28 Şubat 2021 Pazar

SU MUHALLEBİSİ

 



2 su bardağı süt

2 su bardağı su

1 su bardağı toz şeker

3 yemek kaşığı tepeleme mısır unu nişastası

Hepsi tencereye koyulur, iyice karıştırılır, pütürlü olmayacak. Kaynatarak, devamlı karıştırarak koyu kıvama gelir. Borcama dökülür veya kaselere dökülür, dökmeden önce borcam veya kaselerin içine su koyup boşaltılır, yani ıslak olacaklar, muhallebi hazır olur.

Kızamık şekeri kaynatılır, soğuduktan sonra gülsuyu konur. Kaselerin veya borcamın üstüne eklenir.




Not: Daha önce bir kere sütsüzünü yapmıştım, kızamık şekersiz, sonra şimdi iki kere sütlüsünü yaptım, bir borcamda bir kasede, ikisinde de kızamık şekerli yaptım. Sütsüz kızamık şekersiz de sütlü kızamık şekerli de çok güzel oluyor.




27 Şubat 2021 Cumartesi

BLOGLARI CANLANDIRMA PROJESİ 2



BCP'de geçen ay temamız umut veya başarı idi, bu ay ise Uzakdoğu. İçinde Uzakdoğu olan kitap film dizi benzeri her şey, Uzakdoğu yapımı veya. Ben de bir Japon anime dizi, bir Japon webtoon, bir Kore kısa film, iki tane de Endonezya filmi seçtim, ay içinde hepsini okudum izledim.

Geçen ay yazanların listesi de bu linkte:

https://okurixx.blogspot.com/2021/02/bcp-bloglar-canlandrma-projesi-ocak-ay.html



GUILTY CROWN

Japon fantastik bilimkurgu anime dizisi. Romantizm, aksiyon, dram, hüzün de içeriyor. 2011-2012 yıllarında yayınlanmış. Seslendirme ödülü de var. İki ayaklı robotlar nedeniyle mecha türü diye de nitelendiriliyor. Anime dizisinden sonra mangası ve romanı da yayınlanmış. Yani önce anime sonra manga, bir adaptasyon değil.

Yakın gelecekte geçiyor. Bir virüs nedeniyle Japonya zayıf düşmüş ve dış güçlerin istilasına uğramış, ülkeyi başkaları yönetiyor. Ama direnişçiler de var. Ergen bir lise öğrencisi oğlan, Shu, psişik yeteneklere sahiptir, direnişçilerden olan İnori ile tanışınca birlikte işgalcilere karşı savaşırlar. İkisinin geçmişleri de önemlidir. Bir yandan virüsle diğer yandan da ülkeyi yöneten yabancılarla mücadele ederler. Heyecanlı anime. Müzikleri, çizgileri, karakterleri, aksiyonu, çok da karmaşık olmayan konusu iyi. Not:4/4




DAL-SEZ

Japon manga webtoon, yani internet çizgi romanı. Halen yazımı devam ediyor. Yaklaşık 100 bölüm oldu, yaklaşık kırk bölümü dilimize çevrildi, tüm bölümleri ise İngilizce’ye çevrildi. Fantastik dram, hüzün, korku, gerilim, hepsi var, romantizm de.

Denzel genç ve yetenekli bir büyücüdür, bir gün gözleri sarıya dönüşür, hayatında her şey değişir, efsaneye göre kendisi acaba bir canavar mıdır, bunu anlamak için Uçurum adlı bir paralel dünyaya geçer. Annesi de bir şeytandır belki, büyük babası ise deneyler yapan bir bilim adamı. Denzel, geçmişini öğrenmek zorundadır, annesi kimdir, babası kimdir, dedesi kimdir? Not:4/4




SHIM CHUNG

Bir Kore efsanesinin 2019 yılı kısa film uyarlaması, mavi deniz efsaneleri  olarak da tanınıyor. Efsaneye göre kör bir çiftçi gözlerinin açılması karşılığında 300 çuval pirinç vermeyi kabul ediyor ama bunu başaramıyor. Kızı kendini feda ediyor deniz tanrısına. Tanrı da ona kıyamıyor. Ancak bu uyarlamada kızın başına başka bir dram geliyor. Etkileyici, hüzünlü. Not:4/4




AŞK AYETLERİ

AYAT AYAT CINTA, 2008, Endonezya

Aşk, evlilik dramı. Dini temel alan dizilerden. Film, Mısır’da geçiyor. Fahri, üniversite için Endonezya’dan Mısır’a gidiyor, dini bütün bir genç, okulda iken çevresinde birçok kız oluyor, o da kendine bir eş seçmek istiyor, Endonezyalı, Mısırlı, Türk kızlar var çevresinde, onlar Fahri’ye ilgi gösteriyor, o da seçmek durumunda kalıyor. Kültür olarak bize çok uzak değiller. Belki tuhaf gelebilir bize bazı yönleri ama iyi dram, müzikleri de iyi, ayrıca masum, saf, temiz film sayılır. Not:3/4




ASSALAMUALAIKUM CALON IMAM

2018, Endonezya

Merhaba imam adayı anlamına gelen filmde Fisya adlı genç kız erkeklere biraz mesafeli, çünkü daha önce Jidan adlı birini sevip üzülmüş, bir gün doktor Alif ile bir trafik kazası yüzünden tanışır, ikisinin ilişkisi Fisya yüzünden zorlu geçer ve ardından da bir dram gelir. Evlilik, aşk film ve dini filmlerden. Türk dizilerini andırsa da yerli dizilerden daha masum bir film. Not:3/4


26 Şubat 2021 Cuma

HER AY BİR YAZAR BİR OYUNCU 2



Sevgili Mavi Lale düzenlemişti bu etkinliği. Her ay bir yazar bir oyuncu. Ocak ayında Virginia Woolf, Meryl Streep idi. Şubat ayı da Irvin Yalom, Kate Winslet. İyi oldu, bu sayede Yalom'dan heyecanlı, sürükleyici bir roman okumuş oldum.Winslet'in de bu filmini izlememiştim.

http://mavilaleden.blogspot.com/2020/12/planl-yasamda-2021.html

SPINOZA PROBLEMİ

Irvin D. Yalom

Pegasus Yayınları

Biraz felsefe biraz Naziler, oldukça heyecanlı, meraklı bir roman. Konu Spinoza, onun Amsterdam’daki yaşamı. İşi, düşünceleri, başına gelenler, kitapları. Ve uzun yıllar sonra onun kitaplarının peşine düşen bir Nazi. Bu kurgu roman, Spinoza üzerine bazı gerçeklerden yola çıkıyor ve içinde psikiyatri de olan bir polisiyeye dönüşüyor.

Yazar, Spinoza Müzesini ziyaret ettiğinde bu kurgu aklına gelmiş. Spinoza düşünceleri ve yaşantısıyla gerçekten de ilginç ve etkileyici bir düşünür. Yaklaşık 300 yıl sonra onun kitaplarının peşine düşen Nazi de ünlü bir gerçek tarihsel kişilik, Rosenberg.

Keyif veren kitap. Not:3/4

 


AŞK VE YAŞAM

Sense and Sensibility

Ang Lee, 1995, İngiltere

Austen’ın en ünlü kitaplarından olan bu kitabın bizde birçok ismi var, Aşk ve Yaşam, Aşk ve Gurur, Gurur ve İhtiras, Akıl ve Mantık. İki kızkardeşin yaşamı. Biri daha duygusal diğeri daha mantıklı. Kitaptan uyarlanan bu film de keyif veriyor. İki kızkardeş de mutlu olma isteğinde. Duygusal olan daha çok kırılıp üzülüyor, diğeri ise daha soğuk ve gururlu.

