5 Ekim 2022 Çarşamba

ANILAR TATLIDIR


 

Yolda böğürtlene benzer bir şey gördüm. Bayılırım böğürtlene. Allahım, toplasam mı dedim. Bir keresinde böğürtlen sanıp çiçek tomurcuğu yemiştim. Yaklaştım baktım yine çiçekmiş. Çocukken rastlardım böğürtlene yerdim, artık pek göremiyorum.

Yeşil zeytini ise canım çekince çerez gibi yiyorum. Kahvaltıda, salatada, tost yapınca da koyarım. On kilo zeytin alıp yapıyorum sonbaharda.

Bir otobüs yolculuğunda bir Arap aile vardı. Türkçe bilmiyorlardı. Öğle namazı vakti diye ailenin annesi arabayı durdurun diye ısrar etmişti. Yolcular, yahu öğle namazı kaç rekat, yolda durulur mu, otobüste de kılınabilir oturarak, filan dediler. Kadın tabii Türkçe bilmiyor. Kavga çıkarttı. Otobüs durdu. Kadın indi, bir rekat kalıp geri döndü. Yani farz bile değil. Ne yaptı belli değil. Çok komik gelmişti bu olay bana.

Metroda bir kadın yanındakine anlatıyordu. Akşam karanlıkta bir mezarlığın yanından geçiyorlarmış. O mezarlıkta çok akrabaları varmış. Ama dağınıkmış hep mezarlar, yan yana değiller. Bir kağıda mezarların yerlerini işaretlemişler. Gidince hepsini ziyaret edip dua ederlermiş. Akşam ordan araba ile geçerken, mezarlığı geçince kadın arkasına bakmış, mezarlığa, dedesinin mezarının olduğu yerde, herhalde dedemin mezarıydı diye düşünmüş, mezarın üzerinde yarım daire şeklinde sarı bir ışık huzmesi varmış. İçinden sarı sarı dumanlar çıkıyormuş. Sarı sarı yıldızlar da. Kadın demiş, dedem bizi çağırıyor. Yarın sabah gidelim.

Minikken evde hep canım sıkılıyor derdim. Bu şu demekti. Abur cubur yemek istiyorum. Şeker mi istiyorum, anne canım sıkıldı. Canım sıkıldı. Anneciğim, yani çikolata yok mu, anlamına geliyordu. Annem de dermiş, yani bunu hatırlamıyorum da annem söyledi, rüzgara söyledim, kırlangıçlarla yollayacak yavrum.

Elimi bir yere çarparsam, ah ay en sevdiğim elim diye ağlardım.

3 Ekim 2022 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 163


 

Ağaç Ev sohbetlerimiz devam ediyor. Haftanın konusunu seçtim.

"Günümüzün genç insanları önceki genç kuşaklardan daha çok güç, bilgi ve etki sahibi. Bunun nedeni ne olabilir? Bu durum gençlerle büyüklerin iletişimini, ilişkisini etkiler mi?"

Gerçekten de günümüzün genç insanları toplumda anne babaları ve nine dedelerinden daha büyük bir rol oynuyorlar. Daha küçük yaşta genel kültürleri oluyor, daha küçük yaşta dünya ile iletişime geçiyorlar. Bir akademik çalışmada bir anda dünyanın bir dolu kütüphanesi ile iletişime geçilebiliyor. Bilimsel bir çalışmada bir anda bir kaynak taraması yapılabiliyor. Her bilgi çok hızlı. Eski bir kitabı size pdf yapıp gönderebilirler.

Televizyon ve ardından internet, akıllı telefonlar değiştirdi dünyayı. 21. Yüzyıl büyük sosyal ve teknolojik gelişme, ivme kazandırdı insana. Bu ani değişim bir anda gençlik ile önceki kuşakların arasını açtı. Gerek sosyal yaşamda gerekse bilimsel yaşamda büyük bir deneyim farkı, uçurumu, kuşak farkı yarattı gençlerle büyükler arasında. Gündelik yaşamı yaşayış tarzı ve dil iyice farklılaştı.

Günümüz ergenleri, gençleri, öğrencileri önceki kuşaklardan daha iyi eğitimli. Çünkü, doğduklarından bu yana bilgisayar kullanıyorlar. Bilgiye erişimleri önceki kuşakların hayal bile edemeyeceği şekilde. Bilgi hemen eskiyor. Teknoloji hemen eskiyor. 2000 öncesi hayatta bu derece hızlı değişim olmamış.Son 50 yılda dünyadaki gelişim, teknoloji, bin yıllarca olan değişimden daha fazla.

Bu da şu oluyor ki, anne babaların ve de büyükanne büyükbabaların genç oldukları dönemlere göre günümüz gençleri, ergenleri daha çok malumat sahibi, enformasyon bağlamında. Ve teknolojik yetenekleri onlara dünyadaki hızlı değişime, teknolojiye çok daha hızlı adapte olma yönünde güven veriyor, şans veriyor, ki büyüklerimiz bu konularda daha güvensiz, çekingen veya yavaş.

Ayrıca, küçükler büyüklere oranla daha çabuk globalleşiyorlar ve globalleşmeden de daha çabuk etkileniyorlar. Vizyonları daha geniş. Dünyadaki müzik, sosyal alışkanlıklar, öğrenci değişimi programları, kültür projeleri, giyim gibi dünya gençliğinde moda olan ve ortak olan etkinlik alanlarından daha hızlı haberdar oluyorlar.

Bu da ergenlerin, gençlerin daha etkili tüketiciler olduğunu gösteriyor. Ki onlar bu şekilde büyük global piyasayı da etkiliyorlar.

Bu durum, gençlerin büyüklerle iletişimini etkiledi, zorlaştırdı. Öğretmenler ve aile büyükleri, eski kuşaklarda olduğu gibi saygı görmüyor, günümüzde. Ve hayat bilgisi ve deneyimi eskisi kadar değerli değil. Çünkü hemen ulaşabiliyoruz bilgiye. İnternet sayesinde artık hepimiz her şeyi biliyoruz. Bilmesek de herhangi bir bilgiye internetten ulaşabileceğimizi biliyoruz. Bilmek önemli değil nasıl ulaşacağını bilmek daha önemli.

Bu durum, okullardaki disiplini etkiledi, ailelerdeki hiyerarşiyi bozdu, yani sosyal problemler doğurabiliyor. Bu kuşak uçurumu, eski ve yeni kuşakların birbirlerini anlamaya çalışması ile çözülebilir. Aile içinde ve daha geniş sosyal anlamda. Belki de kuşaklar birbirleriyle daha fazla zaman geçirmeliler.

İsteyen ve zamanı olan herkes yazsııın!

1 Ekim 2022 Cumartesi

KORE VE JAPON DİZİLERİ

 



ALCHEMY OF SOULS

2022 yazı Güney Kore dizisi. 20 bölüm. Tarihsel, fantastik, dram ve komedi ağırlıklı.

Tarihsel kurgusal bir ülke. Ruhlar bedenlerde değiştirilebiliyorlar, ölmeden yeni bedenlere geçebiliyorlar. Ruh değiştiriciler yapıyor bunu. Mu Deok bir kadın üstat savaşçı. Ölürken yeni bir bedene geçiyor ancak yeni kızın fiziksel sağlığı zayıf, o nedenle başka bir bedene geçse iyi olacak veya bu bedeni güçlendirse. Ülke soylu bir aile tarafından yönetiliyor. Ailede birden fazla genç erkek var, hepsi bir tür prens ve aynı zamanda veliaht. Mu Deok, aileden Jang Uk ile tanışır ve daha sonra onun hizmetçisi olur, ayrıca ona savaşçılığı, kılıç ustalığını öğretecektir. Ancak Mu Deok’un üstat olduğunu ve ruh değiştirdiğini hisseden, anlayanlar da onun peşindedir.

Keyifli, eğlenceli, romantik. Sevilesi dizilerden. Başrollerde Jung So Min ve Lee Jae Wook. Not:4/4





SPY X FAMILY

2022 yılı manga uyarlaması Japon anime dizisi. Aksiyon komedisi. 13 bölüm. İkinci sezon da gelecek.

Bir casus, görevini yapabilmek için bir aile kurmak durumundadır. Paravan aile. Bir kadınla evlenir, kadın kiralık katildir. Bir de bir kız evlat edinir, kız da zihinleri okuyabilmektedir. Bu üçü de birbirlerinin yeteneklerinden haberdar değildir. Ve casus, uluslararası casusluk yapar, bunun için de aynı zamanda iyi bir aile olmak zorundadırlar. Tabii ki birçok macera yaşarlar.

Heyecanlı maceralar ve bol gülücük dizisi. Not:4/4





ATTACK ON TITANS

2013- 2020 arası manga uyarlaması Japon fantastik anime dizisi. Dört sezonluk dizi artık klasik animelerden kabul ediliyor. Çizgileri de konusu da kahramanları da unutulmaz.

Kıyamet sonrası az sayıda kalan insanlar zor durumda ve duvarlar içinde koloniler halinde yaşıyorlar. Duvarların ötesinde dev Titanlar var. Titanlar duvarları ezip geçip insanları öldürünce birkaç insan birleşip Titanlara savaş açıyorlar. Aslında Titanlara karşı gruplaşan insanlar onlarla savaşmaktalar ancak birkaçı Titanları yok etmek ve ailelerinin intikamını almak için güç birliği yaparlar. Özellikle, annesi öldürülen Eren ve onun üvey kardeşi Mikasa.

Kaçırılmayacak, büyüleyici anime. Not:4/4

30 Eylül 2022 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 20

 


BİYOGRAFİ

PERDE ARKASI: OLMAYAN SEVGİLİ

Untold: The Girlfriend Who Doesn’t Exist, 2022, A.B.D

Amerikan futbolu oyuncusu Manti Teo’nun başına gelen tuhaf olay. Nette gizli bir kimlikle onunla iletişime giren biri ile sohbet eden Teo ile o kişi arasında aşk başlar. Ancak, sevgilisi nette söz ettiği biri gibi değildir ve bu olay ortaya çıkınca Teo futbolda düşüşe geçer. İlginç olay. Not:3/4

ROUGE AGENT

Gemma Arterton, James Norton, 2022, A.B.D.

