12 Temmuz 2020 Pazar

KAÇAKLAR VE MÜLTECİLER




KAÇAKLAR VE MÜLTECİLER

Chuck Palahniuk

Ayrıntı Yayınları

Ayrıntı Yayınları yer altı edebiyatına devam ediyor. Yer altı edebiyatı  bizde Kerouac, Genet, Burroughs, Bukowski, Fante gibi yazarlar nedeniyle seviliyor. En ünlü kitap ise Ingvar Ambjorsern’in Beyaz Zenciler’i. Bizde en ünlü yazar ise Chuck Palahniuk. Dövüş Kulübü nedeniyle.

Palahniuk’un bu kitabı bir tür rehber roman gibi. Yani kurgu roman sayılmaz da Palahniuk yaşadığı şehrin bilinen ve bilinmeyen özelliklerini anlatmış. Sadece o şehirde yaşayanların bileceği ayrıntılar. Harita gibi, gezi rehberi gibi. Sokaklar, caddeler, barlar, müzeler, eğlence yerleri, parklar, geçmişte ve şimdi yaşanan olaylar, insanlar, şehrin tuhaflıkları, yemekler, restoranlar.

Kartpostallar yoluyla da anlatıyor. Şehir, Oregon eyaletindeki Portland. Sürükleyici bir roman gibi değil de daha çok eğlenceli, esprili kesitler olarak okunuyor. Bir yazarın yaşadığı şehre bakışı.

Palahniuk hayranları zaten okurlar.

Not:3/4

11 Temmuz 2020 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 16



Haysiyet Kolonisi

Colonia (2015/Almanya)
Gerçek olay.  Şili’de insanların hapsedildiği bir koloni ancak liderleri insanlara yardım ettiğini düşünüyor. Genç bir kız da erkek arkadaşını bu bölgeden çıkarmaya çalışıyor. Oyuncu kadrosu parlak.

Hizmetçi

Ah-gas-si (2016/Güney Kore)
Old Boy’un yönetmeninden sıra dışı ve etkileyici bir film. Ufak bir kız, bir kontese hizmetçi olur. Ancak, kendisi aslında bir hırsızdır ve bir üçkağıtçı tarafından işe alınmıştır. Amaç, kontesin üçkağıtçıya aşık olmasıdır. Hikaye birkaç farklı açıdan anlatılıyor.

Zoraki Detektif

Tam Jeong Deo Bigining (2015/Güney Kore)
Suça hayran bir blog yazarı çizgi romancı, arkadaşı detektif bir suça karışınca onu kurtarmaya çalışır. Kurtarmaya çalıştıkça olay karışır. Eğlenceli aksiyon. Oyuncular da popüler.

Tatil

The Holiday (2006/A.B.D.)
Tatlı romantik komedilerden. Biri Amerika’da diğeri İngiltere’de iki yalnız kadın kısa bir tatil için evlerini değiştirirler. İkisi de farklı insanlarla tanışır. Mutluluk verici.

Beyaz Bant

Das Weisse Band (2009/Almanya)
Haneke’den ilginç bir film. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Almanya’da bir köy. Tuhaf olaylar olur, insanlar kaybolur, suçlusu da çocuklardır. Bir çocuk hikayesi ve gerçek olaylardan uyarlama.

Üzgünüz Size Ulaşamadık

Sorry We Missed You (2019/İngiltere)
Ken Loach’un son filmi. İşçi sınıfı ailesi. Karı koca çalışır, aileyi geçindirmeye çalışırlar. Hayatlarını kazanmaya çalışmaktan birbirlerine bile zaman ayıramazlar. Adam bir iş kazasından sonra her şeyini kaybeder ve aile zor zamanlara düşer.

Rüzgar Bizi Sürükleyecek

Bad Ma Ra Khahad Bord (1999/iran)
Abbas Kiarostami filmi. İran kırsalında geçiyor. Yavaş film, sabırlı izleyici için bir ödül gibi. Birkaç kişi bir köye film çekmeye gidiyor. Orada değişik insanlarla karşılaşıyor. Biraz da mistik insanlar. Konudan çok İran köy yaşantısı, kültürü işleniyor. Yönetmenin en iyi filmlerinden.

Gothica (2003/A.B.D.)

Bir hapishane psikiyatristi bir kaza geçirir ve kendi hapishanesinde kendisini hasta bir mahkum olarak bulur, hiç kimse onu dinlemez anlamaz. Gerilim. Halle Berry, psikiyatrist rolünde.

Kanlı Pazar

Bloody Sunday (2002/İngiltere)
Gerçek olay. 1972 yılında İrlanda insan hakları yürüyüşünde İngilizlerin yaptığı kıyımı anlatan film çok etkileyici.

Gizemli Kadın

A Good Woman (2004/İngiltere)
İtalya, Amalfi. Şehre bir kadın gelir ve zengin ve evli bir erkekle birlikte olur. Elbette bu bir olay yaratır. Adamın eşi de durumu öğrenir ancak filmin sonunda dramatik bir sürpriz gelir.

Yarım Ay

Niwemang, 2006, İran
Bahman Ghobadi’den İran Kürtleri filmi. Ünlü bir İranlı Kürt müzisyen Irak’ta konser verecektir. Bir otobüs ve çocukları ile yola çıkar. Ama Irak sınırından geçmesi  zordur, vize almaları zordur, bir kadın şarkıcı da lazımdır ama kadınların şarkı söylemesi yasaktır. Gerçekçi film ama sonu fantastik de. Unutulmaz filmlerden.

10 Temmuz 2020 Cuma

DEVAM EDEN DİZİLER 4



BABY: İtalyan liseli gençlik dizisinin ikinci sezonu da bitti. Üçüncü sezon da gelecek.  Dizi, Skam, Quicksand, Elite, 13 Reasons Why tarzında ancak biraz daha sert. Roma’da lise öğrencileri Chiara ile Ludovica’nın hayatlarının anlatıldığı dizi birkaç yıl önce Roma’da gerçekleşen bir olaya dayanıyor. İki kız rahat yaşamak için parayla bedenlerini satıyorlar. Şaşırtıcı. Herkese göre değil.

VISAVIS:EL OASIS: İlk dört sezon çok heyecanlı, sürükleyici gitti. Kadınlar hapishanesinde aksiyon dizisinde özellikle Macarena ve Zulema öne çıkmıştı. Ek sezon da geldi. Bu kez bu ikilinin hikayesini izledik. Yanlarında Goya ve Saray da vardı. Artık hapiste değiller, dışarıda bir iş çevirdiler. Önceki sezonlardan daha ağır tempolu bu sezonda ikilimiz yine iyiydi. Dizinin sonunu da Saray (Nairobi)  getirdi. Visavis, La Casa de Papel, The Pier, bu üç dizide de ortak oyuncu ve yönetmen sayısı fazla. Bu tür İspanyol dizileri sevildi.

MINDHUNTER: İlk sezonda, FBI ajanları yeni bir proje geliştirmişti. Hapisteki seri katillerle görüşerek katillerin motivasyonlarını incelemeye başladılar. Seri katil profillerini oluşturmaya çalıştılar. İkinci sezonda da aynı proje devam etti. Ünlü gerçek seri katillerle görüşmeye devam ettiler, Kemper, Manson, gibi. Bir yandan da sezon boyunca bir davayı sürdürdüler. Çocuk katili. Yine gerçek bir olay olan bu davada, seri katil, siyah çocukları öldürüyor. Dizi yine çok iyi. Kaliteli Amerikan dizisi.

DARK: İlk iki sezon iyiydi. İlk sezon daha kolaydı. Sonra karmaşıklaşmaya başladı. İkinci sezon sonunda mağara çıkışında tesis patlamıştı. Kara delik oluştu. Bu yüzden üçüncü sezonda belki de zaman durdu. Jonas ile Martha mutlu olabilecekler mi? Belki de en önemli soru buydu. Üçüncü sezon çok karmaşıktı. Zamanlar, dönemler, evrenler, kişiler karmaşık, anlaması kolay değil. Belki kişileri yazarak, soy ağacı ile izlemek daha mantıklı olabilir. Artık dizi severlerin en sevdiklerinden olan Alman dizisi.

MARCELLA: İngiliz suç polisiye dizisi. Kuzey polisiyesi tarzında olan dizinin ilk iki sezonu bitmişti. İlk iki sezon bildiğimiz kuzey polisiyesi. Sorunlu kadın polis, seri katil, çocuklara şiddet.  Olayın peşinde giderken kendi sorunları ile çarpışan kahraman. Üçüncü sezon ise çok şaşırtıcı geldi. Dizi tamamen değişti. İkinci sezon sonunda Marcella ortadan kaybolmuştu. Üçüncü sezonda başka bir kimlikle ortaya çıktı ve bambaşka bir karakter oldu. Çok başarılı dizi.

