11 Aralık 2019 Çarşamba

Öğrencilikte Yılbaşı



Yılbaşı yaklaşırken aklıma eski yılbaşları geldi. Öğrenciyken geçirdiğim bir yılbaşı. 11. Sınıfta.

Babam asker olduğu için yine tayin olmuştuk. Bu kez Balıkesir’e. Ben de yeni okul stresini yaşamaya başlamıştım. Arkadaşım olacak mı, ya beni sevmezlerse gibi.

Yılbaşı yaklaşırken aklıma bir fikir geldi. Bir yılbaşı eğlencesi düzenlemek. Bütün sınıfı çağırayım. Yılbaşı hafta içinde, ilk günlerde. Hafta içi yapamam. Okul da var yılbaşı günü.Bir önceki hafta sonu yapayım dedim. Cumartesi iyi olur. Akşam yapamam, gelemezler, gündüz olmalı, hava da erken kararıyor. Tamam dedim, öğleden sonra 3 ila 7 arası veya 8 arası. Çok geç olmaz. Çünkü hava kararınca ortalıkta kimse kalmıyor bu şehirde. Biraz da tutucu bir şehir. Yılbaşı eğlencesine gelirler mi bilemiyorum.

Sonra salonları gezdim. Üç salon saptadım. Yani güzel kafeler. Biri kişi başına 20 lira, yiyecek içecek dahil, diğeri daha şık bir yerdi, 45 lira yiyecek içecek dahil, üçüncüsü de 50 lira, yiyecek içecek ve müzik serbest. Üçüncüyü seçtim.

Şimdi nasıl haber vereceğim. Sınıfta yeniyim. Çekingenim de. Sınıfta gruplaşmalar var. Çok düşündüm napayım diye. Sonra, ders başlarken çıkıp konuşayım dedim. Derse girerken hocaya söyledim, çıktım konuştum sınıfın önünde. Hoca disipline öğrenci göndermişti, o anda söylemiş olduğum için biraz yarım yamalak oldu. Hoca da kızdı bana, bu muydu söyleyeceğin diye. İğrençti. Fiyaskoluk hikaye.

Dedim acaba 11’lerin hepsine mi yapsam, şimdi sınıftan pek de katılan yok yani. Diğer 11’lerden katılan olursa belki benim sınıf da imrenir katılırlar yani. Okul Gazetesine yaz dedi bazı arkadaşlar. O zaman daha İtiraf sayfası yok, yani insta gruplarımız yok. Şimdi sınıf, okul insta gruplarımız var hatta Türkiye çapında insta öğrenci grupları var.

Okul grubunda tabii çok önemli konuşmalar oluyor. “bugün nöbetçi olan kırmızı gömlekli kızın sevgilisi var mı? Gizliiii”. Böyle mesajlar geliyor. O zaman yoktu, ben de okul duvar gazetesine yazdım.Yaymak için. Sınıfta bir daha ders öncesi söyledim sonra. Tuvalete yazı astım. Erkekler tuvaletine de astırdım. Allahın emri. Sınıf girişlerine, okul girişine, ana kapı girişine ilan astım.

Helikopterle ilan dağıtmayı bile düşünmüştüm. O zaman drone olsaydı uçururdum tabii. Yılbaşı eğlencesine katılım az oldu ama yine de eğlendik sonunda.

10 Aralık 2019 Salı

Masal'ın Masalı-Ortak Öykümüz



Biricik Sessiz Gemi (Kavanozdaki Beyin) arkadaşımızın küçüklüğünde dayısı ve kuzenleri ile oynadığı bir oyundan esinlenerek başlattığı ortak öykümüz devem etmekte. En son da, Hayata Dair arkadaşımız 13. bölümü yazdı, yine maceralı, sürükleyici bir bölüm oldu. Masalın ve Kopüğün başına gelmeyen kalmadı. İkisi de içimizden, yaşayan bir ikili oldular.

Şimdiye dek 13 kişi yazmış oldu. Sessiz Gemi, Deep, Kuyruksuz Kedi/Manxcat, Ebrar, Ebemkuşağı, Fatoş, Kaytros Tyrha, Sevdiğim Günlük, Farklı Diyarlar, Akela, Berlin Berlin, Aden Ferde ve en son da Hayata Dair.

Öykünün tam metni, Sessiz Gemi'nin blogunda. Bundan sonraki bölümü yazmak isteyenler Sessiz Gemi'ye veya bana söylesinler. Öykü sevimli gidiyor. Yazmak zor değil. Kısa bir paragraf bile olabilir. Yani süper mantıklı olması da gerekmiyor. Zaten iyice fantastik yönde gidiyor. Yeni bir arkadaşımız olmazsa yeni bölümü yazacak, biz yazanlar devam ettirebiliriz öyküyü.

