30 Haziran 2020 Salı

FERİHA HANIM PARKTA 4



Semt parkı büyükçe bir süpermarketin hemen yanı başındaydı. Aslında park yıllardır vardı, market daha sonra inşa edilmişti. Marketin üç beş basamakla çıkılan merdivenlerinin karşı kıyısına seyyar satıcılar sergi açmışlar bağırıp çağırıyorlardı.

Parka akşamüstü öncesinin sessizliği çökmüştü. Mahallenin biçare kedileri su birikintilerinden karınlarını suyla doyuruyorlardı. Ağaçlara tünemiş güvercinler bisküvit artıkları ile sandviç kırıntıları bulmak ümidi ile bir inip bir kalkıyorlardı. Rüzgarla birlikte savrularak bankların üzerlerine sessizce dökülen yapraklar hoş bir yaşam hissi veriyordu.

Feriha Hanım son zamanlarda her gün bu parka akşamüstleri gelip boş bulduğu banklardan birine otururdu. Kılığına kıyafetine dikkat eden titiz bir insan olduğunu fark ederdi insanlar. Temiz ayakkabıları da hemen dikkat çekerdi.

Bir zamanlar kocası da böyle giyindiği zaman ona bey ne o merasim kıtasına mı gidiyorsun, belinde bir kılıcın eksik derdi. Kendisinin de yaşı epeyi geçmiş ve emekli olalı çok zaman geçmiş olmasına rağmen giyimine hep özen gösterirdi.

O gün de her zaman olduğu gibi markete yakın banklardan birine oturdu. Gazetelerini, dergilerini banka koydu.  Daha sonra günün siyasi haberlerini, köşe yazılarını büyük bir özenle okuyacak, bulmacayı ise evde çay içerken çözecekti.

Gözleri halen sağlamdı, banktaki insanlara baktı, bazılarının metal çerçeveli gözlükleri vardı. Feriha Hanım ise ışıltılı maviye çalan gözleri ile sevimli bir ihtiyardı. Ellerinin üzerindeki kurumuş damarlar belirgin bir şekilde kaslarının arasından hare hare görünürdü. Elleri yaşlılıktan ötürü hafiften titremeye başlamıştı.

Dergileri, gazeteleri bankta bırakıp markete sütlü kahve ve su almaya gitti. Market sahibi ona makine kahvesi veriyordu. Marketin sahibi beyefendi ona, “Bugün geç geldiniz Feriha Hanımefendi” dedi. Feriha Hanım da, “Market beyefendiciğim, size göre ben hep geç kalıyorum markete gelmeye”, dedi. Market sahibi, “Haklısınız, bizimki de dil alışkanlığı işte” diyerek gülümsedi.

(devam edecek)


29 Haziran 2020 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 45



Ağaç Ev Sohbetlerimiz Kedi Mırıltısı moderatörlüğünde devam ediyoring. Bu haftanın konusu şekerliklerimizden Yıldız'dan geldi. İnce konu.

https://gunesebakarken.blogspot.com/2020/06/agac-ev-sohbetleri-45.html


Paylaştıkça çoğaldığınıza, verdikçe aldığınıza inanıyor musunuz? Verme eylemini sadece maddesel değil, manevi açıdan da (sokak hayvanlarına su vermek, bir bilgi kırıntısını, hatta bir gülümsemeyi paylaşmak da olabilir) değerlendirdiğinizde en son neyi verip neyi almış olabilirsiniz? Bu konuyla ilgili bir farkındalığınız oluştu mu?


Tabiside inanıyorum. Vermek paylaşmak çok güzel, başka bir türlü de olsa alıyoruzdur herhalde. Almaktan çok vermek daha keyif veriyor. Şöyle ki, bizler şanslı sayılırız ama şanssızlar da var ve şanssız olmaları onların suçu değil ama kaderi oluyor. Belki birilerinin şansını çevirebiliriz. Tek bir hareket bile bazen değiştirebiliyor o yüzden dikkatli olmalı ki o tek hareket olumsuz olmasın.

Blogda paylaşıyoruz, herkese hepimiz destek oluyoruz zaten. Gündelik yaşamda da maddi manevi vermek çok güzel. Ufak jestler, minik davranışlar güzel ve dönüştürücü. Bir sokak köpeğini gölgeye götürmek gibi. Manevi olanlar belki daha değerli olsa da insanlar daha çok maddi destek ihtiyacında. Bizler de yani Demet Akalın gibi zengin değiliz herkese yardım edebilelim. İnsan bazen çok zengin olmak istiyor herkese yardım etmek veya onların hayallerini gerçekleştirmek için.

Farkındalık şöyle. İnsanların gerçekten de morale desteğe ihtiyaçları var, maddi desteğe de. Ama iyilik yaparken de dikkatli olmalı. Yaptığın kişiye öyle bir his vermeli ki kendisini sana borçlu hissetmesin. Çünkü, iyilik için sana kızabilir bile sonra. Borçlu kaldığı için. Örnek, borç para verirken, sen de ihtiyacın olduğunda bana verirsin demeli ki kendisini iyi hissetsin. Borç verirken de o paranın geriye geleceğini düşünmemek daha iyi.

İyiliklerden genelde pek söz edilmez. Bugünlerde yaptığım bişey, yoksulları doyurmak gibi. Yolda parkta filan yoksul teyzeleri görürsem onlara yiyecek alırım. Bu sefer de her gördüklerinde yüzüne bakarlar, al der gibi. Veya para isteyenlere vermek gibi. Yol boyunca sürekli para isteyenler oluyor veya market girişlerinde. Genelde hepsine veririm. Düşünmeden veririm yani. Bazen çok iyi giyimliler de istiyor. Metro girişinde. Hep veririm yani. Belki de insanlar insanın yüzüne bakıp kimden birşeyler isteyebileceklerini biliyorlar. Manevi destek çok tatlı da maddi destek kısmı bazen sıkıntılı olabiliyor. Günümüzde ekonomik sıkıntı çok fazla. Yani ihtiyacı olan insanlar çok çoğaldı. Herkes yoksul sanki, herkes borç içinde, alışveriş yapmak bile zorlaştı.

Bu güzel konuyu da herkes yazsın yaaaa. Öğrenelim destek yollarınııı.

28 Haziran 2020 Pazar

YAZ BOYU EDEBİYAT ETKİNLİĞİ 2



Sevgili Azkaban Firarisi'nin etkinliğini pek sevdim. Buna uygun kitap almaya çalışıyorum. Yine Migros'a giderken bugünlerde yerdeki kitaplardan aldığım iki kitap, yine bugünlerde okudum. Haftasonu bol okudum.

https://zihniminzindani.blogspot.com/2020/05/yaz-boyu-edebiyat-etkinligi.html

Yerli Klasiklerden Bir Kitap:

Bu Bizim Hayatımız

Refik Halit Karay

İnkılap ve Aka Kitabevleri

Reşat Nuri ve Hüseyin Rahmi romanları tadında bir yaşam öyküsü romanı. 1950'lerde yazılan romanda İstanbul yaşamını da detaylıca görüyoruz.

Cumhuriyet sonrası, bir yandan Osmanlı'dan kalan aileler diğer yandan yeniler. Atalarının mirası ile bir konakta yaşayan Mazlum Sami rahat bir hayat yaşıyor, eşi Şehriyar da İstanbul'a gelen yabancılarla arkadaş oluyor.

Mazlum Sami, gençliğinde konakta olan odalık Hüsniye'yi hatırlıyor. Onunla beraber olduktan sonra Hüsniye konaktan uzaklaştırılıyor. Yaklaşık kırk yıl sonra kızı özleyen Mazlum Sami bir detektif tutup kadını buluyor. Hüsniye evlenmiş, iki oğlu olmuş, torunları da var, oğullarından biri şair diğeri yeni tür zenginlerden.

Tekrardan kadının hayatına girmek istiyor. Biraz da kendini yalnız hissettiği için. Bunu nasıl yapabileceğini de bilmiyor.

Roman çok lezzetli. İlk aşk, özlem, yalnızlık, nostalji, tutku, boş hayaller gibi konuları işlerken bir yandan da insanların yaşamını öğreniyoruz. Mükemmel.

