30 Aralık 2017 Cumartesi

AKSİ



En yeni popüler edebiyat dergilerinden. Henüz dördüncü sayısında.

Yayın yönetmeni Altay Öktem. İstanbul kültür çevresinin ünlülerinden yazar, dergici. Ahmet Ümit, Deniz Arcak, Gonca Özmen, Cezmi Ersöz ve daha birçok tanınmış sima var derginin kadrosunda.

Kısa çizgi romanlar, karikatürler, müzik yazıları yanısıra Stranger Things, Star Wars üzerine yazılar da eğlenceli. Aydemir Akbaş, Yenikapı semti, Erol Taş, Yusuf Kurçenli, Melih Cevdet Anday, Hermann Hesse, Ahmet Kaya, kediler, son sayının bazı konuklarından.

2018’den neler beklemiyoruz soruşturması da keyifli. Derginin en ilgi çeken yazıları ise Oğuz Atay ve karakterleri üzerine olanlar.

Alıntı: “Sevilmek mutluluk değildir, mutluluk bir başkasını sevmektir”.

29 Aralık 2017 Cuma

SEÇME FİLMLER



Baba Üçlemesi, 1972, 1974, 1990 (suç)
İyi, Kötü ve Çirkin, 1966 (western)
Guguk Kuşu, 1975 (psikoloji)
Hayat Güzeldir, 1997 (savaşa karşı)
Leon, 1994 (suç)
Geleceğe Dönüş, 1985 (bilimkurgu komedi)
Yaratık, 1979 (bilimkurgu)
Cennet Sineması, 1988 (sinema sanatı)
Amerikan Güzeli, 1999 (dram)
Gizli Teşkilat, 1959 (suç)
Ölüm Korkusu, 1958 (macera)
Bir Rüya İçin Ağıt, 2000 (dram)
Amelie, 2001 (romantik komedi)
Amadeus, 1984 (klasik müzik)
Taksi Şöförü, 1976 (suç)
Full Metal Jacket, 1987 (savaş)
2001 Uzay Yolu Macerası, 1968 (bilimkurgu)
3 Idiots, 2009 (komedi)
Belalılar, 1973 (suç komedisi)
Metropolis, 1927 (bilimkurgu)
Büyük Hesaplaşma, 1995 (suç)
Komşum Totoro, 1988 (anime)
Ran, 1985 (tarihsel dram)
Fil Adam, 1980 (biyografi)
V for Vendetta, 2005 (dram)
Trainspotting, 1996 (gençlik)
Avcı, 1978 (dram)
The Thing, 1982 (bilimkurgu)
Kayıp Balık Nemo, 2003 (anime)
400 Darbe, 1959 (suç)
Paramparça Aşklar Köpekler, 2000 (dram)
Sonsuz Ölüm, 1969 (modern western)
Annie Hall, 1977 (romantik komedi)
Protesto, 1995 (sosyal)
Aşk Zamanı, 2000 (aşk)
Ölü Ozanlar Derneği, 1989 (gençlik)
Manolya, 1999 (dram)
Sevgi Sözcükleri, 1983 (dram)
Yaralı Yüz, 1983 (suç)
Das Boot, 1981 (savaş)
Kramer Kramere Karşı, 1979 (dram)
Barry London, 1975 (tarihsel dram)
Dr. Jivago, 1965 (edebiyat)
Kahraman Şerif, 1952 (western)
Köpeklerin Günü, 1975 (suç)
Dersu Uzala, 1975 (macera)
Sonsuz Kaçış, 1972 (suç)
Geceyarısı Kovboyu, 1969 (dram)
Arka Pencere, 1954 (suç)
Vahşi Koşu, 1976 (suç)
Malena, 2000 (ergenlik aşkı)
Mavi Kadife, 1986 (gizem)
Konuş Onunla, 2002 (dram)
Kanunun Kuvveti, 1971 (suç)
Onur Savaşı, 2012 (sosyal)
Siyah Kuğu, 2010 (dram)
Gündüz Güzeli, 1967 (dram)
Büyük Firar, 1963 (suç)
Geçmişin Gölgesinde, 1998 (suç)
Nikita, 1990 (suç)
Abyss, 1989 (deniz)
Mamma Mia, 2008 (romantik müzikal)
Artist, 2011 (sinema sanatı)
Can Dostum, 2011 (dram)
Kelebek ve Dalgıç, 2007 (biyografi)
Yağmurdan Önce, 1994 (savaş dramı)
Poseydon Macerası, 1972 (macera)
Kurtuluş, 1972 (macera)
Kelebek, 1973 (macera)
Bonnie and Clyde, 1967 (suç)
Gençlik Yılları, 1973 (gençlik)
Köpekler, 1971 (suç)
Bir Kadın Bir Erkek, 1966 (aşk)
Hair, 1979 (müzik)
Kayıp, 1982 (soso politik)
Müzik Kutusu, 1989 (politik)
Merhaba Dünya, 1979 (edebiyat)
Kanlı Şaka, 1972 (suç)
Sürücü, 1978 (macera)
Easy Rider, 1969 (asi gençlik)
Ateş Çemberi, 1970 (suç)
Kiralık Katil, 1967 (suç)
Hoşçakalın Çocuklar, 1987 (dram)
Başka Tanrının Çocukları, 1986 (dram)
Tess, 1979 (edebiyat)
Çılgın, 1988 (macera)
Seks Yalanları, 1989 (insan ilişkileri)
Fakülte, 1998 (korku)
Kırılma Noktası, 1991 (aksiyon)
Hayalet, 1990 (romantik)
Wanda Adında Bir Balık, 1988 (komedi)
Yasak Bölge 9, 2009 (bilimkurgu korku)
Potemkin Zırhlısı, 1925 (tarih)
Aguirre, Tanrının Gazabı, 1972 (biyografi)
Kırmızı Fenerler, 1991 (dram)
Cyrano de Bergerac, 1990 (edebiyat)
Jules ve Jim, 1962 (aşk)
Merkez İstasyonu, 1998 (dram)
Serseri Aşıklar, 1960 (suç)
Konformist, 1970 (politik dram)
Koş Lola Koş, 1998 (suç)
Rififi, 1955 (suç)
Elveda Lenin, 2003 (dram)
Kes, 1969 (çocukluk, sosyal)
Edward Makaseller, 1990 (fantastik)
Ölüm Pateni, 1975 (macera)
Eve Dönüş, 1978 (dram)
Violette and François, 1977 (suç)
Öldüren Yaz, 1983 (dram)
Camille Claudel, 1988 (sanat)
Yaşasın Hayat, 1984 (gizem)

Son yıllarda izleyip blogda yazdığım yüzlerce film içinden seçmeler yapacağım. Seçme filmlerden sonra da bunların arasından en iyilerini seçeceğim, daha sonra da en sevdiklerimi yazacağım. 

25 Aralık 2017 Pazartesi

YERELMASI



Yerelmasının yemeği nefis bir şey. Kereviz, pırasa, tadında. Ekşili oluyor. Yumuşak patates gibi. İştahlı yemeklerden.

Yarım kilo yerelmasını alıcan, alırken tabikide eli yüzü düzgünleri seçicen, sonra ayıklıycen, yani soyucen, sonra bir kabın içine su koyup suyun içine atacan, bir havuç doğruycan.

Bir tencereye bir baş soğan, bir tahta kepçe zeytinyağı, iki üç diş sarımsak koycan.

Sonra kaptaki suyu lavaboya dökcen, tekrar yıkıycan yerelmasılarını, irileri varsa ikiye bölcen.

Tencereye doldurcan onları, sonra, yemeğin üstüne çıkmıycak şekilde su koycan, bir kaşık pirinç, ayrıca tuz, yarım limon. Kapatcan tencereyi pişircen.

Çok pişirirsen helva gibi olur, çok pişirmiycen, diri kalacak. Pişince yemeği kaba alıcan, dereotu koycan üstüne ve biraz dinlendircen.

22 Aralık 2017 Cuma

MUTFAĞIN HATIRA DEFTERİ



Nurşen Şenol Güllüoğlu

Ayizi Yayınları

Sıcak, yumuşak, duygusal, nostaljik bir anı kitabı.

Ankara’da çocukluğunu yaşayan küçük bir kızın yaşamı. Anneannesi, anne babası, dayısı, akrabaları, komşuları. Sofralar, mutfaklar, çocuklukta sevilen yemekler.