Gerçek olay. Robert Freegard adlı bir genç adam, on yıl boyunca insanlara kendini İngiliz Gizli Servisi elemanı olarak tanıtır, herkes inanır, onunla olmayan maceralara atılırlar. Çok ilginç. Not:3/4

DES

David Tennant, 2020, İngiltere

Gerçek yaşam öyküsü. Çok kişiyi öldüren, parçalayan katil Dennis’in hayatı inanılmaz. Deli mi psikopat mı şizofren mi? Kanalizasyonda insan parçaları bulunmasa cinayetlerine devam edecek katil çok mantıklı konuşuyor. Not:3/4

DRAM

AYRI DÜNYALAR

Ouistreham, 2021, Fransa

Gerçek olay. Bir yazar kadın, işçi sınıfı kadınların arasına girer, onlarla temizlikçi olarak çalışır, daha sonra deneyimlerini kitaplaştırır. Başrolde Juliette Binoche, diğer oyuncular amatör. Anlamlı dram. Not:4/4

IDA

Pawel Pawlikowski, 2013, Polonya

Polonya Yahudisi bir rahibe adayı, yemin ettikten sonra manastıra kapanacaktır. Son bir gezi olarak, teyzesi ile birlikte yola çıkıp öldürülen anne babasının mezarını ararlar. Cold War’un yönetmeninden yine siyah beyaz ve etkileyici bir dram. Not:4/4

KORKU GERİLİM BİLİMKURGU

THE BLOB

Steve McQueen, 1958, A.B.D.

Bilimkurgu klasiği. Bir şehre bir tür yaratık gelir, yaratık akışkandır ve şehre gittikçe yayılır. Geçtiği yerleri ezer, insanları öldürür. Keyifli korku. Not:3/4

KULUÇKA

Pahanhautoja, 2022, Finlandiya

Tuhaf, ilginç, şaşırtıcı bir korku filmi. Bir aile. Ailenin küçük kızı bir jimnastikçi. Annesi kızının başarılı olmasını ister, biraz da baskı uygular. Kız bir gün bir yumurta bulur, odasına getirir, yumurtadan bir kuş çıkar, çirkin bir kuş, kuş evde kız ile yaşar ancak zamanla kuş ölüm saçmaya başlar. Korku sevenler sevecektir. Not:3/4

KORE AKSİYON

SPECIAL DELIVERY

Park So-Dam, 2022, Güney Kore

Genç bir kadın, kargocu, postacı olarak çalışır ancak taşıdığı şeyler mafyavari gönderilerdir. Bir gün tehlikeli bir şeyler taşır ve müthiş bir kovalamaca başlar. Keyifli, durmaksızın aksiyon. Not:3/4

29 Eylül 2022 Perşembe

KELİME OYUNU 96




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz, bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes 5 kelime verebilir veya herkes katılıp yazabilir.

Haftanın kelimeleri: Yangın/Tütsü/Işık/Döşeme/Dudak/

VAİNA 15

"Bir yangın çıkmış olmalı..." diye düşündü. Ama bu konuda bir şey yapmak gerekli mi ondan emin değildi. Kolunu bile kıpırdatamıyordu. Gözlerini açmak bile çok zordu. Hatta düşünmek bile o kadar zordu ki arada bir düşündüğü şeyi unutup baştan alıyordu. Tekrar "Bir yangın çıkmış olmalı..." diye düşündü. Şu an en doğru çalışan duyusu koku duyusuydu ve keskin bir is kokusu burnuna dolmuş durumdaydı. Bir an için öksüreceğini sandı. Ama bunun için bile bedenini yönetemiyordu. Sonra bu is kokusunun içine karışmış başka kokular olduğunu algıladı. Bu bir yangın kokusundan çok bir yas töreninde yakılan büyük ateşten yayılan rayihayı andırıyordu. Yas tutma töreninde meydanda üç gün sönmeyen bir ateş yakılır ve herkes o ateşe çeşitli otlar ve baharatlar atarak çıkan koku ve duman sayesinde kötücül ve şerli şeyleri uzaklaştırmaya yardım ederdi. Biraz kekik biraz leylak ve adını hatırlayamadığı ama ağır kokulu başka birçok bitki birbirine karışmış yoğun kokularıyla bulunduğu alandaki bütün havayı nefes alması zor hale getirecek kadar uzun süredir yanıyor olmalıydı. Bunun bir yas ateşinden kaynaklanmadığını söylemek mümkündü. Onun yerine bir çeşit tütsü banyosunda öylece unutulmuş olduğunu düşündü. Böyle giderse dumandan zehirleneceğini düşündü.

Gözlerini açmayı başardığında içerinin loşluğuna rağmen ışık o kadar parlak gelmişti ki buna alışması epey zor oldu. Görüşü netleşip etrafındaki nesnelerin şekilleri belirginleşince ahşap döşeme üzerine serilmiş bir yer yatağında olduğunu gördü. Etrafta pek bir eşya yoktu ama biraz ötede bütün o kokunun kaynağı olan tütsü tabağından hala yayılan dumanları ve közleşmiş bitki kalıntılarını fark etti. İnce otların yanında birkaç ağaç kabuğu da tutuşturulmuş gibiydi. Hala yandığına göre onu sürekli tazeleyen biri olmalıydı. Ama etrafta kimse yoktu. Tavandan ve duvarlardan mümkün olan her yerden baharat torbaları ve kurutulmuş bitkiler sarkıyordu. Gözleri ışığa alışınca içerinin aslında nispeten karanlık sayılabileceğini fark etti. Odada bulunan tek pencerenin iki kanadı da dışarıya doğru açıktı. Güneşin batmak üzere olduğu anlaşılıyordu. Dışarıdan arada sırada koşuşturan çocukların ve yakınlarda bir kümes olduğunu belli eden tavukların sesleri geliyordu. Bazen uzak bir köşeden bir demircinin örsle demire düzenli bir ritimle vuruşu duyuluyor sonra bir sessizlik oluyordu. Bu sesleri dinlerken birkaç kez yeniden uykuya dalıp uyanmıştı. Ama ne zaman kendine gelse yine etrafta kimse olmuyordu.

Birkaç gün böyle geçerken birilerini görebildiği tek zaman ateşler içinde kıvrandığı için buz gibi sulara batırılmış havlulara sarmalandığı ve titremekten konuşamadığı anlardı. Fakat bu kötü anlar ve sakin uyanışlarının hangi sırayla ve ne aralıklarla olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Neyse ki gün geçtikçe bilinci toparlanmaya ve uyanık kalma süresi artmaya başlamış ve çok fazla ateşi çıkmaz olmuştu. Artık gittikçe daha iyi hissediyordu. Uyanışlarından birinde sonunda acı içinde titremediği bir sırada odada birini bulabilmişti. Odanın ortasında serdiği bir örtünün üzerine çeşitli bitkileri yaymış olan yaşlı bir kadın bir öğütme taşına elindeki başka bir taşla vurup bitkileri eziyor ve krem haline getiriyordu. Birkaç kez ona seslenmeyi denedi. Dudaklarını kıpırdatmak epey zor olsa ve nefesini kelimelere dönüştürmek uzun sürse de sonunda "neredeyim?" diye sormayı başardı.

27 Eylül 2022 Salı

MİTOLOJİ VE BİLİMKURGU

 


Edebiyat, sinema, müzik her zaman mitolojiden faydalanıyor. Mitoloji, mitler, mitoslar sanatın ilgisini hep çekiyor.

Mitoloji bir anlamda masallar, efsaneler. Bir zamanlar teknoloji yokken insanlar doğa olaylarına, göğe bakmışlar ve mitleri yaratmışlar.

Günümüzde ise teknoloji, bilim gelişti, internet var. Eskisi gibi mitler bulmak zor. İnsanlar eski çağlarda çeşitli nedenlerle efsaneler bulurken birçok da yaratıklar düşünmüşler. Tek boynuzlu at gibi, üç gözlü hayvanlar gibi. Uçan veya korkutan hayvanlar. Düşlerde görülebilecek türden.

Günümüzde ise bilimkurgunun yaratıkları biraz mitolojiye benzetilebilir. Uzaydan gelen yaratıklar gibi, yeşil uzaylılar hatta robotlar bile.

Yeni mitoloji olarak bilimkurgu düşünülebilir. Ancak bilimkurgu mitoloji sayılmaz. Robotlar bir teknoloji kurgusu olduğu için bilimkurgu olur, çünkü var olmaları gerçekten mümkündür.

Mitoloji tanrısal varlıklar veya yaratıklar, ruhlar sayılırlar. Mitoloji çoğunlukla bir yaratılış hikayesi, bir kahramanlık öyküsü aktarıyor. Ve bir öykünün mitoloji olması için öncelikle bu hikayeyi gerçek olarak kabul eden bir toplumun olması gerek.

Hayaletlerin ve ailenlerin, yaratıkların gerçek olduğuna inanan ve ona göre yaşamını düzenleyenler varsa o hikaye mitoloji olabilir.

İnsanlar zamanında Yunan tanrılarını gerçek kabul etmişler, bu yüzden onlar mitoloji. Ama kimse alienin, yaratıkların, zombilerin, hayaletlerin, dünya dışı varlıkların gerçek olduğunu düşünmez ama hayal eder. Bu nedenle bilimkurgu, mitoloji olmuyor.


/(Not: Sevgili Özlem Ekici-Levlanın Not Defteri arkadaşımız podcast yayınına başlamış. İlk yayında mitoloji ve edebiyat konusunu işlemiş. Podcast'te bir diğer sevgili blog arkadaşımız Emre Bozkuş da sohbet ediyor Özlem ile. Bu yazıyı podcast i dinleyince ardından düşünerek yazdım)

26 Eylül 2022 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 162


Ağaç Ev sohbetlerimiz devam ediyor. Haftanın sohbet konusu benden.

"Kitap okurken kitaba notlar alır mısınız? Satırların altını çizer misiniz? Nasıl çizersiniz? Kitaplarınızı kaplar mısınız? Nasıl kaplarsınız?

Kitaplara yazanlar, cümlelerin altını çizenler bir türdür, yazmayanlar, çizmeyenler de bir tür.

Kitapseverler çeşit çeşit oluyor. Kitapların kendisini sevenler, onlarla ömür boyu bir sevgi ilişkisi yaşayanlar, onları sevenler, öpenler, her gün kitaplığın başında onları seyredenler, sürekli kitapların yerlerini değiştirenler. Yazara göre, ülkeye göre, kitapların boyutuna göre veya birbiri ile tanışan yazarları yanyana koymak gibi. Örnekse Tolstoy ile Çehov kitaplarını yanyana koymak gibi.

Bir de, kitapların kendisini değil de içerğini sevenler var tabii. Onlar okurlar, biriktirmezler, bir konudan giderler, örnekse Amerikada yaşayan Alman Yahudi yazarlar gibi veya Henry Miller okurken Henry'nin en sevdiği yazarların Knut Hamsun, Elie Faure, Dostoyevski olduğunu öğrenip o yazarlara geçenler, bağlantılarla, atlayarak ordan oraya, bilgiyi sevenler, öğrenmeyi.