Not:4/4



Üç Kağıtçı

Orhan Kemal

Tekin Yayınevi

İçinde mizah da olan bir gerçekçi roman. Biraz Aziz Nesin mizahı da var. Toplumsal taşlama, hiciv türü gibi. Siyasetçilerle, zengin ve önemli adamlarla alay ediyor, onların yalancı olduğunu söylüyor, diğer yandan da onlara inanan saf halkı da göz önüne seriyor.

Müfettişler Müfettişi adlı kitabın devamı. Kudret Yanardağ bir sahtekar, ülkeyi gezip herkesi dolandırıyor ve herkes onu önemli bir devlet adamı sanıyor. Yakalanıp hapse giriyor ama orda da saltanat sürüyor sonra da çıkıp politikaya atılıyor.

Tam da ülkemizi anlatan, güleriz ağlanacak halimize romanı.

Not:3/4


Not: Sevgili Eğitim Pınarı bir öyküye başlamış. Uzaydan gelen bir yabancı dünyamızdan örnekler topluyor. Bu örnekler de biz blogcular. Herhalde öykünün devamında herkesi yazacak.

https://fatihpinarca.blogspot.com/2020/06/lokmann-maceralar.html

27 Haziran 2020 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 14



Yeşilçam:

Yaz Bekarı
Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu.  1974. Ayrılmayı düşünen evli bir erkekle bir şarkıcının aşkı. Şarkıcı, adamın evli olduğunu bilmez. Dram.

Melek mi Şeytan mı?
Tarık Akan, Türkan Şoray. 1971. Bir kadının babası düğün günü öldürülür. Katilin peşine düşer. Birkaç kişiyi öldürmek durumundadır. Ama yanlarında çalışan bir adama aşık olur. Hoş dram.

Anime/Animasyon:

Ayı Paddington, 2014, İngiltere
Büyük şehire gelip bir ailenin yanına yerleşen bir ayının maceraları çok eğlenceli.

Coraline, 2009, A.B.D.
Küçük bir kız evde bir kapıdan başka bir hayal dünyasına geçer.  Hayal dünyasında maceralar yaşar. Biraz korkutucu bir anime olmasına rağmen sürükleyici, heyecanlı.

Çılgın Hırsız (Despicable Me, 2010, A.B.D.)
Kötü bir adam işleyeceği yeni bir suçta üç yetim minik kızı kullanmak ister ama kızlar ona iyi davranınca kötü adam ne yapacağını şaşırır. Çok komik.

Zamanda Sıçrayan Kız
Toki o Kakeru Shoujo, 2006, Japonya
Tüm zamanların en iyi animelerinden. Genç bir kız, zamanda geriye gidebildiğini keşfeder ve arada bir gitmeye başlar, geçmişi değiştirmek için. Hayatı karıştığı için vazgeçer ama bazı şeyleri düzeltmek için birkaç defa daha gitmek durumundadır. Fantastik, romantik, mükemmel.

Fantastik:

Kara Kule (The Dark Tower), 2017, A.B.D.
Stephen King’in en ünlü roman serisinin sinema uyarlaması. Dünyayı yerinde tutan Kara Kule’nin peşindeki kötüler ile onu koruyan silahşörlerin mücadelesi. Bol aksiyon bol macera.

Dram:

Her Çocuk Özeldir
Taare Zameen Par (2007, Hindistan)
Herkesin sevdiği Aamir Khan’ın etkileyici aile ve dram filmi. Öğrenme ve anlama zorluğu çeken ufak bir çocuğa okulda bir öğretmeni yardım eder ve onu keşfeder. Mükemmel.

25 Haziran 2020 Perşembe

ANI DEFTERİNDEN



Bazı şarkılar öyle hoş ve huzurlu oluyor ki yaz vakti çimenlere uzanmış, bir tepede güneşin batışını izlerken rüzgar eser ya öyle şarkılar oluyorlar.

Bazen insanın içi daralır ya kötü rüyalar görür, üzüntülü şeyler gelir aklına, iştahı kaçar, midesi kötü olur, bu durumlarda insan bir şeyler hissediyor, ardından da mutlaka kötü haber geliyor.

Geçenlerde soslu makarna yaptım, üstüne de nuget yedim, bir de patates kızartması. Üstüne de acı sos koymuştum. Harissa sosu. Nette vardı. Mağrip ülkeleri kullanıyormuş. Annem ise bu sosu tarhana çorbasında kullandı. Annem her şeyi farklı kullanabiliyor. Eskiden de dedemin beli ağrıdığında zeytinyağı sürerdi. Gözlemenin içine de muz koyup yerim.

Dedem deyince, dedemlerin evinde yüksek bir dam var. Ben de daha minnakım yani. Manzarayı merak ediyorum. Ama kimse çıkartmıyor. Ben de kimse yokken merdivenlerden kendimi çeke çeke yukarı çıkmıştım. Sonra her yerim yara bere oldu. Ama aşağı inemedim. Çok yüksekti, başım döndü. Yattım kaldım yerde. Ağlaya ağlaya annemi çağırdım. Annem yan binada komşudaydı. Başım çok döndü, bina altımdan kayıp gidiyor sandım, yüksekten. Salonda da yer yatağında yatarken karıncalar gelirdi.

Hep ruh perilerine inandım. Yolculuk perisi, pasta perisi, çikolata perisi, okul perisi gibi. Ben de onlarla uçabileceğimi düşünürdüm. Ama minikken her çocuk gibi sakardım tabii. Sakarlıkla uçmak zor olabilirdi. Hani bilgisayarı yanlışlıkla prizden çıkarırırsın ya, uçarken de ne sakarlıklar yapabilir çocuk insan. Perilerim hep tatlı olurdu, uçamasam da duygu seli yaşardım. Belki de DNA zincirimdeki kodlara bakmak lazım. Atalarım kuş olabilir yani.

Minikken gürültüyü hiç sevmezdim, yürümeyi de. Anneanneme giderken annem kucağına almak zorunda kalırdı.

24 Haziran 2020 Çarşamba

SEVİL ÇEVİRGEN VE KİTAPYURDU



Hayalci Cüce

Sevgili Yıldız'dan sonra bir diğer tatlişimiz Düş Tasarımcısı Sevil Çevirgen de kitap çıkardııı. Hem de masal kitabı. Ne güzel bir şey masal kitabı çıkarmak. Ormanda yaşayan minik bir hayalci. Pandemiden dolayı kitabını e-kitap olarak çıkartmış. Kitabı ücretsiz olarak okunabiliyor. Kitabın haberi ve linki onun blogunda.

https://sevilcevirgen.blogspot.com/2020/06/hayalci-cuce-masal-kitabim-cikti.html

Kitapyurdu

Kitapyurdunun yeni uygulaması. Ücretsiz basıyor kitapları. Siz özgün dosyanızı gönderiyorsunuz ve onlar basıyor. İçerik düzeltme kapak size ait. Kazanca da yüzde 50 ortak olunuyor. Kolay bir sistem. Kitabımı basarlar mı derdi olmadan kitap yayınlatmak isteyenlere.

İlgili yazı da sevgili Kübra Nur'un blogunda.

https://www.elhasil.com/2020/06/kdy-kitapyurdu-dogrudan-yaynclk-nedir.html

23 Haziran 2020 Salı

FERİHA HANIM PARKTA 3




Odanın içersine yağmurdan öncenin ince hassas derinliğinde bir sessizlik çöktü. Cevap vermedi. Öylece bir müddet bakıştılar bayrak ile Feriha Hanım. Dışarıdan duyulan bir kaç gök gürlemesinden sonra yağmur çiselemeye başladı ve yakın binalardan birinde bir pencere açık kalmış olacak, radyodan eskilerden bir şarkı duyuluyordu. Zeki bey söylüyordu “Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu”, bu içli şarkıya TRT Radyosu korosu kıvamında eşlik etmeye başladılar.

Şarkı bittiğinde bayrak hüzünlenmişti, ayın yıldızın yeri değişti. Canı sıkılmış kafası fena karışmıştı. Birkaç gün sonra hayata karışacaktı, bir an evvel kendine gelmeli ve Feriha Hanımla oyuna gitmek için hazırlanmalıydı. Üzerindeki tozları silkeleyip iyi bir koku sürünmeliydi. Uzun yıllar sonra halk ile yan yana olacaktı. Heyecanlandı, şehrin en büyük tepesine asılası geldi, sonra kıpırdanmaya başladı;

“Bayrak töreni değil bu, birlikte oyuna gideceğiz seninle, derin işler”

“Beni her yere asarlar, lakin boş yere asılmayı hiç istemem!”

