerlerde gizleniyor olmalıydı ve yerini Vaâll’in bildiğinden emindi. Onu yakalamak zorundaydı. Böylece karanlık ve dehşet verici ormanın içinde gözden kayboldular.


Not: Septa Ventumu (Yaşam Enerjisi/Büyü Gücü)

1 Kasım 2023 Çarşamba

KELİME OYUNU 121





Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Beş kelime seçiyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Antik/Minik/Sarmaşık/Evlilik/Ruh


VAİNA 39

Kişiler: Vaina, Vaâll, Rauba Rahula, Şifacı, Thara, Dokhair, Lua, Ingrid, Kral Suava, Doktor Vinkmarch, Armonile, Xuhmao


Doğa Tapınağı adına yaraşır şekilde doğa ile iç içeydi. Saraya ait olan ormanın içinde antik mimarilere uygun bir yapı olarak inşa edilmiş ve tepe noktasında dairesel pencerelere sahip kubbelerle donatılmıştı. Kubbe pencerelerinden içeri öğle vakitlerinde gün ışığı altın bir şelale gibi süzülürken tam altlarında yer alan havuzlarda parıltılar saçardı. Güneşin açısı değiştikçe saat sekiz, on, iki ve dörtte tam dört kez olacak şekilde içeride yansıyarak dolaşmasını sağlayan ve zamanı hatırlatan aynalar aynı zamanda mevsime göre de belirli bir düzende yer değiştirebiliyordu. Yer değişmelerini sağlayan mekanizma artık içeride de bir orman varmış gibi görünen bitki topluluğu yüzünden fark edilmiyordu bile. Taş zeminde belirsiz aralıklarda ve düzende oluşturulmuş kanallardan temiz ve şırıl şırıl bir su akıyordu. Yine kubbelerdeki dairesel pencerelerden damlalar halinde bir yağmuru anımsatacak şekilde akan sular havuzları besliyordu. Yağmursuz havada bunun ne tür bir ustalık ürünü olduğunu anlamak zordu. Etrafta akan suyun sesi ve bitkilerin arasına yuvalanmış kuşların minik şakımaları nedeniyle bir binanın içinde olduğunu hissetmek güçtü.

Rauba mihrap görevi gören sarmaşık gövdeli ve mor çiçekli iki ağacın arasında duran taş bir platformda turuncu bir minder üzerinde meditasyon için bağdaş kurmuş halde gözleri kapalı oturuyordu. Thara ve ailesi kapı görevlilerinin izin vermesini bekledikten sonra içeriye girmiş ve özenle hazırladıkları tütsüleri yakıp narteksin ortasındaki sunağa bıraktıktan sonra Rauba’nın karşısına gelinceye dek içeride ağır adımlarla ilerlemişlerdi. Normal şartlarda bu törende gelin adayının ailesi ve Rauba dışında kimse olmamalıydı ancak şu anki şartlarda iki şifacı Rauba’ya hemen ulaşabilecekleri bir mesafede beklerken aynı zamanda orada ne amaçla durdukları belirsiz iki muhafız diğer köşede duruyordu. Thara şifacıların gerçekten Rauba için burada olduğunu düşünse de muhafızların Vaâll’in maşası olduğu su götürmezdi. Üçü de Rauba’ya saygılarını sunduktan sonra onun karşısında kendileri için hazırlanmış olan minderlere otururken Thara kuşku ile Rauba’nın hala açılmamış olan gözlerine bakıp zihninde ne tür düşünceler olduğunu anlamaya çalıştı. Babası geleneksel birkaç cümle sarf ettikten sonra nihayet Rauba’nın gelin adayı için iyi dileklerde bulunması ve evliliği kutsaması için cevap vermesini beklemişti. Ancak bu bekleyiş epey uzun sürdü. Ortama tedirgin edici bir sessizlik çökmüştü. Akşam güneşi de gittikçe kararırken kuşlar bile sessizleşmişti. Armonile tedirgin bir halde Thara ile göz göze gelmeye çalışırken aralarında oturan eşi saygısızlık etmelerinden korktuğu için küçük bir öksürük ile onu uyardı.

Thara bu konuda Dokhair kadar yetenekli olmasa da Rauba’nın zihnine düşüncelerine ve anılarına ulaşmaya çalışıyordu. Ancak hiç karşılaşmadığı bir biçimde onu engelleyen dışarıda tutan ve bunu yaparken acı çekmesine neden olan bir şey vardı. Ulaşmaya çalıştığı zihin tanıdığı herkesten bin kat daha güçlü birine ait olduğu için mi böyle oluyordu yoksa bunda da başka bir iş mi vardı emin olamıyordu. Derken beklenmedik bir anda Rauba gözlerini açtı. Şaşkınlıkla dikkati dağılınca Thara sanki çarpılmış gibi bir etkiyle nefes nefese zihin saldırısını geri çekti. Duruşunu bozmamaya ve dikkat çekmemeye çalışsa da alnından birkaç damla ter süzüldüğü görülüyordu. Rauba donuk gözlerle ve ezberlenmiş birkaç cümle ile Thara’yı kutsayıp iyi dileklerde bulundu. Sıra Thara’nın onun yanına gidip bileğinin içine dokunulmasıyla bir mühür kazanmasındaydı. Bu mühür bileğinin içinde herkesin göremediği ancak evlilik onayı aldığı ve ruhlar dünyasında kutsanmış biri olduğu anlamına gelen bir çeşit işaretti. Yeni kuracağı aileye şans getirmesi beklenirdi. Thara Rauba’ya dokunduğu anda onu engelleyen duvarları aşıp zihnine daha kolay erişebileceğini düşünüyordu. Tam ayağa kalkıp platforma yaklaşacağı sırada korumalar öne çıkarak onu durdurdu. “Ne yazık ki tören burada sona ermeli.” dediklerinde Thara henüz mührü almadığı için itiraz etti. Bu şekilde buradan ayrılamazdı. Ancak devam etmesine izin vermedikleri gibi şifacılar da sarmaşık ağaçların gövdelerinin bir koza gibi örülüp Rauba’yı saklamasını sağlamışlardı. “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz tören bu şekilde bitemez!” diye engelleri aşmaya çalışan Thara korumaların silahlarını çekmeye hazır görünmesinden endişe eden babası tarafından geri çekiliyordu. Babası “Nasılsa kolunda onun olup olmadığını görebilecek pek kimse yok bu işi daha sonra hallederiz şimdi buradan gitsek iyi olur.” diyordu. Thara tören için izni Vaâll’in kendisinden aldıklarını ve bu şekilde müdahale edemeyeceklerini söyleyerek bir kez daha diretse de şifacılardan biri de “Büyük Usta’ya kimsenin dokunmaması gerektiği de Efendi Vaâll’in emri ve o iyileşmeden bu kadar bile yaklaşmanıza dua etmelisiniz.” diye karşılık verdi.

Thara sırf evlilik merakından buraya gelmiş saf bir kız olsa Vaâll’in lütfu karşısında minnettar olabilirdi ancak işler öyle değildi. Burada neler olduğunu öğrenmeden ayrılmayacaktı. Annesine şifacıları işaret ettikten sonra kendisi tıpkı Ingrid gibi savaşçılara özgü gizli kanatlarını açığa çıkarttı ve korumalara saldırdı. Olabildiğince hızlı şekilde kimse duymadan onları etkisiz hale getirmeyi umuyordu. Kızının ve karısının anlamsız ve ani biçimde akıllarını kaçırmış olduklarından emin şekilde ne yapması gerektiğini bilemeyen Xuhmao onların zarar görmesini göze alamadığı için ikisine de yardım etmekten başka çare görememişti. Ancak bu işin sonunda üçünün de sürgün edilmekten daha beter bir şeyle karşı karşıya kalacaklarından dehşet şekilde korku duyuyordu. Nihayet hepsini alt ettiklerinde öfkeyle Thara’nın üzerine yürüdü ve “Sen aklını mı kaçırdın! Ailemizi nasıl bir duruma soktuğunun farkında mısın?” diye tüm gücü ile bağırdı. Bağırmaktan fazlasını yapacağı sırada Armonile araya girdi ve bir kez olsun onları dinlemesini istedi. Bu sırada vakit kaybetmeyi göze alamadığı için Thara Rauba’nın içinde bulunduğu kozaya doğru adım atmaya başlamıştı bile. Armonile olanları açıklamaya çalışırken Xuhmao kızına nereye gittiğini sandığını soran öfkeli cümleler sarf edip duruyordu. Kocasının mantığına ulaşamadığını anlayan kadın en sonunda dayanamayıp daha çok kendi elinin acımasına neden olan zayıf bir tokat indirdi. Adam şok olmuş bir halde donup kalmıştı. Karısının daha önce böyle bir şeye kalkışmak bir yana dursun sesini yükselttiğini bile hatırlamıyordu. Nihayet dikkatini çektiğini görünce Armonile her şeyi ona açıklamaya çalıştı.

Bu arada Thara bir el hareketiyle bitkilere yolundan çekilmelerini söylemiş ve koza oluştuğu gibi hızlıca geri açılmıştı. Rauba yine oturduğu yerde gözleri kapalı duruyordu. Ona uzanıp bileğinden tuttuğu anda acıyla yerde kıvranmaya başladı. Elini geri çekemiyor ve ne olduğunu anlamıyordu. İlk başta tek yapabildiği nefes almaya çalışmak oldu. Rauba’nın zihnine ulaşmasını engelleyen duvarların sebebi her neyse oldukça saldırgandı. Etraflarında bir güç duvarı oluşmuş ve ailesinin de ona yardım etmek için yaklaşmasını engellemişti. Armonile kızının acı içinde kıvrandığını görünce ona bir şey olmasından korkarak çılgına dönmüştü. Güç duvarına saldırıp duruyor ama kızını korumak için ona yaklaşamıyordu. Xuhmao da tüm gücünü duvarı aşmak için harcıyor ama bunu başaramıyordu. Thara bir türlü geri çekilmeyi başaramayınca tek seçeneğinin daha ileri gitmek olduğunu düşündü. Nefesini kontrol edip acıyı bloke etmeye çalıştı. Bunu bir miktar başarınca zihin saldırısına devam etti. Orada neler döndüğünü anlamadan pes etmeyecekti. Tüm gücünü buna harcarken aynı zamanda gerçekten uyanıp kendine gelmesi için Rauba’ya sesleniyordu. Sonra hiç beklemediği şekilde gerçeklikten kopup karanlık bir düşe sürüklendi. Bedeni ise hareketsizce olduğu yerde kalırken Vaâll bir anda ortaya çıkıp Xuhmao ve Armonile’i gafil avladı. Thara’nın bir oyun çevirmesi ihtimaline karşın kontrol etmek için gelmişti. Xuhmao’nun bir şey yapmasına engel olmak için kolay hedef olan Armonile’i yakalamış ve “Küçük prensesinizin rahat durmayacağını biliyordum.” derken geriye çekilmesini istemişti.

Thara yaydığı şeytani enerjiyi iliklerine kadar hissettiren muazzam güçte bir kadının güçlü parmakları karanlığın içinde uzanıp onu bulmuş ve boğazına sarılmışken ne kıpırdayabiliyor ne de nefes alabiliyordu. Ruh enerjisinin bedeninden sökülüp kadın tarafından ele geçirilmeye başlandığını hissediyordu. Ruh enerjisi karanlığın içinde çevreyi aydınlatamayan minik pırıltılar halinde bedeninden uzaklaşıyordu. Ona saldıran kadını karanlığın içinde tam olarak göremiyor veya gördüğünü zihni algılamıyordu. Şu anki duruma neden düştüğünü bile unutmak üzereydi ve her ne için çabaladıysa başaramayacağını düşünmeye başlamıştı. Sonra Rauba’yı hatırladı. Bu karanlığa onun için düşmüştü. Son kalan gücüyle “Rauba” diye fısıldadı.