Anılar, kısa notlar halinde, çocukluktaki önemli anları hatırlatan kısa detaylar ve her detaya karşılık gelen bir yemek tarifi. Gülümseyerek, duygulanarak, ay ne tatlı, ay kıyamam şeklinde okunan yazılar. Tam Türk tipi, orta halli ailelerin yaşantıları.

Annelerimizden, anneannelerimizden duyduğumuz, onların evlerinde gördüğümüz eşyalar, yaşantılar, ortak kültür anıları bol. Şakir Zümre soba, öğle uykuları, oyun parkları, kağıt helva, çikolata jelatinleri, ağaçlardan meyve yemek, tornet, Vicks, macun tatlısı, lojmanlar, Şaşmaz deterjanı, doğumgünleri, bahçede oynamak, ilk buzdolabı, Amerikan süt tozu, Modesty Blaise, huysuz ama aslında şirin anneanne, sahurlar.

Bugünün gözüyle küçüklüğüne bakıyor yazar. Çok da ayrıntılı hatırlıyor, ilkokul öncesi günlerini bu kadar iyi hatırlaması da şaşırtıcı. Demek ki, doyasıya mutlulukla yaşanmış günler, iyi hatırlanıyor ve özleniyor. Aile akrabalar ve komşularla dolu dolu geçen günler, herkes de gerçekten canlı canlı yaşıyor. İnsanların hissederek yaşadıkları çok belli oluyor bu küçük kızın çevresinde.

Anılar da lezzetli anılara eşlik eden tarifler de. Okumaya doyulmuyor.

Not:4/4

Sevgili blog arkadaşımız, öğretmen ablamız Leylak Dalı'nın yazdığı kitap bu. Çok tatlı bir kitap.

9 Aralık 2017 Cumartesi

EDEBİYATİST



Yaklaşık iki yıllık edebiyat dergisi.

Genelde yeni, genç yazarların bulunduğu dolu dolu dergi. Son sayının dosyası, Şiir ve Edebiyat.

Dergiye Ahmet Erhan ve Ataol Behramoğlu ile giriş yapılıyor. İlyas Salman söyleşisi,  yeni öykücülerimizden Şeyma Koç’un Sina Akyol ve Gonca Özmen ile yaptığı söyleşi, Chopin’in bestelerini hangi acılardan geçerek yazdığını anlatan yazı hoş yazılardan birkaç tanesi.

Dergide, Tolga Yazıcı da var. Aramızdan bir blogçu olan Tolga, kitap da yazdı, Parçalanmış Gülüşler, şimdi de bu dergide öyküler yazıyor. Yeni çevirmenlerimizden Şaziye Çıkrıkçı da dergide.

Ayrıca, çok sayıda öykü, şiir, denemenin yer aldığı Edebiyatist, çok doyurucu.

Not: (dergiden)

“Dizlerin duruyor mu başımı koyacak
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın…”

Ahmet Erhan

5 Aralık 2017 Salı

YUMURTALI PATATES


Yumurtalı patates, öncelikle, kabukları ile yıkanıp kurulanmış patateslerin enine soyularak dilimlenmesi ile yapılıyor. Teflon tavaya yağ konuluyor, yağ kızınca patatesler bir sıra dolacak şekilde sıralanıyor. Önlü arkalı yakmadan kızartılıyor ve başka bir kaba alınıyor, her alışta biraz tuzlanıyor kapta.


Sonra, bütün patatesler bitince yağ alınıyor, patatesler tavaya sıralanıyor, üstüne o yağdan biraz dökülüyor. Başka bir kapta yumurtalar tuz ile karıştırılıyor. Yumurta karışımı patateslerin üzerine dökülüyor. Yumurtaların yapışması önleniyor. Patateslerin altı da üstü de pişiyor. Patatesler ters yüz edilip tekrar tavaya yerleştiriliyor.


Bu kez farklı bir yöntemle yaptım. Patatesleri kızartmak yerine suda pişirdim. Besin değeri azalmasın diye.Bunun için patatesler daha önce ısıtılmış suyun olduğu tencereye konarak pişiriliyor. Yaklaşık onbeş dakika pişiyor. Başka bir kapta da yumurtalar, örneğin dört yumurta karıştırılıyor. Patatesler yarım kilo veya daha fazla olabilir. Patatesler tavaya alınıyor, üstüne yumurta dökülüyor. Ve bir süre pişiyor. Gayet sade ama çok lezzetli oluyor. Yanında domates ve turşu iyi gidiyor.


25 Kasım 2017 Cumartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 11



BENİ SEVMEK ZORUNDASIN

Erdi Karadeniz

Sevgili arkadaşımız iki şiir kitabından sonra bu kez bir romanla bizimle.

Erdi’nin temel konuları aşk ve hüzün bu eserinde de devam ediyor. Dizelerinde olduğu gibi satırlarında da aşk, özlem, ayrılık, acı ve hüzün var.

Hayali, takıntılı, platonik aşkları konu edinmiş romanında. Birkaç kişi arasında gelişen aşkları tatlı tatlı okurken sona doğru gerilime dönüşüyor.

Miray, Korkut, Ümit, Zeynep, hepsi de yakın çevrelerde yaşayan, bazıları birbirini tanıyan, bazıları da tanımayan birkaç insan. Bir yayınevi ile bağlantısı var hepsinin bir şekilde.

Bu dördünün yanında Tunç, Ruhi, Reyhan da var çevrelerinde. Hepsi birbirine tesadüflerle veya aşklarla bağlı.

Aşkın tutkulu ve hastalıklı hali ile uzaktan yaşanan hayali hali arasında kalmış bir avuç insan. Hayal ile gerilim arasında gerçeküstü aşklar.

Arkadaşımıza artık hüzün yazarı diyebiliriz. Dramatik aşk sevenler için hoş bir okuma.

Not:4/4


31 Ekim 2017 Salı

BAY PİLOTUN KALBİ



Suri Hati Mr. Pilot

16 bölümlü bir Malezya dizisi. Sevimli ve sürükleyici bir romantik dram. Yumuşak, hafif ama çekici.

Dizinin çevirisi de eğlenceli. Çevirmen araya girip parantez içinde tepki gösteriyor. Kızıyor, destekliyor, yorum yapıyor. Doğru değil yaptığı ama şirin de.

Başı kapalı ve açık kızlar bir arada mutlulukla yaşıyor. Bazen kendi dillerinde bazen İngilizce konuşuyorlar. Dizi temiz, düzgün. Abartı yok.

Odak noktası bir kız ve bir oğlan. Kız, evlenme aşamasında iken vazgeçiyor ve evinden, ailesinden uzaklaşıyor iki yıl. Dönünce bir pilotla tanışıyor. İkisi arasında inişli çıkışlı bir ilişki oluyor. Bu ilişki çeşitli boyutlarda uzun yıllar sürüyor.

İkisinin de eski arkadaşları bu ikiliyi ayırmak istiyor, birçok oyun oynuyorlar. Kıskançlık, güvensizlik nedeniyle devamlı araları açılıyor.

Birbirine benzer diziler izlemekten sıkılanlar için. Bu diziye benzer konuda fazla dizi yok. 

23 Ekim 2017 Pazartesi

GÜLAŞ


Gülaş, gül aş, gül renkli, kırmızı yemek anlamında, eski bir Türk yemeği. Domatlı et de deniyor.

Malzemeler:
Yarım kilo kuşbaşı et
Bir kilo olgun domates
Bir büyük soğan
2 tatlı biber

Yapılışı:

İstenirse acı da konabilir veya baharat. Piştikten sonra üstüne tuz, karabiber, kekik konuyor. Yanında bir şey yenmiyor. Sadece et ve ekmek. Belki siyah zeytin de yenebilir.

Eti onbeş dakika kadar çok az yağda kavuruyoruz. Buna, mühürleme deniyor. Kendi yağında, yapışmasın diye. Daha sonra da kaynamış su ilavesi ile et, yumuşayıncaya dek pişirilir.

Ayrı bir yerde, az yağın içinde soğan, biber, domates, hepsini beraber, krem haline gelecek şekilde pişiriyoruz. Azcık salça da koyabiliriz.

Bu iki karışımı bir araya getirip beş on dakika pişiriyoruz ve en sonunda içine tuz, karabiber, kekik ekliyoruz. İsteyen acı biber de koyabilir.


22 Ekim 2017 Pazar

15 YEARS OF WAITING FOR MIGRATORY BIRDS



Aşk, arkadaşlık üzerine sevimli bir Çin dizisi. Şimdilik bir sezonu bitti.

Temelde dört arkadaş. İki kız iki erkek, çocukluklarından beri arkadaşlar. Kızlar da oğlanlar da iyi çocuklar.

