31 Ağustos 2021 Salı

MUSEVİ/ESAT AĞABEY 13

 




Emre oturduğu sandalyesinde huzursuzca kıpırdanıyordu. Garson Murat bunu gördü ve ona seslendi;

“Ne oldu Emre ne kıpırdanıyon gene”

Emre “Çişim geldi abi “diye cevap verdi.

Kafede okeye dalmış müdavimler birden irkilip kendilerine geldiler. Garson Murat, okeycilerden birine seslendi. “Sana zahmet, Emre’nin işini görüver”

Oğlan, önce oynadığı okey istakasını masanın uygun bir yerine iteledi sonra;

“Tamam abi” diyerek masadan kalktı. Önce Emre’yi yerinden kaldırarak kucakladı. Sonra bir bebeği taşır gibi, Emre ile birlikte tuvalete doğru gittiler.

Emre, Esat Ağabey’in kafesine yakınlarda gelmeye başlamıştı. Civardaki apartmanlardan birinin giriş katında yaşıyordu anne babası ile. Kafenin gonca gülü, tadı tuzu biberi, neşe kaynağı olmuştu kısa zamanda. Yandaki at yarışı bayisine gelenlerin, karavanda köfte sucuk ciğer pişiren ailenin, küçük marketin, birkaç derneğin, manavın, eczacının özetle bütün o sokağın, mahalle esnafının göz bebeği olmuştu.

Yapılan yanlış bir iğne yüzünden başından aşağısı sakat kalmış talihsiz kadersiz bir erkek çocuğu. Anlatılması zor bir hikaye, maalesef bu iğneyi yapan da yakınlarından birisi. İğneyi yapan kişinin aynı zamanda mesleği, yani sağlıkçı. Ne garip bir rastlantı, zor bir durum, Allah hiçbir aileye böyle bir acı vermesin.

Emre’nin hiçbir yeri tutmuyor, sadece elinin ayağının parmak uçlarını oynatabiliyor, o kadar. Lakin bu eksiklik ona tanrısal bir enerji vermiş olacak beyni aklı cin gibi. Evvel Allah herkesi her şeyi bir orkestra şefi gibi yönetebilmekte pek mahir. Herkes gözünün içersine bakıyor. Kafenin maskotu oldu. O sokağa çıkıp kafeye gelmeyince gün başlamıyor. Bütün çaylar kahveler ona bedava, bir sürü sponsor kuruluştan her türlü yardım alıyor. Kafenin en önemli demirbaşı artık.

Aynı zamanda koyu bir Beşiktaşlı. O yüzden kahvenin her yeri Beşiktaş resimleri bayrakları ile süslü. Hasta koyu bir taraftar. Beşiktaş’ın yenildiği günler ağzını bıçak açmıyor. O gün kafede adeta bir matem havası esiyor. Eğer Beşiktaş kazanmışsa değmeyin keyfine. O gün önce pastaneden ortaya karışık börek poğaça tabağı geliyor, sonra marketten litrelik kola hediye olarak gönderiliyor. Emre’nin kola içerken kullandığı pipetler her zaman kafenin köşesinde emre amade bekliyor. Ne yapsın çocuğun hiçbir yeri oynamıyor, özel plastik hortumlar kullanıyor.

Emre’yi maça da götürüyor kafe halkı. Sandalyesi bir arabanın bagajına koyulup stadyuma gidiliyor. Statta da tanınıyor Emre, fotoğrafçılar, gazeteciler, seyyar satıcılar, herkes onu tanıyor, herkes ona şaka takılıyor.

Emre’ye “Hocam bu gün hangi taktikle oynuyorsunuz?” diye sataşmadan duramıyorlar. Emre altta kalmayıp hemen basın açıklamalarına başlıyor;

”Efendim şimdi dört üç üç başlıyoruz. Alan savunması yapacağız, forvetlerimiz adam boşaltacaklar, toplu hücuma çıkacağız” Bak sen bak! Adam sanki Barcelona yönetimini ele geçirmişte kimsenin haberi yok.


(devam edecek)

29 Ağustos 2021 Pazar

HER AY BİR YAZAR BİR OYUNCU 8




Sevgili Mavi Lale'nin etkinliği. Ağustos ayı için Debbie Macomber ve Emma Roberts seçmişti. Macomber'ın beş altı romanını okumuştum. Okumadığım bir romanını seçtim. Emma Roberts ise çok tatlı bir oyuncu. Holidate adlı romantik yılbaşı komedisinde çok şekerdi. Yine bir romantik komedisini seçtim.

Eylül ayı için ise yazar olarak Bahadır Yenişehirlioğlu ve Helen Mirren. Yazarı hiç duymadım, iyi olacak, keşfetmiş olurum. Helen Mirren usta oyunculardan. Seçerim, izlemediğim bir filmini.

KAR TANELERİNİN BİR BİLDİĞİ VAR

Debbie Macomber

Martı Yayınları

Yazardan yine yumuşak, romantik bir roman. Bu romanında eski romanlarına göndermeler de var. Bir yılbaşı romantizmi. Küçük kasaba yine. Kahramanımız Katherine, insanlar için Yeni Yıl mektupları yazıyor, bir kafede oturup. Kızkardeşi evli ve çocuklu. Kardeşi, çocuk eğitiminde modern yöntemler kullanan bir yazarın kitaplarını okuyor. Yazar Wynn ile Katherine birbirlerinden hoşlanmıyorlar ama zaman içinde birbirlerini tanıdıkça seviyorlar. Peri masalı gibi. İkisinin birlikte olacağı da kedi kumu ve üzümlü yulaf lapası fallarıyla önceden belli oluyor. Not:3/4

İTALYAN USULÜ AŞK

Little İtaly, 2018, Kanada

Emma Roberts, Hayden Christensen

Romantik komedi. Türk filmi havası var. Rakip pizzacı aileler. Bu ailelerden bir kız ve bir oğlan birbirine aşık olurlar ve bunu ailelerine kabul ettirmeye çalışırlar. Bu süreçte aileler ile ilgili sırlar da ortaya çıkar. Tatlı bir klişe film. Not:3/4

28 Ağustos 2021 Cumartesi

DİZİLER 9

 



MARE OF EASTTOWN

Şimdilik tek sezonluk Amerikan suç dramı. Başrolde Kate Winslet. Başarılı ve çok sevilen İngiliz oyuncu bu dizide farklı bir aksan ile oynuyor.

Bir kasabada genç bir kız öldürülür. Başka bir genç kız da kaybolur. Kasabalı detektif bu cinayetin peşine düşer. Bir yandan da kasabanın halkı ile de kendi ailesi ile de sorunları vardır. Sorunlar ve cinayet her zamanki gibi geçmişte gizlidir.

İlgiyle izleniyor. Winslet de her zamanki gibi başarılı. Not:3/4




THE CHAIR

Dizinin yaratıcısı Amanda Peet, Komşum Bir Katil’de Bruce Willis ile oynamıştı. Başrolde Sandra Oh (Killing Eve, Grey’s Anatomy). Şimdilik tek sezonluk Amerikan okul komedi dizisi.

Bir üniversitenin İngilizce bölümünde öğrenci sayısında düşüşler olmaktadır. Bazı öğretmenler çok yaşlıdır, bazıları da sorunlu. Bölüm başkanlığına Uzakdoğulu bir öğretmen getirilir. Başkan, herkesi memnun etmek istedikçe öğrenci kayıtları çoğalmaz aksine sorunlar artar.