19 Ekim 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 120






Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Beş kelime seçiyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Ritüel/Kıyafet/Evlilik/Şüphe/Tapınak


VAİNA 38

Kişiler: Vaina, Vaâll, Rauba Rahula, Şifacı, Thara, Dokhair, Lua, Ingrid, Kral Suava, doktor Vinkmarch, Armonile

Seremoni için hazırlıklar sürerken Thara’nın aklı yalnızca Rauba’ya neler olduğunu nasıl anlayabileceğindeydi. Onunla bir an için bile olsa yalnız kalabilir miydi bilemiyordu. Uyanmış olsa bile bilinci kapalı gibi görünen büyük ustanın zihnine erişmenin bir yolunu bulması gerekliydi. Uyanış ritüelinde yolunda gitmemiş bir şeyler olduğu belliydi. Eğer sorunu anlarsa bunu düzeltebilir miydi bilmiyordu. Ancak elinden gelen her şeyi yapmak zorundaydı.

Anne ve babası tören için kendi hazırlıklarını yürütürken hizmetçileri de Thara’yı hazırlıyordu. Arınması için özel tütsüler yakılmış ve şifalı bitkilerle hazırlanmış suların kullanıldığı bir banyodan sonra özenle hazırlanmış beyaz kıyafetler giydirilmişti. Saçlarını gelecek için umudu ve atalara saygıyı temsil ettiği için mavi kantaron çiçekleriyle süslemişlerdi. Aynada kendisini boş gözlerle izlerken kapının açıldığını bile fark etmedi. İçeriye gelen annesi de kendisi kadar sade giyinmiş ve sadece evlilik yüzüğü ile aile armasını taşıyan broşunu takınmıştı.

Kızının gönülsüz olduğu bir evlilik için bir anda her şeyi hızlandıracak olan bir adım atıyor olması onu şüphelendirmiş bir o kadar da endişelendirmişti. Bu evliliğe onay vermek istemese de kararı kocası almıştı ve herkese duyurulmuşken artık karşı olduğunu belli edemezdi. Yine de bugüne kadar her şeyin yavaş ilerlemiş olmasından memnundu. Ancak bir anda her şeyin değişiyor olmasından dolayı gelip bir kez olsun Thara ile aralarındaki sınırı kaldırıp konuşmayı istemişti. Bu olaydan kaçış olmadığı aşikardı ancak kızının mutlu olduğundan emin olmak, değilse de ne olursa olsun elinden geleni yapmak istiyordu. Bunun için kendi evliliğini ve statüsünü riske atacak olması ve diğer tüm sonuçları artık önemsiz geliyordu.

Thara omzuna dokunulunca endişeyle yüzüne bakan annesini yenice fark etti. Armonile hizmetçilere bir göz hareketiyle onları yalnız bırakmalarını işaret etti ve hepsi dışarı çıkıp kapı kapanıncaya dek bekledi. Ardından “Uzun zamandır ikimiz de kendi işlerimize dalmışken pek fazla konuşacak zaman yaratmadık” dedi. Belki de etraflarında kimse olmadan resmiyetsiz konuşmalarının üzerinden aylar geçmiş olabilirdi. “Eskiden yanıma daha sık uğrardın” diye eklerken odanın içinde yürüyüp pencereye doğru gitti ve dışarıya baktıktan sonra odada tekrar göz gezdirdi. Thara da “Eskiden ben de seni daha sık ağırlardım. Ancak yönetimle son yıllarda epey fazla meşgulsün bazen seni uzaktan bile olsa göremiyorum. Artık işleri biraz hafifletmen gerektiğini düşünüyorum” dedi. Armonile “Baban tüm bunlarla tek başına mücadele edemezdi. Ancak bir denge sağlayamadığımı kabul ediyorum. Seni son yıllarda fazla yalnız bıraktığım için beni affet” dedikten sonra yanına gidip kızının ellerini tuttu ve devam etti “Bu aldığın kararın kaçınılmaz olduğunu biliyorum ancak acele etmenin sorumlusu olduğumu düşünüyorum. İstersen hala biraz erteleme şansın var. Rauba’nın iyileşmesini bekleyebilirsin. Bu durumda düğün için de beklemelerini isteyebilirsin. Bu evliliği istemediğini biliyorum. Eğer istersen senin için adımdan vazgeçer ve yemini kendi adımla bozabilirim. Böylece kimse sana dokunamaz”

Thara onun seçimi olmadığını biliyordu yine de bu güne kadar bu konuda hiçbir söz etmemiş olması ve yanında olduğunu belli eden hiçbir şey yapmamış olmasından dolayı kırgındı. İşin kötü yanı annesi onun yanında durmaya çalışsaydı her şeyin daha berbat bir duruma gitmiş olacağını biliyor olması ona bariz şekilde kızmasını engelliyordu. Yine de Rauba ile görüşmesinin altında yatan nedenleri açıklayamazdı ve ailesini tehlikeden uzak tutmak için niyetini gizlemesi en doğrusuydu. Ellerini annesinin elinden yavaşça geri çekerken “Bu konuşmayı yapmamız için biraz geç oldu ne yazık ki. Ve bunu konuşsak bile bir şeyleri yıkmadan hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimizi ikimiz de biliyoruz. Şımarıklık etmeyecek kadar büyüdüm. Benim yüzümden hayatını riske atmana izin veremem. Rauba ile görüşeceğim ancak düğün için daha zamanım var. Düğünden önce bir seçeneğim daha olabileceğini düşünüyorum ve buna Rauba bile müdahale edemez. Endişelenme” diye açıkladı.

Annesi endişeyle bir nefes alıp fısıldayarak “Adanmış olmaktan mı söz ediyorsun?” diye sordu. Adanmışlar kendini ilahi güçler için yaşamaya adayan ve kuzeydeki Sangmar dağının erişilmesi güç doruklarında konumlanmış olan ve ejderha kralı tarafından kutsanmış olan tapınağa kapanmış kişilerdi. Tapınak yaşamından önce dağın ışıksız dehlizlerinde yalnızca ekmek ve su ile beş sene geçirir ve dua ederlerdi. Tapınağa ulaşmaya hak kazandıklarında ilahi güçler için çalışır ve onlar ile dünya arasında köprü olma görevi edinirlerdi. Ancak bu yolu seçenlerin sayısı bir efsanede unutulup gidecek kadar azdı ve bir kez bu yolu seçerlerse ettikleri yemin tüm yeminlerin üzerinde ve dokunulmaz ayrıca geri dönülmez olurdu. “Seni bir daha göremeyecek olmamı bir kenara bırak bunun sonunda kendini dayanılmaz acılar içinde bir sona sürüklüyor olacaksın. Tapınağa ulaşabilenlerin yola çıkanların çeyreğinden bile az olduğunu biliyorsun” diye itiraz etti. “Bunu asla kabul edemem. Hayır. Bunu yapmanı yasaklıyorum…”

Thara ileri atılıp ona sarılarak susturdu ve “Vaâll ile evlenmemin bundan bir farkı olmayacak” dedi. “Ayrıca…” derken sesini daha da alçaltıp onun kulağına fısıldayarak “Kimseye tek kelime etmemelisin ama bunların hiçbirine gerek kalmayacak anne. Başımızda bundan daha ciddi sorunlar var” diyerek ona her şeyi özetledi. Bilmemesinin daha iyi olacağından emin olsa da ondan bunları gizlemenin de bir faydası olmadığını anlamıştı. Böylece Rauba’ya ulaştıklarında yalnız mücadele etmek zorunda kalmayacaktı.

22 Eylül 2023 Cuma

KELİME OYUNU 119


Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Beş kelime seçiyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Hikaye/Asır/Güç/Gölge/Nişanlı

Bu kez, bir süredir yazmakta olduğum Vaina adlı hikayenin bir özetini yaptım. Hatırlayalım diye.

VAİNA ÖZET

Hikayenin nerede başladığı herkes için bir noktada takip etmesi zor bir durum olabilir. İnsanın yaşam hikayesinin başlangıcı onun doğumundan yüz yıl öncesine bile dayanabilir. Kendi doğumundan önce anne babası ve onların anne babaları ve daha da öncesinde o tanışmalar, belki ayrılıklar, tesadüfler, zorluklar velhasıl bir dolu umulmadık bileşen bir araya gelmemiş olsaydı kendisi de belki de asla var olmayacaktı. Bir insanın yaşamının nerede başladığı ve nerede son bulduğu işte böyle karmaşık ve anlaşılması güçtür. Bir hikayenin de nerede başladığı ve nerede son bulduğu olaya neresinden baktığınıza göre değişir.

Lua’nın Ingrid ile olan hikayesi buradan bakınca belki de bir asır önce Lua’nın evinden ayrılıp kendi kaderini aramaya çıkmak istemesiyle başlamıştı. Yaşadığı yerde herkesin kendisine verilen bir görevi vardı bununla birlikte kendi kaderini aramak isteyenler evden bir kez ayrılır ve kaderini bulduğundan emin olana dek geri dönmezdi. Lua da böyle yapmıştı. Yolculuğu onu derin ve ıssız bir ormanın ortasında yağmurlu bir günde Vaina’nın tutsak edildiği ve güçlerinin zapt edildiği, normalde kimsenin bulmasının mümkün olmadığı eski bir malikaneye getirmişti. Vaina zincirlerinden kurtulmak için onu etkilemiş ve masum bir peri gibi görünmüştü. Elbette zincirinden kurtulur kurtulmaz da onu avlamaya çalışarak ödüllendirmişti. Vaina’nın muhafızı olmakla görevlendirilmiş olan Ingrid olanlara engel olmakta geç kalmış ve görevinde başarısız olmuştu. Vaina’nın kurbanı durumuna düşen Lua’yı kurtarmaya çalışan Ingrid karanlık cadının kaçmasına engel olamazken aynı zamanda kendi türünün törelerine uyarak Lua’yı hayatta tutabilmek için tüm gücünü feda etmişti. Ancak bunu yaparken istemeden de olsa güçlerini ve ruhunun hayatta kalan kısmını Lua’ya aktarmış, Vaina’nın saldırısından kurtulamayan bedeni yok olurken Lua’ya bağlı şekilde hayatta kalmıştı. Kendi türü için bu affedilmez suçlardan biriydi. Herkes ya Lua’nın onun güçlerini çalmaya çalıştığını ya da Ingrid’in korkaklık ederek kendini kurtarmak için güçlerini bilerek ona aktardığını düşünecekti. Bununla birlikte hızla güç kazanarak kötülük yaymaya başlayan Vaina başlı başına bir sorundu.

Lua ve Ingrid’in kaderi işte böyle bir araya gelmişti. Hem kendi sorunlarını çözmek hem de Vaina’yı durdurabilmek için tek seçenekleri Ingrid’in yuvasına Güneş Ülkesi’ne gitmeleriydi. Böylece yola koyuldular ve başlarına gelen bin bir çeşit olayla mücadele ederek Güneş Ülkesi’ne ulaştılar. Bu sırada Vaina’nın kötülüklerine dair dedikodular hızla yayılıyor ve insanlar korku ve kuşku dolu bir hale geliyordu. Gölge yaratıkların saldırılarına dair birçok gizemli olay gittikçe etraflarını sarıp daralan bir çember gibi onlarla aynı yönde ilerliyor gibiydi. Vardıkları kasabada bir süre konaklayıp Ingrid’in ustasını aramışlardı. Dokhair Ingrid’i anlayacak ve yargılamadan yardım edebilecek tek kişi gibi görünüyordu. Onu bir türlü bulamadıkları günler ve geceler geçerken büyük bir gölge saldırısı sırasında sonunda Dokhair onları bulup kurtarmıştı. Emekliye ayrılmış olan Dokhair’in kendini yeniden olmadık maceraların içinde buluşu da bu şekilde başlamıştı. Başta Lua’ya şüphe ile yaklaşsa da Ingrid’in doğruyu söylediğini bilecek kadar iyi tanıdığından ikisine de güvenmişti. Onlarla beraber saraya gidip konseyi toplamış ve Vaina’nın uyanışını haber vermişti. Ancak çok az kimse buna inanmaya gönüllüydü. Sarayda işler karmaşık durumdaydı. Gücü ele geçirmek isteyenler taht etrafında kurnaz oyunlar sergiliyordu ve Vaina’nın uyanışından bahsedilmesi ortalığı daha da karıştırmıştı. Toplantının ertesi günü kral beklenmedik şekilde hastalanmışken ve manevi rehberleri ve bütün avcıların büyük ustası ise pek kendinde değilken vekil durumunda olan Vaâll istediği bütün güce kavuşmuş gibi görünüyordu. Vaâll mutlaka bir işler çeviriyordu ve bunun bir şekilde Vaina ile ilgisi olabileceğini düşünen Dokhair olayları bir an önce çözmek istiyordu. Bunun için eski bir arkadaşından yardım alarak kralın yanına doktor asistanı kılığında ulaşmayı başardı. Bu sırada eski nişanlısı olan Thara da büyük ustaya neler olduğunu araştıracaktı. Olaylar bu kadar karışmışken Ingrid de neredeyse solup gitmek üzereydi ve son zamanlarda Lua ona hiç ulaşamıyordu. Ancak ona ulaşmayı son kez güçlü bir şekilde denediği sırada Ingrid’in sesini oldukça cılız ve titrek bir şekilde işitti. Adeta uykusunda sayıklıyor gibi gelip geçen bir fısıltıyla Ingrid “O burada…” diyordu.

