30 Ağustos 2023 Çarşamba

RÜYALAR

 




Dünyayı uzaylılar bastı. Marstan geldiler. Ben de uzay görevine gidiyordum. Bir uzay mekiği ile gidip orada uzaylıların dünyaya gelmesini engelleyen bir bomba bırakacaktım. Marstan dünyaya gönderilen yok edici bir ışın vardı onu da durduracaktım.

Ama beni göreve gönderenler, NASA da, dünyaya ulaşan uzaylılarla savaşmaya odaklanıp beni uzayda unuttular, iletişimi kestiler. Mars’a ulaştım ama bu taraf ile haberleşemiyordum. Haber alamayınca ordaki görevimi de yapamadım.

Uzaylılar ve yok edici ışın dünyayı sardı, her şey yok olurken neyse ki uyandım, dünya kurtulmuş oldu.

……………………….

Lise kampındayım. Kamp da bir baraja yakın. Baraj duvarının içi de tesis. Suyun tutulduğu duvarın içi yatakhane ve yemekhanenin olduğu bölüm.

Önceleri etrafı gezip eğlendik.

Günler geçerken, yemeklere bir şeyler koyduklarını fark ettim. Kampta kalanlar hastalanmaya başladı. Bizleri hasta edip, bayıltıp, güçten düşürüp yatakhaneleri hastane haline getirip bizi orda tutmayı planlıyorlardı.

Gizlice bir telefon buldum. Kampta telefonlarımızı kullanmıyorduk çünkü. Polisi aradım, konum verdim. Kamp görevlileri beni de yakaladı, yatağa bağladılar. Hareket edemiyordum.

Girişte polis aracını gördüm, gelmişlerdi. Kapıya hemşire kılığında biri baktı. Polis, burdan bizi aradılar dedi. Kadın da, burda herkes iyi, sorun yok, hastalarımız iyi durumda.

İlacın etkisindeyim ama bağırdım son gücümle. Bizi hapsettiler, yardım edin diye.

Böbreklerimizi alacaklardı.

Polis inandı sanırım, bana göz kırptı gitti, yardım getirmeye. Gitmese onu da öldüreceklerdi.

Ama uyandım. İnşallah kurtarmışlardır.

25 Ağustos 2023 Cuma

BCP AĞUSTOS


Blogları Canlandırma Projesi etkinliğimiz keyifle ve başarıyla devam ediyor, ikinci yılındayız. Her ay için seçtiğimiz temada kitap, belgesel, film, dizi, anime, program, podcast, manga, ne olursa okuyor veya izliyoruz.

Ağustos ayının teması savaş tarih, yolculuk idi. Tarih ve yolculuk temalarına uygun bir kitap seçtim. Kitabı mutlulukla okudum.


AFRİKA SAHRA-Yİ KEBİRİ’NDE SEYAHAT

SADIK El-MÜEYYED

Çamlıca Yayınevi, 227 sayfa

Sultan II. Abdülhamit zamanından bir seyahatname. Yazarı, seyahatı da yapan Osmanlı askeri Sadık el-Müeyyed.

Arap asıllı Osmanlı askeri Müeyyed padişahin sadık askerlerinden biri. Sürekli rütbesi yükseliyor, nişanlar, madalyalar alıyor. 1800’lerin sonlarında İstanbul’dan önce vapurla İzmir’e gidiyor, sonra da ordan develerle aylar süren seyahatına başlıyor. Büyük bir ekiple, askerler, yardımcılar, daha sonra da Afrika’da bedeviler katılıyor yolculuğa. Erzak, su, eşyalar yanlarında. Sahra çölünde yolculuk yapıyorlar. Bingazi’ye gidiyorlar. Çeşitli resmi ziyaretlerde, görüşmelerde bulunuyorlar.

