22 Eylül 2019 Pazar

Dag Solstad ve Hermann Hesse



Mahcubiyet ve Haysiyet

Dag Solstad

YKY

Dag Solstad, Kuzey edebiyatının en sevilen yazarlarından olmasına ve yaklaşık otuz kitap yazmış olmasına rağmen Türkçe’ye daha yakınlarda çevrildi ilk defa. Peter Handke ve Haruki Murakami onun hayranı ve Murakami ayrıca onun kitaplarını Japonca’ya çeviriyor. Kendisi ise Knut Hamsun hayranı.

Çevirmen de Banu Gürsaler Syversten. Ingvar Ambjornsen’in efsane olan romanı Beyaz Zenciler’in çevirmeni. Yani yazar da çevirmen de sağlam. Bu kısa ama derin romanın çevirisi de usta işi.

Elias, sıradan bir edebiyat öğretmeni. Uzun yıllardır yaptığı bu işe yabancılaşmış, kendisini yalnız da hisseden sıkıcı biri. Derste her zaman yaptığı gibi yine Henrik Ibsen’in Yaban Ördeği kitabını inceliyor. Öğrenciler de bu monoton dersten ve Ibsen’den memnun değiller, neredeyse uyuyacaklar. O gelenekselleşmiş tarzda anlatıyor, öğrenciler de ilgisiz.

Ders bitince öğrenciler hemen çıkıyor, Elias da bezgin, bıkkın şekilde kapıya çıkıyor, yağmur çiselediği için şemsiyesine davranıyor ancak açamıyor, sinirleniyor, şemsiyeyi parçalıyor ve çevredeki öğrencilere de küfrediyor. Ondan beklenmeyecek bir davranış. Neredeyse bir hayat belirtisi.

Bu hareketinden sonra bir daha okula dönemeyeceğini fark ediyor, sokaklarda yürürken bir anda geçmişine dönüyor. Gençliğindeki üniversite yıllarına. En iyi arkadaşı felsefe öğrencisi Johan’ı hatırlıyor. Elias ne kadar sıradan ise Johan da o kadar hayat dolu, çekici. İkisinin arkadaşlığı ilginç.

Johan, Eva ile birlikte oluyor. Eva kusursuz güzel. Johan ve Eva evleniyor ve çocukları oluyor. Elias da hep onlarla birlikte. Elias başından beri yaşama, dönemine ayak uyduramıyor. Norveç eğitim sistemine de. Elias’ın düşünceleri yoluyla nasıl bu kadar sıkıcı bir insan olduğunu öğreniyoruz.

Elias Rukla, eğitim, kitaplar, toplum gibi kavramlar yoluyla kendini, yaşamını, dünyayı sorguluyor. Yirmibeş yıl önce yazılmasına rağmen zamansız bir anlatım olduğu için hep güncel bir dil ve kitap.

Not:4/4


İnanç da Sevgi de Aklın Yolunu İzlemez

Hermann Hesse

YKY

Hesse, Yirminci Yüzyılın en önemli yazarlarından, Proust ve Kafka gibi. Edebiyat, şiir, resim, felsefe, psikanaliz, din, Uzakdoğu düşüncelerini bir araya getirip unutulmaz romanlar yazan Hesse, 1960’lardan buyana özellikle gençlerin sevgilisi.

Öykü, şiir, deneme, anı, doğa yazıları da yazsa da romanları en bilinen. İnsanın iç yolculuğunu, arayışlarını, kendini bulma çabasını, kendini gerçekleştirme uğraşını anlatan yazar bütün romanlarını kendi iç yolculuğundan yola çıkarak yazmış.

Siddharta, Demian, Narziss ve Goldmund, Gertrud, Peter Camenzind, Klingsor’un Son Yazı ve diğer birçok romanı, Bozkırkurdu, Boncuk Oyunu, hepsi birer zirve. Gençliği onun gibi anlatan ve gençliği onun gibi etkileyen bir yazar daha yok.

Yazarın tüm kitaplarının çevirisini de Kamuran Şipal yapıyor ve mükemmel çeviriler. Bu kitabında, bu müthiş ve insanın ruhunu alabora eden yazarın, çeşitli konulardaki düşünceleri bulunmakta. Politika, toplum ve birey, bireyin ödevleri, kültür okul ve eğitim, kilise ve din, bilgi ve bilinç, okuma ve kitaplar, gerçek ve hayal gücü, sanat ve sanatçılar, mizah, mutluluk, sevgi, ölüm, gençlik ve yaşlılık konularında özet düşünceleri, aforizmaları var. Bir bilgenin düşünceleri.

Not:4/4

Modus ve Lilyhammer



Modus

İsveç suç, polisiye, seri katil dizisi. İki sezonluk dizi. İkinci sezon henüz dilimize çevrilmedi. Unutuldu çeviri sanırım.