24 Ağustos 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 118




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu kelimelerin de içinde bulunduğu öykü, deneme, şiir benzeri bir yazı yaıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: İksir/Ağrı/ Ter/Asistan/Eşsiz

VAİNA 36

Dokhair Vinkmarch’ın özel yardımcılarından biri gibi davranırsa onun yanında kralı görmek için içeriye sızabilirdi. Ancak çoğu insan tarafından tanınıyor olması bu işi biraz zorlaştırıyordu. Bu nedenle yapması üç gün süren bir değişim iksiri hazırlamak için Vinkmarch’ın evindeki özel laboratuvarı kullandı. Bu oldukça zorlu bir tarifti ve yanlış yapılırsa geri dönüşü olmayan sonuçlarla karşılaşmak olasıydı. Neyse ki bu tarifin sahibi Dokhair’in ustasıydı ve ondan çok şey öğrenmişti. Üçüncü günün akşamında iksir sonunda hazırdı. O gece iksiri içip güzel bir uyku çekti. Böylece sabaha kadar dönüşümü yavaşça tamamlandı. Sabah olduğunda bütün vücudu korkunç ağrılar içindeydi. Ne yazık ki bu çözümünü bulamadığı bir yan etkiydi. Tecrübesiz birisi bu ağrılar sebebiyle felç geçirip ağır bir durumda hastaneye kaldırılırdı ancak Dokhair güçlü bir avcıydı. Çektiği onca acıya rağmen bir damla ter bile dökmeden her şey yolundaymış gibi durabiliyordu. Aynaya baktığında oldukça toy bir delikanlıya dönüştüğünü gördü. Böylece doktorun yanında ders alan ve ona asistanlık yapan bir öğrenci rolüne girebilecekti. İksirin süresi sadece bir gündü o yüzden acele etseler iyi olacaktı.

Vinkmarch doktor heyeti ile beraber saraya gidip içeri girmek için izin beklerken Dokhair de onun hemen ardında yerini almış bu sırada diğer doktorların hararetli tartışmalarını dinliyordu. Hiçbirisi de krala ne olduğu hakkında bir fikre sahip değildi ve durumu çözemezlerse ne büyük karmaşaların ortaya çıkacağını bildikleri için oldukça gergindiler. Yanlarında bir sürü ilaç ve tıbbi alet getirmiş oldukları gibi çeşit çeşit şifalı iksir de hazırlamışlardı. İçlerinden en bilge olanı tartışmaları uzun uzun dinledikten sonra korumaların duymadığından emin olmak için oldukça kısık bir sesle ve sadece kapalı olan kapıya bakarak “Bu durumun bizim hünerlerimizin ötesinde olduğunu hepinizin fark etmiş olduğunu biliyorum” dedi. Dokhair ve diğerleri sessizleşip ona bakakalmıştı. “Majestelerinin durumu bir hastalığın çok ötesinde… Karanlık ve sinsi bir şerle uğraşıyoruz bir hastalıkla değil. Bunu anlayacak kadar iyi birer şifacısınız. Ancak neyle uğraştığımızı anlayana kadar konuştuklarımıza dikkat etmek zorundasınız. Bu andan itibaren Vinkmarch ve asistanına zaman kazandırmak için uğraşacağız” diye sözlerini bitirirken Vinkmarch ve Dokhair’in nutku tutulmuştu. Diğerleri onun ne demek istediğini tam olarak bilemese de o bir şey söylüyorsa bir amacı olacağı için sessiz kalıp aldıkları emri kabul etti. Ancak Vinkmarch şaşkınlıkla “Bildiğinizi fark etmemiştim Usta Ymir..” diye konuşmaya çalıştı. Usta Ymir “Sen öğrencilerim arasında mucizevi bir kavrayışa sahipsin ve bu beni her zaman memnun ediyor Vinkmarch, ancak bana yetişmek için biraz daha koşman gerekiyor” derken göz kırpmıştı. Kral’ın durumundaki tuhaflığı ve üzerindeki ağır karanlık büyülü havayı herkesten önce o hissetmişti ve Dokhair’in kılık değiştirdiğini ve ne niyetle orada olduğunu çoktan fark etmişti. Kendisi müthiş güçlü bir şifacıydı ancak kara büyü konusunda uzman değildi bu yüzden Dokhair’in orada olmasından memnundu. Zihninden Dokhair’e seslenip korumaları ve diğerlerini oyalamak için uğraşacaklarını ve kendisinin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde kralın zihnine ulaşıp neler yapabileceğine bakmasını söyledi. Dokhair’in de niyeti buydu. Şaşkınlığı geçtiğinde kendisini nasıl tanıdığını sorduğunda Usta Ymir ona geçmişteki bir savaşta aldığı ağır yarayı hatırlattı. Dokhair pek çok savaşta pek çok ağır yara almıştı ancak bir tanesi unutulacak gibi değildi. Neredeyse son nefesini vermek üzereyken Usta Ymir tüm gücünü kullandığı büyük bir şifa ritüeli uygulamıştı. Neredeyse öbür tarafa gidip geri geldiğini söylemek yanlış olmazdı. Böylesine büyük şifa büyüleri insanın üzerinde eşsiz birer iz bırakıyordu. Bu iz sayesinde Usta Ymir kendi büyüsünü tanımış ve Dokhair’i hatırlamıştı.

İçeriye girmelerine izin verildiğinde büyük ağır kapı yavaşça aralandı. Ve kralı kocaman bir yatağın içinde hiç görmedikleri kadar zayıf ve solgun bir şekilde derin bir uykuda buldular. Dışarıdan herhangi bir şekilde görülmemesi için bütün perdeler kapatılmış ve içerisi büyülü kürelerle aydınlatılmıştı. Kraliçe kralın yokluğunda görevlerin başında olmak zorunda olduğu için burada değildi ancak en güvendiği koruması ve hizmetlisi bir köşede bekliyordu. İki prenses her gün olduğu gibi bugün de gelip bir an önce iyileşmesi için dualar etmişti ve doktorların işini yapması için az önce gitmişlerdi. Onların bıraktığı tütsüler ufak bir sunakta yanmaya devam ediyordu. Doktorlar köşede duran masaya yanlarında getirdikleri eşyaları düzgünce bıraktıktan sonra ikisi odayı dezenfekte etmek için özel yapılmış ve içlerinde ejderha kömürü yanan buhurdanlıkları odanın içinde gezdirmeye başladı. Bu arada Usta Ymir doktorlar dışındaki herkesin odadan çıkmasını istedi. Ancak bunun kabul edilmeyeceğinin farkındaydı. En azından kapıya kadar uzaklaşmaları için herkesi ikna etmeyi başardığında tütsülerin ve ejderha kömürünün ağır kokusu her yanı sarmıştı. Bu andan sonra bütün iş Dokhair’e kalıyor kendileri ise ona vakit kazandırmak için ellerinden geleni yapmaya çalışıyordu. Usta Ymir, Dokhair’i krala yakın olabilmesi için sürekli nabzını kontrol etmekle görevlendirdi. Böylece başka hiçbir şey yapmasa da dikkat çekmeyecekti. Şimdi bütün mesele kralın karanlıkla çevrelenmiş zihnine ulaşmaktaydı.

11 Ağustos 2023 Cuma

KELİME OYUNU 117




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü, deneme, şiir benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Hizmetli/Meditasyon/Volta/Şifacı/Seremoni/


VAİNA 35

Vaina’nın gittikçe güçlendiği ve dört bir yanı ele geçirdiği yetmiyor gibi şimdi de yeterince uyanmış görünmeyen Rauba ve bir anda hastalanan Kral Suava’ya ne olduğu ile ilgilenmeleri gerekiyordu. Ancak Vaâll’in gözleri üzerlerindeyken neyi nasıl yapacakları tam bir muammaydı. Kime güvenebilecekleri de öyle. Lua kendisine verilen basit hizmetli kıyafetlerinin içinde kimliğini gizleyip dikkat çekmemeye çalışırken öte yandan Ingrid’e ulaşmayı deniyordu. Bunun için zaman zaman meditasyon yapmaya çalışıyor, bir ağacın altında otururken, akan bir suyu izlerken veya volta atıp kendi kendine konuşurken kendisinden sorumlu olan Yesori adındaki hizmetçiye yakalanıp söğüt dalından yapılma sopasından bir şamarla kendine geliyordu. Ingrid Dokhair’in onları bayıltan baskın büyüsünden sonra epey güç kaybetmiş olmalı ki varlığının verdiği cılız yaşam hissi dışında orada olduğuna dair hiçbir belirti yoktu. Lua onun için zamanın azaldığından şüpheleniyordu. Üstelik Ingrid silinmeye başladıkça onun güçleri Lua’ya devroluyordu. Bunu ilk olarak yere düşen bir kavanozu yakalamaya çalıştığı zaman fark etmişti. Daha önce çölde olandan farklıydı. O zaman acil bir durumda Ingrid onun bedenini ele geçirmişti. Ancak bu kez güçleri Lua harekete geçirmişti. Kavanoz tam yere çarpacakken havada asılı kalmıştı. Kimse görmeden onu yakalayıp yerine koymuştu. Daha sonra da kral hakkında neler olduğu konusunda konuşan birkaç hizmetliyi gizlice dinlemeye çalıştığı sırada tam yakalanacakken bir anda görünmez oluverdiğini fark etmişti. Adamlar onu görmeden yanından geçip gitmişti. Bu güçler bir şekilde kontrol etmeyi bilirse şu an için işine yarayabilirdi ancak bunları kullanmaya devam ederse Ingrid’in daha da zayıflayıp silinmesinden korkuyordu.

