28 Ağustos 2019 Çarşamba

Göz




Dışarıdayken insanların yüzüne çok bakmam. Göz göze gelmemek için. Utangaçlıktan, ürkeklikten.

Bazen denk geliyor, geçen bir kadınla bir de minik bir bebişle göz göze geldim. Bazen insan bazı anlarda zamanın dışındaymış gibi hisseder ya içinde bulunduğu an genişlemiş gibi tuhaf olur. Öyle bir şey hissederim o anlarda.

Mesela o kadın onunla göz göze gelmeden önce sanki hiç yoktu ama o anda onun yaşamı ile benim yaşamım birbirine çarpmış oldu. Sadece bir an için yaşamlarımız çarpışmış gibi. Kadın bir anda benim zaman akışımda var oluvermiş. Onun yaşamına sızıp göz atıyor muşum gibi düşündüm.

Zamanın içinde gizlice gezip o insanın yaşamına sızıvermek, göz atmak gibi. Bir anda onun gözleriyle dünyaya bakmak. İnsanlarla, eğer tanımıyorsam, o yüzden, göz göze gelmemeye çalışıyorum. İzinsiz olarak yaşamlarına dokunuyormuş gibi olmamak için.

Hani şey, birileri sokakta bir yerde aile fotoğrafı çekerken, instaya foto çekerken, yanlışlıkla onların arkasında denk gelip bilmeden onların fotoğrafında yer alıyorsun. O foto var oldukça sen de onların hayatında bir yer edinmiş oluyorsun.

22 Ağustos 2019 Perşembe

Köprü



Ortaçağdayım. Simsiyah elbiseli, ince uzunum, saçım ensemde topuz. Eski İngiltere öğretmenleri gibi. Deniz kenarında mağaralardan oluşmuş bir kasabada yaşıyorum. Pagan inanışları var. Bir törendeyiz. Biri konuşuyor biz dinliyoruz. Her hafta olan toplantılardan, dua ediliyor.

Törende konuşan mutsuz konuşuyor. Hıristiyanların yayıldığı zamanlar, bu kadın Hıristiyanlığa inanmak istiyor. Tören bitince gidip gizlice dedim kadına, bak Müslümanlık diye bir din de var. Paganlıktan vazgeçmek istiyorsun madem, incele, karar verirsin, bu iki dinden birine. Sevindi, mutlu oldu kadın.

Tabii, çevrenin bilmemesi lazım. Yoksa Paganlığı bırakacağı için peşine düşerler, cadı avı gibi. Ortaçağ tabii. Herkes cadı. Kadının ayağında patenler vardı, mutlu olunca dans etmeye başladı, beraber dans ettik. Mağaraların önünde bir köprü iskele vardı. Orda ilerledik biraz. Başka bir mağara sistemine geçtik. Mağaralar arası yollar var.

Köprü sulardan çok yüksekteydi. Balık tutanlar da var. Ordan suya atlayanlar iyileşiyordu, ne hastalıkları varsa. Şifalı su var köprünün altındaki nehirde. Bir hastalığım yok, atlamam gerekmiyor diye düşündüm. Sular köpürüyor, çalkalanıyordu, dönüyordu. Mavi, yeşil ve berraktı su ama çok dalgalı. Kayalar da çok. Hava güneşli, bulut yok, rüzgar yok.

Sulara bakarken bir anlık itkiyle attım kendimi nehire. Kimse görmedi. Sudan yukarı baktım, insanlar nereye kaybolduğumu bulmaya çalışıyordu. Dalgaların sesi insanların sesinden daha yüksekti, ne konuştular bilemiyorum ama beni bulamadılar. Sularda kaybolmuştum.

İşte tam o anda uyandım.

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Yenge



Nörüyon yingi. Bak mandı var, göl var, gölün karşısında iyi gider mandı. Yiyelim mi! O kadar uğraştım. Sarımsak doğrarken gözümü kaşıdım unuttum elimi. Yanlışlıkla gözüme sarımsak sürdüm. Zor oldu yani bu mandıyı yapmak. Elini unutan her şeyini de unutur değil mi yingi?

Göl kenarında yicez mandıyı. Ah hayat zor değil mi? Özellikle yingiler için. Mandının içine zehir koydum. Ye hadi. Yaparken sinek de geldi de sineği parmağımla öldürdük. Kattık mandıya. İvit ya yaz günleri çıldırttı. Şimdi seni zehirden kurtarmak için tıp okuduğumu hayal ediyorum. Hayal edince kendimi kıskanıyorum. Marmara Tıp’ta.