İkisi de iyi bencesi. İçeriğini sevmek de kitapları sevmek de. Bilginin kitap halinde sunuluşunu sevmek. Yani dergi, internet değil kitap formatında olacak. Kitap aşıkları kurtları işte türlü türlü oluyor. Kitaplara yazmayanlar, çizmeyenler, defterler tutup oraya not alıyorlar, şu kitabın şu sayfasındaki şu cümle diye ve cümleyi yazıyorlar. Kitaba bir tür saygı bu. Yazan çizenlerdenim ben. Yazıp çizmeyince kitabı benimseyemem yani. Altını çizerim cümlelerin ve sonra onların fotolarını çekip ayrıca bir dosyada saklarım, Notlar alırım. Yazarla bayağı bir tartışırım kitabın içine yazarak. Kitap ayracı ile renkli kalemlerle çizerim, Ayraç ile, çizgi düz olsun diye. Renkli kalemlerle de işaretleyip belirginleştiririm cümleyi ki kolay olsun bulması, Araya da renkli post it ler tamam işte.

Sevmediğim kitapları kaplamam. Onlar bir gün verilebilir belki kütüphanelere, birilerine. Sevdiklerimi öğrencilerin kitap defter kapladığı, yani aslında velilerin kapladığı kaplarla kaplarım, çoğu zaman da poşet dosya ile. En sevdiklerimi ise asetat ile kaplarım. Nefis oluyor. Kaplanmış kitabı okumak da ayrı bir mutluluk.

İsteyen ve zamanı olan herkes yazsın ama yaaa! Çook sevdiğim bir konu oldu bu!


(Not: Alıntı, Normal İnsanlar adlı kitaptan altını çizdiğim tek cümle!)




24 Eylül 2022 Cumartesi

KİTAPLAR DERGİLER 2

 


GECE YARISI KÜTÜPHANESİ

Matt Haig

Domingo Yayınları, 282 sayfa

Nora Seed, hayatta hiçbir istediği olmayan bir genç kadın. Spor, bilim, aile, aşk, evlilik gibi hayati konularda kendini başarısız buluyor. Hayatının değersiz olduğunu düşünüp bu dünyadan ayrılmaya karar veriyor. Tam ölürken bir gece kütüphanesine geçiyor. Kütüphanede kendi yaşamından kesitleri anlatan kitaplar bulunmakta. Verdiği kararlar, pişmanlıklar, hepsi kitaplar halinde. Seçenek çok olduğu için kitap da çok. Kütüphane memuru ise eski öğretmeni. Ona iyi davranan tek kişi. Nora’ya kitapları açtırıp onu hayatının çeşitli anlarına gönderiyor. Nora bütün özlemlerini, kararlarını tekrar yaşıyor.

Güzel konu, güzel bir dil ve anlatım, dram, mizah her şey var kitapta. Zeki bir kurgu. İyi edebiyat. Okunması keyifli. Not:3/4





SESSİZ HASTA

Alex Michaelides

Domingo Yayınları, 309 sayfa

Heyecanlı, sürükleyici, merak ettiren, bol kavisli, sürprizli bir psikolojik gerilim. John Katzenbach, Wulf Dorn, John Verdon tarzı katil kim romanlarından.

Genç bir kadın ressam, Alicia, kocası fotoğrafçı Gabriel’i öldürmekten tutuklanır. Gabriel sandalyeye bağlanmış, ölü olarak ve Alicia da yanında silahla ve kanlar içinde bulunmuştur. Alicia, tutuklanır ancak hiç konuşmaz, susar ve bir daha ağzından tek kelime çıkmaz. Aradan 6 yıl geçer ve bir psikoterapist, Theo, Alicia’nın kaldığı hastaneye gelip ona yardım etmeye, konuşturmaya çalışır.

Bir solukta okunan romanlardan. Not:3/4




DERGİLER

Milliyet Sanat, Herkese Bilim ve Teknoloji, Evim dergileri her ay olduğu gibi yine eğlenceli, faydalı, öğretici. Bütün Dünya’yı ise bulamadım bu ay.

23 Eylül 2022 Cuma

DİZİLER 7


 

MOONHAVEN

2022 Amerikan bilimkurgu, distopya dizisi, tek sezonluk.

Gelecekte aya yerleşen insanlar ayda cennet benzeri bir ortamda yaşıyorlar. Dünya kötüye gittiği için aya yerleşenler dünyanın durumunun düzelmesi için de arayış içindeler. Dünya ile ay arasında kargo uçakları çalışmakta. Ancak aydaki cennette bile kaos olabilmekte, kötülük olabilmekte. Bir ay detektifi ile bir kargo pilotu ay cennetindeki bir cinayeti çözmeye çalışırlar. Uzay Yolu filmlerini andırıyor. Türü sevenler için. Not:3/4


LAST LIGHT

2022 Fransız bilimkurgu, distopya gerilimi, tek sezonluk. 

Felaket, dünyanın sonu dizilerinden. Petrol krizi gerçekleşir, hırslı kötü insanlar, bilim adamları petrolün dağıtımını kesince dünyada hayat durur, kaos başlar, felaketler ardı ardına gelir. Bir ailenin üyeleri de her biri başka kıtalarda, ülkelerde kalırlar ve hayatta kalmaya, bir araya gelmeye çalışırlar. Türü sevenler için. Not:3/4


THE NORTH WATER

2021 İngiliz macera, gizem dizisi, tek sezonluk. Başrollerden biri Colin Farrell.

Buzullarda geçen dizide bir balina avlama gemisi buzullara gider, gemi doktoru ve avcılardan biri ilginç kişiliklerdir. Zorlu yolculukta mürettebatın başına çok şey gelir. Sadece hava şartları değil insanların davranışları da sert, zorlu ve vahşidir. Görüntüler iyi. Karanlık dizilerden. Not:3/4


ZEYTİN AĞACI

2022 tek sezonluk yerli dram dizisi. Oyuncu kadrosu parlak. Kadrodan Seda Bakan şirin oynamış.

Üç yakın kız arkadaştan biri ölümcül hasta olunca üçü birlikte Ayvalık’a giderler, bir alternatif terapi için. Aile dizimi terapisi adlı terapiye katılır hasta olan, daha sonra diğer ikisi de katılır. O süreçte hayatları değişir. Kendini bulma hikayesi. İzlenebilir. Ayvalık’ı izlemek hoş. Not:3/4


GEÇMİŞLE DANS

Stay Close

2021 İngiliz suç, polisiye dizisi. Tek sezonluk.

Harlan Coben romanından uyarlama. Coben’den uyarlama Safe, The Woods, El Inocente, The Stranger adlı dizileri ve Tell No One adlı filmi izledik. Stay Close da The Stranger ve Tell No One kadar heyecanlı. Dizide İngiliz polisiyelerinden tanıdığımız James Nesbitt, The Beast Must Die’dan Cush Jumbo ve The Stranger’dan Richard Armitage oynuyorlar.

Dizi içine girilince çok sürükleyici. Bir kasabada kayıplar ve cinayetler başlar. Bir polis detektifi, bir fotoğrafçı ve bir anne bu olaylarla bir şekilde bağlantılıdır, geçmişten dolayı. Kasabada 17 yıl önce de kayıplar olmuştur. Bu üç kişi olayı çözmek ister. Türü sevenler için iyi. Not:4/4

22 Eylül 2022 Perşembe

KELİME OYUNU 95




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta beş kelime veriyoruz ve bu beş kelimenin de içinde olduğu bir öykü, şiir, deneme benzeri yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Beyaz/Nefes/Ayak/Şans/Tokat

VAİNA 14

Ingrid çevresinde parçalanıp yok olan her şeyi yutmaya devam eden uçsuz bucaksız boşluğun aksine sesi sanki dar bir tünelden yankılanıyormuş gibi gelen adımlarının gürültüsü ve koşmaktan kesilmeye başlayan nefesiyle kaçabildiği en son noktaya kadar durmadan koşmuştu. Şimdi bir tepenin ortasında çıplak bir kayanın üzerindeydi ve etrafta bu tepeden başka hiçbir şey kalmamıştı. Beyaz boşluk bu tepeyi de yavaş yavaş bir fare gibi kemirip parçalıyor ve yok ediyordu.

Ingrid, Lua'nın zihninin bu kadar hızlı çökmesini beklememişti. Henüz ona sesini duyuramadan ve bir şans elde edemeden son noktaya bu kadar hızlı geleceğini düşünmemişti. Çevresindeki yok oluşu izlerken histeri krizi geçirip ağlıyor ve nefesini hala kontrol edemiyordu. Lua'ya seslenmeye çalışırken kendini o küçük verai yavrusunun uçurumdan atıldığı günkü kadar çaresiz hissediyordu. Üzerinde durduğu tepe bembeyaz bir okyanusta yüzen ve gittikçe küçülen bir ada gibiydi ama gittikçe büyüyen bu boşluk bir uçurumdan farksızdı. Zamanı azaldıkça ve sinirleri gerildikçe bedeninin cehennem ateşinde gibi kavrulduğunu hissediyordu. Nefes almak gittikçe zorlaşıyor gibiydi.

Ada epey küçüldüğünde adım atacak fazla bir yer de kalmadığında bir an için ağlamayı kesti. Bir anlığına her şeyin sonunun geldiğini kabul etmişti. İçinde hiçbir duygu kalmamış gibiydi. Hatta öyle ki iki ayak üzerinde bile zor yer bulabildiği bu taş parçasının yavaş yavaş yok olmasını beklemek yerine ileri bir adım atıp sonsuzluğa düşmenin daha iyi olabileceğini bile düşündü. Sonra zihninde yeniden o hayatta kalma alarmları çalmaya başladı ve az önceki sakinliği kısa sürdü. Kulakları sağır eden bir çığlıkla beraber teninin parçalandığını hissetti. Bu sırada ayaklarının altındaki son yer yitip gitmiş ve düşmeye başlamıştı.

Nereye doğru düştüğü hakkında en ufak bir fikri yoktu ama boşlukta acı içinde savrulurken etrafında mavi alevlerin yandığını gördü. Demek hissettiği gibi gerçekten de alev almıştı. Artık çığlıkları sinir krizinden değil mavi alevlerin yarattığı acıdan kaynaklanıyordu. Böyle savrulup düşerken biraz ötede Lua'nın da bilinçsiz şekilde boşlukta savrulduğunu gördü. Bir uçaktan paraşütsüz atlamış gibiydiler. Onun buraya nasıl geldiğini anlayamadı ama burada zaten hiçbir şey mantıklı değildi. Havada süzülerek ona ulaşmaya çalıştı. Belki uyanmasını sağlayabilirse hala bir şansı olabilirdi. Bundan hiç de emin olmasa da denemeye değerdi.