Bu arada, sevgili Fatoş (Gideriken) her bölümü resimlendireceğini söyledi. Her bölüme bir resim. Bu öyküden sonra da, Sessiz Gemi'nin yine eskiden dayısıyla oynadıkları, tersten öykü yazma, önce öykünün sonunu yazma ve sonra başa doğru yazma etkinliği yapabiliriz.

Bir de sevgili Gül Akça'nın bir önerisi var. Hemingway'in yazdığı kısacık öykünün öncesini yazmak. Kısa öykü de şu:"Sahibinden satılık hiç kullanılmamış bebek patikleri". Belki, bunun da öyküsünü yazabiliriz.

Hayata Dair'in yazdığı bölüm:

https://nilgundem.blogspot.com/2019/12/ortak-oyku-masalin-masali.html

Sessiz Gemi'nin Blogu: (tüm metin orda)

https://kavanozdakibeyin.blogspot.com/

Üstteki illüstrasyonu sevgili Akela dapmıştıydı.

Altta da Köpük olarak hayal ettiğim köpüş. Bir arkadaşım yeni almış evine, daha iki haftalık filan yani. Fotilerini göndermişti. Görünce işte Köpük böyle bişey olmalı demiştiydim.


9 Aralık 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 15


Ağaç Ev sohbetlerimiz yazdan beri devam ediyor. İrem Can ile paslaşarak konuları belirliyoruz. Sizler de sohbet konusu bulabilirsiniz, bulursanız İrem'e veya bana söyleyin yani işte. Bu haftanın konusu benden. Hadi bendensiniz bu hafta hihi. İrem de onayladı.

Haftanın sohbet konusu:

"Yolda olmayı mı seversiniz, varmayı mı? Süreç mi seversiniz sonuç mu?" 

Hoş ve önemli bir konu bu bencesi. Hayata karşı tavrımızla ilgili. Önce somut düşünürsek, yolda olmak güzel, varmak önemli değil. Havaalanları, garlar, otogarlar çok keyifli. Havaalanında saatlerce oturmak çevreyi insanları izlemek mutluluk. Trenle, otobüsle yolculuk keyifli. Yolun kendisi keyifli, yolculuğun kendisi. Yolda olmak güzel. Soyut olarak da, hayat bir kısa kısa yolculukların toplamıysa yola çıkmak güzel. Yola çıkarken varmayı düşünmemeli. Bir beklenti olmamalı. Yolda olmak mutluluk. 

Süreç keyifli. Sonuç düşünmek gereksiz. Diyelim kayak veya yabancı dil öğreniyoruz. Bu öğrenme süreci, öğrenmenin kendisi güzel. Sonucu düşünmeye ne gerek var. Sonuç, bir beklentidir. Beklemek gereksiz. Hayat beklemekle geçmiyor. Beklemeleri ekleye ekleye yaşanan hayat bir hayat sayılmaz. Okulu bitirmeyi bekle, işe girmeyi, araba almayı. Bunlar sonuç odaklı düşünmek. Mutluluk getirmez. Stress getirir. üzüntü getirir. 

Bir şey yaparken sonuç beklememeli. Yani aslında, beklemeden beklemeli. Yani, üstüne düşeni yapar insan ve sonucunu düşünmez. Olursa olur. Uygun yapılmışsa zaten olacaktır. Olmazsa da olmasın. yabancı dil öğrenmezsek başka şey öğreniriz yani. 

Sonuççular hep üzülür. Biz Batılılar genelde böyleyiz. Doğulular daha geniş bu konuda. Şöyle bir örnek verirsek, biz, caddeden karşıya geçerken şöyle bir bakar geçeriz. Farkında bile olmayız geçen arabaların, diğer yayaların filan. Dalgınızdır. Kafamız başka yerdedir. Önemli şeyler düşündüğümüzü sanırız. Ama hepsi boştur bu düşüncelerin. Sonuç, karşıya geçmek. Halbuki, caddeden karşıya geçmek de bir süreçtir. Çevremize dikkatle bakabiliriz. Çünkü o anda sadece onu yapıyoruz. Her şeyi bir anda görebiliriz. Beynimiz uyuyacağına çevrenin farkında olabiliriz. 

Halbuki kendimizi uyandırmalı ve sürecin farkında olmalıyız. Bunun için belki de, karşıdan karşıya geçerken elimizi sıkıp açmalı veya göğsümüze vurmalı yani dalgınlıktan kurtulmalı ve o ana uyanmalıyız. Sonuçları toplaya toplaya yaşarken bir ton süreci kaybediyoruz.

Yaşasın yolda olmak ve süreç! Varmak ve sonuç, siz gereksizsiniz!

İsteyen herkes sohbete katılabilir kii!

8 Aralık 2019 Pazar

Gülten Akın ve Jane Casey




Deli Kızın Türküsü

Gülten Akın

YKY

Deli Kızın Türküsü, Gülten Akın’ın seçme şiirleri derlemesi. Aynı adlı tanınmış şiiri de var kitapta.