Ağırlık kızlardan Li Li’de. Lili, biraz umursamaz olan oğlan Pei Shang Xuan’a aşık ve bu aşkı yıllarca devam ediyor. Kore isimlerini anlamak, ezberlemek zorken Çin, Japon, Tayvan dizilerinde de isimleri anlamak ve akılda tutmak zor oluyor.

Dizi genelde eğlenceli ve komik ilerliyor. Sevimli arkadaşlıklar ve romantizm. Li Li, göçmen kuşları izlemeyi seviyor. Dizinin en hoş yanı bu. Ancak, sonra hüzün de başlıyor. Ve dizi soru işaretleriyle bitiyor. İzleyenler kendi sonunu yazıyor. Mutlu sonu düşlemek daha iyi geliyor.

Li Li, uzun yıllar, yaklaşık 15 yıl boyunca oğlana aşkını söylemiyor. Oğlanın kendisine gelmesini bekliyor. Bu nedenle, öncelikle onu seviyoruz dizide. Aşık olsa da onunla arkadaş da olabiliyor.

Romantik dramları sevenler için ideal dizi. Gülmek ve ağlamak isteyenler için. 

21 Ekim 2017 Cumartesi

TUHAF



Son dönemin iddialı edebiyat dergilerinden. Yazar kadrosu ve destekleyenler tanınmış isimler.

Tarık Tufan, Ahmet Mümtaz Taylan, Mehmet Turgut, Ara Güler, Gündüz Vassaf, Hakan Günday, Mehmet Yaşin, Selim İleri, Irmak Zileli, Ahmet İnam, Yekta Kopan, Ali Nesin, Zülfü Livaneli, Mehmet Güreli, Ülkü Tamer, Tayfun Pirselimoğlu, Selahattin Duman, Nebil Özgentürk, Barış Pirhasan, Yiğit Bener, Mercan Dede, son sayıya katkı yapan popüler isimlerden bazıları.

Ayın dosyası, herkesin sevdiği Füruğ Ferruhzad. Livaneli’nin de belirttiği gibi o da kanadı kırık kuşlardan, kaba hayatı kaldıramayanlardan. Bunun yanında, MFÖ, Etgar Keret, Reşat Nuri’nin Akşam Güneşi, Guiilermo Del Toro, Alberto Manguel, son sayının diğer ilginç kesitleri.

Ayrıca, şiir, deneme, öykü, anı yazıları da bulunduruyor. Bu kadro ile daha çok eskilerin bulunduğu bir dergi olmuş.  Sürekli çıkar da bozulmazsa edebiyatseverler için değerli bir dergi olacaktır.

Çoğalsın dergiler, kitaplar, azalsın cehalet.

Dergiden not: "Umut, gerçeğin reddedilişidir-Schopenhauer"

18 Eylül 2017 Pazartesi

SELİNA'NIN YAZ TATİLİ MACERASI


Ve Selina’nın Maceraları Tüm Hızıyla Devam Ediyor;

Selina’nın Okul Macerası’nın ardından Selina’nın Yaz Tatili Macerası da kitap raflarındaki yerini aldı. Bir annenin dünya klasiklerinde yer alan büyücülere, canavarlara ve kötü kalpli üvey annelere inat kendi masalını yazma girişimiyle başlayan Selina’nın Maceraları, ikinci kitabıyla yoluna devam ediyor. Çocuklar, anneler ve öğretmenler tarafından çok sevilen Selina bu gidişle Ayşegül serisinin en önemli rakibi olacak gibi görünüyor.

Selina’nın Maceralarının en önemli özelliği; içerisinde kötülük barındırmaması. Sevgiyle, iyi niyetle yaratılmış, doğru ve güzel mesajlar veren bir kitap olması. İçerisinde subliminal mesajlar, erotik objeler vs. yok. Kitap tamamen bir annenin kendi tecrübelerinden ve kızından esinlenerek yaratılmış, eğitici ve eğlenceli bir kitap.

Ayrıca kahramanımız Selina bir prens tarafından kurtarılmayı bekleyen yine kendi hem cinsi büyücü, cadı veya kötü kalpli üvey kardeş veya anne eziyeti gören bir prenses de değil. Tam da yaşının gerektirdiği hayatı yaşayan bir kız çocuk.

Selina’nın Maceraları 6-10 yaş grubu için uygun bir kitap olmakla birlikte hikayeler öyle güzel resimlendirilmiş ki…  3 yaşından itibaren tüm çocukların ilgisini çekiyor ve sıkılmadan zevkle hem dinliyor hem de resimlerine bakarak kendi hikayelerini yazıyorlar.

Ayrıca serinin bir başka özelliği de  Milli Eğitim Bakanlığınca tavsiye edilen kitaplar listesinde yer alması.

Selina’nın Okul Macerası ve Selina’nın Yaz Tatili Macerası tüm online kitapçılarda ve kitap dükkanlarında sizleri bekliyor.

http://www.idilob.com/ (Her iki kitabı yazan blogcu arkadaşımızın blogu)

16 Eylül 2017 Cumartesi

BATIRIK



Bir Konya, Ermenek, Karaman yemeği.

Yarım demet maydonoz

Sekiz adet taze soğan

Yarım kilo bulgur

Maydonozlar ince kıyılacak. İki yemek kaşığı salça. Bir kaba, maydonoz, soğan, salça konur. Soğanlar da incecik olacak. Ayrıca, kırmızı pul biber, kimyon atılır, birer tatlı kaşığı kadar. Bir yemek kaşığı tuz. Ve nane ile karabiber. Bunların hepsi karıştırılır. Yani yeşillikler, baharat ve salça. İki de limon sıkılır. Karışım hazırlanır.

Bir ayrı kapta, bulgur, sıcak su ile şişirilir. Haşlama gibi olur. Sonra bulgur, önceki karşımın içine konur. Üstüne de bol bol tahin konur. Dört yemek kaşığı veya isterseniz fazlası. Baharat da çoğaltılabilir. Sonra hepsi iyice karıştırılır.

Karışım olunca, oluşan batırık, iki şekilde yenebilir. Yarısı mesela, mercimek köftesi gibi elde yuvarlanır, tabağa dizilir. Diğer yarısı ise derin bir kaba konur ve üstüne su eklenir, karıştırılır. Çorba gibi olur, sulu. Böylece çorba gibi de yenir. Çorbasını içerken, kasenin içine, batırığın içine marul ufalanır ve domates ince ince kıyılır. İçtikçe bunlar eklenebilir. Ayrıca, köfte gibi olanlardan da çorbanın içine atılıp kaşıkla ezilerek yenebilir. Çorbanın içine salatalık da atılabilir.

Faydalı, lezzetli ve doğal yemek.

13 Eylül 2017 Çarşamba

SON KIZÇE GÜNESÜRGÜN



Günesürgün çıkalı yaklaşık altı ay oldu. Kitabı okuyan birçok arkadaşım instagramda kitaplı fotolarını paylaştılar. Teşekkür ederim onlara.

Günesürgün’ü, günü yani, güneşe doğru olan bu kitabı, geçen yıl, Nisan ile Kasım arasında yazmıştım. Günlük şeklinde, anı parçaları, anlatılar şeklinde.

Bu kitap da diğerleri gibi, bir lotus çiçeği, bal çiçeği. Pembe lotus çiçeği olarak aydınlanmayı temsil ediyor benim için. Günlü, güneşli olduğu için.

Bu kitapta, gündelik yaşamdan anı parçalarını günlük şeklinde yazıp, çevredeki, mahalledeki insanları, komşuları, bakkalı, ayrıca İstanbul, Ankara, İzmir’den akraba, arkadaşları yazmıştım. Aile büyüklerim de vardı. Dedeler ve daha eskileri.

Bloglarında yazan arkadaşlarım da oldu bu kitabı okuyup da. Bunlardan saptayabildiklerim:

ÖCEANNE ÖZLEM B.


HALİL GÖNÜL


ACEMİ DEMİRCİ


11 Eylül 2017 Pazartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 10



TERS DÜZ

MERT OFLUOĞLU

Ece Duman ( Melis Birkan J) Bozbalık’a gidiyor. Her yazar gibi doğanın içinde yalnız kalıp yeni romanını yazmaya. Değil. Kaybolan babasının sırrını çözmeye. Bozbalık. Trabzon dolaylarında bir köy. Değil. Nette ararsanız, Bozbalık, “Murat Boz Balık Burcu Mu?”, “Murat Boz Balık mı seviyor?” gibi bilgiler çıkıyor. Bozbalık bir yok köy.

