20 Eylül 2019 Cuma

Beforeigners ve The Bletchley Circle


Beforeigners

Norveç bilimkurgu, polisiye dizisi. Beforeigners, geçmenler demek. Zamanda geçişler anlamına geliyor. Oslo’da insanlar kayboluyor, bir yandan da denizdeki bir delikten geçmişten insanlar günümüze geliyor. Taş Devrinden, Vikingler döneminden, 18. Yüzyıldan insanlar gelip günümüz Oslo’sunda sığınmacı oluyorlar. Yıllar geçtikçe bu dönemlerden gelen insanlar ile günümüz insanları birbirine karışıyor, geçmenler işe giriyor, evleniyor.

Kaybolmalar, ölümler devam edince Viking döneminden bir savaşçı kadın polis ile günümüzden bir polis bir ekip oluşturarak bu gizemli olayların peşine düşüyorlar. Sürükleyici konu, ilginç karakterler, günümüz ile geçmişten gelenlerin ilişkilerinden doğan mizah. İlk sezon altı bölüm ile bitti. İkinci sezonun da olması gerekiyor.




The Bletchley Circle

İngiliz dönem ve suç, polisiye dizisi. İki sezonluk. İlk sezonda üç bölümde bir olay çözülüyor, ikinci sezonda da dört bölümde iki olay çözülüyor. İkinci Dünya Savaşı döneminde Almanların şifrelerini çözen dört kadın, savaştan sonra sivil yaşama dönüyorlar. Bir seri katil ortaya çıkınca bu dördü birleşip, savaş döneminde kullandıkları yöntemlerle katilin peşine düşüyorlar. İlk sezonda.

İkinci sezonun ilk davasında, bu dört detektiften biri hapse düşüyor ve diğer üçü onu kurtarmaya çalışıyor, işin içinde devletin sırları da var. İkinci davada, bu dördü bu kez bir kız kaçırma ve dolandırıcılık suçunun peşine düşüyor.

Dönem dizisi olarak ilginç, gizemli, heyecanlı. İngiliz tarzı polisiye. Yani ciddi. Amerikan polisiyelerine benzemiyor.

19 Eylül 2019 Perşembe

Sahaf Anları



Sahaflarda zaman geçirmek büyük mutluluk. Bazen keyif için, bazen de birilerine bir şeyler, kitap, dergi, fotoğraf bulmak için gezmek bir sahaf dükkanının içinde insanda hoş duygular uyandırıyor.

Dedem, Radyo Haftası adlı bir dergide polisiye öyküler yazmış. O dergileri ararım. Veya, babamın halası çocukken Killing okurmuş, bulsana dedi, babaannemin fotoroman merakı gibi.

Sahaflarda, en ilginç olay, bir iki yıl önce, sahaf festivalinde başıma gelmişti. Pera Müzesi’nin önündeki festival alanında. Bir sahafta eski fotoğraflara bakarken, yanımda duran bir kadın da bakıyordu onlara. Sonra bir fotoğrafı eline aldı ve buradaki bu adam benim babam dedi, ama babası bu fotoda kolunu bir kadının omzuna atmıştı ve bu kadın annem değil dedi kadın. Bu fotoğrafı da ilk kez görüyorum. Yani babası, annesini bir kadınla aldatmış ve kadın da bu sahaftaki fotodan bunu öğrendi. Sonra ne oldu bilmiyorum tabii.

Sahaflarda bir kentin tarihi toplanır, fotoğraflarda. Bir çeşit fotoğraf kabristanı gibi yani sahaflar. Eski kitapların arasında bulduğum notlardan, kağıtlardan, kitapların içine düşülen notlardan, fotoğraflardan hayatlar hayal etmek ne güzeldir.

Yakınlarda sahaflarda iki etkileyici ana tanık oldum. Birinde, bir amca geldi ve Kadıköy tarihi ile ilgili kitaplar arıyorum, dedi. Sahaf da, birkaç tane kitap çıkardı. Amca, kitaplardan birini açtı, bol fotolu olanı, karıştırmaya başladı, sonra bir fotoya bakıp, aa bu babam dedi, bu fotoyu nerden bulmuş yazar? Baktı, yazarın adına. Yazar, bu amcanın liseden sınıf arkadaşı çıktı. Amca, liseden sonra Almanya’ya gitmiş, uzun yıllar ordaymış. Bu kitabı yazan sınıf arkadaşım, herhalde, bu fotoyu babamdan almış olmalı, diye düşündü.

Bir diğer ilginç olay da, sahafın vitrininde bir eski gazete vardı. Gazetede Zorlu’lar idam edildi diyordu. Zorlu benim için Zorlu Center yani, evime yakın, başka zorlu bilmem, bir de her yerde gözüme Mazhar Zorlu diye bir isim çarpar. Kim bu Zorlu diye neti açtım baktım, vitrinin önünde, bir zamanlar idam edilmiş biri. Adnan Menderes’ten sonra idam edilmiş galiba. Fatin Rüştü Zorlu imiş. Vitrine bakarken, bir adam yaklaştı, gazeteye baktı, sahaf da kapının önünde duruyordu. Adam, sahafa, bu gazeteyi neden vitrine koydunuz diye bağırdı, dedem de bu asılanlar arasında, diye ekledi, öfkeyle gitti.