SWEETBITTER: Amerikan mutfak dizisinin ikinci sezonu da bitti. Taşralı bir kız New York’a gelir ve bir kaliteli restoranda işe başlar. İşi ve büyük şehri öğrenmeye çalışır. Restoranda çalışmak kolay olmaz. İlişkiler, aşklar da. Genç kız bu ortamda büyümeye, öğrenmeye, yaşamaya çalışır. Kötü alışkanlıklar da edinir. Zarif dizi. Herkese göre değil.

9 Temmuz 2020 Perşembe

MÜZİK SEÇKİSİ 2




Gaye Su Akyol-Yıllar Yılan
Seda Bağcan-Mul Mantra
Dawaat-e-Ishq OST-Shayarana
La Famille Belier OST-Je Vole
Khoobsurat-Abhi Toh Party Shuru Hui Hai
Funda Arar-Geceler
Yeh Jawaani Hai Deewani OST-Balam Pİchkari
Yeh Jawaani Hai Deewani OST-Badtameez Dil
Hasee Toh Phasee OST-Punjabi Wedding Song
Dawaat-e-Ishq OST-Rangreli
Dil Tengi-Bir Ağaç Olsam
Angele-Jalouise
Benee-Find an İsland
Oscar Anton ve Clementine-Nuits d’ete
Skyrim-Distant Horizons
Chris Isaak-Lie to Me
Korn-Here to Say
Blue Öyster Cult-Don’t Fear the Reaper
Anathema-Deep
My Morning Jacket-Dondante
Mavi Gri-Hayatım Leş
Bring Me The Horizon-Parasite Eve
Twenty One Pilots-Level Of Concern
Oğuzhan Koç-Kendime Sardım
Alan Walker/Ava Max-Alone
KennyHoopla-How Will I Rest in Peace
Bigbang-Blue
Taeyang-Ringa Linga
Cnblue-Cinderella
Cnblue-Lady
Roy Kim-Linger On
Lee Hi-Breathe
2NE1-Come Back Home
Ailee-Evening Sky

8 Temmuz 2020 Çarşamba

ANI DEFTERİNDEN 2



Teyzemi tanıyamıyorum artık. Başka bir dünyada yaşıyor sanki. Osmanlıyı biz batırmışız gibi inanıyor, Osmanlıyı yok etmişiz, padişahı kovmuşuz, kaçmış yazık ona vah vah. Eskiden Kurtuluş Savaşı hakkında şeyler dinlerken, Atatürk hakkında şeyler dinlerken ağlardı, şimdi Osmanlıya ağlıyor.

Hep kedi köpek kuşlarımız kaplumbağamız balıklarımız oldu, kerevit bile besledik akvaryumda. Bir kedimiz vardı adı Duman. Bir köpeğimiz vardı, adı Gork. Babam Gorki sevdiği için. Gork, ayran içer dokuz kat gofret çok severdi.

Çocukken meyve pek yemezdim ama çilek ve karpuz çok severdim, muzu da. Kek ise mutluluk tabii. Kızkardeşimle hiç geçinemezdik. Ona tavşan derdi annem ama bence o uzaydandı. Kardeşler hep sadist olur ya. Annem de hep pastacı. Pancar suyuna elma eklerdi, pancarın tadı gitsin diye. Kardeşim uzaylı olsa da hayallerde uçan hep ben oldum. Günlüklerim, anı defterlerim de hep hayal uçuşları dolu zaten. Hayalden gerçeğe inmem bir milenyum tutar yani. Kardeşim de şirinlik prensesi perisi tavşanı hep. Onu sevmekten şeker komasına gireceğiz yani.

Anıları okumak ne güzel olur hep. Çocukluk anılar doğa duygu yaz yol umut ve müzik dolu hep. Anı yollarında rüzgarı hissetmek. Düşler defteri aynı zamanda. Şair demiş ya, dayan kitap ile düş ile. Dünyanın düşe ihtiyacı var ki düşmeye değil. Her şeyi yeni öğrenmeye başlayan masum bir çocuk gibi olsalar insanlar. Pembeli mavili düşler gibi olsa yaşam. Su perileri olsa. İnsanlar kusurlu yetenekler olmasa.

Kardeşimle hep okey, kızma birader oynuyorduk. Kardeşimin egosundan geçilmiyor. Güzel oynadım övsene beni, hak ediyorum, diyordu. Bence kardeşim de kediler gibi uzaylı. Kedili düşler görmesem de kelebeklileri görüyorum.

Anneannemin bahçesinde bir kere toprakla oynarken solucan görüp bir daha toprak ellememiştim.

7 Temmuz 2020 Salı

FERİHA HANIM PARKTA 5



Feriha Hanım, Moda’daki ilk haftalarında ev, alışveriş, park, market arasında bir rutin kurdu kendine. Arada bayrağı ile konuşuyordu evde. Bayrağı, kendisi evden çıkarken, televizyonu aç da eğleneyim biraz diyordu. Feriha Hanım, hangi kanalı istersin diye sorunca, “Hollanda’mı burası?” diye şaka yapmıştı bir keresinde. Feriha Hanım da, dur daha konuşmana yeni alışıyorum, şakalarına henüz alışamadım demişti.

Yine marketten kahve alıp dergi ve gazeteleri ile parkta bir banka oturdu. Kahvesini içerken çocukları izledi, oyuncaklardaki. İzlerken yine çocukluğuna daldı.

Emirgan’da geçen çocukluğunda konaklarına yakın eski bir evde yaşayan Sabır Nine vardı.  Küçük Feriha’nın anneannesi İle Sabır Nine iyi arkadaştı.  Nine hep bastonunu yere vurarak konuşurdu.  Anneannesi de ninenin evine giderken baston yerine oklavasını alırdı. Sen bastonla yere vuruyorsun ben de oklavamla diye nineye takılırdı.

Nine 90 yaşından sonra iyice huysuzlaşmıştı. Küçük Feriha hep ona empati yapmaya çalışırdı. Anlardı onu küçük aklınla. Nine, aklımla kalbim birbirine çok yakın ama ben daha çok aklımı kullanırım, mantığımı kullanırım, o yüzden işlerim hep rast gider derdi. İsmimi Sabır koydukları için hep sabrettim diyordu her şeye. Yani başına hep sabredecek şeyler gelmiş. İsimlerin gücü var, kişi kendi adı gibidir diye veziceler sarf ederdi. Aslında ismini sevmiyordu.

112 yaşına geldiydi. Yeniden bebek dişleri çıkıyordu. Doktor şaşırmıştı. Ağzım ağrıyor deyip dururdu, doktor bakmış, diş çıkıyor dedi. Çok ilginçti. Sabır Nineyi kaybettiler sonra. Anneannesi, ninenin eşyalarını dağıttı. Eşyalar kimseye hayır olmadı nedense. Mobilyalarını alanların başına minik kazalar geldi, taşırken evde birinin ayağına düştü bir konsol, hastanelik oldu. Mutfak eşyalarını başka bir eve taşırken taşıyıcılar arasında kavga çıktı. Vitrin eşyalarını taşırken bir eve, eşyalar kırıldı. Sadece çok sayıdaki giysileri alanlara yaradı.

Feriha Hanım, parkta çocukluğun tatlı günlerini hatırlar iken, bir sesle kendine geldi:

“Merhaba hanımefendi”

“Merhaba efendim”

“Oturabilir miyim?”

“Tabii buyurun” diye cevap verdi ve elindeki gazetesine dönüp köşe yazılarını okumaya başladı. Bir müddet sessizlikte kaldılar. Sonra komşusu seslendi:

“Siyasi yazılara meraklısınız”

“Evet severim, bilhassa köşe yazılarını”

Bu lafın arkasından yeni gelen adam elini cebine atarak bir paket sigara çıkardı. Sonra komşusuna doğru uzatarak, “İçer misiniz?” diye sordu. Feriha Hanım o kısa an içinde adamı incelemişti. Orta yaşlarda temiz giyimli bir beyefendiydi. Kendisinden çok gençti.

(devam edecek)

6 Temmuz 2020 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 46


Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Biriciklerimizden Kedi Mırıltısı bir iki hafta için tatile gidecekmiş. O yüzden iki haftalığına ben veya İrem Can götüreceğiz. Bu haftanın konusu İrem Can'dan geldi ve çok iyi bir konu ve güncel. Önümüzdeki haftanın konusu şimdilik yok. İsteyen herkes konu bulabilir yani. İrem Can'a, bana, Kedi Mırıltısına söyleyebilir yani konuyu ve ben yazcam diyebilir.

http://konumuzkitap.blogspot.com/2020/07/agac-ev-sohbetleri-46.html

K-Pop hakkında neler düşünüyorsunuz? Dinlediğiniz herhangi bir grup var mı?  Peki favori bir şarkınız da var mı? Özellikle de ülkemizdeki K-Pop ön yargısını nasıl buluyorsunuz?