Mavi alevler saçarak boşlukta süzüldü ve onu bileğinden yakaladı. Savrulup durmalarını engellemek için kendine doğru çekerek yakasından tuttu ve seslenmeye devam etti. Ondan hala bir cevap alamıyordu. Sonunda onu bulmuş olmanın bile işe yaramayacağına karar verdi. Her şeyin sonu gelmişti. Yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı. Lua'ya sarılıp her şeyin bitmesini bekledi. Birkaç saniye öylece ağlamaya devam ederken garip bir inilti duydu. Aniden geriye çekilip baktığında Lua'nın acıyla kıvrılan dudağını ve aralanmış gözlerini görünce buna inanamadı. Lua kendine gelmeye çalışırken bir şey söyledi ama sesi tam anlaşılmıyordu. Daha iyi duyabilmek için ona yaklaştı. "Neden bu kadar endişelisin?" Ingrid sonunda ne dediğini duyabildiğinde tekrar geri çekildi ve bir anda Lua'ya bir tokat indirdi.

Lua hem alevlerin hem de tokadın acısıyla zihni biraz daha açılmış olmalı ki şaşkın bir bebek gibi etrafına bakınırken "Bana neden vurdun şimdi?" diye bağırdı. Ingrid "Senin yüzünden başıma gelmeyen kalmadı. Beyninle beraber ben de ölüyorum ve az önce bilinçsiz bir koala gibi yok oluşundan habersiz şekilde uyuyor olman karşısında çaresizlikten aklımı kaçırıyordum.. bir de neden endişeli olduğumu mu soruyorsun?" diye konuşup azarlamaya devam ederken Lua gülümsedi. Sonra susmasını beklemeden bir anda uzanıp onu öptü. İşte bu dramatik ve romantik bir son olabilirdi. Sonsuz bir bilinçaltı boşluğunda yitip gitmelerinden önce bir veda busesi.

Ingrid sonunda kafayı yedik diye düşünürken etraflarını saran sıcak mavi alevlerin rengi kırmızıya dönüştü. Ardından aslında büyü gücünün dışarı taşmasından kaynaklanan alevler ait oldukları yere dönüp dengeye kavuşurken kanatları yeniden ortaya çıktı. Bu sefer bir su kadar şeffaf olan kanatları içinde ışığın her rengini yansıtan minik kristal zerreciklere sahipti. Şaşkınlıktan söyleyecek bir şey bulamıyordu. Lua'ya sıkıca sarılıp kanatlarını kullanmaya başladı ve artık düşmelerine engel oldu. Sonra da tam tersi yöne doğru kanat çırptı.

Lua artık bilinçaltı hapsinden kurtulduğu için zihni hızlıca iyileşmeye başlamış olmalıydı. Çünkü bir süre yükseldikten sonra uzakta yemyeşil bir ada olduğunu gördüler. Oraya ulaştıklarında sonunda bir yere basabiliyor olmak güzeldi. İkisi de öpücüğün ardından tek kelime konuşamamıştı. Ama şimdi minik adanın ortasında duran taş bir platform sayesinde bir şeylere odaklanabilirlerdi.

Taş platform birkaç basamak yüksekliğe sahip dairesel bir yapıydı. İki tarafında duran iki ağacın dalları ve gövdeleri bir örgü gibi yükselmiş ve tepede kavuşup yukarıya doğru tek bir ağaç gibi yükselerek ilginç bir kubbe yaratmıştı. Bir çeşit büyülü bir kapıya benziyordu. Ada fazla büyük değildi ama akan bir su kaynağını ilerideki bir şelaleden alıyordu ve etrafta hoş kokulu bitkiler ve alanı çevreleyen ağaçlar vardı. Herhalde bilinçaltı dünyası yavaşça buranın etrafında büyüyüp gelişmeye devam edecekti. Fakat buranın asıl önemi bu platformdan kaynaklanıyordu. İkisi de dışarıya buradan çıkabileceklerini anlamıştı.

Ingrid ona platforma çıkıp beklemesini ve odaklanmasını söyledi. Lua onun da gelmesi gerektiğini söylese de bu imkansızdı. Bedeni olmadan buradan çıkarsa Ingrid için iyi olmazdı. Lua şimdilik tek başına gitmek zorundaydı. En azından Ingrid buradan uzaklaşmadığı sürece arada sırada bir şekilde sesini ona duyurabileceğini düşünüyordu. Böylece Lua platforma çıktı ve odaklanırken zihnini serbest bıraktı. Son anda gitmeden önce en azından bir öpücük daha almalıydım diye düşünse de geç kalmıştı. Etrafını saran hava platformun çevresinde bir koza gibi ayrı bir alan oluşturmuştu. Çok hızlı şekilde bu bilinçaltı dünyasında uykuya dalarken gerçek dünyaya gözlerini açtı.

20 Eylül 2022 Salı

KUŞ

 



Bir kuş olduğumu hayal ederim ağaçlara bakınca. Kuş olurum ve arka bahçedeki ağacın dalına konarım.

Ağacın dalında bir karga ailesi var. Anne ve bebek yuvada duruyor. Erkek olan sanırım, yuvada durmuyor, ağacın dallarında ötüyor ve arada yemek bulup getiriyor. Mutlu gözüküyorlar. O ağaçta yaşadığımı hayal ediyorum. En azından özgürler, betonun içinde değiller.

Belki de başka bir yaşamda kuştum. Küçükken kuş olmak istediğimi hatırlıyorum. Sonra nedense vazgeçmiş olmalıyım, çünkü bir kuş olmadım. Onu da bir denemek lazımmış. Belki de daha mutlu olurdum kuş olup öyle devam etseydim hayata.

Kuş deyince mavilik insanın aklına geliyor. Özgürlük de.

Aslında hayaller de bir kuş olmalı. Uçup gidiyorlar. Kuşlar uçup kaçar ya hayaller de öyle değil mi? Gerçekleşmezler. Gerçekleşseler zaten kuş olmazlardı. Hayaller gerçekleşse şiirler de olmazdı. Kuşları insanlar vurup yiyorlar. Yani hayallerimizi de umutlarımızı da insanlar yiyor. Şiirleri de.

Duruma göre, insana göre, hayata göre, sevmek de bir kuş olabiliyor, uçup kaçıyor. Gülmek de. Çocukluk da kuş olabiliyor.

Yağmur yağıyor ve bütün kuşlar bir yerlere saklanıyor. Belki kuşlar da ağaçta iken çocukturlar ama yağmur yağınca, sonbahar gelince, yaprak dökünce ağaçlar, kuşlar da büyüyorlardır.

17 Eylül 2022 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 19




Amerikalı oyuncu Denzel Washington, tipik Amerikan filmlerinde oynuyor. Eğitim, spor, başarı, aile dramlarında ve aksiyonlarda. Bu yazıda 6 adet dramı var. İlk üçünde yönetmen ve oyuncu, ikinci üçlüde sadece oyuncu olarak.

YÖNETMEN VE OYUNCU OLARAK:

MUHTEŞEM MÜNAZARACILAR

The Great Debaters, 2007, A.B.D.

Denzel Washington filmin yönetmeni ve aynı zamanda başrolde.

Gerçek hayat öyküsü. Texas’ta bir okuldaki profesör, öğrencilerden bir münazara takımı oluşturur ve takım Harvard’ı yener. Başarı öyküsü. Sürükleyici film. Not:4/4

ANTWONE FISHER

Denzel, 2002, A.B.D.

Denzel Washington hem yönetiyor filmi hem de başrolde.

Gerçek yaşam öyküsü. Filmin senaryosunu da Antwone Fisher yazmış. Siyahi bir donanma askeri öfkeli hareketlerde bulunur ve onu bir psikoloğa gönderirler. Psikolog ile asker uzun seanslar geçirirler ve ikisi de hayat hakkında bir şeyler öğrenir. Etkileyici dram. Not:4/4

ÇİTLER

FENCES, 2016, A.B.D.

Denzel Washington hem yönetmen hem de başrolde.

Denzel ve filmdeki oyuncular bu filmin tiyatro oyununu oynamışlar önce uzun zaman boyunca sonra da filmini çekmişler. Siyahi bir ailenin gündelik yaşamı. Baba çöpçü, anne ev hanımı. Baba oğullarına pek iyi davranmıyor. Ailenin gündelik yaşamı dram, yoksulluktan dolayı. Tüm oyuncular iyi. Denzel’in en iyi filmlerinden. Not:4/4

OYUNCU OLARAK:

REMEMBER THE TITANS

Boaz Yakin, 2000, A.B.D.

Gerçek yaşam öyküsü. Bir lise Amerikan futbol takımı koçu, siyahlarla beyazların birlikte olduğu ligde siyah ve beyaz oyunculardan oluşan bir takım kurmaya çalışır. Beyazların hoşuna gitmez. Spor başarı öyküsü. Not:4/4

HE GOT GAME

Spike Lee, 1998, A.B.D.

Denzel eski bir basketbol oyuncusu. Oğlunu da basketbolcu olarak yetiştirir. Oğlunun geleceği parlaktır ancak yükselme isteği yoktur. Denzel suç işler, hapse girer. Oğlunu profesyonel sporcu yaparsa babanın cezası indirilecektir. Denzel oğlunu ikna etmek ister. Aile dramı ve spor başarı öyküsü. Not:4/4

THE HURRICANE

Norman Jewison, 1999, A.B.D.

Gerçek yaşam öyküsü. Siyahi bir boksör, cezaevine girer. Aslında suçsuzdur. Bir aile onun suçsuzluğuna inanır ve onu dışarı çıkarmak için ellerinden geleni yaparlar. Uzun yıllar süren bir uğraşa girerler. Hapishane ve boks dramı. Çok başarılı film. Not:4/4

16 Eylül 2022 Cuma

ROONEY VE WALSCH

 


NORMAL İNSANLAR

Sally Rooney

Can Yayınları, 262 sayfa

Rooney, günümüzün popüler yeni yazarlarından. İrlandalı yazar, bu romanında belli ki kendi yaşamından esinlenmiş. Roman da, burslu öğrenciler, dil edebiyat bölümü ile ilgili, ki kendisi de aynı şekilde okumuş. Üniversiteyi yakınlarda burslu okuyup bitirip yazmaya başlamış ve henüz birkaç kitabı var ancak genç yaşına rağmen çok ödül almış.