Feriha Hanım bayrakla konuşmasını bitirdi. Katladı ve sehpanın üzerine koydu bayrağı. Daha sonra parka gitti. Park gezileri artık bir rutin olmuştu onun için. Parkta insanlarla da karşılaşıyordu. Arada bir İngilizce çalışmaya gelen üç liseli kız vardı. Bu kızlardan biri bir gün parktaki oyuncaklardan birine kafasını çarpmıştı. Kızın başı kanayınca Feriha Hanım hemen yakındaki dişçiye gitmiş ondan Baticon ve sargı bezi almıştı. Arada bir öğlenleri parka dinlenmeye gelen market çalışanları da vardı. Emekli albay, torununu parka getiren kadınlar, park her zaman renkliydi.

Otobüste olduğu gibi parkta da bazen hayallere dalıyordu Feriha Hanım. Genelde üniversite yıllarını düşünürdü en çok çünkü en keyifli zamanlarından biriydi o yılları. Arada bir çocukluğuna da dalardı. Çocukluğu da Emirgan’daki konakta güzel geçmişti. Bugün yine o uzak yılları hatırlamaya başladı.

Dolunaydan korkardı. Emirgan’daki konağın bahçesi büyüktü. Ağaçlar, çiçekler, sebze meyve vardı. Tavuklar da. Yumurta biber domates hep olurdu evde. Sucuk yaparlardı. Bazen gece bahçeye çıkardı, ağaçların arasında dolaşırken ay da onu takip ediyor gibi olurdu, bahçede bazen sis olurdu, ışık da yoktu her yerde, ağaçlar hayalet gibi olurdu. Ay bir görünüp bir kaybolur, kaybolmadığında da onu takip eder gibi olurdu.

Kışın bahçede kar olurdu, yağmur yağdığında şimşekten korkardı, hep patlama sesleri olur, rüzgar, küçük Feriha ağaçların altına saklanırdı, ağaçları mağara gibi hayal ederdi bahçede, mağaradan girip buzlu ormanlı yere çıkıyorsun, kediler, örümcekler var orada. Minik örümcekler karların içinde bahçede, karlar da sanki bataklık gibi ayaklarını tutuyor. Bir türlü ilerleyemiyor karın içinde. Yani bahçe bir oyun yeri olsa da bazen de ürkütücü olurdu.

Bahçede mangal da yapılırdı. Küçük Feriha salamı sucuğu pişmeden yiyemezdi. Pişmezse korkardı. Anneannesi pancar yedirmeye çalışırdı, yiyemezdi.

Bahçedeki anılarının çoğunda kahyanın çocukları da vardı. Konakta bir kahya ve ailesi yaşardı. Çocukları ile Feriha iyi arkadaş olmuştu. Birlikte kardeş gibi büyüdüler. Onları kardeş yerine koydu Feriha. İleride öğretmen olunca da öğrencilerini çocuğu gibi görmüştü. Kardeş ve çocuk özlemini böyle giderirdi.

Kahya ile bir anıları vardı. Bunu hiç unutamadı, bu komik hikaye ailede her zaman anlatılır gülünürdü. 1950 yılları. Feriha daha gencecik. Kahya, bir gün Osmanbey’e gidiyor, konağa kumaş almak için. Bir dükkanda kadın iç çamaşırları görüyor. Kırmızı olanlarından beğeniyor. Konağa geliyor. Onlar bahçede müştemilatta yaşarlardı. Akşam karısına uzatıyor kırmızı iç çamaşırlarını. Hadi bunları giy diyor. Kadın yatak odasına gidip giyiniyor. Kocasının yanına geliyor. Kadıncağız köylü kadını olduğu için ne bilsin iç çamaşırını. İç donunun üstüne giymiş. Kahya bunu görünce, “Len karı, bu ne hal kız ne yaptın sen, çabuk çıkar şunları” diyor ve kadıncağız çıkarınca da eline makas alıp doğruyor çamaşırları kahya.

(devam edecek)

22 Haziran 2020 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 44



Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Kedi Mırıltısı düzenliyor. Ayrıca şimdiye dek yaptığımız sohbetlerin listesini de çıkarmış. Ne güzel yapmış. Aşağıdaki linkte bütün konular bulunuyor. Bu haftanın konusu da ondan.

https://www.kayipfisilti.com/p/agac-ev-sohbetleri-arsivi.html

Haftanın sohbet konusu:

1. Evcil hayvanınız var mı ya da hiç oldu mu? Bu hayvanı kendinize yoldaş olarak seçmenizin amacı neydi (yani mesela niye kedi değil de özellikle köpek aldınız)? Onunla bir anınızı paylaşın, resmi varsa onu da paylaşabilirsiniz. Eğer yoksa sadece diğer soruları cevaplandırabilirsiniz. 2. Vahşi bir hayvanı evcilleştirebiliyor olsanız bu hangisi olurdu ve neden? 3. Son olarak ta evcil hayvan satışı ve alımı hakkında ne düşünüyorsunuz, sizce bu doğru mu?

https://www.kayipfisilti.com/2020/06/agac-evsohbetleri-44.html

Yanıtlarım:

1. Şu anda yok. Evde yalnız yaşıyorum ve bir evcil hayvana bakamam. Yani zamanım olmaz. Çiçek de bakamıyorum. Arada kaktüs alıyorum. Şimdilik en son aldığımı yaşatabiliyorum. Ama karantinada olabilirdi aslında. Ama bitince yine bakamam.

Ama çok oldu evcil hayvanım. Annemlerle yaşarken. Kedi köpek kuş balık yengeç kaplumbağa kerevit besledim. Kuşlara anne babam değişik isimler verirdi. Hülya Avşar, Seda Sayan, Monica Belluci gibi. Kaplumbağam da büyüktü ve adı Murtaza idi. Kedi köpek çok oldu. Ama annem evde onları istemiyordu. Pisletiyorlar kokutuyorlar diye. O yüzden hep bikaç gün sonra akrabalarımıza verdik. Babamın halasının bahçesi var. Onun da kedi köpek kuş balık kaplumbağası var. Hep onda benim evcil hayvanlarım. İzmire gidince severim.

Kedi tercih etmem genelde. Çok başına buyruk oldukları için. Minik şirin oyuncu köpekleri çok severim. Alırsam evime böyle şirin bir köpek alacağım. Bol tüylüler beyazlar tercihim. İki tane çok sevdiğim evcil hayvanım var. İkisi de büyük halamın bahçesinde halen. Fotilerini koydum. Köpek şirin işte, adı Kitkat. Çikolata sevdiğim için tabi. Kedi de 100. Henry. Soylu kediler ya Scottish Fold'lar. Onunla anım. Sessiz kediler ya bu tür, bir keresinde sinirlendiği için gitti perdeye işedi ve günlerce çıkmadı kokusu. Annem tabii hemen götürdü.





2. Vahşi hayvan evde bahçede filan benim için imkansız. Yapamam. Vahşi hayvanlara bayılırım ama Nat Geo Wild kanalında. Özellikle timsahlar, köpekbalıkları, balinalar ve her türlü arslan türevleri. Besleyebilseydim eğer penguen, koala veya panda isterdim. Keşke yapabilsem. Neden? Çünkü şirinler masumlar oyuncular ve zaten üçünü de kendime benzetiyorum. Soğuk seven, çocuksu oyuncu, uykucu filan işte.

3. Valla evcil hayvan alım satımı, tam bilemediğim bir konu. Pet shop'larda onları görmek üzücü. Veya alıp da sokağa bırakanları. Genelde insanlar tanıdıklarından alıyor evcil hayvanları. Doğru değil ama doğrusu ne bilemiyorum.

Bu güzel konuyu yine isteyenler zamanı olanlar yazsın anacım.

21 Haziran 2020 Pazar

KARA KURT VE VICTOR



Kara Kurt

J.A.Redmerski

Ephesus Yayınları

Katiller Çetesi devam ediyor. Kara Kurt, beşinci kitap. Bu seri aslında onbir kitap, şimdilik yedi tanesi çevrildi.