Emma Thompson, Kate Winslet, Hugh Grant, Alan Rickman. Kadro da çok iyi, film de. Not:4/4

25 Şubat 2021 Perşembe

KASAP

 


Marcel, her zamanki gibi et kesiyordu, yıllardır yaptığı gibi. Kendini bildi bileli et keserdi, baba mesleği ne de olsa. Babasına çıraklık yapmıştı, babası emekli oldu, dükkan ona kaldı. Sakin yaşardı, evlenmedi, dükkana gelir akşam evine dönerdi, esnafla ve halkla arası iyiydi. Kasabada zaten herkes birbirini tanırdı. O da çocukluk arkadaşlarıyla buluşurdu kır kahvesinde. Sohbet ederler, demir bilyelerle oynarlardı. Kimin topu daha yakın olursa o kazanırdı.

Marcel, yanında birkaç kişi de çalıştırırdı. Dükkana gelen müşteriler olduğu gibi telefonla arayarak da isterlerdi. O veya yanında çalışanlar bisiklet veya motorla müşterilerin evlerine gitmeye alışmışlardı. Marcel’e yine telefon gelmişti. Kasabaya yeni taşınan bir kadından. Biraz dışarıda oturan kadının evine siparişleri kendi götürdü, motorla. Evin kapısını çaldı. Kadın açtı kapıyı, Marcel’i içeri çağırdı.

Etleri mutfağa götürdü, nezaketen birkaç kelime konuştular. Kadın kasabadaki okula gelen müzik öğretmeni idi. Konserlere de çıkan bir piyanist idi aynı zamanda. Kasap, holden geçerken salondaki piyanoyu gördü. Dikkatini çekmişti. Piyanist, Françoise, sordu ona, piyano çalıyor musunuz, diye. Adam, yok dedi hiç çalmadım, görmedim de. Kadın, bunun üzerine piyanonun başına geçti, tuşlara dokunup bir şeyler çalmaya başladı. Mozart, dedi, adama.

Kasap, büyülenmiş gibi dikkatle bakıyordu kadının parmaklarına. Françoise, davet etti kasabı piyano çalmaya. Marcel oturdu, ellerini tuşların üstüne koydu ve çalmaya başladı. Tıpkı Françoise gibi çalıyordu. Aynı şarkıyı tamamıyla kadının çaldığı gibi çaldı. Öğretmen çok şaşırdı buna, yine oturdu ve başka şarkılar da çaldı ve Marcel hepsini aynı şekilde başarıyla tekrarladı. Bunun üzerine kasap, müzik öğretmeninin evine gelip gitmeye başladı. Marcel daha da iyi çalmaya başladı.

Bir süre sonra Françoise, Paris’ gitti, konservatuvardaki hocası Michel ile görüştü, kasabı konsere çıkartmak için, Michel kabul etmedi tabii ama ısrar etti kadın, Michel kendileri için bir utanç olabileceğini düşünüyordu ama Françoise, siz onu önce bir dinleyin diye rica etti. Marcel geldi Paris’e, Michel de şaşırdı onu dinleyince ve sonunda onu konsere çıkarmaya karar verdiler.

Marcel ilk kez bir senfoni orkestrası ile çalıyordu, daha önce sadece öğretmenin evinde çalmıştı. Konserde kalabalık önünde bir an şaşırdı, yerinde hiç kıpırdamadan oturdu ama sonra başladı çalmaya, dinleyiciler de onu beğenmişti, bol alkış aldı.

Hayat böyle tesadüflerle doludur. Aslında hepimizin birçok konuda yetenekleri vardır. Bunların farkına varmadan yaşarız. Ya da Marcel gibi bir tesadüfle öğreniriz.

Not: Jeu de Boules, Antik Yunan'da keşfedildiği söylenen ve Avrupa'da sevilen bir top oyunu, bir spor, turnuvaları, olimpiyatları da var.

21 Şubat 2021 Pazar

ÇİKOLATALI TAVUK GÖĞSÜ





Malzeme:

2 litre süt

3 yemek kaşığı un

2 yemek kaşığı mısır nişastası

1 paket çikolata sosu (veya iki kare bitter)

1 su bardağı toz şeker

Az kakao

 





Bir tencereye dört bardak sütü koy, üstüne bir bardak şeker, karıştır, erisin içinde.

Başka bir kapta, bir bardak süt, üç yemek kaşığı un, iki yemek kaşığı mısır nişastası, karıştır, salep gibi olsun, pütürsüz.

Bu karışımı tencerenin içine akıt, karıştır hepsini.

Ocağa koy, devamlı karıştır, yoğun olsun, salep kıvamını geçsin.

Borcamın içini yıka, kurulama, tencereyi içine dök, üstünü düzelt.

Bir küçük tencerede, bir bardak süt ve çikolata sosunu karıştır, koyu kıvama gelsin.

Borcamın üstüne dök, üstünü düzelt, bekle bir saat kadar.

Üstüne biraz kakao elekten geçirip serp.

Buzdolabına koy,  dört saat kadar dursa yeter. Keserken de hep bıçağı suya tut.



20 Şubat 2021 Cumartesi

TANRI İLE SOHBET

 




TANRI İLE SOHBET

Alışılmadık Bir Diyalog

1-2-3

Neale Donald Walsch

Kuraldışı Yayıncılık

Mistik kitap serisi. Çevirmeni de Nil Gün. Genelde Reiki, Yoga, NLP benzerlerini sevenlerin temel kitaplarından. Tanrılar Okulu, Tibetin Gençlik Pınarı, The Secret, Ramtha gibi.

Pozitif içerikli kitaplardan. Üç kitap birbirini izliyor. İlk kitap bireysel olarak Tanrı ile nasıl konuşabileceğimizi, ikinci kitap daha genel olarak dünyayı, üçüncü kitap da ruhsal, Tanrısal konuları anlatıyor.

Tanrı ile konuşabileceğimizi ve onun da cevap verebileceğini gösteriyor. Biz konuşuruz onunla, senin cennetinde yaşıyorum, koruyucusun, sayende bütün dünya nimetlerinden faydalanıyorum, kötülüklerden uzak duruyorum, savaşlar, pandemi, bunlar senin hatan değil, bizim hatamız.

Kötülüklerden uzak durduğum için temiz kalıyorum, belki de zaten böyle düşündüğüm için kötülüklerden uzak durmuş oluyorum.

Tanrı ile konuşmalarımızda onun cevaplarını da, karşılığını da hissedebiliriz, zihnimizde, bedenimizde, ruhumuzda, kalbimizde, ona söyleriz, teşekkür ederiz, şunu yapmak istiyorum, deriz, doğru yapınca doğru sonuç alırız.

Dürüstlük önemli, dürüst olunca başarılı oluyoruz, mesela kimseyi suistimal etmeden, kimseye borcumuz olmadan. Sen bilirsin Tanrım demeye gerek yok, o biliyor zaten, yani Tanrı zaten bizi destekler, yardım eder.

Kitaplardaki düşünceler olumlu tabii, bir anlamda The Secret’ın devamı gibi. Belki de bu tür kitaplar temiz kalmamızı sağlayan kitaplar.

Not:3/4

19 Şubat 2021 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 4


 

KISA FİLM

Şemsiye

Umbrella, 2020, Brezilya

Anlamlı, duygusal ve kısacık bir animasyon. 2021 Oscar adayı. Gerçek olay. Bir yetimhanedeki bir çocuk hiçbir hediyeyi kabul etmez, sadece bir sarı şemsiye ister, çünkü babasını en son yağmurda görmüştür ve babası ile sarı şemsiyeyi özdeşleştirir. Kaçırılmaz. Not:4/4

KORE FİLMLERİ

Bizi Şeytandan Koru

Deliver Us From Evil, 2020, Güney Kore

İyi aksiyon. Bir kiralık katil son işini yapar ama eskiden tanıdığı bir kadın ondan yardım ister, kızı kaçırılmıştır. Ona yardım eder, bu arada katile eskiden kin duyan biri de onun peşine düşer, adam iki olay arasında kalır. Sürükleyici, heyecanlı. Not:3/4

Koleksiyoncular

Collectors, 2020, Güney Kore

Bir mezar soyguncusu değerli eserler çalıp satar, bir heykeli satacakken heykeli bir başka koleksiyoncu ele geçirmek ister, sonra bir soygun işi daha alır ama iş belalıdır. Bol aksiyon ve gerilim. Not:3/4

VAHŞİ BATI

Zincirsiz

Django Unchained, 2012, A.B.D.