18 Eylül 2019 Çarşamba

İmza



Anneannnem ile annemin ortak bir anısı var. Hoş bir anı. Dinlemeyi sevdiğim için sık sık anlattırırım.

Anneannem, Göksel Arsoy’u çok severmiş. O zamanlar ona Altın Çocuk derlermiş. Sarı saçlı, altın saçlı olduğu için. Pilot rolünde oynamış. Pilotlar sevilir tabii. Çok da yakışıklı bir oyuncu.

Bizimkiler İzmir’de yaşıyor. Yıllar önce, galiba 1980’lerin sonu, Göksel Arsoy, bir etkinliğe gelmiş. Çıkıp konuşacakmış. Anneannem ile annem de gidiyorlar. Annem pek bilmiyor oyuncuyu. Anneannem ise hayranı.

Kalabalıkta herkes ondan imza almak istiyor. Anneannem, kalabalığın içinde. Annem de biraz uzakta, kalabalığın dışında kendi başına duruyor, genç kız, çok da ilgili değil.

Göksel Arsoy’un dikkatini çekmiş. Konuşmasından önce, annemi fark etmiş, yanına gelmiş. Siz burada tek başınıza duruyorsunuz, tam bir İzmirli genç kız gibi duruşunuz var, işte zarif filan. Annem de, annem sizden imza alacak, demiş.

Nerde anneniz diye sormuş. Annem de anneannemi gösteriyor. Arsoy, anneanneme selam vermiş, kibarca, anneme de demiş, şimdi konuşacağım, bekleyin, demiş.

Sonra çıkıp konuşmuş, inmiş, anneannemle annemin yanına gelmiş, anneanneme imzayı vermiş, ikisiyle de biraz sohbet etmiş. Sonra da gitmiş işte.

17 Eylül 2019 Salı

Biber Kavurması



250 gram yeşil biber

Yıkanacak, kuruyacak, doğranacak.

Küçük küçük, yaklaşık 2 santim 2 santim gibi doğranacak.

1 kırmızı biber doğranacak. Tabii tohumları çıkarılacak.

1 tahta kaşık zeytinyağı

1 tane de domates doğranacak

2 diş sarımsak da doğranacak

Ocağa konacak, normal ateşte kavurulacak. Tavanın ağzını kapatıp, ara ara karıştırılacak. Biraz da tuz atılacak.

Pişince bitmiş olur. İstenirse içine bir de acı yeşil biber atılabilir. Tadı hafif acı, ekşimsi, kekremsi olur.

2. pişiriş şekli:

Bunlara ek olarak, bir patates ufak ufak doğranabilir, bir de havuç, bir de patlıcan küçük küçük doğranabilir, içine atılabilir.

3. pişiriş şekli:

İstenirse ilk karışıma, domates konmayabilir, sade biberler ve zeytinyağı olabilir. Sarımsak konmaz. Üstüne sarımsaklı yoğurt konulabilir.

16 Eylül 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 3


Edischar ve Taha'nın düzenlediği haftalık sohbetler devam ediyor. Bu haftanın konusu hoş.

Farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde yaşayan ancak her hafta ağaç evde toplaşan kişiler olarak bu hafta yaşadığımız şehirleri konuşmayı istedik: Yaşadığınız şehrin sevdiğiniz ve sizi oraya bağlayan özellikleri nelerdir? Şehrinizde gitmeyi tercih ettiğiniz yerleri, meşhur yemekleri ve bir gün uğrarsak bize önerebileceğiniz aktiviteleri tanıtır mısınız?

İstanbul benim için öncelikle Galata, Beşiktaş, Kadıköy, Moda demek. Ama sevdiğim yerler çok. Kuzguncuk evleri, Çengelköy Çınaraltında deniz kıyısında kahvaltı, Üsküdar çarşısında dolaşmak ve sık olan kermeslerde yemek, Eminönü ve Sirkeci'de gezmek ve Hafız Mustafa'da her gidişimde farklı bir puding yemek, Bebek parkında oturmak ve yanındaki House Cafe'de kahve içmek, sık sık Balat'ta gezmek ve Arnavut köftecisine uğramak gibi.

Tabii en çok Galata. Kuledibinde çay içmek, nohutlu pilav yemek. Ordan Karaköy'e inmek ve irmik helvası yemek. Karaköy'den Beşiktaş'a yürümek, Beşiktaş'tan Ortaköy'e yürümek, Beşiktaş'tan Akaretler ve BJK yoluyla yukarıya Nişantaşı'na yürümek. Beşiktaş kahvaltı cumhuriyetinde kahvaltı yapmak. Beşiktaş çarşıda günü geçirmek. Şişli'den Taksim'e yürümek. Maçka parkında zaman geçirmek ve orda çay tost yemek. 

Kadıköy ve Moda. En sevdiğim yerler. Kadıköy'de Kore yemeği yemek, Tchibo'da kahve içmek, Baylan'da kup griye. Moda çay bahçesi ve Moda sahili.

Bayıldığım yer ise, adalar, Kınalı, Burgaz, Heybeli vee Büyükada. Büyükada bu şehirde en sevdiğim yer. Orda dondurma yemek tabiside.

Fotiler, Büyükada.