Eğlenceli, keyifli, komik. Not:3/4




EMMA

2009 yapımı İngiliz BBC TV dizisi. Jane Austen’ın ünlü ve güzel romanlarından birinin diziye uyarlanması. Başka film ve dizileri de bulunmakta bu güzelim romanın.

Emma, eğitimli ve güzel bir genç kadın. Bir merakı var, etrafındaki kız ve erkekleri birbirine yakıştırıp evlendirmek. Çöpçatan yani. Ama her zaman başarılı olmaz. Bazı eşleştirmeler onun dilediği gibi sonuçlanmaz. Kendisi de aşık olunca bu merakından vazgeçmeye niyetlenir.

Konu, oyunculuk, ortam, kostümler başarılı. Klasik eserleri ve dönem dizilerini sevenlere. Not:4/4




BAPTISTE

İki sezonluk İngiliz BBC polisiye dizisi. The Missing adlı 2014-2016 yıllarında yayınlanan iki sezonluk İngiliz/Fransız/Belçika ortak yapımı polisiye dizinin bir uzantısı.

The Missing’deki emekliliği gelmiş Fransız detektif Julien Baptiste (Thecky Karyo) bu dizide yine kız kaçırma ve adam kaçırma davalarına bakıyor. Yaşlanmış olsa da kaçırılanları kurtarmak onda bir tür tutkudur. Eşi ve kızı da yine onunladır.

Başarılı dizi, The Missing gibi. Polisiye sevenler kaçırmasın. Not:4/4

27 Ağustos 2021 Cuma

HAFTANIN KİTAPLARI 7

 




GECENİN DİBİ

Ryu Murakami

Ot Kitap

Japon yer altı edebiyatının ilginç bir örneği.

Japon bir genç, Tokyo’ya gelen yabancı erkek turistlere rehberlik yapar, turistler gece hayatı ve fuhuş isterler. Bir Amerikalı erkek turist, genci kiralar, birkaç gece için, rehber olarak. Bir yandan da bir seri katil ortaya çıkar ve genç hayat kadınlarını öldürür. Amerikalı adam genç Japon kızlarının peşinde iken seri katil de devam eder cinayetlerine.

Biraz sert, okunması kolay değil. Not:3/4




EĞLENCELERİN SIRRI

Francisco Casavella

Metis Yayınları

Bir gençlik hikayesi, bir tür yetişme çağı romanı.

Daniel adlı ergen bir İspanyol oğlanın yaşamı oldukça neşeli ve komik. Annesi ölen, babası ile yaşayan Daniel, babası konserlere, turnelere gittiği için yalnız kalır ve babası onu Galiçya’ya halasının, dedesinin yanına gönderir. Daniel orada yıllarca kalır, dedesinden çok hikaye dinler, bir de Eğlencelerin Sırrını. Daniel kendine özgü tuhaf bir oğlandır. Evden kaçmak ister, yakalanır, sonra babası ile Barcelona’ya giderler. Okula başlar, aşk peşine düşer, eğlencenin peşine düşer ve dedesinin söylediği sırrı bulmaya çalışır. Hikaye 1970, 1980’lerde geçer.

Roza Hakmen çevirisi. Roman, Çavdar Tarlası’ndaki Çocuklar’ı anımsatıyor. Mutlulukla okunuyor. Not:4/4




TUT Kİ BİR RÜYA GÖRDÜN

Charles Beaumont

İthaki Yayıncılık

Kısa bilimkurgu öyküleri. Birbirinden şaşırtıcı, çizgi dışı öyküler, yazarı tarafından 1950’lerde yazılmış.

Kitabın önsözü Ray Bradbury’den, sonsözü Uzay Yolu’nun Kaptan Kirk’ünden.

Yazarın öyküleri ünlü bilimkurgu, fantastik korku dizisi Alacakaranlık Kuşağı’nın (Twillight Zone) bölümlerinde işleniyor. Öyküler, diziye uyarlanıyor.

Rüyalar, psikologlar, vampirler ve diğerleri. Heyecanlı öyküler.

Not:4/4

26 Ağustos 2021 Perşembe

MUSEVİ/ESAT AĞABEY 12

 




Esat Ağabeyin Kadıköy’den eski müşterileri de Osmanbey’deki bu yeni kafesine gelmeye başladılar. Ramazanda Osmanlı şerbeti, reyhan şerbeti dağıtırmış iftar vakti. Epeyi sadakatli müşterisi varmış. Üniversitede iken onun kafesine gelip şimdi mezun olduktan sonra bu yeni yerine gelenler de var. Borca yazdıran hatırlı müşterilerine borç da verirmiş. Mağdur olup sağda solda telef olmasınlar diye.

Tuhaf adam yani Esat Ağabey, acaip bir muhasebe sistemi var, kendisine borcu olana ödesin diye borç vermek. Gönlü zengin olsa gerek. Tuzu kuru olmalı, hali vakti yerinde, stokları olmalı. Pek zam da yapmaz çaya kahveye, elindekiler bitinceye dek zamsız satar. Bazıları dalkavukluk ederler “abi sen devletten zengin misin” diye yağ çekenler olur. O ise “benim kazancım bana yetiyor “ diyerek onların ağzını kapatır.

Öğrenciler de onun için baba adam der, hepimizde hakkı var, burası bizim baba ocağımız gibi, sayesinde karnımızı doyururuz, bir şeyler içeriz, sohbet eder oyun oynarız, cebimizden de fazla para çıkmaz. Şanslıyız, eğer aç gözlü biri olsaydı, herhalde midemizi ciğerimizi burada bırakır giderdik. O sadece bizim değil, midemizin, kalbimizin, her türlü ciğerimizin de dostu.

Şimdi de hep birlikte Garson Murat’ı at hastalığından kurtaracaklar. Zaten hiç de para kazanamıyor. Beşinci köfte dışında hiçbir kazancım yok diye espri yapar o da. Esat Ağabey, Garson Murat’a boşver atı altılıyı sen benimle Cuma namazına gel diyor.

Öğrenci kızların önlerindeki nargileler yavaş yavaş bu dünyadan göçüp gidiyorlar. Son nefeslerini çekiyorlar. Kızlar sessizleşiyor, durgunlaşıyor, sohbetin de dibi geldi. Murat’a sesleniyorlar, kaldır bunları, bugünlük bitti diyorlar. Kızlar nargilenin marpucunun üstüne bir kağıt iliştirmişler, büyük harflerle şöyle yazıyor, iyi ki varsın Esat Ağabey.

Akşamüstü sohbetlerin ucu bağlanmışken, ben de limonatamı içerken, bir sürpriz oldu, dükkanı Esat Ağabeye devreden ayakkabıcı Musevi amca, eşiyle birlikte geldi, kutlamaya gelmiş, ne hoş bir incelik, birlikte masaya oturduk, ben de çok sevinmiştim tabii, Musevi amca, George, yani zaten onlarda en çok olan isim bu George, aynı ailenin içinde bile bir çok George oluyor, keyifliydi, hoş sohbet oldu, eşi de Madam Jorjet o da neşeli bir hanım.

Hayat her zamanki gibi güzel ve hoş sürprizlerle dolu, çiçek kokulu günler kadar uzun, bir çay içimi kadar kısa.



(devam edecek)

 

24 Ağustos 2021 Salı

MUSEVİ/ESAT AĞABEY 11

 




Garson Murat da at yarışlarına meraklı biraz. Bayi de hemen yanda zaten. Ama Esat Ağabey, Murat’a kızıyor at yarışı oynadığı için. Kuponları yatıracağı zaman ister istemez yakalanıyor Murat. Dikkati dağınık olunca, yine mi oynadın, kaybettin, diyerek herkesin önünde enine boyuna bir güzel fırçalıyor. Murat da çareyi gizli gizli oynamakta buluyor. Üniversiteli kızlardan yardım alıyor gizli faaliyetleri için. Kızlar yatırıyor Murat’ın altılılarını.

