30 Kasım 2019 Cumartesi

Voleybol ve Gösteri



Voleybol

Türkiye Voleybol Federasyonunun resmi yayını olan dergi renkli, dolu ve keyifli.

Avrupa ikincisi Filenin Sultanları, Vestel’in voleybola sponsor olması, Gloria Cup, Milletler Ligi, pasör Naz Aydemir Akyol ile sohbet, Avrupa şampiyonu olan U16 takımımız, Balkan şampiyonu olan U19 genç kız mili takımımız, yine Balkan şampiyonu olan U18 Erkek ve U17 Genç kız milli takımımız ve Avrupa Altın Ligi şampiyonu olan Filenin Efeleri ve ligin en değerli oyuncusu seçilen pasör Arslan Ekşi ile sohbet, 2019 Genç kızlar Türkiye şampiyonu Vakıfbank, dünyadaki ilk kadın voleybol antrenörünün kadın olması gibi heyecan ve mutluluk verici konular var sonbahar sayısında.

Gösteri

Hürriyet Gösteri dergisi kırk yıllık bir edebiyat ve sanat dergisi.

Sonbahar sayısında, Tüyap’ın onur konuğu Adnan Özyalçıner, Özyalçıner, edebiyatımızda 50 kuşağından. Ferit Edgü, Demir Özlü, Erdal Öz, Bilge Karasu, Leyla Erbil, Tahsin Yücel gibi. Kendisi ayrıca Türkan Şoray’ın gölge yazarı (ghost writer).

Amerikan halkının en sevdiği iki filmden biri olan Ben-Hur (diğeri 10 Emir), iktidar ile mimarlık ilişkisi, yazar Arife Kalender, şair yazar Ülkü Tamer, John Berger, Küçük İskender, Sezai Karakoç’un Mona Roza şiiri, Abidin Dino, Osmanlı şiirinde İslam Estetiği, yabancılaşma olgusu, Jean Baudrillard, Fetret Devri, ülkemizdeki darbeler, Abdülkadir Budak, Sevgi Soysal, Selim İleri, Henry Miller, Ece Ayhan, Picasso bu sayının konularından.

Okumaya doyum olmayan bir sayı. Tüm edebiyat ve sanat sevenler için.

27 Kasım 2019 Çarşamba

İfakat Hanım Teyze



Annemin komşularından İfakat Hanım Teyze. Yalnız yaşayan bir yaşlı teyze. Kocasını çok zaman önce kaybetmiş. Çocukları, torunları da uzaklarda. Hepsi kendi derdinde.

Sohbeti çok hoştur. Deyimleri de. Her konuda bir deyişi vardır. Ailesi eski göçmenlerden. Mübadele ile gelenlerden Ege’ye. Ailesinin, büyüklerinin mübadele hikayesini anlatır bazen. Gelmişler, onlar, önce karantinaya alınıp dezenfekte edilmişler. Sonra da Cunda’ya yerleşmişler. Yani yüz yıl önce filan.

Annesinin, ninesinin yaptığı otlu omlet, bakla salatası, peynirli kabak, domatesli bakla, börülce ezmesi salatası, kabaklı pide, çullama gibi yemekleri anlatır. Ama kendisinin elinden şikayet eder. Yani iyi yemek yapamaz, tutturamaz bir türlü.

Tek yaşadığı için ona deriz, ya işte yemek yapma sen, biz sana bir kap yemek veririz her yemekte nolcak yani. Ciğer istedi bir ara. Şöyle yaprak yaprak yesem dedi. Annem de tamam dedi yaptı götürdü teyzeye.

Komik lafları vardır. Çok konuşan, dedikoducu veya kötü niyetli fesat teyzeleri görünce hemen kaçmalı der. Dur dur kaç, dinlen dinlen kaç. Hemen kaç işte. Arada dinlen tabii. Birisi ona yük olduğu zaman da, ben istiyorum binecek Allah veriyor bindirecek, diyor. Ben birine yük olayım, üstüne bineyim istiyorum, bana hep bana yük olacaklar geliyor, anlamında.

24 Kasım 2019 Pazar

En Sevdiğim Filmler 4



Vesikalı Yarim

L. Ömer Akad, 1968

İzzet Günay, Türkan Şoray

Eski Türk sineması, yani siyah beyaz filmler döneminden, Yirminci Yüzyıl sinemasından en sevdiğim film. Bir aşk dramı. Yasak aşk ile başlayıp melodrama kaçmadan doğru ve düzgün biten film. Sonu önemli çünkü çok da beklenmedik bir şekilde bitiyor. Bu yüzden Yeşilçam melodramlarından ayrılıyor.