Sarai yani Izabel ve Victor, aşıklar. Victor, Birlik adındaki grubun en güçlü seri katili. Kardeşi Niklas da öyle. Izabel de katil olmak istedi ve Victor onu yetiştirdi. Fredrick de bir diğer seri katil, Birlik’ten. Sarai ve Izabel ilk iki romandı, üçüncü roman Kuğu ve Çakal’da Fredrick’in hikayesini okuduk. Dördüncü kitap Kötülük Tohumları’nda Viktor, Niklas, Fredrick gibi acımasız olan Nora da katıldı gruba.

Beşinci kitapta, Nora, Niklas ve Izabel genç kızları kötü yola sürükleyen Francesca adlı bir kadının peşine düşerek onun elindeki bir kızı kurtarmaya çalışıyorlar. Kızın ailesi istediği için.

Seri keyifli ilerliyor. Katiller, cinayetler olmasına rağmen gerilimli bir seri değil. Hafif ve yumuşak bir dili var ve sinemaya çok uygun. Not:3/4



Victor

J.A.Redmerski

Ephesus Yayınları

Serinin bu altıncı kitabında Victor’un yani esas seri katilin geçmişini öğreniyoruz. Kitap yine bazen Victor’un bazen Izabel’ın anlatımıyla ilerliyor. Arada Niklas, Fredrick, Nora ve diğer kahramanlar da boy gösteriyor.

Victor ve Izabel, tatile çıkıyorlar ancak tatilde de iş yapmak durumunda kalıyorlar. Victor’un peşine düşenler nedeniyle ikisi de zor anlar yaşıyor ve Izabel, Victor hakkında çok şey öğreniyor. Özellikle Viktor’un eski aşkları hakkında.

Izabel ölümden dönüyor. Victor’un eski suçları onların peşini bırakmıyor. Viktor ve çetesi, Birlik’ten ayrılıp kendi başlarına çalışmanın planını yapıyor. Victor’un kızkardeşi Naeve de ortaya çıkıyor. Izabel kendini kanıtlamak için Meksika’ya yalnız gidip bir görevi yerine getirmek istiyor.

Yine sürükleyici, akıcı bir roman. Sade bir dil. Not:3/4

20 Haziran 2020 Cumartesi

MÜZİK SEÇKİSİ




Green Day-Boulevard of Broken Dreams Fingerstyle
Kovacs-Cheap Smell
Be Svendsen-Drop the Gun
Kadebostany-Castle in the Snow
Kadebostany-Early Morning Dreams
Emel Mathlouthi-Naci en Palestina
Elena Ledda-Pesa
Özdemir Erdoğan-Gurbet
Thurisaz-Endless
Glasxs-Yemen Türküsü
Can Bonomo-Kara
Tim McGraw-Live Like You Were Dying
Oceans-Deep Blue
O3ohn-Somehow
Nelly-Dilemma
Empyrium-Die Schwane Im Schilf
Yavuz Çetin-Yaşamak İstemem
Yavuz Çetin-Cherokee
Jakuzi-Koca Bir Saçmalık
NF-Remember This
NF-Let You Down
NF-Why
Ye Banished Privateers-I Dream Of You
Dido-Hell After This
Nilipek.-Havada Bir Hinlik Var
Linkin Park-Numb
Kard-Hola Hola
Cabello-Senorita
Billie Joe Spears-’57 Chevrolet
The Walking Who-With Roses
Kalben-Kalp Hanım
John Smith-Save My Life-Radio Edit
Reynmen-Ela
Hayko Cepkin-Tanışma Bitti
Stabil-Ben Kimim
Gökhan Türkmen-Çatı Katı
Gönül Yazar-Buruk Acı
İncesaz/Ezgi Köker/Bora Ebeoğlu-Geçsin Günler
Şanışer-Günleri Geride Bırak
Molly Parden-Still Miss the Way
Alec Benjamin-Gotta be a Reason
By2-Because of You
Kyary Pamyu Pamyu-PonPonPon
OST My Little Princess-Open Your Eyes
Gunship-Tech Noir
Billie Eilish-Bellyache
Röyksopp-Running to the Sea
HIM-(Don’t Fear) The Reaper
Murat İlkan-Fanus
Nazan Öncel-Çirkin
Ney-Su Misali
Ben Moody-Never Turn Back
Vicky Mosholiou-Den Kleo Gia Tora
Hakan Mengüç-Tükeneceğiz/Ney ile huzur, rahatlık
Clean Bandit-Mama
Flora Cash-You are Somebody Else
Sasha Sloan-Older
Noah Cyrus-July
Pınar Sağ-Kadir Mevlam
Cat Power-Fool
Russian Red-Cigarettes
Aurora-Teardrop
Cat Power-Wonderwall
Elliot Smith-Between the Bars
Blackmore’s Night-Under a Violet Moon
Red Hot Chili Peppers-Road Trippin’
Lewis Capaldi-Bruises
Imagine Dragons-Believer
Kishore-Asha-Bum Pam Bum Pam Pa Ra Ra
Kibariye-Ecele Sitem
Bergen-Sen Affetsen Ben Affetmem
Evgeniya Sotnikova-Fly Away On the Wings of the Wind
Arnon-Te Molla
Khontkar/Myndless Grimes-Beamor Boi
Sevda Alekberzade-Lachin
Renaldo Alessandrini-Melancolie
Nazan Öncel-Ankaralı Sevgilim
Aslı Gökyokuş-Dünya
Evelyn Stein-Quiet Resource
Ross Daly-Hatif
Evgeny Grinko-Hatif
Serin-İyi Gelir mi?
Antique Gucci-Cryptex
Amy Macdonald-This is the Life
Gert Taberner-Fallen
Lord Huron-The Night We Met
Souad Massi-Le bien et le mal
Y2k ve bbnos-lalala
Jax Jones-Breathe (ft. Ina Wroldsen)
Sedef Sebüktekin-Kayboluyorum
Indila-Parle a la tete
Nancy Ajram-Kharab Byoot
Tayeon-Here I am
Kalank-First Class (Arijit Singh)
Emre Aydın-Beni Vurup Yerde Bırakma

19 Haziran 2020 Cuma

THE HOLLOW VE THE PIER



The Hollow

Kanada anime dizisi. Biraz bilimkurgu biraz fantastik bol aksiyon. İkinci sezonu da bitti. Üçüncü sezon henüz belli değil.

Birbirini tanımayan üç çocuk garip bir dünyada uyanırlar. Geçmişlerini de hatırlamazlar. Uyandıkları dünya tehlikelidir. Karşılarına birçok yaratık, masal kahramanları çıkar. Hepsiyle savaşmak durumundadırlar. Tam bir macera dizisi. Karmaşık, hiç sakinlik yok. Hep bir sürüklenme.

İlk sezonun sonunda bir sürpriz var. Çocukların yaşadığı maceranın nasıl başladığı belli oluyor. İkinci sezon sonunda yine bir sürpriz. Dizi bir yapay zeka, klon macerası aslında. Not:3/4




The Pier

El Embarcadero

İskele anlamına gelen dizinin ismi, konunun ana çıkış noktası olan bir iskeleyi temsil ediyor. İspanyol dizisi. İkinci sezonu da bitti.

La Casa de Papel’in yaratıcılarının yeni dizisi. Kadroda, Papel’den profesör bu kez kötü bir rolde. Visavis’deki hapishane gardiyanı da bu kez polis.

Karmaşık konulu dizi aksiyonlu, heyecanlı bir suç dizisi. Diğer iki İspanyol dizisindeki gibi yetişkin sahneler de var ancak bunlar göz ardı edilebilir. Bir adam ve eşi normal bir yaşam sürerken adam iskelede ölü bulunur. Öldükten sonra başka bir kadınla da birlikte yaşadığı ve ondan çocuğu olduğu ortaya çıkar.

Eşi kocasının geçmişinin peşine düşer ve bu süreçte bol sürprizlerle ve ters köşelerle ilerler dizi. Kocası iki kadınla yaşadığı hayattan başka bir karanlık hayat daha yaşamaktadır.