Çöl sıcak tabii, rüzgar da var, rüzgarda koyunlar ölüyor, su bulmak zor, yolda karşılarına çıkan kuyulardan su alıyorlar. Sular bazen zehirli oluyor, kamp yaptıkları zaman koyun kesiyorlar, yemekler pişiyor, Osmanlıların yedikleri ile yanlarındaki bedevilerin yemekleri farklı. Çölü geçmek uzun sürüyor. Kumda yaşam farklı. Kumda yaşayanlar birbirlerini ayak izlerinden tanıyorlar. Ekip her yerde iyi karşılanıyor.

Yazar bir yandan da geceleri notlar tutuyor. Bütün yolculuğu anlatıyor. İnsanları, yemekleri, suyu, ilişkileri, yerel gelenekleri. Dili de keyifli. Osmanlıca olsa da anlaşılıyor. Kitapta belgeler, haritalar da var. Yazar, saraya raporlar sunuyor. Yolda Osmanlı, Afrika şartları ile Avrupa’yı da kıyaslıyor. Avrupa’da da çeşitli görevlerde bulunan asker yazar, Avrupa’da yolculuğun kolaylıklarını da anlatıyor. Yollar, teknoloji, barınma açısından.

Kitap, seyahatname olarak çok şaşırtıcı bir eser. Kafile ile birebir yolculuk yapıyoruz sanki. Hayranlık uyandıran bir yapıt.

Not:4/4

24 Ağustos 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 118




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu kelimelerin de içinde bulunduğu öykü, deneme, şiir benzeri bir yazı yaıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: İksir/Ağrı/ Ter/Asistan/Eşsiz

VAİNA 36

Dokhair Vinkmarch’ın özel yardımcılarından biri gibi davranırsa onun yanında kralı görmek için içeriye sızabilirdi. Ancak çoğu insan tarafından tanınıyor olması bu işi biraz zorlaştırıyordu. Bu nedenle yapması üç gün süren bir değişim iksiri hazırlamak için Vinkmarch’ın evindeki özel laboratuvarı kullandı. Bu oldukça zorlu bir tarifti ve yanlış yapılırsa geri dönüşü olmayan sonuçlarla karşılaşmak olasıydı. Neyse ki bu tarifin sahibi Dokhair’in ustasıydı ve ondan çok şey öğrenmişti. Üçüncü günün akşamında iksir sonunda hazırdı. O gece iksiri içip güzel bir uyku çekti. Böylece sabaha kadar dönüşümü yavaşça tamamlandı. Sabah olduğunda bütün vücudu korkunç ağrılar içindeydi. Ne yazık ki bu çözümünü bulamadığı bir yan etkiydi. Tecrübesiz birisi bu ağrılar sebebiyle felç geçirip ağır bir durumda hastaneye kaldırılırdı ancak Dokhair güçlü bir avcıydı. Çektiği onca acıya rağmen bir damla ter bile dökmeden her şey yolundaymış gibi durabiliyordu. Aynaya baktığında oldukça toy bir delikanlıya dönüştüğünü gördü. Böylece doktorun yanında ders alan ve ona asistanlık yapan bir öğrenci rolüne girebilecekti. İksirin süresi sadece bir gündü o yüzden acele etseler iyi olacaktı.

