30 Temmuz 2021 Cuma

KÜLTÜREL BİR ETKİNLİK




Kültürel Bir Etkinlik, sevgili Berra'nın düşünüp bulduğu bir etkinlik. Okuldaki edebiyat projesinden esinlenmişti. Bir kitap okuyup kitabın filmini de izlemek.

İlk olarak ise Another adlı manga ve bu manganın anime filmini seçti. Önce okumuş sonra izlemiş. Kendisi mangayı animesine oranla daha çok sevmiş.

https://berraed.blogspot.com/2021/04/kulturel-bir-etkinlik.html

https://berraed.blogspot.com/2021/06/kulturel-bir-etkinlik-another-manga-vs.html


Bense önce izledim sonra okudum. İkisini de çok sevdim. Sanırım manga veya anime fark etmez, bu eserin kendisini sevdim. Düşüncesini, atmosferini, konusunu, çizimleri, görüntüleri. Fantastik korku olması da ayrıca ilgi çekici.


Another (anime dizi)

12 bölümlük bir bir Japon manga uyarlaması anime dizi. Bir de tamamlayıcı bölüm var.

Sakin ve gizemli başlayan dizi bölümler ilerledikçe gerilime doğru gidiyor ve şaşırtıcı ve müthiş bir finalle bitiyor. Ortaokulun bir sınıfında Misaki adlı bir öğrenci kaza ile ölür. Bu ölümden sonra bu sınıf lanetlenmiş gibidir. Her yeni okul yılında sınıfa gelen bir artık öğrenci, yani normal sayıdan bir fazla olan öğrenci, diğer öğrenciler tarafından dışlanır. O öğrenci ile konuşulursa bir lanetin başlayacağı düşünülür.

Aradan yıllar geçer. Bu sınıfa yeni bir öğrenci gelir. Sınıfta Misaki adlı bir öğrenci vardır. Geçmişte ölen öğrenci ile ismi aynıdır ve sınıftakiler onu yok saymaktadır. Misaki yalnızdır o yüzden. Sınıfın yenisi olan çocuk ise Misaki ile konuşmaya başlar. Ve lanet ortaya çıkar.

Lanet bir çeşit büyü gibi bir şeydir. Ölmüş olanın ölü kalmasını ister bu lanet. Ancak artık öğrenci diğerlerine karışırsa bu lanet işler. Okulun her yılı o yüzden bu lanet ortaya çıkar. İlk kaza sonucu ölen kişiyle bağlantısı olanlara denk gelir bu dehşet.

Bu nedenle artık öğrenci Misaki ölmelidir. Lanet yüzünden okulda dehşet başlar. Ve laneti kimin başlattığı en sonda belli olur, bu okul dönemi için. İlk ölene zamanında diğer öğrenciler çok üzülmüştür ve sanki sınıf ruhlar dünyasında kalmıştır.

Japon anime manga gizem gerilim sevenler kaçırmasın.

Not:4/4





Another (Manga)

Olmaması gereken kişiyi bulup öldürdüler. Her yıl, olmaması gereken kişi canlanıp geliyordu ama onun kim olduğunu kendisi bile bilmiyordu. Lanete göre fazladan bir kişi oluştuğu için ölümler başlıyordu. Olmayan kişi ölene kadar ölümler devam ediyordu. Kim olduklarını bilmedikleri için bir kişiyi seçip onu yok sayıyorlar. Bu yıl da Misa seçilmiş. Yeni gelen çocuk durumu bilmeyince onu sınıfta kabul ettiğinden lanet çalışmaya başlıyor. Misa, benimle konuşma dedikçe çocuk konuştu. Misa olmayan diye seçildiği için sınıfta, rolünü oynamak zorunda.

Not:4/4

29 Temmuz 2021 Perşembe

MUSEVİ/ESAT AĞABEY 7

 




Kafenin sahibi Esat Ağabey, dayısını kaybettikten sonra da bazen kafe bazen kahve işletmeye devam etmiş. Şimdi içerde ocakta duran çaycı beyefendiyi de eskiden beri tanırmış. Daha önceleri Kadıköy’de bir kafe işletirken bir gün bu ocakçı bey Esat abinin kafesinin önüne gelmiş, dolanıp duruyormuş.

Esat Abi bu ocakçıyı görmüş kapının önünde dönüp dururken, seslenmiş ona. Derdin ne, neden burada böyle dolanıp duruyorsun demiş ve içeri davet etmiş. Ocakçı beyefendi, adı da Niyazi yani, anlatmış, ya demiş ben memurum emekli oldum, öyle pek de param yok, şimdilerde de ay sonu, sıkıntıdayım, içeri girip çay kahve içmek de istiyorum ama parasızım. Eskiden gittiğim ve veresiye çay kahve içtiğim yerler de kapandı.