Bozbalık, William Faulkner’in hayal ülkesi Yoknapatavvpha gibi hayal ürünü bir köy. Romanda her şey orada olup bitiyor. Ece, babasını bulmak için Bozbalık’a gidiyor ve kardeşlerini görüyor. Bozbalık’tan 18 yıl önce ayrılan Ece bu dönüşünde İstanbul’daki yaşamına hiç benzemeyen bir hayata tanık oluyor.

Bitki örtüsü, yiyecekler, gelenekler, sözcükler her şey değişik. Ece, babasını ararken yeni romanını da yazmaya çalışır, kardeşlerini de tanımaya. Bir yandan da duygusal yaşamı karmaşıktır. Bir şehirlinin kırsal yaşama alışması ve çocukluğuna dönmesi gibi başlayan roman beklenmedik bambaşka bir yöne doğru gider. Aşk ve gizem ve gerilim.

Kitabın sonuna dek merak ediyoruz ne olacağını. Sonunda da heyecan hiç düşmüyor. Kitapta aslında üç ana yol var. Biri, Ece, kardeşleri ve babasının esrarı, ikincisi, karmaşık gerilim ve aşk, üçüncüsü ise, bu olay örgüsünden bağımsız olarak olayların gerçekleştiği ortam, doğa, gündelik yaşam detayları. Romandaki bu tür betimlemeler, okumayı daha keyifli hale getiriyor.

Mert’in de belirttiği gibi romanın dizisi çok güzel olur, sürükleyici olur, çünkü roman çok rahat canlandırılıyor okuyanın zihninde. Romanın olay örgüsü romanın popüler yönü, olay örgüsü dışındaki doğa ve yaşam tanımlamaları ise romanın edebiyat yönü.

Bir anda başlayıp kaptırıp gidip bitirilen bu keyifli ilk roman için arkadaşımızı kutlarız. Devamı gelecektir zaten. Biz de okuruz. Zaman içinde edebiyatçı kimliği ile tanınmasını isteriz.

8 Eylül 2017 Cuma

PROUD OF LOVE



Sevmekten utanma, kibirli olma, sevginden gurur duy anlamına geliyor dizinin adı.

Şirin, tatlı, komik, duygusal bir Tayvan gençlik dizisi. Onlar da Koreliler gibi çok tatlılar. Dizi, müzikleri, komiklikleri ile keyifle izleniyor.

Üniversite dizisi. Genç bir kız, genç bir çocuk, genç bir çocuk daha. Bir kız iki oğlan ve diğer arkadaşları. Dizinin ana teması vücüu değişimi. Genç kız ile oğlanlardan birinin bedenleri değişir.

Kız erkek olur, erkek de kız. Bedenler değişir ama ruhlar ve kalpler değişmez. Ancak, beden değişimi yüzünden çevreye karşı komik durumlara düşerler.

Japonlarda olduğu gibi bu dizide de bol abartı var. Komiklikler abartılı, çizgi film gibi, ancak bu abartılı sahneler tatlı. Üç baş oyuncu da pek hoşlar.

Sevimli bir tatil dizisi, yaz dizisi. Birinci sezon bitti, olay çözülecek sandık ama çözülmedi. İkinci sezonu yakında başlayacak.

Şirin romantik komedi sevenler için.

2 Eylül 2017 Cumartesi

GAMLI BAYKUŞ


Gamlı Baykuş, yeni kültür sanat edebiyat dergilerinden. Henüz dört sayısı oldu.

Son sayısında, yazar Behçet Çelik ile bir söyleşi var. Bu sayının dosyası, kahramanlar ve anti-kahramanlar. Genelde edebiyattaki anti kahramanlar incelenmiş. Lermontov, Niçe, Gogol, Camus, Oğuz Atay kitaplarındakiler, örneğin. Çizgi roman kahramanları ve kahramanlarla geçen hayatımız anlatılmış.

Öyküler, şiirler de bulunmakta dergide. Fırat Tanış ile bir ropörtaj da var. Yazıların çoğunluğunun öyküler ve şiirler olduğunu söyleyebiliriz. Derginin yazar kadrosu ve çalışanları genelde tanınmamış kişiler, popüler değiller, bu da iyi olmuş.

Güzel yazılarla dolu bir dergi.

Dergiden: “mutluluk masal, mutsuzluksa hikayedir/Tolstoy”

1 Eylül 2017 Cuma

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 9


DÜŞ BATIMI

Hanife Mert

Adından da anlaşılabileceği gibi düşlerin batışını anlatıyor bu hüzünlü roman. Bir ailenin yıllara yayılan hüzünlü öyküsünü 1980’lere kadar getirmiş yazarımız. Ama bu romanın bir devamı olmalı ve Elif’in neler yaşadığını öğrenmeliyiz.

Yazarın blogundan da alışık olduğumuz dili bu kez bize uzun bir hayat öyküsü sunuyor. Taşrada, kırsalda, köyde geçen bir roman bu. Zamanla küçük büyük şehirler de girse romana genelde bir köy romanı diyebiliriz.

Köy yaşamının incelikleri ve biz büyük şehir insanlarının hiç alışık olmadığı bir dil var anlatıda. Yerel köy dili. Ancak çok sevilesi ve tatlı bir dil bu. Neyin ne olduğunu nette sözlüklerden buluyoruz. Sanırım yazarımızın iş gereği köylerde olmasından geliyor bu dil.

Otobiyografik içeriği olan bu hüzünlü anlatıda yazar köylük yerde parçalanmış bir ailenin dramatik yaşamını gösteriyor bize. Ve geleneklerin kadın üzeründeki baskısını. Kırsal alanda boşanmanın daha zor olduğunu da anlıyoruz.

Romandaki Zeynep ve Elif özellikle acılı kadınlar ve onların yaşamı destansı. Ailelerin parçalanması kadınlar üzerinde daha olumsuz etki yapıyor ve hayatlara yazık oluyor. İyiniyetli cahillik var hep karakterlerde.

Hanife Mert arkadaşımızdan müthiş bir ilk roman bu. Büyük şehir insanlarının sahte hayatlarından sonra bu roman çok gerçek geliyor bize ve mutlu ediyor. Böyle bir hüzünü seviyoruz.

Not:4/4

Hanife arkadaşımızın blogu


Youtube’da Hanife arkadaşımız

19 Ağustos 2017 Cumartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 8


GÜLKURUSU ÖYKÜLER

Gonca Keskin

Sevgili arkadaşımızdan hayret verici bir ilk kitap. Baştan sona biraz hüzünlü bir edebiyat eseri.

Öncelikle ismi çok iyi ve nostaljik. Yazar sanki defterinin arasında sakladığı gülkurusu öykülerini sunmuş bize.

İlk bölümde kısa öyküler var. Öykülerin hemen hepsi buruk acı. Hastalıklar, acılar, ayrılıklar, deprem, aile, kadınlık sorunları gibi hemen hemen tümü günümüzün genel sosyal konuları olan bazı ortak yaşamsal kodlarımızı arkasına alan minik öyküler. Hepsi hüzünlü ama yazarın bize sunuş tarzı onları hüzünlü olmaktan çıkarıp edebi bir tada götürüyor.

Minik öyküler ancak üstünde titizlikle durulduğu belli. Edebi tat tabii ki sözcüklerden ve onların gündelik konuşma dilinden çıkıp soyut ve edebi bir anlama ulaşmasından geliyor. Hepimizin yaşadığı olayları sanki biraz şiirsel gerçekçi bir atmosferde okuyoruz.

İkinci bölümde ise yazarımız iç seslerini, kendi deyimiyle hiç seslerini bize açmış. Bu kısa yazılar daha kişisel ve yazarın sevdiği insanlara bir seslenişi, yazılı bir saygı gösterisi.

Yani kitap hem evrensel hem de kişisel. İlk bölüm edebiyat ikinci bölüm edebi günlük gibi okunabilir.

Bir ilk kitap için çıtası çok yüksek bir çalışma. Arkadaşımızı kutluyoruz. Yine yazsın.

Not:4/4


Arkadaşımız, blogunda kitabı nasıl yazdığını da anlatıyor. Gonca, çok eski blog arkadaşımız. Bir blogunda kişisel yazıyor diğer blogunda okuduğu kitapları.

14 Ağustos 2017 Pazartesi

PEYNİRLİ PATLICAN KIZARTMASI



Bir bostan patlıcanı bir parmak kalınlığında yuvarlaklar halinde kesilir. Kızartılırlar.

Bir tabağa kağıt havlu konur, kızarttığımız patlıcan dilimleri üstüne konur, yağı çeksin diye.

