25 Ekim 2021 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 114




Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Haftanın konusu benden.

"Sağ ve sol beyin durumunuz nedir?"

Beynimizin az bir kısmını kullanıyoruz. Beyninin tamamına yakınını tek bir kişi kullanmış dünyada, Leonardo Da Vinci. İnsanlar genelde sağ veya sol beyinlerini daha çok kullanıyorlar. Daha doğrusu, beyin insanı kullanıyor. Sağ veya sol beyin insanı yönetiyor. Ancak, insan da beynini kullanabiliyor. İnsan mı beyni yönetir, beyin mi insanı yönetir? İnsan uğraşırsa beynini kullanabiliyor, beynini geliştirebiliyor, bunun için çeşitli egzersizler var.

Sağ beyin genelde daha soyut, lob yani, sanatsal, görsel, işitsel, sezgisel, duygusal. Sol beyin ise, matematiksel, sayısal. Sol beyin bedenin sağını, sağ beyin ise solunu yönetiyor. İlginç, çünkü, duygusal, sezgisel sağ beyin soldaki kalbi yönetiyor. Kalbi sayısal beyin yönetmiyor. İki beyni dengede olmayanların aşka mantık katması zor.

Matematiksel sol beyini geliştirmek için zeka oyunları, bilmece, kitap, dil öğrenmek, yazmak gerekiyor. Yani, dil öğrenmek, dil, sayısal sol beyinle ilgili. Sanatsal, sezgisel sağ beyini geliştirmek için ise doğal olarak sanat, müzik, resim gibi aktiviteler gerekli. Sol beyin mantıksal, sağ beyin duygusal zeka baskın. Sağ beyin, empati, iyi niyet, cesaret, merhamet taşıdığı için mantıksal sol beynimizi geliştirmek için önce sağ beynimizi geliştirmek gerekiyor. Örnekse, yoga, meditasyon sağ beyni geliştirip sol sağ dengesini sağlayabiliyor. Müzik, resim, doğa ise matematik temelli. O nedenle matematik zekası, sayısal zekası olan biri müzik ve resimde başarılı olabilir. Aynı şekilde, sağ beyni daha gelişkin olan örneğin, bir ressam veya müzisyen kendisi belki bilmese de matematikte de başarılıdır.

İnsan ilişkileri, iş ilişkileri ise sağ beyin ile ilgili. İlişki dediğimiz olgu, sağ beynin işi. Ancak, iş ilişkisinde bize hem analitik hem duygusal zeka lazım oluyor. Analitik zeka, iş ilişkilerinde yeterli olmuyor. Duygusal zekası zayıf kişi, analitik olsa da duygusal zeka zayıflığından dolayı başarısız oluyor.

Öyle ki, sağ beyin güçlü ise, baskın ise, sol beyini geliştirmek gerekiyor, matematik çalışarak, sol beyin güçlü ise görsel işitsel sanatlarla ilgilenmek gerekiyor veya belki duygusal zeka geliştirmek için kursa gitmek gerekebilir. Matematiksel sol beyini geliştirmek için kitap okumak, dil öğrenmek, yazı yazmak, günlük tutmak gerekebilir. Sol beyni baskın biri yoga hareketlerinde başarılı olamayabiliyor. Duygusal sağ beyni baskın biri de dil öğrenmekte zorlanıyor.

İkisini dengede tutmak en iyisi. Spor, doğa, zeka oyunları, fitness, satranç, hayal gücünü geliştirecek kitaplar, rüyaları kaydetmek gibi birbirine hiç benzemeyen aktivitelerle dengeye ulaşılabilir. Kişisel olarak ise, sol beyni baskın biri olarak hep sağ beyni geliştirecek aktiviteler daha çok ilgimi çekiyor. Eğitim olarak ise önce sayısal, sonra sosyal ve sözel eğitim aldım. Sayısal zeka ile gündelik yaşamı halledip, duygusal zeka ile hayatta mutlu olmak en güzeli. Beynin de dengelisi iyi.

24 Ekim 2021 Pazar

HAFTANIN KİTAPLARI 11

 



ASIL ADI ATİYE

Naşide Gökbudak

Nemesis Kitap

Yazarın Sıdıka adlı romanından sonra yazdığı roman Atiye. Kendi ailesindeki kişileri yazıyor Gökbudak. Sıdıka anneannesi, Atiye de teyzesi. Sıdıka’nın kızı Atiye.  Elazığ’ın tanınmış ailelerinden bir ağa kızı Sıdıka, Atiye de ilginç bir hayat yaşayan kızı. Roman yaklaşık 100 yıl öncesini anlatıyor. Atiye, Atatürk ile de tanışmış ve o ölünce çok üzülüyor.

Atiye’nin yaşamı dram dolu. Aşkı, evliliği, çocukları, yeğenleri, yıllar geçtikçe aileyi ayakta tutmaya çabalıyor Atiye. Zengin başlasa da hayata sonradan dikiş dikerek yaşamını sürdürüyor. Roman, destan gibi, koca bir ömürü anlatıyor.

Heyecanlı ve aynı zamanda hüzünlü bir hayat. Annesi Sıdıka da var romanda. Su gibi akıyor kitap. Diziye çekilmesi de düşünülmekte. Not:4/4


SATRANÇ

Stefen Zweig

RB Yayıncılık

Satranç, yazarın ülkemizde en çok okunan kitaplarından biri, aynı zamanda en tanınmış kısa romanı. Nazilerden kaçan yazar, intihar etmeden önce bu romanı yazıyor, romanda Naziler de anlatılmakta.

Konu satranç. Bir gemideki iki kişinin satranç karşılaşması. Kişilerden biri Czentoviç, cahil ve kaba olmasına rağmen doğuştan satranç dehası olan ve kısa sürede dünya şampiyonu olan bir genç adam.  Diğer oyuncu ise Dr. B, uzun yıllar satranç oynamadıktan sonra gemide diğerine rakip oluyor, satrancı Nazilere esir iken tesadüf eseri öğrenmiş. Bu ikisinin karşılaşması ilginç.

Bir yandan da Naziler ve Avrupa’yı anlatıyor bu ikisinin kişiliklerinde ve siyah beyaz taşlar da iyiliği, kötülüğü. İlginç kitap, okuma süreci de heyecanlı. Not:3/4




BİR ADAM GİRDİ ŞEHRE KOŞARAK

Tarık Tufan

Doğan Kitap

Tarık Tufan günümüzün sevilen yazarlarından. Ayrıca, Uzak İhtimal ve Yozgat Blues gibi iki güzel filmin senaryosu da ona ait.

Kitap, serbest deneme tarzında, yazar aklına gelen bir çok konuyu, cümleyi bir araya getirdiği kısa kısa denemeler yazmış, biraz da günlük bazı yerlerde, aforizmalar da var. Hüzünlü karakterler bulunuyor yazılarda. Son zamanlarda ülkemizde popüler olan tutunamayanlar, kaybedenler tarzı hayatlar. Biraz dışlanmış kişiler ya da gündelik yaşamda gözümüze çarpmayanlar.

Roman, öykü değil de deneme, anı okumak isteyenler için, yazarın dilini sevenler için. Not:3/4


MAĞARA ARKADAŞLARI

Ayfer Tunç

Can Yayınları

Ayfer Tunç, günümüzün en sevilen ve en iyi edebiyatçılarından. Öykü, roman, anı, inceleme, her türde yazıyor. Yazma dersleri de veriyor. Suzan Defter, Yeşil Peri Gecesi gibi unutulmaz romanları bulunmakta.

Bu kitabı ise bir öyküler toplamı ve ilk kitaplarından. Daha sonraki romanlarının öncüsü gibi. Öykülerde çeşitli insanların hayatlarından kesitler bulunuyor. Sıradan insanların kendileri için sıradan olmayan öyküleri. Hepsi etkileyici yaşamlar. Özellikle ilk öykü.  Ayyıldız Apartmanı adlı bir binanın kendisi bize anlatıyor yaşamını ve içinde yaşayanları. Artık eskiyen bina, yaklaşık 50 yıllık olan apartman, artık yıprandığı için kendine bir çıkış yolu arıyor. Kendini yok edecek veya yenilenecektir.

Edebi öykü sevenlere. Not:3/4

23 Ekim 2021 Cumartesi

MOTTO

 



Motto, ilk sayısı çıkan bir gençlik dergisi. Motto, slogan, özdeyiş anlamına geliyor. Derler ya, herkesin bir mottosu vardır. Anı yaşa, hayatı sev, gibi.

Dergi 20 yaş civarı okura sesleniyor. Yazarların da bir kısmı daha büyük yaşlarda, bazıları da henüz on oniki yaşlarında. Neşeli, dinamik dergi, gençleri aktifliğe, hobilere, etkinliklere yöneltmek amacında.

Gençliğin sesi olma niyetinde olan dergi, hey dünyalılar, biz genciz, buradayız demekte, umutlarımız ve hayallerimizle.

Yıldız Teknik Üniversitesinde tamamen kendi üretimleri olan İHA’ları çalıştıran genç ekip, yenilenebilir enerji projeleri, takım çalışması nasıl geliştirilir, Çernobil gezileri, beyin göçü, gelecekte bizi nasıl bir gelecek bekliyor, Diyojen, bisikletle doğa gezileri, sosyal medya tuzakları, faydalı Mobil uygulamalar, dağcılık sporu, dağcı Adem Gül, girişimcilik, uyku, başarmayı istemek, zeka soruları, selfie çekimleri, rahat giyim, sebzeler, kitaplar, bulmacalar, filmler, çizgi hikayeler, bullet journal, insta story’leri gibi güncel, enerjik, neşeli konuları içeriyor dergi.

Bakması, okuması hoş, baskısı rengarenk.