Evli, çocuklu manav Halil bir pavyonda çalışan Sabiha ile tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Filmin öyküsü Sait Faik’in bir öyküsünden alınma ve ayrıca Orhan Veli’nin aynı adlı şiirine de konu oluyor. “Nasıl unuturum seni ben, Vesikalı Yarim?” diyerek biten şiirde vesikalı bir kadınla yaşanan aşk anlatılıyor ve Orhan Veli’nin bu şiiri, döneminde olay yaratmış. Ünlü Kalbimi Kıra Kıra şarkısı da bu filmde Şükran Ay tarafından seslendiriliyor.

Bu hüzünlü aşk öyküsünün insanı içine çeken bir çekiciliği var.




Ah Güzel İstanbul

Atıf Yılmaz, 1966

Sadri Alışık, Ayla Algan

Ben Bir Küçük Cezveyim şarkısı ile ünlü olan dram filmi. Komik de aynı zamanda. Filmde eski İstanbul da başrolde, aynı Vesikalı Yarim’de olduğu gibi. İki filmin de senaryosu Safa Önal’a ait.

Haşmet İbriktaroğlu İstanbul’da sokaklarda çalışan bir şipşak fotoğrafçı. Kendisi aslında eski İstanbullulardan ve zaman içinde daha yoksullaşmış. İstanbul’un o dönem halini izlemek çok keyifli. Film biraz da sanki bir Türk Sanat Müziği şarkısı gibi duygulu ve hüzünlü.

Haşmet, fotoğraf çekerken, İzmir’den artist olmak için kaçan ve İstanbul’a gelen gecekondu kızı Ayşe ile tanışıyor. Ayşe artist olmak istese de bu amacına ulaşması zordur, çünkü bu amaçla yola çıkan birçok kız kötü yollara düşmektedir. Haşmet, kendinden genç olan bu kıza aşık olur ve onu korumak ister. Ayşe ise hayaller peşindedir.

Konu, oyunculuk, müzik, hüzün, İstanbul. Tümüyle mükemmel film ve sinemamızın klasiklerinden.

21 Kasım 2019 Perşembe

Agora




Agoradaydım. Çok eskilerde olan şehir meydanı. Uzun bir dikdörtgen alanın etrafında dükkanlar var, ahşap binalar iki katlı ve bunlar birbirine bitişik tek bina gibi. Üst katlarda balkon var. Bazıları üç katlı. Balkonların üzerinde kumaştan gölgelikler var. Balkonların bazılarına bina içinden bazılarına da dışarıdan ahşap merdivenlerle ulaşılıyor.

Alanın ortasında alan boyunca uzanan bir süs havuzu var. Havuzda kırmızı Japon balıkları. Su, şırıltılı sesi, berraklığı ile çok güzeldi. Agorada dükkan sahipleri dükkanların arkasındaki minik odalarda yaşıyorlar. Hem işyeri hem evleri bu dükkanlar. Balkonlardan birindeyim. Bu agora, meydan ve çevresindeki dükkanlar aynı zamanda bir tren istasyonu. Yerin altında peronlar var. Trenlerin sesini duyuyorum bazen ama çok uzaktan geliyor sesler.

Agoraya bir cadı girdi. Meydandaki bütün insanları kırmızı Japon balığına dönüştürmeye başladı. Balkondan inerken, merdivenlere düşmüş çırpınan bir balık buldum, onu aldım oradan, çok üzülmüştüm, bunu nasıl yapar cadı diye. Bu balığa çevirdiği insan kimdi ki acaba? Hemen havuza koştum, suya attım, hareket ediyordu neyse ki. Havuzda başka balıklar da vardı. Bir sürü sevdiğim insan balık olmuştu artık.

Düzeltmek için ne yapacağımı bilmiyordum. Cadıyı ele geçirirsem saçını başını yolacaktım. Biri bana yaklaştı, meydanda, sen de balık olacaksın, dedi. Ama ben yüzme bilmiyorum, dedim. Ama önce havuzdaki balıkları kurtarıp onları yine eski hallerine döndürmeliydim. Bana yaklaşan kişi ise bu dediklerimi dinlemiyordu. Önce onları kurtarayım sonra beni balık yaparsınız, diye yalvardım. Çok çaresiz hissettim kendimi. Onlar farkına varamamışlardı sanırım cadının herkesi balık yaptığını. Balık olmadan daha suda boğulur gibi hissediyordum. Çevredeki insanlar da umursamıyordu beni.