Roman, Çavdar Tarlasındaki Çocuklar, Saksı Olmanın Faydaları, The End Of F… World, Bir Gün, Ölmek İçin 13 Sebep gibi kitaplara, filmlere, dizilere benziyor. Yani biraz kayıp, sorunlu, tuhaf ergenler. Günümüzün ergenleri. İnternet kuşağı da diyebiliriz. Büyük aşkların, sevgilerin yaşanmadığı, romantizmin olmadığı dönem. Belki her şeyi netten izlediğimiz için duygularımızı, düşüncelerimizi artık ifade edemiyoruz. Romandaki iki karakter de bir türlü ifade edemiyor kendilerini, birbirlerine. Birbirlerini seviyorlar mı, sevmiyorlar mı belli değil ve duygularının farkında değiller.

Connell, lisede başarılı bir öğrenci ama ekonomik olarak alt sınıftan. Marianne ise ailesi zengin ama okulda çok tembel. Connell sporcu, popüler ama aslında edebiyat meraklısı ve öyküler yazıyor. Marianne ise ailesi nedeniyle sorunlu. Bu ikisi tanışıyor, arkadaş oluyor. Connell’in annesi Marianne’in evinde temizlikçi çünkü. İkili bir tür sevgili oluyor ama Connell okulda bu ilişkiyi gizliyor. Marianne çevrede sevilmeyen biri olduğu için. Gizli bir ilişkileri oluyor. Daha sonra lise bitiyor. Kasabadan büyük şehire geçiyorlar. Üniversite dönemi. İkisinin de başka sevgilileri, arkadaşları oluyor. İlişkileri kopuk kopuk devam ediyor. Bir türlü normal giden ilişkileri olamıyor. Birbirlerinin sevgisinden emin olamıyorlar. Ama kopamıyorlar da. İkisi de yıllarca birbirlerini özleyip düşünseler de bunu birbirlerine fark ettiremiyorlar.

Romanda pek olay yok. İkilinin yolunda gitmeyen ilişkileri sadece konu ve onların düşünceleri yoluyla ilerliyor roman. İkisinin de ruhsuzluğu okuru şaşırtıyor. Yazarın dili ve anlatımı daha önemli bu romanda. Biraz anlık, biraz varoluşçu bir tarz var. Sinik tarz, cynical. İki karakter de ayrıca psikolojik sorunlu.

Sürükleyici bir roman değil ancak yazarın dili başarılı. Önümüzdeki yıllarda iyi romanlar yazacağa benziyor. Belki de 2020’lerin edebiyatı, sevgileri böyle.

Not:3/4






TANRI NE İSTER?

Neale Donald Walsch

Goa Yayınları, 175 sayfa

Hayatı verdi, biz isteyeceğiz, öğreneceğiz, doğruyu yapmayı. Tanrı bir şey istemez, zaten kamil o. Hayatı vermiş, akıl vermiş. O bizden ne isteyebilir ki? Biz sevgi ve paylaşımla yaşayacağız ve hep en iyisini umut edeceğiz. Tanrı’dan ayrılan, uzaklaşan biziz. Yaşamda her şey zaten Tanrı ile ilgili. Tanrı da zaten sevgi demek.

Neale Donald Walsch, yazar, konuşmacı. Manevi, dini konularda bilge kişilerden ve insanlara moral dağıtan konuşmacılardan. Bu kitabı da Tanri İle Sohbet Serisi gibi insana iyi gelen kitaplardan. Not:3/4

15 Eylül 2022 Perşembe

KELİME OYUNU 94




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz. Bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime de verebilir.

Haftanın kelimeleri: Kelebek/Hilal/Küre/Çatlak/Ova

VAİNA 13

Ingrid geçmişin anıları ve içinde bulunduğu karmaşık ve ürkütücü durum karşısında gözyaşlarını tutamamış ve ne kadar geçtiğinden emin olamadığı bir süre boyunca ağlamıştı. Onu kendine getiren ve ağlamayı kesmesini sağlayan şey kollarında tuttuğu Lua'nın bedeninin garip bir şekilde yok olmaya başlaması oldu. Böyle bir şeyi beklemiyordu. Lua parmak uçlarından gövdesine ve en sonunda başına doğru yavaşça küçücük ve mavi ışıklar saçan kelebeklere ve yine mavi beyaz ışıltılı minik yıldızlara dönüşerek havaya karışıyordu. Ingrid başta bu uçuşan sihirli kelebek ve yıldızları tutup yakalamaya ve saçılmalarını durdurmaya çalışsa da bunu engelleyemeyeceği ortadaydı. Lua'nın açık kalmış ve boş bakan gözlerine bakıp eliyle yanağını okşarken ona veda etti. Bu minik yıldızlar ve kelebekler gittikçe yükselerek en sonunda gerçek birer yıldız gibi karanlık gökyüzünde yerlerini aldı. Ingrid bomboş kalmış kollarına ve titreyen ellerine bakarken düşünceleri çok hızlı ve karman çorman olmuştu.

Artık Lua yoktu. Ve sonsuza kadar da buraya hapis kalmıştı... "Dur bir dakika..." diye düşündü. "Lua tamamen yok olmuş olsaydı bu bilinçaltı dünyası nasıl ayakta kalabilirdi?" Aslında bütün bu yer ve gördüğü her şey Lua'nın kendisiydi. Onu tekrar ortaya çıkartmanın, geri getirmenin mutlaka bir yolu olmalıydı. Elbette derinlerde kaybolduğu süre uzarsa Lua'nın zihni tamamen çökebilir ve gerçekten de yok olabilirdi ama şu an için sessiz bir uykudan başka bir şey değildi bu. Ingrid hızla ayağa kalkıp etrafına bakındı. Hala belli bir mesafeden sonrası zifiri karanlıktı ama alnında parlayan hilal çevresini aydınlatıyordu. Az önce yerlerine yerleşen yıldızlar da küçük birer umut ışığı gibiydi. Ayaklarının altında tazecik yeşil çimenler var olmayan bir esintiye kapılmış gibi durgun havada yine de sallanıyordu. "İşte burada ve her yerdesin..." diye mırıldandı. "Eğer ruhum buraya hapsolduysa mutlaka güçlerim de benimle gelmiş olmalı.." Ingrid buradayken hiçbir gücünü kullanamamıştı fakat belki de sebebi yaşadığı travmaya bağlı olarak güvenini kaybetmesi olabilirdi. Bir şekilde güçlerine yeniden ulaşabilmeliydi. Bu yeni düşüncelerle heyecanlanmış ve yüzüne yeniden renk gelmişti. Sorun şu ki ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu. Önce etrafta Lua'nın adını bağırarak dolaşmaya başladı. Sesini ona ulaştırabilirse dikkatini çekebilirse bir işe yarayacağını umuyordu. Böyle bir süre deli gibi bağırıp dolaşırken arada bir koşuyor sonra yorulup yavaşlıyordu. Bu arada sürekli kanatlarını yeniden oluşturmayı veya etrafa elektrik yüklü küreler fırlatmayı deniyor ama bir adım ilerleyemiyordu.

En sonunda öfkelenip etrafta bulduğu kayaları tekmelemeye ve çimenleri kopartıp sinirini bunlardan çıkartmaya başladı. Sonra bir sarsıntı hissetti ve dengesini kaybedip yumuşak bir şekilde düşüp yerde öylece oturup kaldı. Etrafına bakınırken gökyüzünde kocaman bir parça çatlak oluştuğunu ve ardında bembeyaz bir boşluğun olduğunu gördü. Bu garipti. Çok geçmeden gökyüzü bir yumurta kabuğu gibi parça parça döküldü ve beyazlık her yeri kaplarken içinde bulunduğu dünya aydınlandı. Sonunda bir şeyleri net şekilde görebiliyor olmak iyiydi ama içinde yine de kötü bir his vardı. Dümdüz ilerleyen çimenlik ova ötelerde sisle kaplanıyordu. Ayağa kalkıp bir kayanın üzerine çıktı ve daha ileride neler görebileceğine baktı. Bu sırada yer titremeye başlamıştı. En sonunda çok uzaklarda insanı ürküten bir hareketlilik gözüne çarptı. Daha dikkatli bakınca bilinçaltı dünyasının parçalanmaya başladığını anladı. Her şey yerinden sökülüp boşluğa savruluyordu. Üzerinde yürüdüğü yer bile. Parçalanma hızlı şekilde ilerliyordu. Bu nedenle tam tersine doğru koşmaya başladı.

13 Eylül 2022 Salı

AĞAÇ

 




Hava serinliyor, ağaçlar budanıyor, yapraklar sararıyor. Ağaçların yaprakları dökülünce utanacak ağaçlar ve yüzleri kızaracak. Biz işlerimize, okullarımıza, alışverişe giderken yanlarından hızla geçeceğiz, farkında bile olmadan ama ağaçlar bizi fark edecekler, onlara bakmadığımızı da fark edecekler.

Ağaçları, kuşları, havayı ancak şiirlere konu olunca fark edeceğiz. Bir orman gibi olunca, hayat kısa olunca, hava kurşun gibi ağır olunca onların ayrımına varacağız. Ağaçlara bakarsak, kuşlara, havaya, hayaller kurabiliriz. Onların ruhunu hissedersek hayaller kurabiliriz. Onlarla ilişkimiz iyi olursa, onlarla konuşabilirsek belki hayatla ve insanlarla da iyi oluruz.

Hava kararınca günün çirkinliklerini örter, caddelerde sokaklarda sadece ağaçlar güzel görünür lambaların ışıkları altında. Yazdan sonra sonbahar geldiğinde, yazın tembelliği bittiğinde insan da hayatı sorgulamaya başlıyor, sorular sormaya. İnsan sorusuz yaşayamıyor. Robot değiliz ki sadece temel ihtiyaçlarla yaşayalım, mutlu olalım. Geceleri sorular sorsak da bulduğumuz cevaplar etkisini yitiriyor sabah olunca. Belki soruların cevapların resmini yapsak veya dizelere döksek etkisi devam eder.

İnsan ruhu doyumsuz, obez ruhlar. İnsan hiçbir yere sığamıyor. Bulunduğu yer hep ona göre olmuyor, hiçbir yer ona göre olmuyor. İnsan sığamıyor yerine, hayatına. Veya kendinden büyük hissediyor hayatı, o hayatı biraz azaltıp içine sığdırmalı insan. Hayat sen büyüksün yani ben de büyüklük yapıp seni olduğun gibi kabul etmeliyim, ama sana nasıl sarılacağım hayat, öyle büyüksün ki, diyebiliriz. Ama bazen de hayat insana dar geliyor.