Karavandaki teyze de Esat Ağabeye, ocakçı Niyazi’ye, Garson Murat’a gizlice bir fazla köfte veriyor. Genelde ekmeğin arasına dört köfte koyarken, domateslerin, biberlerin arasına beşinci köfteyi de ekliyor. Yani ufacık yerde bile böyle mahremiyetler oluyor.

Bu gizli işleri, at yarışını, fazla köfteyi fark eden bir albay emeklisi var. Adamcağız, bu gizli olayları görünce askerliğini hatırlıyor ve burada olanlar savaşta, askeri harekatlarda çalı çırpı ile tank saklamaya benziyor diyerek gevrek bir kahkaha atıyor. Garson Murat oynasa da hiç para kazanamıyor.

Esat Ağabey Cuma namazına da gidiyor. Dönüşte anlatıyor. Caminin imamı, içki içen de içki satan da günahkardır demiş vaazının sonunda. Esat Ağabey de neyse ki bizim kafede sadece çay kahve kola fanta maden suyu var, nargile de var rahatsızım ama bu üniversiteli kızlara hayır diyemiyorum, hepsi iyi kızlar diye hafiften söyleniyor. Garson Murat da şu at yarışını bırakırsa her şey yoluna girecek diye de ekliyor.

Esat Ağabey, biraz sert gibi ters gibi dursa da kimselere göstermediği ince bir kalp taşıyor. İnceden inceye her şeye sevgisi saygısı var ama çaktırmıyor. Ocakçı Niyazi’ye ev sahibi olmasında yardım ettiği gibi zaman zaman üniversiteli kızlara da veresiye yapıyor. Kızlar burslarını alınca ödemeyi yaparlar hemen. Zaten kızların çoğu da marketlerde çalışmakta.



(devam edecek)

22 Ağustos 2021 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 18

 


BÜYÜK DÜĞÜN

The Big Wedding, 2013, A.B.D.

Evli bir çift ayrılırlar. Adam bir daha evlenir. Hepsinin çocukları da vardır. Çocuklardan biri evlenmeye karar verince adam ilk eşi ile evli rolüne girmek zorunda kalır. Bütün oyuncular ünlü ve iyi. Film de çok eğlenceli. Not:3/4

MÜKEMMEL AİLE OLMA KILAVUZU

Le Guide de la Famille Parfaite, 2021, Kanada

Ebeveynlik, aile, çocuk yetiştirme üzerine bir dram ama komedisi de bol. Bir anne baba ve çocuklar. Anne baba iyi aile olma çabasında. Başarılı çocuklar, başarılı aile, başarılı anne baba. Ama tabii gerçekte bunu gerçekleştirmek zor. İzlemesi mutluluk veriyor. Not:3/4

POLLEKE

Ineke Houtman, 2003, Hollanda

Pollleke, ufak bir kızın hayatı. Annesi babası ayrılır. Babası uyuşturucu kullansa da kız onu çok sever, onu savunur, korur. Bu arada Afrikalı bir çocuğa da aşık olur.  Farklı ülkelerden insanların yaşadığı bir ortamda bir aşk, aile, büyüme çağı filmi. Mutluluk veriyor. Not:4/4

ÇOCUK YOK

Sin Hijos, 2020, Meksika

Tatlı romantik komedilerden. Bir çift boşanır, adam kızı ile yaşar, sonra bir kadınla tanışır, birlikte olurlar ancak kadın çocuklardan hoşlanmaz. Mutluluk veren filmlerden. Not:3/4

PİST DIŞINDA

Tout Schuss, 2016, Fransa

Adam ünlü bir yazardır, boşanmıştır. Ergen bir kızı vardır, onunla iyi geçinemez, kızı babasının son romanını alır bilgisayarından, babası da kızının peşine düşer. Keyifli, eğlenceli. Not:3/4

KİME NİYET KİME KISMET

Non-Transferable, 2017, A.B.D.

Türkiye’de geçen bir romantik komedi. Bir kız gezi hediye paketi kazanır, sevgilisiyle geziye çıkacaktır, kavga edince başkası ile çıkmak zorunda kalır geziye. Gülümseyerek izlenen filmlerden. Not:3/4

İLK MUCİZEM

My First Miracle, 2015, A.B.D.

Ergen bir kız kanser olur ve ölümü bekler ama bir yandan da normal insan gibi yaşamak ve aşık olmak ister. Mükemmel film. Not:4/4

SICAK TAKİP

Hot Pursuit, 2015, A.B.D.

Bir kadın polis, bir uyuşturucu tacirinin karısını korumak durumunda kalır, bunun için birlikte kaçmak zorunda kalırlar. Peşlerinde de kötü adamlar ve kötü polisler vardır. Çok eğlenceli. Not:3/4

NEFRET SEKİZLİSİ

Hatefull Eight, 2015, A.B.D.

Çok sert bir western filmi, Tarantino’dan, oyuncular ünlü, karda kışta kelle avcısı ve onun mahkumu bir kulübeye sığınırlar, kulübede acımasız kovboylar vardır, yeni gelenlere bir oyun yaparlar. Şiddet sevenlere. Not:3/4

21 Ağustos 2021 Cumartesi

HAFTANIN KİTAPLARI 6

 



GECENİN KARANLIĞINDA

Wendy Walker

Yabancı Yayınları

Psikolojik gerilim. İki kız kardeş kaybolur, Emma ve Cass, üç yıl sonra Cass tek başına evine döner ve Emma’nın bulunmasını ister. Kaçırılıp bir adaya hapsedilmişlerdir. Emma aranırken bir çok aile sırrı da ortaya çıkar. Gizemli ve keyifli roman. Not:3/4


ÖLÜMCÜL HAFTASONU

Ridley Pearson

Martı Yayınları

Politik aksiyon. Bir kasabada bir konferans gerçekleşecek ve ülkenin zenginleri gelecektir. O kasabadan yıllar önce ayrılan bir kadın başsavcı da katılacaktır. Yetkililer bir seri katilin kadının peşine düşeceğini öğrenirler ve kasabanın şerifi de kadını koruma görevini üstlenir. Sürükleyici. Not:3/4





ÇARESAZ

Halide Edip Adıvar

Özgür Yayınları

Cumhuriyetin ilk zamanlarını yansıtan bir aşk ve evlilik romanı. Mediha, herkese yardım eden bir öğretmen olduğu için mahalleli ona Çaresaz adını koyar. Ailesini kaybettiği için bir evin bir odasında yaşar. Bir hukuk öğrencisi olan Münir, Çaresaz ile tanıştıktan sonra onsuz yaşayamaz. Onu bir anne, bir kardeş gibi görür. Kıza laf gelmesin diye ona imam nikahı yapar. Daha sonra ise Şehnaz adlı bir kadına aşık olur ve onunla resmi nikah yapar. Şehnaz’dan bir kızı olur. Çaresaz evden ayrılmak istemeyince Münir ne yapacağını şaşırır.

O dönemi anlatan tadına doyum olmayan bir aşk hikayesi. Not:4/4


KASİYER

Sayaka Murata

Turkuvaz Kitap

Yeni akım kadın Japon edebiyatının etkileyici bir örneği. Kendisi de yarı zamanlı bir kasiyer olan yazarın yine yarı zamanlı bir kasiyer kızı anlattığı romanı çarpıcı, düşündürücü.