Bir kapta tulum loru, maydonoz, karabiber karıştırılır.

Ayrı bir kapta iki yumurta kırılr, iyice karıştırılır.

Her bir iki patlıcan diliminin arasına lor karışımı konur, hamburger gibi.

Sonra yumurtaya bulanır ve tekrar kızartılırlar.

En sonda istenirse üzerlerine maydonoz da serpiştirilebilir.

4 Temmuz 2017 Salı

CEHENNEM DERESİ



Gülsen Varol

Yazarın daha önce de Albümdekiler adlı romanını okumuştuk. O romanında bir ailenin birkaç şehirde yaşanmış birkaç kuşaklık hikayesini anlatmıştı bizlere. Su gibi akıp giden duygusal bir romandı.

Bu kez daha dar bir çevrede geçiyor konu. Birkaç kişi. Yine birkaç şehir. Karadenizde, Güneydoğuda, Antalya’da, Norveç’de yaşanıyor bu kitapta olaylar. Bir ailenin başından geçenler ve yine duygusal bir roman.

Yazar, dramatik dünya yaratmayı ve bir hikaye anlatmayı iyi biliyor. Ercan ve Nihan aşkıyla başlıyor roman. Şanssızlıklar geliyor başlarına. Ercan’ın babası Erhan da oğluna üzülüyor. Bu olayların ardından birçok iyi ve kötü tesadüf geliyor başlarına. Nihan, Erhan, Nihan’ın iş arkadaşı Aysel, Ercan’ın oğlu Emir ana karakterler.

Hayatın kendisi gibi üzücü olaylar da mutlu olaylar da yaşanıyor. Neşelenerek, hüzünlenerek okuyoruz romanı. Albümdekiler gibi yine akıp gidiyor, sürükleyici. Ay hadi mutlu olsunlar diye diye kitabın sonu geliyor. Türk filmi gibi biraz da, tam bizden bir hikaye yani.

Şiir kitapları da olan yazarın yeni romanlarını bekliyoruz. Öykü, deneme de olabilir.

Not:3/4

Sevgili Gülsen abla yıllardır blog arkadaşımız. Adresi de:

http://albumdekiler.blogspot.com.tr/

26 Haziran 2017 Pazartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 7


BU ŞARTLAR ALTINDA ÖLEMEM

Erdi Karadeniz

Sevgili arkadaşımız Erdi'nin ikinci kitabını da keyifle okumuş olduk. İlkinde Pesimisyon diyordu, bu kez olmaz ölmesem daha iyi diyor.

Yine temiz dilli, masum yazılar. İlk kitap gibi yazıları hüzün kokmakla birlikte insana iyi geliyor. Sanırız sözcüklerinin yumuşaklığından geliyor. Aşk, ayrılık, özlem, hayatın, insanın acımasızlıklarını, kötülüklerini yazsa da nedense gülümseyerek okunuyor.

Önsözde yine yazmadan duramadığını ve ruh durumuna göre yazılarının değiştiğini söylüyor. Erdi'nin yazılarının çok kişisel olduğunu söyleyebiliriz. Deneme tarzı bu kitap. Kişiselden genele ulaşıyor, ancak kişisel ve hafif bir dille. Bu da çok olumlu. Kitapta da, kişilerle uğraşmadığı ve insanlık değerleri ve kavramlarla ilgilendiği belli oluyor.

İlk kitabı şiir ve denemeler, öykülerdi. Bu kitapta ise şiirimsi denemeler var. Yani düz yazıları da şiirsel arkadaşımızın. Kitabını da ona bunları yazdıran çeşitli ruhlara hitap etmiş.

Kitap dört bölüm. İlk bölüm aşk. Özlem, ayrılık, pişmanlık yazıları. Ama hep hafif. tüy gibi. Erdi'nin dramatik yazıları yumuşacık bir dille yazdığını görüyoruz yine. Bu bölümde kurşun kalem ile ilgili denemesi bizce en iyi yazısıydı.

İkinci bölüm, hayat üzerine denemeler. Hayatı inceleyen, sergileyen yazılar. Zaman, değişim, sorular, hayata gülümsemek, masumiyet arayışı gibi temalar üzerine. Kahverengi minik ve sevimli bir ayıcık ile ilgili olan ve değiştim diyen yazıları bizce en iyilerdi.

Üçüncü bölümde ise insan üzerine düşüncelerini görüyoruz. Daha dramatik yazılar bunlar ve en son kimi zamana bırakmıştınız adlı yazısı belki de kitabın en iyisi idi.

Son bölümde diğer saçmalıklar demiş. Eh güzel saçmalamış, daha gündemsel ve hoş yazılar bunlar.

Bu kitapta sevgili Erdi daha çok sayıda konuda ve daha huzurlu, bilgece yazmış. Keyifli kitap. Ayrıca, kitabını Tosbağa Kitap yayınevi adı altında sadece nette yayınlamasını da çok yapıcı buluyoruz.

Erdi'den biraz da mizah yazıları bekliyoruz.

Not:4/4

2 Haziran 2017 Cuma

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 6


BENDEN DUYMUŞ OLMA DA
Buşra Nebati
Çok sevimli bir kitap. Baştan sona huzurla ve sırıtarak okunuyor.
Bizim insanımızın halleri anlatılıyor. Ev okul aile arkadaşlık, kısa ve tatlı detaylar. Bizim insanlık halleri sevecen bir yaklaşımla bize sunuluyor.
Başrolde Azra var, liseli ergen. Tam işte yurdumuzun ergeni. Ablası Afra, erkek kardeşi Yusuf, tam bir Türk annesi ve klasik bir Türk babası olan ailesi, bir de.
Okul arkadaşları, Cemile, Sümeyye, Elif, Merve, Canan, öğretmenleri, kitabın kahramanları. Kısa öykülerden oluşan bir roman olan bu metin Azra’nın ağzından aktarılıyor.
Televizyon, akşam televizyon izlemeritüelleri, kızların kardeşliği, sabah uykuları, komşular, okul servisleri, geleneklerimiz, annelerimizin günleri, kızsal konular, ergenlik problemleri, dersten kaçma, kopya, evden izin koparmak gibi insanımıza has yaşama kodlarının bir dökümü gibi, öyküler.
Dil ise temiz, yumuşak, anlaşılır, akıcı. Pürüzsüz bir okuma keyfi.
Öykülerin uzunluğu, öykü geçişlerindeki sevimli çizimler ve eğlenceli sözler de kitabın hoşluğunu destekliyor. Kitabın arka kapağına bakınca sanki bir kız gecesine, partisine gidecekmişiz gibi hissediyoruz.
Ayrıca, Azra’nın maceraları devam edeceğe de benziyor. Devam etmesini de isteriz.
Tümüyle şirin.
Not:4/4

(Yıllardır aramızda olan ve blogunun adı LoveMeOrLeaveMe olan arkadaşımız kapattı blogunu ama instagramda var kendisi. İkinci kitabını bekliyoruz.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

SELİNA'NIN OKUL MACERASI


Yakınlarda sevgili Kelebek Etkisi arkadaşımız bir röportaj yapmıştı. Selina'nın Okul Macerası adlı kitabın yazarı İdil Öztürk Başara ile. Ben de o yazıyı okumuş, yorum yapmıştım, kitabın ortaya çıkış fikri ne hoşmuş diye.


İdil Öztürk Başara, çok taze bir yazar, çocuk kitabı yazarı. Kendisi aynı zamanda bizden, yani bir blogcu işte. Ben de onu o ropörtajla keşfetmiş oldum. Çocuk kitabı yazma düşüncesi de kızı Nehir nedeniyle aklına geliyor. Kızı ile yaşadıklarından. Ve bu kitapları bir seri haline getirmek de istiyor, inşallah getirir.

Çocuk kitabı ama mantıklı da bir kitap. Olağanüstü şeyler olmuyor yani. Gerçek hayattan alınma olayların hepsi. Amerikan tarzı hayal satmıyor kitap, pratik ve sevimli bilgiler ve öğütler veriyor. Yazar, çocukların üstüne iyimser bir peri tozu serpmek istemiş.

Selina'nın Okul Macerası, İlkokul birinci ve ikinci sınıflar için. Kitapta, doğa içinde yaşayan, hayvanlarla haşır neşir olan minik bir kız olan Selina okula başlamak zorunda kalıyor, Doğadan şehire gidiyor ailesiyle. Sabah erken uyanmak zor geliyor, doğadaki arkadaşlarını özlüyor ve okula alışamıyor.