22 Ekim 2021 Cuma

BLOGLARDAN SEÇMELER



EYLÜL SU

Çok iyi bir öykü yazdı.

https://depresifpatates.blogspot.com/2021/10/yansma-yanlsama.html

SHE IS THE MAN

Sevgili arkadaşımız yine yazmaya başladı.

http://applesodaa.blogspot.com/

KAYIP FISILTI

Son iki yazısı, Sağlık ve Fitness rutinim ve Japon Bahçesi, ikisi de iyi.

https://www.kayipfisilti.com/

BİR BAŞKA GEZGİN

Son iki yazısı iyi.

https://brbaskagezgn.blogspot.com/

BUZLAR KRALİÇESİ

Bizlere Uzakdoğu dizilerini tanıtmaya devam ediyor.

https://blogadresimbuzlar.blogspot.com/

GONCA

Son iki yazısında blog buluşmasını anlattı.

https://birelifbirgonca.blogspot.com/

ANNE KALEMİNDEN

Tiyatro ve etkileyici deneme yazılarına devam ediyor.

https://www.annekaleminden.com/

HAYATA DAİR

Sondan bir önceki eğitim/yüksek öğretim yazısı bilgilendirici.

https://nilgundem.blogspot.com/

KAFA DERGİ MERT

İkinci kitabı çıktı.

http://kafadergi.blogspot.com/2021/10/yeni-kitabim-ucurum-zamani-cikti.html

DÜŞ TASARIMCISI

Yeni kitabı çıktııııı!

https://sevilcevirgen.blogspot.com/

21 Ekim 2021 Perşembe

MAVİ YANSIMA


 

Bulutlar var ama ince. Yumak yumak ama mavilik yok. Sıkıntılı bir hava. Yağmur sıkıntısı, yağmur sıcağı diyorlar. Bu hava biraz enerji alıyor galiba, insanı mayıştırıyor.

İnce bulutlara bakınca, bulutların en ince yerlerinin arkasında güneş var, bu tarafa geçemiyor ama, bulutlar sanki arkadan altın rengi aydınlatılmış gibi duruyor. Böyle parça parça sarı yerler var.

Bir dron göndermek lazım bulutların arkasına. Güneş paneliyle enerji depolayan bir dron. Getirsin enerji. Belki, bulutların arasından geçerken enerjisi biter, geçince çalışır yine. Yeryüzüne kadar getirsin enerjiyi dron şeysi.

Bulutlar yakın duruyor sanki. Eskiden daha uzak geliyordu. Küçükken dünya garip görünüyor. Her şey daha büyükmüş gibi. Büyüdükçe her şey küçülüyor. Merdivenler, ağaçlar, her şey. Belki de büyüdükçe başka bir zamana geçiyoruz. Zaman kayması, paralel evren gibi. Zaman ve mekan kağıt gibi katlanıp üst üste geliyormuş.

Bulutlar, yağmur havası olunca, insan bundan huzur da duyabilir, gergin de olabilir. Yağsa ne güzel olur diyerek bir tatlı huzur gelebilir içimize. Stres, kaygı da gelebilir. Hava bulutlarla kararınca insan da hayata karanlıklaşabilir. Mayışıp enerjisiz kalınca, neşe depomuz, hayat enerjimiz azalınca saçma saçma karanlık düşünceler gelir hep, özellikle uyku öncesi.

Ama güneş de doğuyor tabii arkasından, bulutların arkasından çıkıyor. Öyle bir şey ki, bizde hava karanlık olsa bile başka yerlerde hava aydınlık oluyor.

Her şey sadece atomlardan oluşuyor. O zaman hepimiz her şey aslında aynı şey. Yani evren can sıkıntısından bir sürü bir şeyler deniyor. İnsanları denemiş evren, hepimiz aynıyız özümüzde. Kuşlar, ağaçlar, deniz de aynı. Hepimiz aynı şeyiz.

Arada bir de bir şeyler yolunda gitmiyor, kazalar filan oluyor. Ama evren aynı şeyi farklı farklı üretip duruyor. Yani evren açısından bakınca, yaşadığımız zorluklar, yağmur, sıkıntı, pek de önemli değil.

Böyle düşününce, kendimizin yapamadığı şeylere odaklanmamız gerekmiyor. Başkalarının yaptığı şeylerden de mutlu olabiliriz. Çünkü, aynı şeyiz ya o kişilerin mutluluğu bizim de mutluluğumuz bir yandan. İnsanlar başarısız olunca çılgına dönebiliyor, istedikleri olmayınca ağlayıp sinirlenebiliyorlar. Bu kadar etkilenmek anlamlı değil.

20 Ekim 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU 47




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Haftanın kelimelerini geçen haftaki Kelime Oyunu yorumlarında sevgili Duru Tarifler vermişti.

Kelimeler: Sütliman/Görsel/Turuncu/Sima/Bordro

TASARIM

Patronun simasına bakınca da ne düşündüğü anlaşılmıyordu. Bazen yüzünü ekşittiğinde şimdi azarı yiyeceğim diyorum ama tebrik ediyor, bazen güldüğünde takdir edileceğimi sandığımdaysa alaya alıp baştan çalışmamı istiyordu. Adamın mimikleriyle duyguları örtüşmüyordu. Bu da bir çeşit hastalık olabilirdi nazarımda. 

Sunumuma turuncu renk hakimdi ve böyle dikkat çekici bir tema kullanmak bazen her şeyi mahvedebiliyordu. Görseller birbiri ardına kayarken alnımdan da emeklerimin tecellisi ter damlaları kayıp gidiyordu. Üçüncü denemeden sonra çalışma bir kez daha beğenilmezse bu ayki maaş bordromun bu şirketten aldığımın sonuncusu olacağından emindim. 

Son görsel de gelip geçtikten sonra ortalık bir iki saniyeliğine sütliman kesildi. Fakat o bir iki saniye bana bir ömür gibi geldi. Sonunda donuk bakışlarında hiçbir değişiklik olmayan adam bana "bravo! sonunda şirkete layık bir tasarımla karşımızda olmana sevindim." diye suratından düşenin aksini söyleyerek işten atılmamayı başardığımı ifade etti. Artık yeni tasarladığım yüzen otomobilin üretimini takip ederken yeni ecel terleri dökebilecektim.

Son

19 Ekim 2021 Salı

DEMONYAK 4

 


-Annee, bak, 2020’yi atlattık şükür, 2021’i de atlattık şükür, hayatta kaldık, gerçi 2021 henüz bitmedi ama biter yakında, pandemi filan atlatıyoruz, ya yanlış bir kan içseydim, virüs kapabilirdim.

-Sen hala kendini vampir mi sanıyorsun kızım?

-Nasıl yani, vampirlik geçip biten, iyileşen bir hastalık değil ki, annikom, hala vampirim sonsuza kadar öyle kalacağım.

-Peki geceleri, ava çıktığında üstüne bir şey giy de, üşütme!

-Pardon ama vampirler üşümüyor!

-Nerden öğrendin, netten mi?

-Of anne kendimden biliyorum, üşümem ben. Boşver anne, biz anı yaşayalım, hadi.

-Ayol sen hep konuşuyorsun kızım, seninle anı yaşamak ne mümkün, sen anı gebertiyorsun.

-Ay anne espirik mi oldun sen! Hadi gel anı yiyelim biz! Ne var yiyecek?

-Pilav, kavurma, aşure var.

-Oooo anne ne bu özel bir gün mü, dernek bir şeyi mi var, senin anne hırkanı giyeyim kimse anlamaz vampir olduğumu.

-Yok kızım sen babanın emekli amca hırkasını giy, Onu yeni yıkadım da. Pilav kavurma aşure de senin kanını içtiğin insanlar için yaptım, hayır olsun diye!

-Ayy saol annecim, kızını düşünürsün tabii vampir olsa da anne yüreği de mi! Ayy babamın emekli hırkası beni açtı mı annişkom!

-Çok açtı seni, evet zombi gibi neyin oldun artık.

-Oooo anne sen modaya da hakimsin valla! Evet zombiler genelde ölü makyajı yaparlar, genelde sıska kediler gibidirler, saçları diktir, hayaletler tabisi görünmemek için soluk rujlar, fondötenler kullanır, vampirler ise kırmızı deri ceketler giyerler, kırmızı saç, kırmızı ruj, bir de bilirsin cadılar var, siyah botlar, siyah file çoraplar, siyah elbiseler, onların makyajları da zombilere benzer.

-Ooo kızım, noldu sen yoksa moda detektifi mi oldun? Yanlış giyinenlere ceza mı kesiyorsun?

-Annecim, kışkırtma beni, hayat kavga etmek için çok kısa, yani senin hayatın kısa, benimki değil, elindeki tek şey senin, şimdi, şimdiyi yaşa!

-Ah çok bilmiş kızım, iyi kalpli vampirim, hayalci zompirim!

18 Ekim 2021 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 113




Ağaç Ev Sohbetlerimiz devam ediyor. Hastanın konusu benden ayy haftanın konusu benden.

"Kitapçılara, sahaflara ne sıklıkla gidersiniz?"


Kitap tutkunu olarak yani ev ve marketten sonra en sık gittiğim yer kitapçılar tabisi. Haftada birkaç kez giderim tabii, yani giderdim, pandemi öncesi, onsekiz aydır gitmiyorum, pandemi sona erince gideceğim inşallah maşallah yine, pandemi süresince Migros'tan kitap ve dergi alıyorum sadece, kitap ve dergi reyonunda hep en az bir saat dururum. Bunun dışında bir de sokaktaki kitapçılardan, yer sergilerinden kitap alıyorum, parasızlıktan dolayı insanlar evlerindeki kitapları satmaya başladılar sokakta, bu sayede en yeni kitapları bile ucuza alabiliyorum.

Kitapçılara sık sık gitmeden kitap sever olmak zor biraz. Kitapları, türlerini uzun uzun incelemek gerekir. Haftada birkaç defa kitapçılara gidilince her gidişte birkaç saat durursak kitapçıda, genel olarak kitaplara biraz yakınlaşıp kitap dünyasına, türlerine yakın hissederiz kendimizi. Bu da sürekli olarak yapılacak bir eylem, çünkü sürekli olarak kitap yayınlanıyor. Hafta sonu gittiğimde ise beş altı saat kalırım kitapçıda, kitap alıp almamak önemli değil.