Furukara, kendine özgü bir kızdır, çocukluğundan beri, öğrenci iken de biraz tuhaftır, üniversiteyi de bitirir, hep ayrıksıdır, iletişim kuramaz, insanların duygularını ve davranışlarını anlayamaz, toplum içinde nasıl davranılacağını, konuşulacağını bilemez.

Yarı zamanlı olarak bir markette işe girer ve hayatı market olur. Tek başına yaşar, eve gelince yine marketten getirdiklerini yer ve uyur. Market olmasa Furukara yaşıyor sayılmaz. Konuşmayı, davranmayı da bilmediği için marketteki iş arkadaşlarının davranışlarını, sözlerini taklit eder, onlar gibi konuşur, bir anlamda maske takmış olur yüzüne. Market sayesinde var olur.

Markete tembel, tuhaf ama bir filozof gibi konuşan bir adam gelir, yeni eleman olarak, o da bir şekilde Furukara gibi toplum dışıdır, düzen dışıdır. Bu ikisi bir plan yaparlar ve çevrenin onları normal insanlarmış gibi görmesini sağlamaya çalışırlar.

Sarsıcı roman ve aynı zamanda da çok komik. Not:4/4

18 Ağustos 2021 Çarşamba

EİTHA 2

 




DENİZKIZININ GÖZYAŞI (Eitha 11)

"Ve işte yine o ses, rüzgarın içindeki fısıltı benden yardım istiyordu."

...

Genç adam nefes almakta güçlük çekerken içine düştüğü durumdan nasıl kurtulacağını düşünmek yerine günlüğüne yazdığı son cümleleri düşünüyordu. Eğer bu durumdan kurtulamazsa ve şuan son dakikalarını yaşıyorsa ondan geriye sadece bu günlük kalacak ve en son cümlesi de bu olacaktı. Ölmek üzere olan birinin böylesine gereksiz bir detaya takılacağını düşünmezdi.

Grupla birlikte yola devam ederken Khazard'ın yaşadığını ve yardıma ihtiyacı olduğunu hissetmişti. Artık onu ısıran gezginlere tümüyle dönüşmek üzere olduğundan onların duyularına da sahipti. Fakat içinde bir yerlerde sebebini bilemediği bir güç onun tamamen karanlığa düşmesine engel olmuştu hep. Bir gezgine dönüşüp yeteneklerini almasına rağmen insan yanını korumayı başarmıştı. Bunda Haku'nun payı elbette vardı. İlaçları mucizeviydi. Yine de asıl gücün kendi içinden geldiğini hissediyordu. Haku ona bir zamanlar bebekliği hakkında bir hikaye anlatmıştı. Doğarken yaşama tutunması konusunda tanrıların onu kutsadığını söylemişti. Bu hikaye ona oldum olası büyüleyici gelirdi. Belki de Haku haklıydı ve kutsanmıştı. Bir gezgine dönüşüp de insan kalabilmesinin başka nasıl bir açıklaması olabilirdi?

Kalp krizi geçirmediğini sadece dönüşümü yüzünden nöbet geçirdiğini anladıktan sonra Haku'nun da yardımıyla kendini toparlamış ve Khazard ile hayatta kalan iki arkadaşını bulmak için gruptan gizlice ayrılmıştı. Onu giderken yalnızca Haku fark etmiş fakat şaman içgüdüleri ona engel olmaması gerektiğini söylemişti. Gidişi herkesi şaşkınlığa uğratmıştı. Ellerindeki en iyi haritacı liderleri gibi yok oluşuna doğru giderken onları yalnız bırakmıştı.

Ormanın içinde kalan şehirde ilerlemek uzaktan göründüğünden daha zor olmuştu. Doğanın gücü taşı toprağı birbirine katmış, geniş caddeler ve yollar yerini engebeli ve tehlikeli bir coğrafyaya bırakmıştı. Parçalanan asfalt yer yer ağaç örgülerinin arasına sıkışıp yükselmiş ama büyük çoğunluğu toprak ve bitki örtüsünün altında yok olmuştu. Her yerde zehirli sarmaşıklar bitmiş ve onlar kadar zehirli canlılara konak olmuştu. Ağaçlar eski binaların içlerinde bile yetişmiş dallarını camlardan dışarıya uzatmıştı. Az katlı binaların çoğu toprak altında kalırken birçoğunun çatısında ağaçlar ve diğer bitkiler yetişmişti. Gökdelenler ve diğer yüksek binalar gövdelerinin yüzeyde kalabilen kısımlarıyla ağaçların arasında çirkin ve korkunç canavarlar gibi yükseliyordu. Bunların arasında ilerlemek yeterince zorken bir yandan kötü niyetli diğer insan gruplarından ve vahşi hayvanlardan sakınmak öte yandan gece çökerse gezginlerden korunmak gerekiyordu.

Neyse ki Loran'ın yeteneği arkadaşlarının yaşadığını hissetmekten çok daha fazlasıydı. Bir insandan daha hızlı yürüyüp daha hızlı koşabiliyordu. Ona yaklaşan tehlike ne cinsten olursa olsun yönünü ve mesafesini önceden hissedip buna göre yolundan çekilebiliyor veya kendini savunabiliyordu. Böylece hava kararıncaya dek korktuğu kadar büyük bir tehlike yaşamadan arkadaşlarının olduğunu hissettiği yönde ilerlemeyi sürdürmüştü. Fakat onlara ulaşması iki gün sürdü.

Yaşadığı tek tehlike dışarıdan gelmiyordu. Her ne kadar şimdiye dek insan yanını korumayı başarmışsa da zaman zaman kontrolünü yitirdiği oluyordu. Bu anlarda neler yaşadığını çoğunlukla hatırlamaması da ayrı bir sorundu. Bazen bilincini kaybediyor ve sanki ikinci bir kişiliği varmış gibi hareket ediyordu. Bazen kendine geldiğinde elinde az önce yediği bir kuşun tüylerini bulup sinir krizi geçiriyordu. Bu bilinç kaybının önüne geçemezse arkadaşlarının arasına geri dönmesi imkansızdı. Kendini kaybedeceğini hissedebildiği anlarda Haku'nun ona verdiği ilacı yudumluyor ve kendini kaybetmemeyi başarıyordu. Ama ilaç bittiğinde ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Bunu Haku'nun iksirleri olmadan çözmeyi umuyordu.

İkinci günün sonunda yaklaşık iki saatlik bir bilinç kaybının ardından gözlerini açtığında bir uçurumun kenarındaydı. Üstelik yerin on kat altında. Eski bir tapınağın karmaşık gizli koridorlarından geçerek bir yeraltı mağarasına ulaşmıştı. Üzerine gelen onlarca hatta yüzlerce gezgin vahşi kükremelerle saldırmaya hazırlanıyordu. Sağ tarafındaki hareketliliği fark edip baktığında Khazard'ın da yanında durduğunu gördü. Demek bilinçsizken bile onu aramış ve bulmuştu. Kendisine baktığını fark eden Khazard "Görüyorum ki sonunda kendine geldin Loran. Dönüştüğün şey korkunç fakat arkadaşlarını tanıdığın için şanslıyım." dedi ve ekledi "Gidebileceğimiz bir yer kalmadı. Ya yakalanacağız ya da.." cümlesini tamamlayamasa da aşağıya atlamaktan bahsettiği anlaşılabilirdi.