Lua bunlarla uğraşadururken Dokhair kralın durumu ile ilgilenen doktorlar arasından birinin eski bir dostu olduğunu fark etmişti. Thara’nın konağında geçen o tartışmalı uzun gecenin ertesi günü doktoru evine kadar takip etmiş ve konuşmak için yalnız kalmasını beklemişti. Hizmetliler dahil bütün konak uykuya daldığında eski dostunun çalışma odasında her zaman açık duran pencereden içeri süzülüverdi. Adam masanın üzerinde açık duran birkaç kitaptan birinin üzerine eğilmiş uğraştığı soruna dair bir çare bulmanın umudu ile düşüncelere dalmıştı ve içeriye birinin girdiğini ancak burnunun ucunda parlayan minik ışık küresiyle fark etti. Başını kaldırıp baktığında karşısında ona sessiz kalmasını işaret eden Dokhair’i gördü. “Buna haneye tecavüz denir.” diye söylendi. Dokhair bıyık altı bir gülüşle “Yalnızca buradan geçiyordum ve eski bir dostumu ziyaret edesim geldi.” diye karşılık verdi. Adam hala gözünün önünde parıldayan tehditkar ışık küresine bakıp “Pek dostane bir tavır sergilediğin söylenemez.” dediğinde Dokhair onu bir el hareketiyle yok etti ve “Hiç değişmemişsin Vinkmarch, hala güvenliği es geçip geceleri pencereni açık bırakıyorsun.” dedi. Arkadaşı da onun yaptığına benzer alaycı bir gülüşle “Sen de hiç değişmemişsin hala kapı yerine bacadan giriyorsun ve ateşle oynuyorsun.” derken bir el hareketi ile görünmez şekilde havada asılı duran ve etraflarını saran neşter kadar keskin görünen sihirden yapılmış okları görünür kıldı. Hepsi de sahibinin atıl demesini bekleyen avcı köpekleri gibi sabırsız ve muazzam bir güçle dolu şimşekler kadar parlaktı. Dokhair bunları görünce omuz silkerek “Biraz gelişme var gibi.” dedi. Arkadaşı savunma büyüsünü tekrar görünmez hale getirirken ikisi de gülüşüp tokalaştı. Thara şu an olanları görse ikisinin de kafalarında sorun olduğunu düşündüğünü belli eden o göz devirme hareketini yapardı. Birbirlerine vurarak sarılmaları ve gülüşmeleri bittiğinde Vinkmarch “Söylesene eski dostları ziyaret hevesin yalnız benle mi sınırlı yoksa kalbinin fısıltıları seni olmadık yerlere de sürükledi mi?” diye muzipçe sordu. Doktorluk yeteneklerine ek olarak bir şeyleri doğru tahmin etmeye dair tuhaf bir içgörüsü vardı ve gerçeği duyana kadar bunun farkında olmazdı. Dokhair’in yüzünden tahminin doğruluğunu fark edince bir anda ciddileşerek “Dostum o artık hayal edebileceğin biri değil. Aileler sözlendi. Bunu biliyorsun. İkinizin de hayatı söz konusu olur..” derken Dokhair sözlerini tamamlamasına izin vermedi. “Buraya bunun için gelmedim. Ve endişen olmasın onu tehlikeye atacak bir şey olmasına izin vermem. Zaten bir an önce geldiğim yere döneceğim. Senden herkesin iyiliği için bir şey istemeye geldim. Etrafta garip bir şeyler döndüğünün sen de farkındasındır. Birçok kimseden daha sağduyulu ve dikkatlisin. Neler olduğunu çözebilmek veya tahmin yürütebilmek için kralı görmem gerek ve bunu yapmamı ancak sen sağlayabilirsin.”

Vinkmarch gözleri kocaman olmuş şekilde “Sen aklını mı kaçırdın? Seni öylece kralın yanına götüremem dostum!” diye söylendi ve odanın içinde volta atmaya başladı. Bunun üzerine Dokhair ikna etme çabasına devam etti. “Bak toplantıda kralı gördüğüm kadarıyla gayet sağlıklı ve aklı başındaydı. Hemen ertesi günü komaya girmesi ne kadar mantıklı sence? Üstelik aynı toplantıda Rauba’yı da gördüm ve bana hiç de uyanıkmış gibi gelmedi. Hepimizin toplamından daha güçlü olan biriyken nasıl olur da o hale gelir düşünsene…”

Vinkmarch “Yani bir komplo olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun? Kim? Yozlaşmış Güneyliler mi yoksa denizi paylaşamayan adalılar mı sebebi?” diye sözünü kesti. Şüphelerinde haklı sebepleri olsa da Dokhair “Vaâll.” diye yanıtladı. Arkadaşı bir an ciddi olup olmadığını anlamak ister gibi yüzüne dikkatlice baktı. Sonra da duyduklarına inanamayan bir edayla “Dostum aşktan gözünün dönmesini anlıyorum ancak bu biraz fazla olmuyor mu?” diye sorarken onu omuzlarından yakalayıp bir çocuğu sakinleştirmeye çalışır gibi davrandı. Dokhair bu konuşmanın daha uzun olacağını anlamanın bıkkınlığı ile derin bir nefes verdi ve ardından şüphelerini ve sebeplerini uzun uzun açıkladı. En sonunda yeterince ikna olduğunda Vinkmarch “Söylediklerin doğruysa ve amacı yalnızca yönetimi ele geçirmek değilse… Yıllardır ne kadar güç kazanmış olduğunu hayal edebiliyor musun? Korkarım bununla baş etmeye gücümüz yetmeyecek.. Tek başımıza olmaz...” diye söylendi. Dokhair Vaâll ne kadar güçlü olursa olsun düşmanının da o kadar çok olduğunu tahmin ediyordu ve yalnız kalmayacaklarını umuyordu.

Thara Vaâll’in karşısında her zaman tiksinti duysa ve gergin olsa da hiçbir zaman bunu belli etmemişti. Aksi halde ailesini tehlikeye sokacağını biliyordu. Şimdi de sanki doğuştan bir centilmen gibi uzanıp elini öpen adama bakarken her zamanki sakinliğini korudu. Vaâll onun bu sakin, soğuk ve dik duruşlu halini garip bir şekilde çekici buluyordu ve bir anlaşma için olsa dahi onunla evlenecek olmasından zevk duyuyordu. Adeta hiçbir benzeri olmayan bir mücevher gibi her zaman yanında duracak ve Vaâll’in beklediği şekilde zarafetini sergileyecek, kıskandıracak ve imrendirecekti. Özellikle ezeli rakibi Dokhair’in bundan müthiş bir ızdırap duymasını hayal ediyordu. Thara’nın elini öptükten sonra onun az önce istediği şeyi düşünüp tartarken etrafında dolaştı. Soylu ailelerin evlilik öncesinde Rauba ile görüşmesi ve gelin adayının bir seremoni ile iyi şans tılsımını alması gerekiyordu. Diğer aileler için bu törenleri aile büyükleri gerçekleştirirdi ancak soylular için bunu Rauba’nın yapması değişmez bir gelenekti. Thara “Bunu yapmazsak evliliğimiz kutsanmamış olacak ve eksik bir tören olması diğer aileler arasında dedikodulara sebep verecek ve bu da adımızı karalayabilir. Evliliğimizin üzerine gölge düşmesini istemem.” diye açıklamaya devam etti. Vaâll etrafında dönmeyi bırakıp onun karşısına geçti ve oldukça yakınlaşıp bir eliyle çenesinden tuttu. “Evliliğimizde kesinlikle gölgeler olmayacak sevgilim.” derken uzanıp onu öpmek istedi. Bu sırada Thara öpücüğüne engel oluyormuş gibi görünmemek için aniden ona sarılıverdi ve “Lütfen bu seremoniyi benden esirgeme ve izin ver Vaâll.” dedi. Vaâll onun ilk kez bu kadar heyecanlı bir şekilde sarılması karşısında şaşırmıştı ve dudaklarından kaçınmasını geleneksel düşünce yapısına bağlamıştı. Bu tür düşüncelere normalde saygısı olmasa da bir süre daha normal bir centilmen gibi davranmak zorundaydı ve içten içe alay etse de centilmen rolü oynamak eğlenceli gelmeye başlıyordu. Thara ailesinin tek varisiydi ve evlilikleri ile beraber tüm zenginliklerini ve atalarından ona miras kalan büyü gücünün bir kısmını ele geçirmeyi başaracaktı. Evliliklerini kutsayan sihir sayesinde ruhları arasında oluşan köprüyü onun gücünü ele geçirmek için kullanacak ardından aklını kaçırmasına sebep olup ondan kurtulacaktı. Kollarını sıkıca ona saran nişanlısını biraz geriye iterek bu kez isteğinden kaçmanın şüpheli olacağına karar verip “Pekâla.” dedi. “Ancak Rauba’nın hasta olduğunu ve yanında daima şifacıların bulunması gerektiğini biliyorsun. Ne yazık ki seremoni sırasında da yanında olmaları gerekli. Buna ancak bu şekilde izin verilebilir.” diye yanıtladı. Normalde gelin ve ailesi ile yalnız gerçekleşen bir seremoni olmalıydı. Ancak Thara tek şansının bu olduğunu düşününce kabul etmekten başka seçeneği yoktu. Vaâll’in yanından ayrılır ayrılmaz eli ayağı titreyip başı döndü ve odanın dışında onu bekleyen Lua olmasa yere yığılabilirdi.

6 Temmuz 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 116




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta 5 adet kelime veriyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.


Haftanın kelimeleri: Tuhaf/Hizmet/Hizmetçi/Kral/Yumak


VAİNA 34


Dokhair geçmişte Vaina ile olan büyük mücadelede en güçlü müttefikin hatta onu yakalamayı başaranın Rauba’nın babası Rahula olduğunu biliyordu. Onun muazzam gücü tek mirasçısı olan Rauba’ya aktarılmıştı. Bu nedenle Rauba ile görüşüp durumu onunla daha dikkatli şekilde ele almanın en mantıklı şey olacağını söyledi. Ancak Thara ona ulaşmanın imkansız olduğunu hatırlattı. Rauba, Vaâll ve onun emrindeki birkaç muhafız tarafından korunuyordu üstelik şimdi saray doktorları ile çevrelenmiş durumdaydı. Kimseye görünmeden görüşmek mümkün görünmüyordu. Ona ulaşmayı başarsalar bile Thara konuşmanın ne şekilde ilerleyeceğinden şüpheliydi. Rauba’da tuhaf bir şeyler seziyordu. Onun yakınlarında Vaâll’in oluşu bile bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamaya yeterdi. Herkes Vaâll’in Rauba’nın halefi olmasını bekliyordu ve bunun hızlanması için bir şeyler yapmıyor olmasını beklemek çocukluk olurdu. Dokhair “Onu maniple ettiğini mi söylüyorsun?” diye sordu. Ancak Thara halının desenlerine dalmış gibi görünürken yavaşça başını iki yana sallayarak “Bundan daha ciddi bir şeyler olduğunu düşünüyorum.” diye yanıtladı. Dokhair her ne oluyorsa kendi gözlerimle görüp anlamalıyım diye gizlice Rauba’ya ulaşma fikrinde diretti.

Thara arada sırada Lua’ya şüpheli gözlerle baktığı için sonunda Dokhair sebebini açıkladı. Lua baygınken o ve Ingrid hakkında konuşmuşlardı. Thara Lua’nın Ingrid’in ruhunu ve gücünü çalma niyetinde olmadığına ikna olsa da içindeki şüphelerden hemen kurtulması beklenemezdi. Yine de şimdilik onları ifşa etmeyeceğine söz vermişti. Aslında Ingrid hakkında konuşmak ve olanların ilk şahidi olarak açıklama yapmalarını sağlamak her şeyi hızlandırabilirdi ancak Lua ve Ingrid için bunun tehlikeli olacağını o da anlıyordu. Herkes Lua’nın onun güçlerini çalmaya çalıştığını veya Ingrid’in güçlerini paylaşarak yasaya karşı geldiğini söyleyip onlara zarar verirdi. Dokhair Lua’yı şimdilik Thara’nın hizmetine vererek gözlerden uzak tutmak istiyordu. Avcı olmayan birinin burada bulunmasının tek yolu hizmet ediyor olmasıydı çünkü. Thara toplantıda herkes onu gördüğü için sorun çıkabileceğini düşünse de kılık kıyafetini değişip hayli uzamış olan saç ve sakalını da diğer hizmetlilere benzetince arada kaynayacağını umuyordu. Bu değişikliklerin yapılması ve yeni kıyafetlerinin üzerine göre hazırlanması ayrıca görevler hakkında bilgi sahibi olabilmesi için en güvendiği hizmetçisini yanına çağırıp Lua ile ilgilenmesini istedi.

Bu sırada bir başka hizmetçi önemli bir haberi iletmek için izin isteyerek Thara’ya yaklaştı ve kulağına birkaç cümle fısıldadı. Kötü bir haber aldığı her halinden belli olan Thara hizmetçilerle beraber gönderdiği Lua dışarı çıktıktan sonra Dokhair’e dönüp “Kral Suava, bir anda kendinden geçmiş ve uyanmıyormuş. Ona ne olduğunu bilmiyorlar” dedi. Ülkede ciddi karışıklıkların çıkması an meselesiydi. Rauba’dan sonra şimdi de kral devreden çıkmıştı. Dokhair karmaşık düşünce yumaklarının içinde kaybolurken kaşlarını çatmış bir şekilde pencereden dışarıya dalıp gitti.