K-Pop hakkında iyi şeyler düşünüyorum. Hem iyi müzik hem de seviyorum zaten. Dizilerle başladım dinlemeye. Dizilere de yaklaşık 5 yıl önce başladım. İlk dizim de My Friend is a Gumiho. Onu çok sevince gerisi geldi. Dizi müziklerinden başlayarak Kore müziğine de geçtim. Korelilerin hepsini çok şirin buluyorum, oyuncuları da şarkıcıları da. Ayrıca enerjik ve canlı buluyorum, şovlarını, danslarını.

BTS'nin Black Swan şarkısı daha bir iki gün önce iTunes'da 103 ülkede listebaşı oldu. Yani, daha ne olsun. Adele'in Hello ile olan dünya rekorunu kırdı. K-Pop yeni bir tür. 2000'lerin müziği. Biraz rock biraz pop biraz rap biraz hip hop. Yani güncel müzik. Ayrıca, giyimler, sahne şovları, dans, koreografi, bir bütün ve hayranlık uyandırıyor. Korelileri kutlamak lazım. 

Kız grupları, erkek grupları, hepsi iyi ve eğlenceli, görsel olarak da izlemesi çok hoş. 2NE1, Exo, Girls' Generation, Red Velvet, VIXX, Sistar, CNBlue, Blackpink, KARD, Everglow, Stray Kids, birçok iyi grup var. Hepsini dinlerim. Favori şarkım, Miss A'nın Hush'ı.

K-Pop grupları keşke ülkemize sık sık gelse. Şimdilik çok sık gelmiyorlar. Önyargı da komik tabii. O müziğe önyargı bu müziğe önyargı. Neyse, K-Pop kadar Taylor Swift de severim. Selena Gomez'in Revival albümü de iyi. 

Taylor'un The Archer'daki "Who could ever leave me darling/But who could stay?" de söz amaaa. Ve Soon You Will Get Better şarkısı.

Yaşasın müzik. Müzikte önyargı mı olurmuş. Bir dalgakıranlar var bir de heves kıranlar!

Bu güzelim sohbeti de isteyen herkes yapsın tabisideki.

5 Temmuz 2020 Pazar

YAZ BOYU EDEBİYAT ETKİNLİĞİ 3



Sevgili Azkaban Firarisi'nin etkinliğine yine yeni kitaplarla katılıyorum. Bunları da markete giderken yerden aldım.

https://zihniminzindani.blogspot.com/2020/05/yaz-boyu-edebiyat-etkinligi.html

Yabancı Klasiklerden Bir Kitap:

Düşüş

Albert Camus

Can Yayınları

Camus'nün kısa ve yoğun romanı. Roman gibi de değil de günlük gibi veya bir iç dökme gibi. Clamence adlı bir adam bir avukat ve anlatmaya başlıyor. Kendini, geçmişini. Önce başarılarını sonra da utanılacak olayları, yani kendi düşüşünü. Başarı ve güç olarak gördüğümüz şeyler belki de öyle değildir veya geçmişe bakınca hatalar yaptığımızı görürüz.

Yazardan bir insan ve toplum eleştirisi romanı. Biraz da biyografi gibi. Kendini beğenen insanların çok da değerli insanlar olmayabileceklerini anlıyoruz. Not:4/4

Usta ve Margarita

Mihail Bulgakov

İş Bankası Yayınları

Bulgakov'un aşık olduğu kadın, Eleni, romanda Margarita, şeytan da Woland, İsa'yı ölüme mahkum eden vali Pontius Pilatus. Usta da kendisi olabilir yazarın. Bulgakov'un eserleri yıllarca yasaklanmış Rusya'da. Stalin dönemini anlatıp Rusya'yı eleştirdiği için. Kendisi büyük sıkıntılar çekmiş yaşarken.

Roman da karmaşık bir roman, karnaval gibi. 1930'lar Rusyası, Stalin dönemi, Şeytan Moskova'ya geliyor ve şehirde eğleniyor, ortalığı dağıtıyor. Yani gülmece romanı gibi. Şeytanın yanında kedi ve katil de var. Romanın kurgusu değişik, bugünde insanlar arasında ve geçmişte İsa döneminde geçiyor. Roman içinde bir kaç roman var. Usta ve valinin yaşamlarını anlatan iki roman.

İki kişi İsa ve şeytan hakkında konuşurken şeytan gelip sohbete karışıyor ve kehanetlerde bulunuyor. bundan sonrası ise tam 500 sayfalık bir şaşırtıcı kurgulu eğlence. Fantastik olaylar yoluyla o günlerin gerçek yaşamını alaya almış.

Edebiyat tarihinin en ilginç yazar ve romanlarından biri. Açıklanması anlatılması zor bir absürd ve zeki bir eser. Not:4/4

4 Temmuz 2020 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 15




Tatlı komediler:

Şeytan Marka Giyer (Devil Wears Prada/A.B.D./2006)
Şirin ve yeni mezun bir kız ünlü bir moda dergisinin editörünün yanında işe başlar ama görevi çok zordur çünkü editör tam işkoliktir. Anna Hathaway, Emily Blunt, Meryl Streep.

Babalar Yarışıyor 1 ve 2 (Daddy’s Home/A.B.D./2015/2017)
Bir baba ile bir üvey baba çocuklara babalık yapmayı öğrenmek zorundadırlar. Çocukların iyiliği için. İkinci filmde de babaların kendi babaları da gelir yanlarına.

Bakıcının Böylesi (Babysitting 1 ve 2/Fransa/2014/2015)
Bir aile oğullarına bir gece için bakıcı arar ve bir erkek bakıcı gelir ancak arkadaşları da gelir ve ortalık darmadağın olur. İkinci filmde aynı ekip tatile gider.

Bir Hıyarla Evlendim (I Married a Dumbass/Arjantin/2016)
Bir sinema oyuncusu, aynı filmde oynadığı aktöre aşık olur ve evlenir ama aslında adama değil de adamın filmde canlandırdığı karaktere aşık olmuştur.

Hayalimdeki Aşk (Ruby Sparks/2012/A.B.D.)
Genç bir yazar artık yazacak bir konu bulamaz ama aklına bir fikir gelir, bir kadın kahraman yaratır ancak kadın romandan çıkıp gerçek olur ve yazar nasıl yazdıysa öyle davranır gerçek yaşamda da. İlginç konu.

Yerli Sinema:

Biz Böyleyiz (2020)
Caner Özyurtlu’nun filminde bir grup çocukluk arkadaşı yıllar sonra bir araya gelirler ama eski defterler açılır. Ortalama film, izlenir.

Dram:

Bir Melek Yaratmak (Ghadi/2013/Lübnan)
Bir ailenin oğlu down sendromludur, çevre onu garipseyince babası bir formül düşünür, onun bir melek olduğunu söyler ve herkes de inanır. Özel filmlerden.

Kasabanın Esrarı (Bridgend/2015/Danimarka)
Gerçek olaylara dayanan filmde Danimarkalı yönetmen Galler’deki Bridgend kasabasına gelir ve yöredeki genç intiharlarını inceler. Yıllardır intihar etmektedirler ergenler.

Kaybolma Noktası (Vanishing Point/1971/A.B.D.)
En ünlü yol filmlerinden biri. Bir şoför bir arabayı belli bir zaman içinde bir eyaletten diğerine götürme işini alır ve yola çıkar ama yolda başına bir dolu bela gelir. Klasik yol filmi.

2 Temmuz 2020 Perşembe

MARCELLA VE ORMAN



Marcella

İngiliz suç ve polisiye dizisi. Üçüncü sezonu yeni bitti. Dördüncü sezon belli değil ama olacak gibi duruyor. Başrolde Pushing Daisies’den tanıdığımız Anna Friel. Kuzey dizileri havasında oluyor bazı İngiliz ve İrlanda polisiye dizileri.

Marcella, detektif, özel yaşamı da kendi de sorunlu. Boşanmış, aile içi sorunları var ayrıca kendisinin de uyku sorunu, uykuda yürüme gibi sorunları  bulunmakta. Bu sıkıntıları çocukluk döneminden gelme.

İlk iki sezonda her bir sezon boyunca bir olayı çözüyor, uzun süren karmaşık davalar, bir yandan da kendi ailevi ve psikolojik sorunları var. İkinci sezon sonunda ilginç bir noktaya geliyor dizi ve üçüncü sezon daha da şaşırtıcı.

İngiliz polisiyesi sevenlere. Not:3/4



Orman

W Glebi Lasu (The Woods)

Harlan Coben’den daha önce The Stranger izlemiştik. Şimdi de Orman’ı izliyoruz. Bu kez bir Polonya uyarlaması. Daha önce de Ultraviolet adlı Polonya teknolojik polisiyesini izlemiştik.