Khazard gördüğü rüya sebebiyle akıncı arkadaşlarına katılıp buraya kadar sürüklenmişti. Rüyası karmakarışık sahneler ve imgelerden oluşsa da yaşadıkça bunların ne olduğunu sonradan anlayabiliyordu. Rüyası onu bu tapınakta gizlenmiş bir nesneye yönlendirmişti. Onu aldıktan sonra gezginlerin saldırısına uğrayıp kurtulan diğer iki arkadaşıyla tapınağın altındaki mağara sistemine saklanmıştı. Fakat Loran gelinceye dek diğerleri de yakalanmıştı. Khazard bulduğu nesneye son kez bakmak için cebinden çıkarttı. Onu aldıktan sonra bir daha hiç bakma fırsatı olmamıştı. Rüyasında onu uçurumun altındaki derin yeraltı gölüne attığını görmüştü. Ve ona dokunduğunda bile bunu yapması gerektiğini hissetmişti. Khazard'ın kendisi bir şaman olmasa da dedelerinden gelen bir yeteneği vardı. Ve şimdi olduğu gibi bazen bu hislerin peşine düşmekten kendini alıkoyamıyordu. Yaptığı şeylerin sonucunu o şey gerçekleşmeden bilemese de bunları yapmaktan geri durmuyor ve korkmuyordu.

Parmaklarının arasında duran şey bir denizkızının gözyaşından oluşmuş damla şeklinde bir inciydi ve mavi bir ışık saçarak parlıyordu. Aynı parıltı metrelerce aşağıdaki gölün içinden de geliyor ve ulaşabildiği her yeri dalgalanarak aydınlatıyordu. Bu çok tuhaftı çünkü denizkızlarının soyu tükeneli milyonlarca yıl olmuştu. Onlardan birinin gözyaşının bu tapınakta korunuyor olması hem imkansız hem de şaşırtıcıydı. Bunca gezgini buraya toplayan enerjisi ve saçtığı pırıltılar da gerçek olduğunun kanıtıydı.

Loran kafa karışıklığının üstesinden gelmeye çalışmak yerine içinde bulunduğu duruma odaklanması gerektiğini anlamıştı. Göğsünün üzerinde nasıl olduğunu anlamadığı bir yara kanamaya devam ediyor ve nefes almakta zorlanıyordu. İşte bu yüzden bir anlığına günlüğü hakkında düşüncelere dalmıştı. Fakat kendini toparlaması gerekti. Böyle bir yarayla hala nefes alıp ayakta durabiliyorsa yarı gezgin olduğu için iyileşme şansı var demekti. Khazard'ın neden buraya geldiğini anlayamasa da elinde tuttuğu inciye bakınca önemli bir şey olduğunu tahmin edebildi. Yüzlerce gezginle dövüşebilecek durumda değildi. Yarı gezgin olmasının onlar üzerinde sakinleştirici hiçbir etkisi de yoktu. Bu yüzden yapılabilecek tek şeyin Khazard'ın düşündüğü şey olduğunu biliyordu. Ona bakıp yarım kalan cümlesini başıyla onayladı. Bunun sonucunda gezginler tarafından parçalanmak yerine çok küçük bir umutları olabilirdi.

Khazard elindeki gözyaşını uçurumdan aşağı fırlattı. Mavi parıltılar saçan inci metrelerce aşağı süzüldü. Bütün bunlar elbette saniyeler içinde gerçekleşiyor fakat insana yıllar sürmüş gibi geliyordu. Aşağıdaki sular sanki inciye kavuşmak ister gibi o yaklaştıkça çalkalanıyor, sanki onu yakalamaya çalışıyordu. En sonunda gözyaşı suya ulaştığı anda o noktadan kör edici yoğun bir ışık patlaması meydana geldi. Bu bütün gezginleri ve Loran'ı sersemletirken Khazard bile acı çekti. Işık patlaması azalırken suların parıltılar saçarak dönmeye başladığı ve bir çeşit girdap oluşturduğu görüldü. İşte o anda Loran yine o sesi duydu.

"Yardım et, Loran."

Ses suların içinden geliyordu. Khazard Loran'ı kolundan tuttu. Loran yaşadığı şok yüzünden bayılacak gibi görünüyordu. Gezginler ise çoktan toparlanıp üzerlerine koşmaya başlamıştı. Khazard odağını kaybeden gözlerine bakınca onun yine kendinde olmadığını düşündü. Tüm gücüyle Loran'ı da kendisiyle beraber uçurumdan aşağı atmayı ve kendilerine uzanan pençelerden son anda kurtarmayı başardı.

Bölüm Sonu



Bölüm için dinleme önerisi: https://www.youtube.com/watch?v=ZbEUkg-r-k0




YABANCI (Eitha 12)

Güneşin tatlı bal rengi ışığının bahara bürünen dünyayı yavaş ve incitmeden ısıttığı bir gündü. Koşarken arasından geçtiği çayırlardan yusufçuklar ve yaprakların arasına saklanmış minik kuşlar uçuşup kaçıyor, her yana polenler ve hindibalar saçılıyordu. Güneş her şeyi altın renginde bir konturla çizip zarkanatlıların kanatlarından süzülürken birer sanat eserini gözler önüne seriyordu. Küçük kız diğer iki ablası ve annesiyle beraber koşmaktan yorulduğunda kendini onlar gibi otların arasında yere attı. Babası da uzaktan koşup onlara yetişmek üzereydi. Kucağındaki sepette onlara atmak için su balonları taşıyordu. Yanında onları ziyarete gelen ikiz kuzenleri de minicik ellerindeki balonlarla saldırıya hazırdı. Annesi zaten sırılsıklam olmuş haliyle "Yeter pes ediyoruz!" diye bir yandan onlara durmalarını söylüyor bir yandan da gülüyordu. Eifur otlara karışmış simsiyah saçları ve yeşil gözleriyle ailenin sarışın diğer üyelerine asla benzemiyordu. O gün ne kadar çok güldüğünü ve ne kadar eğlendiğini hiç unutmamıştı. Ve çimenlerin arasına uzanmışken o tatlı gün ışığının otları nasıl da taçlandırdığını...

"Kendine gel!"

"Eifur uyan!"

Eifur onu çağırıp duran sesin sahibine sinirlendi. Onu bu tatlı anıdan çekip çıkartmak istemesinin önemli bir sebebi olsa iyi olacaktı. Gözlerini açtı. Otların arasında yatıyordu. Gece, tüm karanlığıyla üzerlerini örtmüştü. Bakışları bitkileri çevreleyen ve gümüşi mavi bir renkle aydınlatan ay ışığına odaklandı. "Ne kadar da tanıdık.." diye düşündü. Kafası karışmıştı. Su fırlatma oyunu oynarken uyuyakaldığını ve gece olduğunu hayal etti bir an için. Sonra baloda olanları hatırladı. Fiziki farklılıklarından dolayı hep bir şüphe duysa da bunu şimdiye kadar umursamamışken baloda ondan nefret eden saçma sapan bir kız bulduğu belgelerle ailesinin gerçek olmadığını ortaya çıkartmıştı. Bu nedenle kız kardeşlerinin açıklamalarını bile dinlemeden gözyaşları içinde oradan ayrılmıştı. Her şeyin kötü bir şaka olmasını diliyordu. Fakat gerçek olduğu aşikardı. Yeniden gözyaşlarına boğulmak üzereyken "Kendine gel!" diye tekrar eden ses karşısında olan biten diğer şeyleri anımsadı. Zombiler.. Bir anda ayağa kalkıp ne yöne gittiğini bile fark etmeden koşmaya çalıştı. Fakat onu kurtaran kişi bir kez daha "Delirdin mi ne yapıyorsun?" diyerek kolundan tutup durdurdu.