Yapabileceğim bir şey yoktu. Hiç olmazsa sevdiğim insanlarla olacaktım havuzda. Ha dünya ha havuz. Ne fark eder ki?

20 Kasım 2019 Çarşamba

Allahtan Gelen




Bizim mahallede çok sayıda Ermeni yaşıyor. Yakında da bir Ermeni Mezarlığı var. Bu mezarlığa girmek istedim bir gün. İzin vermediler. Bu Ermeniler genelde yaşlı insanlar. İyi, temiz giyinen, kibar insanlar. Yolda her zaman selam verirler. Para kazanmayı iyi bilirler. Para tutmayı da. Harcamayı da.

Apartmanda da bir teyze ile amca var. Kuyumcu bir aile. Kapalıçarşı’da dükkanları var. Teyze bazen koridorda, kapı önünde tutar beni, bir şeyler anlatır. Kendileri Ermeni Süryanisi imişler. Kökleri, Suriye ve Antakya imiş. Teyze ile amcanın kavgalı bir ilişkileri var. Ama birbirlerine de düşkünler. Amca horladığı için aynı odada uyumuyorlarmış.

Birkaç araba ile gezmeye gitmişler. Bir mola yerinde durmuşlar. Amcanın olduğu araba biraz geride kalmış. Geç kalmışlar. Teyze ve diğerleri mola yerinde kahve içiyorlarmış. Teyze hep amcayı sormuş. Nerde kaldı, ne zaman gelecek diye. O kadar çok tekrarlamış ki, masadaki biri, sen kocanı ne kadar çok seviyorsun, demiş. Hem kavga ediyorlar hem de birbirlerine düşkünler yani.

Amca, hastayken çok antipatik olurmuş. Teyze, kadınbudu köfte yapmış. Yumurtanın akını koymadığı için köfte simsiyah olmuş ve amca da bu ne biçim köfte, ben bunu yemem demiş. Amca teyzeye ocağıma incir ağacı diktin diyormuş. Çok para harcıyorsun anlamında. Onlarda bir gelenek varmış. Gerçekten de ölünce mezarına incir tohumu ekiyorlarmış. Mezarın üstünde incir ağacı oluyormuş. Teyze de sen ölünce incir ağacı dikeceğim diyormuş kocasına.

Bir gün kapının önünde onlarla karşılaştım. Kızları da yanındaydı. Kızlarının adı Theodora. Onlar ise ona Todora diyorlar. Allahtan gelen demekmiş. Kapının önünden bir grup insan geçti. Neşeyle konuşarak, gülüşerek. Turist gibiydiler ya da yolcu gibi, seyahat ediyorlardı herhalde. Amca, Todora’ya bunlar Brezilyalı dedi. Hepimiz o da nerden çıktı dedik. Todora gitti, grupla konuştu. Gerçekten de Brezilyalı çıktılar. Amcaya sorduk, nerden biliyorsun dedik. Yürüyüşlerinden dedi. Meğerse, bir zamanlar Antakya’dan bir grup insan Brezilya’ya göç etmiş. O yüzden onları tanımış.

Hayat gerçekten de tesadüflerle dolu.

16 Kasım 2019 Cumartesi

Agatha Christie Romanları 4



Agatha Christie’nin polisiyelerini daha önce sıraladım. O, Mary Westmacott adıyla da romanlar yazdı ve bu romanlarda polisiye dışı konularda da yazdı.

Dev’in Ekmeği (Giant/1930)
Bitmemiş Portre (Unfinished/1934)
Sensiz Bir İlkbahar (Absent/1944)
Gül ve Porsukağacı (Yew Tree/1948)
Annem ve Ben (Daughter/1952)
Sevginin Bağladıkları (The Burden/1956)

Agatha Christie’nin bütün romanlarını dört yazıda toplamış oldum. Ayrıca, Agatha tarzında ve kahramanı Poirot olan iki roman daha var. Yazarı Sophie Hannah.