Bir Tarantino filmi yani yine kanlı. Bir siyahi kovboy ile bir kelle avcısı kovboyun karısını kaçıranların peşine düşerler. Bol kurşun bol ölüm. Oyuncu kadrosu parlak. Not:3/4

KORKU

Bizi Kötüden Koru

Deliver Us From Evil, 2014, A.B.D.

Gerçek yaşamdan alınan filmde bir polis ve bir rahip şehirdeki insanların ruhunu ele geçiren şeytanların peşine düşer. Bol gerilim. Şeytan çıkarma filmlerini sevenler için. Not:4/4

YEŞİLÇAM FANTASTİK FİLMLERİ

Cilalı İbo Avrupa’da

Osman Seden, 1970

Cilalı İbo, İstanbul’da bir ayakkabı boyacısı. Sevdiği kız Almanya’ya gidince o da İstanbul’a gelen bir Arap Şeyhinin yanındaki kızlardan biri kılığına girerek Almanya’ya gider. Orada iken Nazilerin İstanbul’da bomba patlatacağını öğrenir ve bu kez de bir Nazi kılığına girerek bunu önlemeye çalışır. Bol kılık değiştirmeli, eğlenceli film. Not:3/4

Kızılmaske

Çetin İnanç, 1968

İstanbulda maskeli bir çete terör estirmektedir. Bir bilim adamının buluşunu çalarak bunu kötüye kullanacaklardır. Kızılmaske bunu önlemeye çalışır. Keyifli, komik. Not:3/4

Kilink Soy ve Öldür

Yılmaz Atadeniz, 1967

Dünya gizli servisleri New York’ta toplanır, Kilink de gider, İstanbul’da bir mikrofilm olduğunu öğrenir, bu mikrofilm askeri bilgiler içermektedir, Kilink herkesten önce bunu elde etmek ister. Keyifli aksiyon. Not:3/4

Kilink İstanbul’da

Yılmaz Atadeniz, 1967

İskelet kostümlü Kilink ile Superman benzeri Uçan Adam’ın karşılaşması. Kilink bir bilim adamının bulduğu ilaçla dünyaya hükmetmek ister ancak onun peşinde de insanlar vardır. Eğlenceli aksiyon. Not:3/4

Drakula İstanbul’da

Mehmet Muhtar, 1953

Drakula’nın yerli versiyonu çok başarılı ve çekildiği dönem için de şaşırtıcı. Kont Drakula hikayesi. Şatosunda yaşayan Drakula’nın evine giden Türk Azmi, İstanbul’a gelen vampir Drakula. Sarımsaklar, kazıklar, tespihler. Drakula rolünde Atıf Kaptan mükemmel. Not:4/4



18 Şubat 2021 Perşembe

PARK









Parkta bir bankın önünde üç oğlan bir kız gördüm, ergenler. Bağırarak konuşuyorlardı, kız gidicem dedi, oğlanlardan biri olmaz filan dedi, kolunu çekiştirdi kızın.

Hemen yaklaştım yanlarına, oğlana dedim, dokunma kıza, oğlan da şaşırdı kız da, taciz etme dedim kızı, kıza da gel benimle yürü evine gidiyorsun dedim, yürüdük biraz, Florence Nightingale’e doğru yürüdü, izledim arkasından gitti, gitmeden önce vallahi haklısınız ya, dedi.

Yine parkta bu kez bir adam gördüm, minnak bir kızın saçını okşuyordu, kız da adamın elini ittiriyordu. Hemen gittim adamın yanına. Kız istemiyorsa dokunamazsınız ona dedim. O benim kızım dedi. Olsun dedim istemezse dokunamazsınız, bak istemiyor dokunmanızı.

Hayır dedi, o kapris yapıyor sadece. Tamam dedim, kapris yapmak onun hakkı. Yapsın, cadı olsun, hakkını arasın, eşinize de o istemediği sürece dokunamazsınız. Adam tuhaf tuhaf baktı, herkes sizin gibi olsa bu ülkede hiç kötü olay yaşanmaz dedi.

Adam ile kızını parkın önünden geçerken görüyorum arada, adam mutlaka gülümseyerek selam veriyor.

17 Şubat 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU 3





BOĞAZ GEZİNTİSİ

Sade bir akşamüstü manzarasıydı gözlerin.

Vapurda çay simit biraz da sohbet fakat en çok martılarla muhabbet ederken çaresizce selamlardık batan güneşi yeniden doğacağının güvencesiyle. Saygın yunuslar yarışırdı bizimle Boğaz boyu. Fakat kim galip gelirdi bilemezdik en sonunda. Suya atladıysan yüzeceksin gardaş der sonra da kaybolurdu delikanlı yunuslar. Martılar buna gülerdi muziplik damarlarında vardı.

Masallar uydururduk göklerin mavisinden mavi, suların titrek dalgalarından dalgalı ve adalardan yeşil mi yeşil fakat begonvillerle dolu. Döner dolaşır yolu önce kaybeder sonra kendimizi bir tatlıcıda bulurduk. En çok çilekli baklava yerdik orada. Bir de fıstık sarması. İçli köfte ve tirşik başka mekandaydı. Bir de kömbe olsa fena olmazdı.

Zaten Boğazda dolaşırken hep karnım acıkırdı. Boğaz demek yemek demekti. Manzaralı bir kafede börek yemek gerek işte şimdi.

Son


YILDIZ TOZU

Üzgünüm dedi bankonun ardında yüzünde asık olduğu kadar sinirli bir ifadeyle duran üç bin yaşındaki Haimlauf. Bembeyaz sakalındaki örgüler birbiriyle kafes gibi sarılıp ilginç bir model oluşturmuştu. Kafasında mercanlar ve gerçek yıldızlardan oluşan bir taç vardı. Bir saattir karşısında iflah olmaz bir inatla ısrar eden çocuğun isteğinin olanaksızlığını anlatmaya çalışmaktan bıkmıştı. Daha sırada bekleyen iki yüz kırk sekiz kişi vardı fakat çocuğu isteğinin olamayacağına ikna etmeden gönderemezdi. Bu kaidelere uygun olmazdı. Sırasını bekleyenlerin de sabrı tükenmişti fakat kurallar kesin ve keskindi. "Noterden aldığın belge zaman aşımına uğramış ve üzerindeki yıldız tozu okunamaz halde. Bu şekilde puanını okuyamadan seni bir kukladan insana çeviremeyiz." diye baştan bir kez daha açıklarken okuyamadığı deniz kabuğunu da boyu yetmediği için bankonun üzerini göremeyen kukla çocuğun yüzüne sallıyordu.

"Üzgünüm ama anlamak zorundasın. Temiz bir başlangıç yapıp bu kez doğru adımlar atarak yeni bir başvuru yapmalısın fakat bu kez okunabilir bir yıldız tozuyla gelmeyi unutmamalısın. Hadi artık kabullen ve beni serbest bırak da işimi yapmaya devam edebileyim." diye eklerken önce kendinden emin sonra da çocuğun ikna olmamış bakışları karşısında hem yalvarır hem de fenalık geçirir halde görünüyordu. Bu sırada çocuğun ona iki saattir uzattığı su dolu fanusu yeni fark etmişti. "Susamadım ana nezaketinden dolayı teşekkür ederim." diyerek uzatılan fanusu aldı. Çocuk pek konuşmuyordu çünkü kadim lisanı bilmiyordu. Haimlauf fanusu içmeden bankonun üzerine koyduğu sırada çocuk işaretlerle deniz kabuğunu suya atması gerektiğini anlattı. Neyse ki bunu ifade etmek için karmaşık hareketler kullanmasına gerek kalmadan Haimlauf onu anlayabildi. Bu işte bir tuhaflık var diye düşünerek kabuğu suya attı ve o anda gördüğü şey karşısında gözleri zaten mercek etkisi yaratan gözlüğünün ardında öyle bir açıldı ki bunu gören herkes binlerce yıldızla dolu iki kuyuya baktığını sanabilirdi.