İspanyol stilini sevenlere. Not:3/4

18 Haziran 2020 Perşembe

KİTAP ARASI



Sahaflara sık uğrarım. Kitap alırım arada. Sokaktaki yer kitapçılarından da. Yerde özellikle en yeni kitaplar da oluyor. Sahaflarda kitapların içine de bakarım. Çok notlar çıkar kitap aralarından, kitaplara yazılmış notlar da olur. Bu notlardan o insanları hayal ederim.

Birkaç gün önce yerden birkaç kitap almıştım. Bir tanesi de Esma-Ül Hüsna’nın Esrarı adlı kitaptı. Kitabın hemen ön kapağını açınca içinden bir not çıktı. Çok yeni yazılmış daha. 7 Haziran ile 11 Haziran arasında yazılmış. Bir fırından yapılmış günlük alışveriş listesi. Simit, börek, çay, çörek, su gibi.

Herhalde bu kitabı okuyan kişi bir fırından alışveriş yapmış ve sonra toplu halde ödeyecek. Bundan anlaşılan bu kişi yoksul birisi. Hemen ödeyemiyor demek ki. Belki de gün içinde sadece bunları yiyebilmiş. Parası olunca ödeyecek.

Sonra da kitabı satmış Bu kitabı on liraya aldım. O da belki beş liraya satmıştı. Büyük şehirde yaşamak, alışveriş yapmak zor tabii. Başa çıkmak zor. Hayat işte. Belki de çocuklarına alıyordu bunları. İnsanlar neler yaşıyor bu dünyada.

Bunu bir de iyiye yorabiliriz. Olumlu yönden bakabiliriz. Bu alışverişleri yapan kişi diyet yapıyor mesela. Bunları yazıyor çünkü kalorileri hesaplıyor. Ondan yazıyor. Durumu da idare eder. Kitabı satmanın ona bereket getireceğini düşünüyor. Bir dua kitabını satıyor. Şöyle düşünüyor. Bu kitabı alan kişi okuduğunda bu kitabı satmak zorunda olan kişi için de dua okur, ne güzel olur.

Kim bilemem ama niyet güzel.

16 Haziran 2020 Salı

FERİHA HANIM PARKTA 2



Feriha Hanım Moda’daki yeni yaşamına yavaş yavaş alışıyordu. Biraz ev işi, yemek, biraz alışveriş, biraz yürüyüş, biraz park, biraz Kadıköy çarşısı, günleri geçiyordu. Arada feysbuuk ve vadzaptan eski arkadaşlarıyla konuşuyordu. Okul arkadaşları.

Parka gide gele parka gelen insanlarla da selamlaşmaya başladı. Bazen sabahları bazen akşamüstüleri gidiyordu. Kahve, gazete, dergiden sonra alışveriş yapıp eve giderdi. Akşam da önce haberler sonra da ne bulursa izlerdi.

Moda’ya da yıllar içinde çok gelip gitmişti. Bir çeşit sayfiye gibiydi onlar için. Avrupa Yakasının yazlığı gibi. Çok uzun yıllar önce Moda’da Audrey Hepburn’a rehberlik ve arkadaşlık yapmıştı. Oyuncunun annesi Ermeni olduğu için İstanbul’da ve İzmir’de yaşıyordu, oyuncu da gelir giderdi Türkiye’ye. Moda’daki annesine geldiğinde rehberlik yapan Feriha Hanım’ı bulmuşlardı.

Evde de arada bir bayrakla konuşuyorlardı artık. Feriha Hanım ilkokulda onun olan Türk Bayrağını beş çekmeceli komodine koyup orada unutmuştu. Ama bayrak onu hiç unutmamıştı. Emirgan’da yaşarken aile yadigarı broşu satmaya karar verdiğinde çekmeceyi açtığında bayrak onunla konuşmuştu. Önce şaşıran Feriha Hanım sonra alıştı. Bayrak onun tüm yaşamını bilen tek kişiydi, nesneydi. Yıllar içinde onun yatak odası konuşmalarını duymuştu eşi Osman Naci Bey ile yaptığı, kendi kendine konuşmalarını duydu, radyo ve televizyon dinledi. Ayrıca, komodine koyduğu gazeteler, etkinlik biletleri, anı defterleri, günlükler gibi nesnelerle bayrak onun tüm yaşamını öğrenmişti.

Feriha Hanım artık en çok onunla sohbet etmeyi seviyordu:

“Sevgili dostum, sevgili bayrağım, uzun yıllar sonra ilk kez sohbet ediyoruz seninle. Eskiden neden konuşmuyordun benimle?”

“Eskiden hayatın çok içindeydin, aklın havalardaydı, seslensem de duymazdın”

“Aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra yine birlikteyiz. Ne iyi etmişsin de köşene çekilmişsin”

“Ben istemedim ki, sen öyle uygun gördün, unuttun beni çekmecede hayırsız”

“Sen çekmecede uyurken ben yaşıyordum”

“Biliyoruz herhalde”

“Her şeyimi mi biliyorsun?”

“Elbette efendim, her çekmece bana senin yaşamını gösteriyordu sayın sahibim. Bak ben de senin gibi konuşur oldum”

“Okuduğum mizah kitaplarından da etkilenmişsin sen”

“Evet senin kitap okumandan ben de hep hoşnut oldum. Okuduğun kitapları, dergileri, gazeteleri hep komodinin birinci çekmecesine koydun. Okuduktan sonra kitapları kitaplığına götürüyordun”

“Demek ben uyurken sen uyumuyordun, böyle şeyler yapıyordun”

“Evet bayraklar uyumaz, hep dalgalanmak ister”

“Ne komik bayraksın sen bakayım”

“Sayenizde efendim sayenizde. Çekmeceler arkadaşım oldu. Bak bir çok tiyatro, konser bileti koydun çekmecelere ama beni hiç götürmedin daha bir oyuna”

“Tamam efendim, bir daha tiyatroya gittiğimde seni de götüreyim”

Bir süre sessiz kaldılar. Bayrak devam etti:

“Hadi şimdi haberleri aç da dinleyelim”

“Sayende bayrakça dilini de öğrendim”

“Hadi akşam oldu ışıkları aç bak aydınsın ama daha beni bile aydınlatamıyorsun”

“Ben Sartre’mıyım seni aydınlatayım”

“Bir gazetede okumuştum, Sartre’ın gittiği kafedeki oturduğu masa halen aynen korunuyormuş. Bak sayende Sartre’ı bile biliyorum. Bir çekmecede yaşadım ama felsefe ve yaşamı da biliyorum. Dün yok yarın yok, her şey buza yazmak gibi”

“Sen de yaşlandın benim gibi sevgili bayrağım bu çekmecede”

“Yaşlılık önce bencillik sonra yalnızlıktır ya da önce yalnızlık sonra bencillik”

“Mımmmm, bak sen”

“Çekmecede biraz soldum ama yaşlılığın izleri yok bende. Sadece kırmızı iken biraz pembeleştim. Dışarı çıkmadığım için sokaklar caddeler yok yüzümde. Nasır tutmuş ellerim yok. Çok istesem de hayata dokunamadım bu çekmecede. Sadece katlanma izlerim var. Uzun yıllar boyunca kimseye hırs, kin nefret duymadan yaşadım burada. Ağaçlara çiçeklere dokunamadım, pembe güllere dokunamadım”

“Çok romantikmişsin sen. Bak iyi ki o alt çekmeceyi açmışım da şimdi artık hayata dokunabileceksin”

“Ne güzel şeydir sevgiyle dokunmak”

“Sevgili bayrağım sen benim çocukluğum, gençliğimsin, yaşlılığımsın”

(devam edecek)

15 Haziran 2020 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 43


Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Sevgili Kedi Mırıltısı düzenliyor. Bu haftanın konusu sevgili Kaystros Tyrha'dan (Nehir Tanrısı). Zor ve önemli konu. Genelde ülkemizde çok konuşulan konulardan biri, ekonomi, siyaset, futbol gibi yani. Nolucak bu memleketin hali, gibi.

https://kaplandiary.blogspot.com/2020/06/agac-ev-sohbetleri-43.html

"Toplumsal yaşamımızı olumsuz etkileyen en önemli üç sorun, önem sırasına göre hangileridir? Bu sorunların üstesinden gelmek için sizce neler yapılmalıdır?"