Vinkmarch doktor heyeti ile beraber saraya gidip içeri girmek için izin beklerken Dokhair de onun hemen ardında yerini almış bu sırada diğer doktorların hararetli tartışmalarını dinliyordu. Hiçbirisi de krala ne olduğu hakkında bir fikre sahip değildi ve durumu çözemezlerse ne büyük karmaşaların ortaya çıkacağını bildikleri için oldukça gergindiler. Yanlarında bir sürü ilaç ve tıbbi alet getirmiş oldukları gibi çeşit çeşit şifalı iksir de hazırlamışlardı. İçlerinden en bilge olanı tartışmaları uzun uzun dinledikten sonra korumaların duymadığından emin olmak için oldukça kısık bir sesle ve sadece kapalı olan kapıya bakarak “Bu durumun bizim hünerlerimizin ötesinde olduğunu hepinizin fark etmiş olduğunu biliyorum” dedi. Dokhair ve diğerleri sessizleşip ona bakakalmıştı. “Majestelerinin durumu bir hastalığın çok ötesinde… Karanlık ve sinsi bir şerle uğraşıyoruz bir hastalıkla değil. Bunu anlayacak kadar iyi birer şifacısınız. Ancak neyle uğraştığımızı anlayana kadar konuştuklarımıza dikkat etmek zorundasınız. Bu andan itibaren Vinkmarch ve asistanına zaman kazandırmak için uğraşacağız” diye sözlerini bitirirken Vinkmarch ve Dokhair’in nutku tutulmuştu. Diğerleri onun ne demek istediğini tam olarak bilemese de o bir şey söylüyorsa bir amacı olacağı için sessiz kalıp aldıkları emri kabul etti. Ancak Vinkmarch şaşkınlıkla “Bildiğinizi fark etmemiştim Usta Ymir..” diye konuşmaya çalıştı. Usta Ymir “Sen öğrencilerim arasında mucizevi bir kavrayışa sahipsin ve bu beni her zaman memnun ediyor Vinkmarch, ancak bana yetişmek için biraz daha koşman gerekiyor” derken göz kırpmıştı. Kral’ın durumundaki tuhaflığı ve üzerindeki ağır karanlık büyülü havayı herkesten önce o hissetmişti ve Dokhair’in kılık değiştirdiğini ve ne niyetle orada olduğunu çoktan fark etmişti. Kendisi müthiş güçlü bir şifacıydı ancak kara büyü konusunda uzman değildi bu yüzden Dokhair’in orada olmasından memnundu. Zihninden Dokhair’e seslenip korumaları ve diğerlerini oyalamak için uğraşacaklarını ve kendisinin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde kralın zihnine ulaşıp neler yapabileceğine bakmasını söyledi. Dokhair’in de niyeti buydu. Şaşkınlığı geçtiğinde kendisini nasıl tanıdığını sorduğunda Usta Ymir ona geçmişteki bir savaşta aldığı ağır yarayı hatırlattı. Dokhair pek çok savaşta pek çok ağır yara almıştı ancak bir tanesi unutulacak gibi değildi. Neredeyse son nefesini vermek üzereyken Usta Ymir tüm gücünü kullandığı büyük bir şifa ritüeli uygulamıştı. Neredeyse öbür tarafa gidip geri geldiğini söylemek yanlış olmazdı. Böylesine büyük şifa büyüleri insanın üzerinde eşsiz birer iz bırakıyordu. Bu iz sayesinde Usta Ymir kendi büyüsünü tanımış ve Dokhair’i hatırlamıştı.

İçeriye girmelerine izin verildiğinde büyük ağır kapı yavaşça aralandı. Ve kralı kocaman bir yatağın içinde hiç görmedikleri kadar zayıf ve solgun bir şekilde derin bir uykuda buldular. Dışarıdan herhangi bir şekilde görülmemesi için bütün perdeler kapatılmış ve içerisi büyülü kürelerle aydınlatılmıştı. Kraliçe kralın yokluğunda görevlerin başında olmak zorunda olduğu için burada değildi ancak en güvendiği koruması ve hizmetlisi bir köşede bekliyordu. İki prenses her gün olduğu gibi bugün de gelip bir an önce iyileşmesi için dualar etmişti ve doktorların işini yapması için az önce gitmişlerdi. Onların bıraktığı tütsüler ufak bir sunakta yanmaya devam ediyordu. Doktorlar köşede duran masaya yanlarında getirdikleri eşyaları düzgünce bıraktıktan sonra ikisi odayı dezenfekte etmek için özel yapılmış ve içlerinde ejderha kömürü yanan buhurdanlıkları odanın içinde gezdirmeye başladı. Bu arada Usta Ymir doktorlar dışındaki herkesin odadan çıkmasını istedi. Ancak bunun kabul edilmeyeceğinin farkındaydı. En azından kapıya kadar uzaklaşmaları için herkesi ikna etmeyi başardığında tütsülerin ve ejderha kömürünün ağır kokusu her yanı sarmıştı. Bu andan sonra bütün iş Dokhair’e kalıyor kendileri ise ona vakit kazandırmak için ellerinden geleni yapmaya çalışıyordu. Usta Ymir, Dokhair’i krala yakın olabilmesi için sürekli nabzını kontrol etmekle görevlendirdi. Böylece başka hiçbir şey yapmasa da dikkat çekmeyecekti. Şimdi bütün mesele kralın karanlıkla çevrelenmiş zihnine ulaşmaktaydı.