Orman zaten gizem ve suç dizilerinin, fantastiğin gözde ortamı. Ufak bir şehirde cinayet işlenince polis detektifi olayın eski bir olayla bağlantısını keşfeder, 25 yıl önce ormanda gerçekleşen olayda birkaç kişi kaybolmuştur, biri de kendi kızkardeşi. Yıılar önce kaybolanlardan biri ölü olarak bulununca eski defterler yeniden açılır. Sakin ilerleyen gizemli polisiye dizisi. Not:3/4

1 Temmuz 2020 Çarşamba

ALTIN TEPESİ




Altın miktarı önemli bu dünyada. Ülkelerin sahip olduğu yer altı ve yerüstü altın miktarı. Ülkemiz de bu yönden güçlülerden dünyada. Hollanda da güçlü örneğin.

Ama en güçlü ülke A.B.D. İnanılmaz bir yer altı altın rezervleri var. Bir anlamda A.B.D.’yi böyle zengin kılan da bu altın. O yüzden ne derler, sırtları yere gelmez. Para yüzünden güçlü bu ülke. Aslında zaten Amerika toprakları çok bereketli. Tahıl, gümüş, pamuk, örneğin.

A.B.D., Avrupa’dan gidenlerle kuruluyor. Çoğu da kaçan suçlular. O yüzden Amerikalıların temelinde şiddet var. Çok çabuk ilerleyip gelişiyorlar. 1800’lerin ortalarında halen sıradanlar. Ama altının keşfi ile birden sıçrama yapıyorlar ve 1900’lerin başlarında artık gökdelenleri bile oluyor.

İki büyük savaş var onların tarihlerinde. İki iç savaş. Biri California diğeri Alamo. Her ikisinde de Meksikalılar ile savaşıyorlar. Meksikalılar bu iki bölgenin de kendilerinin olduğunu söylüyor. Savaşa giriyorlar. Her ikisinde de Amerika yeniliyor. Alamo’da ünlü kahraman Davy Crockett de var. Bu iki bölgeyi de alamayan Amerikalılar, her ikisini de parayla satın alıyor Meksikalılardan. Paranın gücü.

Altının hikayesi de çok ilginç. California altın merkezi ama Amerikalılar bunu bilmiyor 1800’lerde. Oraya yerleşen bir İsviçreli var. Karısı, bir çalışanı, köpeği, eşeği filan da var. Tarım yapıyor. Küçük bir arazisi var ama Amerika yani, oranın küçüğü de büyük.

Arazisinde dolaşıyor, eşeği ile, bir ara bir yere oturup dinleniyor. Bir çalı var yanında, çalının altı parlıyor. Açıyor çalının altını ve bakıyor, altın. Bütün tepe altın dolu, dağ taş altın. Bunu kimseye söylemiyor. Büyük bir parça koparıyor. Bankaya götürüyor, kocaman altın parçasını tezgaha koyuyor. Bunu bankaya koyacağım, siz de bana para verin diyor. Tamam buraya kadar.

Ama bankadan yayılıyor söylenti ve kısa zamanda adamı öldürüyorlar ve onun arazisine akın başlıyor. Herkes bir parça alıyor, çok kişi zengin oluyor. Yani dağdan parça parça altın götürüyorlar. Bu filmlerde gördüğümüz altın arayıcıları değil. Onlar batıda değil doğudalar. Nehirlerden altın çıkaranlar. Daha sonra, Kızılderililerin yaşamı kısıtlanıp da rezervasyon bölgelerine yerleştirildiklerinde bu kez de onların bölgesinde gümüş çıkıyor ve yerliler yine yerlerinden ediliyor.

30 Haziran 2020 Salı

FERİHA HANIM PARKTA 4



Semt parkı büyükçe bir süpermarketin hemen yanı başındaydı. Aslında park yıllardır vardı, market daha sonra inşa edilmişti. Marketin üç beş basamakla çıkılan merdivenlerinin karşı kıyısına seyyar satıcılar sergi açmışlar bağırıp çağırıyorlardı.

Parka akşamüstü öncesinin sessizliği çökmüştü. Mahallenin biçare kedileri su birikintilerinden karınlarını suyla doyuruyorlardı. Ağaçlara tünemiş güvercinler bisküvit artıkları ile sandviç kırıntıları bulmak ümidi ile bir inip bir kalkıyorlardı. Rüzgarla birlikte savrularak bankların üzerlerine sessizce dökülen yapraklar hoş bir yaşam hissi veriyordu.

Feriha Hanım son zamanlarda her gün bu parka akşamüstleri gelip boş bulduğu banklardan birine otururdu. Kılığına kıyafetine dikkat eden titiz bir insan olduğunu fark ederdi insanlar. Temiz ayakkabıları da hemen dikkat çekerdi.

Bir zamanlar kocası da böyle giyindiği zaman ona bey ne o merasim kıtasına mı gidiyorsun, belinde bir kılıcın eksik derdi. Kendisinin de yaşı epeyi geçmiş ve emekli olalı çok zaman geçmiş olmasına rağmen giyimine hep özen gösterirdi.

O gün de her zaman olduğu gibi markete yakın banklardan birine oturdu. Gazetelerini, dergilerini banka koydu.  Daha sonra günün siyasi haberlerini, köşe yazılarını büyük bir özenle okuyacak, bulmacayı ise evde çay içerken çözecekti.

Gözleri halen sağlamdı, banktaki insanlara baktı, bazılarının metal çerçeveli gözlükleri vardı. Feriha Hanım ise ışıltılı maviye çalan gözleri ile sevimli bir ihtiyardı. Ellerinin üzerindeki kurumuş damarlar belirgin bir şekilde kaslarının arasından hare hare görünürdü. Elleri yaşlılıktan ötürü hafiften titremeye başlamıştı.

Dergileri, gazeteleri bankta bırakıp markete sütlü kahve ve su almaya gitti. Market sahibi ona makine kahvesi veriyordu. Marketin sahibi beyefendi ona, “Bugün geç geldiniz Feriha Hanımefendi” dedi. Feriha Hanım da, “Market beyefendiciğim, size göre ben hep geç kalıyorum markete gelmeye”, dedi. Market sahibi, “Haklısınız, bizimki de dil alışkanlığı işte” diyerek gülümsedi.

(devam edecek)


29 Haziran 2020 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 45



Ağaç Ev Sohbetlerimiz Kedi Mırıltısı moderatörlüğünde devam ediyoring. Bu haftanın konusu şekerliklerimizden Yıldız'dan geldi. İnce konu.

https://gunesebakarken.blogspot.com/2020/06/agac-ev-sohbetleri-45.html


Paylaştıkça çoğaldığınıza, verdikçe aldığınıza inanıyor musunuz? Verme eylemini sadece maddesel değil, manevi açıdan da (sokak hayvanlarına su vermek, bir bilgi kırıntısını, hatta bir gülümsemeyi paylaşmak da olabilir) değerlendirdiğinizde en son neyi verip neyi almış olabilirsiniz? Bu konuyla ilgili bir farkındalığınız oluştu mu?


Tabiside inanıyorum. Vermek paylaşmak çok güzel, başka bir türlü de olsa alıyoruzdur herhalde. Almaktan çok vermek daha keyif veriyor. Şöyle ki, bizler şanslı sayılırız ama şanssızlar da var ve şanssız olmaları onların suçu değil ama kaderi oluyor. Belki birilerinin şansını çevirebiliriz. Tek bir hareket bile bazen değiştirebiliyor o yüzden dikkatli olmalı ki o tek hareket olumsuz olmasın.

Blogda paylaşıyoruz, herkese hepimiz destek oluyoruz zaten. Gündelik yaşamda da maddi manevi vermek çok güzel. Ufak jestler, minik davranışlar güzel ve dönüştürücü. Bir sokak köpeğini gölgeye götürmek gibi. Manevi olanlar belki daha değerli olsa da insanlar daha çok maddi destek ihtiyacında. Bizler de yani Demet Akalın gibi zengin değiliz herkese yardım edebilelim. İnsan bazen çok zengin olmak istiyor herkese yardım etmek veya onların hayallerini gerçekleştirmek için.

Farkındalık şöyle. İnsanların gerçekten de morale desteğe ihtiyaçları var, maddi desteğe de. Ama iyilik yaparken de dikkatli olmalı. Yaptığın kişiye öyle bir his vermeli ki kendisini sana borçlu hissetmesin. Çünkü, iyilik için sana kızabilir bile sonra. Borçlu kaldığı için. Örnek, borç para verirken, sen de ihtiyacın olduğunda bana verirsin demeli ki kendisini iyi hissetsin. Borç verirken de o paranın geriye geleceğini düşünmemek daha iyi.