Bunu deyince Esat Ağabey, içeriye seslenmiş, Niyazi beye çay getirin, yan taraftan da tost söyleyin. Niyazi beye, sevdim seni demiş. Niyazi bey ise şaşkın şaşkın bakıyormuş. Esat Ağabey, öksüz büyüdüm ben, halden anlarım, bundan sonra sana benden veresiye olsun, diye eklemiş.

Esat abi ile ocakçı Niyazi’nin tanışması böyle olmuş. Bir süre Esat abinin kafesine gitmiş gelmiş. Emekli ikramiyesini de ne yapacağını düşünüp dururmuş. Evdeki kaşık düşmanı ev alalım diye tutturmuş. Kadın da haklı yani, Niyazi ve karısı yıllardır kiralarda sürünmüşler, onca yıl geçmiş bir ev sahibi olamamışlar. Hanımın çenesinden kurtulamamış, her Allahın günü dırdır edermiş karısı.

“Bak bey yaşımız geçiyor, böyle giderse bu yaştan sonra çoluk çocuğun eline kalırız”. Fırsat bulduğu her an adamcağızın başının etini yiyormuş.

Evde bu ev alma tartışmaları süredururken, kafenin sahibi ağabey, bu memur emeklisi adama, gel bundan sonra benimle çalış demiş, benim ocakçı gidiyor, onun yerine geçersin, çayı sen yaparsın, filtre kahveleri ise zaten bir üniversiteli kız varmış, kahve yapma eğitimi alan, o yaparmış, Kadıköy’deki dükkanda, eskiden.

(devam edecek)

28 Temmuz 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU 35




Beş kelime verip bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri yazı yazma etkinliğimiz devam ediyor. Bu haftanın kelimelerini sevgili İlkay verdi. Haftaya ise sevgili Eylül Su verecek.

Haftanın kelimeleri: heves, deniz, gülümseme, çocukluk, kurabiye.

DENİZ

"Abla deniz nasıl bir şey?" diye sormuştu Misarin. Misoria da "Kocamaan bir su parçası" diye yanıtlamıştı. Hayal etmesi güçtü elbette ne kadar kocamandı ki bu su? Bir ırmak gibi miydi? Hani şu pikniğe gittikleri yerdeki büyük nehir gibi bir şey mi? Baraj gibi mi mesela? O örnek verdikçe Misoria "Hayır, daha da büyük, öyle büyük ki diğer tarafını asla göremezsin. Öyle büyük ki şu karşıdaki dağlar bile içine sığar" diye hayal gücünü renklendirirdi. Misoria küçükken deniz kıyısında yaşarlardı fakat sonradan denize uzak dağların üzerinde bir yere taşınmışlar ve kardeşi orada doğmuştu. Bir gün denizi onun da göreceğine söz vermişti ve hep bunun hayalini kurarlardı.

Çocuklukları hep hayallerle geçmemiş miydi zaten. İnsan büyüdükçe daha az hayal kurar daha az hevesli olurdu fakat onlarınki tam tersiydi. Yüreklerindeki güçlü hayat ateşi hiç sönmüyordu.

İşte şimdi arabanın kapısına yaslanmış halde dururken Misoria gülümsedi. Kendisi gibi arabaya yaslanan kardeşinin gözleri bağlıydı. Bu halde bile çikolata parçacıklı kurabiye yemeyi ihmal etmemişti ve bu yüzden düşen kırıntılar hala elbisesinde duruyordu. Misoria önce havayı koklamasını istedi. İyotlu havanın o keskin ama insanın içini açan kokusu eşsizdi. Böyle bir şeyi daha önce hiç koklamamıştı Misarin.

Sabırsızlanmaya başladığında Misoria kardeşinin gözlerini açtı ve onun gördüğü manzara karşısında donup kalışını izledi. Misarin şaşkınlıktan ve sevinçten ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Ablasına sarıldı sonra döne döne dans ettiler. Misoria ayakkabılarını çıkartmasını söyledikten sonra kumsala doğru indiler ve deliler gibi bir sağa bir sola koşturdular. Dalgaların kıyıya vururken dantel gibi köpürmesi inanılmazdı. Birbirlerine su fırlattılar, en sonunda da kıyafetleriyle sulara atlamaktan geri duramadılar.

Çocukluk hiç kaybolmayan bir inciydi.

Son

27 Temmuz 2021 Salı

MUSEVİ 6

 




Kız öğrenciler yarım nargilelerinden duman, nefes çekiyorlardı. Garson Murat’a sordum, yarım nargile de neyin nesidir, diye. Zaman değişmiş, eski çamlar bardak olmuş, insanlar artık maaşları ile geçinemiyorlar, öğrenciler de bursları ile zorlanıyorlarmış.

Kafenin sahibi Esat Ağabey de nargileden hiç hoşlanmasa da vicdan sahibi bir adam olduğundan kafeye gelen üniversitelilerin ve nargilelerin küskün küskün kenarda kıyıda beklemelerine kıyamamış. Gönüllerini almak için nargile ücretini yarıya indirmiş. Yani kafede bir reform gerçekleştirmiş.