19 Ağustos 2023 Cumartesi

POLİSİYE SERİ FİLMLER

 


ANNIKA BENGTZON FİLMLERİ

Annika Bengtzon film serisi, İskandinav gazeteci yazar Liza Marklund’un aynı adlı roman serisinden televizyona uyarlanmış, İsveç yapımı. Annika bir gazeteci ve suç vakalarını polis ile birlikte çözüyor. Annika Bengtzon rolünde İsveçli Malin Crepin. Heyecanlı, sürükleyici seri filmler. Annika’nın özel yaşamı da bir türlü düzene oturmuyor. Filmler netten izlenebilir. Not:3/4

-Nobel’s Last Will (2012)

Nobel ödülleri sırasında bir cinayet gerçekleşir.

-Prime Time (2012)

Bir TV sunucusu bir partide öldürülür.

-Studio 69 (2012)

Bir dansçı kız parkta öldürülür.

-The Red Wolf (2012)

Gazeteci cinayeti, uçak bombalanması.

-Lifetime (2012)

Polis cinayeti ve çocuk kaçırma.

-A Place in the Sun (2012)

Aile cinayeti, hırsızlık.






JESSE STONE FİLMLERİ

Robert B. Parker adlı Amerikalı detektif romanları yazarının aynı adlı romanlarından uyarlanan filmler. Dokuz filmlik seride polis şefi Jesse Stone baş kahraman.

Jesse Stone rolünde uzun boylu yakışıklı Amerikalı oyuncu Tom Selleck. Oyuncu, Üç Adam ve Bir Bebek, Blue Bloods, Magnum P.I. adlı film ve dizileri ile tanınıyor.

Seri boyunca üç adet köpeği oluyor. Köpekleri sessiz. Jesse, viski ve kahve içiyor, sakız çiğniyor. İri yarı ve bıyıklı. Çok yalnızlık çeken bir insan ama buna alışmış. Evlenip ayrılmış ama eski eşiyle arada telefonda konuşuyor. Arada bir ilişkileri olsa da bağlanmaktan korkuyor çünkü eski eşi onu aldatmış. Küçük bir şehirde polis şefi olduğunu her zaman belirtiyor. Sadece park cezaları yazdığını söylüyor. Nerede olduğu sorulunca suçla savaşıyordum diye belirtiyor. LAPD’de (Los Angeles Polis Teşkilatı) çalışırken sarhoşluk nedeniyle işten uzaklaştırılıyor ve PPD’ye (Paradise Polis Teşkilatı/Massachusettes) polis şefi oluyor. Yumruk hiç kullanmıyor. Sadece silah. Dizide aksiyon yok, sakin ilerliyor, eski polisiyeler gibi.