Sahaflar da aynı şekilde. Sevdiğimiz yazarların kitaplarının eski basımlarını görmek çok keyifli. Örnekse, Tutunamayanlar'ın 1971 ilk baskısını gördüm, iki cilt idi. Veya Tezer Özlü'nün kitaplarının ilk baskıları gibi, Derinlik Yayınları. Bu durumlar bir kitapseveri çok heyecanlandırıyor. Herhangi bir sahaf dükkanında da saatler geçiyor.

Kitap sevgisi öyle bir şey ki, kitapçıya gidince, Remzi, İnkılap, DR gibi, sürekli gidince insan bütün kitapların yerini öğreniyor, raflardaki, kitapların yeri değişince gidip görevliye neden bunun yeri yanlış diyor insan, bu kitabın fiyatı yanlış gibi, bak Yakup Kadri'nin romanları ile makale kitapları neden ayrı, ya şimdi yani şu kitaplar kişisel gelişime girmez ki, gibi sohbetler olabiliyor. Yani, sonuçta, şu var ki, kitaplara verdiğimiz parayla rahatlıkla bir araba alınabilir.

Kitapçı, sahaf yanında müzayedeler de var. Birçok ilde düzenleniyor. Bunları izlemek çok keyifli. Burdaki kitaplar tabii genelde pahalı ilk basımlar, okumayı sevceklerimiz de değil ama insanların kitaplar için neler ödediğini görmek hoş. Hiç tahmin edilmeyen kitaplar çok para ediyor. Bunun yanında, bir de, dini kitaplar, dini romanlar satan kitapçılar da ayrı bir grup. Bunlara da sık sık giderim. Bu sayede çok ilginç kitaplar bulmak, okumak olanaklı oluyor. Marifetname gibi, ki, müthiş bir kitap.

Kitapçılara sık sık gitmeden, edebiyatı, yazarları, kitapları tanımak çok güç. Bir kitapsever, en azından haftada birkaç saatini kitapçıda geçirir. Ki ayrıca, kitap indirimleri, kitap fuarları, özel kitap sergileri de var, Örnekse bugünlerde DR'de ikinci ürüne yüzde elli indirim var.

Öğrenme tutkusu, kitap tutkusu böyle bir şey. Yani bu bir hobi değildir. Çok uğraş gerektirir,  çok fedakarlık ister, çok şeyden vazgeçmek gerekir okumak için.

17 Ekim 2021 Pazar

HAFTANIN KİTAPLARI 10

 



UMUTSUZLUK YAKIŞMAZ

Doğan Kuban

Kırmızı Kedi Yayınları

Birkaç hafta önce kaybettiğimiz mimar, akademisyen, öğretmen, düşünür Doğan Kuban hocamızın çok sayıda kitabı bulunmakta. Kendisi sadece ülkemizin değil dünya kültürünün de önemli simalarından.

Bu kitabı, toplum, çağdaşlık, kültür, düşünce, İslam, kent, kaos, cumhuriyet gibi bölümlere ayrılmış. Her başlıkta çok sayıda yazısı bulunmakta. Kitabı adı da, ülkemizin içinde bulunduğu zor koşullara rağmen umutsuzluk yakışmaz anlamına geliyor.

Kuban hocamız, sorunlarımızı anlatıyor, eski İstanbul’u anlatıyor, Eski Küçüksu-Göksu mesire yerini, Hüseyin Rahmi’yi, Ahmet Hamdi’yi, Abbasi Rönesansını, cehaletimizi. Bilimde geri kaldığımız için Batı tarafından sömürüldüğümüzü.

Günümüzü dünya çapında bir öğretmenimizden dinlemek keyifli, zihin açıcı. Not:4/4


İŞSİZ

Lisa Owens

Yabancı Yayınları

İşsiz, komik, zeki, eğlenceli romanlardan. Bir tür chick-lit romanı, genç kız romanı yani. Biraz Bridget Jones tarzında, biraz Sophie Kinsella.

Hayatında ne yapmak, ne iş yapmak istediğine karar vermek için işinden ayrılan bir İngiliz genç kadın. 20’yaşların ikinci yarısında. Anne babası, büyükanneleri, sevgilisi, arkadaşları var hayatında. Bir süreliğine para kazanmıyor, biriktirdikleri ile yaşıyor. Aylar geçse de ne istediğine karar veremiyor.

Şirin roman. Böyle bir yaşam bizde zor tabii. Yani, zaten iş bulmak zor iken. Not:3/4




SAN SEBASTIAN’DA HÜZÜN

Ingvar Ambjornsen

Ayrıntı Yayınları

Beyaz Zenciler adlı romanı ile ünlenen yazarın yine aynı tür bir romanı bu. Genelde kendi yaşamından yola çıkıyor. Kuzeyde yaşayan bir yazar, çok kazanmıyor, kazanmak için yazması lazım, konu bulması lazım. Arkadaş çevresi de pek kaliteli değil. Arkadaşları yüzünden başı belaya giriyor, San Sebastian’a gitmesi gerekiyor, kendini kurtarmak ve yazmak için.

Okuması kolay, keyifli. Not:3/4


BUKOWSKİ VE BEAT KUŞAĞI

Jean Duval

Altıkırkbeş Yayıncılık

Beat kuşağı, A.B.D.’de 1950’lerde başlıyor, Ginsberg, Kerouac, Ferlinghetti, Neal Cassady gibi yazarlar, sanatçılarla ortaya çıkıp ilerliyor. Daha sonra Burroughs da ekleniyor. Bukowski ise yine bu akımla aynı dönemde yazsa da kendini bu akıma dahil görmüyor ama kendisi öyle dese de aslında onlardan biri ve ayrıca kitaplarında onların adı çok geçiyor, genelde olumsuz söz ediyor.

Kültür tarihi meraklıları için. Not:3/4

16 Ekim 2021 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 22

 




SUÇLU

The Guilty, 2021, A.B.D.

Aynı adlı 2018 Danimarka yapımı filmin tekrar çevrimi. Jake Gyllenhall başrolde. Bir tür gerilim ve suç filmi. Polise yapılan çağrıları alan bir santral görevlisi polis, telefonda bir suçun oluşumuna tanık olur, bunu önlemeye ve suçluyu yakalamaya çalışır. Tek kişilik film heyecanlı. Not:3/4

YILDIZ TOZU

Stardust, 2007, İngiltere

Fantastik romantik komedi. Genç bir adam, bir kızın aşkını kazanmak için bir kayan yıldız bulmak durumundadir. Kayan yıldızın peşinde ise çok kişi vardır, cadılar dahil. Genç adam, başarıya ulaşmak için fantastik bir yolculuğa çıkar. Eğlenceli film. Not:3/4

PRENS

The Prince, 2014, A.B.D.

Aksiyon filmi. Kızını kaçıranların peşine düşen bir seri katil. Ünlü oyuncuların olduğu film hafif ve eğlenceli. Not:3/4

HAROLD VE MAUDE

Harold and Maude, 1971, A.B.D.

Genç ve zengin bir oğlan kafayı ölüme takmıştır, bir gün bir yaşlı teyze ile tanışır ve hayatı değişir, teyze ona yaşamayı öğretir. Anlamlı, keyifli komedi. Not:4/4

TATLI BUDALA

The Party, 1968, A.B.D

Bir Hintli sinema oyuncusu, A.B.D.’de bir partiye davet edilir, çok sakar olan adam partiyi darmadağın eder. Komedi klasiği. Sözlerden çok durumlara dayalı. Not:4/4

KÖR TALİHİM

Mein Blind Date Mit Dem Leben, 2017, Almanya

Görme bozukluğu olan bir oğlan, bunu gizleyerek işlere başvurur, özellikle bir otelde çalışmak istemektedir. Komedi ve duygusal. Keyifli. Not:3/4

GREAT BALLS OF FIRE

Jim McBride, 1989, A.B.D.

Amerikalı jazz ve rock piyanisti Jerry Lee Lewis’in çalkantılı gençlik yılları. Müzik, aşk, evlilik. Birçok ünlü şarkısı olan sanatçının hayatını izlemek eğlenceli. Not:4/4

BABA

Yılmaz Güney, 1971

Yılmaz Güney’den bir dram filmi. Ailesi için para kazanmak amacıyla Almanya’ya gitmeye hazırlanan bir baba, bir cinayeti üstlenip hapse girer, bunun karşılığında çok para alır ve ailesine de bakılacaktır. Hapisten çıktığında ailesini dağılmış bulur ve intikam alır. Etkileyici film. Not:4/4

15 Ekim 2021 Cuma

DİZİLER 13

 



THE CHESTNUT MAN

Tek sezonluk Danimarka suç, polisiye dizisi. Başrolde, Nobel, The Mist, Exuinox gibi gizem ve polisiyeler ile iyice sevilen Danica Curcic.

Kadınlar öldürülmeye başlar, cesetlerin elleri kesiktir. İki detektif katilin peşine düşer. Katil, cesetlerin yanına kestaneden yapılma insan figürü koyar hep. Cinayetler arttıkça iki detektif ölenlerin geçmişini araştırır ve her zamanki gibi geçmişin dramları açığa çıkar.

Türü sevenler için heyecanlı dizi. Not:3/4


THE BEAST MUST DIE

Tek sezonluk İngiliz suç dizisi. Her zamanki gibi yavaş ilerleyen İngiliz polisiye dizilerinden.

Bir araba kazasında bir adam bir çocuğu öldürür ve kaçar. Çocuğun annesi, polis bir şey yapmayınca kendi başına adamın peşine düşer. Adamın çevresine girer, sonra ailesinin içine girer. Amacı intikamdır.