İyiliklerden genelde pek söz edilmez. Bugünlerde yaptığım bişey, yoksulları doyurmak gibi. Yolda parkta filan yoksul teyzeleri görürsem onlara yiyecek alırım. Bu sefer de her gördüklerinde yüzüne bakarlar, al der gibi. Veya para isteyenlere vermek gibi. Yol boyunca sürekli para isteyenler oluyor veya market girişlerinde. Genelde hepsine veririm. Düşünmeden veririm yani. Bazen çok iyi giyimliler de istiyor. Metro girişinde. Hep veririm yani. Belki de insanlar insanın yüzüne bakıp kimden birşeyler isteyebileceklerini biliyorlar. Manevi destek çok tatlı da maddi destek kısmı bazen sıkıntılı olabiliyor. Günümüzde ekonomik sıkıntı çok fazla. Yani ihtiyacı olan insanlar çok çoğaldı. Herkes yoksul sanki, herkes borç içinde, alışveriş yapmak bile zorlaştı.

Bu güzel konuyu da herkes yazsın yaaaa. Öğrenelim destek yollarınııı.

28 Haziran 2020 Pazar

YAZ BOYU EDEBİYAT ETKİNLİĞİ 2



Sevgili Azkaban Firarisi'nin etkinliğini pek sevdim. Buna uygun kitap almaya çalışıyorum. Yine Migros'a giderken bugünlerde yerdeki kitaplardan aldığım iki kitap, yine bugünlerde okudum. Haftasonu bol okudum.

https://zihniminzindani.blogspot.com/2020/05/yaz-boyu-edebiyat-etkinligi.html

Yerli Klasiklerden Bir Kitap:

Bu Bizim Hayatımız

Refik Halit Karay

İnkılap ve Aka Kitabevleri

Reşat Nuri ve Hüseyin Rahmi romanları tadında bir yaşam öyküsü romanı. 1950'lerde yazılan romanda İstanbul yaşamını da detaylıca görüyoruz.

Cumhuriyet sonrası, bir yandan Osmanlı'dan kalan aileler diğer yandan yeniler. Atalarının mirası ile bir konakta yaşayan Mazlum Sami rahat bir hayat yaşıyor, eşi Şehriyar da İstanbul'a gelen yabancılarla arkadaş oluyor.

Mazlum Sami, gençliğinde konakta olan odalık Hüsniye'yi hatırlıyor. Onunla beraber olduktan sonra Hüsniye konaktan uzaklaştırılıyor. Yaklaşık kırk yıl sonra kızı özleyen Mazlum Sami bir detektif tutup kadını buluyor. Hüsniye evlenmiş, iki oğlu olmuş, torunları da var, oğullarından biri şair diğeri yeni tür zenginlerden.

Tekrardan kadının hayatına girmek istiyor. Biraz da kendini yalnız hissettiği için. Bunu nasıl yapabileceğini de bilmiyor.

Roman çok lezzetli. İlk aşk, özlem, yalnızlık, nostalji, tutku, boş hayaller gibi konuları işlerken bir yandan da insanların yaşamını öğreniyoruz. Mükemmel.

Not:4/4



Üç Kağıtçı

Orhan Kemal

Tekin Yayınevi

İçinde mizah da olan bir gerçekçi roman. Biraz Aziz Nesin mizahı da var. Toplumsal taşlama, hiciv türü gibi. Siyasetçilerle, zengin ve önemli adamlarla alay ediyor, onların yalancı olduğunu söylüyor, diğer yandan da onlara inanan saf halkı da göz önüne seriyor.

Müfettişler Müfettişi adlı kitabın devamı. Kudret Yanardağ bir sahtekar, ülkeyi gezip herkesi dolandırıyor ve herkes onu önemli bir devlet adamı sanıyor. Yakalanıp hapse giriyor ama orda da saltanat sürüyor sonra da çıkıp politikaya atılıyor.

Tam da ülkemizi anlatan, güleriz ağlanacak halimize romanı.

Not:3/4


Not: Sevgili Eğitim Pınarı bir öyküye başlamış. Uzaydan gelen bir yabancı dünyamızdan örnekler topluyor. Bu örnekler de biz blogcular. Herhalde öykünün devamında herkesi yazacak.

https://fatihpinarca.blogspot.com/2020/06/lokmann-maceralar.html

27 Haziran 2020 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 14



Yeşilçam:

Yaz Bekarı
Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu.  1974. Ayrılmayı düşünen evli bir erkekle bir şarkıcının aşkı. Şarkıcı, adamın evli olduğunu bilmez. Dram.

Melek mi Şeytan mı?
Tarık Akan, Türkan Şoray. 1971. Bir kadının babası düğün günü öldürülür. Katilin peşine düşer. Birkaç kişiyi öldürmek durumundadır. Ama yanlarında çalışan bir adama aşık olur. Hoş dram.

Anime/Animasyon:

Ayı Paddington, 2014, İngiltere
Büyük şehire gelip bir ailenin yanına yerleşen bir ayının maceraları çok eğlenceli.

Coraline, 2009, A.B.D.
Küçük bir kız evde bir kapıdan başka bir hayal dünyasına geçer.  Hayal dünyasında maceralar yaşar. Biraz korkutucu bir anime olmasına rağmen sürükleyici, heyecanlı.

Çılgın Hırsız (Despicable Me, 2010, A.B.D.)
Kötü bir adam işleyeceği yeni bir suçta üç yetim minik kızı kullanmak ister ama kızlar ona iyi davranınca kötü adam ne yapacağını şaşırır. Çok komik.

Zamanda Sıçrayan Kız
Toki o Kakeru Shoujo, 2006, Japonya
Tüm zamanların en iyi animelerinden. Genç bir kız, zamanda geriye gidebildiğini keşfeder ve arada bir gitmeye başlar, geçmişi değiştirmek için. Hayatı karıştığı için vazgeçer ama bazı şeyleri düzeltmek için birkaç defa daha gitmek durumundadır. Fantastik, romantik, mükemmel.

Fantastik:

Kara Kule (The Dark Tower), 2017, A.B.D.
Stephen King’in en ünlü roman serisinin sinema uyarlaması. Dünyayı yerinde tutan Kara Kule’nin peşindeki kötüler ile onu koruyan silahşörlerin mücadelesi. Bol aksiyon bol macera.

Dram:

Her Çocuk Özeldir
Taare Zameen Par (2007, Hindistan)
Herkesin sevdiği Aamir Khan’ın etkileyici aile ve dram filmi. Öğrenme ve anlama zorluğu çeken ufak bir çocuğa okulda bir öğretmeni yardım eder ve onu keşfeder. Mükemmel.

25 Haziran 2020 Perşembe

ANI DEFTERİNDEN



Bazı şarkılar öyle hoş ve huzurlu oluyor ki yaz vakti çimenlere uzanmış, bir tepede güneşin batışını izlerken rüzgar eser ya öyle şarkılar oluyorlar.

Bazen insanın içi daralır ya kötü rüyalar görür, üzüntülü şeyler gelir aklına, iştahı kaçar, midesi kötü olur, bu durumlarda insan bir şeyler hissediyor, ardından da mutlaka kötü haber geliyor.

Geçenlerde soslu makarna yaptım, üstüne de nuget yedim, bir de patates kızartması. Üstüne de acı sos koymuştum. Harissa sosu. Nette vardı. Mağrip ülkeleri kullanıyormuş. Annem ise bu sosu tarhana çorbasında kullandı. Annem her şeyi farklı kullanabiliyor. Eskiden de dedemin beli ağrıdığında zeytinyağı sürerdi. Gözlemenin içine de muz koyup yerim.

Dedem deyince, dedemlerin evinde yüksek bir dam var. Ben de daha minnakım yani. Manzarayı merak ediyorum. Ama kimse çıkartmıyor. Ben de kimse yokken merdivenlerden kendimi çeke çeke yukarı çıkmıştım. Sonra her yerim yara bere oldu. Ama aşağı inemedim. Çok yüksekti, başım döndü. Yattım kaldım yerde. Ağlaya ağlaya annemi çağırdım. Annem yan binada komşudaydı. Başım çok döndü, bina altımdan kayıp gidiyor sandım, yüksekten. Salonda da yer yatağında yatarken karıncalar gelirdi.

Hep ruh perilerine inandım. Yolculuk perisi, pasta perisi, çikolata perisi, okul perisi gibi. Ben de onlarla uçabileceğimi düşünürdüm. Ama minikken her çocuk gibi sakardım tabii. Sakarlıkla uçmak zor olabilirdi. Hani bilgisayarı yanlışlıkla prizden çıkarırırsın ya, uçarken de ne sakarlıklar yapabilir çocuk insan. Perilerim hep tatlı olurdu, uçamasam da duygu seli yaşardım. Belki de DNA zincirimdeki kodlara bakmak lazım. Atalarım kuş olabilir yani.