Gülten Akın, iyi ve sevilen şairlerimizden. 1955’ten günümüze yaklaşık 15 şiir kitabı bulunmakta. Şairliği dışında öğretmen ve avukat aynı zamanda.

Kitapta yaklaşık 75 şiiri var, ayrıca biyografisi ve kitapları ile ilgili açıkamalar. Genelde hüzünlü ve duygusal şiirleri.

Şiirlerinden birkaç dize:

“Sen yağmurlu günlere yakışırsın/Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler/Islanan yapraklar gibi yüzün ışır/Işırsa beni unutma/”

“Akşam kuşlarını İstanbul’un/Damlar üzerinden bir kaldırıp/Başka damlara konduruyoruz/Bu camlar yalnızlık camları/Dışardan yukardan gözlerimizle/Bu camlara yağmur yağdırıyoruz/”

“Ah kimselerin vakti yok/Durup ince şeyleri anlamaya/”

Not:4/4



Ölümün Soğuk Sesi

Jane Casey

Olimpos Yayınları

Ölümün Soğuk Sesi, 2010’dan bu yana polisiye yazan İrlandalı yazarın ilk romanı ve ilk roman olarak oldukça başarılı.

Sarah, anne babası ve ağabeyi ile yaşıyor. Ağabeyi kayboluyor, aile bundan çok etkileniyor. Baba ölüyor anne de bunalımda. Sarah büyüyor ve öğretmen oluyor, aynı şehirde annesi ile yaşıyor.

Öğrencilerinden biri, Jenny kaybolunca bu Sarah’ın yaşamında ikinci kayıp oluyor. Kendisi de kayıp kızın olayını çözmek istiyor. Polis de. Soruşturma genişledikçe Sarah yine geçmişe dönmek zorunda kalıyor.

Polisiye sevenler Jane Casey’i okusun.

Not:3/4

7 Aralık 2019 Cumartesi

İki Malezya Dizisi



Nur

Birinci sezonu biten din, aile ve aşk dizisi. İlk sezon 19 bölüm ve bölümler 45’er dakikalık. Malezya’da Ramazan dizisi olarak yayınlanıyor, 2018’de. İkinci sezon ise 2019 yılında çekilip yayınlanıyor. Ancak, ikinci sezon henüz dilimize çevrilmedi. İlk sezonu ilgi ile izlenen dizinin ikinci sezonunun kısa zamanda çevrilip yayınlanmasını diliyoruz.

Adam, ailesiyle yaşayan bir imam. Kendi halinde işine gidip gelen sessiz biri. Vaaz verip insanları doğru yola döndürmek isteyen imam, herkese eşit davranmaktadır. Hayat kadınlarına da destek olurken bir hayat kadınına aşık olur. Nur’a. Nur hayat kadını olmakla beraber dini bütündür, beş vakit namaz kılar, aile ve hayat şartları nedeniyle hayat kadını olmuştur. Annesi ile yaşar, o da hayat kadınıdır.

İmama herkes karşı çıkar, aile ve arkadaş, iş çevresinde, cemaatta. Annesi ve kızkardeşi memnun değildir. Sadece babası ona arka çıkar ve yaptığını doğru bulur. İkisinin ilişkisi zordur ancak birbirlerini çok severler.

Türe ilgi duyanlar için sürükleyici, meraklı ve mutluluk veren dizi.




Pinggan Tak Retak Nasi Tak Dingin

Pirinç soğuk yenmez, bulaşık yıkarken tabak kırılmaz anlamına geliyor dizinin ismi. Bir Malay deyimi. Annelerin çocuklarına söyledikleri öğütlerden.

Yuhanis bir aileye evlatlık olarak gelmiştir. Anne baba ve iki oğul. Mizan ve kardeşi Nizam. Üçü birlikte büyürler, kardeş gibi. Zaman içinde Yuhanis ve Nizam birbirlerini severler. Nişanlanırlar aile içinde. Nizam, üniversite için Londra’ya gider. Mizan da üniversiteye gider, bitirir, iş adamı olur. Yuhanis evdedir.

Ancak, Nizam, Londra’dan dönemez, evlenir çünkü. Anne ve babaları zor durumda kalmasın diye Mizan ve Yuhanis evlenirler. Ama Nizam Yuhanis’i sevmekten vazgeçemez. Eşiyle birlikte anne evine dönerler. Nizam takıntılıdır artık. Yuhanis ve Mizan zoraki evliliğe alışmaya çalışırken, Nizam eşi ve Yuhanis arasında kalır. Yuhanis çok düzgün ve doğru bir insandır.

Dini konuları, aşk ve dramı sevenler için.

(Not: Şimdiye dek izlediğim tüm Malezya dizilerinin ortak noktası, namazı ailece birlikte yan yana kılıyorlar evde. Anne baba çocuk, karı koca, gibi).