Suç profilcisi ve psikolog Inger’in otistik kızı yılbaşı günlerinde bir cinayete tanık olur. Ardından cinayetler devam eder. Cinayetler Uppsala ve Stockholm’de gerçekleşir. Detektif Ingvar, profilci Inger ile tanışır ve birlikte katilin peşine düşer. Otistik kız da tehlikededir.

Katil de en baştan belli. Katilin neden bu cinayetleri yaptığını dizi boyunca anlıyoruz. Irkçılık, din, tarikatlar, politika, insan hakları, cinsiyet ayrımcılığı gibi gündemdeki birçok konuyu ele alan dizi sakin ancak merak ettiriyor. Soğuk havada sıcak konular. Kuzey tarzı.



Lilyhammer

Norveç suç komedisi. Başrolde, bir zamanlar popüler olan Sopranos dizisinden Steven Van Zandt. Van Zandt aslında İtalyan asıllı Amerikalı bir oyuncu ve müzisyen. Eşi ile evlenince kendi soyadından vazgeçiyor, gerçek yaşamında.

Eğlenceli, oldukça komik bir çeşit suç dizisi. Dizide, Norveçliler ülkeleriyle ve insanlarıyla gırgır geçiyorlar. Arada Müslümanlarla da alay var. Çünkü, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Norveç de göçmen istilasında. Bütün Avrupa ülkelerinde olan kaynaşma konusu komik durumlar doğuruyor.

Frank Tagliano, New York yer altı dünyasından. Bir büyük suçluyu ele veriyor ve tanık koruma programı ile Norveç’e yerleşiyor, adını değiştiriyor. Norveç’in küçük bir kasabası. Lillehammer. Eski kış olimpiyatlarından birinin yapıldığı kasabalardan biri. Olimpiyat pistleri de zaman zaman diziye dahil oluyor.

Frank, yeni ortama alışmaya çalışıyor. Tabii, New York’dan çok farklı insanlar ve kültür. Frank, bir gece kulübü açıyor, işletiyor ama bir yandan da Lillehammer kasabasını kendine benzetiyor. Kendi yöntemleriyle sakin Norveç kasabasının altını üstüne getiriyor.

Kahkahalarla izlenen bir kuzey komedisi. Üç sezon da keyifli.

21 Eylül 2019 Cumartesi

Film Seçkisi 24



Alfonso Cuaron filmleri

Inarritu, del Toro gibi günümüzün popüler Meksikalı yönetmenlerinden olan Cuaron’un tekniği iyi, sineması iyi, filmleri de çok iyi olmasa da fena da değil. Meksika sert bir ülke olduğu için filmler de çok yumuşak olmuyor.

Küçük Prenses

A Little Princess, 1995

Yönetmenin ilk filmlerinden. Fantastik bir peri masalı. Bir küçük kızın özel okuldaki yaşamı. Renkli, hayalci, hoş film. Yönetmenin bir dolu aksiyon filminden daha naif ve zarif. Not:3/4

Büyük Umutlar

Great Expectations, 1998

Charles Dickens’ın ünlü romanının sinemaya uyarlanması ancak modernleştirilerek. Resim yapmayı seven küçük bir oğlan, Estella adlı bir komşu kızına ilgi duyar, yıllar sonra yine onu bulmak ister. Oyuncular iyi, film de izlenebilir. Not:3/4

Son Umut

Children of Men, 2006

Gelecekte geçen bir bilimkurgu aksiyonu. İnsanlık artık ürememektedir. Yeni çocuklar doğmaz. Ancak bir kadın hamile kalmıştır ve bir devlet yetkilisi de onu korumak zorundadır. İzlenebilir macera. Clive Owen başrolde. Not:3/4

Yerçekimi

Gravity, 2013

Görsel yönden gelişkin bir bilimkurgu filmi. Başrollerde Sandra Bullock, George Clooney. İki astronot uzayda görevde iken uzay istasyonunda kaza olur ve astronotlar uzay boşluğunda kalırlar. Türü sevenler için. Not:3/4

Roma, 2018

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı ile birlikte yönetmenin en popüler filmlerinden. Kendi çocukluğunu ve ailesini anlatıyor. Ananı Da adlı filminden sonra belki en iyi filmi sayılabilir. Meksika’da Roma adlı bir mahalle ve orada yaşayan bir aile ve ailenin hizmetçisinin yaşamı. Siyah beyaz film. Zenginlik yoksulluk, sınıf farkları gibi konular işlenmiş. İyi film ama öyle çok keyifli de diyemeyiz. Not:3/4

20 Eylül 2019 Cuma

Beforeigners ve The Bletchley Circle


Beforeigners

Norveç bilimkurgu, polisiye dizisi. Beforeigners, geçmenler demek. Zamanda geçişler anlamına geliyor. Oslo’da insanlar kayboluyor, bir yandan da denizdeki bir delikten geçmişten insanlar günümüze geliyor. Taş Devrinden, Vikingler döneminden, 18. Yüzyıldan insanlar gelip günümüz Oslo’sunda sığınmacı oluyorlar. Yıllar geçtikçe bu dönemlerden gelen insanlar ile günümüz insanları birbirine karışıyor, geçmenler işe giriyor, evleniyor.

