İnsanların
gizli bahçeleri oluyor. Gizli bahçe iyi bir yer. Saklanmak için. Gizli bahçe
hep temiz tutulur, böcekler olmaz, kötü otlar olmaz.
Gizli
bahçede hayaller kurarsın. Gündüz düşleri, gece düşleri. Gizli bahçe derin
olur, özlemler, umutlar vardır bahçenin derinliklerinde. Roman kahramanları
gelir o bahçeye.
Rüyalar da o
gizli bahçeye aittir. Hayatın yansıması olur o rüyalarda.
O bahçedeki
çiçekler, ağaçlar bize aittir. Yaşamımızdaki temel ihtiyaçları karşılayıp bahçemize
geçeriz ve ağaçlarla, çiçeklerle iletişime geçeriz. Belki hayata sığamayız,
tutunamayız ama bahçemizde tutunuruz. Bir hayal çizeriz. Yaşamın daha yavaş
olduğu bir dünya hayali. Ağaçlara bakıp şarkılar söylediğimiz. Ağaçların her
dalına, yaprağına bakarız. Çiçekleri görmek için onların şiirlere girmesini
beklemeyiz.
Gizli
bahçeyi kırmızı güllerle doldurdum. Güllerin arasında koşmaya başladım. Karşıma
bir kapı çıktı. Beyaz bir kapı. Kapının önünde bir melek vardı. Melek dedi ki,
bu kapıdan geçmek için bir mavi gül getirmelisin. Kapıdan bakıyorum. Bembeyaz
kapının ötesi.
Kapının
önünde bekliyorum, melek de yanımda duruyor. Mavi gülü bulmam lazım. Kapının
öteki tarafından bembeyaz şapkalı bir kadın geliyor. Elinde bir mavi gül.
Beyazlığın içinde tek bir mavi. Bana veriyor mavi gülü, ben de meleğe uzatıyorum.
Tamam tamam diyor beyaz melek. Kapıdan geçmeni isteyenler var demek ki. Cennete
geçmeni isteyenler.
Kapıdan
geçiyorum, beyazlığın içine. Şapkalı kadına uzatıyorum mavi gülü. Belki
başkalarına da vermek istersin diyorum. Yok diyor, artık gül sende, sen
vereceksin istediğin kişiye.