22 Haziran 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 115


Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta 5 adet kelime veriyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Karpuz/Böcek/Kelebek/Küf/Çamur


VAİNA 33


Karpuz…” diye yanıtladı. Bu ne düşündüğü sorusunun cevabıydı. Duvarda yürüyen kırmızı kabuklu ve benekli bir böceğin ağır adımlarını izlerken ve sıcak güneşten korunmak için sığındıkları ağacın gölgesinin pek faydası olmasa da biraz serinlemeye çalışırken zihninde asırlar kadar eski birkaç anının izleri tıpkı uçup kaybolmuş bir parfüm şişesine belli belirsiz sinmiş bir koku gibi dolaşıyordu. Ağustos böceklerinin kuru sazlar arasından yükselen sesi sağır ediciydi. Ağacın durduğu yerin toprağı düzeltilmiş toprak yola kaymasın diye oluşturulan duvar yakıcı olmayan bir sıcaklığa sahipti. Duvarın pütürlü yüzeyinde parmaklarını dolaştırırken yine çocukluğundan kalma anılar etrafında uçuşuyordu. Herhalde günün birinde böyle bir yerde otları ezerek oluşturdukları boyalar ile bir duvara veya kayaya çizgiler çekip taşlarla oynanan bilindik çocuk oyunlarından oynamış olmalıydılar. Beyaz bir kelebek sıcağı umursamıyormuş gibi yol kenarındaki çiçekleri tek tek dolaşıp özlerinden besleniyordu. Grachelle “Sorumluluklar ve sorunlar hakkında ne düşünüyorsun dedim ve sen gerçekten karpuz mu düşünüyorsun? Sana inanamıyorum!” diye çıkıştığında dönüp onun güneşten çil düşmüş yüzünü çevreleyen kıvırcık saçlarının arasına takılmış bir yaprağa bakakaldı sonra da onu alıp düşüncelerini toparlamaya çalışırken yaprakla oynadı. Kız kardeşi bazen gereğinden fazla dramatik oluyordu. “Bazen yapman gerekenlere odaklanıp etrafına hiç bakmadığın için hayattan zevk almayı unutabilirsin ve birçok şeyi kaçırırsın Grace… Bazen durup sadece bir kelebek olmayı isteyebilirsin. Hayat amacımın ne olduğunu bilmiyorum ama bir gün gözlerimi sonsuza dek kapatacak olduğumda keşke şunu da yapsaydım diye pişman olmadan yaşamak beni daha mutlu edecek. Bunu sen de denemelisin.” Grachelle onun tam olarak ne demek istediğini bilemiyordu ama haklı olduğunu hissediyordu. Yine de “Peki ama karpuz ne alaka şimdi?” diye sordu. Lua “Geçmiş ve gelecek arasında karmaşık düşünceler içerisinde ne zaman boğulsam canım karpuz istiyor, belki de büyükannenin evinde geçirdiğimiz yaz tatillerinin etkisi yüzündendir. Gidip biraz karpuz yemeye ne dersin?” derken yanıt vermesini beklemeden onu çekiştirip eve doğru koşturdu. Büyük macera yolculuğuna çıkmasına sayılı günleri kalmıştı ve kız kardeşi onunla gelemiyorsa vazgeçmesi için elinden geleni yapıyordu. Kocaman sulu bir karpuzu evden alıp aşağıdaki nehrin içine atmayı ve buz gibi olana kadar nehirde eğlenmeyi konuşarak eve koştular. Karpuz soğuduğu zaman yemesi daha güzel oluyordu. Eve vardıklarında havanın aniden karardığını fark ederek şaşkınlığa uğradı. Daha öğle saatindelerdi ancak şimdi neredeyse gece olacakmış gibiydi. Lua neler olduğunu anlamak için etrafına bakarken bir şey söylemek üzere kardeşine doğru döndü ancak az önce yanı başında olmasına rağmen onu bulamadı. Sonra aniden evin içinden bir çığlık yükseldi. Hiç düşünmeden kapıya koştu ve onu açmaya çalıştı. Kapıları normalde hiç kilitli olmazdı ancak şimdi ne kadar uğraşsa da açılmıyordu. Yumruklar ve tekmeler savurup dururken bir yandan da içeriye sesleniyordu. En sonunda kapı kırılırcasına içeriye doğru açıldı ve dışarıya keskin bir küf kokusu yayılırken Lua sendeleyip içeriye doğru dizlerinin üzerine düştü. Başını kaldırıp ileriye doğru baktığında gördükleri karşısında kalbi durmuş gibiydi. Karanlığın içinde siyah bir çamurla kaplanmış şekilsiz ve sayısız dokunaçlarıyla bir yaratık Grace’i yakalayıp yerden bir metre yukarıda öyle bir sarmıştı ki kız ne kıpırdayabiliyor ne de sesini çıkarabiliyordu. Çünkü dokunaçlar tıpkı avını boğan bir anakonda gibi nefes almasını engelliyordu. Lua ileri atılıp onu kurtarmak istediğinde kendisinin de bu zift gibi yapışkan ve kokulu siyah çamura kaplı dokunaçlar tarafından yakalandığını fark etti. Grace daha fazla dayanamamış ve gözleri kapanıp gitmişti. Lua aklını kaçıracağını hissediyordu. Çığlıkları ağzını kapatan ve kaburgalarını sıkıştıran yaratık tarafından susturulurken görüşü bulanıklaştı. Hala hareket etmeye çalışırken bir an için zamanın ve mekanın izini kaybetti. En sonunda gözlerini yeniden açtığında kendini uzun zamandır hiç olmadığı kadar rahat bir yatakta karanlık ve sessiz olsa da huzurlu kokularla dolu bir odada dinlenirken buldu. Gördüğü şey bir kabus muydu yoksa gerçekte yaşanan bir felaketin habercisi miydi anlaması epey güçtü. Kabus olması için dua ederek ayağa kalktı ve nerede olduğunu bilmediği için tedirginlikle ses çıkartmadan hareket edip karanlıkta kıyafetlerini ve şifacıdan ona kalan silahını aradı. Birileri yaralarını sarıp temiz bir fanila takımı giymesini sağlamıştı. Bu durumda tehlike içinde olmadığını varsayıyordu ancak yine de fazla rahatlamak aptallık olabilirdi. Zihninden Ingrid’e ulaşmaya çalıştı ancak son zamanlarda ona ulaşmak giderek zorlaşıyordu. Gücü azalıyor olmalıydı. Pencereye yakın duran bir berjerin üzerinde yıkanıp temizlenmiş kıyafetlerini ve silahını buldu. Üzerini çabucak değişirken iyileşip kabuk tutmuş onca yarası hala sızlıyordu son günlerde olanlarsa feci durumdaydı. Giyindikten sonra yumuşacık halının verdiği tatlı hisse hayret ederek kapıya doğru usulca adımlarla ulaştı. Kapıyı dikkatle araladığında alt katta süren bir konuşmanın fısıltıları duyulmaya başladı. Konuşanlardan birinin Dokhair olduğu aşikardı. Kum yutmuş gibi ama güçlü bir sesi vardı. Arada bir normal sesiyle konuşsa da genellikle fısıldıyordu. Diğeri onun toplantı sırasında bakışıp durduğu Thara olmalıydı. Lua ne konuştuklarını tam anlamıyordu üstelik dinlemesinin uygun olmadığı konusunda da rahatsız hissediyordu ancak aşağıda süren hararetli tartışma kendisiyle ilgiliyse bunu bilmek istiyordu. Fısıltılar anlaşılmaz karmaşık ve yoğundu. Lua odadan dışarıya doğru bir adım attığında bariz bir tokat sesi geceyi bıçak gibi keserken fısıltıları da beraberinde susturdu. Anlaşılan bu sadece iki eski sevgilinin kavgasıydı ve konunun Lua ile uzaktan yakından alakası yoktu. Thara “Sakın vazgeçişinin sonuçları yüzünden beni bir daha suçlama.” dedi. İşin aslı Dokhair ile nişanlanmış olmalarına rağmen iki tarafın da ailesi saçma bir kavgaya tutuşmuş ve ayrılmaları istenmişti. Dokhair hem kendi babası hem de Thara’nın babası rıza göstermediği için nişanı bozmuştu. Kanunlarına göre aileleri kavgalıysa ve rızaları yoksa evlenmeleri yasal olmayacaktı ve sürgün edileceklerdi. Dokhair için bu sorun olmasa da Thara’yı buna sürükleyemezdi. Ve yıllar sonra Thara şimdi aileler istediği için Vaâll ile nişanlanmak üzereydi. Soylu aileler arasında gerçekleşen düğünlerin pek azında aşk söz konusuydu ve Thara bu konudaki umutlarını Dokhair’in gidişinden sonra ateşe atıp yok etmişti. Zaten artık Thara’nın fikrini soran da yoktu. Vaâll gittikçe güç kazanan biriydi ve ailesi onu yanlarında görmek istiyordu. Her şeye rağmen vazgeçmekten de korkacakları biriydi. İkisini birbirine yakıştıran dedikodular yayıldıktan ve nişanlanmaları gerektiği herkesçe konuşulmaya başladıktan sonra iş işten geçmiş ve Vaâll için önemli bir politik mesele halini almıştı. Dokhair ne söylemesi gerektiğini bilemiyordu. Onu sevip sevmediğini sorduğunda Thara “Onun yanında güvende bile hissetmiyorum ama biliyorsun bunun artık bir önemi yok bu yalnızca aileler için bir iş meselesi.” diye yanıtladı. Dokhair onun ay ışığı altında mermer gibi beyaz görünen boynunda asılı duran kolyeye baktı. Bunu ona o vermişti ve sevgisi tükenmediği sürece takacağına söz verdiğini hatırlıyordu. Kolyeyi görünce refleks olarak uzanıp ucundaki bir çift kanat figürüne dokundu ve “Hâlâ sende duruyor...” diye fısıldadı. Thara ne söylediğini bilmez halde birkaç kelime kekelerken Dokhair isterse engel olabileceği şekilde yavaşça hareket ederek uzanıp sıkıca sarıldı ve en sonunda dudakları birbirini buldu. Lua merdivenlere giden asma katta durmuş olanları izlerken dramatik bir romanın içine düşmüş gibi hissediyordu ve özel bir anı gizlice gördüğü için utanç duyuyordu. Bir eliyle aniden gözlerini kapatırken diğer eliyle etrafa tutunup yönünü kaybetmeden odasına dönmek istedi. Elbette tüm dramatik romanlarda olduğu gibi tahtalar uzun uzun gıcırdayarak orada olduğunu ilan etti ve Thara büyük bir korku duyup geri çekilirken Dokhair keskin gözleriyle onları izleyenin kim olduğunu anlamaya çalıştı. Yeteneği sayesinde Lua’nın yanı başında belirmesi iki saniye bile sürmemişti. Onu bir savaşçıya ait olmayan güçsüz omzundan yakalayıp “Gizlice izlemen hoş değil evlat başkası yerine sen olduğuna sevinsem de gördüklerini unutmazsan unutturmanın bin tane yolunu bildiğimi biliyorsun elbette değil mi?” diye sordu. Lua başıyla onu onayladı ve aşağıya kadar sessizce inmesi talimatına uydu.

2 Haziran 2023 Cuma

KELİME OYUNU 114




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta 5 adet kelime veriyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Şüphe/İddia/Kral/Sessiz/Açıklama


VAİNA 32

Bütün şüpheli tavırları görmezden gelinse de Rauba’nın uyanış ritüelinde sorun olmadığını söyleyen Vaâll’in sözleri Dokhair’den üstündü ve herkes onun dediklerini kabul etmişti. Çoğuna göre Rauba artık haddinden fazla ihtiyarlamış, yaklaşık beş bininci yaşına ulaşmıştı ve bilincindeki bulanıklığın kaynağı uyanış ritüeli yerine geçip giden zamandı. Rauba’nın halefinin seçilme vakti yaklaşıyor olmalıydı ancak bu başka bir günün sorunuydu. Bu şekilde konu geçiştirildikten sonra Dokhair’e yeniden söz verilmiş ve o da Lua ve Ingrid konusuna değinmeden Vaina’nın kaçışını ve dünyaya yaydığı kötülüğü olabildiğince net bir şekilde anlatmıştı. Yüceler’in bundan nasıl olup da haberdar olmadığını sormayı da ihmal etmemişti.