Hikaye çok sempatik, Selina çok şirin, hikayenin dili çok sevimli. Çizimler de iyimser, insancıl, masum ve çocuksu. Kitabın çok tatlı ve faydalı olduğunu söyleyebilirim. Aramızdan bir blogcu arkadaşın bir kitap yazması da çok hoş elbette. Üstelik de çocuk kitabı. Çocuk kitapları yetişkin kitaplarından her zaman için daha iyi ve faydalı.

Kitap, internet kitapçılarında var, netten alabilirsiniz, bunun yanında gündelik yaşamdaki kitapçılarda da var. Birçok büyük kitapçıda bulabilirsiniz, AVM'lerde, D&R'da örneğin.

İdil arkadaşımızın blogu:

http://www.idilob.com/

Alttaki fotoğrafta da kitaba ilham olan yazarın kızı Nehir, Selina makyajı yapmış.


21 Mayıs 2017 Pazar

BÜTÜN DÜNYA


Bütün Dünya küçük ama sevimli bir dergi.

Bu dergi aslında altmış yetmiş yıllık dergi. 1950’lerin başında çıkmaya başlamış, otuz yıl kadar yayınlanmış ve kapanmış. Aradan bir yirmi yıl geçmiş ve tekrar başlamış yayın hayatına. Tekrar çıkartan da Mete Akyol adlı eski bir gazeteci.

Bu dergi, ünlü Amerikan dergisi, Reader’s Digest’a benziyor. Boyutları da içeriği de. Genel kültür dergisi. Birçok farklı konuda bilgilendirici ve tatlı yazılar var. Bir de çok eski bir çizgi karakter, Mankafa Poldi.

Örneğin, Mayıs sayısında Atatürk, Abdülhamid, Bülbülü Öldürmek adlı roman, Refik Halit Karay, CSO, DTCF, Guernica, Robert Redford, Faraday, Adalı olmak gibi birbirinden değişik ve hoş yazılmış konular bulunmakta.

Taşıması kolay, okuması kolay ve ucuz bir dergi.

TEMREN


İzmir çıkışlı bir edebiyat dergisi. Temren Yayınlarının çıkardığı bir dergi.

Şiir, öykü, deneme, edebiyat üzerine makalelerin olduğu dergide genel olarak yayınevinin yazarları var. Muhalif dergilerden, olması gerektiği gibi. Yani şiir ve edebiyat her zaman öncüdür ve muhaliftir zaten.

Eskilerle yenileri birleştirmeye çalışan sayfalar. Neslihan Perşembe, Hatice Kübra Öktem, Arzu Karadağ gibi şairler var dergide. Tasavvuf üzerine inceleme ve tasarım dönüşüm üzerine bilgilendirici bir yazı da var. Çöp olarak atılan nesneleri sanata dönüştürmek çevreci bir eylem.

Yazmak üzerine bir deneme ise oldukça iyi. Edebiyat yazanların edebiyat yapmamasını öğütlüyor. Sade ve samimi yazın diyor. Yunus Emre gibi örneğin. Bu noktada Füruzan’ın Kırkyedililer romanını örnek vermiş.

Sanat edebiyat dergilerinin çoğalması, okunması dileğiyle.

Dergiden kısa bir iki dize:

o kadar adam varken Hatice tuttu Ali’yi sevdi
kim inanır şimdi Ali için ağlıyor desem

20 Mayıs 2017 Cumartesi

PARÇALANMIŞ GÜLÜŞLER



Tolga Yazıcı

Siyah Beyaz Kitap

Parçalanmış Gülüşler bir uzun öyküler kitabı.

Genel olarak zor hayatlar anlatılmış. Parçalanmış hayatlar. Hüzünlü öyküler. Ancak mizah da var. Sokaklardan gelen öyküler diyebiliriz. Yoksulların da hayatı ayrıca. Sokaklar olduğu için kahramanlar da sokak diliyle konuşuyor. Argo bol ama kahramanlara yakışıyor. Olması gerektiği gibi yani.

Biraz yer altı edebiyatı havası da var. Batuhan Dedde, Latife Tekin, Metin Kaçan dilini de andırıyor. Öyküler yaşamın içinden ve canlı. Savrulanlar, sürüklenenler, kaybedenlerin kahraman olduğu öyküler hepsi. Dil de çok yaşayan bir dil olduğu için öyküler keyifle ve merakla okunuyor ve genelde insan kahramanlara üzülüyor.

İlk öykü Yiğit Pek’in hayatı kitabın en güçlü öyküsü. Yiğit ve mahalle arkadaşları. İkinci öykü Selim ile Zeliha’nın imkansız aşkı da yürek burkucu. Üçüncü öykü de aşk ilişkileri üzerine kurulu ancak bu öykü kitaptaki diğer öykülerden farklı, bu öyküde kaybedenler yok, o nedenle çok uymamış kitabın genel havasına. Dördüncü öyküde bir yazar var, yazdığı karakter olmak isteyen bir yazar, bu öykünün düşüncesi ilginç. Son öykü ise doğuda yaşayan Dilba’nın öyküsü ve etkileyici.

Yiğit, Selim, Dilba’nın hayatları diğer iki öyküden daha etkileyici. Tolga Yazıcı, yazmayı seviyor ve roman türünde bundan sonra da iyi kitaplar yazabilir. İnsanı içine çeken bir anlatımı var. İlk kitap olarak başarılı.

Bazı yazım hataları ve argo kullanımı göze çarpıyor ama bunlar da diğer kitaplarda değişecektir.

Not:3/4


(Tolga Yazıcı, aramızdan bir blogçu arkadaş, eskilerden o da, genelde herkesin tanıdığı ve sevdiği. Başarılar diliyoruz)

19 Mayıs 2017 Cuma

GÖKDELENİN TEPESİNDEN İNSAN MANZARALARI


Berkay Daçe

Gece Kitaplığı

Kitabın kahramanı bir gökdelenin tepesinden kendini aşağıya bırakıyor ve bizlere her bir katta bir hikaye anlatıyor. Yani 102 öykü var.

Bu hikayeler kısa kısa genelde ve kahramanın hayatından kesitler sunuyor bize. Genel olarak İstanbul ve Ankara öyküleri diyebiliriz arada yurtdışı da var. Kahraman genç biri ve geçmişini anlatıyor. Arkadaşlıkları, aşkları, okul yıllarını.

Öyküler belli ki yarı gerçek yarı kurgu. Olması gerektiği gibi. Gerçeklerden yola çıkarak kurgu yapmış kitabın anlatıcısı. Birinci tekil şahıstan, kendisi anlatıyor kahramanımız.

Öyküler hem dramatik hem de mizah da var içinde. Dili rahat ve kitap sürükleyici olduğu için keyifli bir okuma diyebiliriz. Güncel ve dolu dolu öyküler.

Not:3/4

(Berkay Daçe aramızdan bir blogçu arkadaş. Son zamanlarda bloguyla çok ilgilenmiyor)

http://dacederki.blogspot.com.tr/

15 Mayıs 2017 Pazartesi

PEYNİRLİ YUMURTA



Tavaya bir tatlı kaşığı tereyağı koyuyoruz dolu dolu. İçine peynir doğruyoruz, istediğimiz peyniri, tulum loru da olabilir. Ayrıca, peynire ek olarak biraz kaşar da doğrayabiliriz. Bu bekliyor.

Başka bir yerde üç yumurta çırpıyoruz. Dereotu, maydonoz, taze nane de birer tutam koyup karıştırıyoruz.

Tavayı ocağa oturtuyoruz. Yağ eridiği anda yumurta ve ot karışımını üstüne döküyoruz. Tahta kaşıkla yapıyoruz karıştırmayı.

Karıştırıp düzeltiyoruz. Kapak kapatıp üstüne pişiriyoruz. Çok pişmeyecek, kurumayacak.

Tabağa koyunca üstüne kırmızı biber ve karabiber serpiyoruz. İstersek sosis, salam da ekleyebiliriz.

Omlete benziyor ama omlet yaparken kapakla kapatmayız. Kapaklı yapınca biraz kabarıyor.

Güzel tadı, tereyağından, otlardan ve peynirden geliyor. Bu tür yemekler favorim.

12 Mayıs 2017 Cuma

GÜNEŞE SÜRGÜN


Günesürgün, kendisi bir pembe lotus çiçeği, kısa adıyla Gün, aydınlanmanın temsilcisi. Güneşe doğru yön gösteriyor. Kitabın şarkısı ise Deniz Tekin'den Güneşe Doğru. Güneşe Doğru Günesürgün yolcuları.