Minikken gürültüyü hiç sevmezdim, yürümeyi de. Anneanneme giderken annem kucağına almak zorunda kalırdı.

24 Haziran 2020 Çarşamba

SEVİL ÇEVİRGEN VE KİTAPYURDU



Hayalci Cüce

Sevgili Yıldız'dan sonra bir diğer tatlişimiz Düş Tasarımcısı Sevil Çevirgen de kitap çıkardııı. Hem de masal kitabı. Ne güzel bir şey masal kitabı çıkarmak. Ormanda yaşayan minik bir hayalci. Pandemiden dolayı kitabını e-kitap olarak çıkartmış. Kitabı ücretsiz olarak okunabiliyor. Kitabın haberi ve linki onun blogunda.

https://sevilcevirgen.blogspot.com/2020/06/hayalci-cuce-masal-kitabim-cikti.html

Kitapyurdu

Kitapyurdunun yeni uygulaması. Ücretsiz basıyor kitapları. Siz özgün dosyanızı gönderiyorsunuz ve onlar basıyor. İçerik düzeltme kapak size ait. Kazanca da yüzde 50 ortak olunuyor. Kolay bir sistem. Kitabımı basarlar mı derdi olmadan kitap yayınlatmak isteyenlere.

İlgili yazı da sevgili Kübra Nur'un blogunda.

https://www.elhasil.com/2020/06/kdy-kitapyurdu-dogrudan-yaynclk-nedir.html

23 Haziran 2020 Salı

FERİHA HANIM PARKTA 3




Odanın içersine yağmurdan öncenin ince hassas derinliğinde bir sessizlik çöktü. Cevap vermedi. Öylece bir müddet bakıştılar bayrak ile Feriha Hanım. Dışarıdan duyulan bir kaç gök gürlemesinden sonra yağmur çiselemeye başladı ve yakın binalardan birinde bir pencere açık kalmış olacak, radyodan eskilerden bir şarkı duyuluyordu. Zeki bey söylüyordu “Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu”, bu içli şarkıya TRT Radyosu korosu kıvamında eşlik etmeye başladılar.

Şarkı bittiğinde bayrak hüzünlenmişti, ayın yıldızın yeri değişti. Canı sıkılmış kafası fena karışmıştı. Birkaç gün sonra hayata karışacaktı, bir an evvel kendine gelmeli ve Feriha Hanımla oyuna gitmek için hazırlanmalıydı. Üzerindeki tozları silkeleyip iyi bir koku sürünmeliydi. Uzun yıllar sonra halk ile yan yana olacaktı. Heyecanlandı, şehrin en büyük tepesine asılası geldi, sonra kıpırdanmaya başladı;

“Bayrak töreni değil bu, birlikte oyuna gideceğiz seninle, derin işler”

“Beni her yere asarlar, lakin boş yere asılmayı hiç istemem!”

Feriha Hanım bayrakla konuşmasını bitirdi. Katladı ve sehpanın üzerine koydu bayrağı. Daha sonra parka gitti. Park gezileri artık bir rutin olmuştu onun için. Parkta insanlarla da karşılaşıyordu. Arada bir İngilizce çalışmaya gelen üç liseli kız vardı. Bu kızlardan biri bir gün parktaki oyuncaklardan birine kafasını çarpmıştı. Kızın başı kanayınca Feriha Hanım hemen yakındaki dişçiye gitmiş ondan Baticon ve sargı bezi almıştı. Arada bir öğlenleri parka dinlenmeye gelen market çalışanları da vardı. Emekli albay, torununu parka getiren kadınlar, park her zaman renkliydi.

Otobüste olduğu gibi parkta da bazen hayallere dalıyordu Feriha Hanım. Genelde üniversite yıllarını düşünürdü en çok çünkü en keyifli zamanlarından biriydi o yılları. Arada bir çocukluğuna da dalardı. Çocukluğu da Emirgan’daki konakta güzel geçmişti. Bugün yine o uzak yılları hatırlamaya başladı.

Dolunaydan korkardı. Emirgan’daki konağın bahçesi büyüktü. Ağaçlar, çiçekler, sebze meyve vardı. Tavuklar da. Yumurta biber domates hep olurdu evde. Sucuk yaparlardı. Bazen gece bahçeye çıkardı, ağaçların arasında dolaşırken ay da onu takip ediyor gibi olurdu, bahçede bazen sis olurdu, ışık da yoktu her yerde, ağaçlar hayalet gibi olurdu. Ay bir görünüp bir kaybolur, kaybolmadığında da onu takip eder gibi olurdu.

Kışın bahçede kar olurdu, yağmur yağdığında şimşekten korkardı, hep patlama sesleri olur, rüzgar, küçük Feriha ağaçların altına saklanırdı, ağaçları mağara gibi hayal ederdi bahçede, mağaradan girip buzlu ormanlı yere çıkıyorsun, kediler, örümcekler var orada. Minik örümcekler karların içinde bahçede, karlar da sanki bataklık gibi ayaklarını tutuyor. Bir türlü ilerleyemiyor karın içinde. Yani bahçe bir oyun yeri olsa da bazen de ürkütücü olurdu.

Bahçede mangal da yapılırdı. Küçük Feriha salamı sucuğu pişmeden yiyemezdi. Pişmezse korkardı. Anneannesi pancar yedirmeye çalışırdı, yiyemezdi.

Bahçedeki anılarının çoğunda kahyanın çocukları da vardı. Konakta bir kahya ve ailesi yaşardı. Çocukları ile Feriha iyi arkadaş olmuştu. Birlikte kardeş gibi büyüdüler. Onları kardeş yerine koydu Feriha. İleride öğretmen olunca da öğrencilerini çocuğu gibi görmüştü. Kardeş ve çocuk özlemini böyle giderirdi.

Kahya ile bir anıları vardı. Bunu hiç unutamadı, bu komik hikaye ailede her zaman anlatılır gülünürdü. 1950 yılları. Feriha daha gencecik. Kahya, bir gün Osmanbey’e gidiyor, konağa kumaş almak için. Bir dükkanda kadın iç çamaşırları görüyor. Kırmızı olanlarından beğeniyor. Konağa geliyor. Onlar bahçede müştemilatta yaşarlardı. Akşam karısına uzatıyor kırmızı iç çamaşırlarını. Hadi bunları giy diyor. Kadın yatak odasına gidip giyiniyor. Kocasının yanına geliyor. Kadıncağız köylü kadını olduğu için ne bilsin iç çamaşırını. İç donunun üstüne giymiş. Kahya bunu görünce, “Len karı, bu ne hal kız ne yaptın sen, çabuk çıkar şunları” diyor ve kadıncağız çıkarınca da eline makas alıp doğruyor çamaşırları kahya.

(devam edecek)

22 Haziran 2020 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 44



Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Kedi Mırıltısı düzenliyor. Ayrıca şimdiye dek yaptığımız sohbetlerin listesini de çıkarmış. Ne güzel yapmış. Aşağıdaki linkte bütün konular bulunuyor. Bu haftanın konusu da ondan.

https://www.kayipfisilti.com/p/agac-ev-sohbetleri-arsivi.html

Haftanın sohbet konusu:

1. Evcil hayvanınız var mı ya da hiç oldu mu? Bu hayvanı kendinize yoldaş olarak seçmenizin amacı neydi (yani mesela niye kedi değil de özellikle köpek aldınız)? Onunla bir anınızı paylaşın, resmi varsa onu da paylaşabilirsiniz. Eğer yoksa sadece diğer soruları cevaplandırabilirsiniz. 2. Vahşi bir hayvanı evcilleştirebiliyor olsanız bu hangisi olurdu ve neden? 3. Son olarak ta evcil hayvan satışı ve alımı hakkında ne düşünüyorsunuz, sizce bu doğru mu?

https://www.kayipfisilti.com/2020/06/agac-evsohbetleri-44.html

Yanıtlarım:

1. Şu anda yok. Evde yalnız yaşıyorum ve bir evcil hayvana bakamam. Yani zamanım olmaz. Çiçek de bakamıyorum. Arada kaktüs alıyorum. Şimdilik en son aldığımı yaşatabiliyorum. Ama karantinada olabilirdi aslında. Ama bitince yine bakamam.

Ama çok oldu evcil hayvanım. Annemlerle yaşarken. Kedi köpek kuş balık yengeç kaplumbağa kerevit besledim. Kuşlara anne babam değişik isimler verirdi. Hülya Avşar, Seda Sayan, Monica Belluci gibi. Kaplumbağam da büyüktü ve adı Murtaza idi. Kedi köpek çok oldu. Ama annem evde onları istemiyordu. Pisletiyorlar kokutuyorlar diye. O yüzden hep bikaç gün sonra akrabalarımıza verdik. Babamın halasının bahçesi var. Onun da kedi köpek kuş balık kaplumbağası var. Hep onda benim evcil hayvanlarım. İzmire gidince severim.

