Ağaç Ev Sohbetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ağaç Ev Sohbetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2025 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 297




Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Her hafta bir sohbet konusu buluyoruz ve o konuda yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes sohbet konusu bulabilir.

Haftanın konusu: "Internet sosyal etkileşimin yerine geçti mi?"

Öncelikle ülkemize geçmiş olsun. Yangınlar dinmiyor.

Ülkemiz kişi başı günde yedi saat internet kullanımı ile dünyanın önde gelenlerinden oldu. İnternet ilietişiminde iyiyiz tabii de sosyal etkileşimde beceriksizleştik. Sosyal medya sohbetleri oldu artık iletişimimiz.

Ne kadar çok insta o kadar az insan gibi oldu ülkemiz. Sosyal iletişim, etkileşim de tek boyutlu oldu. Her şeyi reelslerden öğreniyoruz, yapay zeka da başka kolaylık zaten.

Nette dünyanın her tarafıyla konuşabiliyoruz, ucuz bu ve kolay, telefondan mailden daha kolay. Her yer yakın, herkes yakın. Ama yalnız da herkes. İlginç Spor yapacağımıza oyun oynuyoruz. Muhabbet de birlikte film izlemek yani kişisel sohbetler sıkıcı oluyor.

Arada konserler, açık hava komedi şovları oluyor yazın da sokağa çıkabiliyor halk, onlar da ucuz değil.

Net ile sıradan gündelik yaşamı dengelemeli yani. Biz blogçular farklıyız tabii ki. Halen blog yazanlar, medyaya henüz yenilmeyenler oluyor herhalde.

Netin bir alternatifi de kafelerde saatlerce oturmak oldu. Ama instaya foto ekleyerek.

İsteyen ve zamanı olan herkes yazsın işte!

27 Mayıs 2025 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 296



Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Her hafta bir sohbet konusu buluyoruz ve o konuda yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes sohbet konusu bulabilir.

Haftanın konusu: "Uluslar arası şirketler, markalar, bizimki gibi gelişmekte olan ülkelerde gittikçe daha çok yer alıyorlar. Avantajlı bir durum mu bu?"

Gelişmekte olan ülkelerde uluslar arası markaları görmek gün geçtikçe daha popüler oluyor. Bizim ülke yabancı markalar için bir cennet gibi.

Bunun bir iki yararı var gibi. Ekonomiye katkı ve iş olanakları. İki zararı var gibi. Yerel markaların yok olması ve yerel ürünlerin daha az satması.

Uluslar arası şirketler gelişmekte olan ülkelere gelince (üstelik ülkemiz gelişmekte olan ülkeler sınıfından gerileyen ülke sınıfına düştü, Almanya, Yunanistan, İtalya vize başvurularını reddediyor, Japonya da artık vize başvurularını reddedecekmiş, Türkler çok pisletiyormuş çevreyi, yakında Mısır bile engelleyecekmiş. Ülkemiz Sudan ile eş tutuluyor artık) biraz para da getirmiş oluyor, endüstri, ticaret canlanıyor.

Yerel halk da çalışan veya yönetici olarak bu şirketlerde çalışıyor. Ikea, Bauhaus'da çalışanlar gibi.

Ama yerel ürünlerin şansı azalıyor, çünkü uluslar arası markalar çok tanınıyor. Starbucks gibi. Ayrıca yerel şirketlerin bu büyük markalarla yarış etme şansı da yok. Bu nedenle işyerleri kapanıyor.

Bu nedenlerden dolayı dezavantajları daha fazla gibi duruyor.

İsteyen ve zamanı olan herkes yazsın işte!

12 Mayıs 2025 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 295



Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Her hafta bir sohbet konusu buluyoruz ve o konuda yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes sohbet konusu bulabilir.

Haftanın konusu: "Başka ülkelere yolculuk kolaylaştı. Bu bize yararlı bir gelişme midir?"

Eskiden turizm daha zorlu imiş. Şimdi ise insanların başka ülkelere seyahat etmeleri kolaylaştı. Uluslar arası yolculuk fırsatları çoğaldı, uçuş rotaları gittkçe artıyor, uçak biletleri de bize belki pahalı gelse de genel olarak gün geçtikçe ucuzluyor. Bizim ülkede şimdilerde enflasyondan dolayı yüksek.

