26 Ağustos 2020 Çarşamba

14.95





Laptopları parmağımla kullanıyorum. Mouse ile değil. Bazen mouse ile kullananlara özeniyorum. O yüzden Mouse aldım bir tane. Ama bir süre sonra çalışmaz oldu. Bayağı bir denedim. Pilini de değiştirdim. Pil büyük varmış. Gittim küçük aldım. Yine olmadı.

Araştırdım. 50, 60 lira, 100, 300’e kadar var mouse’lar. Alayım bir tane olsun evde dedim ama bir yandan da o minik şey için bu fiyatlar fazla geldi. Napayım diye düşünüyordum. Her gün, A101, Bim veya Migros’a gidiyorum. Yine A101’e gittiğimde yağların arasında mouse’lar gördüm, şeffaf ambalajda. Kablolu olanlardan.

Kablosuz istediğim için kasaya gittim, var mı diye sordum. Kasadaki kız var dedi, az bekleyin, göstereyim. Bekledim, makarnaların yanına götürdü. Orda vardı, kablosuzlardan. 14.95. Ya çok ucuz da neden bunlar yağların ve makarnaların yanında diye sordum, valla arkadaşlarımız orlarda yer bulmuşlar demek ki dedi kasiyer.

Tamam dedim aldım bir tane, diğer ürünlere bakınmaya devam ettim.  Kasanın yanına bir kız daha geldi, sigara içmeye çıkmış, raflardaki ürünlerin yerlerini düzeltmeye başladı. Bir yandan da konuşuyorlardı. Maaşlardan, promosyonlardan. Belli miktar promosyon satmaları gerekiyormuş. Satarlarsa ödül yok ama satmazlarsa laf işitiyorlarmış. Hani var ya şu kadar liralık alışveriş yaparsan çay ucuz gibi.

Her işe bakıyorlar. Kasaya, raflara, depoya. İş yoğunmuş. Kasa kayıpları için de bir sınır varmış. Yani eksik çıkınca. Çalışanların hepsi de bir süre sonra müdür olmak istiyormuş.

Neyse, mouse’u aldım geldim. Zaten Mart ayından bu yana sadece market için dışarı çıktım. Hazirandan sonra da parka gidip kitap okuyorum. Piller tam oturmadı. Bir kağıt parçası ile oturttum pilleri. Mouse’u havaya kaldırınca kırmızı ışık yanıyor, masaya koyunca yanmıyordu. Biraz salladım filan çalışmaya başladı.

Ticaret insanı olsam, gidip A101’den bir dolu alıp kırk elli liraya satardım yani.

13 Ağustos 2020 Perşembe

ERGEN GÜNLÜKLERİ 4





Minikken bir soru sormuşlardı bana. Bir tarak ve çatal uzatıp hangisiyle saçımızı tararız diye. Annem de izliyordu beni. Deniz kızı Arielle’i çok izlediğim için çatalı seçmiştim. Evde kaseti bile vardı. Aslında düşününce iyi bir şey yapmışım, bu benim fikrim olmuş en azından.

Çocukken mutlu olduğun anlar gelecekte takip ediyor insanı. Yakınlarda saçımı kestireceğim demiştim annemlere, yapma dediler. Sonra bir şeye kızdım bana ne ya benim fikrim deyip herkesten saklı kestirdim. O tarak çatal anı geldi aklıma. Şimdi yine çatalı seçtim işte dedim. Yani benim kafa gidip geliyor. Pembe sizin olsun ben maviyi seçiyorum.

Belki hayalci olmaktan belki çok çizgi film izlemekten hep çok rüya gördüm. Son rüyalarımdan biri iğrençti. Annem koridorda bir tane fare bayıltmış, ben de görmedim, üstüne basıp geçtim. Ayağımın altı yapış yapış siyah oldu, kan kırmızı olur ama burada siyahtı, uzaylı fare olsa gerek bu, korkudan kaçarken de her yere bulaştırdım evin. En son rüyamda yerlere ellerime ayaklarıma domestos döküyordum.

Önceki hayatımda rüya muhafızıydım. Ondan hep rüya görüyorum. Rüyalar benim işim.

Babamın halası kedi hapşırığı gibi hapşırıyor, çi diye minik bir ses çıkıyor, herkese komik geliyor, ben de onu taklit ediyorum, onun gibi hapşırmaya çalışıyorum, çünkü soylular hapşırırken ses çıkartmaz de mi.

Otobüs yolculuklarını hem severdim hem de hep korkardım. Molada otobüsü kaçıracağım diye, Bir keresinde molada bir kadın namaza durmuştu 10 dakika en fazla, şoför çok laf etmişti, nerdeyse bırakıp gidiyordu. Otobüste hep midem bulanır kusarım, Allahtan bazı otobüslerde çocuklar için yapılmış tuvaletler oluyordu orda elimi yüzümü yıkıyordum. Otobüs azıcık dursa hava alsam ne olur ki yani.

Bir kere de yanımda oturan küçük bir oğlanın üzerine çıkarmıştım. Birden öğ etmiştim yani. Ee gelince tutamıyor insan. Anneme boğazımı gösterirdim, geldi tutuyorum, annem hemen poşet uzatırdı. Geldi mi pırrr geliyor, pir geliyor, derler ya. Otobüs dışında normalde kusabilen biri değilim. Ama işte otobüs salıyor, araba da tutabiliyor.

12 Ağustos 2020 Çarşamba

SIRT ÇANTASI





Parka oturmaya giderken sırt çantası ile gidiyorum. Çantayı kitapla doldururum. Beş on kitap olur içinde ve parkta keyifle aralarında seçim yaparım. Günlük defteri, kalemler, su, gofretler ve başka şeyler olur işte.

Geçenlerde çok kitap doldurmuştum, parka giderken çok ağır geldi çanta, çantama biraz söylendim, ya dedim çok ağır oldun sen, yük olmaya başladın bana. Bu sözümle ona haksızlık yapmıştım aslında. Ne yapsın yani çanta!

Sonra çimlere oturdum, çantayı yanıma koydum, gofretleri yemeden ve kitap okumaya başlamadan önce bir kahve alayım dedim, kağıt bardakta, parkta kafe var.

Öyle bıraktım sırt çantamı, kafe de hemen çok yakında yani, gittim kahveyi aldım, döndüm, çanta yok. Biri almış gitmiş yani. İçinde ne var sandıysa, dolu dolu kitaplar.

Belki çantayı alan okuyacaktır kitapları, inşallah okur. Ama düşündüm, çantam hakkında olumsuz bir şeyler söylediğim için gitmişti çanta.

İşte enerji yasası, evrensel çekim kanunu. Veya şöyle, ne dersen o olur. Kendi diyen kendi olur.