Benim için çok zor bir soru bu. Çok yakın durmadığım, ilgi duymadığım bir konu. Özellikle çözüm konusunda pek bir şey diyemem. Çünkü, bizde bunlar siyasetin konusu oluyor. Kanada başbakanı, bugünlerde, A.B.D.'deki olaylardan sonra bizde Kanada'da da ırkçılık sorunu var, devlet görevlerinde farklı ırklardan daha çok insanı görevlendirmeliyiz, dedi. Ne güzel bir yaklaşım. Demek ki bu sorunu görmüş ve bir şeyler yapacak.

En önemli üç sorun diye sıralamam zor, ekonomi, gelir dağılımı, işsizlik, pahalılık, örneğin. Üretimin artması, tarıma dönüş gibi çözümler olabilir. Doğuya yatırımlar, gibi. Ama bunlardan daha önemli sorunlar da var tabii. En büyüğü herhalde eğitim olsa gerek. O zaman en büyük sorun bizde cehalet gibi gözüküyor. Okumadan düşünmeden sağdan soldan duyarak, televizyondan öğrenmek, gibi. Görsel algının, estetik kaygının olmaması, örneğin, hepsi eğitim işi.

O zaman en büyük bir sorun cehalet ve eğitim. Çözümünü bilemem, eğitimin yeniden yapılandırılması nasıl yapılabilir, eğitimcilerin işi bu. İkinci büyük sorun, yine birbirine bağlı olarak bence, tembellik, yalancılık, ahlaksızlık, kolaycılık. Bunlar nasıl düzelir bilemiyorum. Büyük bir temizlik lazım bizde. Bunlara yine bağlı olan şiddet konusu var. Her türlü şiddet, çocuklara, kadınlara yapılan şiddet. Bunlar da ahlak ve cehaletle ilgili.

Bunlardan daha büyüğü ise saygısızlık, özellikle insan haklarında. İnsanın sadece insan olmasından gelen haklar, hoşgörü, birbirine saygı gibi. Twitter'da bile görüyoruz. İnanılmaz bir hakaret eğilimi var bizde.

Bunların hepsinden daha önemlisi de, birinci sıradaki sorun bence, siyaset, devlet, hukuk  ve dinin birbirinden ayrılması. İleri toplumlarda böyle bir durum yok. Bizde hepsi birbirinin içinde. Avrupa, Kanada, A.B.D.'de din görevlilerinin ücretlerini devlet ödemez. Halk öder, bağışlarla yani. Kiliseler bağışlarla yaşar. Din ile devlet ayrıdır. Din elbette en önemli konulardan biri. Ama hukuk ve devletten ayrıdır, siyaset ile din ayrıdır. Bizde, maalesef, din çok kötüye kullanılıyor. Siyasete alet ediliyor. Bundan bir türlü kurtulamadı bizim ülke. Kurtulunca çıkar savaşlarının çoğu kalmayacak.

Çözümleri bilemem valla. Ülkece, topluca bir karar almalı herhalde. Yani, halk düzelmeli. Ama nasıl bilmem.

Bu önemli konuyu da yine isteyen herkes yazabilir tabii. Yazanlar da sevgili Kedi Mırıltısına bildirsinler.

14 Haziran 2020 Pazar

YAZ BOYU EDEBİYAT ETKİNLİĞİ 1



Yaklaşık 10 gün önce yeni tatlişlerimizden Azkaban Firarisi bir etkinlik düşünmüş ve bize duyurmuştu. Yaz için kitap okuma etkinliği. Kategoriler de şöyle:

https://zihniminzindani.blogspot.com/2020/05/yaz-boyu-edebiyat-etkinligi.html

#1 Filme Uyarlanmış Bir Kitap

#2 Tarihi Bir Olayı Konu Alan Bir Kitap

#3 Bilimkurgu Türünde Bir Kitap

#4 Fantastik Türünde Bir Kitap

#5 İsteğe Göre Bir Kitap Serisi

#6 "Sağlık" veya "Psikoloji" Temalı Bir Kitap

#7 Popüler Bilim ve Teknoloji(Yapay zeka,Evrim,Uzay vb.) Temalı Bir Kitap

#8 Yerli Klasiklerden Bir Kitap

#9 Yabancı Klasiklerden Bir Kitap

#10 Kişisel Gelişim Temalı Bir Kitap

#11 Şiir/Deneme Temalı Bir Kitap

#12 Gençlik/Genç Yetişkin Temalı Bir Kitap

#13 Biyografi/Otobiyografi Temalı Bir Kitap

Bu etkinliğe katılmak istedim ben de. Üç ay boyunca kitap alamadıydım. Şimdi Haziran'da Migros'a giderken yer kitapçısından birkaç kitap aldım, bu etkinlik için. Yaz boyu da devam edeceğim etkinliğie. Sokakta yerde satanlardan. İkisini beşer liraya birini on liraya aldım. Üç aydır evdeyim ben de. Ne güzel tatil oldu yaa. Bol kitap, film, dizi, müzik, tatlı, yemek filan işte. Üç ay daha tatildeyim. Eylüle dek tatildeyim. Eylül'de başlayacak derslerim. Yani yine salgın olmazsa tabii. Yani bu yaz da bol kitap film dizi puding işte o la la. Geçtiğimiz hafta İrem Can da başladı etkinliğe.

Şiir/Deneme Temalı bir Kitap:

Kaç Gibi Özlersin?

Seda Eroğlu

Destek Yayınları

Kitap kısa kısa yazılardan oluşuyor. Bütün yazılar ayrılık, terk edilmek, aşk ve özlem ile ilgili. Genel olarak hüzünlü ve terk edilene ayakta kalmayı gösteren kısa notlar halinde kitap.

Ergen kitapları diyebileceğimiz türden. Songül Ünsal ve Miraç Çağrı Aktaş tarzı, yazıların tümü. Konular aynı, dil de çok yakın. Yani ergenlere yazılan türlerden. O yüzden de zaten bu yazarların etkinliklerinde camlar kırılıyor, izdiham yaşanıyor. Liseliler çok seviyor. Onların duygularını anlatan sözcükler, cümleler olduğu için.

Bu kitaplar genelde vurucu sözler, atasözleri benzeri cümlelerin bir araya getirilmesi ile yazılıyor herhalde. Kaç gibi izlersin, avaz avaz susuyorum, yağmur gibi yağacağım, şemsiyeni al, üstüne düşmeyim gibi anlamlı ifadeler var.

Okunması çok kolay kitap. Bir parkta oturup iki saatte bitirebilirsiniz. Keyifli. Hüzünlü olsa da.

Not:3/4




Popüler Bilim ve Teknoloji:

Tanrı Yanılgısı

Richard Dawkins

Kuzey Yayınları

Richard Dawkins'i Tubitak Yayınları'ndan basılan ünlü biyoloji kitabı Gen Bencildir ile tanıyoruz. Kendisi dünyaca tanınan biyoloji hocası, Oxford'da.

Bu kitabı yaklaşık 10 yıl önce ses getiren bir din ve bilim kitabı. Biraz da edebi dille yazılmış. Bizde yasaklanmış bir süre. Şimdi serbest ve çok sayıda baskı yapan bir kitap.

Dawkins, bir bilim adamı, biyolog olarak dine, bütün dinlere bakıyor, bilimsel bakış açısı ile dinleri eleştiriyor. Oldukça yoğun bir kitap. Okunması kolay değil. Birçok bilim adamından da söz ediliyor, Carl Sagan, Einstein gibi.

Tabii ki çok tartışma yaratan bir kitap bir tür ateist kitabı olarak görülüyor.

Not:3/4

Başlangıç 2020

Türker Akıncı

Destek Yayınları

Günümüzün popüler tartışma konuları, komplo teorileri üzerine bir derleme kitap. İçinde çeşitli araştırmacı yazar ve gazetecilerin yazıları ve sohbetleri var.

Koronavirüs olayı, Trump, sıfır noktası, yarasa çorbası, planlı salgın, biyolojik silah, illüminati, chip, tahminler, kehanetler, virüslerin tarihi, nüfüs azaltma planı, robotlar, iklim, deprem, su savaşları gibi gündemdeki popüler konular işlenmiş.

Komplo teorilerini sevenlere.