"Baloda ailem ve bir sürü insan tehlikede. Bir şeyler yapmalıyız." diye yanıtladı. Ormanın derinliklerinden çığlıklar ve kükremeler duyuluyordu. Yabancı "Şato kapatıldı. Dışarıda olanlar için bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok. İçeride güvendeler. Ve bizim de tapınağa ulaşmamız gerekiyor." dedikten sonra yaklaşıp bir elini kızın yüzüne doğru uzattı. Eifur bu harekete refleks olarak kaçındı. Fakat onun sadece yarasına bakmak istediğini anlayınca durdu. Koşarken çıplak ayakları yara bere içinde kalmıştı ve doğru düzgün adım atmakta zorlandığı için tökezleyip düşmüş sonucunda da başını çarpıp bayılmıştı. Yabancı, kızın yüzüne düşen saçları kenara çekip şakağındaki kanamanın durmuş olduğunu görünce derin bir nefes aldı. Kan kokusundan ve görüntüsünden çok kötü etkileniyordu. Yine de dikkatini toplamayı başardı ve "Yaratıklar kokumuzu almadan önce tapınağa ulaşmalıyız." diyerek elini tutup bu sefer düşmediğinden emin olamaya çalışarak yine yola koyuldu.

Her şey çok karmaşık ve korkunçtu. Balo, zombiler ve şimdi bu ormandaki kaçış.. Bir de sahilde bulduğu not vardı. Ve bu adam neden o sırada oradaydı ve nasıl bir tesadüfle karşılaşmışlardı? "Notu yazan sen miydin?" diye kısık sesle sordu. Fakat o cevap vermek yerine yola devam ediyordu. Belki de çok kısık sesle sormuştu ve duyulmamıştı. "Can sıkıntısından sahilde yürüyordum. Beni doğru zamanda bulduğun için sanırım şanslıyım peki ama tek başına ormanda senin ne işin vardı?" Bu sefer biraz daha duyulabilir bir sesle sorduğundan emindi ama yine cevap alamadı. Zihninde gittikçe şüpheye düşen sesler dönüp duruyor ve korkunun karanlık ve vahşi kuyusuna daha da düştüğünü hissediyordu. Bir anda bir şeyi fark etti ve elini geri çekerek durdu.

"Adımı nerden biliyorsun?" Bunu ona hiç söylemediğinden emindi. Yabancı derin bir nefes alıp ona döndüğünde ekledi "Beni uyandırırken adımı söyledin. Bunu sana hiç söylemediğim gibi ben de senin adını bilmiyorum. Benimle oyun mu oynuyorsun? Bir çeşit kamera şakası mı çeviriyorsunuz?" Sinirlendiği için sonlara doğru sesi iyice yükselmişti. Bu durum karşısında endişelenen adam uzanıp eliyle ağzını kapattı ve kaçıp saçma sapan şeyler yapmasını engellemek için bir ağaca yaslanmasını sağlayarak sessiz olmasını söyledi. Gözleriyle etrafa hızlıca bakınırken korktuğu çok net görülebiliyordu. Ormanın içinden bir ses duyulmayınca bakışlarını tekrar Eifur'a çevirip elini yavaşça geri çekti ve onu omuzlarından tutmaya devam ederken "Şaka veya oyun değil. Bu şeyler gerçek. Bana adını sen söyledin. Daha önceki karşılaşmamızda. Ama sen bunu hatırlamıyorsun." diye cevapladı.

"Ne demek daha önce? Nasıl hatırlamam? Okuldan mı tanışıyoruz?"

Olanlar sahiden de inanılır gibi değildi. Bununla beraber içinden bir ses onun haklı olduğunu söylüyordu. Bir şeyler tanıdık geliyordu. Adını koyamadığı bir his tüm bedenini sarıyordu. Fakat hatırlamadığı bir şeye nasıl inanabilirdi?

"Daha önceki karşılaşmamızda... Seni zombiden kurtardığımda. Bu gece... Aslında bu bizim yedinci karşılaşmamız."

Kesinlikle delirmiş olmalı diye düşündü Eifur. Kesinlikle aklını kaçırmış olmalıydı. Bir tokat atıp kaçmakla kaçmamak arasında kaldı çünkü ormanda ne tarafa gideceğini bilemiyor ve zombiler tarafından yakalanmak istemiyordu. "Sen delirmişsin!" diye ağzından kaçırdı. Deli birine söylenecek en son şey belki de buydu. Saldırganlaşmasından korktuysa da o sadece gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu. Gözlerindeki bu bakışlar ve bu parıltılar o kadar tanıdıktı ki Eifur da aklını kaçırdığını düşünmeye başlayacaktı. En sonunda "Sahildeki notu sormuştun. Onu sen yazdın. Bir önceki sefer. Bunu sana nasıl açıklayacağımı bilemiyorum fakat aynı geceyi yaşayıp duruyoruz ve her seferinde seni kurtarmaya çalışıyorum. Ama.." derken cümlesini tamamlayamadı. Fakat sonra "Sen inanmadığın veya başka aksilikler olduğu için her seferinde başa dönmek zorunda kalıyorum. Lütfen, tapınağa ulaştığımızda her şeyi hatırlayacaksın ve bu yaratıklardan bir şekilde kurtulacağız." diye ekledi.

Tam o sırada çalıların arasından fırlayan bir canavar gerçekliğini sorgulatmayacak derecede korkunç haliyle üzerlerine gelirken düşünecek pek fazla vakit kalmamıştı. Eifur yabancının yeniden elini tutup peşinde sürüklemesine izin vererek yaratıktan kaçarken aklı darmadağın haldeydi. Koşmaya devam ederken düşünce akışını kontrol edemiyordu. Sahildeki notu düşündü. El yazısı sahiden de onun olabilirdi çünkü harflerin uçlarını çok karakteristik şekilde kıvırıyordu ve başka detaylar da vardı. Diyelim ki notu o yazmıştı ama bir uçurtmayı ve kağıdı nerden bulmuştu? Aklımı kaçırıyorum diye düşündü. Az önce notu nasıl yazdığını düşünürken aynı anı yaşadığı saçmalığını kabul etmiş gibi olmuştu. Bu gecenin artık bitmesini istiyordu. Tapınakta nasıl korunacaklarını merak etti. Bu şeyler kutsal alanlara giremiyor muydu? Yabancı daha önce defalarca aynı yerden geçmiş gibi emin adımlarla ilerlerken yerini önceden biliyormuş gibi tüm engellerden sıyrılıp ona da yol gösteriyordu. Arkalarından gelen canavar ağaçların arasında kaybolduğu halde durmak tehlikeliydi. Böylece milyonlarca soru eşliğinde durmadan koştular. En sonunda bir uçurumun kenarına geldiklerinde Eifur az daha düşecekken yabancı onu kendine doğru çekip durdurdu. Elbette iddia ettiği teori doğruysa uçurumun yerini de biliyor olmalıydı. Yüzü yüzüne bu kadar yakınken kıza özlem dolu bakışı hem tuhaf hem de tanıdıktı. Eifur'un aklı karışıyordu.

Bu garip durumdan çıkmak için geri çekilirken yabancının da kendini toparlamaya çalıştığını gördü. Sonra ilerideki bir köprüyü fark etti. Uçurumun karşısında kayalık bir adaya tek giriş yolu bu uzun ip köprüydü. Oradan geçerlerse ve o kayalık ada temizse köprüyü keserek güvende kalabilirlerdi. Kafasındaki soruları şimdilik bir kenara bırakarak yabancıyla beraber köprüye doğru koşmaya başladı.