Film serisi, polis prosedürlerini işlese de Jesse her zaman kurallara bağlı kalmıyor. Seri filmlerde Jesse dışındaki oyuncular da çok başarılı. Kadro, seri boyunca çok değişmiyor. Viola Davis, Kathy Baker, William Devane, Luke Perry gibi birçok ünlü oyuncu bulunmakta. Filmler netten izlenebilir. Keyifli film serisi. Not:3/4

-Stone Cold (2005)

Cinayet ve tecavüz

-Night Passage (2006)

Polis öldürülür

-Death in Paradise (2006)

Ergen kız öldürülür

-Sea Change (2007)

Ergen kıza tecavüz

-Thin Ice (2009)

Polis yaralanır, bebek kaçırılır

-No Remorse (2010)

Cinayetler

-Innocents Lost (2011)

Cinayetler ve eski tutuklu

-Benefit of the Doubt (2012)

Polis yozlaşması

-Lost in Paradise (2015)

Seri cinayetler

15 Ağustos 2023 Salı

YAZI NOTLARI 2




Bloga öykü, anı, günlük, deneme yazarken tuttuğum notlar:

İnsan sihirli bir peri olsa böyle minicik olsa sevdiklerinin boynuna sarılsa, omzuna konsa, bulutlara binip yolculuk yapsa.

Yakamozda öpüşünce evleniliyormuş.

Karadelikler gelecekte evrendeki tüm maddeleri yok edecekmiş. Karadelikler var evrende.

Anneannem eski kumaşları birleştirip battaniye yapmıştı. Eski pazen etekler, pijamalar hepsi. Hepsini tek tek anlatır. Bunu düğüne giderken almıştım, bu pijamamdı, bu gömleğimdi diye. Mavili olan, diğer taraftaki de hamam şeysi.

İnsan hayal ediyor bazen. Şehirde değil de ormanda yaşamayı. Avcı toplayıcı gibi. Böyle bir azınlık yaşıyor olsa ormanda. Sonra şehre bir gidiyorsun, şehirde kimse kalmamış. Çünkü, herkes ormanlarda yaşıyor artık. Böyle deyince ekolojik değil de korkunç oldu sanki.

Hepimiz ormanda mağaralarda yaşasak. Karanlık olurlar. Etraftan sular damlar. Ya mağaralarda yaratıklar olursa. Mağaranın içinde yere basınca veya duvarlara dokununca ellerimizin ayaklarımızın izleri masmavi parıldasa. Fosforlu izler. Mağaralarda hep tuhaf şeyler oluyor. Mağaranın duvarına imdat yazarız.

Yok en iyisi yine şehirde yaşamaya devam etmeli. Orman tehlikeli gibi.

11 Ağustos 2023 Cuma

KELİME OYUNU 117




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü, deneme, şiir benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Hizmetli/Meditasyon/Volta/Şifacı/Seremoni/


VAİNA 35

Vaina’nın gittikçe güçlendiği ve dört bir yanı ele geçirdiği yetmiyor gibi şimdi de yeterince uyanmış görünmeyen Rauba ve bir anda hastalanan Kral Suava’ya ne olduğu ile ilgilenmeleri gerekiyordu. Ancak Vaâll’in gözleri üzerlerindeyken neyi nasıl yapacakları tam bir muammaydı. Kime güvenebilecekleri de öyle. Lua kendisine verilen basit hizmetli kıyafetlerinin içinde kimliğini gizleyip dikkat çekmemeye çalışırken öte yandan Ingrid’e ulaşmayı deniyordu. Bunun için zaman zaman meditasyon yapmaya çalışıyor, bir ağacın altında otururken, akan bir suyu izlerken veya volta atıp kendi kendine konuşurken kendisinden sorumlu olan Yesori adındaki hizmetçiye yakalanıp söğüt dalından yapılma sopasından bir şamarla kendine geliyordu. Ingrid Dokhair’in onları bayıltan baskın büyüsünden sonra epey güç kaybetmiş olmalı ki varlığının verdiği cılız yaşam hissi dışında orada olduğuna dair hiçbir belirti yoktu. Lua onun için zamanın azaldığından şüpheleniyordu. Üstelik Ingrid silinmeye başladıkça onun güçleri Lua’ya devroluyordu. Bunu ilk olarak yere düşen bir kavanozu yakalamaya çalıştığı zaman fark etmişti. Daha önce çölde olandan farklıydı. O zaman acil bir durumda Ingrid onun bedenini ele geçirmişti. Ancak bu kez güçleri Lua harekete geçirmişti. Kavanoz tam yere çarpacakken havada asılı kalmıştı. Kimse görmeden onu yakalayıp yerine koymuştu. Daha sonra da kral hakkında neler olduğu konusunda konuşan birkaç hizmetliyi gizlice dinlemeye çalıştığı sırada tam yakalanacakken bir anda görünmez oluverdiğini fark etmişti. Adamlar onu görmeden yanından geçip gitmişti. Bu güçler bir şekilde kontrol etmeyi bilirse şu an için işine yarayabilirdi ancak bunları kullanmaya devam ederse Ingrid’in daha da zayıflayıp silinmesinden korkuyordu.