Not:3/4


13 Haziran 2020 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 13



Mutlu eden Hint Filmleri

Aşka Davet

Dawaat-e-Isqh, 2014, Hindistan

Keyifli, romantik, komik, danslı, müzikli, defalarca izlenebilecek bir film. Başroldeki iki oyuncu da diğer filmlerden tanıdık. Genç bir kız babası ile yaşar, yoksul oldukları için evlenemez, çünkü geleneklere göre çeyiz parası vermek zorundadırlar. Baba kız bir plan yaparlar, evlenecek erkekleri kandırıp onlardan para toplarlar. Ama kız aşık olur. Tam Tarık Akan Gülşen Bubikoğlu filmi.

Çılgın Gençlik

Yeh Jawaani Hai Deewani, 2013, Hindistan

Eğlenceli, cıvıl cılvıl, komik, romantik, danslı, müzikli bir film. Şarkılar tam göbek atmalık. Çok çalışkan bir kızla hoş bir oğlan tanışırlar. Kız aşık olur ama oğlan okul için uzağa gider. Yıllar sonra karşılaşırlar. Defalarca izlenir.


Korku Gerilim filmleri

İntikam

The Final, 2010, A.B.D.

İlginç ve farklı bir korku filmi. Birkaç liseli, okulda onlarla alay eden, aşağılayan öğrencileri bir depoya hapseder ve onlara işkence eder, öldürür. Biraz Testere, biraz Son Durak havası olsa da üzerinde düşünülecek ve bir dolu mesajı olan bir film. Türü sevenler kaçırmasın.

Görünmez Adam

The Invisible Man, 2020, A.B.D.

Görünmez Adam filmlerini izlemiştik daha önce. Bu yeni versiyon oldukça bilimkurgusal, teknolojik olmuş. Görünmez Adam kostümü çok başarılı. Film de iyi gerilim. Özellikle ilk bölümü. Sonlara doğru tüm gerilim korku filmlerinde olduğu gibi biraz hafifliyor. Damızlık Kızın Öyküsü’nden Elizabeth Moss da formda.


Komedi Filmleri

Satılık Zombi

The Odd Family: Zombie For Sale, 2019, Güney Kore

Çok eğlenceli bir zombi komedisi, absürt zombi filmi. Bir kasabaya bir zombinin yolu düşer, sadece lahana yemektedir, bir ailenin yanına yerleşir, zombi kimi ısırırsa o kişi gençleşir, o yüzden aile bu işten para kazanmaya başlar ama işler yoldan çıkar.

12 Haziran 2020 Cuma

DEVAM EDEN DİZİLER 3



The OA

İkinci sezonu da bitti. Üçüncü sezon şimdilik beklenmiyor. İlginç filmleri olan Zal Batmanglij, Brit Marling ikilisinin bu dizisi de ilginç. İkinci sezonda da sevgili sıradan meleğimiz yine iki boyutta yaşıyor, kaybolan ergenlerin sırrını çözüyor ve dizi yine tuhaf ve anlaşılmaz bitiyor.

The Blacklist

Yedinci sezon da yine gizemlerle bitti. Ray ve Keen arasındaki akrabalık ilişkisi halen bir sır. Keen’in annesi Rostova da halen hayatta. Sezon finalinde salgından dolayı animasyon var ve dizinin oyuncuları da evden salgın hakkında konuşuyor. Sekizinci sezon da gelecek.

Mom

Yedinci sezon da bitti. Christy, Bonnie, Marjorie, Wendy, Jill, Tammy ve Bonnie’nin eşi Adam’ın komik maceraları devam ediyor. Hala Adsız Alkolikler’e devam ediyorlar ve birlikte yemek yiyorlar.

Killing Eve

Üçüncü sezon da aynı heyecan, sürprizler, cinayetlerle devam ediyor. Dizilerdeki en ilginç seri katil Oksana ve peşindeki Eve’in ilişkileri halen karmaşık ve gizemli. Dördüncü sezon da gelecek.

The World of Married

Son zamanların en heyecanlı Kore dizisi sonunda bitti, başladığı gibi şaşırtıcı ve gerilimli bir finalle. Dizinin oyuncuları ödüllere aday oldu. Boşanan karı koca, çocukları, adamın yeni eşinin karmaşık ilişkisi bir düzelmedi. Dizi öyle bir bitti ki ikinci sezon olsa iyi olur.

The King Eternal Monarch

Bu haftasonu dizi final yapıyor, beklenmedik şekilde, olaylar daha yeni açılmaya başlamıştı, dizinin bitmesine hazır değildik. Kral ve detektif kızın macerasını, paralel evreni çok sevdik. İki evrendeki olaylar gizemler çözülecek. Son yılların en heyecan verici ve mutluluk verici Kore dizilerinden biri oldu bu.

10 Haziran 2020 Çarşamba

KISA RÜYALAR



Almanlar Geliyor

Almanlar geliyor. Almanlar geliyor. Böyle diyerek annemin üstüne atlıyorum divanda, sarılıp öpüyorum. Sonra babamın üstüne, sonra kardeşimin (Savaş filmi izleyince böyle yorumlamışım rüyamda).

Börek

Annem börek yapıyor. Peynir, maydanoz koyuyor içine. Ne bu diyorum anne ne böreği bu. Börek işte diyor. Olmaz adı olcak. Ya işte tepsi böreği diyor. Haa, bütün börekler tepsi böreği değil mi anne? Hepsi tepsi böreği. Hıhım hepsini. Hepsini mi? Evet annişko, sen başka bir tepsi böreği daha yap. Bu hepsi böreğini ben yiyicim (Rüyamda acıktım demekkisi).

Gündem

Evden kız çıkarma töreni. Kapının önünde davul zurna, herkes göbek atıyor. Pencereden bakıyorum, oo diyorum, apartmanda bir gelin var. Sonra kapı açılıyor. Ay benmişim. Bana gelmişler. İnip göbek atıyorum. Hoydur hoydur. Erik dalı. Yüksek tepelere kız vermesinler. Sonra yine bakıyorum pencereden. Asker uğurlama töreni. Hop hop havaya atıyorlar askere gidecek olanı. Anaa diyorum, dur daha yeni istediler, hemen de askere gitmek mi olurmuş? Gitmeee (Bugünlerde sokaklarda bunlara rastladığım için rüyama böyle girmiş).

Öldür

Hadi öldür öldürsene. Ya nasıl öldürücem. Daha önce hiç öldürmedim ki? Olsun işte öldür, alışırsın diyor elime silahı veren. İstiyordun öldürmek ya başla şimdi diyor, anı yaşa, hayallerini erteleme. Öldürmezsen ileride pişman olacaksın (Çok kiralık katil filmi izlersen).

9 Haziran 2020 Salı

FERİHA HANIM PARKTA



“Hürmetler efendim, saygılar bizden, görüşürüz, yine uğrarım zaten”

Feriha Hanım evinin yakınındaki marketten çıktı, parka doğru yürüdü, elindeki gazete ve dergilerle. Her gün marketten gazete ve dergi alırdı, bir de su, yakındaki bir kafeden de kağıt bardakta kahve, sonra da parka gelir ve oturur keyif yapardı.

Moda burnuna yakın bir parktı burası. Yol üstü. Hemen Moda Çay Bahçesi’nin karşısında. Sahile, kayalıklara yakın daha doğrusu.  Bir tarafından yürürsen Kadıköy’e, iskeleye doğru giderdin, diğer taraftan yürürsen de Kurbağalıdere’ye, Fenerbahçe’ye. Dondurmacı da yakın.

Emirgan’dan ayrılıp Moda’ya yerleşti Feriha Hanım. Çocukluk arkadaşlarından, okul arkadaşlarından Jorjet’i bulmuştu Facebook’ta.  Madam Jorjet’e ölen eşinden çok sayıda gayrımenkul kaldıydı. Öğrenciyken Feriha ve Jorjet çok yakındı. Jorjet, Ermeni asıllı bir Türk ailedendi. Kökleri, Suriye ve Mardin’e doğru gidiyordu. Öğrenciyken, Feriha Jorjet’i cebir çalıştırırdı. Yıllar sonra bu karşılaşmalarında Jorjet bunu Feriha’ya hatırlattığında hiç hatırlamadı. Halbuki, Jorjet’in İngilizce ödevlerini de Feriha yapardı.