Garson Murat diyor ki, genç de biri ama, şöyle derlermiş eskiden, nargile kullananın su fokurdatanın. Nargile içmek eskiden zengin işiymiş, ekabir işiymiş, sonradan memur, emekli işi olmuş, şimdi de üniversiteli merakı. Demek ki nargile de ortama ayak uyduruyor.

Limonatadan sonra bol sütlü lattemi içerken havuz başında üniversiteli kızlar muhabbetin altını yakmaya başladılar.

Arka masada da birkaç adam iddialardan, bahislerden konuşuyorlardı. Yanda var ya at yarışı bayisi. Artık bu at yarışı, iddia bayilerine ilgi azaldı diyorlardı. Buralara gidip oynayanlar küçük oyuncularmış. Asıl büyük oynayanlar internetten oynuyorlarmış. Kafede küçük gruplar halinde herkes eline sazı almıştı, yani sözü.

Esat Ağabey de arkada bir masada oturuyordu. Anlatıyordu. Kendisi, ufak yaşlarda öksüz kalmış bir Makedon göçmeni imiş. Müslüman Arnavutlardan imiş. Yakınları onu zamanında dayısının yanına emanet etmişler. Dayısından öğrenmiş bu kafecilik, kahvecilik mesleğini.


(devam edecek)

26 Temmuz 2021 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 101


 

Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Haftanın konusu sevgili Kaplan Diary'den.

"LGBT hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu bir hastalık mıdır? Etik açıdan nasıl olması ya da olmaması gerektiği yönünü bir tarafa bırakıp bu konuda kişisel görüşlerinizi ve bakış açınızı paylaşır mısınız?"

LGBT, üzerinde pek düşündüğüm bir konu değil. Kişisel yaşantımdan uzak bir konu. Ama çevremde bu bireylerle sık karşılaşıyorum. Şişli ile Taksim arasında bu bireylere sık sık rastlamak olası. Alışverişte, yolda sık sık görürüm. Konuşurlar hep, konu açıp konuşmak isterler. Bir şeyler sorarlar, isterler. Gruplar halinde sohbet ederler. Kafelerde otururlar. Sadece onların gittiği kafeler de var.

2015 yılında Harbiye caddesinde LGBT'li Hande Kader arabaya alınıp sonra yol kenarında öldürülmüştü. Hande, sürekli karşılaştığım bir insandı, kibar, güzel, zarifti. Ona çok üzülmüştüm. Kendisi LGBT yürüyüşlerine de katılırdı. İstanbul'da LGBT yürüyüşleri sık yapılır. Bu nedenle, bu olgudan uzak durmak zor büyük şehirde.

LGBT'li kişilerle ilgili bir rahatsızlığım yok. Yani, LGBT'li, LGBT'siz insan bir farkı yok benim için. İnsan işte. İsteyen istediği gibi yaşar. Bizim gibi ülkelerde zor yaşıyorlar elbette. Avrupa bu konuda oldukça ilerde, kişisel özgürlükler konusunda. Biz henüz gerideyiz. Tabii, biraz da iki yüzlülük ve çifte standart da var. Çünkü, Türk erkekleri LGBT'li bireylerle para karşılığı birlikte olmaya bayılıyor. Hem küçümseyip hem de peşlerinde koşuyorlar, büyük şehirlerde.

Bunun yanında, Avrupa ve A.B.D. dizilerinde son yıllarda çok işlenen bir konu bu. Avrupa dizilerinde en yaygın iki konu, LGBT ve göçmenler. Yani, dizilerden de alıştık. Belki bizde de insan hakları gelişirse onlar rahat rahat yaşarlar, kimse onlara tuhaf bakmaz, dışlanmazlar. Onlar da insan gibi ilgi görmek istiyorlar sadece, LGBT oldukları düşünülmeden normal davranış bekliyorlar.

LGBT'li olmak, çeşitli nedenleri olabilir tabisi. Tercih, istek olabilir, eğilim, özgür seçim yani, ailede baskı olabilir, çocukken taciz edilmek olabilir, kaçınılmaz olabilir, psikolojik olabilir, hastalık da olabilir, her bireyde farklıdır sanırım. Yani bu bir sosyal problem filan değil, öyle gösterilse de. Hayat kadınlarında olduğu gibi. Toplum dışlar, kötü görür, onların yaşadıkları yerler ayrı olsun der, Ama erkekler onların da peşindedir. Devlet vergi de alır onlardan. Yani hem iş hem kötü görülür. Karadenizdeki Rus kadınlarda olduğu gibi. Birçok Türk kadın bu durumdan memnun. Kocam, Rus kadına gitsin de beni rahat bıraksın der.

Yani bizim ülkede bu konular sıkıntılı. Her türlü azınlık olmak sıkıntılı. İnşallah bizde de herkes, kimsenin dikkatini çekmeden yaşar bir gün.