Monogram Cinayetleri (The Monogram Murders/2014)
Kapalı Tabut (Closed Casket/2016)

Bunun yanında, Shari Lapena adlı yazar da Agahta Christie tarzında polisiye yazıyor. Onun Unwanted Guest adlı romanını okumuştum. Gayet güzel ve keyifli.

Romanları dışında, Agahta’nın çok sayıda öykü derlemeleri de var. Poirot öyküleri, Marple öyküleri, Tommy ve Tuppence öyküleri, başka kahramanların olduğu polisiye öyküler. İki tane de anı kitabı bulunmakta. Bir de İngiliz polisiye yazarları ile ortak çıkardığı derleme öyküler kitapları var (Detection Club).

Agahta’nın bütün eserlerinin listesini tamamladım.

13 Kasım 2019 Çarşamba

Dizilerin Yeni Sezonları



Yılın bu zamanlarında dizilerin yeni sezonları başlıyor. Özellikle Amerikan dizilerinin. Genelde yıl sonu ve yılın ilk aylarında geliyor yeni sezonlar.

Bu listede son birkaç yıldır izlediğim diziler ve izleyeceğim yeni sezonları bulunuyor. Parantez içinde yeni başlayan ya da bugünlerde başlayacak olan sezon numaraları var. Bazılarında da kaçırdığım sezonları da yazdım. Birçok arkadaşım bu dizilerden bazılarını izliyordur. Bu listeden hangi dizinin yeni sezonunun başladığını da görebilirsiniz.

Bu kadar çok diziyi izlemek çok zor gerçekten de. Sezonların başladığını fark etmek. Bir yandan da sürekli olarak yeni dizi izlemek de keyifli. Yani, yeni başlayan dizilere ve başlayıp bitmiş olan eskilere ve devam etmekte olan dizilere yetişmek gerçekten de zor.

Suits (9. Sezon)
New Amsterdam (2.)
The Rookie (2.)
Yellowstone (2.)
Muhafız (2.)
The End of F. World (2.)
Sweetbitter (2.)
Seal Team (3.)
This is Us (3./4.)
Anne with an E (2./3.)
The Blacklist (7.)
Riverdale (3.)
Lost in Space (2.) (24 Aralık)
The Crown (3.)
9-1-1 (2.)
Brooklyn Nine Nine (6.)
Hidden (2.) (17 Kasım)
The OA (2.)
Goliath (3.)
Jack Ryan (2.)
The Purge (2.)
Kidding (2.) (Şubat 2020)
Narcos (3.)
Mindhunter (2.)
Legion (3.)
Westworld (2.)
Castle Rock (2.)
Stranger Things (2./3.)
The Handmaid’s Tale (2./3.)
Heartland (12./13.)
Dark (2.)
Power (6.)
13 Reasons Why (2./3.)
You (2.) (26 Aralık)
Peaky Blinders (5.)
Black Mirror (4./5.)

Hangi dizilerin yeni sezonunu heyecanla bekliyorsunuz? Bu listeden veya listede olmayanlardan.

7 Kasım 2019 Perşembe

Osmanlıca ve Porsuk Kültür




Osmanlıca

Osmanlıca, bir eğitim ve kültür dergisi. Dergi sondan başa ve soldan sağa doğru okunuyor. Baş sayfasında bir Osmanlıca okuma anahtarı da var. Dergideki yazılar Osmanlıca ve Türkçeleri de bulunmakta. Kur’an harflerinden farklı olanlar da belirtilmiş.

Söze güç veren şuur ve aradaki sessizlikler, kendini anlatan ulu çınarın hikayesi, kelimelerin kökenleri, el yazıları ile meşhurlar, Sultan II.Abdülhamit’in şahsi serveti, Osmanlı’da ahlakın ıslahı, Osmanlı Tıbbı, kitabeleri okumak, Osmanlı yemek tarifleri gibi bilgilendirici yazılar var bu dergide.




Porsuk Kültür

Aylık kültür sanat dergisi. Eskişehir çıkışlı. Ayın dosyası Para. Para’nın tarihi anlatılmış. Bu konuda, Kanuni, Karun, kalpazanlık, Nümizmatik, Rockfeller, Richie Rich, ilk sikke, Barış Manço, Oceans film serisi gibi ayrıntılar da bulunmakta.