Günesürgün, en kişisel kitabım. Diğerlerinde olduğu gibi öykü, deneme, şiir yok. Günce, anı parçaları şeklinde. Biyografi, otobiyografi gibi biraz da. Anlatı veya. Yazıların bir kısmı gündelik yaşantımdan, günlerimi, çevremi, mahalleyi, apartmanı, anlatıyor. Alışveriş yaptığım market bile var. Kişisel ama sadece biraz süsledim anıları, okunması daha keyifli hale getirdim. Ayrıca, aile, akraba, çocukluk arkadaşlarım, okul arkadaşlarım da var, semtteki insanlar da.

Günesürgünü ilk okuyan arkadaşlarım yazmışlardı bloglarında. Kitabın eski kapaklı hali piyasaya çıkmaya gecikince, bahar için yani Mayıs ayı için baharlık yeni kapakla çıktı piyasaya. İlk okuyan arkadaşlarım eski kapakla okumuştu. Daha sonra başka arkadaşlarım da alıp okudu, face'de, instada, twitırda fotolarını koydular kitabın.

Kitaplarımı soran arkadaşlarım var. Net dışında kitapçılarda kolay bulunmuyor, dağıtım sıkıntısı oluyor. Ancak, Ankara'da Çayyolu Mesa Plaza Dorlion Kitabevinde, Eskişehir'de İnsancıl Kitap ve Sahaf'ta, İzmir'de Bornova Serüven Kitabevinde bulunabiliyormuş kitaplarım.

Bu arada, kitabın içine ayraçlar halen yerleştirilmemiş. Yerleştirilince haber vereceğim.

EREN (Okuma Günlüğüm)


TURGAY AKSOY


ÖZLEM BERBEROĞLU


(Foto: Jysra Reçani)

7 Mayıs 2017 Pazar

LİMONLU YABAN MERSİNLİ KEK



3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
yarım bardak ayçiçek yağı
1 limonun kabuğunun rendesi
1 limonun suyu
1 su bardağı yaban mersini
1 su bardağı damla çikolata
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
3 su bardağı un

Yumurtaları çırp şekerle, sütü ekle, yağı koy, çırpmaya devam ediyoruz.

Limon kabuğu rendesi ile limon suyunu ekle, homojen kıvama gelince unu koyuyoruz ama mikserle karıştırmadan unu, mikserle karıştırınca gluten oluşuyor, lastik gibi. Spatula ile karıştırmalı.

Kabartma tozu ekliyoruz. En son da yaban mersini ve çikolatayı koyuyoruz. Karıştırıyoruz. Sonra fırına koyuyoruz. 190 derecede pişiyor. Yarım saat veya kırk dakika sürüyor. Bıçak batır, bıçak temiz çıkıyorsa pişmiş demektir.



30 Nisan 2017 Pazar

DEEP NOT


Eski arkadaşlarım biliyorlar ama yeni arkadaşlarım bilmiyorlar neler yazdığımı blogda. Yeni blog açanlar var veya yeni açmasa da benim yeni tanıdıklarım var. Blogumda ne tarz yazılar yazdığımı belirtmek istedim. Arada yapıyorum bunu yeni arkadaşlarımız için.

Blog yazılarım birkaç grupta toplanıyor:

-Birinci grup yazılarım, insan, yaşam, aşk, gelişim, sanat üzerine yazılar veya denemeler. Kültür, resim, sinema, müzik yazıları veya. Deneme veya makale türü yazılar bunlar.

-İkinci grup yazılarım, kitaplar, filmler, müzikler, tiyatrolar, sergiler, müzeler, dergiler, diziler ve buna benzer konularda tanıtım, eleştiri yazıları.

-Üçüncü grup yazılarım, mutfak yazıları. Tarifler. İlginç bulduğum yemeklerin, tatlıların tarifleri.

-Dördüncü grup yazılarım, blog üzerine yazılar. Blogçuları tanıttığım yazılar, örneğin, bunu yıllardır yazıyorum. Mimler, duyurular, blog aktiviteleri, site duyuruları, çekilişler gibi. Blog arkadaşlarımızı kaynaştıran yazılar.

-Beşinci grup yazılarım ise, şiirler ve öyküler. Şiir arada bir gelince yazıyorum. O her zaman gelmiyor. Öyküler ise iki grup. İlki, serbest öyküler. Yani belirli bir kahramanı olmayan, gündelik yaşamdan kesitler sunan öyküler. Genelde, yolda metroda kafedeki izlenimlerden yazdığım. İkincisi ise, kurgu kahramanı olan öyküler. Daha önce, Simay, Çağla, Gece, Lena, Model, Lena, Derin, Asmira, Kübo gibi çeşitli kahramanlarım oldu. 2017'de ise şimdilik iki kahramanım var, Nurnina ve Kavas Hüdai.

Hepimize güneşli ve neşeli günler dilerim.

(Foto: Günesürgün adlı kitabımla çekilmiş bir foto. Ayraç olarak kullanılan bir sonbahar yaprağı ve içinde Yeşilçam olan bir dergi. Özellikle sağ altta çok sevdiğim Vesikalı Yarim adlı film var. Fotoyu çeken, sevgili biricik arkadaşımız Jysra Reçani.)

23 Nisan 2017 Pazar

MARUNİKİ



Malzemeler:

1 su bardağı un
1 su bardağı süt
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı şeker
1 paket kabartma tozu

Yapılışı:
Bunları karıştırıyoruz. Tavaya az bir şey tereyağı koyuyoruz. Yağ eriyince kepçeyle döküyoruz bu karışımı. Omlet gibi. Biraz pişince tersini çevireceğiz. Sonra iki tarafı da pişince tabağa koyuyoruz.

Bir sonraki kepçelerde tavaya yağ koymasak da olur. Ama tabağa koyduklarımıza biraz tereyağı sürebiliriz. Erir o da. Çok yağlı istemiyorsak sürmeyiz ama o zaman da kuru olabilir.

Bu ölçüler ortalama ölçüler. Hani derler ya göz kararı, el kararı. Kıvam tutmazsa biraz süt ya da un ekleyebilirsiniz. Bir de mayalı olanı var ama onu yapmak daha zor.


Not:Hepimizin çocuk bayramı ve kandili kutlu olsun.

21 Nisan 2017 Cuma

ANNE MUHALLEBİSİ


1 litre süt
3.5 yemek kaşığı buğday nişastası
1-1.5 su bardağı şeker
1 yumurta sarısı
1 paket vanilin
1 yemek kaşığı tereyağı

Bir litre sütü ısıtıyoruz. Bu sütten bir çay bardağı sütü alıp ayırıyoruz ve içinde nişastayı eritiyoruz bir kapta.

Sütü şekerle kaynatıyoruz. Yağı ilave ediyoruz.

Yumurta sarısını da yine sütten bir çay bardağı alıp sütün içinde çırpıyoruz bir kapta.

Sonra nişastayı ve yumurta sarısını sütün içine ilave ediyoruz.

En son vanilini ekliyoruz.

Kısık ateşte kaynatıyoruz, pişiriyoruz, kıvama gelene dek, göz göz olana dek, sürekli karıştırıyoruz.

Bu malzemeden yaklaşık altı kase çıkıyor.


16 Nisan 2017 Pazar

ÇEMEN


750 gram pul biber
3 yemek kaşığı dövülmüş sarımsak
2 yemek kaşığı karabiber
6 ya da yemek kaşığı çemen tozu
İsteğe bağlı ve istenen miktarda dövülmüş ceviz
Bir buçuk yemek kaşığı zeytinyağı ve yarım yemek kaşığı çiçek yağı

Bunları önce homojen hale getiriyoruz karıştırıp. Sonra süzgeç yardımıyla kaynatılıp ılıtılmış kemik suyunu yavaş yavaş ekleyip iyice karıştırmaya devam ediyoruz. Kek hamurundan daha cıvık olması gerekiyor. Kemik suyu, aldığı kadar olacak. Pul biberler homojen olacak, çamur gibi.



Sonra üzerini kapatıp 10 dakika dinlendiriyoruz. Sonra da kavanozlara ya da saklama kaplarına koyuyoruz küçük küçük. Küçük kaplar servis için iyi oluyor. Ya da büyük bir kapta saklayıp her seferinde küçük miktarlarda minnak tabaklarda kullanılabilir.


Çemenle sabah kahvaltıda yumurtayı kavurunca güzel oluyor. Yemeklere katanlar da var. Ya da kahvaltı sosu gibi tüketilebiliyor. Ama sarımsağını daha az yapmak daha iyi olabilir ya da sadece haftasonları tüketilmeli.