Başlangıçta onun yanılmış olduğunu iddia ettiler. Vaâll “Vaina asırlardır tutsak ve gizli zindanı iyi korunuyor. Bu kötülüğün sebebi yeni bir şey olmalı üstelik Vaina hiçbir zaman bu kadar güçlü olmamıştı..” diye hiddetlendi ve Dokhair’i saçma iddialarda bulunduğu için alaya almak istedi. Bütün bu itirazlar arasında Thara araya girip Vaina’nın kaçmış olabileceğine inandığını söyledi. “Bu kötücül ve karanlık yaratıkların doğası onun büyüsü ile uyumlu.” diyerek sözlerini destekledi. Yüceler arasında bir tartışma alevlenmişti. Kimisi iddialara katılıyor kimi şüpheli yaklaşıyor ve Vaâll’in etkisi altındakiler de ona katılıyordu. Soylular arasında da benzer fısıltılar içinde tartışma yükselmeye başlamış bütün bu hararetli sesler büyük bir gürültüye dönüşüp etrafı sarmıştı. Lua, Ingrid konusunu açmadıklarına seviniyordu zira bu kaosun içinde onları çiğ çiğ yiyebileceklerine inanmıştı.

Bütün bu gürültü kralın ayağa kalkması ile aniden son buldu. Tartışmalara son vermenin en kesin yolu Vaina’nın zindanının kontrol edilmesiydi. Kral en iyi ve hızlı iki avcıyı orayı kontrol etmeleri için görevlendirmelerini istedi. Böyle bir şüphe ile tartışıp durmak yerine harekete geçilmeliydi. Kral ayrılmak için harekete geçtiğinde Vaâll “Vaina kaçmış olsaydı nöbetçileri derhal haber göndermiş olurdu lordum.” diye itiraz etti. “Bu boşa zaman harcamak üstelik zindanın gizliliğini tehlikeye atmış olmak olur.” Ancak kral “Bunu hatırlattığın iyi oldu. Nöbetçilerin hayatta olup olmadığını veya taraf değiştirip değiştirmediklerini bilmiyoruz. Eğer Vaina kaçtıysa ve nöbetçilerin bunda en ufak bir ihmali olup bir de haber vermemişlerse onları da cezalandırmak üzere derhal buraya getirin.” diye sözüne karıştığı için ona ters bir şekilde bakarak emretti. Aslında Yüceler krala bağlı olsa da emirleri Rauba’dan alırdı. Rauba ise boş bir şekilde zemine bakmaya devam ediyordu. İçlerinden biri “Yüce Rauba…” diye söze başlayacak olduğunda kral “Yüce Rauba’nın bugün pek aklı başında gibi değil. Bu durumda tüm yetki bana geçmiş durumda ve sözlerimin ikiletilmesinden hiç hoşlanmam. Rauba’nın durumu şifacılar tarafından denetlenecek. Vaina için en hızlılarınız gidip döndükten sonra ilk olarak bana rapor verecek. Aylardır olan biten hakkında bana mantıklı tek bir şey söyleyemediniz. Dua edin de Dokhair haksız çıksın yoksa ihmalleriniz ve başarısızlıklarınız hak ettiğiniz şekilde değerlendirilecek.” diye son kez konuştu.

Vaâll ve ona yakın olanların çenesi gerginlikten kaskatı olmuştu. Bazıları emirleri Rauba yerine kral tarafından almaktan dolayı usulsüzlük olduğunu düşünüp şaşkınlık içindeydi. Bazıları ise Vaina’nın kaçmış olma ihtimalini düşünüp duruyor ve durum buysa neler olacağından korkuyordu. Ingrid hapsolduğu yerde olan biteni görüp duyarken olanları ilk elden anlatmaları gerektiği ve ulaklar ile zaman kaybetmemek gerektiği konusunda Lua’yı ikna etmeye çalışıyordu. Ancak bunu yaparlarsa bu ikisi için de ateşe atlamış olmak demekti. Lua Ingrid’i cezalandırmalarını istemiyordu bu yüzden sessiz kalmayı seçti. Ingrid için görevi her şeyden öndeydi ancak o da Lua’nın acı çekmesini istemiyordu. Yine de duyguları o kadar yoğundu ki bir an için ruh gücü kontrolden çıkmak üzere oldu. Lua’nın gözleri bütün tartışma anının ortasında bir noktaya sabitlenmiş, bilinci kapanmak üzereymiş gibi görünmeye başlamıştı. Onu yalnızca Dokhair fark etmiş olduğu için şanslılardı.

Lua’nın gözlerinde çok cılız gri bir ışık parıldamaya başladığında Dokhair kimseye fark ettirmeden onun zihnine ulaşmış ve kendine gelmesi için zorlamıştı. Ancak bunun mümkün olmadığını gördüğünde hem Lua hem de Ingrid’i baskılayıp bayılmalarını sağlamış ve ancak öyle durdurabilmişti. Şaşkın bakışlar karşısında uzun ve tehlikeli yolculuğa dayanamadı ve açlıktan bayıldı diye açıklamada bulunmuştu. Şimdi kral son sözünü söyleyip oradan ayrılırken ve diğerleri de dağılırken Dokhair Lua’nın bilinçsiz yığılan bedenini tek kolunun altına bir un çuvalı gibi sıkıştırmış halde dururken bir yandan onun henüz uyanmasını engelliyor öte yandan Thara ile yalnız kalıp konuşabilecekleri anı kolluyordu.

18 Mayıs 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 113




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Durum/Duygu/Soylu/Kandil/Yetki

VAİNA 31

Dini mimarilerin akustiği her zaman tanrının orada bulunduğunu hissettirecek şekilde tasarlanırdı. Avcıların Yuva adını verdiği ve hem dini bir mekan hem de bir eğitim kurumu olarak tasarlanmış bu mekanın ise sarayın içinde oluşu ve majesteleri için ayrılmış bölümlerinin varlığı ve her yerde dolaşan avcı nöbetçileri ile daha ağır daha kasvetli ve insanı ezen bir yanı vardı. Belki de Lua içinde bulunduğu durum nedeniyle böyle hissediyordu. Fakat Dokhair’in yüzündeki ciddiyet onun da benzer duygular içinde olduğunu düşündürmüştü. Yanlış şekilde nefes alsa bile bunun ölümcül sonuçları olabilirmiş gibiydi. Çift narteksli, apsidial dikdörtgen formlu, üç nefli, yan neflerde ikinci bir katı olan, orta nefin tam ortasında büyük bir kubbe onun önünde ve ilerisinde iki yarım kubbe bulunan ve bu yarım kubbeleri ikişer eksedra ile desteklenmiş muazzam büyüklükteki bina gündüzleri yalnızca büyük kubbenin ortasındaki dairesel açıklıktan içeri giren gün ışığı ile aydınlanıyor geceleri ise dualarda kullanılan kandillere ihtiyaç duyuyor ancak çok açık havalarda ay ışığından payını alabiliyordu. Tavandaki bu açıklık dışında hiçbir penceresi yoktu ve duvarları çevreleyen pek çok niş yalnızca tanrıçanın vasıflarını temsil eden kolossal heykelleri ile donatılmıştı. Yan neflerin üst katlarında yüzleri maskeler ile kapatılmış lüks giysiler ve pelerinler içinde kraliyet üyeleri ve soylular hareketsiz biçimde aşağıda olanları izliyor onları koruyan güvenlikleri birer adım gerilerinde nöbet tutuyordu. Hemen onların altında beyaz üniformaları içinde eğitimlerine devam eden fakat rütbeli olan ve çömezlere eğitim veren avcılar yer alıyordu. Onların da eğitmeni olan ve Dokhair gibi general rütbesine sahip olan avcılar ise yine onlar gibi yan neflerde ancak apsidial mekanın yakınında konumlanmıştı. Apsidial mekanda avcıların en yüksek rütbelileri ve hepsinin yöneticisi olan yüceler bulunuyordu. Kandiller yeterince fazla kullanılmadığı için her yer gölgeliydi ve ön sıradakiler dışında hiç kimsenin yüzü tam olarak seçilemiyordu. Dokhair hayatta kalan adamları ve Lua ile birlikte orta nefte durmuş söz hakkı almayı bekliyordu. Arada bir yukarıda birileri meraklı fısıltılar ile konuşuyor bazense daha genç ve tecrübesizlerin sıkılmış olduğunu gösteren mırıltıları ve sızlanmaları duyuluyordu. Lua korku içinde etrafına çok fazla bakamadan olacakları bekliyordu. Her bir fısıltı her bir sızlanma ve kıpırdanma mekanda yankılanıp kulaklarına ulaşırken gerginliği daha da artıyordu.

Dokhair söz hakkını beklerken yücelerin kendi aralarında geçen davranışlar mimikler ve fısıldaşmalarından dolayı bir terslik olduğunu hissediyordu. İçinden bir ses yüceler arasında bazı anlaşmazlıklar olduğunu ve gruplaştıklarını söylüyordu. Ama bunun kuruntu olduğuna kendini ikna etmeyi başardı. Onların aralarında var olan sorunlar şu an için önemli değildi. Fakat en solda duran ve diğerlerinden daha genç görünen kadın Dokhair ile göz göze gelmemeye çalışsa da bir an için gözlerine baktığında bakışındaki bir şey Dokhair’in şüphelerini daha da arttırmaya yetmişti. Onun adı Thara’ydı ve eskiden Dokhair’in nişanlısıydı. Saçma bir sebepten ayrılmış olsalar da dostlukları bitmemişti ve hala tek bir bakışı ile pek çok şey anlayacak kadar birbirlerini iyi tanıyorlardı. Dokhair her zamankinden daha temkinli olması gerektiğini hissediyordu. Tam neler olduğunu anlamak için derin düşüncelere dalmışken ve zihninde Thara’ya fark edilmeden ulaşıp konuşmaya çalışırken Yuce Vaâll “Dünyada olan biten hakkında yeni bilgilerle geldiğini ve sorunun sebebini bildiğini söylemişsin Dokhair. Herkesi toplamak için yetkini kullandın ve işte hepimiz buradayız. Bu yetkinin sorumluluğu hakkında yeterince bilgin olduğunu düşünüyorum. Bizi statü gibi şeyler sebebiyle boşuna oyalamak gibi bir hataya duşmeyeceğinden eminiz. Öyle değil mi? Şimdi.. seni can kulağı ile dinliyoruz burada toplanma sebebimizi anlat usta Dokhair.”

Dokhair Vaâll’ın içten pazarlıklı yapısını herkesten iyi bilirdi ve yüceler arasına seçildiğinde herkes ne kadar şaşırmış olsa da bunu çabuk kabullenip geçmişini unutmuşlardı. Konuşurken sesindeki nüansların rahatsız edici ve alaycı hali Dokhair’in sinirlerini bozuyordu. Söz hakkı vermek için hepsinin ulu baba dediği ve hepsinden daha yaşlı ve bütün yüceleri eğitmiş olan Rauba’nın yüz yıllık meditasyonundan uyandırılıp getirilmesi beklenmişti. Ancak Rauba’da da bir terslik vardı. Gözleri boş bir şekilde bakıyor ve olanlara anlam veremiyor gibiydi. Dokhair konuşmaya nasıl ve neresinden başlayacağını tam olarak kestiremese bile Ingrid ve Lua’dan belki de hiç bahsetmese daha iyi olacağını düşünmeye başlamıştı. “Her şeyden önce ulu Rauba’nın meditasyondan uyanışında bir sorun olup olmadığını bildirmenizi isterim. Söyleyeceklerimin hepiniz tarafından dikkatli dinlenmesi gerekliliği bulunuyor ve böyle bir toplantıda karar vericilerin sağlığının yerinde olması esastır. Ulu Rauba uyanış ritüelini eksiksiz tamamlamış mıydı affınıza sığınarak sormak zorundayım.” diyerek konuşmaya başladı. Yüceleri sorgulamak konuşmaya başlamanın iyi bir yolu olmasa da böyle ciddi bir toplantıda prosedürü takip etmek hakkıydı.