Lua bunlarla uğraşadururken Dokhair kralın durumu ile ilgilenen doktorlar arasından birinin eski bir dostu olduğunu fark etmişti. Thara’nın konağında geçen o tartışmalı uzun gecenin ertesi günü doktoru evine kadar takip etmiş ve konuşmak için yalnız kalmasını beklemişti. Hizmetliler dahil bütün konak uykuya daldığında eski dostunun çalışma odasında her zaman açık duran pencereden içeri süzülüverdi. Adam masanın üzerinde açık duran birkaç kitaptan birinin üzerine eğilmiş uğraştığı soruna dair bir çare bulmanın umudu ile düşüncelere dalmıştı ve içeriye birinin girdiğini ancak burnunun ucunda parlayan minik ışık küresiyle fark etti. Başını kaldırıp baktığında karşısında ona sessiz kalmasını işaret eden Dokhair’i gördü. “Buna haneye tecavüz denir.” diye söylendi. Dokhair bıyık altı bir gülüşle “Yalnızca buradan geçiyordum ve eski bir dostumu ziyaret edesim geldi.” diye karşılık verdi. Adam hala gözünün önünde parıldayan tehditkar ışık küresine bakıp “Pek dostane bir tavır sergilediğin söylenemez.” dediğinde Dokhair onu bir el hareketiyle yok etti ve “Hiç değişmemişsin Vinkmarch, hala güvenliği es geçip geceleri pencereni açık bırakıyorsun.” dedi. Arkadaşı da onun yaptığına benzer alaycı bir gülüşle “Sen de hiç değişmemişsin hala kapı yerine bacadan giriyorsun ve ateşle oynuyorsun.” derken bir el hareketi ile görünmez şekilde havada asılı duran ve etraflarını saran neşter kadar keskin görünen sihirden yapılmış okları görünür kıldı. Hepsi de sahibinin atıl demesini bekleyen avcı köpekleri gibi sabırsız ve muazzam bir güçle dolu şimşekler kadar parlaktı. Dokhair bunları görünce omuz silkerek “Biraz gelişme var gibi.” dedi. Arkadaşı savunma büyüsünü tekrar görünmez hale getirirken ikisi de gülüşüp tokalaştı. Thara şu an olanları görse ikisinin de kafalarında sorun olduğunu düşündüğünü belli eden o göz devirme hareketini yapardı. Birbirlerine vurarak sarılmaları ve gülüşmeleri bittiğinde Vinkmarch “Söylesene eski dostları ziyaret hevesin yalnız benle mi sınırlı yoksa kalbinin fısıltıları seni olmadık yerlere de sürükledi mi?” diye muzipçe sordu. Doktorluk yeteneklerine ek olarak bir şeyleri doğru tahmin etmeye dair tuhaf bir içgörüsü vardı ve gerçeği duyana kadar bunun farkında olmazdı. Dokhair’in yüzünden tahminin doğruluğunu fark edince bir anda ciddileşerek “Dostum o artık hayal edebileceğin biri değil. Aileler sözlendi. Bunu biliyorsun. İkinizin de hayatı söz konusu olur..” derken Dokhair sözlerini tamamlamasına izin vermedi. “Buraya bunun için gelmedim. Ve endişen olmasın onu tehlikeye atacak bir şey olmasına izin vermem. Zaten bir an önce geldiğim yere döneceğim. Senden herkesin iyiliği için bir şey istemeye geldim. Etrafta garip bir şeyler döndüğünün sen de farkındasındır. Birçok kimseden daha sağduyulu ve dikkatlisin. Neler olduğunu çözebilmek veya tahmin yürütebilmek için kralı görmem gerek ve bunu yapmamı ancak sen sağlayabilirsin.”