Kaybolmalar, ölümler devam edince Viking döneminden bir savaşçı kadın polis ile günümüzden bir polis bir ekip oluşturarak bu gizemli olayların peşine düşüyorlar. Sürükleyici konu, ilginç karakterler, günümüz ile geçmişten gelenlerin ilişkilerinden doğan mizah. İlk sezon altı bölüm ile bitti. İkinci sezonun da olması gerekiyor.




The Bletchley Circle

İngiliz dönem ve suç, polisiye dizisi. İki sezonluk. İlk sezonda üç bölümde bir olay çözülüyor, ikinci sezonda da dört bölümde iki olay çözülüyor. İkinci Dünya Savaşı döneminde Almanların şifrelerini çözen dört kadın, savaştan sonra sivil yaşama dönüyorlar. Bir seri katil ortaya çıkınca bu dördü birleşip, savaş döneminde kullandıkları yöntemlerle katilin peşine düşüyorlar. İlk sezonda.

İkinci sezonun ilk davasında, bu dört detektiften biri hapse düşüyor ve diğer üçü onu kurtarmaya çalışıyor, işin içinde devletin sırları da var. İkinci davada, bu dördü bu kez bir kız kaçırma ve dolandırıcılık suçunun peşine düşüyor.

Dönem dizisi olarak ilginç, gizemli, heyecanlı. İngiliz tarzı polisiye. Yani ciddi. Amerikan polisiyelerine benzemiyor.

19 Eylül 2019 Perşembe

Sahaf Anları



Sahaflarda zaman geçirmek büyük mutluluk. Bazen keyif için, bazen de birilerine bir şeyler, kitap, dergi, fotoğraf bulmak için gezmek bir sahaf dükkanının içinde insanda hoş duygular uyandırıyor.

Dedem, Radyo Haftası adlı bir dergide polisiye öyküler yazmış. O dergileri ararım. Veya, babamın halası çocukken Killing okurmuş, bulsana dedi, babaannemin fotoroman merakı gibi.

Sahaflarda, en ilginç olay, bir iki yıl önce, sahaf festivalinde başıma gelmişti. Pera Müzesi’nin önündeki festival alanında. Bir sahafta eski fotoğraflara bakarken, yanımda duran bir kadın da bakıyordu onlara. Sonra bir fotoğrafı eline aldı ve buradaki bu adam benim babam dedi, ama babası bu fotoda kolunu bir kadının omzuna atmıştı ve bu kadın annem değil dedi kadın. Bu fotoğrafı da ilk kez görüyorum. Yani babası, annesini bir kadınla aldatmış ve kadın da bu sahaftaki fotodan bunu öğrendi. Sonra ne oldu bilmiyorum tabii.

Sahaflarda bir kentin tarihi toplanır, fotoğraflarda. Bir çeşit fotoğraf kabristanı gibi yani sahaflar. Eski kitapların arasında bulduğum notlardan, kağıtlardan, kitapların içine düşülen notlardan, fotoğraflardan hayatlar hayal etmek ne güzeldir.

Yakınlarda sahaflarda iki etkileyici ana tanık oldum. Birinde, bir amca geldi ve Kadıköy tarihi ile ilgili kitaplar arıyorum, dedi. Sahaf da, birkaç tane kitap çıkardı. Amca, kitaplardan birini açtı, bol fotolu olanı, karıştırmaya başladı, sonra bir fotoya bakıp, aa bu babam dedi, bu fotoyu nerden bulmuş yazar? Baktı, yazarın adına. Yazar, bu amcanın liseden sınıf arkadaşı çıktı. Amca, liseden sonra Almanya’ya gitmiş, uzun yıllar ordaymış. Bu kitabı yazan sınıf arkadaşım, herhalde, bu fotoyu babamdan almış olmalı, diye düşündü.

Bir diğer ilginç olay da, sahafın vitrininde bir eski gazete vardı. Gazetede Zorlu’lar idam edildi diyordu. Zorlu benim için Zorlu Center yani, evime yakın, başka zorlu bilmem, bir de her yerde gözüme Mazhar Zorlu diye bir isim çarpar. Kim bu Zorlu diye neti açtım baktım, vitrinin önünde, bir zamanlar idam edilmiş biri. Adnan Menderes’ten sonra idam edilmiş galiba. Fatin Rüştü Zorlu imiş. Vitrine bakarken, bir adam yaklaştı, gazeteye baktı, sahaf da kapının önünde duruyordu. Adam, sahafa, bu gazeteyi neden vitrine koydunuz diye bağırdı, dedem de bu asılanlar arasında, diye ekledi, öfkeyle gitti.