24 Mayıs 2026 Pazar

İHTİYAR

 




Yaşlı teyze parkta oturuyordu. Tek başına. Omuzları biraz çökmüş. Zayıflamış. Yanına oturdum. Yine bayram geliyor, görüşecek, gelecek gidecek kimsem yok dedi.

Elleri kırışmış, parmakları romatizmadan büklüm büklüm. Göz bebeklerinin etrafında sisli mavi hareler oluşmuş. Saçları platin, Akdeniz beyazı.

Göz göze geldik, sanki birbirini iyi tanıyan akrabalar gibi, gülümsedik. Bana öyle garip bakma dedi. Çoluk çocuk gittiler, ölenler, terk edenler, beni unutanlar, görmeye üşenenler. Çocuklar torunlar da aramıyorlar.

İstanbullumusun teyzeciğim. Bak evladım, dön arkana, caddenin arkasında, yokuşun başındaki tahta konağı görüyor musun, işte ben o evde doğmuşum. Öğünmek gibi olmasın ama Beykozluyum. Anlayacağın, bir ben kaldım, bir bu tahta konak bir de İstanbul.

Zamanı geçirmişiz, eve gitme vakti geldi, evladım.

20 Mayıs 2026 Çarşamba

BALIKÇI






damlalar yumuşacık düşüyor maviliklere, hiç duyamadığımız bir şarkı oluveriyorlar, her damla ayrı bir nota gibi.

yunuslar da çok uzaklardan gelmişler, okyanusun gizemini içlerinde taşıyarak, köpek balıkları da çok kararlı, bugün kan kokusu almayacaklar, balinalar ağızlarını açmıyorlar, bütün balıklar gelmiş.

balıkçı denize baktı, bütün balıklar, denizler, okyanuslar biliyor onun yalnızlığını, derin derin nefes aldı balıkçı, balıklar benim hep en yakın dostlarım oldular, onları yemekte zorlanıyorum diye düşündü.

ayrılık zamanı geldi artık dedi, sabahın erken saatlerinde ayrıldı sahilden, bıraktı balıkçılığı, öylece çekilmiş bir fotoğraf gibi kaldı her şey, martılar da gitti.

10 Mayıs 2026 Pazar

APARTMAN KAPISI

 



Kapılar kapanmasın aralık kalsın. Zillere basılmadan girsin kuryeler. Adanın kuşları gelsin apartman merdivenlerine. 

Hatıralar canlansın basamaklarda. Yemek kokuları saçılsın. Beslenme çantalı çocuklar koşuştursun. Bahçedeki güllerin kokusu gelsin.

O aralık kapılardan çıkılsın yaşamın içine. Hep anı yaşamaktan hep güne bakmaktan hep an yaşanır hep güne bakılır sandık. Oysaki yaşanan hep minik anlar küçücük hatıralar. 

Komşu teyzenin seccadeye uzanan başı. Komşu amcanın org çalarken söylediği şarkı. Annesine çiçek getiren kız.

Bundan ötürü kapanmasın kapılar aralık kalsınlar. Sümüklü böceğin arkasından bıraktığı gibi parıltılar kalsın hayata.

5 Mayıs 2026 Salı

İSKELE BABASI


 


Daha dün gibi, görkemli bir törenle derin sulara bırakılmıştınız. O günden sıçrayan suların nemini hala üzerimde hissediyorum. Oysa ki aradan çok yıllar geçti. Kimsenin bir suçu yok. Bütün suç doğanın adaletinde.

İskeleyi ardınızda bıraktınız, dalgaların kalabalıklarına karıştınız. Haklısınız tabii, yaşam tatlı, gezmek tatlı. Ama işte bende hatıra da bıraktınız.

Ama kanmayın okyanusların görkemine. Koskoca gemiler de olsanız, dünyanın insanını da taşısanız, sizin de bağlanmanız lazım. Bağlanmadan tekrar hayata çıkamıyorsunuz. İskeleye gelip bağlanmadan sizin arkanızdan el sallanmaz, vedalar edilmez.

İşte iskelenin en gizemli ucunda, kenarda, soğukta, sıcakta, hırçın dalgalar dövse de gece gündüz, o gelen giden insanların hatırına direniyorum ben.

30 Nisan 2026 Perşembe

İSTANBUL

 




Galatasaray Lisesinin yanından kıvrılıp İstiklal’den Taksim’e doğru yürürken sesler gelmeye başladı. Başımı yukarı kaldırdım. Sular akıyor, binalardan sular akıyor.

Çiçek pasajı da ağlıyor. Çeşmeler açık bırakılmış gibi. Pencerelerden sular akıyor. Beyoğlu ağlıyor, İstiklal ağlıyor.

Tramvayın ön farlarından da oluk oluk su akıyor. Sordum tramvaya. Neden ağlıyorsun? İstanbula ağlıyorum hanım kızım dedi. Heykele sordum o da ağlıyordu İstanbula.

Bölgenin eskileri olan hanlar, pasajlar, şimdinin kalabalığına, kabalığına ağlıyor. Bütün ışıklarını yakmış İstanbul, tarihin içinden çıkıp gelen hüznüyle ağlıyor.

Tünel, Şişhane dile geldi, saatleri durdurun, yelkovanı, akrebi sökün, zaman dursun artık burda, dediler.