Vinkmarch gözleri kocaman olmuş şekilde “Sen aklını mı kaçırdın? Seni öylece kralın yanına götüremem dostum!” diye söylendi ve odanın içinde volta atmaya başladı. Bunun üzerine Dokhair ikna etme çabasına devam etti. “Bak toplantıda kralı gördüğüm kadarıyla gayet sağlıklı ve aklı başındaydı. Hemen ertesi günü komaya girmesi ne kadar mantıklı sence? Üstelik aynı toplantıda Rauba’yı da gördüm ve bana hiç de uyanıkmış gibi gelmedi. Hepimizin toplamından daha güçlü olan biriyken nasıl olur da o hale gelir düşünsene…”

Vinkmarch “Yani bir komplo olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun? Kim? Yozlaşmış Güneyliler mi yoksa denizi paylaşamayan adalılar mı sebebi?” diye sözünü kesti. Şüphelerinde haklı sebepleri olsa da Dokhair “Vaâll.” diye yanıtladı. Arkadaşı bir an ciddi olup olmadığını anlamak ister gibi yüzüne dikkatlice baktı. Sonra da duyduklarına inanamayan bir edayla “Dostum aşktan gözünün dönmesini anlıyorum ancak bu biraz fazla olmuyor mu?” diye sorarken onu omuzlarından yakalayıp bir çocuğu sakinleştirmeye çalışır gibi davrandı. Dokhair bu konuşmanın daha uzun olacağını anlamanın bıkkınlığı ile derin bir nefes verdi ve ardından şüphelerini ve sebeplerini uzun uzun açıkladı. En sonunda yeterince ikna olduğunda Vinkmarch “Söylediklerin doğruysa ve amacı yalnızca yönetimi ele geçirmek değilse… Yıllardır ne kadar güç kazanmış olduğunu hayal edebiliyor musun? Korkarım bununla baş etmeye gücümüz yetmeyecek.. Tek başımıza olmaz...” diye söylendi. Dokhair Vaâll ne kadar güçlü olursa olsun düşmanının da o kadar çok olduğunu tahmin ediyordu ve yalnız kalmayacaklarını umuyordu.