Yingicim, çok güzelsin napayım. Daş gibisin işte. Nasıl daş gibi oldun ki? Ne kötülükler yaptın ya sölesene. Van depremi gibisin, enkaz altında bıraktın yani beni. Şimdi mandıya zehir koycam ya. Belki de sana iyi gelir de daş yanında zehir gibi de olursun.

Hatta ben de mi yesem zehirli mandıyı belki dizilerdeki gibi içip sonunda aşkımı bulurum yaa. Esra Erol’un farmadijital versiyonu olur. Ya da birden Kore’ce öğrenmiş olurum. Korece kulağa batıyor yaa. Kulağım kanadı yingi.

Ah biliyom, sana oturmaya geldiğimde ayakkabıma tuz koymuştun ya, çabuk gideyim diye. Unutmadım. Ay zehirli mandı ama sonra kaldıramam bu yükü ben. Cerrah mı olsam ki. Bana muhtaç olsan hep.

Hımm acaba seviyor musun ki beni? Sevdiklerimiz bizi sevmiyorsa en kötüsü. Hayat felsefem, insanların sağlıkları dışında hiçbir şeyle ilgilenmemek. Ama senin sağlığınla ilgileniyorum. Ye yingi şu mandıyı da sonra da ben seni bir kurtarayım.

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Kuş Beyinli



İnsanlara kuş beyinli derler ya.

Bir insan zeki değilse ona kuş beyinli diyorlar. Çok saçma. Biz kuşlar arasında da aptallara insan diyoruz. Haberleri yok. Bizler insanların düşündüğünden daha akıllıyız. Beynimizin düşünme kısmı, yani insanların da kullandığı kısım var ya, o kısım bizde biraz küçük ya, ondan kuş beyinli diyorlar, küçük beyinli insanlara. Cerebral cortex’i küçük diyecek halleri yok tabii. Bir kere şu var ki, biz uçabiliyoruz, yani insanlardan daha akıllı olduğumuz buradan belli.

İnsanlar onları sevelim diye bize rüşvet veriyorlar. Meyve veriyorlar, şeftali mesela. Tabii seviniyorum buna, hem yiyorum hem öpüyorum yerken. Sahibim, öpmeyeceksin, yiyeceksin diyor. Anlamaz anlamaz bakıyorum yüzüne.  Bazen kafesime bakanlar böyle oyun oynar gibi şakayla vuruyorlar kafesime. Komik sanıyorlar. Ama çok korkuyorum, anlamıyorlar. Bazen balkon kapısını açık falan unutuyorlar. Geçenlerde iki kedi girdi eve, geldiler kafesimin yanına. Çok çırpındım kafesimin içinde, kanadımı çarptım her tarafa. Korktum, sinirlerim bozuldu.

Birkaç gün uyuyamadım, korkudan. Sahibim hep yanımda bekledi bikaç gece. Hep yanımda durursa, o gözünü kapatıp uyursa ben de uyuyabiliyordum. Zamanla düzelirim herhalde. İnsanlar beni ellerine alıp sevmek istiyor ya, ben ayaklarıma dokunulmasından nefret ediyorum. Bir de kırmızı rengi sevmem, çıldırırım. Yeşili, beyazı severim.

Uyurken bana şarkı, ninni söylemezlerse ben kendime söylerim. Birisi konuşursa daha rahat uyurum. Hani insanlar televizyon açıkken uyurlar ya. Ben de insanlar açıkken uyuyorum. Uykudan önce salatalık verirlerse de sakinleşip uyuyorum, çünkü çok severim.

Ay yani ben uyurken evde bir insanın uyanık olmasını isterim. Uyursa uyutmam. Uyumak isterse hemen öterim. Uyanınca susarım, o yatınca bağırırım yani. O uyanık kalırsa tamam uyurum rahat rahat.

7 Ağustos 2019 Çarşamba

Yaz Günleri



Geceleri dizi izlerken ışıkları kapatıyorum. Kapı pencereler de açık olunca bazen karanlıkta bir böcek uçuyor yüzüme sonra da laptopa konuyor. Kanatlı bir böcekler. Sonra yine gidiyorlar karanlığın içine. Dizi deyince, annem, yerli dizilerin son bölümünü izlerim, bütün diziyi anlarım der. Doğru olabiler. Bizim yerli diziler öyle uzun ki zaten.

Dizi izlerken çekirdek yemek çok hoş. Her bir çekirdeğe bir dantel lazım. Dantel, stresli bir şey. Stres atmak için yapıyorlar ama bana stres oluyor. Yanlış yaptığım için olsa gerek. Çay çekirdek dizi. Ev hanımı gibi.