Feriha Hanım, Madam Jorjet’in küçük evlerinden birine yerleşti. İki oda bir salon. Evi ikinci kattaydı ama basamak sayısı azdı ve merdiven genişti o yüzden zorlanmadan inip çıkabiliyordu evine. İşlemeli bastonu da zaten hep yanındaydı. Kendisi bu ilerlemiş yaşına rağmen zinde ve sağlıklıydı. Bunu da öncelikle iyi beslenmesine borçluydu. Balık çok yerdi, çok uzun yürüyüşler yapardı, her akşam meyve yerdi, bol su.

Emirgan döneminin artık bittiğini düşünüyordu. Orda eli biraz açılmıştı. Çevreye, esnafa borçları olmuştu. Neyse ki aile yadigarı broş imdadına yetişti ve broşu satarak bütün borçlarını kapadı. Elinde oldukça çok miktarda bir para da kaldı. Borçları yüzünden biraz utanmıştı esnaftan, arkadaşlarından. O yüzden kimseye haber vermeden ve yanına çok bir eşya da almadan sessizce ayrıldı, evini, eşyalarını, koca bir ömür geçirdiği semtini, çevresini her şeyi bıraktı, her şeyi geride bıraktı. Böyle uygun bulmuştu. Artık yeni bir hayatım olmalı diye düşünüyordu. El açıklığından da vazgeçmeliydi. Broştan arta kalan para uzun süre yeterdi. Zaten öğretmenlik emekli maaşı da vardı.

Yanına fazla bir eşya almadı Moda’ya gelirken. Birkaç özel eşyasını, işlemeli bastonunu, mektuplarını, fotoğraflarını ve onunla konuşan bayrağı getirdi yanında. Komodin çekmecesinde yıllarca duran Türk Bayrağı onunla konuşunca buna çok şaşırmıştı. Artık beni en iyi tanıyan sensin şu kısacık ömrümde diyerek bayrağı yanına almış ve gürültülü bir kahkaha atmıştı. Ölme emi Feriha sen, diyerek kafasını sallamıştı. Eşyalarını getirmedi. Jorjet’in evi dayalı döşeliydi. Arada bir eve gelen bir kadın da buldu. Temizlik için, bazen yemek de yapıyordu kadın.

(devam edecek)

8 Haziran 2020 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 42



Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Sanıyorum blog çevremizde en uzun soluklu etkinlik bu oldu. Şimdi bu sohbetlerin düzenlemesini biriciklerimizden ve çok iyi yazılar yazan Kedi Mırıltısı (Kayıp Fısıltı) yapıyor. Bir önceki sohbete katılanların linkleri onun blogunda ilgili yazıda olacak artık. Bundan sonra sohbet konusu bulmak isteyenler de ona söylesinler ağaç evin ilerideki sohbetlerini yazmak için.

Bu haftanın konusu yeni olmasına rağmen aramızdaki en tatlılardan olan, yazıları, yorumları ile aktif ve şirin olan Azkaban Firarisi'nden geldiii. Teşekkür ederiz onaaa.

https://zihniminzindani.blogspot.com/2020/06/agac-ev-sohbetleri-42.html

Eğer bir zaman makinen olsaydı ve istediğin zamana gidebilseydin neyi değiştirirdin? İyi veya kötü sonuçlar doğurabileceğini bile bile yapabilir miydin?

Valla çok ilginç ve önemli bir soru bu. Zaman makinem olsaydı öncelikle geleceğe giderdim. 100 yıl 1000 yıl 5000 yıl sonrasına. Geleceği merak ediyorum yani. Bunun yanında keyif için gideceksem, Rönesans, 1968, müzikte Barok dönem, Osmanlı'nın iyi zamanları gibi dönemlere gitmek isterdim. En çok da Atatürk'ü tanımak isterdim, onunla arkadaş olmak.

Ama soru, değiştirmek için gitmek. Yapabilseydim, insanın ilk zamanlarına gitmek isterdim. İlk insanlar zamanına. İnsanda ilk öldürme, hırsızlık, şiddet gibi olguların ilk çıktığı günlere. İnsan sayısı çok az iken insandaki bu kötü duyguları yok edebilmek isterdim. Bir yolunu bulurdum yani. İlk suçlar çıktığında ortaya direk olarak insan beyninden bunu silmek isterdim. Hırs duygusunu silmek, egoyu silmek. 

Ama tabii bu bir hayal. İstediğim zamana gitmek olanaklı olsaydı, birçok suç eylemini önlerdim ama bunun için sık sık gitmek gerekiyor. Savaşlar, felaketler, cinayetler, hepsini tek tek önlerdim. Ama tabii insan içindeki hırsı, egoyu, gelişme ve ilerleme güdüsünü değiştirmek zor. İnsanda iyilik de var kötülük de. Sanırım ne olursa olsun, dünyadaki iyilikler kötülüklerden fazla ve iyi insanlar da kötülerden fazla. İnsanoğlu böyle böyle bir gün kendisi de gelişecek ve sistemler daha insancıl olacak, kötülükler de önlenecek. Belki şu andaki Kuzey Avrupa gibi olması gerekiyor dünyadaki diğer ülkelerin. 

Bu güzelim konuyu yine isteyen herkes yazabilir tabii.

7 Haziran 2020 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 12



Birbirinden iyi filmler:

Onun Adı Petrunya

God Exits, Her Name is Petrunya, 2019, Makedonya

Kuzey Makedonya’dan trajikomik bir hikaye. 30 yaşlarında bir kadın olan Petrunya, ailesi ile yaşar, işsizdir, bekardır, ailesi onu pek ciddiye almaz, aslında onu neredeyse kimse görmemektedir, biraz da kiloludur. Bir gün bir gelenek yüzünden hayatı değişir. Her yıl bolluk bereket getirmesi için uygulanan bir gelenek. Nehre bir haç atılır ve kim haçı bulursa haç bir yıl onda kalır. Haçı Petrunya bulur ama bu durum ortalığı karıştırır, çünkü şimdiye dek hep erkekler çıkarmıştır haçı. Halk, polis, kilise hepsi kadına tavır alır. Haçı geri vermeleri istenir ama o vermez. Bu hikaye yoluyla kadının toplumdaki durumu gözler önüne serilir. Petrunya sadece bu olay ile kendine güvenini sağlamak istemektedir. Başarılı film.

Karga Yumurtası

Kaakkaa Muttai, 2014, Hindistan

Hindistan’da yoksul bir mahalle ve iki küçük oğlan kardeş. Kömür toplayıp satarak yaşarlar, arkadaşlarıyla oyunlar oynarlar. Bir gün pizza görürler ve canları çeker. Alıp yiyebilmek için para biriktirirler. İnsancıl, hoş film. Kardeşler çok tatlı. Defalarca izlenebilir.

Mürekkep Yürek

Inkheart, 2008, Almanya

Kitaplar ve okumakla ilgili tatlı bir fantezi. Bir çocuk filmi. Bir adam kitap okuduğu zaman kitaptaki karakterler kitaptan çıkarlar ve canlanırlar. Buna karşılık dünyadan da insanlar kitabın içine girerler. Adam ve kızı kitaptan çıkan kahramanlarla mücadeleye girip kitaba girmiş olan eşini kitaptan çıkarmaya çalışırlar. Eğlenceli.

Çellocu Gosu

Sero Hiki No Goshu, 1982, Japonya

Harika bir animasyon. Müzikle ilgili bir fantezi. Çellocu Gosu iyi bir çellist olmasına rağmen çok başarılı değildir. Ama bazı şirin hayvanlar onunla tanışırlar ve Gosu onlar sayesinde gelişir ve müziğin ruhunu hisseder. Anime sevenler kaçırmasın.

Khoobsurat

Sonam Kapoor, 2014, Hindistan

Tatlı bir romantik komedi. Genç bir doktor kız saraya atanır ve kralın sağlığı ile ilgilenir. Kral, kraliçe, oğulları geçmişteki bir travma nedeniyle keyifli bir hayat sürmezler. Prens aynı zamanda nişanlıdır ama nişanlısını da sevmez. Doktor, renkli, eğlencelidir, rahattır, doğaldır. Sarayda gönülleri fetheder. Şirin film. Her zaman izlenebilir.