(Not: İkinci foto homojen haldeyken, üçüncü foto ise kemik suyuyla karıştırıldıktan sonra)

15 Nisan 2017 Cumartesi

SİNEDEBİYAT


Yayın hayatındaki en yeni edebiyat dergilerinden biri.

Başlıkta Sin, bir sözcük olarak Türkçe’de mezar, Arapça’da saadet, İngilizce’de günah anlamına geliyor diyor. Anlaşıldığı kadarıyla K.Maraş çıkışlı bir dergi.

Dergi, öykü ve şiirlerden oluşuyor. Başka yazın türleri yok. Sadece bu ikisi ve bu yönden de güzel olmuş. Sadece edebiyat yani.

Üçüncü sayılarında Ataol Behramoğlu ile keyifli bir şiir röportajı var.

Öyküler dikkat çekici, genel olarak gündelik yaşamın ayrıntıları işlenmiş.

Umarız bu dergimiz uzun soluklu olur.

5 Nisan 2017 Çarşamba

SİSİFOS


Sisifos, çok tanınmayan bilinmeyen ama sağlam edebiyat dergilerinden biri.

Kültür sanat sinema felsefe gibi konularda yazılar olsa da ağırlıklı olarak edebiyat dergisi diyebiliriz.

Mahir Ünsal Eriş, Ercan Kesal, Şükrü Erbaş, Ali Lidar gibi tanınmış yazarlar barındırıyor sayfalarında. Milan Kundera, Kant, büyük klasik yazarlar, Tolstoy, Zweig gibi yazarlar üstüne denemeler de var.

Dergideki öyküler ise çok güçlü. Kundera ve Bacon ilişkisi çalışması ilginç. Eriş’in edebiyat üzerine denemesi lezzetli. Kesal’ın sinema yazısında Atatürk’ün bir Şarlo filmine çok gülüp tekrar izlemek istemesi anekdotu çok tatlı.

Deniz Moralıgil’in öyküsü çok duyarlıklı. İlişkileri biten insanların fotoğraflarda yüzlerinin silindiğini anlatmış. Usta yönetmen Peter Greenaway ile ressam Rembrandt bağlantısını anlatan deneme doyumsuz. Kieslowski’nin ünlü filmi Öldürmek Üzerine Kısa Bir Film’in idam sehpası sahnesinin çekiliş öyküsü ise sinema sanat açısından değerli.

Okunup bırakılacak dergilerden değil Sisifos.

Not: Dergiden bir alıntı: “Bilirsin özgürlük olmayınca evren olmaz”.

31 Mart 2017 Cuma

MAVİ FRAM


Kitaplarım kızçelerim ya işte hepsinin bir ismi var. Sade ve Derin, o Sade, Derin Mavi, o Mavi, Frambuazlı Hayat, o Fram, Yani ise yine Yani, Günsürgünü de Gün işte.

Sade, Mavi, Fram, Yani, Gün. Beşi bir yerde. Son kızçeyi ben de henüz görmedim. Ayraçlar konulabilirse kitapların, ben de görebileceğim. Günesürgünü, şimdilik bildiğim dört arkadaşım alıp okudular, Okuma Günlüğüm Eren, Turgay Aksoy, Öceanne Özlem, Minik Mini.

Sade ve Derin ile ile ilgili hoş bir anım var. 2014 İlkbaharında, kitap çıktıktan bir süre sonra, İstiklal'de en sevdiğim Mephisto kitabevinde kitap bakınıyordum. Benim Sade de üst kattaki raflardaydı. Ben de üst katta bakınırken, iki liseli kız orda bilgisayar başındaki sakallı oğlana sordular. Sizde Deeptone var mı diye? Oğlan da o ne müzik grubu mu dedi. Belki Deep Purple ile karıştırdı kitabevi çalışanı.

Derin Mavi, şiir ve öykülerle dolu bir kitap oldu. Sonra Yani'de bir şiir yazdım, Günesürgün'de ise dört şiir var. Belki de içinde çok şiir olduğu için birçok blog arkadaşımın en sevdiği kitap oldu Mavi. Fram ise beş kitabımın arasında şimdilik en dolu olanı. Fram'da ayrıca Düşünceler adlı bir bölüm koydum. Genelde yazmadığım bir tür bu.

Bu arada, Derin Mavi, bir edebiyat dergisinde çıktı, kitap tanıtımı olarak, Ayraç adlı edebiyat dergisinde yer aldı, bir yazıyla tanıtıldı. Bir de, televizyonda sabah programında çıktı.

Son zamanlarda Mavi ve Fram'ı okuyan arkadaşlarım ise; sevgili Deli Kızın Bohçası Derya iki kitabımı video ile anlattı, sevgili psikolog danışmanımız Yurdagül, Derin Mavi'yi okudu yazdı, sevgili Hikaye Kalpli Kadın da Derin Mavi'yi okudu, sevgili Bahar Tanrıçası Persephone de Frambuazlı Hayatı.


DELİ KIZIN BOHÇASI (Derin Mavi/Frambuazlı Hayat)


DAHA MUTLU YAŞAM (Derin Mavi)


HİKAYE KALPLİ KADIN (Derin Mavi)


PERSEPHONE (Frambuazlı Hayat)


(devam edecek)

30 Mart 2017 Perşembe

LOR KUYMAĞI



Tarifi

Tereyağı un su lor

Yapılışı

Bir tavanın içine tereyağı koycan, büyük parça yani, sonra o eriyecek. 

O arada bir kabın içine yarı su üstüne iki tahta kaşığı loru koyucan, unu da koyucan ezerek karıştırcan. Yani unu lorla eziyoruz.

Sonra onu tereyağlı tava yaptın ya ona dökcen.

Sonra üzerine tuz ekleyip karıştırcan, kaynayınca kısık ateşi kapatcan.

Sonra da afiyet olcan.

26 Mart 2017 Pazar

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 5



PESİMİSYON

Aşk Yasaklı Kelime

Erdi Karadeniz

Temiz dilli blogçu arkadaşımız Erdi Karadeniz’in yine temiz dilli şiirleri ve denemeleri var Pesimisyon adlı kitabında. Şiirleri ve öykümsü denemeleri.

Kitapta en göze çarpan özellik dilin içten ve temiz olması. Şiirler de denemeler de saf, masum ve içten. Kitabın adı pesimisyon, karamsarlık yani. Ancak, şiirlerde de denemelerde de karamsarlık yok. Şiirlerin büyük çoğunluğu aşk, özlem, ayrılık üzerine, bu nedenle hüzünlü gibi düşünülse de yazım stilinden gelen bir iyimserlik var.

Şöyle ki, şiirler, öykü şiir tarzında, içten, kolay okunan ve çok masum dizelerden oluşuyor. Akıcı bir dille bir aşk öyküsü anlatılıyor gibi.

Öncelikle, önsözde, yazmak hayata tutunma ve ben de bu dünyada yaşadım deme şeklim, diyor arkadaşımız. İlk bölümdeki şiirler, yoğun aşk şiirleri. Sevdiğine seslenir gibi yazılmış şiirler. İkinci bölüm ve üçüncü bölüm ise giden sevgilinin ardından yazılmış şiirler olduğunu hissettiriyor. Bu bölümlere ayrılık ve hüzün şiirleri diyebiliriz.

Dördüncü bölüm ise yaşamın getirdiği hüznün şiirleri. Yaşamla ve insanlarla ilişkilerimizin bize yaşattığı kaybetmişlik, hiçlik, yalnızlık duygularının dile getirilişi, iç geçiriş, yakarış gibi. Ancak, bu dizeleri okumak hüzün vermiyor, mutlu ediyor. Hepimizin duyguları, yaşadıkları olduğu için olabilir bu.

Son bölüm ise, öykü tadında denemeler. İnsan ilişkileri, arkadaşlık, haksızlıklar, kaçıp giden yaşam, her şeyi bırakıp gitmek, sevgi, kahve, özlem, sevgisizlik, yaşamın ve insanların anlaşılmazlığı, aşk, yalnızlık gibi güncel ve evrensel yaşam ve insanlık hallerini anlatan hafif, sevimli, akıcı yazılar.

Ben Yelkovan o Akrep, Rolüm Gereği, Bizim Kurşun Kalem 1 ve 2 bu bölümde etkili yazılar ve kitabın sonu da güzel geliyor. Sonunda karamsarlıktan iyimserliğe geçmenin bir yolu olmalı diyor, arkadaşımız. Bunu da bize anlatır bir gün, dileriz.

Not:3/4