"Sen inanılmazsın bunu neden başından beri söylemedin? İlginç çocuk seni.. amacın sabrımı denemekse epey zorlanarak sınandığımı kabul etmeliyim." İşte keyfi yerine gelmişti sonunda görevini doğduğundan beri olduğu üzere layığıyla bir kez daha yerine getirebilecekti. Yıldız tozları Ayna okyanusunun tabanından toplandığı için ters kaydedilmişti ve yalnızca okyanusun kendi suyu içinde okunabiliyordu. Haimlauf bir kahkaha attıktan sonra kabuğu sudan çıkartıp üzerine onaylandığını belirtmek için isminden oluşan mührünü bastı. Mühür taklit edilemesin diye hologramlı ve onun dna’sına sahipti. Kukla çocuk onaylanan kabuğu alırken sonunda hayallerine kavuşmanın heyecanını yaşıyordu. Kabuğa sarılıp teşekkür ederken sırasındaki yerini başka birine bıraktı ve sahilin diğer tarafındaki bankoya ilerledi.

Burada hiç sıra yoktu çünkü işlem çok basitti. Bankoya vardı ve kabuğu görevliye uzattı. Görevli kabuktaki mührün orijinal olup olmadığını test etmek için bir iguanaya yalattı. İguana alarm vermeyince kabuğu bu kez öğütücüye koydu ve parçalanması için iki saniye bekledi. Hazneye dökülen deniz kabuğu tozunu alıp üzerine balık pulu ve arkasındaki kasadan çıkardığı parlak mor bir sıvıyı döktü. Hemen sonra bu karışımı önce bir çalkaladı ardından avuç kadar bir ejderhanın nefesinde kuruttu. En son olarak da özel bir sıvıyla dolu sprey şişesine koydu. "İşte bu kadar." dedi ve büyülü parfümün koyu maviden altın sarısına dönmesini bekledi. Nihayet altın gibi parıldayan parfüm kullanıma hazırdı. Görevli gözlerini kapatmasını söyledikten sonra kalbi küt küt atan çocuğun başından aşağı tüm parfümü boca etti. Çocuk gözlerini açtığında korsan desenli mavi örtüleriyle sıcacık yatağındaydı.

Son


DİSİPLİNLİ GÜLMELER

"Disiplinli bir şekilde gülümse" demişti. "Nasıl yani?" diye bir kez daha düşündü. İnsan gülümserken önce bir içi gıdıklanır sonra gözleri kısılır ardından üst dişleri ortaya çıkarken dudakları yanlara ve yukarı doğru çekilir, hele bir de çok derinlerden bir coşkuyla çağıl çağıl gelmişse gülmeleri, omuzları sarsılır, daha da fazlasıysa hafazanallah gövdesi bir zelzeleden geçerdi. Bu şartlar altında disiplinli nasıl olunabilirdi bunu hiç anlayamamıştı. Gülerken dudaklarını daha kapalı mı tutmalıydı veya omuzlarının sarsıntısını mı engellemeliydi? Yahut ciddi bir duruş mu sergilemeliydi? Gülmek kalpten gelen rastgele bir şeydi ve bunu bir disiplin halinde hiç düşünmemişti. Aklına mantığına sığdıramadı bu işi. Şimdi ne zaman bir sohbetin ortasında güleceği gelse bu sözü hatırlayarak düşüncelere dalıyordu. Dışarıdan bakanlar gülmelerini yarım bırakan, içini burkan bir derdi var sanırdı. Halbuki sadece bu sözün peşine düşer giderdi o anlarda.

Yine salıncakta oturmuş sallanırken bunları düşünüyordu. Bedeni salıncağın hafif hafif ileri geri gelip gidişlerine ayak uydururken saçları denizden gelen tuzlu esintilerle kıpırdanıyordu. Bir anda daldığı gibi bir hızla düşünce treninden dışarı attı kendini. Karşısında suya dalıp çıkan martılar güneşin parlattığı ütüsü bozulmuş denizle oyunlar oynuyor ve garip çığlıklar koparıyorlardı. "Martıların sesleri de hep kahkahaya benziyor" diye düşünürken ayağını toprakta sürüyerek salıncağı durdurdu. "Üstelik bu kahkahaları hiç dinmek bilmiyor daima devam ediyor" diye düşünmeye devam etti. Sonra zihninde bir şeyler aydınlanır gibi oldu. Martılar disiplinli bir şekilde kahkaha atıyorlardı. Vazgeçmeden ve düzenli şekilde buna devam ediyorlardı. Şimdi anlamıştı. Ne olursa olsun gülümsemesini kaybettiği zamanlarda bile onu geri kazanmasını bilecek ve daima kendine inancını ve neşesini koruyarak yaşama karşı disiplinli şekilde gülümseyecekti. Sonunda onun ne demek istediğini anladığı için kocaman gülümsedi.

SON


NAZLI SERÇE

“Ah şu batmakta olan pestenkerani güneşin altında kavi bir serzenişle ve bir o kadar şamatayla gezinen bu biçare ruhu duymayan(sarfınazar) diğerkâm nazlı safderun serçe... Nedir bu dildeki çile nedir bu bitmez tükenmez edalı hallerle dans edişler ve bu sonu gelmez ayazlarda titreyen nefeslerle dinlenmeyen seferi günler... Görmez misin gün efsunkar geceye bir küser bir barışırken zaman nasıl da bir göçebenin kumda kavrulmuş türküsü gibi soluverir. Bu muğlâk varoluş ve tükenişler içinde ışığın rabıtası yine gönlündeyken nice pervaneler sonsuzluğa erişir. Nice türküler yankısını namütenahi çöllerde yitirir...”

Düşüncelerini toparlamak için bir an duraksadı. Kalemdeki mürekkebi tazelemek için hokkaya batırmadan hemen önce bundan vazgeçti ve keklik tüyüyle süslenmiş diviti çiçek motifleriyle bezenmiş gümüş tutacağına yerleştirdi. Gönlünde hasıl olan hisleri dile tercüme etmek bu denli zor olmamıştı evvelinde. Bir an tüm yazdıklarını hiçe sayarak kağıdı buruşturup çöpe atmak istediyse de bunun için bir eylemde bulunamadı. Gözlerini kapatarak derin bir nefes alıp bıraktı. Hemen ardından ani bir tavırla yerinden kalkıp masanın etrafından dolaştı ve odanın karşısındaki tirizli pencerenin önüne vardı. Ellerini belinin ardında kavuşturmuş kafasında dönmeye devam eden düşüncelerle batan güneşe odaklanmıştı. Dışarıda yağmurun ardından yıkanmış taze bir manzara vardı. Her şey ne kadar da yeni ne kadar da körpe ve sonsuz görünüyordu. Kendinden asırlar sonra bile şu nazarlı gökyüzü aynı ihtişamıyla orada olmaya devam edecekti. Asırlar sonra her nerede olacaksa bunu görmeye devam edebilmeyi umdu. En azından şimdi olduğu gibi o zaman da gözleri göklerde buluşmaya devam edebilirdi. Ocaktaki odunlar azalmış cılız bir kor geride kalmıştı. Zamanın ne kadar da fani olduğunu düşünürken içi ürperdi. Gidip mektubu bir şekilde tamamlamalıydı. Başıyla kendi düşüncelerini onaylarken pencerenin önünden bir serçe geçti. Gülümsedi.

SON


MİNİK BALIK RİVA VE GÖLGE MOLY

"Ah hiç iflah olmazsın sen Moly" dedi minik balık Riva taşın üzerindeki gölgeye. Kendini bildi bileli ailesinin bu garip üyeleriyle sıkı bir dostluğu vardı. Özellikle bir tanesi peşinden hiç ayrılmıyordu. Birlikte yüzüyor, suyun içinde deli gibi dönerek yarışıyor ve beraber yemek toplamaya gidiyorlardı. İkisi bir elmanın iki yarısı gibiydi. Ailesinin diğer üyelerinin de peşinden ayrılmayanlar vardı. Üstelik annesinin yoldaşının tıpkı annesi gibi upuzun ve güzel bir kuyruğu vardı.

