Masalları seviyoruz, peri masallarını seviyoruz. Gündelik yaşamda peri masalı gibi yaşamak isteriz.. Masallar gündelik yaşamı yumuşatıyor. Hayal kurduruyor. Gerçekleri de severiz tabii. Gerçek duyguları, içten, doğal insanları.
Eskiden insanlar camdan hayata bakarlarmış. Şimdi ise hayattan cama bakıyoruz. Pencereden sokağa, bahçeye bakarmış annelerimiz. Biz ise telefondan hayata bakıyoruz. Gerçek nerede oluyor şimdi, camda.
Sanat bilim gerçeğin peşinde koşarken bize hayal de kurduruyorlar. Aşk da hayal gibi. Onun da gerçeğini ister herkes. Gerçek yaşanmayan aşklar da bitiyor. Gerçek aşk diye de kandırıyoruz bazen kendimizi. Bazen de aşk gerçek oluyor ama yaşayanlar gerçekten hissetmiyor bunu. Onlar aşka aşık olduğu için. Hep gerçeği sevdiğimizi söylesek de hayali, masalı seçiyoruz.
İnsanı sanata bilime yazmaya iten çok neden var. Gerçek, iyi sanatçılar dünyadaki acıları gidermek istiyor, onlar duyarlı insanlar. Onlar da hayalleri peşinde koşuyorlar. Hayalleri, kurguları ile acıdan uzaklaştırıp bizleri mutlu görmek istiyorlar. Mutluluk her zaman için daha faydalı, verimli.
Geceleri ay ışığında hayal kurarız, gece daha gizemli. Mutluluk ise gündüzleri, güneşin enerjisi ile daha kolay. O zaman mutluluk mavi, pembe, beyaz bir duygu olmalı. Sıcak, parlak olmalı. Mutluluk Nisan olmalı. Gizem de Eylül.