Türü sevenler için iyi dizi. Not:3/4


THE PACT

Tek sezonluk İngiliz BBC gerilim dizisi. Başrollerden biri, Happy Valley ve Broadchurch gibi iki iyi polisiyede de izlediğimiz Julie Hesmondhalgh.

Birkaç kadın arkadaş, işyerlerinde kendilerine iyi davranmayan patronlarını rahatsız etmeye karar verirler. Bir geçe hepsi çok içer, sarhoş olur ve patronu ormana götürüp onu bağlayıp alay eder, aşağılarlar. Hiçbir şey hatırlamazlar ama adam ölür. Olayı nasıl itiraf edeceklerini bilemezler, bazıları olayı üstüne almak ister.

Keyifli, heyecanlı dizi. Not:3/4


MAID

Tek sezonluk Amerikan dram dizisi. Başrolde gerçek hayatta da anne kız olan Andie MacDowell ve Margaret Qualley oynuyorlar. Konu, oyunculuk çok etkileyici, dram olmasına rağmen üzüntülü değil.

Dizi, yoksulluk ve duygusal istismar konulu. Genç bir kadın, kocası alkolik olunca, kızını alır ve evden ayrılır, işi parası evi yoktur, istasyonda sokakta uyur kızı ile, sosyal yardım kurumlarına başvurur, onlardan yardım alır, gıda çeki alır, sığınma evlerinde yaşarlar. Para kazanmak için evlere temizliğe gider.

Eski eşi halen alkoliktir, kendi annesi de ruhsal açıdan dengesizdir. Kadın, hayatta kalıp kızına bakmaya çabalarken annesi, eski alkoliklerden babası, eski eşi ile ilgilenmek durumunda kalır.

Bu yılın en iyilerinden. Mükemmel. Not:4/4

14 Ekim 2021 Perşembe

PARK

 




Baba, bu insanlar ölmeyi unutmuşlar.

Bu cümleyi bugün alışveriş yolunda parktan geçerken duydum. Ufacık bir oğlan çocuğu bunu babasına söyledi. Bu pandemi döneminde duyduğum en etkileyici söz bu oldu.

Parkta oyuncaklar vardı. Anneler başlarında çocuklar oynuyorlardı. Baba oğul da bir bankta oturuyorlardı.

Etrafta başka banklar da vardı. Bazılarında anneler ve çocukları vardı, birkaç bankta da yaşlı amcalar, teyzeler oturuyordu.

Bu teyze ve amcalar çok mutsuz görünüyordular. Suratları asık ve düşünceliydiler. Belki salgını, belki zamları, parasızlığı, belki de çocuklarının ekonomik zorluklarını düşünüyorlardı.

Oyuncakları ellerinden alınmış gibiydiler. Belli ki bu yaşlıların oyuncağı hayattı. Hayatları ellerinden alınınca moralleri bozulmuştu.

Bazı insanların merakları, hobileri olmuyor, kendilerini oyalayacak ilgi alanları olmuyor. Ellerinde sadece hayat oluyor, yemek, alışverişe gitmek, parka gitmek, kahveye gitmek, çocuklarını torunlarını görmek gibi.

Yaşılar uzun süreliğine evden çıkamadıkları için bu hayat oyuncakları ellerlinden alınmıştı. Bir canlı cenaze gibiydiler. Küçük oğlan da, aklına nerden ve nasıl geldiyse böylesine inanılmaz bir saptamada bulunmuştu.

13 Ekim 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU 46




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Beş kelime verip bu beş kelimenin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes katılabilir, beş kelime de verebilir.
Haftanın kelimelerini veriyorum.

Kelimeler: Ev/Yaratık/Süt/Keman/Irmak

LOFEİ

Ahşap bir evde yıllarını geçirirken tıpkı beraber büyüdüğü insanları yavaşça tanır gibi o evle de bir bağ kurup onun huyunu suyunu öğrenir insan. Hangi tahtaya adımını attığında gıcırdayacağını, hangi deliğin arkasında arı kovanı olabileceğini, hangi pencereden güzel bir gün ışığı gireceğini ve hangisinin açılıp kapanırken zorluk çıkartacağını, bacasının hangi aralıkla temizlenmediğinde kurumların sorun çıkartacağını, hangi odada çiçeklerin daha mutlu olacağını ve dahasını yaşayarak öğrenirdi. Her gün üzerinden defalarca geçtiği merdivenin korkuluğuna çocukken nasıl asılıp kaydığını ve dahası kendinden önce kimlerin ona tutuna tutuna aşağı inip çıktığını hatırladıkça eskise bile üzerine yeni bir cila attırarak kullanmaya devam ederdi. 

Ahşap evleri süpürmek eskiden tam bir çileyken neyse ki şimdi elektrikli canavarlar tozları yutuveriyordu. Çamaşırlar ve bulaşıklar için de başka canavarlar vardı. Epey gürültü çıkartsalar da çiçekler ve kitaplarla ilgilenmek için daha çok zaman sunduklarından dolayı ettikleri naz niyaz katlanmaya değerdi. Lofei ağır yaratığı aşağı yukarı taşımak zorunda kalmamak için ikinci kata da başka bir süpürge almıştı. Orada işi bitince aşağı inip diğerini kullanıyordu. Neyse ki eski evler şimdiki zindanlardan epey genişti de bu canavarları koyacak epey alan bulmak mümkün oluyordu. 

Aşağıyı süpürmeyi bitirdiğinde holdeki tavandan sarkan kafesinde süpürgenin sesini taklit eden muhabbet kuşu Hinata da çıldırmayı bırakıp sakinleşti. Lofei ona bir göz atıp 'tamam tamam haklısın ama bu kadar söylenme' diye kendi kendine kuşa cevap verdi. Genelde bütün gün yalnız olduğundan hep Hinata ile konuşurdu. 'Bugün ne yemek yapayım Hinata?' Veya 'Merak etme seni yemesin diye o kediye bahçenin köşesinde güzel bir ciğer verdim' gibi şeyler söyleyerek sanki bakışlarıyla da istediği cevapları alıyormuş gibi takılırdı. 'Sütçü çocuğu aramayı unutturma bana Hinata yine bayat süt getirmesini istemeyiz' diye söyledikten sonra kuşun yem kutusunu kontrol etti. Ardından iki büyük sürgülü kapıyı ardına kadar açarak gün ışığının hole girmesini sağladı. Evin alt kattaki bütün odalarında bu kapıdan vardı ve ister pencere isterse kapı olarak düşünülebilirdi. Yukarıda ise bazısı yukarı bazısı yana sürgülenen normal pencereler vardı. 

Terliklerini ayağına geçirerek taş döşenmiş bahçe yoluna adımını attı. Ev bahçeden iki basamak yukarıdaydı böylece böcek ve su basmasına karşı dayanıklı oluyordu. Taş patikada ilerleyip evin diğer yanına doğru dolaştı. Orada küçük bir ağılın içinde tavuklar vardı. Onlara yanında getirdiği torbadan bolca yem serpip günün taze yumurtalarını topladı. Elbette bahçe meyve ağacı ve çiçek doluydu. Her gün bunlarla oyalanmak ona iyi geliyordu. O taraftaki başka bir kapıdan içeri girip cep telefonunu aldı ve oğluna akşam kaç gibi geleceklerini sordu. Oğlu şehrin merkezinde yaşadığı için bazen akşamları kendi oğlunu ve eşini de alarak yemeğe geliyordu. Yazları ise torunu tamamen Lofei ile yaşıyordu. Ona burada keman dersi veren ve İngilizce öğreten bir komşusu vardı, aynı zamanda da torunu onların bahçe işlerini yaparak aldığı eğitimin hakkını verip sorumluluk öğreniyordu. 

Cep telefonunu yerine bırakıp minik bir radyoyu çalıştırdı. Eski şarkılar etrafı tatlı tatlı sararken yeniden evin içinden geçip ön bahçeye çıktı. Akşama yemekte pişireceği sebzeleri orada kurduğu minik masada ayıklayıp doğrayacak ve köşedeki ocakta odun ateşinde pişirecekti. Bahçede bir de minik bir kuyu ve önünde de suyun aktığı minik bir havuz vardı. Sebzeleri de hep orada yıkardı. 

Oğlu şehirde yapılanlar yerine burada yediklerinin dünyanın en güzel tatları olduğunu söyler ve özellikle yeni ocakta değil de odun ateşinde yapılan yemekleri özlediğini söylerdi. Lofei yemek işlerini bitirdikten sonra komşularını ziyaret eder ve onlarla aşağıdaki ırmağın orada kurulu banklarda biraz vakit geçirdikten sonra yeniden evine döner, bahçe kapısını kilitleyip bahçedeki fenerleri yakar ve evi geceye hazırladıktan sonra güzel bir uyku çekerdi. Günleri hep böyle rutin ve huzurluydu. Akşamları, yetiştirdiği çiçeklerin kokusu bütün mahalleye yayılır ve herkesten bunun övgüsünü almaktan zevk duyardı. Mahalledeki çocuklarla da arası çok iyiydi ki bunda eskiden öğretmen olmasının etkisi büyüktü. Günün ilk yarısında epey yalnız olsa da hem komşuları hem de çocuklar sayesinde akşamları epey hareketli geçebiliyordu. 

Sebzeleri ayıkladıktan sonra sepetiyle bir kenara kaldırdı, böylece akşama doğru hemen pişirmeye koyulabilecekti. Dışarı kıyafetlerini giyinip süslendikten sonra da cebine mahalle çocukları için şekerlemeler, minik erikler doldurdu. Sonra da ırmağın orada en sevdiği köşeye gidip oradakilerle sohbete daldı. Elbette çocuklar şekerler ve erikleri alırken karşılığında çok ilginç hikayeler anlatıyor böylece güzel bir oyun oynamış oluyorlardı. Güneş alçalmaya başladığında eve dönüp yemeği hazırladı. Oğlu torunu ve gelini tam zamanında geldi ve güzel bir akşam geçirdiler. İşte Lofei için hayat böyle sakin, yavaş ve huzurluydu. Tıpkı ırmağın üzerine eğilip yapraklarıyla gölge sunan ağaçlar gibi.