"Ne zaman bir şeye cesaret edemesem başkalarından ziyade hep sen yanımdasın. Sen gerçek bir dostsun. Her zaman zorlu şeylere karşı beraber çabalıyoruz. İyi ki yanımdasın" diye konuşmaya devam etti. Minik balık gölgeyi kendisi gibi bir balık zannediyor konuşamasa bile onunla iletişim kurduğunu düşünüyordu.

"Evet cesaretimi yeniden kazandım sayende. Doğru söylüyorsun. Başını bu kadar sallamana gerek yok başım döndü Moly. Eh dur artık. Tamam tamam sakin ol hemen harekete geçiyorum. Gidelim.."

Riva ve Moly aileleri ve komşularıyla birlikte bir şelalenin ardında kalan mağara benzeri boşlukta yaşıyordu. Buraya güneş zayıf ulaşıyordu ve bazı noktalar ışığı hiç bulamıyordu. Bu yüzden Moly zaman zaman kaybolduğunda Riva onun karanlıktan korkup kaçtığını düşünürdü. Ona cesaret verici şekilde seslense de Moly ışığı görene kadar saklandığı yerden ortaya çıkmazdı. Riva uzun zamandır ışığın geldiği büyük suyun arkasında ne olduğunu bulmak istiyordu. Orada daha çok ışık olduğundan emindi ve bunun Moly'i mutlu edeceğini düşünüyordu. Moly geceleri çoğunlukla gizlenirdi. Fakat göklerden akan büyük suyun ardında geceleri bile kaybolmayan soluk bir ışık vardı ve Riva arkadaşının orada asla gizlenmek zorunda kalmayacağını ve bir daha hiç korkmayacağını düşünüyordu. Moly'nin kendisi kadar heyecanlı ve istekli görünüşü de ona bu konuda daha çok cesaret veriyordu.

"Annem bu konuyu ne zaman açsam deliye döner ve sınıra yaklaşmamızı kesinlikle yasakladı Moly, buna sen de şahit oldun. Fakat yengeçler korkacak bir şey olmadığını ve yeterince büyüdüğümde onları takip edebileceğimi öğütlerdi. Artık hiç yengeç yok ama o zamanlar onların hangi yöne doğru gittiklerini, nereden tırmandıklarını çok iyi ezberlediğim için hiç unutmadım. Daha yükseğe zıplamak için her gün beraber nasıl çalıştığımızı ve yüzgeçlerimizi nasıl da kuvvetlendirdiğimizi herkes hayranlıkla görecek. Çok az kaldı Moly, bugün büyük gün!"

Moly ona başıyla ve kocaman açtığı yüzgeçlerle karşılık verdi. Şelaleyi aşmadan biraz geride suyun içinden yükselen dikitler doğal bir engel oluşturuyordu. Dikitleri aşmak en zoruydu. Yengeçlerin kenarlardaki kayaların üzerinden yürüyerek gelip gidişlerine şaşkınlıkla bakardı. Fakat biliyordu ki onlar karadan ilerleyemezdi. Birbirine sımsıkı bitişmiş olan dikitlerin üzerinden atlamak zorundaydılar. Havaya daldıkları zaman tekrar suya kavuşuncaya dek de nefeslerini tutmalıydılar. Bunun için de her gün nefes egzersizi yapmışlardı. Her gün küçük bir taşın üzerinden bir ileri bir geri atlayarak antrenman yapar ve onları görenler deli olduklarını düşünürdü. Şimdi dikitlerde ilk ve tek denemeyi yapacaklardı ve bunun geri dönüşü olduğunu pek sanmıyordu. Çünkü dikitleri aşar aşmaz geri dönmelerini engelleyecek şekilde şelalenin çekimine kapılacak hemen ardından akıntı onları diğer tarafa atacaktı. Akıntıya karşı yüzebileceklerini sanmıyordu. Yine de bu cesaretlerini görenlerin onların peşinden geleceğini ve daha aydınlık bir dünyada yaşayacaklarını umut ediyordu.

Moly'i hep cesaretlendirmeye ve korumaya çalışsa da o da karanlığı hiç sevmezdi hatta bundan ödü patlardı fakat bunu hep gizlemişti. Diğer balıkların da daha çok ışık hayal ettiğini biliyordu. Bugün herkesin karanlıktan kurtulması için büyük atlayışlarını yapacaklardı. Göklerden düşen büyük suyun tam zıttı yöne gidebildikleri kadar uzağa gelmişlerdi şimdi. Önce sakince dikkatini topladı. Yapacakları şeyden sonra geri dönüşün olmayacağı düşüncesi içini burkuyordu. Ama ışığa kavuşmaları için gerekli bir adımdı bu. Riva peşindeki Moly ile hızla yüzmeye başladı. Bir yandan da çığlık atıyordu. Sesini duyan herkes neler olduğunu anlamak için peşlerine takıldı. Yüzdükçe daha çok hızlanıyorlardı. Atlama noktasını iyi ayarlamak lazımdı. Onu gören annesi yapacağı şeyi anladığı için ardından bağırarak durmasını söyledi ve ona yetişmeye çalıştı. Bütün topluluk peşlerindeyken Riva ve Moly nefeslerini sonuna kadar tutup havaya atladılar. Bu an muazzamdı. Riva tahmin ettiğinden bile daha yukarıya sıçramayı başarmıştı. Üzerinden süzülen su damlaları zayıf ışık altında parlıyordu. Bir an Moly'yi göremedi. Onun yetişememiş olmasından korktu. Sonra aşağıya baktığında suyun yüzeyinde ve daha sonra da dikitlerin üzerinde onu takip ettiğini görebildi. "Sen çok çılgın bir balıksın Moly!"diye düşündü. "Çalışmana gerek yokmuş ama buna rağmen benimle her gün antrenman yaptın sen bir tanesin!" Onun yengeçler gibi taşların üzerinde yürüyebileceğini hiç düşünmemişti..

En sonunda diğer tarafta suya kavuştuğunda daha olanları düşünecek zaman bulamadan akıntıya kapıldı. Başı acayip dönmüş ve midesi bulanmıştı. Moly'nin nerede olduğunu bilemiyor bu karmaşa içinde kendi yüzgecini bile göremiyordu. Fakat sonunda diğer tarafa ulaşmayı başardı. Burada su biraz daha debelenip hırçın aksa da sonunda sakinleşmişti ve artık daha büyük bir dünyada olduğunu tahmin edebiliyordu. Daha önce görmediği birçok canlı merakla onun etrafına toplanmıştı. Ve ışığın kaynağının yukarıda suların çok üzerinde parlak bir denizyıldızı olduğunu anlamıştı. Bir denizyıldızının suyun dışında nasıl yaşadığını ve onca yüksekliğe nasıl çıktığını anlayamadı. Belki de bu bütün denizyıldızlarının annesiydi. Moly çoktan onu bulmuş peşine takılmıştı ve kumların üzerinde dinlenirken o da büyük yuvarlak ve parlak yıldıza bakıyordu. Sonunda karanlıktan pek fazla korkmaya gerek olmadan yaşayacaklardı. Bu sırada annesiyle diğerlerinin de peşlerinden gelmiş olduğunu fark etti ve hemen onlara doğru koştular. Riva ve Moly’nin cesaretleri sayesinde karanlıktan çıkmaları onlara da ilham olmuştu.

Son

Not: Şelalenin arkasında bir kovukta oluşan bir gölet, mağaramsı bir boşlukta. Şelalenin hemen arkasında dikitler oluşmuş olduğu için balıklar kolay kolay dışarıya çıkamıyor. Dikitleri geçince şelale akıntısının içinden geçilip açık alana çıkılıyor. Riva ve gölge Moly, havaya dalıyorlar, yani atlıyorlar, yukarı doğru tabii. Şelaleden geçiyorlar, böylece balık topluluğu karanlıktan aydınlığa çıkacak.