Bayramlarda, misafirlere, baklava, şeker, kolonya, gazoz, likör sunulurmuş eskiden. Bunlara devam eden var mı ki acaba? Sorunca, bayram kalmadı, eskidendi onlar diyorlar. Ama gelenekleri sürdürenler olmalı yine de. İyidir gelenekler. Bazı evlerde bayram hiç yapılmazmış. Bayram şekeri almalı. Bir sürü çocuk gelir belki. Ama yani, kendime de saat başı ikram ederim.

İnsan aynı anda bikaç şeyi yapmamalı. Bazen biz hızlı oluyoruz. Dünya ise bizden daha yavaş oluyor. Tencere taşırken bir yandan da elinde çöp poşeti olmamalı. Zararlı oluyor. Kontrol kaybolabiliyor. Hayat ise kontrolü kaybetmeyi affetmiyor.

Rüzgar bazen esiyor. Serin esebiliyor neyse bari. Güneş çok fena olabiliyor. Bazılarına ise bu güneş bile soğuk gelebiliyor. Sıcağı çok sevenlere. Güneşi çok sevenler güneşten meyve suyu yapsalar içerler, o derece yani. Bazen bindiğimiz otobüsün tekeri patlıyor ve güneşte yürümek durumunda kalıyoruz. Hoş olmuyor.

Bugünlerde evlerde temizlik var. Bayram temizliği. Bazıları da bu fırsat büyük yaz temizliğine girişiyor. Temizlikten başka şeylere fırsat kalmıyor. Bir de sokaklarımız temiz olsaydı.

6 Ağustos 2019 Salı

Pandomima 3



Her şey yoğun devam ediyor. Keto diyetine başlayım diyorum. Arada yürüyorum. Ondörtbin adım atmışım. Bir de yüzdüm tabii. Değirmen’de.

Bu arada telaş arasında babaannem yemek yaparken yere düştü. Adaya ambulans çağırdık. Dragos’a götürdük. Bezmialem Hastanesine. Ne güzel bir hastane. Bir gece kaldık, iyileşti, döndük.

Ada veya bizim bu Büyükada insanın sinirlerine iyi geliyor. Özellikle sabahları çok huzurlu. Motorla diğer adalara geçerken küçükken beraber oynadığım kapıcının oğlunu gördüm. Akmerkez’in karşısında otururken, çokoprens savaşları yaptığımız. Motorda biletim yoktu, yanlış bilet almışım. Akbil’imi unutmuşum. Bana Akbil’ini verdi. O beni tanıdı, ben önce çıkaramadım.

Arada feribotlarla karşıya geçiyoruz. Bayram alışverişi yapmaya. Bazılarımız evine gidip evini temizliyor. Yani bayramda adada olacak bile olsak, herkes evini temizliyor yine de. Belki dip köşe bucak olmaz ama. Belki üstten geçilir biraz.

Birkaç akrabamız Alexandrapoli’ye gitti, denize. Dedeağaç yani. İstanbul’a yakın. Bazılarımız Bodrum’a gitti. Trafik yoğun. THY, Atlas ile filan gittiler. Arabayla.

Dün akşam, hep beraber iskelede balık yedik. Alibaba’da. Tanırlar bizi orada. Sonra hep beraber yukarı çıktık. Babaannem iyileşti ya, yine herkesi kontrol etmeye başladı. Komutan gibi. Kimsenin başına güneş geçmesin tatilde, bayramda.

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Çatkapı



Öğle namazını kılmak için aptes alacaktı. Kolları kısa, başı açık. Babaannem.

Bir anda zil çaldı. Çatkapı misafir geldi mi! O anda gözünde gözlükler de yok mu! Etrafı göremiyor mu! Anam orda erkekler merkekler var, başı açık yakalandı mı!

Hii, var ya, dedem, içeri koş içeri koş, dedi. Dedem, bir de, kapıyı aç öyle git odana, kendini göstermeden, dedi. Odasına koştu babaannem. Feracesini çekti. Yazmasını taktı. Sonra yanlarına gitti.

Rezillik rezillik! Çatkapı girilir mi yaa. Sinir ediyorlar insanı. Kadın sonuçta yani. Çatkapı giriyorsunuz ya. Ya başka uygun olmayan şekilde yakalansaydı.

Ya banyoya filan girmiş olsaydı. Banyoya girseydi hayatta kapıyı açmazdı o ayrı mesele. Ya banyodan çıkmış olsaydı. Kafasında havluyla filan yakalansaydı. En azından saçı fazla gözükmemiş olurdu ama yani olmazdı, ayıp denen bir şey var.

Haber vermeden gelinir mi? Sinir oldu babaannem, çok fenaydı yaa.