Hayatı bütün yüreğimizle sevmeli. Belki hayat tahmin bile edemez bizdeki yerini. Ama ona bunu söylemek değil hareketlerimizle göstermek gerekir. Hayatın sesi çarpar insanın kulağına. Nasıl da güzel bir his. Bir hayal çizeriz beynimize ve bunu hayata yansıtırız. Günler geçiyor, durup da anı yaşamıyoruz. Ağaçlara dağlara bakıp şarkı söylemiyoruz. Hızımız artıyor, yavaşlayan yok. Usulen yaşıyor gibiyiz. Hayatın bütün dallarına bakmalı.

11 Eylül 2022 Pazar

DİZİLER 6

 


ONLY MURDERS IN THE BUILDING

İkinci sezonu da biten Amerikan komedi dizisi. Üçüncü sezon da gelecek. Dizide iki büyük komedyen oynuyor. Steve Martin ve Martin Short. İkisini de çok sayıda komedi filminden tanıyoruz. Yanlarında da şirinlerden Selena Gomez.

Bir apartmanda oturan üç kişi. Birbirlerini tanımıyorlar. Apartmanda bir cinayet oluyor. Bu üç kişi de gerçek suç hikayelerine meraklı. Tanışıyorlar. Cinayeti çözmek için araştırmaya başlıyorlar. Bir de çözme sürecini dinletmek için bir podcast yayınına başlıyorlar.

Katil büyük olasılıkla apartmanda ve bu üçlü de belki kendileri olayı çözsünler diye birbirlerini de kandırıyorlar ama konu gittikçe daha tehlikeli oluyor.

Suç komedisi sevenlere. Not:4/4




SPINNING OUT

2020 yılı tek sezonluk Amerikan spor dizisi. Buz pateni dramı.

Buz patenci Kat’in patende başarılı olmak isterken aynı zamanda aile, aşk gibi özel konularla da başa çıkması anlatılıyor. Aynı zamanda da bipolar. Başarılı olmak için zor zamanlar geçiriyor.

Başrolde Skins disizi ve Maze Runner Runner serisinden Kaya Scodelario. Dizi sürükleyici ve heyecanlı. Spor sevenler için. Not:4/4



SUCCESSION

Üç sezonu biten Amerikan dram dizisi. Dördüncü sezon da çekilmeye başlandı.

Aile dramı. Medya devi bir ailenin iş ve özel yaşamı heyecanla devam ediyor. Son yılların en iyi dizisi seçilen dizide aile üyelerinin ve çevrelerinin iş ve güç savaşlarını izliyoruz. Baba, çocuklar, eşler, akrabalar, herkes bir şekilde medya devini kendisi ele geçirmek istiyor.

Konu karmaşık değil ancak dizi kendine çekiyor insanı. Belki dizideki entrikalardan dolayı. Not:4/4

9 Eylül 2022 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 18

 




KEVIN COSTNER FİLMLERİ

YAKIN TEHLİKE

13 DAYS, 2000, Fransa

Tarihsel drama. Gerçek olaylara dayanıyor. 1960’larda Amerika-Rusya arasında yaşanan Küba füze krizi. Rusya Küba’ya füze yerleştirir, A.B.D. geri çekmelerini ister. Savaş tehlikesi başlar. Kennedy başkan. Çok heyecanlı film. Not:3/4

TEPEDEKİ MEZARLIK

The New Daughter, 2009, A.B.D.

Bir baba ve oğlu, kızı, üçü birlikte yaşarlar. Kırsalda bir eve taşınırlar. Kız tuhaf davranmaya başlar. İçine ruh girmiş gibidir ve civarda yaşayan değişik yaratıklar vardır. Baba kızını kurtarmak ister. Heyecanlı gerilim. Not:3/4

McFARLAND, U.S.A.

Niki Caro, 2015, A.B.D.

Gerçek yaşam öyküsü. Son işinde başarısız olmuş bir koç, yeni okuluna gelir, Meksika sınırında Meksikalıların yaşadığı bir okulda koç olur. Okulun koşu takımı, cross country takımı, başarısızdır, çocukların hepsi aynı zamanda ailelerin yanında tarım işçisidirler. Koç onları yetiştirmek ister, aileler de isteksizdir. Müthiş bir gerçek başarı öyküsü. Not:4/4

KUMAR FİLMLERİ

OWNING MAHONY

P.S. Hoffman, 2003, Kanada

Gerçek olay. Kanada’da bir banka müdürü, kumar nedeniyle borca girince bankasını dolandırır, uzun zaman kimse anlamaz. Şaşırtıcı olay. Not:3/4

THE COOLER

W.H.Macy, 2003, A.B.D.

Las Vegas’ta bir kumarhanede soğutucu yani kumarhanedeki gergin anları yumuşatıcı görevi yapan bir görevli kumarhanedeki bir garson kıza aşık olunca patronu kızar. Kumarhane ortamı ilginç. Not:3/4

RUNNER RUNNER

Ben Affleck, 2013, A.B.D.

Genç bir üniversite öğrencisi aynı zamanda kumarbazdır. Ve en büyük kumarbazlardan biri ile oynamak ister. FBI da bu büyük kumarbazın peşindedir. Kumar aksiyonu. Not:3/4

THE CARD COUNTER

Paul Schrader, 2021, A.B.D

Dünya Poker Şampiyonası, Texas Holdem Poker için hazırlık. İyi bir oyuncuya daha genç bir oyuncu yaklaşır ve ondan başka bir oyuncudan intikam almasını ister. İyi oyuncunun geçmişi de karışıktır. İlginç bir kumar filmi. Not:3/4

ROMANTİK KOMEDİ

GELİN BENİM OLACAK

Made of Honor, 2008, A.B.D.

Genç bir adam eski arkadaşı olan bir genç kadının düğününe davet edilir, gelinin erkek nedimesi olarak. Adam gider ama kadını sevdiğini anlar. Tatlı yumuşak keyifli komedi. Not:3/4

8 Eylül 2022 Perşembe

DRAM

 




Büyüklerden dinlediklerimize, romanlara, filmlere, belgesellere bakınca eskiden daha büyük dramlar yaşanıyormuş. Yüz yüzelli yıl önce veya yirminci yüzyılda daha büyük ve toplu çatışmalar, savaşlar olmuş. Günümüzde de dünyanın her yerinde büyük ve toplu dramlar olsa da ülkemizde savaş ve ölümler anlamında veya büyük göçler, mübadele gibi olaylar gerçekleşmiyor, şimdiki yüzyılımızda.

Belki de televizyon, internet nedeniyle birçok olayı film gibi izliyoruz, sanki bu dünyada olmuyor bir çok şey de kurgu gibi. Dramlar gerçekleşse de izleyip geçiyoruz, başımıza gelmedikçe anlamıyoruz. Şimdiki olanaklar eskiden de olsa belki de o dramlar da gerçekleşmezdi. Şimdiki akıllı telefonlarla, akıllı saatlerle artık hiçbir şey gizli değil. Filmlerdeki gibi istihbarata gerek kalmadı. Insta ve face de gerekmiyor. Akıllı telefonlar sayesinde konuşmalarımız bile dinlenebilir. Şimdiki istihbaratçılar herhalde sosyal medya hesabı açmıyordur kendilerine.

Telefonlar, saatler, Apple Watch gibi, her şeyi biliyor, ne yiyorsun, nereye gidiyorsun, kimlerle konuşuyorsun gibi, bu saatlerin bir şunları demediği kaldı, eşin seni aldatıyor, ondan ayrıl veya seni işten atacaklar.

1900 yılı civarında Iphone olsaydı veya bu ukala saatler, belki birçok dram gerçekleşmezdi. Eskiden insanlar acılı günler çok yaşamış, mübadele gibi, zorla gemilere bindirilmişler, gemilerde doğum yapmış hamile kadınlar, yolculuklar uzun olduğu için çocukları açlıktan, hastalıktan ölmüşler, çocuklarını battaniyeye sarıp denize atmışlar. O kadınlar daha sonra hiç balık yememişler.

Veya ülkemizde yine o dönemlerde çeşitli zorluklar, savaşlar olmuş, Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Trablusgarp savaşı gibi, Ermeni sorunu gibi. Doğu sınırlarımızda insanlarımız zulüm görmüş, Anadoluya batıya kaçmışlar. Kadınlar çocuklar kaçarmış, erkekler kalır savaşırmış. Yaşlılar, hamileler kaçamıyormuş. İnsanlar büyüklerini, kardeşlerini kaybetmişler. Aç aç kaçmışlar yollarda. Taşları, ayakkabıları kaynatıp yerlermiş, gerçek deriden ayakkabıları. Atların bastığı yerde çıkan suyu içerlermiş. Daha sonra bazı insanlar dönmüş topraklarına.

Daha sonra ise insanlar Atatürk’ü at üstünde veya törenlerde görmüşler. Anadoluya gelenlerin çocukları ise yıllar sonra Kore savaşına gitmişler, ordan dönememiş çok insan. O zamanlar selfie çekmek, yollarda kaç km gidildiğini hesaplamak, kaçarken GPS ile yol bulmak, olsaymış olaylar nasıl değişirdi acaba? Şimdi örneğin ülkelerin bile birbirinden habersiz bir eylem yapması zor. Biri füze atmaya kalksa telefonlardan anlaşılır ve hatta önlenir.

7 Eylül 2022 Çarşamba

KELİME OYUNU 93




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime de verebilir.

Haftanın kelimeleri: Kanat/Güneş/Kapı/Teyze/Uçurum/

VAİNA 12

Ingrid

Kanatlarını çıkartmayı sonra yeniden saklamayı öğrenmesi çoğu avcı adayı için epey zor olsa da diğer yeteneklerin dengesizliğine ve zayıflığına karşın Ingrid bunu yapmayı on iki yaşında çözmüştü. Kader ağacının altındaki törenle diğer çocuklar gibi geleceğinin belirlenmesi için daha beş yılı vardı ama ruh kanatlarına böylesine erken sahip olabilmesi onun çoktan bir avcı olarak büyümesi gerektiğini ortaya koymuştu.