SEIKILOS AĞIDI

İşlek caddenin en geniş bölgesinde hala sapasağlam duran tarihi bina sokağa bambaşka bir atmosfer katıyordu. Cadde boyunca dizelenmiş kahve dükkanlarından yayılan taze çekilmiş kahve kokusu, baharatçılardan yayılan başka rayihalara karışırken arada bir oraya buraya serpiştirilen eski halı ve kumaş dükkanları ile hediyelikçiler de rengarenk ve nostaljik bir tuvalden fırlamış gibi görünüyordu. Etrafta hiç reklam panosu veya insanın gözünü alan o bilindik ışıl ışıl tabelalardan iz yoktu. Bu uzun ve işlek cadde otantik havasını korusun diye bunlar yasaklanmıştı. Tarihi bina uzun caddenin sonunda geniş bir havuzun etrafından u dönüşü yaptığı yerdeydi.

Havuzun içinde testisinden su döken bir nemf duruyor, kanatları ve saçlarına sık sık kuşlar misafir oluyordu. Bu, Naiad nemflerinden çeşmeler veya kuyularla ilişkili bir crinaeae olmalıydı. Fakat onun ne olduğu etrafından dolaşıp geçen insanların umurunda değildi onlar suya bakıp ferahlıyordu ve bu yeterliydi. Tarihi binanın merdivenlerine rahatça oturmuş ikisi kız üç genç sahanlığın iki kenarında bitkiden birer duvar oluşturmuş sarmaşık güller sayesinde rüzgardan korunabiliyor ayrıca yüksek konumları sayesinde önlerinde metrelerce uzanan cadde boyunca olan biten her şeyi görebiliyorlardı. Bakışlarının odak noktasındaysa crinaeae vardı.

Küçük bir kız çocuğu elinde pembe pamuk şekeri ile havuz başında tur atıp duruyor bir yandan da çepeçevre kenarda dizilmiş kaktüslere dikkat ederken turuncu koi balıklarına dokunmaya çalışıyordu. Gençlerden biri diğerine başlaması için işaret verince delikanlı kalabalığın hiç beklemediği bir anda saksafonu çalmaya başladı. Aniden yüksek tonda başlayan müzik havuzun kenarındaki kızı korkutunca elindeki pamuk şekerini suya düşürdü. Bu sırada sokakta zaman bir an için durmuş gibi herkes hareketsiz kalmış ve bakışlarını müziğe başlayan gençlere doğru çevirmişti. Daha önce kimsenin dikkatini çekmemiş olmaları şaşırtıcıydı. Üçünün de saçları kınayla boyalı olduğu için güneşte ateş gibi bir renge bürünmüştü.

Çaldıkları ezgi Seikilos Ağıdı'nın kendilerince bir yorumuydu ve havuzdaki nemf tanıdık bir şeyler duyduğu için huzurlu görünüyordu. Ve sokakta bulunan herkes müzik bitene kadar tüm işlerini bırakıp bir süreliğine notaların yolculuğuna kapıldı ve kendini tatlı ve hoş bir rüzgara bıraktı.

SON

Not: Seikilos ağıdı. dünyanın kayda geçmiş ilk şarkılarından biri ve Aydın'da icra edilmiş. Nette dinleyebilirsiniz. Nemf, Nymphe, peri demek. Naiad, tatlı sularda yaşayan periler. Crinaeae, çeşmelerde yaşayan periler. Koi, bir tür akvaryum balığı.


KAMP     (Eitha 5)

10.02.0187

Çarşamba

Dünyadaki son şehir de düştüğünden beri yıllar geçti. O muhteşem şehirlerden geride terk edilmiş harabeler kaldı. Binalar kendini çoktan doğaya teslim etti ve her yerden yemyeşil taze otlar, çalılar ve fidanlar yeşerdi. Güneşin gücü hissedilir derecede azaldı. Yazları bile geceler dondurucu derecede soğuk geçiyor. Gündüzler ısınmak için yeterli değil. Doğa buna kolay adapte oldu ve yeni türler meydana geldi fakat insanlar için durum aynı değil. Zaten geride bir avuç insan kaldı ve çoğu grupla iletişim kuramıyoruz. En son aldığımız haberlere göre çoğu grup hava şartlarının daha iyi olduğu ekvator çizgisine doğru hareket ediyor. Biz de burada daha fazla kalamayacağımızı anladık. Yarın çıkacağımız büyük yolculuk için hazırlıklar tamamlandı. Belirlediğimiz rotada birkaç grupla karşılaşacağımızı düşünüyoruz. Fakat bunun sonucunun iyi mi yoksa kötü mü olacağından emin değilim. Her şeye hazırlıklı olmak lazım. Yiyecek ve diğer kaynakları bulmak gittikçe zorlaştığı için son zamanlarda insanlar giderek daha vahşi oluyor. İçimde kötü hisler var.

Yolculuk tahminimizden daha zor olacak gibi. Üstelik geceleri hızla hareket edebilen ve avlarının kanıyla beslenen yeni bir tür ortaya çıktı. Hani şu efsanelerde anlatılan vampirler gibi bir yaratık. Görülmesi fark edilmesi çok zor ve onu fark ettiğinde iş işten çoktan geçmiş oluyor. Bu yüzden geceleri etrafa gözcüler koyuyoruz. Bu hem bu yaratıklar için hem de yağmacılar için gerekli bir önlem. Umarım her şey yolunda gider ve tüm kampı güvenle taşıyabiliriz.

Fakat aklımı kurcalayan ve henüz kimseye söylemediğim bir şey beni gittikçe daha çok rahatsız ediyor. Birkaç gece evvel o yaratıklardan biriyle ormanda karşılaşıp şans eseri kurtulduğumda omzuma iki dişini geçirmeyi başarmıştı ve enfeksiyon kaptığım bariz ortada. İki derin diş yarası feci şekilde kızarmış ve şişmiş durumda. Daha önce o yaratıkların elinden kurtulan kimse olmadığı için bir tür zehir taşıyıp taşımadıklarından emin olamayız. Ama kimseyi de endişelendirmenin sırası değil. Umarım ciddi bir durumda değilimdir. Sonuçta haritacı benim ve rotayı takip etmek için rehberliğime ihtiyaçları var. En iyisi güneş yükseldiğinde Haku'ya bir görüneyim. Belki bitkilerle yaptığı merhemler işe yarayabilir. Son günlerde beni güneş de rahatsız ediyor. Kendime büyükçe bir şapka bulmalıyım. Yoksa o sarı parlak ışık beni gerçekten hasta edecek gibi hissediyorum. Belki de gerçekten zehirlenmişimdir. Çünkü yediğim şeylerin de hiç tadı yok. Canım bir şeyler çekiyor ama ne olduğunu da çözemedim. Neyse. Düşünmek çok yorucu, en iyisi sabaha kadar biraz daha dinleneyim.

Son

14 Şubat 2021 Pazar

BEN VE GINNIE VE BEYAZ ZENCİLER

 





BEN VE GINNIE

Herman Raucher

Ayrıntı Yayınları

Herman Raucher, Amerikalı senaryo ve roman yazarı. ’42 Yazı adlı filme de çekilen romanı ile tanınıyor en çok. Bu romanında kendi yaşamından yola çıkmış ve 1950’lerdeki yaşamını ve dansçı karısı ile tanışmalarını ve ilişkisini anlatmış.

New York, Hollywwod, film dünyası, şov dünyası, şov dünyasında yer edinmeye çalışan iki genç ve romantik aşkları. Eğlenceli ve komik roman. Not:3/4


BEYAZ ZENCİLER

Ingvar Ambjornsenn

Ayrıntı Yayınları

Bir yer altı edebiyatı klasiği.

Norveç’li yazar, bu otobiyografik romanda kendi yaşamını ve arkadaşlarını anlatıyor. Yazar olmak isteyen bir işsiz güçsüz devletten aldığı sosyal yardım ile yaşıyor. Bavulu, daktilosu ile yolculuk yapıyor. Kendi gibi serserilerin yaşadığı boş evlerde yaşıyor, hepsi uyuşturucu ve alkol alıyor ama okur yazar, kitap, edebiyat seven insanlar, aralarında sanatçılar, şairler var ama toplum dışı yaşamı seçmiş kişiler hep. Bir tür tutunamayan hepsi ama keyifli, mutlu insanlar.