Kedi tercih etmem genelde. Çok başına buyruk oldukları için. Minik şirin oyuncu köpekleri çok severim. Alırsam evime böyle şirin bir köpek alacağım. Bol tüylüler beyazlar tercihim. İki tane çok sevdiğim evcil hayvanım var. İkisi de büyük halamın bahçesinde halen. Fotilerini koydum. Köpek şirin işte, adı Kitkat. Çikolata sevdiğim için tabi. Kedi de 100. Henry. Soylu kediler ya Scottish Fold'lar. Onunla anım. Sessiz kediler ya bu tür, bir keresinde sinirlendiği için gitti perdeye işedi ve günlerce çıkmadı kokusu. Annem tabii hemen götürdü.





2. Vahşi hayvan evde bahçede filan benim için imkansız. Yapamam. Vahşi hayvanlara bayılırım ama Nat Geo Wild kanalında. Özellikle timsahlar, köpekbalıkları, balinalar ve her türlü arslan türevleri. Besleyebilseydim eğer penguen, koala veya panda isterdim. Keşke yapabilsem. Neden? Çünkü şirinler masumlar oyuncular ve zaten üçünü de kendime benzetiyorum. Soğuk seven, çocuksu oyuncu, uykucu filan işte.

3. Valla evcil hayvan alım satımı, tam bilemediğim bir konu. Pet shop'larda onları görmek üzücü. Veya alıp da sokağa bırakanları. Genelde insanlar tanıdıklarından alıyor evcil hayvanları. Doğru değil ama doğrusu ne bilemiyorum.

Bu güzel konuyu yine isteyenler zamanı olanlar yazsın anacım.

21 Haziran 2020 Pazar

KARA KURT VE VICTOR



Kara Kurt

J.A.Redmerski

Ephesus Yayınları

Katiller Çetesi devam ediyor. Kara Kurt, beşinci kitap. Bu seri aslında onbir kitap, şimdilik yedi tanesi çevrildi.

Sarai yani Izabel ve Victor, aşıklar. Victor, Birlik adındaki grubun en güçlü seri katili. Kardeşi Niklas da öyle. Izabel de katil olmak istedi ve Victor onu yetiştirdi. Fredrick de bir diğer seri katil, Birlik’ten. Sarai ve Izabel ilk iki romandı, üçüncü roman Kuğu ve Çakal’da Fredrick’in hikayesini okuduk. Dördüncü kitap Kötülük Tohumları’nda Viktor, Niklas, Fredrick gibi acımasız olan Nora da katıldı gruba.

Beşinci kitapta, Nora, Niklas ve Izabel genç kızları kötü yola sürükleyen Francesca adlı bir kadının peşine düşerek onun elindeki bir kızı kurtarmaya çalışıyorlar. Kızın ailesi istediği için.

Seri keyifli ilerliyor. Katiller, cinayetler olmasına rağmen gerilimli bir seri değil. Hafif ve yumuşak bir dili var ve sinemaya çok uygun. Not:3/4



Victor

J.A.Redmerski

Ephesus Yayınları

Serinin bu altıncı kitabında Victor’un yani esas seri katilin geçmişini öğreniyoruz. Kitap yine bazen Victor’un bazen Izabel’ın anlatımıyla ilerliyor. Arada Niklas, Fredrick, Nora ve diğer kahramanlar da boy gösteriyor.

Victor ve Izabel, tatile çıkıyorlar ancak tatilde de iş yapmak durumunda kalıyorlar. Victor’un peşine düşenler nedeniyle ikisi de zor anlar yaşıyor ve Izabel, Victor hakkında çok şey öğreniyor. Özellikle Viktor’un eski aşkları hakkında.

Izabel ölümden dönüyor. Victor’un eski suçları onların peşini bırakmıyor. Viktor ve çetesi, Birlik’ten ayrılıp kendi başlarına çalışmanın planını yapıyor. Victor’un kızkardeşi Naeve de ortaya çıkıyor. Izabel kendini kanıtlamak için Meksika’ya yalnız gidip bir görevi yerine getirmek istiyor.

Yine sürükleyici, akıcı bir roman. Sade bir dil. Not:3/4

20 Haziran 2020 Cumartesi

MÜZİK SEÇKİSİ




Green Day-Boulevard of Broken Dreams Fingerstyle
Kovacs-Cheap Smell
Be Svendsen-Drop the Gun
Kadebostany-Castle in the Snow
Kadebostany-Early Morning Dreams
Emel Mathlouthi-Naci en Palestina
Elena Ledda-Pesa
Özdemir Erdoğan-Gurbet
Thurisaz-Endless
Glasxs-Yemen Türküsü
Can Bonomo-Kara
Tim McGraw-Live Like You Were Dying
Oceans-Deep Blue
O3ohn-Somehow
Nelly-Dilemma
Empyrium-Die Schwane Im Schilf
Yavuz Çetin-Yaşamak İstemem
Yavuz Çetin-Cherokee
Jakuzi-Koca Bir Saçmalık
NF-Remember This
NF-Let You Down
NF-Why
Ye Banished Privateers-I Dream Of You
Dido-Hell After This
Nilipek.-Havada Bir Hinlik Var
Linkin Park-Numb
Kard-Hola Hola
Cabello-Senorita
Billie Joe Spears-’57 Chevrolet
The Walking Who-With Roses
Kalben-Kalp Hanım
John Smith-Save My Life-Radio Edit
Reynmen-Ela
Hayko Cepkin-Tanışma Bitti
Stabil-Ben Kimim
Gökhan Türkmen-Çatı Katı
Gönül Yazar-Buruk Acı
İncesaz/Ezgi Köker/Bora Ebeoğlu-Geçsin Günler
Şanışer-Günleri Geride Bırak
Molly Parden-Still Miss the Way
Alec Benjamin-Gotta be a Reason
By2-Because of You
Kyary Pamyu Pamyu-PonPonPon
OST My Little Princess-Open Your Eyes
Gunship-Tech Noir
Billie Eilish-Bellyache
Röyksopp-Running to the Sea
HIM-(Don’t Fear) The Reaper
Murat İlkan-Fanus
Nazan Öncel-Çirkin
Ney-Su Misali
Ben Moody-Never Turn Back
Vicky Mosholiou-Den Kleo Gia Tora
Hakan Mengüç-Tükeneceğiz/Ney ile huzur, rahatlık
Clean Bandit-Mama
Flora Cash-You are Somebody Else
Sasha Sloan-Older
Noah Cyrus-July
Pınar Sağ-Kadir Mevlam
Cat Power-Fool
Russian Red-Cigarettes
Aurora-Teardrop
Cat Power-Wonderwall
Elliot Smith-Between the Bars
Blackmore’s Night-Under a Violet Moon
Red Hot Chili Peppers-Road Trippin’
Lewis Capaldi-Bruises
Imagine Dragons-Believer
Kishore-Asha-Bum Pam Bum Pam Pa Ra Ra
Kibariye-Ecele Sitem
Bergen-Sen Affetsen Ben Affetmem
Evgeniya Sotnikova-Fly Away On the Wings of the Wind
Arnon-Te Molla
Khontkar/Myndless Grimes-Beamor Boi
Sevda Alekberzade-Lachin
Renaldo Alessandrini-Melancolie
Nazan Öncel-Ankaralı Sevgilim
Aslı Gökyokuş-Dünya
Evelyn Stein-Quiet Resource
Ross Daly-Hatif
Evgeny Grinko-Hatif
Serin-İyi Gelir mi?
Antique Gucci-Cryptex
Amy Macdonald-This is the Life
Gert Taberner-Fallen
Lord Huron-The Night We Met
Souad Massi-Le bien et le mal
Y2k ve bbnos-lalala
Jax Jones-Breathe (ft. Ina Wroldsen)
Sedef Sebüktekin-Kayboluyorum
Indila-Parle a la tete
Nancy Ajram-Kharab Byoot
Tayeon-Here I am
Kalank-First Class (Arijit Singh)
Emre Aydın-Beni Vurup Yerde Bırakma

19 Haziran 2020 Cuma

THE HOLLOW VE THE PIER



The Hollow

Kanada anime dizisi. Biraz bilimkurgu biraz fantastik bol aksiyon. İkinci sezonu da bitti. Üçüncü sezon henüz belli değil.

Birbirini tanımayan üç çocuk garip bir dünyada uyanırlar. Geçmişlerini de hatırlamazlar. Uyandıkları dünya tehlikelidir. Karşılarına birçok yaratık, masal kahramanları çıkar. Hepsiyle savaşmak durumundadırlar. Tam bir macera dizisi. Karmaşık, hiç sakinlik yok. Hep bir sürüklenme.