Son

12 Ekim 2021 Salı

DOMATESLİ ET

 




Malzemeler:

Yarım kilo kuşbaşı et (kuzu daha iyi, olmazsa dana)

Yarım kilo domates

3 soğan

3 biber

3 yemek kaşığı zeytinyağı

2 kaşık çiçek yağı

3 dal defne yaprağı

Tuz, karabiber

Yapılışı:

Önce eti kavuruyoruz, suyu çekinceye dek, devamlı olarak kepçeyle çeviriyoruz, yağ koyarak, 15 dakika kadar.

Sıcak su ilavesi ile kaynıyor ve pişiyor, yumuşayıncaya dek, pişmesi uzun sürüyor, en az bir saat.

Ayrı bir yerde, zeytinyağı içinde kuşbaşı soğan, biber, domates, hepsini beraber, krem haline gelecek şekilde pişiriyoruz veya soteliyoruz.

Bu iki karışımı bir araya getirip tekrar beş on dakika pişiriyoruz, içine defneleri atıyoruz ve en sonunda içine tuz, karabiber ekliyoruz, istersek kekik ve acı biber de ekleyebiliriz. Arada gerekirse yine sıcak su koyabiliriz.

 




 


10 Ekim 2021 Pazar

HAFTANIN KİTAPLARI 9


 


ZORAKİ DİPLOMAT

Yakup Kadri

Bilgi Yayınevi

Kitabın yeni baskısı İletişim Yayınlarından. Yazarın elçilik anıları bulunuyor kitapta.

Anılar, Atatürk ile, yazarın Atatürk zamanında çıkardığı gazete ve daha sonra Tiran’a elçi olarak atanması ile başlıyor, yazar bir gazeteci olduğu için devlet memurluğunu bilmeden göreve gidiyor. Bu anılarda Atatürk ile ilgini anılar da çok.

Deneyimi olmasa da yıllarca elçilik yapıyor yazar. Tiran, La Haye, Nazi dönemi anıları, Bern, Tahran, anılar bu dönemlerle devam ediyor.

Tarih ve Cumhuriyetimizin ilk yıllarını merak edenler için keyifli anılar.

Not:3/4

 

YAŞLILIK

Italo Svevo

Aylak Adam Yayınları

Italo Svevo

Ada Yayınları

Svevo, İtalyan ve Dünya Edebiyatının en iyilerinden. En tanınmış romanı Zeno’nun Bilinci.

Svevo, bizim Tezer Özlü’nün en sevdiği yazarlardan. Yazar, genç yaşta iki roman yazıp sonra iş yaşamına atılıyor. Bu romanlar ilgi çekmiyor. Biri de Senilita bunların. Yaşlılık demek ama bunu çok genç yaşta yazar yazarımız. Çünkü kendini genç yaşta yaşlı hisseder. Daha sonra James Joyce ile tanışınca onun desteğiyle yeniden yazmaya başlar.

Romanlarında kendi yaşamı ve arkadaşları da var. Senilita aşk üzerine bir roman. Kahraman, biraz hayalci, beceriksiz, yaşamdan uzak. Yazarın kendisi aslında. Bir kadına aşık olur. Kadın da kendisinin tam tersi karakterde. Yazarın kızkardeşi Amalia da renksiz bir karakter. O ise ressam Balli’ye aşık olur.

Roman bu dört kişinin ilişkilerini anlatır. Kahraman Emilio, sevgilisi Angi, Emilio’nun kardeşi Amalia ve onun sevdiği Balli. Emilio, kendisi sıkıntılı olduğu için bir türlü keyifli bir ilişki kuramaz. Kardeşi Amalia da. Aşklar, ilişkiler sıkıntılı, keyifsiz ama yazarın bu ilişkileri ayrıntılı anlatışı çok iyi.

Svevo, bu ve diğer romanlarında kurgunun içine hep kendini ve yaşamını ve yaşadığı şehir Trieste’yi koyuyor.

Not:4/4

 


YALANIN ERDEMİ

Joachim Zelter

Ayrıntı Yayınları

Roman, yalan ve gerçek üzerine. Yalanın da işe yarayabileceğini anlatıyor. Hem hüzünlü hem komik. Bir oğlan ile büyükannesinin ilişkisi. Kadın evde oturuyor, oğlan ise ona sürekli yalanlar atıyor, aslında kadını mutlu etmek için yapıyor bunu.

Yalanlara alışan oğlan hayatını yalanlar üzerine kuruyor zaman içinde. Büyükanne de inanıyor ama belki de inanmıyor. Yalanlar hep süremiyor tabii ki. Belki de bizlere gerçek lazım olmayabilir.

Farklı romanlardan. Not:3/4

 

HIRSIZIN GÜNLÜĞÜ

Jean Genet

Ayrıntı Yayınları

Genet, Fransız romancı ve oyun yazarı ancak yaşamı dibe vuranlardan. Doğumundan başlayarak şanssız bir hayata doğru gidiyor, hayatın en dip noktalarında sürükleniyor, hırsızlık dahil her şeyi yapıyor, sonradan ülkenin en saygın oyun yazarlarından biri oluyor.

İlginç kitap, çünkü insan nasıl böyle bir hayat yaşandığına şaşırıyor, ölmeden nasıl hayatta kalabilmiş, diye. Herkese göre değil, sindirimi zor.

Not:3/4

9 Ekim 2021 Cumartesi

DİZİLER 12

 




GECEYARISI AYİNİ

Midnight Mass

2021 yapımı Kanada korku/gerilim mini dizisi.

Dizi, Stephen King tarzında. Issız bir kasabaya iki kişi gelir, eskiden orda yaşayan bir adam ve bir rahip. Kasabada tuhaf olaylar olur. İçinde nerdeyse hiç vampir olmayan vampir dizisi. Dizide aksiyon yok, daha çok felsefe bulunmakta. Sadece finalde anlıyoruz vampirler olduğunu. Ağır kanlı dizi. Not:3/4


SQUID GAME

Son birkaç haftada popüler olan Kore dizisi. İlk kez dünyada bir Kore dizisi liste başı oluyor. Korelilerin tarihi, romantik, komedileri hit olmadı ama bu dizi hit oldu. Gerilim, aksiyon konulu olduğu için.

Bir grup insan ucunda büyük ödül olan bir ölüm oyununa girerler. Hepsinin bu paraya bir şekilde ihtiyacı vardır. Ölümler vahşi, konu vahşi, dizi buna rağmen ilgiyle izleniyor. İlk bölüm, konu yeni olduğu için en keyifli bölüm, Bölüm 8 de olaylar çözülmeye başladığı için çok heyecanlı. Final bölümü ise yavaş, yeni sezona hazırlık olsun diye.

İlginç dizilerden. Not:3/4


YARGI

Yeni sezon yerli dizilerden. Hukuk dizisi. AŞK 101 dizisi öğretmenleri Kaan Urgancıoğlu ile Pınar Deniz sevilince, ikisini alıp bir dizide başrol oynatmayı düşünmüşler, iyi de olmuş, hoş olmuşlar, yakışmışlar.

Bir savcı ile avukat bir cinayet davası yüzünden bir araya gelirler. Ölen kişi, avukat hanımın kardeşi, cinayetle suçlanan kişi de savcı beyin kardeşidir. Bu ikili gerçeği bulmaya çalışırlar. İlgi ile izlenen, keyif veren dizi. Not:3/4


GECE MÜDÜRÜ

The Night Manager

Casus romanları yazarı John Lee Carre’ın aynı adlı eserinin uyarlandığı İngiliz dizisinde Tom Hiddleston başrolde, Avengers, Loki oyuncusu, karşısında da Hugh Laurie, yani Doktor House. İki oyuncu da çok iyi, dizide, konu da iyi, dizi de iyi ayrıca.

Bir otel gece müdürünün kız arkadaşı öldürülür. Öldüren de bir silah satıcısının adamlarından biridir. Gece müdürü, İngiliz İstihbaratı ile ortak çalışıp, silah satıcısının yanında işe girer, kimliğini saklayarak, amacı intikam almaktır.

Heyecanlı, meraklı dizi. Not:4/4

LITTLE DORRITT

BBC İngiliz klasikleri dizilerinden. Charles Dickens’ın aynı adlı romanından uyarlanan başarılı diziyi izlemeye doyum olmuyor.

Amy Dorritt, ailenin küçük kızıdır. Babası hapistedir, annesi ölmüştür, kardeşleri ile yaşar, yoksuldurlar, bu nedenle Amy, zengin bir kadının yanında terzi olarak işe başlar. İşe başladığı evde yaşayan Arthur ise uzaklardan evine döner. Arthur, kendi ailesinin ve Amy’nin ailesinin geçmişi ile ilgili sırları ortaya çıkarır ve hepsinin hayatı değişir.

Amy’nin hayatı yoluyla 150 yıl eskisinin İngiltere’si yaşantısını, zenginlerini, yoksullarını izliyoruz. Mükemmel dizilerden. Not:4/4

7 Ekim 2021 Perşembe

RÜYA 8

 




İşgal edildi topraklarımız. Artık savaştayız.

Gece oldu. Kamuflaj desenli tenteler ve çadırlar var her yerde. Hava biraz serin. Önceden yağmur yağmıştı, koyu renkli toprak nemli duruyordu. Ormanlık bir arazinin yakınında idi çadırlarımız.

Askerlerimiz düşman askerlerinin emri altında kalmıştı. Onlar izin vermeden su bile içemiyorsun öyle stresli, kötü bir ortam. Askeri İstihbarattan olduğumu bilen yoktu. Bir görev için gönderilmiştim. Askerleri kurtarmalıydım.