Bu durum bize hemen çok iyiymiş gibi geliyor. Kendimiz veya turlarla her yere gidebiliyoruz. Uçak, gemi yolculukları, tatilleri daha kolay. Örneğin Balkanlara giden çok. Bu şekilde bizler bizden eskilere oranla daha çok gezebiliyor ve başka kültürleri tanıyabiliyor veya hoş tatiller, yolculuklar yapabiliyoruz.

Sanat, gelenekler, mutfak, doğa, kültür, tarih, deniz, eğlence için artık sadece zenginler değil herkes geziye çıkabiliyor. Bizler için, gezmek için bu hoş bir durum olsa da bir yandan da dünya kültürüne zarar veriyor. Turist sayısı çok arttı dünyada. Herhangi bir tarihi noktada aynı anda yüzlerce binlerce turist dolaşabiliyor.

Bu durum kültüre, çevreye zarar verebiliyor. Örneğin, yöresel gelenekler, el sanatları gibi değerler azalıp tükenip ucuza mal edilen fabrikasyon ürünler artıyor. Yerel, geleneksel ürünleri bulmak hiç de kolay değil. Veya yöresel müzikler, danslar da turistlere paketler halinde sunuluyor. Yani yerellik, yöresellik azalıyor ve dünyanın her yerinde aynı ürünler oluyor, gıdalar da öyle.

Kısa süreli geziye çıkan turistler de zaten gittikleri yerdeki özelliklere çok da dikkat bile edemiyorlar. Hatta birçok turist gittikleri ülkeyi pisletiyor. Ayrıca, turizm sezonluk olduğu için insanlar sadece sezonda iş bulabiliyor turizm bölgelerinde. Turizmden kazananlar da genellikle büyük işletmeler, oteller. Çalışanlar değil.

Turistlerden kazananlar bu şekilde büyük şirketler oluyor. Örneğin, ülkemize gelen çok turist direk otele gidiyor, şehre para bırakmıyorlar. Bu kitlesel turizm o kadar da hoş değil kısacası.

İsteyenler ve zamanı olanlar yazsın işteee!

5 Mayıs 2025 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 294




Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Her hafta bir sohbet konusu buluyoruz ve o konuda yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes sohbet konusu bulabilir.

Haftanın konusu: "Yetenekler doğuştan mıdır? Yoksa, müzik, spor gibi yetenekler sonradan öğrenilir veya çocukken okulda veya evde öğretilebilir mi?"

Genel tartışma konularından biri bu. Hep söyleriz, onda yetenek var bende yok, gibi. Bende dile yetenek yok gibi.

Bu sözlerimiz bir tür bahane oluyor. Çalışmamak, kendimizi zorlamamak için bir bahane. Kolay olanı seviyoruz.

Yetenek diye bir şey yok. Yetenek dediğimiz şey istemek, çok istemek. Bir şeyi yapmayı, öğrenmeyi çok istemek. Yüzmeyi, satrancı, gitar çalmayı, Korece öğrenmeyi çok istemek gibi. Kafaya takıp bunun peşinden koşmak gibi. Başarılı sanatçılar, bilim adamları hep takıntılı insanlar. Faydali takıntı bu elbette.

Belki doğal, genetik yetenek de vardır. Bütün ailenin müzisyen olması gibi. Bunlar nadirdir herhalde.

Diyelim çocukken evde veya okulda iyi, düzenli bir eğitimle her şeyi öğrenebiliriz. İstek ve disiplinle olur hepsi. Belki doğuştan yetenek olsa da yine de eğitim lazım.

Mozart gibi olanlar da vardır tabii. Hiçbir melodiyi unutmayan bir hafıza ve sürekli üreten bir zihin. Ama o dahi. Ama biz insanlar normaliz. Çok istersek kendimizi bile yenebiliriz, aşarız.

Yazmak isteyenler, zamanı olanlar yazsın işteee!

21 Nisan 2025 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 293




Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Her hafta bir sohbet konusu buluyoruz ve o konuda yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes sohbet konusu bulabilir.

Haftanın konusu: "Okullarda ve üniversitelerde bilim dalı seçenlerin sayısı azalıyor, bilgisayar temelli konuları seçenlerin sayısı çoğalıyor. Neden böyle oluyor?"