Bölüm Sonu

15 Ağustos 2021 Pazar

DİZİLER 8

 





TAJ MAHAL

Yeni tür kısa Hindistan dizilerinden. Amazon Prime, Netflix gibi kanallar için çekildiğinden kısa ve uluslar arası diziler yapıyorlar artık.

Tek sezonluk dizi biraz komedi biraz dram. 1980’lerde geçen dizide üniversite hocaları, onların aileleri, öğrenciler, onların aileleri arasındaki eğlenceli, duygusal, bazen de hüzünlü ilişkiler gösteriliyor. Birçok insanın yaşamı sona doğru kesişiyor. Hindistan gündelik yaşamı ve yemekler ve sıradan yaşam yumuşak bir anlatımla sunuluyor.

Tatlı, hafif dizi. Keyifli. Not:3/4






TYPEWRITER

Tek sezonluk Hindistan perili, hayaletli ev korku dizisi. Sürükleyici, gizemli.

Birkaç çocuk hayaletlere meraklıdır. Bir evde hayaletler olduğuna inanırlar ve evi araştırmaya başlarlar. Bir süre sonra bu eve bir aile taşınır ve hayaletler görünmeye başlar. Köyde ve bu evde geçmişte acı olaylar gerçekleşmiştir ve hayaletler de bu yüzden rahat vermezler. Bir ruh da daktilonun içindedir, daha önce gerçekleşen olayları kaleme alan yazarın ruhudur bu.

Türü sevenlere. Not:3/4







THE MISSING

İki sezonluk suç, polisiye dizisi. İngiliz, Fransız, Belçika ortak yapımı. Dizi, Belçika’da çekilmiş olsa da konu genelde Fransa’da geçiyor. Antoloji dizisi. Yani iki sezonda da farklı bir suç işleniyor ve bu suç öyküsü sezon boyunca sürüyor.

İlk sezonda 9 yaşında bir oğlan kayboluyor. Babası ve bir deneyimli polis olayın peşine düşüyor. Şüpheler çocuk kaçırma çeteleri üzerinde yoğunlaşıyor, çocukların seks ticareti üzerine. Ancak oğlan bulunamıyor ve olay çözülemiyor. Aradan yıllar geçiyor, oğlanın babası bu olayın etkisinden kurtulamadığı için yıllardır olayın peşinde. Olaydan 8 yıl sonra bir ipucu ortaya çıkıyor ve baba ile önceki polis çocuğun peşine tekrar düşüyor ve şaşırtıcı son geliyor.

İkinci sezonda bir küçük kız kaçırılıyor, 11 yıl sonra kız ortaya çıkıyor. Kızın neden kaçırıldığı ve nasıl serbest kaldığı belli değil. Kız da pek hatırlamıyor. İlk sezondaki deneyimli polis çağırılıyor. Kızın kaçırıldığı günlerde kaçırılan bir kız daha olduğu anlaşılıyor. İki kız birlikte hapsedilmiş. Polis, olayın peşine düşüyor.

Detektif Julien Baptiste her iki sezonda da var. Usta Fransız oyuncu Tcehky Karyo, detektif rolünde çok çok iyi. Dizi bol ödüllü ve birçok da ödül adaylığı var. Oyunculardan ödül alan da var bu dizi ile. Dizi klasik İngiliz polisiyesi tarzında. Sakin ama sürekli bir heyecan ve gizem var. İki sezonun da hikayesi, kurgusu çok başarılı.

Suç, polisiye sevenler kaçırmasın. Not:4/4

14 Ağustos 2021 Cumartesi

HAFTANIN KİTAPLARI 5

 



BENİM GİZLİ BAHÇEM

Nancy Friday

Arion Yayıncılık

50 yıl önce yazılmış bir kitap. Kadınların cinsel fantezilerini derlemiş yazar. Görüşme, mektuplar yoluyla anlatmış kadınlar. Gerçek mi kurgu mu belli değil. Okunmasa da olur. Not:2/4


ŞARABA VE ESRARA DAİR

Charles Baudelaire

Sel Yayıncılık

Baudelaire, ünlü Fransız şair, Kötülük Çiçekleri adlı kitabıyla tanınıyor. Bir dönem Türk şairlerini ve şiirini en çok etkileyenlerden.

Şarabın ve esrarın sarhoş edici yönlerini anlatmış. Sanattan ve sanatçılardan da örnek vererek. Komik, eğlenceli kitap. Bunun yanında erdem ile ve şiir ile de sarhoş olabilirsiniz diyor. Not:3/4




KEDİLERE DAİR

Doris Lessing

Metis Yayıncılık

Yazar hayatına girmiş kedileri anlatıyor. Anne baba evinden başlayarak hayatındaki kedileri. Gri kedi gibi veya etkileyici bir öyküsü olan, eve girmesi uzun süren ama zamanla evde etkisi olan kedisi Rufus veya El Magnifiko gibi birçok kedi var. Duygulu, keyifli, gülümseten kitap. Not:3/4


MORFİN

Mihail Bulgakov

Sub Press

Bulgakov’dan yine ilginç bir roman, kısacık olmasına rağmen çarpıcı.

Morfin kullanımı üzerine olan bu kitapta morfin bağımlısı olup ölen bir doktorun hayatı yoluyla bağımlılığın zararlarını görüyoruz. Taşrada çalışan bir doktor, ilçeye tayin oluyor, daha rahat koşullara geçiyor. Bir süre sonra taşradaki bir doktor arkadaşından bir mektup alıyor, arkadaşı ondan yardım istiyor, doktor taşraya yardıma gidiyor ancak arkadaşı doktor ölmüş.

Ölen doktorun günlüğü yoluyla morfinman doktorun hayatını öğreniyoruz. Not:3/4





İNSANLIĞIMI YİTİRİRKEN

Osamu Dazai

Sel Yayıncılık

Dazai, Japon edebiyatının ilginç, ayrıksı yazarlarından. Zengin bir ailenin çocuğu olmasına rağmen kendini yazmaya adıyor ve İkinci Dünya Savaşından sonra önemli bir yazar oluyor. Çocukluğu, gençliği yalnızlıkla ve isyankarlıkla geçiyor, hastalıklarla boğuşuyor, defalarca intihara teşebbüs ediyor ve sonunda başarıyor.

Bu romanı kendi yaşam öyküsü, bir intiharın öyküsü olarak da okunabilir, etkileyici bir anlatım. Not:4/4


İNTİHAR

Edouard Leve

Sel Yayıncılık

Leve, sanatın çeşitli dalları ile ilgilenen ve kitaplar da yazan bir Fransız sanatçı.

Bu romanda intihar etmiş bir arkadaşını anlatan yazar, arkadaşının yaşamını ve intiharını ayrıntısı ile anlatıyor, mektup tarzında. Bu roman yayınlandıktan sonra da aynen romanda anlattığı gibi intihar ediyor. Bu açıdan ilginç ve önemli bir roman. Not:4/4

13 Ağustos 2021 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 17

 


I CARE A LOT

Rosamund Pike, 2020, A.B.D.