Düşman fark etmesin diye onların varlığını kabul etmiş gibi sakin davranıyordum. Yanımda bir laptop çantası vardı, onun yan cebine de şırınga iğnelerinden birini saklamıştım. İğnenin içinde kırmızı renkli bir sıvı vardı.

Doktor kimliğine girmiştim ama amacım düşmanın liderini öldürmek tabii. Bizim subaylardan, askerlerden bazılarına söylemek zorunda kaldım gizli ajan olduğumu. İşgal kuvvetleri subayları belgelerimi kontrol ediyorlardı. Belgelerde sorun çıkarsa ya öldürürler ya da geri gönderirler.

Laptopumu da kontrol etmek istediler. O sırada bizim askerlerden birine iğneyi oradan almam lazım dedim. Asker, kimseye göstermeden aldı, bana verdi gizlice. Şırıngayı aldığım gibi en yakındaki düşman subayına sapladım.

Şırıngada şimdiye dek hiç üretilmemiş bir sıvı vardı, insan DNA’sını değiştiren.

6 Ekim 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU 45




Kelime oyunumuz devam ediyoring. Her hafta beş kelime verip bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes de beş kelime verebilir. Bu haftanın kelimelerini ben veriyore.

Haftanın kelimeleri: Şarkı/Sema/Nihavent/Yakamoz/Çay


SEN

Yeşil yağmurlar yağacak

Ve günışığı gözlerinden süzülecek

Ansızın gülümseyeceksin bana

Gülüşün dünyanın en güzel şarkısı olacak

Bir kuş kanatlanacak yüreğimden

Kanatları göklerden mavi

Bir uçurtma eşlik edecek semamıza

Ağaçlar en güzel çiçeklerini senin için açacak

Güneş senin için parlayacak o vakit

Ay senin için doğacak

Ruhum nihavent makamında bir ezgi tutturacak

Denizlerde yakamozlar yanacak

Akşam sefaları sen kokacak

İki şekerli çayını içerken

Sonsuzluk işte böyle zaman bulacak

5 Ekim 2021 Salı

SANART

 





Sanat yoktan var olmadı. Var olandan doğdu.

Her devrin sanatı, yeni devrin sanatını tetikledi. Yeni bir eser üretmek için de zaten önce eskiler olmalı, ileriye gitmek için biraz da geriye gitmeli.

Tasarım her dalda olduğu gibi sanatta da önde geliyor. Tasarım düşüncesi her şeyin başı. Ve tabii ki kreasyon, dizayn, kompozisyon.

Doğa ve nesneleri farklı dönemlerdeki sanatçılar, özellikle ressamlar, hep farklı görmüşler, bir dönem manzara birebir yansıtılmış, hayran kalmışız, bir dönem, zihnimizde kalan, ruhumuza yansıyan, bir dönem görüntü ile oynanmış, çarpıtılmış. Bakışlar hep değişmiş.

Bir doğa manzarasını resim kağıdına, tuvale birebir aktarmak büyük bir ustalık tabii ama çok da özgün, kreatif bir yapıt olarak düşünülmeyebilir.

Bir sanatçı bir resme başladıysa bir ilham almış, bir ilham gelmiş demektir. İnspirasyon artı heyecan, duygu, yoğunluk, ruhun zirveye çıkması ile başlıyor resme veya diğer sanat yapıtlarına sanatçılar.

Ancak, bunun tam zıttı da var. İlham ile değil de düzenli çalışma ile resme veya yazmaya başlayanlar da var. Her gün disiplinli çalışmak yoluyla, masaya oturarak, paletteki renkleri karıştırarak, sıkı çalışarak ilhamı kendileri getirenler.

3 Ekim 2021 Pazar

HER AY BİR YAZAR BİR OYUNCU 9

 





Sevgili Mavi Lale’nin etkinliği. Her ay için bir yazar ve bir oyuncu seçmişti. Eylül ayının yazarı, Bahadır Yenişehirlioğlu, oyuncusu da Helen Mirren. Yazarı ilk kez okudum ve keşfettiğime sevindim, oyuncu ise zaten büyük ustalardan.

Ekim ayının yazarı Alev Alatlı, oyuncusu Leonardo Di Caprio. Caprio, belki de günümüzün en iyi Amerikalı oyuncusu olabilir, Alatlı’dan birkaç kitap okudum, şimdi de yeni kitaplarından birini seçeceğim.

ANTİKACI

Bahadır Yenişehirlioğlu

Timaş Yayınları

Antikacı, bir yaşam öyküsünü anlatıyor. Hüzünlü ve pişmanlık dolu bir hayat hikayesi. Antikacı Cemil Bey’in dramatik yaşam öyküsü.

Cemil Bey’in çocukluğu, gençliği Manisa’da geçiyor. Anne babasını tanıyoruz. Babası pek de iyi bir adam sayılmaz çünkü annesine kaba davranıyor, şiddet gösteriyor. Cemil Bey, daha sonra aşık olup evleniyor ancak o da zaman içinde babası gibi bir adam olduğunu görüyor, çünkü o da eşine kötü davranıyor.

Cemil Bey’in bir de oğlu oluyor, Cemil Bey ona karşı da mesafeli. Manisa’dan İstanbul’a taşınan Cemil Bey, bir gece kendi ile hesaplaşıyor. Geçmişini, babasını düşünüyor ve oğlu ile ilişkisini düzeltmeye çabalıyor. Bir tür yeniden kendini buluyor.

Cemil Bey’in hikayesi etkileyici. Merakla okunuyor. Kendini bulma hikayesi de etkileyici. İlgiyi azaltan bir iki nokta var, ilki Cemil Bey’in oğlunun yazdığı senaryoyu da okuyoruz, ikincisi de bir miktar tasavvuf öğretisi bilgisi de bulunmakta. Bu bilgiler iyi olmakla birlikte yaşam öyküsünün akıcılığını etkiliyor, ilgiyi dağıtıyor. Bir kurguda bilgi türü anlatım kurguyu olumsuz etkiliyor.

Yaşam öyküsü ve psikolojik, ruhsal, manevi konuları sevenler için ideal roman. Not:3/4

ÖLÜM EMRİ

Eye in the Sky, 2015, İngiltere

Alan Rickman, Helen Mirren gibi deneyimli oyuncular başrolde. Aksiyon macera terör filmi.

A.B.D. ve İngiltere Kenya’daki teröristleri yakalamak için birlikte çalışırlar, Drone ile yerlerini saptayıp füzelerle yok edeceklerdir. Füzeleri ateşleyecekleri sırada küçük bir Kenya’lı kız o bölgede ekmek satmaya başlar ve bu durum A.B.D. ve İngiliz üst düzey yöneticileri arasında bir etik tartışmaya yol açar. Sivil bir küçük kızın ölümüne değer mi?

Heyecanlı, gerilimli film. Not:3/4

2 Ekim 2021 Cumartesi

BLOGLARI CANLANDIRMA PROJESİ 9



Eylül ayı teması polisiye idi. Kitabı da çok, dizisi de, filmi de. Polisiye dizilerde, Kuzey Avrupa ülkeleri ile Polonya, İrlanda, İngiltere en iyiler. Polisiye romanlarda da Kuzeyliler iyi. Polisiye dizi ve film izlemek kolay zaten.

Bu ay için ise sadece kitap okumayı seçtim. Yeni İngiliz yazarlardan, klasik polisiye temsilcisi Jane Casey bir süredir gözde ve ödüller de alıyor. Yaklaşık 12 romanı dilimize çevrildi. Bunlardan 8’i detektif Maave Kerrigan maceraları, 3’ü ergen kız Jess Tennant maceraları, 1 tane de bağımsız romanı var.

Daha önce dört adet romanını okuduğum yazardan bu kez üç kitap seçtim, Migros’ta indirimdeydi, yazın. Jess Tenant serisini aldım ve yine keyifle okudum, yazarı.


KİMSENİN FREYA’DAN HABERİ YOK

Olimpos Yayınları

Serinin ilk kitabı. Kahramanımız Jess bir lise öğrencisi. Anne babası ayrılmış. Jess’in teyzesinin kızı Freya ölüyor ve bu nedenle Jess ve annesi Moly, teyzesinin yaşadığı, annesinin de memleketi olan ufak bir sahil şehrine, Port Sentinel’e gidiyorlar.

Jess, tıpkı kendisine benzeyen teyze kızı Freya’nın ölümünün şüpheli olduğunu düşünüyor ve şehirde kendi kendine soruşturma yapmaya başlıyor ve olayı çözüyor da. Jess Tenant, ünlü roman kahramanı Nancy Drew’a benziyor. Jane Casey, her zamanki gibi başarılı. Not:3/4


BUNDAN KİMSEYE BAHSETME

Olimpos Yayınları

Jess ve annesi Moly, Freya olayından sonra Port Sentinel’e, Jess’in teyzesinin evine yerleşiyorlar. Ev kalabalık, çünkü kuzenler de var. Şehre geleli birkaç ay geçmişken, şehirde yol kenarında bir lise öğrencisi fena dövülmüş halde bulunuyor. Dövülen oğlanın kızkardeşi Beth, Freya davasını çözdüğü için Jess’ten yardım istiyor.

Jess bunun üzerine şehirde soru sormaya başlıyor. Bir yandan da teyzesinin evinde yeni büyük ailesi ile bir arada yaşamaya alışıyor, bu yeni hayatı seviyor, ondan hoşlanan erkekler de var. Yazardan yine keyifli bir polisiye. Not:3/4


ÜÇE KADAR SAY

Olimpos Yayınları

Jess, Port Sentinel’e geleli artık yaklaşık altı ay geçti. Noel zamanı. Sentinel, çok zenginlerin yaşadığı bir sahil şehri ve Noel demek parti demek. Yeni yıl heyecanı sarmışken insanları, bir ergen kız, Gilly, kaybolur, kaçtı mı, kaçırıldı mı, öldü mü, öldürüldü mü, belli olmaz.