Yazılım, programcılık, bilgisayar mihendisliği gibi dalları seçenler çoğalıyor, okulda veya kurslarda. PDR, sağlık sektörü gibi konularda da çoğalıyor. Bilim seçenlerin sayısı azalıyor.

Üniversitelerde, kolejlerde, ikinci eğitimde, açık öğretimde geleneksel bilim dalları değil de bilgi teknolojisi, internet, bilgisayar temelli dallar seçiliyor artık.

Bu bir kolaylık herhalde ancak pek de olumlu diyemiyoruz. Bilgisayar teknolojileri topluımda yaygın olduğu için çekici duruyor. Yaşamımız artık bilgisayara ve internete bağlı bu nedenle bu teknolojiler dünyada ana endüstri haline geldi, sağlık, silah gibi.

Medyada okuyoruz, bu teknolojiler çok zengin de çıkardı ortaya, ünlü de. Gates benzerleri. Bu da hepimize çekici geliyor. Netten para kazanmak, alıp satmak veya yazılımcı olmak, olmazsa telefon tamir edebilmek.

Yıllarca fizik okumaktansa daha cazip geliyor bizlere bilgi teknolojisi. İş bulmak da zor fizik kimyada.

Ama tabii bu durumda sınırları zorlayan bilim adamı da daha az sayıda yetişir. Akademide de toplumda da bilim adamları gerekli. İlaç, fabrika, dizayn gibi dallarda. Hayat kalitemiz sadece netle laptopla artmıyor. Bilimsel yenilikler olmadan ilerlemek de zor.

İnsan hep ileriye gidiyor teknolojide. Bundan kaçınmak zor. Bilimsel yetenekler olmadan ilerleme de olmuyor.

Zamanı olan ve isteyen herkes yazsın işte!

17 Haziran 2024 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 252


Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Her hafta bir sohbet konusu buluyor ve o konuda yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes sohbet konusu bulabilir.

Haftanın konusu: "Nerdeee o eski bayramlar diyenlerden misiniz?"

Bayramlar minikken tatlı oluyor galiba. Büyükleri gezmek, harçlık almak veee bulduğun bütün çikolataları yemek, şekerleri yemek gibi. En azından 100 adet madlen yemek gibi bir günde. Şekerleri, çikolataları annemizin sakladığı yerlerden bulmak.

Babaanne yeter artık yiyemicem, sen hep çok koyuyon yemekleri, bitmiyor ki hiç. Anneanne bu neee, bu ayaklar ne arıyor tencerede? Korkunç yaa! Bunları mı yicez iğrenç! Ben ayak yemem. Tamam lahana sarması, kalburabasma çok iyi de bu ayak ne korktum ben.

Annee artık hep kavurma mı yicez? Evet kızım, bak iki deden de kurban kestiler. Komşular da kestiler. Baksana buzluk et doldu. Bu etler altı ayda bitmezler. Hep kavurma yiyeceğiz. Anneee hani sen demiştin ya pastırma yazı diye yakında gelcekmiş yaa pastırma yazı kavurma yazından sonra mı geliyor. Sonra puding yazı gelcek mi?

Anne yaaa, hani tatile denize gidecektik yaa! Neydi hani teyzemler tekel kampı mıydı neydi maliye mi demiryolları mı ne davet ettiler yaa bak ne dicem sen bu kavurmaları kavur hepsini şu saklama kaplarına dolduralım da tatilde yemek parası vermeyiz hep bunları yeriz. Kavurma yazında çıtır tavuk yemek olmaz şimdi de mi yaa.

Annee, aybaşında yoğurt alacaz değil mi? Siz hep hesaplıyorsunuz ya aybaşında robot süpürge alcaz, akıllı saat redmi alcaz, yoğurt da alalım mı? Ya yoğurt ucuz kızım yaaa! Anne ben yapay zeka istemem bayram hediyesi olarak bu yaz yatay zeka istiyom hep yatcam uyucam klimada anne çok sıcak.

Anneee bak akıllı bileklik ne diyor yaaa, kurbanları dağıtırken günlük yürüyüş hedefine ulaştınız. Bütün apartmanın etlerini ben mi dağıtıcam? Anne dağıtırım ben bu apartmanı, mafya kızı olcam ben yaa, zengin kocalı sarısı boyatcam saçlarımı, ben zengin olayım, herkes bana kurban olsun!