29 Nisan 2023 Cumartesi

KELİME OYUNU 112




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Avcı/Talih/Bağdaş/Kaos/Yaratık

VAİNA 30

Şöyle bir özetlemesi gerekirse her şey aslında oldukça basitti. Avcılar arasında pek de yetenekli olmasa da sonunda mezun olup göreve atanan Ingrid’in talihini belirleyen şans meyvesini doğumundan önce maymunların çaldığına şüphe yoktu. Herkese kendini kanıtlamak üzere atandığı yere giderken Dokhaire veda ettiği sırada bile bir tek korku emaresi göstermemişti. Ah yüce tanrıça aşkına her şeyi kuralına uygun şekilde icra ederse belki de zaten korkmasına gerek olmayacaktı. İçindeki umut ve neşe insanın yüreğini titretirken o maymunlar buna bir taraflarıyla gülüyor olmalıydı. Her neyse. Dünyanın en korkunç canavar yürekli cadısı zor bir savaşın ardından hapsedilmiş şekilde Ingrid’e emanet edilmişti. Görevini başlangıçta daha tecrübeli bir avcı ile paylaşıyorken o emekli olduğunda yanına bir çömez verilmişti. Artık tecrübeli olan Ingrid sayılırdı. En azından tutsağının kaçmamasını sağlayacak kadar tecrübe kazanmış olması gerekirdi. Ama işler öyle gitmedi. Dünyanın en talihsiz maceraperestinin gelip de her şeyi batırmasına sebep olacağını kim bilebilirdi. Vaina derin uykusundan uyanıp kaçmayı başardığında görevinde başarısız olduğunu ve korkunç bir şeyin dünyaya serbest kaldığını üstlerine bildirmeliydi. Ama o da ne her şey bu kadarla da kalmamış güçlerini ve ruhunu bir fani ile birleştirerek ölümcül bir başka suç daha işlemişti. Vaina onları öldürmese bile yargıç ve yüceler nefes almaya devam edebilecekleri herhangi bir kararın kıyısından bile geçmeyecekti. İşte Dokhair için her şeyin muazzam özeti buydu.

Damlayan bir suyun sesi boşlukta yankılanırken düştüğü birikintide yarattığı halkalar loş ışık altında karanlıkta dalgalanarak yayılıyor ve düzensiz kenarlara çarpıp farklı yönlere doğru ilerleyip sonunda kayboluyorlardı. Bu insanı hipnotize eden büyülü gibi görünen birikintiden biraz ötede yine karanlığın içinde oturup bağdaş kurmuş olan Dokhair nereden geldiği anlaşılmayan loş ışıkla aydınlanıyordu. Üzerinde eğitimlerde kullandığı üniforması vardı. Kapalı gözlerini yavaşça açıp karşısındakine baktı. Karşısında ona dönük şekilde yerde bağdaş kurup oturmuş ve anlatacakları bittiği için sessizce cevap bekleyen kişi Ingrid’den başkası değildi. Dokhair ona her zaman güvenmiş ve arkasında durmuşken bir tutsağı yerinde tutmak gibi basit bir görevi bile eline yüzüne bulaştırmış olması ve diğer suçları karşısında utanç duyuyor ve adamın gözlerine bakamadığı için aralarındaki boş zemine bakıyordu.

“Demek bunca kaos ve o yaratıklar.. Vaina.. her şey o zamanki gibi olduğu için tahmin etmeliydim aslında ancak sanırım bunu düşünmek bile istemedim.”

Dokhair suçluyu azarlamaktan ziyade olanların sebebini anlamak ile meşguldü. Yüceler olanlara Vaina’nın sebep olduğunu anlamış olmalıydı. Öyle ise neden zamanında uyarıda bulunmadılar diye merak ediyordu. Belki de Vaina bu kez daha akıllı davranıp görünmez olmayı başarmıştı. Yücelerin gözlerinden bile kaçabiliyorsa bu kez daha güçlü bir durumda olmalıydı. Onunla savaşmak bu halde zordu. Herkesi toplamak gerekiyordu. “Yuvaya dönmeliyiz minik serçe.”

Ingrid duydukları karşısında ustasının gözlerinin içine korku ile baktı. “Bundan kaçışım olduğunu hiç düşünmedim elbette ve bu soruna sebep olduğum için en önde savaşmalıyım biliyorum. Ancak benim yüzümden masum bir insan ceza almamalı. Lua’nın güçlerimi ve ruhumu zorla almadığını onlara açıklamak zorundasınız usta Dokhair. Vaina yaşam gücümü çalarken bir kısmını saklamaya çalışmak yapabildiğim tek şeydi. Ancak bunun sonucunda yaşam enerjim Lua ile karşılaşınca hayatta kalmak için bilinçsiz şekilde ona aktarıldı. Vaina’nın güçlenmesini engellemeye çalışırken sonucunun böyle olacağını tahmin edemedim. Aslında toza dönüşen bedenim ile yavaşça solacağımı düşünmüştüm. Amacım kuralları çiğnemek değildi beni tanırsınız siz. Lütfen usta bu sizden son dileğim olsun, onu koruyun.”

Dokhair, Ingrid’in niyetinden bir saniye bile şüphe duymuyordu. Vaina karşısında çaresiz kalmasını ve hatalar yapmasını anlayabiliyordu. Lua’ya bedenini geri alabileceğine dair yalan söyleyip aslında Vaina’ya karşı yüceleri uyarmak ve Dokhaİr’i bulunca da Lua’nın hayatını garantiye almak istemişti. Lua ise hem Vaina konusunda bir şeyler yapabilmek hem de Ingrid’i kurtarmak istiyordu. Öte yandan Vaina gölgelerden yaratıklar çağırıp dünyaya yayıyor ve insanların ve diğer canlıların ruhlarıyla beslenip güçlenmeye devam ediyordu. Ne trajik bir öykü diye düşündü.

“Herkesi bir araya toplamak ve yüceler ile görüşmek zorundayım Ingrid. Ve her şeyi açıklamamız gerekli. Kararları konusunda ne kadar etkili olabileceğimden emin değilim bunun sonucunda en değerli öğrencimi kaybetme ihtimali korkunç ancak bu adımı atmamız gerekli. Lua için de senin için de elimden geleni yapacağımı biliyorsun. Yücelerin dikkatini sizin durumunuzdan çok Vaina çekecek olduğu için biraz şanslı sayılabilirsin. Yine de fazla umutlu olma hatasına düşmemeliyiz.”

Dokhair daha son cümlesini bitirirken Ingrid sessizce ağlamaya başlamıştı. Yıllarca yanında eğitim aldığı ustası hayatta en güvendiği kişilerden biriydi ve onun bu korkunç durumda bile yanında olacağını bilmek hem rahatlamasına hem de onu da tehlikeye attığı için korkmasına neden oluyordu. Her şey giderek karmaşık bir hal almıştı ve kendi sonuna her geçen gün daha çok yaklaşıyordu. Öyle veya böyle yakında bitecekti. Lua saf bir şekilde hala Ingrid’i kurtaracağını sanıyordu ve bu Ingrid’in canını daha çok yakıyordu. Ona son ana kadar gerçeği söyleyemezdi. Bunun yerine Vaina konusuna odaklanmak her açıdan daha iyiydi. Dokhair, sakin kalmasını tembihledi ve bu minik gizli toplantıya son verirken Ingrid’e göz kırptı tıpkı eskiden olduğu gibi. Ne zaman hata yapsa her şeyin yoluna gireceğini söyleyip göz kırpardı. Bu Ingrid’e garip bir güç verirdi. Bu hassas ruh halinden hemen kurtulup bir avcı gibi düşünmeye başlasa iyi olacaktı. Derin bir nefes alıp gülümseyerek vedalaştı.

Dokhair gözlerini açtığında Lua da karşısında oturduğu yerde gözlerini açtı. Lua ile konuştuklarının doğruluğunu test etmek ve Ingrid’in sahiden orada bir yerde olup olmadığına bakmak için güçlerini kullanıp genç adamın zihnine bağlantı kurmuştu. Ingrid ile yaptıkları konuşmanın hiçbirinden Lua’nın haberi yoktu bu yüzden her şey yolunda mı diye anlamak için sabırsızlanıyordu. Dokhair, Lua’yı biraz zayıf ve dikkatsiz olduğu için pek güvenilir bulmuyordu ve Ingrid’in başını bunca derde soktuğu için de ondan neredeyse nefret bile edebilirdi. Ingrid’i adeta kızı gibi gördüğü için ona zarar veren kim olsa aynı düşünecekti. Derin bir nefes alıp “Bir dakika bile yanımdan ayrılmayacaksın. Yuvaya gidiyoruz ve aptalca bir şey yapıp başımızı belaya sokmaman konusunda çok ciddiyim. Orada yücelerin karşısına çıkacağız. Her şeyi baştan anlatacağız. Gereksiz her detaydan kaçacak ve sana söyleyeceğim şekilde konuşacaksın. Ve Ingrid ve benim adımı asla kullanmayacaksın çünkü diğer şeyleri bir kenara koysak bile adımızı bilmenin sonuçları ölümcüldür. Anladıysan kımılda da gidelim artık.”

19 Nisan 2023 Çarşamba

KELİME OYUNU 111





Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Egzotik/İşkence/Ulak/Karargah/Panik/

VAİNA 29

“Lua..”

Karanlık bir suyun içinde nefes almadan duruyor olduğunu gördüğü bu tuhaf rüyaya uyanırken Ingrid’in ona birkaç defa seslendiğini duydu. Sesinin egzotik tınısı sanki suyun altında değil de bir boşlukta yankılanıyor gibiydi. Ona cevap verecek gücü kendinde bulamıyordu. Ingrid bir kez daha seslendi ve uyanması gerektiğini söyledi. “Uyan yoksa her şey bitecek!” Ingrid yüksek sesle bunları söylerken Lua göğsüne şiddetli bir sancının girdiğini hissetti ve ikisi aynı anda çığlık atmaya başladılar. Bir şey kalbini güneş gibi yakıyordu. Nefesi tükeninceye ve zihni acıdan uyuşuncaya dek çığlık attıktan sonra sonunda bir anda hareket edebilmeye başladı ve kendini geriye doğru çekerken bir suyun içinden çıkıyormuşçasına uyandı. Ama gerçeklikte de kalbi müthiş bir acı içindeydi. Gözlerini açtığında birinin hiddetle ona bakıp tam kalbinin üzerine dokunduğunu ve oradan bir ışık yayıldığını gördü. Tanımadığı bu adam gerçekten de ona işkence edip kalbini yakmaya çalışıyor gibiydi. Sonunda kendine geldiğini fark eden adam bir adım geri çekildi ve işkenceye son verdi. “Seninle kaybedecek çok fazla vaktim yok. Bana tek seferde doğru cevabı versen iyi edersin.” Bu daha evvel onu kurtaran ve Dokhair olduğunu düşündüğü adamdı. “Kendinden geçmeden önce söylediğin isimle ne gibi bir alakan var senin? Verdiğin cevabı beğenmezsem seni kurtardığım yaratıklara iade edeceğimden şüphen olmasın.”