Jess yine bu olaydan uzak duramaz. Kızı bulmak için yine insanlarla konuşmaya başlar ve hikaye ağır bir drama doğru gider. Serinin diğer kitapları gibi heyecanlı, keyifli. Bu serinin kitaplarında az da olsa basım hataları olsa da göze batmıyor. Not:3/4

30 Eylül 2021 Perşembe

UZAY MEKİĞİ




Uzay mekikleri uzaya giderken bazı parçaları bırakır, bu parçalar dünyaya düşer ya, sanki bazen o düşen kısımlarda kalanlardanmışız gibi hissederiz.

Mekik parçaları bırakır ve yoluna gider hep yükseklere, hedefine ulaşır, atmosferi aşar gider. Parçalar dünyaya düşer, o parçalar, hedeflerine ulaşamayanlar işte, aynı yerde kalanlar. Veya o parçalar, bizim başarısızlıklarımız, hep denediğimiz ama başaramadığımız, ulaşamadığımız isteklerimiz onlar.

Başaramayışımız da hep bizim yüzümüzden olmaz. Örnekse, sınava gireriz, sınıfın, kursun, en çalışkanıyızdır, bütün soruları çözebiliriz, sınavda başarılı olmayabiliriz ama. Veya, başarılı olsak da bir şekilde puanımızı kırarlar, o okula giremeyiz, ya da kazansak da bir işe giremeyiz veya atanamayız bir yerlere. Bunlar mekiğin parçaları.

Bu durumda belki kendimize kızarız, mekik olmaktansa bana yakışan kendimi bir helikopterin ayağına bağlamak deriz, ip de yüz yüzelli metre olsun, bizi ayağımızdan bağlasınlar araca, kafa üstü sallanalım aşağıya doğru, helikopter de yavaş yavaş gitsin, böylece uzaya gidemesem de belki beynime kan gelir de başarısızlıklarıma değil de önüme bakarım, geleceğe.

Sonra yine uzay mekiği olmaya karar veririz. Uzaya doğru yola çıkarız. Parçaları bırakırız, bunlar dünyaya düşerler, bunlar yaşadıklarımızdır, bunlarla işimiz bitmiştir, hatırlamak bile gereksizdir, bu parçalar bizim safralarımızdır. Bütün safralardan, gereksiz parçalardan kurtuluruz, arınırız, aşırılıkları, yükleri bırakırız, biz sadeleşmiş, her türlü fazlalıktan kurtulmuş bir mekik olarak göğe doğru yükseliriz, sade olsak da yaşama heyecanı ile içimiz ateşlidir, hayatı yakarak atmosferden geçeriz.

29 Eylül 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU 44




Kelime oyunumuz devam ediyoring. Her hafta beş kelime verip bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes de beş kelime verebilir. Bu haftanın kelimelerini ben veriyore.

Haftanın kelimeleri: Orman/Hayal/Köy/Elbise/Deri



ORMAN

Karşıma bir orman çıktı. Çok sık ağaçlar vardı. Yürümek için zordu. Ama yürüyüşüme devam ettim. Minik bir patika buldum. Otlarla kaplı bir patika. Dalgın dalgın yürüdüm.

Yürüyüş uzun sürünce dalgınlıktan hayal dünyasına geçiş yaptım. Hayvan sesleri, kuş sesleri ve çalı çatırtıları daldığım hayal dünyasını bozamıyordu. Umarım karşıma kurtlar, ayılar, yılanlar çıkmaz diye dua ediyordum. Aslında bunlar bile hayal dünyamı bozamazdı. Birkaç yüz yıllık yaşantımda neler görmüştüm ormanlarda, serseriler, silahşörler, periler, hayaletler, hortlaklar, cadılar, masum çocuklar, göçmenler. Kendimi korumak için birçok efsun öğrenmiştim. Halen de en yeni büyüleri, duaları ezberlemeye çalışırdım. Yenileri öğrendikçe eskileri de unutmak istiyordum. Efsunları da günümüze uyarlamak lazım. Kadim büyüler bu güne cevap veremeyebilir.

Uzun yaşantımda tanık olduğum savaşlar, paralel evrenler, kanlı sahneler, ölüler, gizemler, büyüler, sisler, dumanlar aklımda onarılmaz kalıcı etki bırakmıştı. Her durum, her ortam için kendi büyülerim de vardı ama bunlar bazen işe yarayamayabiliyordu. Bu durumlarda düştüğüm zor anlardan kurtulmak, iyileşmek için, yüz yıl kadar önce kadim şehirlerde, ormanlarda, dağlarda, köylerde mucizeleriyle ünlü, sihirleri ile ünlü büyücüleri, şamanları, din adamlarını, ermişleri, bilgeleri bulup onlardan yardım istedim. Onların iksirlerine, şifalı otlarına, kremlerine, büyülerine, dualarına , öğütlerine, cam kürelerine, üçüncü gözlerine rağmen, aklıma ruhuma girmelerine rağmen, aklımla ne sorunum olduğunu anlayamamışlardı, bırakın çözmeyi.

Efsanelerde, destanlarda, masallarda olduğu gibi ben de şifa bulmak için on yıldır yollardaydım. Sorunumu bulmak için çıktığım bu uzun yolculukta bir amacım da vardı ama ben bunu çoktan unutmuştum. Uzun uzun yürümek, dağları, köyleri, ovaları, tarlaları, ormanları, nehirleri, gölleri aşmak aklımdaki her şeyi silmişti, hedefimi bile unutmuştum, geçmişimi de. Aklımla ne sorunum olduğunu hatırlayamayacak kadar silinmişti hafızam. Elbisem, sopam, köpeğim ile yürüyordum sadece. Belimdeki kesede uğurlu taşlarım da vardı. Yollarda beni görenlerin bana deli gözüyle bakmalarına da alışmıştım.

Yolda, birçok yaralı hayvan çıktı karşıma, bazılarını tedavi edebildim, bazılarını ise öldürmek zorunda kaldım. Koyun, köpek, timsah, aslan leşlerine rastladım. Bir su birikintisinin içinde yaralı bir kurt ulumaya çalışıyordu. Onu acısından kurtarmak için bıçağımla öldürdüm ve derisini temizleyip yanıma aldım. Sanırım ondan korkan insanlar onu yaralamıştı.

Büyük bir gölün kıyısına geldiğimde kıyıda insanlar, kayıklar gördüm. Bir boru sesinin ardından hepsi göle atlayıp çılgın gibi karşı kıyıya doğru yüzmeye başladı. Yarışıyorlardı. Bir tür kutlama veya yarışma olmalıydı. İzleyen kalabalık ise neşeyle bağırıp çağırıyordu.

Gölün ıssız tarafına geçip yüzdüm, daldım, temizlendim, kıyıda biraz hareketler yaptım, bir tavşan avlayıp kızartıp yedim, yine yola düştüm. Nereye gittiğimi bilmeden.

28 Eylül 2021 Salı

DEMONYAK 3

 



-Anne ben Marie Curie oldum, değil mi?

-Ne oldun ne oldun?

-Küri, hani bilim insanı, atomları buldu, radyum, polonyum.

-Radyoyu ben de kaybedip bulmuştum, hatırladın mı? Polonya’yı daha önce bulmuşlardır.

-Annee, zekamı senden almadığım belli işte.

-Peki peki, nolmuş bu Küriye?

-Ya anne, buldum ya hani, demonu içimden kovmak için reyhan şerbeti ve amonyak kullandık ya, önce reyhan şerbeti ile içimden çıkardık, sonra o hayalet gibi havada durunca üstüne amonyak sıçrattık, kayboldu, bunu ben buldum, artık herkes şeytan kovabilir. Artık, markette Domestos ve Perwoll’lerin yanında Demonyak da satılacak.

-Sen eve hep böyle birilerini mi getircen, o demon erkekti değil mi?

-Çok ayıp anne, ne demek istiyorsun sen yaaa? Şeytandı o, bana böyle şeyler söyleme bir daha, ölümü gör, eve neden şeytan getireyim.

-Ölünü mü göreyim, hımm bak bu iyi olabilir.

-Ayy anne kız, ölürsem bak ne güzel işte zombi olurum. Evde bol bol dans ederim.

-Kızım ne diyorsun sen, senden ne hayır gördüm ki, ölünden hayır göreyim.

-Yani istersen ölmem bak eve vampir erkek getireyim, ısırsın beni, sen öpmesini istemezsin, vampir olurum anne zombilikten iyi.

-Kızım sen işe gir çalış, böyle evde otura otura sen başka bir şey olcan, bence çoklu kişilik bozukluğu olcak sende.

26 Eylül 2021 Pazar

PHILIPPE DJIAN

 



Djian, Fransız yer altı edebiyatı yazarı. Yani bir anlamda karşı edebiyat, özellikle edebiyatın dışında kalma çabası içinde olanlardan. Yine de edebiyat tabii. Kendine özgü, biraz sert biraz esprili dili var ve genelde arızalı hayatları anlatıyor. Bu da bir seçim. Yer altı, öncesinde gelen Beat kuşağının devamı gibi. Djian, biraz Bukowski ve Henry Miller’ı andırıyor, dili Bukowski’den daha iyi, Henry Miller ise bu yazarların ustası.

Djian’in kitapları filme de çekiliyor ve en ünlüsü Betty Blue. Dilimize yaklaşık 9 romanı çevrildi. Ayrıntı Yer altı serisinden. Betty Blue, Yansımalar, Vay, Canım Cicim, Erojen Bölge, Eşiktekiler, Affedilmeyenler, İntikamlar, Sürtüşmeler.