İyi payramlaar!

Zamanı olan ve isteyen herkes yazsın eski bayramlarııı, özlemleriii!

16 Mayıs 2024 Perşembe

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 247




Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Her hafta bir sohbet konusu bulup o konuda yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes sohbet konusu bulabilir.

Ağaç Ev Sohbetleri günümüz Pazartesi. O gün yazımı hazırladım ama yayınlamadım. Son yazıma, film yazıma yani az yorum gelince yorum gelmesini bekledim. Bugünlerde blog yazan ve yorum yapanlar azaldı gibi, iki haftadır böyle sadece. Düzelir yine çoğalır yorumlar. O nedenle bugüne bıraktım ağaç ev yayınını.

Ağaç Ev Sohbetlerinde genellikle yazıyı yazdıktan sonra yorumları keyifle okuyorum ancak yanıt vermiyorum. Ağaç Ev Sohbetleri daha çok bir Ekşi Sözlük yayını gibi oluyor. Bir yazı yazılıp fikir söyleniyor ve herkes fikrini söylüyor ve hatta yorumlarda herkes birbirine katkıda bulunuyor ve ben de araya girmemiş oluyorum. Çünkü fikirler hepsi iyi ve doğru ve haklı oluyor.

Haftanın konusu:

“İnsan bazen yapmak istemediği şeyleri yapmak zorunda kalır mı?”


Yani hayat karmaşık. Mutlu veya huzurlu veya başarılı olmak için şu hayatta, karşımıza çıkacak çeşitli durumlara kendimizi hazırlamalıyız. Yani herkes tabisi hoşlandığı etkinliklere katılmak ister. Ama bazensi hoşlanmadığımız durumlara da düşeriz. Ergenken eve gelen misafirlere hoşgeldiniz demek zorunda kalmak gibi. Halbuki, hiç görmemek, odandan çıkmamak daha keyifli.

Kişisel, sosyal, ekonomik bazı durumlarla karşılaşabiliriz. Sevmediğimiz bir insanın altında çalışmak durumunda kalabiliriz. Bu durumlara düşmek herhalde insana hoşgörü sağlıyor, belki karakterimizi geliştiriyor, olgunlaştırabilir de. Özgürlüğüne düşkün bir kızın anne olup çocuğuna bakmak zorunda kalması gibi. Uykusunu almadan gece gündüz çocuğuna bakar veya gece uyumaz hiç ama sabah işine gider.

Öğrenciyken film izlemek, gezmek, tatil yapmak yerine mecburen ders çalışıyoruz. Bunlar bizi mecburen sorumluluk sahibi ve akıllı yapıyor. Sosyal olarak da yani bir çevre içinde yaşıyoruz. Aile akrabalardan birinin doğum günü oluyor veya biri evleniyor, kına oluyor. Bunlara gitmeyen insan yani çok yalnızlık çekebilir. Okula giriyor, işe giriyoruz, meslek olsun aç kalmayalım diye. İnsan yani rahat yaşamak istiyor. Hayat işkence olmasın istiyor. Dini zorunluluklar da oluyor veya bayramlar da.

Biz hayattan çok şey isterken hayat ta bizden çok şey istiyor. Hayatın farklı yönlerine katılmak, istenmeyenleri de yapmak bizi renklendirir, kişiliğimizin bilmediğimiz yönlerini keşfetmemize yardımcı olur.

Apartmanda diyelim, kimseye selam vermeden merdivenlerde, girip çıkarız evimize. Ama selam vermekten hoşlanmasak da belki de bir komşumuzun bir insana ihtiyacı vardır. Belki onunla konuşmak onu mutlu eder. Daha sonra da diyelim evde sularımız kesildi, gider o komşuya sorarız, teyzeciğim sizde de sular kesildi mi diye. Ya da bir lise pilav gününde hiç hatırlamadığın bir arkadaşını görürsün. Kalabalık ortamları sevmediğini düşünürsün ama işte hayat her zaman hoş sürprizlerle dolu. Veya her şeye hayır deriz de sonradan severiz yaptığımızı. Hani, düğüne gitmicem deyip de düğünde pistten hiç inmeyenler gibi.

Herkesler de yazsın işteee!