Lua neyi nasıl söylemesi gerektiğini bilemiyordu. Bu sırada elleri ve ayakları bağlı şekilde bir duvara zincirlenmişti. Bu adamın Dokhair olduğundan emindi ancak gizli kimliğini öğrenmiş olan kimseyi hayatta bırakmaya niyeti olmadığı belliydi. Düşünmek için fazla vakti yoktu. Birileri karanlığın içinde duran bir kapıdan görünüp “ Fazla vaktimiz kalmadı efendim şehir düştü karargaha çekilmek zorundayız. Adamlarımızın bazılarından haber alamıyoruz. Kurtarabildiğimiz insanları transfer edebilmek için her saniye şansımız düşüyor. Gitmeliyiz” dedikten sonra cevap bekler şekilde bakıp kaldı. Dokhair “Ulaklardan haber var mı?” diye sordu. Bu kez öbürü “Hiçbiri geri dönmedi. Karşı taraftan gelen de olmadı. Burada sadece ölümü bekliyoruz efendim” diye yanıtladı. Anlaşılan şehri kuşatan yaratıklar hakkında yardım çağırmışlardı ancak çağrılarının ulaşıp ulaşmadığı bile belli değildi ve burada kurtarılacak bir şey de kalmamıştı. Karargahın durumu hakkında da bilgi sahibi değillerdi. Gittiklerinde ne bulacaklarını veya herkesi oraya götürmeyi başarıp başaramayacaklarını da bilmiyorlardı. Ama beklemek artık çözüm değildi. Dokhair Lua’ya kısa bir bakış atıp “Vaktin doldu.” Dedikten sonra adamına “Onu bağlı şekilde geride bırakın. Yola çıkmak için güvenliği sağlayın gidiyoruz” diyerek odadan çıkmak üzere yürümeye başladı. Lua ne yapacağını bilemez haldeydi. Aradıkları adama sonunda ulaşmışken yardım isteyemeden çekip gitmesine izin veremezdi. Panik içinde sadece “Ingrid!” diye bağırdı. Dokhair ona arkası dönük şekilde donup kalmıştı. “Herkes dışarı çıksın bana beş dakika verin.” Diye kükredikten sonra gözlerinde öfke mi şaşkınlık mı olduğu pek anlaşılamayan bir ifade ile Lua’ya döndü. “Bilmemen gereken çok fazla isim biliyorsun anlaşılan. Ve bunları nerden bildiğini doğru düzgün anlatmazsan az önce çektiğin acının bin kat fazlasını yaşayacağını bilmeni isterim” dedi.

6 Nisan 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 110




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Görev/Katran/Hemşire/Seçenek/Yanık

VAİNA 28

Karanlık neredeyse her şeyi yutmuştu. Lua tam olarak kendinde değildi. Hareket ediyordu ancak bunu sanki otomatik bir görev gibi yerine getiriyor ve ne yaptığını fark etmiyordu. Olanlara dair hatırladığı şeyler de parça parçaydı. Zihni o kadar tuhaf ve travmatik bir durumdaydı ki kendi bedeni içinde değilmiş de her şeyi uzaklardan izliyor gibiydi.

Her şey Rhinasol’e yakın o köyde saldırıya uğrayan adam hakkında gelen haberle başlamıştı. Gün içinde çevreden başka yaralılar da getirilmişti. Sokaklar bu haberle çalkalanıyor ve insanlar telaşlanıyordu. Yöneticilerden ve güvenlik güçlerinden olanlara dair bir açıklama beklense de kimsenin verecek bir cevabı yoktu. Günün ilerleyen saatlerinde herkes sokaklardan çekilip pencerelerini kapatırken doktorun evi de batan güneşin yarattığı gölgelerle dolmuştu. Gelen hastaların sayısı sekizi bulmuştu ve sadece birinin bilinci geldiği sırada açıktı. O da akıl almaz şeyler sayıkladıktan sonra kendinden geçmişti. Yaralarından akan katran benzeri sıvının ne olduğunu tanımlamak zordu ve sıvıya dokununca canlı bir şeymiş gibi hareket ediyor olması akıl alır gibi değildi. Nefes almalarında bir sorun yokmuş gibiydi ama uyanmıyorlardı. Doktor yaraları temizlemek istese de girişimleri başarısızdı ve her denemede katran agresifçe kıpırdanıyor ve elektriksel bir aktivite yaratıp doktoru çarpıyordu. Böyle bir şeyi ilk defa gören adam ne yapacağını şaşırmıştı. En sonunda hastaların bakımını hemşireye devredip araştırma yapmak için kitapların arasına gömülmüştü. Bundan önce de elbette daha yetkin kişilere haber göndermişti.

Kitapların arasında kaybolmuşken hastaların tek tek yataklarından kalkıp katran tarafından ele geçirilmiş bir halde hemşireyi de kendileri gibi katranla yaraladığını ve bilincini kaybedip yere yığılan kadının çıkarttığı gürültüyü fark edemedi. Nihayetinde onun da sonu aynı oldu ve bedeni ele geçirme sürecinde bilinçsizce kitapların üzerine yığılı bir şekilde kaldı. Ve bu sekiz hasta güneş batıp karanlık çökerken doktorun evinden çıkıp sinsice her yere yayıldı ve daha fazla kişiyi kendilerine dönüştürdü. Bu şekilde çok geçmeden sayıları arttı ve her yerde ortaya çıkmaya başladılar. Sonunda herkesin bahsettiği o şerli o korkunç yaratıklar burayı da ele geçiriyordu. İnsanların bir kısmı ticaret bölgesinde bulunan tapınağa sığınmak ve dua etmek için oraya ulaşmayı başarmıştı.

Bu arada saatler ilerlemesine rağmen güneş bir türlü doğmuyordu çünkü bu yaratıklar peşlerinden çevreyi saran garip bir karanlık getirmişti. Lua ve şifacı akşam aldıkları kötü haber nedeniyle huzursuz bir şekilde handa eşyalarını toparlamış ve gün doğunca buradan ayrılmaya ve şanslarını ana kentte denemeye karar vermişlerdi. Bu güne kadar Ingrid’in bahsettiği adamı burada bulamadıklarına göre başka birilerine ulaşmak için onun eğitildiği yere gitmek artık tek seçenek gibi görünüyordu. Alacakları cezaları veya karşılaşacakları tehlikeleri artık umursayacak durumda değillerdi. Ancak sabahı göremeden han dönüşmüş yaratıklar tarafından saldırıya uğrayınca neye uğradıklarını şaşırdılar. Lua her yerden çığlık sesi duyduğunu hatırlıyordu. Ve o yaratıkların çıkarttığı hırıltıları. Karanlık o kadar yoğundu ki çığlıkların nedenini anlamak için odanın kapısını açtıklarında üzerlerine gelen yaratığı görmek hayli zor olmuştu. Henüz yeni dönüştüğü için güçsüz bir varlık olmasından dolayı şanslıydılar. Lua şifacının ona daha önce verdiği hançer ile onu durdurmayı başarmıştı. Etrafı görmek için yaktıkları yağ lambası bile yeterince ışık veremiyordu. Merdivenlerden inerken bir tanesini daha alt etmeyi başardılarsa da etrafta koşuşturup kaçmaya çalışan insanlarla işler giderek zorlaşıyordu. Aşağıya ulaştıklarında her yerde yaralılarla karşılaştılar ve onlar da dönüşüyor gibi görünüyordu.

Bu karanlık canlı bir şey gibiydi ve Lua nefes almaması için onu boğmaya çalışıyormuş gibi hissediyordu. Zihni o kadar karışık durumdaydı ki nereye gitmeye çalıştığını bile hatırlayamaz olmuştu. En son hatırladığı şeylerden biri yerde diz çökmüş olduğuydu. Kucağında şifacının yaralı bedenini tutuyordu ve bilinci kapanmak üzere olan kadın ona seslenip duruyor ve kaçmasını söylüyordu. Lua kollarında kime ait olduğunu anlayamadığı kırmızı sıvılara bakıyor sonra yine şifacının ne söylediğini anlamasa da kımıldayan dudaklarını okumaya çalışıyor ama aklı hiçbir şeyi tam olarak almıyordu. Sonra karanlığı yarıp geçen bir yıldırım gördüğünü sandı. Ardından orta yaşlarda görünen atletik bir adamın ve yanında iki yardımcısının ona yaklaştığını fark etti. Üçü de birer keşiş gibi giyinmişlerdi ama oldukça etkin bir şekilde yaratıklarla savaşabiliyorlardı. Onlar yetişmese etrafını saran dört beş yaratık bu haldeyken Lua’yı kolayca avlamış olacaktı. Adam Lua’yı şifacıdan ayırıp kendine getirmeye çalışırken adının Epetha olduğunu ve onu güvenli bir yere götüreceklerini söylüyordu.

Lua onun avucunda ve sol şakağında yıldıza benzer eski birer yanık izi olduğunu fark etti. Bu Ingrid’in bahsettiği Dokhair olmalıydı. Ancak hiç de olması gerektiği gibi beş yüz yaşından fazla görünmüyordu. Lua nefes alamaz duruma gelmişti ve kendinden geçmeden önce adamın duyabileceği şekilde Dokhair diye fısıldamayı başardı.

23 Mart 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 109




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir ve herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Lanet/Neşe/Şok/Katran/Gölge

VAİNA 27

Uzaklarda bir yerlerde olsa da dünyaya yayılan bir musibetin söylentisi kenti hızla ele geçirip herkesin keyfini kaçırmış ve tedirginliğe sürüklemişti. Günler ve geceler boyu herkes muhabbetinin bir noktasında tekrar konuyu bu karanlık kötücül şerrin yayılışına ve hakkındaki diğer söylentilere getiriyordu. Bir tüccar kenti olmanın getirdiği bazı iyi ve kötü şeyler vardı ve her yerden çeşit çeşit insanın buraya akın ediyor olması bu ikisinin arasında bir noktadaydı. Her yerden her türlü insanın buraya geliyor oluşu onların geldiği yerlerden çeşitli hikayeler ve hurafeler arasında gerçek haberlerin de gelmesini sağlıyordu. Hatta bununla ilgili eski bir laf vardı: Astlina’da bir kuş fısıldasa Rhinasol’de herkes bunu bilirdi. Bu da ne demek diye Lua Şifacıya sormuştu ve o da “Bilirsin, Astlina okyanusun ortasında lanetli olduğu için herkesin terk ettiği ve bir tek hayvanın bile yaşamadığı minik bir ada ülkesiydi. Bilmiyor musun? Ben de seni gezgin biri sanırdım. Her neyse..” diye yanıtlamıştı.

Kışın da kendini hissettirmeye başlamasıyla insanlar oldukça huzursuzlanmış ve şehri saran curcunalı hayatın sesleri yerini fısıltılara bırakmış, neşeli yüzler giderek solmuştu. Kente gelen her yabancı beraberinde birbirine benzer korkunç söylentiler getiriyor ve kötülüğün her yönden buraya doğru yaklaştığını hissettiriyordu. Tüccarlar uzağa gidecekse yanlarına koruma tutmaya başlamıştı ve artık kimse gece seyahat etmek de sokağa çıkmak da istemiyordu.

Sonra bir gün akşam yemeği saatinde hanın kapısından içeri şok içinde orta yaşta bir adam kapıyı kırarcasına girdi. Bu halihazırda konaklayanlardan biriydi ve gezintisinden dönerken gördükleri karşısında adeta dili tutulmuştu. Herkes yemek yemeyi bırakmış ve ona ne olduğunu anlamaya çalışıyorken sonunda birisi gidip dizlerinin üzerine düştüğü yerden onu kaldırıp masalardan birine oturması için destek olmuştu. Biraz su içmesini sağladıktan sonra nihayet konuşabildiğinde neden bu kadar perişan göründüğü anlaşıldı. Ülke sınırına yakın bulunan bir köyde bir canavar saldırısı olduğu söyleniyordu. Rhinasol’e çok yakındı ve köyde bununla ilgilenecek bir doktor olmadığı için zavallı adamı at arabasında bir gece boyunca taşıyarak buraya getirmişlerdi. “Onu doktorun evine götürürlerken gördüm. Bedenindeki yaralar siyah bir katranla kaplıydı ve tüm o anlatılan söylentilere benziyordu. O şey her neyse sonunda belli ki buraya da gelmiş.” Adam bunları söyledikten sonra su içerken hala elleri titremeye devam ediyordu. Lua ve Şifacı odaya dönüp olanları düşünmeye çalıştı. Lua’ya göre bunu yapan Vaina değildi çünkü onun geride yaşam bırakacağını sanmıyordu. Bunu olsa olsa onun dönüştürdüğü veya karanlıklardan çağırdığı gölge yaratıkları yapmış olabilirdi. Günlerdir her yerde Ingrid’in bahsettiği adamı aramış ama hiçbir yerde onu bulamamışlardı. Gerçekten de artık ne yapmaları gerektiğini bilemiyorlardı ama zaman neredeyse tükenmiş görünüyordu.