Thara Vaâll’in karşısında her zaman tiksinti duysa ve gergin olsa da hiçbir zaman bunu belli etmemişti. Aksi halde ailesini tehlikeye sokacağını biliyordu. Şimdi de sanki doğuştan bir centilmen gibi uzanıp elini öpen adama bakarken her zamanki sakinliğini korudu. Vaâll onun bu sakin, soğuk ve dik duruşlu halini garip bir şekilde çekici buluyordu ve bir anlaşma için olsa dahi onunla evlenecek olmasından zevk duyuyordu. Adeta hiçbir benzeri olmayan bir mücevher gibi her zaman yanında duracak ve Vaâll’in beklediği şekilde zarafetini sergileyecek, kıskandıracak ve imrendirecekti. Özellikle ezeli rakibi Dokhair’in bundan müthiş bir ızdırap duymasını hayal ediyordu. Thara’nın elini öptükten sonra onun az önce istediği şeyi düşünüp tartarken etrafında dolaştı. Soylu ailelerin evlilik öncesinde Rauba ile görüşmesi ve gelin adayının bir seremoni ile iyi şans tılsımını alması gerekiyordu. Diğer aileler için bu törenleri aile büyükleri gerçekleştirirdi ancak soylular için bunu Rauba’nın yapması değişmez bir gelenekti. Thara “Bunu yapmazsak evliliğimiz kutsanmamış olacak ve eksik bir tören olması diğer aileler arasında dedikodulara sebep verecek ve bu da adımızı karalayabilir. Evliliğimizin üzerine gölge düşmesini istemem.” diye açıklamaya devam etti. Vaâll etrafında dönmeyi bırakıp onun karşısına geçti ve oldukça yakınlaşıp bir eliyle çenesinden tuttu. “Evliliğimizde kesinlikle gölgeler olmayacak sevgilim.” derken uzanıp onu öpmek istedi. Bu sırada Thara öpücüğüne engel oluyormuş gibi görünmemek için aniden ona sarılıverdi ve “Lütfen bu seremoniyi benden esirgeme ve izin ver Vaâll.” dedi. Vaâll onun ilk kez bu kadar heyecanlı bir şekilde sarılması karşısında şaşırmıştı ve dudaklarından kaçınmasını geleneksel düşünce yapısına bağlamıştı. Bu tür düşüncelere normalde saygısı olmasa da bir süre daha normal bir centilmen gibi davranmak zorundaydı ve içten içe alay etse de centilmen rolü oynamak eğlenceli gelmeye başlıyordu. Thara ailesinin tek varisiydi ve evlilikleri ile beraber tüm zenginliklerini ve atalarından ona miras kalan büyü gücünün bir kısmını ele geçirmeyi başaracaktı. Evliliklerini kutsayan sihir sayesinde ruhları arasında oluşan köprüyü onun gücünü ele geçirmek için kullanacak ardından aklını kaçırmasına sebep olup ondan kurtulacaktı. Kollarını sıkıca ona saran nişanlısını biraz geriye iterek bu kez isteğinden kaçmanın şüpheli olacağına karar verip “Pekâla.” dedi. “Ancak Rauba’nın hasta olduğunu ve yanında daima şifacıların bulunması gerektiğini biliyorsun. Ne yazık ki seremoni sırasında da yanında olmaları gerekli. Buna ancak bu şekilde izin verilebilir.” diye yanıtladı. Normalde gelin ve ailesi ile yalnız gerçekleşen bir seremoni olmalıydı. Ancak Thara tek şansının bu olduğunu düşününce kabul etmekten başka seçeneği yoktu. Vaâll’in yanından ayrılır ayrılmaz eli ayağı titreyip başı döndü ve odanın dışında onu bekleyen Lua olmasa yere yığılabilirdi.

2 Ağustos 2023 Çarşamba

ÇIFIT ÇARŞISI


 

Ulaşım da iyice renklendi şehir içinde. Artık bir dolu uygulama ile her yere gitmek kolaylaştı, karmaşıklaştı. Çıfıt Çarşısı oldu, büyüklerimizin deyimiyle.

Vapur, otobüs, metrobüs, funiküler, dolmuş, taksi, metro, tramvay zaten var.

Ama bir dolu yeni yöntem de çıktı. Martı scooter gibi. Ayrıca taksi uygulamaları da var. Bla bla çoktandır var. Motor da.

Motor geliyor hemen. 50 Tl’ye hemen götürüyor. Diyelim Şişli’den Galata’ya. Fazladan tur da attırıyor. Müzik de dinletiyor.

Bazen insan hiçbir araç bulamıyor. Dolmuşlar da örneğin müşteri bulamıyor. Diyorsun şoföre, şurda iki durak götür beni, 50 TL’ye. Tamam diyor dolmuş şoförü. Nolcak gidelim. Otur bir çay iç önce. 50 TL’ye dolmuş kapatabilirsin bu şekilde.

Bu şoförler genelde Kürt oluyor. Oturuşlarından belli. Kürt oturuşu diye bir tarz var yani.

Nolcak yani değil mi? Gidebiliriz dolmuşla. Pullarımız dökülecek değil ya? Kokmuş değiliz ya?