En ilginç yazı ise Kafka incelemesi. Kafka’nın eserleri yoluyla onun babası karşısında ezilen, sorunlu, hastalıklı, karamsar biri olduğunu düşünürüz. Halbuki, kendisi, uzun boylu, sağlıklı, sıradan normal bir insanmış. Ancak hastalıktan dolayı erken ölüyor bir çok sanatçı gibi. Evde de özgür bırakılan bir insanmış. Yani, romanlarının kurgu olduğunu söyleyebiliriz.

6 Kasım 2019 Çarşamba

Diş Kirası



Dedemin anne tarafından dedesi Girit’ten Kuşadası’na geldikleri zaman bir konağa yerleşmişler. O bölge sit alanı olduğu için o konak hala duruyor ama zaman içinde satılmış.

Tütün ve atlarla ilgilenen ailenin ekonomik durumu çok iyiymiş o zaman. Zenginlik yani. Atlar, seyisler, çuvallarla gıdalar olurmuş. Zamanın efelerinden. Yunan’ı denize dökenlerden. Aile zengin olduğu için misafiri hiç eksik olmazmış.

Misafiri de çok severlermiş. Mutfakta ve bahçede masada her zaman birkaç sini fazladan dururmuş. İçinde tabaklar, kaseler hazır olurmuş. Her akşam birileri uğrar yemek yermiş. Akşamları bahçe masasında sürahi ve bardaklar olurmuş. Gece çevreden geçenler su içebilsinler diye.

Ramazanlarda çevrenin yoksulları her akşam iftara gelirmiş ve bahçede veya mutfakta karınlarını doyururlarmış. Eve gelen her kişiye bizimkiler bir küçük altın verirmiş. Kapıdan her girene bir minik altın. Buna diş kirası derlermiş.

Evde salonda bir minyatür sandık varmış. İçi para ve altın doluymuş. Ev ahalisi veya akrabalar gelince o sandıktan para alırlarmış. Herkes ihtiyacı kadar alırmış. Sonra da ellerine para geçince getirip yerine koyarlarmış. Dedemin anneannesi, Melek Hanım, bu eve gelin hiç kimse benden para istemesin, para sözü geçmesin, herkes sandıktan alsın sonra da koysun, kimse bana açıklama yapmasın dermiş.

O zamanlar, nüfus az tabii. Çevrede herkes de birbirini tanıyor. Birbirleriyle yeni karşılaşanlar sen nerelisin diye sormaz da kimlerdensin diye sorarlarmış.

1 Kasım 2019 Cuma

Agatha Christie Romanları 3




Kahverengi Elbiseli Adam (Brown Suit/1924)
Sitafford Malikanesi’nin Gizemi (Sittaford/1931)
Neden Evans’a Sormadılar (Why Didn’t/1934)
Üç Perdelik Cinayet (Three Act/1935) (Poirot da var ama geri planda)
On Küçük Zenci (And There/1939)
Beş Küçük Domuz (Pigs/1942) (Poirot da var)
Yılan İçini Döktü (Death Comes/1944)
Şampanyadaki Zehir (Cyanide/1945)
Çarpık Evdeki Cesetler (Crooked/1949)
Bağdat’a Geldiler (Baghdad/1951)
Bilinmeyen Hedef (Destination/1954)
Beklenmedik Ziyaretçi (Unexpected/1954) (Oyundan romanlaştırma)
Sevimli Örümcek (Spider’s/1954) (Oyundan romanlaştırma)
Şahidin Gözleri (Ordeal/1958)
Ölüm Büyüsü (Pale/1961)
Geceyarısı Cinayeti (Endless/1967)
Yemekte 13 Kişi (13/1969) (Poirot da var)
Frankfurt Yolcusu (Passenger/1970)

Bu romanlar da Christie’nin bağımsız romanları. Yani, Poirot, Marple gibi ana kahramanı olmadan yazdığı romanlar. Olaydaki kişiler çözüyor suçu. En ünlü romanlarından On Küçük Zenci de bunlardan. Romanlarından bazılarını Christie önce tiyatro oyunu olarak yazıyor, daha sonra romanlaştırıyor. Bazen de başka yazarlar romanlaştırıyor. Bazı romanlarında da Poirot yine gözüküyor ama ana kahraman olmadan.

Parantez içindeki İngilizce’ler, romanların orijinal isimlerinden seçtiğim sözcükler. İsteyenler orijinallerini bulsun diye. Christie romanlarını bir yazımda daha listeleyeceğim. Son bölüm olacak.