Güneş ülkesinde bile bazen karanlık düşüncelerin ve kalpsizliğin var olması mümkündü. Kanatlarının güzelliğine bakınca huzurlu ve parlak düşüncelerle bunları çağırmış olduğu düşünülse de gerçekte olanlar başkaydı. Annesi bir şifacıydı fakat yeteneğini kullanmak onun gün geçtikçe hastalanmasına neden olmuştu. Aslında uyguladığı her tedaviden sonra dinlenmeye vakit ayırabilmiş olsaydı sonucu böyle olmayabilirdi. Ingrid beş yaşındayken onu hasta yatağında her gün ziyaret edişini hatırlıyordu. Bir şekilde onun şifa yeteneği kızına geçmişti. Fakat Ingrid onu iyileştirecek yeteneğe henüz sahip değildi. Eğer daha büyük bir yaşta olsaydı bir şeyleri değiştirebilir miydi hep merak ediyordu. Ama artık bunu düşünmenin bir anlamı yoktu. Annesini son ziyaretinde neler olduğunu anlayamadan onu bir anda odadan dışarı atmışlardı. Bir şeylerin yanlış gittiğini hissetmiş olsa da hiç sesini çıkartamamış ve kapının dışında birinin dışarıya çıkıp bir şey söylemesini kıpırdamadan beklemişti.

O günden sonra her şey daha da zor bir hal almıştı. Babası tamamen ordudaki işleri ile ilgilenmeye başlamış ve Ingrid’i teyzesinin evine göndermişti. Onu görmek bir şekilde ona acı veriyordu. Böylelikle altı yaşından itibaren Ingrid bir daha eve dönmemek üzere ayrılmıştı. Teyzesi şefkat dolu olsa da çocukların dünyası bazen vahşi olabiliyordu. Bazı yetişkinlerin ağızlarından çıkan sözler konusunda dikkatsiz olması da işi daha kötü bir hale getiriyordu. Küçük kız için üzüntülerini belirtip durmaları onun için işleri kolaylaştırmak yerine sürekli aynı noktaya dönmesine sebep oluyordu. Ve ah çocuklar..Ingrid ile asla anlaşamıyorlar ve sürekli onunla uğraşıyorlardı.

Ingrid’in teyzesi ve eşi birer verai yetiştiricisiydi. Verailer savaşta oldukça işe yarar binek hayvanlarıydı ve pençeleri ve boynuzları olan oldukça güçlü atlardı. Okuldaki diğer çocuklar teyzesinin Ingrid’i ormanda bulmuş olabileceğini ve belki de bir verai olduğu gibi saçma şeyler söyleyerek alay ederlerdi. Ingrid genelde sessiz kalırdı. Yolunu değiştirirdi. Ağlamak istediğinde okulda kendini tuvalete kilitlerdi. Tek bir arkadaşı bile olmadan uzun yıllar böyle idare etmeye çalışmıştı. Kendini en huzurlu bulabildiği yer çiftlikte verailerin serbestçe dolaştığı ağaçlıklı bölgeydi. Burada dolaşır ve yabani elmalardan yiyerek verailerle konuşur, onların yanında sakinleşirdi.

Bir gün yavrulardan birinin arazi dışına doğru koşturduğunu görmüştü. Başına bir şey gelmeden onu yakalayıp geri getirebilmek için peşinden gitmişti. Arazi dışına çıktığında yavru veraiyi neyin dışarıya yönlendirdiğini fark etmesi uzun sürmemişti. Okuldan tanıdığı birkaç çocuk verai yavrusunu yakalamış ve iplerle bağlayarak sürüklüyordu. Onu dışarıya çekmek için de kedi nanesi kullanmışlardı. Kediler gibi bu hayvanlar için de dayanılmaz derecede çekici bir kokuydu. Ingrid daha önce onlara hiç karşı koymamış olsa da bu duruma karşı sessiz kalamazdı. Büyük bir hızla koşup yavrunun yelesinden tutup sürükleyen çocuğun üzerine atlamış ve saçlarından tutmuştu. Diğerleri şaşkınlık içinde ipleri ellerinden bırakmıştı. Fakat çok sürmeden onlar da Ingrid’in üzerine atılıp onu yakalamıştı.

Yavru verai ve Ingrid i yakındaki uçuruma götürmüşlerdi. Verailer hakkında pek bilgileri yoktu ve efsanelerde yer alan kanatlı bir verai gibi bu yavrunun uçup uçamayacağını merak etmişlerdi. Eğer uçamazsa yazık olacaktı ama Ingrid’in bunu izleyerek işkence çekecek olması da onlara eğlenceli gelmişti. Ingrid ağlayarak aklına gelen her şekilde yalvarmış olsa da onlar gülüp alay etmeye devam ediyordu. En sonunda yavruyu uçurumdan attıklarında Ingrid kalbinin duracağını sanmıştı. Büyük bir güçle kendisini tutan iri çocuğa yumruk atıp onu yere sermişti. İçinde öyle büyük bir öfke ve nefret vardı ki tutuşup alev alacakmış gibi hissetmişti. Uçurumdan yavruyu atan çocuk Ingrid’in arkadaşını yere sermesi karşısında şaşkın bir şekilde öylece kalmıştı. Ingrid ise üzerine doğru koşan diğerlerinin arasından sıyrılıp uçurumun yanında bekleyen çocuğun üzerine koştu. Ne yaptığı hakkında en ufak fikri yoktu ama ona tüm gücüyle vurmak istemişti. Ama ona ulaştığında ve vurduğunda ikisi de dengesini kaybedip kenardan aşağı uçtu. O sırada her şey o kadar hızlı gerçekleşti ki Ingrid o an içinde olanlar hakkında sadece acı öfke ve alev gibi yandığı dışında bir şey hatırlamıyordu.

Aşağıya düşerken bir anda kanatları ortaya çıkmıştı ve ayaklarından tutunan diğer çocukla beraber zar zor yükselip kurtulmayı başarmıştı. O günden sonra avcı olacağı söylentisi yayılmış ve çocuklar ona daha farklı davranmaya başlamıştı. Çünkü avcı olmak herkesin istediği ama çok azının başarabildiği bir şeydi. Bununla beraber avcıların normalde ikinci bir yeteneği olmazken Ingrid şifa gücüne de sahipti. Kollarında Lua’nin boş bir kabuk gibi hareketsiz duran bedenini sarsıp uyandırmaya çalışırken aklına bu anılar doluşuvermişti. Şu an kendini annesinin yatağının yanında çaresizce uyanmasını bekleyip sonra odadan dışarı atılan o küçük Ingrid gibi hissediyordu.

6 Eylül 2022 Salı

TREN

 



Rüyamda pencereden dışarı bakıyorum. Karşımda bir yol upuzun ilerliyor, bir ev var, yolların kesiştiği yerde, o yüzden hem o uzun caddeyi karşımda görüyorum hem de sağa ve sola doğru evin önünden yol devam ediyor. Yani T biçimli bir yol, ev T’nin tepe noktasında.

Sabah erken saatler, ışık parlak ama zayıf ince bir ışık. Bir ses duydum. Deprem sesi değil. Korkutan sarsan bir ses. Sesin dediğine göre korkunç günlerin başlangıcıymış. Daha önce bu günün geleceğini söylemiş ama dinlememişiz insanlar olarak. Kötü kalpli olan herkes cezalandırılacakmış. Ama yeterince iyi olanlar da cezalandırılacakmış.

Ardından, gökten siyah bulutlar şekillenip bir tren gibi göründüler. Hava hala açık ve parlak renkliydi ancak siyah buluttan kocaman birkaç tane tren vardı. Trenleri korkunç birer yaratık kontrol ediyordu. Boştular sadece o yaratıklar duruyordu en önlerinde.

Bulut trenler gökten aşağıya inmeye başladılar. Kötü insanları vagonlara toplayacaklar. Yeterince iyi biri olduğumdan emin değildim. Korktum. Sevdiğim insanlar için de korktum, ya sevdiklerimden birilerini de yakalarlarsa.

Korkunç görünüyordu bulut trenler. Aşağı indikçe onlara bakamadım, korkudan ağlamaya başladım, rüyamda ağlarken uyandım. Trenlere ne oldu hatırlamıyorum.

5 Eylül 2022 Pazartesi

DÜNYANIN SONU





Kuraklık artacak. Çöl bölgeleri artacak. Kutuplar olmayacak.

Birçok tür kalmamış olacak ortada. Kurak olduğu için besin az olacak. Her şey çok fena pahalı olacak.

Bu durumda, toplumlar vahşileşecek, kimyasal ve biyolojik savaşlar görülecek.

Lab’da besin üretmek mümkün olacak ama sadece zenginler faydalanacak.

Enerji, güneşten ve rüzgardan sağlanacak. Ancak, sanayi endüstri çok artıp ormanlar kalmadığı için hava kalitesi de çok kötü olacak.

Bir sürü yeni hastalık ve genetik bozukluklar olacak.

Zenginler Mars kolonisine taşınacak. Dünyadakiler kendi haline terk edilecek.

İnsanlar kuraklıkla ve kirlilikle baş edemeyecek.

İnsanlar açısından böyle olur gibi.

Gezegen açısından ise, dünya Mars gibi çöle dönüşür. Dünyanın çekirdeği soğur ve bu şekilde manyetik enerjisini kaybeder.

O zaman atmosferi kalmaz. Atmosfer kalmayınca her şey ölür.

En sonunda da zaten güneş patlayacak, güneş bir karadeliğe dönüşecek, dönüşürken ona yakın gezegenleri parçalar.

Mars’takiler yakın, onlar da kurtulamaz. O yüzden belki insanlar, önce zenginler tabii Mars’tan başka gezegene geçecekler. Çünkü, güneş patladıktan sonra insanların işi zor bizim buralarda, gezegenlerde.

Bu yüzden, insanoğlu, dünya benzeri sulu ve güneşi olan başka gezegenler bulmalı, şimdiden.

Bunlar, en azından birkaç bin yıl sonra olabilir.

4 Eylül 2022 Pazar

ECHENOZ VE ERNAUX

 




RAVEL

Jean Echenoz

Ketebe Yayıncılık, 75 sayfa

Ravel, biyografik roman. Fransız yazar, müzisyen Ravel’ın yaşlılık yıllarını ayrıntı ile anlatmış. Şüphesiz, gerçeklerin eksik kaldığı yerleri kurgu ile doldurmuş. Çok sevecen aynı zamanda da mizah dolu bir yaklaşımla yazılmış.

Ravel, Paris’te yaşadığı evinden tren ve feribotla Southampton limanına geçiyor, oradan da gemi ile A.B.D.’ye gidip orada aylarca kalıyor, konserler veriyor, geziyor, Gershwin gibi müzisyenlerle sohbet ediyor.

Biraz hastalıklı, huysuz, titiz biri. Onlarca gömlek, ceket, pijama ile çok sayıda valizle yolculuk yapıyor. A.B.D ve Kanada turnesi sonrası Paris’e evine, yalnızlığına dönüyor.