VAY

Michelle, başarılı bir senarist ama özel yaşamındaki herkes sorunlu, babası, oğlu, eski eşi, aşkları, annesi, eski eşinin yeni sevgilisi, hepsi Michelle’in başını ağrıtıyor. Michelle, evinde tecavüze uğruyor ama bir kurban olarak hiç beklenmedik şekilde davranıyor ve sonu da yine hiç beklenmedik. İlginç hayat öyküsü. Djian genelde iş ve ekonomik durumu iyi olanların tuhaf hayatlarını yansıtıyor. Not:3/4


CANIM CİCİM

Evli bir yazar olan Denis, kitaplarından çok kazanamadığı için geceleri Denise adıyla gece kulüplerinde kadın kılığında dans edip para kazanmaktadır. Karısının babası ise sert ve otoriterdir ve Denis’i küçümser, az para kazandığı için. Denis, yazmak, gece dansları, karısı, karısının ailesi ve gece kulübündeki arkadaşları arasında sıkışıp kalır. Yine değişik bir hayat öyküsü, tuhaf ve komik. Not.3/4


YANSIMALAR

Marc adlı bir öğretmenin kız öğrencisi ölü bulunur, Marc öğrencileriyle ilişkiye giren öğretmenlerdendir. Suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan Marc bunun yollarını arar, bu arada bütün merakı kadınlardır, bütün derdi ilişki kurmaktır. Konu ilerledikçe bunun çocukluğundan kaynaklandığını öğreniriz ve roman bir drama doğru ilerler. Yine tuhaf yaşamlar. Not:3/4

25 Eylül 2021 Cumartesi

DİZİLER 11

 





RATCHED

İlk sezonu biten A.B.D. dram, suç, gerilim dizisi. İkinci sezon da gelecek. Sarah Paulson, Judy Davis, Sharon Stone, Vincent D’Onofrio gibi iyi oyuncular var.

Dizi, Ken Kesey’in Guguk Kuşu adlı romanından ilham alınarak çekilmiş. Aynı isimde, Jack Nicholson’un oynadığı filmin bir anlamda öncesini anlatıyor.

Hemşire Ratched, acımasızdır, aslında hemşire bile değildir ama hemşireyim diyerek bir hastanede çalışmaya başlar ve zaman içinde çeşitli entrikalarla, kötülüklerle hastaneyi ele geçirir. Asıl amacı, hastanede tutulan ve katil olan erkek kardeşini kurtarmaktır.

Bazı rahatsız edici sahnelerine rağmen ilgi çekici, heyecanlı dizilerden. Not:3/4


KATLA

İzlanda bilimkurgu, gizem dizisi.

Fortitude adlı kuzey bilimkurgu dizisi havasında. Fortitude’da daha belirgindi konu, bu dizide daha belirsiz. İzlanda halk masallarına dayanan dizide, Katla adlı volkan patladıktan sonra Vik adlı küçük şehirdeki yaşam anlatılıyor.Şimdilik ilk sezonu biten bu dizide, tuhaf olaylar gerçekleşiyor, önce küllerden bir kadın çıkıyor ortaya, sonra küllerden gelenlerin sayısı artıyor, bu gelenler aslında bu şehirde daha önce yaşayıp da kaybolanlar. Gelenlerin bazıları gerçekten de o kişilerin gençlikleri, bazıları ise klon. Nedeni belli değil, belki volkan etkisi, belki bir asteroid. Dizi gizemli başlayıp gizemli bitiyor, açık sorularla.

Türü sevenler için keyifli. Not:3/4


EVIL

İkinci sezonu devam etmekte olan A.B.D. doğaüstü olaylar dizisi. Her bölümde bir doğaüstü olay izliyoruz. Genelde devam eden bir araştırma sürecini anlatsa da her bölüm bağımsız aynı zamanda.

Doğaüstü olayları incelemek için kilisenin isteğiyle bir rahip ve bir klinik psikolog birlikte çalışmaya başlıyor. Amaç, doğaüstü olayları yaşayan kişiler, ruh hastası mı, akıl hastası mı yoksa bir şekilde içlerine kötü ruhlar mı girmiş. Bu kişiler, bir suç işlediği zaman, sonuçta tımarhaneye mi gönderilecek, yani hastalar mı, yoksa içlerine kötü ruhlar mı girmiş, kötü ruh girince suçsuz kabul ediliyorlar ve rahip ile psikolog bu kötü ruhları çıkarmaya çalışıyor.

Rahip, kötü ruh kısmını, psikolog ise ruh hastalığı kısmını inceliyor, rahip daha soyut, psikolog ise daha bilimsel, gerçekçi.

Doğaüstünü, yaratıkları, rüyaları, kötü ruhları izlemeyi sevenler için dizi ideal. Sert dizi değil. Daha yumuşak izleyiciler için. Not:4/4


DEVAM EDEN DİZİLER:


INTO THE NIGHT

Belçika bilimkurgu gerilim dizisi. İlk sezonunu Mayıs 2020’de izlemiştik. İkinci sezon da geldi. İlk sezonda bir uçak yolculuğunda farklı ülkelerden yolcular vardı, bir Türk de dahil, yolculuk sırasında güneşin neden olduğu bir felaket nedeniyle dünya üzerinde insanlar ölmüştü, uçak ise sadece gece boyunca uçmak durumundaydı, gündüzü görürse hepsi ölecekti. İlk sezon sonunda bir sığınağa indiler, sabah olmadan. İkinci sezon ise sığınakta geçiyor. Beslenme sorunları ortaya çıkıyor ve yakıt bularak yine gece zamanı başka şehre, insanların bulunması olası olan başka sığınaklara gitme uğraşı veriyorlar. Üçüncü sezon da gelecek.

Bilimkurgu felaket dizilerini sevenler için. Dizinin ikinci sezonunun final bölümünde ise yarım dakika için Kıvanç Tatlıtuğ’u araştırmacı rolünde görüyoruz. Not:3/4


LUPIN

Fransız suç dizisi. İlk sezonu Ocak 2021’de izlemiştik, ikinci sezon da geldi, üçüncü sezon da gelecek.

Başrolde Omar Sy (Can Dostum) mükemmel. Arsen Lüpen romanlarını sevip romanlardaki hırsızlıkları aynen gerçekleştiren ve onun gibi kibar bir hırsız olan Assane rolünde yıldızlaşmış, çok rahat bir oyunculuğu var. Eski karısı Claire rolünde de Fransız sinemasının iyilerinden Ludivine Sagnier.

Assane, bol hırsızlık yapıyor, zekice, hiç yakalanmıyor, bir yandan da babasının intikamı peşinde. İlk sezonda sürekli olarak kaçmıştı, ikinci sezonda oğlu kaçırılınca başı derde giriyor ve oğlunu kurtarmaya çalışıyor.

Çok keyifli dizi, bir yandan da anime havasında, eğlenceli, komik. Not:4/4


Not: Foto, Evil dizisinden bir sahne. Soldakiler, rahip ve psikolog.

23 Eylül 2021 Perşembe

DEMONYAK 2

 




Annecim, tamam, bak şeytanı çıkardık, gitti artık gelmez bir daha. Evlenme çağındasın, hadi artık evlen diyorsun bana ama bak işte çevremiz, senin de gördüğün gibi vampirler, zombiler, kurt adamlar, iblisler, hayaletler ile dolu. Ya evlendiğim kişi bunlardan biri çıkarsa, baştan anlamazsak. Biliyorsun, internetten her şeyi öğreniyorum. Ya paralel evrene filan gidersem eş durumundan.

Diyelim, bir vampirle evlendim. O gündüzleri uyuyacak, geceleri dolaşacak. Gündüz tabutta olacak. Ya çok kan içerse, kilo alırsa, tabuta sığmaz, tabutlar da pahalı, ayrıca şişman bir damat istemezsin herhalde. Seri katil olursa, ölüleri yatağımızın altına saklarsa, baza çekmez ölüleri, kırılır baza.

Mesela ben melek olsam, sen bana dikersin kanat, A101’den indirimden alırız, tamam, ama meleklerin işi zor, sürekli dolaşmak durumunda kalırım, yorulurum, biliyorsun melekleri sadece çocuklar ve körler görüyor, onlarla konuşmak lazım hep, ya uçarken düşsem, hani paten kayarken düşmek gibi, belimi incitirim, sonra sürekli pilates yapmam gerekecek, sonra bir süre de oturamayacağım. Melek olunca bir de hep şeytanlarla uğraşmam gerekecek. Ben insanların içinden kötülükleri çıkaracağım, şeytan tekrar geriye sokmak isteyecek, uğraş dur.

Melek olunca sürekli olarak yol masraflarım olacak, uçmaktan yorulurum, metro kartı kullanmam gerekecek. Belki melek olunca ama işe girebilirim, bir sirkte çalışırım, trapezci olarak, kolay iş olur benim için. Vampirle evlenirsem, ya içecek kan bulamazsa, kan değerleri düşerse, baş dönmesi ve uykusuzluk olur onda o zaman, gündüzleri uyuyamaz tabutunda, güneş de görmemesi lazım, takviye lazım, vitamin lazım olur, taze kan, ya çaresizlikten beni de ısırırsa, yani vampir bir kızın olsun istemezsin değil mi?

Ya da ya karşıma bir uzaylı çıkarsa, klon çıkarsa, uzaylı klon değişimi programı ile dünyaya gelmiş bir uzaylı, tam burslu, yurtta kalan bir uzaylı, yurt ise bir yanardağda ise, böyle bir damat da hoşuna gitmez senin, yurttan kaçıp bizim eve sığınırsa, ben ona aşık olursam, o hooo.

Senin durmaksızın Ayetel Kürsi okuman gerekecek, sana da zorluk olacak. Bir de zombiler var, zombiler Eski Roma’da başlamış. O zamanlar, insanları ölmüş sanıp mezara koyunca, mezarların içine ip sarkıtırlarmış, ucuna da bir çan bağlarlarmış, gömülen kişi uyanırsa çanı çalsın diye, bu şekilde hayata dönenlere zombi demişler, anneciğim, herhalde mezardan çıkan bir damat da istemezsin, değil mi?