İlk sezonun sonunda bir sürpriz var. Çocukların yaşadığı maceranın nasıl başladığı belli oluyor. İkinci sezon sonunda yine bir sürpriz. Dizi bir yapay zeka, klon macerası aslında. Not:3/4




The Pier

El Embarcadero

İskele anlamına gelen dizinin ismi, konunun ana çıkış noktası olan bir iskeleyi temsil ediyor. İspanyol dizisi. İkinci sezonu da bitti.

La Casa de Papel’in yaratıcılarının yeni dizisi. Kadroda, Papel’den profesör bu kez kötü bir rolde. Visavis’deki hapishane gardiyanı da bu kez polis.

Karmaşık konulu dizi aksiyonlu, heyecanlı bir suç dizisi. Diğer iki İspanyol dizisindeki gibi yetişkin sahneler de var ancak bunlar göz ardı edilebilir. Bir adam ve eşi normal bir yaşam sürerken adam iskelede ölü bulunur. Öldükten sonra başka bir kadınla da birlikte yaşadığı ve ondan çocuğu olduğu ortaya çıkar.

Eşi kocasının geçmişinin peşine düşer ve bu süreçte bol sürprizlerle ve ters köşelerle ilerler dizi. Kocası iki kadınla yaşadığı hayattan başka bir karanlık hayat daha yaşamaktadır.

İspanyol stilini sevenlere. Not:3/4

18 Haziran 2020 Perşembe

KİTAP ARASI



Sahaflara sık uğrarım. Kitap alırım arada. Sokaktaki yer kitapçılarından da. Yerde özellikle en yeni kitaplar da oluyor. Sahaflarda kitapların içine de bakarım. Çok notlar çıkar kitap aralarından, kitaplara yazılmış notlar da olur. Bu notlardan o insanları hayal ederim.

Birkaç gün önce yerden birkaç kitap almıştım. Bir tanesi de Esma-Ül Hüsna’nın Esrarı adlı kitaptı. Kitabın hemen ön kapağını açınca içinden bir not çıktı. Çok yeni yazılmış daha. 7 Haziran ile 11 Haziran arasında yazılmış. Bir fırından yapılmış günlük alışveriş listesi. Simit, börek, çay, çörek, su gibi.

Herhalde bu kitabı okuyan kişi bir fırından alışveriş yapmış ve sonra toplu halde ödeyecek. Bundan anlaşılan bu kişi yoksul birisi. Hemen ödeyemiyor demek ki. Belki de gün içinde sadece bunları yiyebilmiş. Parası olunca ödeyecek.

Sonra da kitabı satmış Bu kitabı on liraya aldım. O da belki beş liraya satmıştı. Büyük şehirde yaşamak, alışveriş yapmak zor tabii. Başa çıkmak zor. Hayat işte. Belki de çocuklarına alıyordu bunları. İnsanlar neler yaşıyor bu dünyada.

Bunu bir de iyiye yorabiliriz. Olumlu yönden bakabiliriz. Bu alışverişleri yapan kişi diyet yapıyor mesela. Bunları yazıyor çünkü kalorileri hesaplıyor. Ondan yazıyor. Durumu da idare eder. Kitabı satmanın ona bereket getireceğini düşünüyor. Bir dua kitabını satıyor. Şöyle düşünüyor. Bu kitabı alan kişi okuduğunda bu kitabı satmak zorunda olan kişi için de dua okur, ne güzel olur.

Kim bilemem ama niyet güzel.

16 Haziran 2020 Salı

FERİHA HANIM PARKTA 2



Feriha Hanım Moda’daki yeni yaşamına yavaş yavaş alışıyordu. Biraz ev işi, yemek, biraz alışveriş, biraz yürüyüş, biraz park, biraz Kadıköy çarşısı, günleri geçiyordu. Arada feysbuuk ve vadzaptan eski arkadaşlarıyla konuşuyordu. Okul arkadaşları.

Parka gide gele parka gelen insanlarla da selamlaşmaya başladı. Bazen sabahları bazen akşamüstüleri gidiyordu. Kahve, gazete, dergiden sonra alışveriş yapıp eve giderdi. Akşam da önce haberler sonra da ne bulursa izlerdi.

Moda’ya da yıllar içinde çok gelip gitmişti. Bir çeşit sayfiye gibiydi onlar için. Avrupa Yakasının yazlığı gibi. Çok uzun yıllar önce Moda’da Audrey Hepburn’a rehberlik ve arkadaşlık yapmıştı. Oyuncunun annesi Ermeni olduğu için İstanbul’da ve İzmir’de yaşıyordu, oyuncu da gelir giderdi Türkiye’ye. Moda’daki annesine geldiğinde rehberlik yapan Feriha Hanım’ı bulmuşlardı.

Evde de arada bir bayrakla konuşuyorlardı artık. Feriha Hanım ilkokulda onun olan Türk Bayrağını beş çekmeceli komodine koyup orada unutmuştu. Ama bayrak onu hiç unutmamıştı. Emirgan’da yaşarken aile yadigarı broşu satmaya karar verdiğinde çekmeceyi açtığında bayrak onunla konuşmuştu. Önce şaşıran Feriha Hanım sonra alıştı. Bayrak onun tüm yaşamını bilen tek kişiydi, nesneydi. Yıllar içinde onun yatak odası konuşmalarını duymuştu eşi Osman Naci Bey ile yaptığı, kendi kendine konuşmalarını duydu, radyo ve televizyon dinledi. Ayrıca, komodine koyduğu gazeteler, etkinlik biletleri, anı defterleri, günlükler gibi nesnelerle bayrak onun tüm yaşamını öğrenmişti.

Feriha Hanım artık en çok onunla sohbet etmeyi seviyordu:

“Sevgili dostum, sevgili bayrağım, uzun yıllar sonra ilk kez sohbet ediyoruz seninle. Eskiden neden konuşmuyordun benimle?”

“Eskiden hayatın çok içindeydin, aklın havalardaydı, seslensem de duymazdın”

“Aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra yine birlikteyiz. Ne iyi etmişsin de köşene çekilmişsin”

“Ben istemedim ki, sen öyle uygun gördün, unuttun beni çekmecede hayırsız”

“Sen çekmecede uyurken ben yaşıyordum”

“Biliyoruz herhalde”

“Her şeyimi mi biliyorsun?”

“Elbette efendim, her çekmece bana senin yaşamını gösteriyordu sayın sahibim. Bak ben de senin gibi konuşur oldum”

“Okuduğum mizah kitaplarından da etkilenmişsin sen”

“Evet senin kitap okumandan ben de hep hoşnut oldum. Okuduğun kitapları, dergileri, gazeteleri hep komodinin birinci çekmecesine koydun. Okuduktan sonra kitapları kitaplığına götürüyordun”

“Demek ben uyurken sen uyumuyordun, böyle şeyler yapıyordun”

“Evet bayraklar uyumaz, hep dalgalanmak ister”

“Ne komik bayraksın sen bakayım”

“Sayenizde efendim sayenizde. Çekmeceler arkadaşım oldu. Bak bir çok tiyatro, konser bileti koydun çekmecelere ama beni hiç götürmedin daha bir oyuna”

“Tamam efendim, bir daha tiyatroya gittiğimde seni de götüreyim”

Bir süre sessiz kaldılar. Bayrak devam etti:

“Hadi şimdi haberleri aç da dinleyelim”

“Sayende bayrakça dilini de öğrendim”

“Hadi akşam oldu ışıkları aç bak aydınsın ama daha beni bile aydınlatamıyorsun”

“Ben Sartre’mıyım seni aydınlatayım”

“Bir gazetede okumuştum, Sartre’ın gittiği kafedeki oturduğu masa halen aynen korunuyormuş. Bak sayende Sartre’ı bile biliyorum. Bir çekmecede yaşadım ama felsefe ve yaşamı da biliyorum. Dün yok yarın yok, her şey buza yazmak gibi”

“Sen de yaşlandın benim gibi sevgili bayrağım bu çekmecede”

“Yaşlılık önce bencillik sonra yalnızlıktır ya da önce yalnızlık sonra bencillik”

“Mımmmm, bak sen”

“Çekmecede biraz soldum ama yaşlılığın izleri yok bende. Sadece kırmızı iken biraz pembeleştim. Dışarı çıkmadığım için sokaklar caddeler yok yüzümde. Nasır tutmuş ellerim yok. Çok istesem de hayata dokunamadım bu çekmecede. Sadece katlanma izlerim var. Uzun yıllar boyunca kimseye hırs, kin nefret duymadan yaşadım burada. Ağaçlara çiçeklere dokunamadım, pembe güllere dokunamadım”

“Çok romantikmişsin sen. Bak iyi ki o alt çekmeceyi açmışım da şimdi artık hayata dokunabileceksin”

“Ne güzel şeydir sevgiyle dokunmak”

“Sevgili bayrağım sen benim çocukluğum, gençliğimsin, yaşlılığımsın”

(devam edecek)