Yakındaki bir fabrikadaki tekdüze seslerden yola çıkarak Bolero’yu besteliyor. Ritm ve düzenleme bestesi onun. Kendisi daha sonra Bolero’nun kendisinin içinde müzik olmayan başyapıtı olduğunu belirtiyor.

Daha sonra da hafızası kayboluyor.

Ravel’in yanındaymış gibi hissediyorsunuz okurken ve ona bazen kızıp bazen saygı duyuyorsunuz, sonuçta müzisyenliği dışında çok sıradan biri. Roman hüzünlendiriyor ve güldürüyor.

Sıkı edebiyat.

Not:4/4


BABAMIN YERİ

Annie Ernaux

Can Yayınları, 71 sayfa

Babamın Yeri, Fransız yazarın biyografik ve otobiyografik eseri. Yazar, babasını anlatıyor, elbette annesini ve çocukluğunu da.

Öğretmen olan yazar, öğretmenlik sınavından sonra babasını kaybediyor. Bunun üstüne babasını anlatmak istiyor. Bu kısa romanda bütün bir yaşam var. Yirminci yüzyıl başında doğan babası, 1960’larda ölüyor.

İşçi sınıfından olan baba, evlendikten sonra dükkan işleterek esnaf oluyor, sonra işleri bozulunca dükkanı eşine bırakıp yine işçi oluyor ancak daha sonra yine birlikte bir kafe işletmeye başlıyorlar. Kızları ise okula gidiyor.

Anne baba işçi sınıfı ve esnaf olarak orta sınıf iken kızları daha sonra öğretmen olarak bir burjuva haline geliyor.

Roman bu aileyi anlatırken bir yandan da Fransız orta alt sınıf insanını da anlatmış oluyor.

Mutlu bir aile onlar aynı zamanda. Bizim ülkedeki taşra aileleri gibiler.

Roman hem hüzünlü hem de komik. Geçmişte kullanılan gündelik sözler, deyişler, atasözleri güldürüyor.

Sağlam edebiyat.

Not:4/4


Not: Ravel'i sevgili Gül Akça'nın blogunda görüp okudum, Babamın Yerini de sevgili Satır Arası Gülşah'ta.

2 Eylül 2022 Cuma

PAKİSTAN DİZİLERİ 4

 


MERAY PAAS TUM HO

Sen Benimsin

2019 yılı Pakistan romantik dram dizisi. Aşk, evlilik, ihanet konulu. 40 dakikalık bölümler, 23 bölüm. Başrolde yıldız oyuncu Ayeza Khan.

Mehwish, evli, çocuklu, güzel bir kadın. Kocası Danish sıradan, orta halli bir erkek. Mehwish, parasız hayattan bıkar, eşinden boşanır, çocuğunu da eşine bırakır ve gider zengin bir adamla evlenmek ister. Zengin işadamı Shehwar da evlenmek istese de adamın eski eşi ortaya çıkar ve izin vermez evliliklerine. Adamın her şeyi aslında eski karısına aittir. Eski eşi Shehwar’ı parasız bırakır.

Mehwish eski eşine ve oğluna dönmek ister. Adam kabul etmez. Eski eşi Danish de zengin bir işadamı olur. Mehwish tövbe eder, yalnız yaşar. Sadece eski ailesini ister artık.

Yanlış kararlar veren bir güzel kadının dramı. Not:3/4




SHEHNAI

2021 yılı Pakistan romantik komedisi. Aşk, evlilik, aile konulu. 40 dakikalık bölümler, 26 bölüm. Başrollerde Ramsha Khan ile Affan Waheed. Shehnai, düğünlerde kullanılan klarnet benzeri bir müzik aleti.

Bakht genç bir kızdır, Hunain’i sever ancak Hunain güvenilmez biridir. Meerab genç bir erkektir ve Samreen ile evlenecektir. İkisinin de ilişkilerini aileleri bilmezler. Aileler Bakht ile Meerab’ı evlendirmek isterler, planlar yapılır. Bakht ile Meerab, başkalarını sevdikleri için aralarında anlaşırlar ve evlilik gerçekleşmesin diye her şeyi yaparlar.

Sevimli dizi. Not:3/4



PUKAAR

Çağrı

2018 yılı Pakistan dram dizisi. 40 dakikalık bölümler, 26 bölüm. Başrollerde Yumna Zaidi ile Zahid Ahmed.

Samra genç bir kız, öğrenci, okulda Fahad ile arkadaş olurlar ve evlenirler. Fahad’ın ailesi feodal ve babası da politikacı. Samra gelin gidince eşinin ailesinin evinde zorlanır, alışamaz bir türlü. Samra hamile kalır ancak eşi politik düşmanlık nedeniyle öldürülür. Oğlanın ailesi Samra’yı bırakmaz.

Fahad’ın babasının daha önceki evliliğinden olan oğlu Sarang vardır, babası Sarang’ı bulup eve getirir ve Sarang ile Samra evlenirler ancak ailevi dramlar hiç bitmez.

Dram sevenlere. Not:3/4





MUSHKIL

Müşkül

2022 Pakistan aşk, aile, evlilik dramı. Güncel dizi halen devam ediyor. Günlük dizi formatında her akşam yayınlanıyor, yaklaşık 40 dakikalık bölümleri 3 milyon kişi izlemekte. 45 bölüm oldu. Başrollerde Saboor Ali, Zeinab Shabbir, Khushal Khan.

Bir aşk üçgeni, bu dramın konusu. Hareem ile Sameen birlikte okula giden iki arkadaş. Hareem okuldaki bir oğlana, Faraz’a aşık. Hareem Faraz’a yaklaşmak için türlü yollar dener. Arkadaşı Sameen’ i ikna edip ona yardım etmesini ister. Sameen Faraz ile konuşur, Faraz Sameen’i arabası ile akşam evine bırakırken polis onları durdurur. Pakistan geleneklerine göre evlenmek durumunda kalırlar.

Hareem çok üzülür ve o da inadına gider, Faraz’ın ağabeyi Asfand ile evlenir ve o da eve girer. Pakistan’da evlenen çocuklar da aile ile yaşamaktadır, genellikle. Hareem’in amacı boşanmak, Faraz’ın da boşanmasını sağlamak ve onunla evlenmektir.

Tam anlamıyla dram. Renkli dizi. Not:3/4

1 Eylül 2022 Perşembe

DAİMA ÇOCUK

 




Bebeğimi Joker kaçırınca onu bir panda kurtarırdı. Babam ile de minik arabalarla oynardık. Babam arabalarla futbol oynardı, yani topu arabalar götürüp kaleye gol atıyordu. Araba yarışı gibi. En hızlı giden araba golü atar.

Annem hep odanı topla dediği için salonda uyumak isterdim, toplamamak için. Tabii insan çok küçükken bir Budist gibi sakin olmayı öğrenemiyor. Komşu teyzeler ben sevdiğim için çorba, incir getirirlerdi.

Parkta oynamak, bilgisayarda oyun oynamak, çizgi film izlemek, ne keyifli. Tatilde kitap okumazdım. Kreş veya okul yoksa hep oyun.

Anneannemin tavuklarına yem vermeyi severdim ama onlardan korkardım da. Ağaçların altında kurbağa arardım. Anneannemin çardağında oturup etrafı izlerdim. Erik yerdim, kiraz yerdim. Salıncağa bindirsin büyük çocuklar diye beklerdim.

Güneş batınca anneannemle serinlikte sokağın ucuna kadar yürüyüş yapar geri dönerdik. O yol boyuna çıkmak büyümüş gibi hissettirirdi. Halka tatlısı alırdık. Onu yiyerek geri dönerdik.

Böyle sihirli bir kapıdan geçip gizli bir bahçeye ışınlanabilsek keşke. Ama orda zaman donmuş olsa. Orda yine çocuk olsak, bebek olsak, orda uyusak, hasta olunca oraya gidip iyileşip dönsek, ne güzel olurdu.

31 Ağustos 2022 Çarşamba

KELİME OYUNU 92




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Beş kelime veriyoruz, bu beş kelimenin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime de verebilir.

Haftanın kelimeleri: Tuzak/Zihin/Yansıma/Göz/Bilinç/


VAİNA 11

Lua onun iyi olup olmadığını anlamaya çalışırken aklının yine bir sisle kaplanmasına da engel olmaya çabalıyordu. Nedenini bilmediği şekilde sürekli zihni uyuşuyor gibiydi. Ve bu kadar derinlerde bu daha hızlı gerçekleşebiliyordu. Ingrid ışığa düşmediği için şanslı olsa da bu tuzak asıl Lua içindi. Yine de kendisini kurtarmak için çabalamış olması onu etkilemişti. Bir süre sakince düşünüp daha yüzeye doğru ilerlemenin yolunu bulmaları gerekiyordu. Böylece Lua uyanabilir ve yola devam edebilirdi. Böylece daha sonra onu da buradan çıkartmanın bir yolunu bulabilirdi. 

Bunları Lua’ya da anlattı. Onun bu kadar derinde sürekli zihninin bulandığının farkındaydı. Bazı anlarda gözleri bile bir sis tabakasının ardından bakıyor ve bir şey görmüyor gibi geliyordu. Tıpkı bir zombiye benziyordu o anlarda. Bu zihin bulanıklıkları da uzun sürerse hiç kendine gelemeyebilirdi. Bu yüzden Ingrid onu buraya gelmeye zorladığı için kendini sorumlu hissediyordu. Bundan sonra mecbur kalmadıkça onu bilinçaltına çağırmayacaktı.

Tam bunları konuşurlarken Lua sırtından bir şeyin onu tuttuğunu hissetti. Bu çok ani ve hızlı gerçekleşmişti. Ingrid böyle bir şeyin olmasını beklemediği için kollarından kayıp giderken Lua’yı tutamadı. Işık huzmesinden bir çift kol dışarıya uzanmış ve genç adamı yakalamıştı. Lua hiçbir şey anlamadan yansıması tarafından ışık huzmesinin içine çekiliverdi. Suyun içine batmış gibi hissediyordu. Çok kısa bir süre içinde nefes alamadığını fark etti. Işık kaybolurken çimenlerin üzerine yığılıp kaldı. Gözleri açıktı ama bilinci tamamen kapanmıştı. 

Ingrid ona koşup kendine gelmesi için sarstı. Ama görünüşte orada olsa bile gerçekte aslında kaybolmuştu. Gözleri birer karadelik kadar boş bakıyordu. Ingrid ne yapacağını artık hiç bilmiyordu.

(devam edecek)