Uyuşturucu, alkol olsa da romanda keyifli, içten yazılmış, mutlulukla bazen de hüzünle okunan çok başarılı bir roman. Birçok filmde, kitapta olduğu gibi bu kişileri kötü ve zavallı göstermiyor aksine hepsi de hayatı doya doya yaşayan insanlar. Not:4/4

13 Şubat 2021 Cumartesi

MİNİ İNGİLİZ DİZİLERİ

 




ON KÜÇÜK ZENCİ

And Then There Were None (2015)

Yaklaşık 3 saatlik BBC dizisi. Charles Dance, Aidan Turner, Miranda Richardson, Sam Neill, Toby Stephens  gibi sağlam oyuncular var. Başarılı, heyecanlı, gerilimli bir Agatha Christie uyarlaması. Tiyatro havası taşıyor biraz da. Kitabın 50 yıl önce çekilmiş bir filmi de var ve o da çok başarılı.

Gizemli bir davetle 10 kişi bir adaya çağırılır. İş veya tatil hevesiyle giderler ancak adada cinayetler başlar. Agatha ve polisiye severler kaçırmasın. Not:3/4







PEMBROKESHIRE CİNAYETLERİ

Pembrokshire Murders (2021)

Yaklaşık 3 saatlik İngiliz polisiye dizisi. Başrolde Luke Evans (The Alienist) başmüfettiş rolünde. Yakın tarihlerde gerçekleşen bir gerçek davayı anlatıyor. Soruşturmayı yapan detektifin yazdığı kitaptan uyarlanmış dizi.

Bir adam hırsızlıktan dolayı yıllardır hapiste. Bir detektif onun uzun yıllar önce bir seri katil ve tecavüzcü olduğunu düşünüyor ve bunu günümüzün olanaklarıyla kanıtlamaya çalışıyor. İngiliz tarzı yavaş ilerleyen dizi ilginç ve sürükleyici. Not:3/4






TESS

Tess d’Ubervilles (2008)

Yaklaşık 4 saatlik BBC dizisi. Edebiyat uyarlaması, dönem dizisi. Thomas Hardy’nin Tess romanının  kırk yıl önce çekilmiş filmi de iyi. Hardy ayrıca Jude, Çılgın Kalabalıktan Uzak gibi sinemaya da uyarlanmış mükemmel klasiklerin yazarı.

Başrollerde Gemma Arterton (Bir Vampir Hikayesi) ve Eddie Redmayne (Danimarkalı Kız) çok iyiler. Dizi, oyunculuk, konu, ortam, giysiler, doğa, renkler, her yönden mükemmel. Konu biraz üzücü. 130 yıl öncesinin tutucu İngiltere’sinden bir kesit. O yıllara ait birçok kitap, film, dizide kadınların durumunun olumsuz olduğunu görüyoruz.

Tess, bir köylü kızı ama yoksul olsa da bir soylu olduğunu öğreniyor ve ailesi onu soylu akrabalarının yanına gönderiyor ancak ondan sonra başına gelmeyen kalmıyor. Ağır tempolu ama hayranlık uyandıran dizi. Not:4/4

11 Şubat 2021 Perşembe

BEŞİNCİ MEVSİM





Yağmur yağıyor. Herkes evinde. Yoldan dönmüştüm, yorgunum. Radyodan müzik dinlerken haberler başladı.  Eve doğru yürüdüm. Yağmur çok yağıyor, rüzgar fırtına da çok. Uçacak gibiydim. Şimşekler düşüyordu etrafa.

Burdan yürüme dedi birisi, yakalanırsın, peşimizdeler, kimler peşimizde, varlıklar, yaratıklar. Sahildeki gizli yoldan git. Kim bu yaratıklar anlamadım. Sahile çıktım. Yol güzeldi. Güneş batıyordu. Hava kararınca dışarıda olmak tehlikeli dediler.  Yağmur da çok.

Islanmamak için müzenin içine girdim, bekçi, kalamazsın burada hemen git dedi, önce böyle binaları denetlerler, ne akıllı yaratıklarmış bunlar, hemen arka kapıdan çıktım, müzenin bahçesinde sebzeler vardı, bu yaratıklar acaba sebze yiyorlar mıdır!

Uzaktan gölgelerini gördüm yaratıkların. Tüylü insanlar gibiydiler. Onlara görünmeden sebze bahçelerinin arasından sonunda eve ulaştım. Yağmur hiç dinmedi. Radyodan anons ettiler, evlerinizden çıkmayın, şimşek mevsimi bitinceye dek.

Şimşek mevsiminde bizim buralara bulutlar olmasa bile şimşek düşer. Keşke evde olmasaydım da bir mağara bulsaydım bari. Şimşek mevsiminde geliyormuş bu varlıklar. Hem varlıklardan korkuyordum hem de şimşekten.

Yani geldiğim yerde şimşek mevsiminde yaratıklar gelmezdi, yağmur yağardı, şimşek çakardı, beş mevsim vardı, ama bu yeni geldiğim komşu şehirde beşinci mevsimde yaratıklar da geliyormuş. Daha da yeni geldim tayinle bu şehre. Hemen de gidemem.

Ama belki yaratıklardan biriyle evlenip eş durumundan ben de onunla gidebilirim.

7 Şubat 2021 Pazar

DELİ VE DELİ KIZ

 




DELİ

Gülsen Kılıçaslan

Nemesis Kitap

Zonguldak’ta geçen bir romantik, biraz da komik bir aşk ve evlilik öyküsü. Bir Wattpad romanı.

Elif ve Emre’nin öyküsü. Elif ailesi ile yaşayan bir kız. Ailesi onu pek önemsemiyor, erkek kardeşini daha çok seviyorlar. Markette çalışıyor, aile de biraz yoksulca. Emre ise babasının mobilya dükkanında çalışıyor. Lakabı da Deli. Kadınlara kötü davranıyor, yakışıklı bir erkek, annesi ölmüş, babası onun evlenmesini istiyor.

Elif’in kardeşi Tufan, Emre’nin arabası ile kaza yapınca ailesi Elif’i Emre ile evlendiriyor, araba parasına karşılık. Emre de babası istediği için evleniyor, görücü usulü. Mecburen evleniyorlar. Emre, bir çocukluk travması nedeniyle kadınlara kötü davranıyor.

İkisinin evliliği kolay değil. Bol atışmalı, kavgalı sürüyor. Hoş ve sürpriz bir son oluyor. İkisinin ilişkisi, atışmaları eğlenceli. İkisi de biraz deli gibi olsalar da kötü insanlar değiller.

Sürükleyici ve çok bizden bir hikaye. Sevimli bir roman. Gündelik yaşam, aileler, ilişkiler gibi konuları sevenler için. Not:3/4


DELİ KIZ

Gülsen Kılıçaslan

Nemesis Kitap

Yazarın ikinci kitabı ilkine benzer bir konuda ve yine eğlenceli, keyifli. Yine romantik bir konu ve aşk ve evlilik. Bu kez kız deli. Çocukluğundaki bir travmadan dolayı deli gibi davranıyor, Aslı. Kadir ise ilk romandaki mobilyacı Emre’nin yanında çalışıyor.

Kadir, Pınar’ı seviyor ancak telefonuna yanlışlıkla gelen bir mesaj yüzünden başına dert açılıyor ve Aslı ile evlenmek zorunda kalıyor. Bir deli ile evli olmak zor tabii. İkisi geçinemiyor bir türlü. Ancak, arka arkaya birkaç sürpriz geliyor ve roman beklenmedik bir drama ve sona doğru ilerliyor.

Kadir ve Aslı’nın ilişkileri eğlenceli, ailelerin ve arkadaşların iyi niyetli ve kötü niyetli taktikleri ilginç, belki de çevremizde tanık olduğumuz olaylar. Romanda Aslı’nın günlükleri de gidişi belirliyor.

Sürükleyici, eğlenceli, komik, dramatik ve yine bizlerin gündelik yaşamları gibi. İlk romandaki Elif ve Emre’yi de yan karakterler olarak görmek hoş. Not:3/4

6 Şubat 2021 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 3

 





HIROKAZU KOREEDA FİLMLERİ

Günümüzün yeni Yasujiro Ozu’su (Tokyo Hikayesi) kabul edilen Japon yönetmenin kötü filmi yok. Genelde aileyi konu alan filmler çekiyor.

Kimse Farketmiyor

Dare mo shiranai, 2004, Japonya

Babaları ortalıkta olmayan birkaç kardeş, anneleriyle yaşarlar, anneleri bir erkek ile gidince kardeşler tek başlarına yaşamak zorunda kalırlar. Paraları yoktur, yoksuldurlar, evlerinde hiçbir şey yoktur ama yine de bu kardeşler birlikte yaşamaya devam ederler. Gerçek bir olayı anlatan film çok etkileyici. Not:4/4

Bitmeyen Yürüyüş

Aruitemo aruitemo, 2008, Japonya

Bir aile baba evinde toplanır. Anne baba o evde yaşamaktadır yıllardır. Çocukları ziyarete gelir. Daha önce ölen bir kardeşlerini anmak için toplanmışlardır. Onların bu bir araya gelişlerine tanık oluruz. Gündelik yaşam ve aileyi anlatan film sakin ve gerçek yaşam gibi. Not:4/4

Benim Babam Benim Oğlum

Soshite chichi ni naru, 2013, Japonya

Başarılı bir iş adamı bir gün oğlunun gerçek oğlu olmadığını öğrenir. Doğumda hastanede karışmıştır. Yıllardır başka bir oğlanı çocuğu sanmıştır. Hangi çocuğa baba olması gerektiğine karar veremez. Yönetmenden yine etkileyici bir aile filmi. Not:4/4

Arakçılar

Manbiki Kazoku, 2018, Japonya

Tokyo’da yaşayan yoksul bir aile karınlarını doyurabilmek için küçük hırsızlıklar yaparlar, ailenin her bir üyesi hayatta kalabilme mücadelesindedir. Aile bir gün sokakta kaybolmuş bir kız bulur ve onu eve alırlar, ona da bakmak durumundadırlar artık. Yine çarpıcı bir aile filmi. Not:4/4

………………………………..

BİYOGRAFİ

Kazı

The Dig, 2021, İngiltere

Arkeoloji, dönem filmi. Kaşif Pegy Piggott’un yaşamı ve çevresinde yaşananlar. Bir villanın sahibi arazisinde bir kazı ister, kazı başlar, önemli bulgular ortaya çıkar, kazının sorumluluğu hakkında anlaşmazlık çıkar. Arazi sahibi, arkadaşları ve müzeler  buluşun sahibi olmak isterler. Gerçek yaşam öyküsü ve klasik İngiliz sineması. Not:3/4

ANİME

Kutup Köpekleri

Arctic Dogs, 2019, İngiltere

Bir kutup tilkisi postanede çalışmaktadır, köpekler gibi posta taşımak ister, bir tilki iken kendini bir başarılı köpek gibi hayal eder. Bir gönderiyi sahibine ulaştırırken karşısına kötü amaçlı bir adam ve çetesi çıkar, amacı buzu eritmektir. Tilki bunu önlemeye çalışır, karşısına kahraman olma fırsatı çıkmıştır. Eğlenceli, komik, Bond filmlerine benziyor. Not:3/4

DRAM

İyilik Yap, İyilik Bul

Pay It Forward, 2000, A.B.D.

Sınıfta öğretmen bir ödev verir. Öğrencilerden biri de bir ödev konusu bulur. Herkes birbirine iyilik yapacaktır, karşılık beklemeden, her bir kişi üç kişiye yardım edecektir. Bu ödev ve iyilik bir şekilde ilgi çeker ve katılım gittikçe artar, çocuğun da yaşamı değişir, ailesi, çevresi, herkes bir şekilde değişir. Not:3/4 

5 Şubat 2021 Cuma

SHADOWPLAY VE UNDERCOVER

 





SHADOWPLAY

Fransa, Kanada, Almanya ortak yapımı bir dram, dönem dizisi. İlk sezonu bitti. İkinci sezon belli değil henüz. İkinci Dünya Savaşı sonrası Berlin. Almanya çökmüş durumda. Amerikalılar ve Ruslar Berlin’de cirit atıyor. A.B.D., bu şehirde bir polis birimi oluşturmak istiyor. Şehirde karmaşa hakim, cinayetler de var. Almanlar da öldürülüyor.

Dizide büyük Alman oyuncu Sebastian Koch (Asla Gözlerini Kaçırma, Başkalarının Hayatı), Alman Nina Hoss ve Amerikalı iki oyuncu Taylor Kitsch ve Michael C. Hall oynuyorlar.

Amerikalı bir polis bu görevle Berlin’e geliyor. Kardeşi ise bir katil. Dizi boyunca polis kuvvetlerinin kurulması, yer altı örgütleri ve iki kardeşin zorlu ilişkisi anlatılıyor. Not:3/4






UNDERCOVER

Hollanda, Belçika ortak yapımı suç, polisiye dizisi. İkinci sezonu bitti, üçüncü sezonu da gelecek gibi gözüküyor. İlk sezon daha heyecanlı, ikinci sezon biraz daha yavaş ancak iki sezon da başarılı ve ilgiyle izleniyor.

Her iki sezonda da iki farklı konu sezon boyunca sürüyor, birbiriyle bağlantısı da var sezonların. Gerçek bir yaşam öyküsü kurgulaştırılmış. Hollandalı uyuşturucu satıcısı Ferry Bouman’ın yakalanma süreci ilk sezonda işleniyor, ikinci sezon ise silah kaçakçılığı işlenmiş.

Biri kadın diğeri erkek iki polis, kimlik değiştirerek uyuşturucu baronunun ailesinin içine sızıyor, ikinci sezonda da erkek polis bu kez silah kaçakçısının çevresine kimlik değiştirerek giriyor.

Kuzey dizilerini sevenler kaçırmasın. Not:4/4

4 Şubat 2021 Perşembe

GÜNLÜKLERDEN

 





Dedemin botanik bahçesi Stephen King’in hayvan mezarlığı gibi. Toprağın altında onlarca köpek, kedi, muhabbet kuşu yatıyor. Hep anlatır, ormana gidersen ya keklik avlarsın ya tavşan tutarsın ya da mantar toplarsın.

Dedem bize bir atasözü söylediği zaman hemen bir de açıklamasını yapıyor. Hep aynı atasözlerini söylediği için açıklamalarını hep biliyoruz artık.

Babaannem de hep anlatır çocukluğunu. Öğrendik artık ama yine de dinlemek her seferinde hoş oluyor. Komşusu Kör Zöhre varmış. Onun da komşusu Güllü. Güllü bir yetim kızı olan Arife’yi evlatlık almış. Arife büyümüş, bir polis ile evlendirmişler. Polis doğuya tayin olmuş, sınıra. Sınırdan geceleri eşeklerle uyuşturucu kaçırırlarmış.

Bir gece dört polis, bir adamı durdurmuş sınırda. Altı tane eşek varmış. Beşinde uyuşturucu, birinde dolarlar. Adam demiş, beş eşeği bana bırakın, altıncıdaki para size ömür boyu yeter. Üç polis ikna olmuş, Arife’nin kocası olmamış, karakola gitmişler. Ertesi sabah uyuşturucular da paralar da yok olmuş. Kaçakçı adam, karakola yemek getirtmiş, bütün polisler birlikte yemek yemişler.

Babaannemle dedem ilk evlendiklerinde Ramazanda eşinin ailesini yemeğe çağırmış. Tavuk dolması yapmış. Ama pirinçleri pişirmeyi becerememiş. Tavuğu açınca pirinçler katır kutur ortaya çıkmışlar.

Rüyamda gece oldu ve şehre göktaşı düştü. Her yer patladı. Evin önüne çıktım, minik bir kız vardı. Peri melek gibi bir şeydi. Onu ailesine götürmem lazım dedim. Haritaya baktım nereye götüreceğim diye. Ama kız beni götürme abla dedi, seninle kalayım. Böylece ben küçük yaştayken minik bir perim oldu. O hala benimle.