Genç bir kadın, yaşlı insanları bulup, onların kendilerine bakamayacağını söyleyip onların vasisi olur ve paralarını, mallarını alır. Böyle devam ederken, bir yaşlı kadının oğlu Rus Mafyası çıkar ve kadının başı belaya girer. Eğlenceli komedi. Not:3/4

MAVİ KORKU 1-2-3

Deep Blue Sea  1-2-3, 1999, 2018, 2020

Köpek balığı aksiyonu filmleri. Bilimadamları köpekbalıkları ile testler yaparlar, onların DNA’larını değiştirirler ve balıklar da tehlikeli hale gelip intikam alırlar. Suda terör filmlerini sevenler için zevkli. Özellikle 1 ve 3 iyi. Not:3/4

THE GOONIES

Richard Donner, 1985, A.B.D.

Birkaç çocuk bir define haritası bulurlar ve definenin peşine düşerler. Ama definenin peşinde kötü adamlar da vardır. Çok eğlenceli bir çocuk aksiyon macera komedi filmi. Not:3/4

HAYALİMDEKİ AŞK

Ruby Sparks, 2012, A.B.D.

Genç bir yazar, yazacak konu bulamaz. Hayalinde bir kız yaratır ve onu yazmaya başlar, sonra kız gerçek olur ve adam ne yazarsa kız da onu yapar. Ancak sonra yazar bu kıza aşık olur. Duygusal tatlı komedi. Yazmayı sevenler izlesin. Not:3/4

SUPER 30

Vikas Bahl, 2019, Hindistan

Gerçek hayat öyküsü. Hinti matematikçi Anand’ın hayatı. Anand, yoksul olduğu için üniversiteye gidemez ve kendi gibi yoksul çocukları ücretsiz eğitip üniversite sınavlarına hazırlar. Ancak, dersane sahipleri ve devlet de bu durumdan hoşlanmaz ve onu engellemeye çalışır. Ders alınacak hayatlardan. Not:3/4

SONSUZLUK TEORİSİ

The Man Who Know Infinity, 2015, İngiltere

Hintli matematik dahisi Ramanujan’ın yaşamı. Ramanujan, İngiltere’ye Cambridge’e gelir ve orda ünlü mat profu Hardy ile arkadaş olurlar ve Hardy ona yardım eder. Ramanujan, İngiltere’de mat konusunda etkisi halen süren teoriler üretir. Etkileyici bir yaşam ve iyi bir film. Not.3/4

DÜŞ KAPANI

Dreamkatcher, 2020, A.B.D.

Bir adamın eşi ölür. Hayatına yeni bir kadın girer. Adam, oğlu ve yeni kadınla tatile çıkar, karısının öldüğü orman evine giderler. Oğlana uykusunda hayaletler gelir, ölen annesinin hayaleti gelir, daha sonra da oğlanın içine kötü ruhlar girer. Klasik konulu korku. Filmin devamı da gelecek. Not:3/4

SESSİZ TEPE

Silent Hill, 2006, A.B.D.

Klasikleşmiş korku filmlerinden. Bir kadının evlatlık kızı kaybolur. Kadın, kızın peşinden bir kasabaya gider. Kız kasabada kayıptır. Kadın ararken başka boyutlara geçer kasabada. Yaratıkların olduğu bir boyut ile kötü kadınları öldüren bir tarikatın olduğu bir başka boyut vardır. Kadın bu paralel evrenlerde kızını bulmaya çalışır. Karmaşık film ancak diğer boyut sahneleri, yaratıklar çok etkileyici, korkunç. Sadece korku filmlerini çok sevenlere. Not:3/4

12 Ağustos 2021 Perşembe

MUSEVİ/ESAT AĞABEY 10

 





Niyazi’nin hanımı bile şaşırmış bu işe. Kedi olalı bir fare tutmuş Niyazi. Şimdi oturduğu evi Esat Ağabey sayesinde aldığını unutmamış hiç.

Bir süre para biriktirmiş. Biraz da ordan buradan azar azar borç bulup Esat Ağabeye götürmüş parasını, üstüne biraz da yasal faiz eklemiş. Esat Ağabey teşekkür etmemiş, üstüne üstlük okkalı bir fırça atmış Niyazi’ye. Nefesini doldurmuş ciğerlerine;

“Bu fazlalık da ne oğlum? Biz kafe işletiyoruz, tefeci değiliz “ diyerek bir güzel paylamış.

“O da benim sana ev hediyem olsun, güle güle otur” demiş. Meselenin üstünü kapatmış ve bir daha asla bu konuyu açmamış. Açılmasına da hiçbir zaman izin vermemiş.

Bugün evinde huzur içinde oturuyorsa bunu ona borçluymuş. Allah ondan razı olsun, dermiş hep içinden.

Esat Ağabey ile ocakçı Niyazi, bazen otururlar, garson Murat’tan çay isterler, muhabbet ederken dilleri damakları kuruduğunda.

“Murat oğlum bize iki çay getir”

Murat sadakatli bir eleman. Boş vakitlerinde memleketinden getirdiği zeytinyağlarını kafede pazarlıyor.

Çayları masaya koyduktan sonra;

“Afiyet şeker olsun ağabeylerim”

“Sağolasın yağ tüccarı!” diye takılıyor ona Esat Ağabey, her zamanki gibi.

Havuz başına yeni oturan üniversiteli kızlar nargile istiyor. Garson Murat, kızgın kömürlerden küçük parçaları büyük bir hassasiyetle seçip yarım sarılmış tütünün üstüne itinayla yerleştiriyor.

Garson Murat kızlara nargile içmenin ince taraflarını gösteriyor. İçmeye büyük kömür parçasıyla başlarsanız nargilenin ömrünü kısaltırsınız. Önemli olan uzun süre sönmemesi. Gün uzun, kızlarda da boş zaman çok.

Bu arada kafenin ön yanındaki minibüste de köfte, sucuk kaşar, ciğer pişmeye devam ediyor. Köfteci teyze az köfte isteyen müşterilere kızıyor. Bizim burada porsiyon tam olur diyor. Git kendine yarım verecek bir yer bul.

Kafenin yanındaki atyarışı bayisinden de sesler geliyor. Dördüncü ayak için atlar çıkışa yaklaşıyor. Garson Murat da yeni demlenmiş çayları dağıtmak için müşteri arıyor.



(devam edecek)

11 Ağustos 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU 7




YÜCELER (Eitha 10)

Elina herkes kadar kederlere bürünmüş ve ışığını yitirmiş yüzünde yüreğindeki acıyı gizleyen büyük bir ciddiyetle "Manu'nun köklerindeki hastalık tüm ağacı kuruttu. Çiçekleri solalı zaten yüzyıllar oluyor. Bu konuda sizi defalarca uyardım fakat beni son ana kadar ciddiye almadınız. Hastalık yayıldıkça Gölge ve müritleri güçlendi. Ağacın dallarından ve köklerinden tüm evrenlere yayıldılar. Evrende çatlaklar peyda oldu. Bu çatlaklardan zamanda ve mekanda yaşanan sızıntılar öngörülemez felaketlere yol açmaya başladı. Eitha'nın başına gelenlerde ve Vhalar'ın çareyi ikisinin de felaketinde bulmasında bile Manu'ya yayılan ve onu çürüten hastalığın payı var." dedikten sonra bir süre sustu ve söylediklerinin anlaşıldığından emin olmaya çalıştı.

Yüceler, Vhalar ve Elina gibi göksel varlıkların ve Eitha gibi sıradan bir insanken yükseltilmiş olan kahramanların atalarıydı ve canları istemedikçe hiçbir işe karışmazlardı. Ancak tüm bu olanlardan onlar da etkilenmeye başlamıştı. Manu bütün evrenleri bir arada tutan, enerji akışını sağlayan ve hayat sunan kadim ve büyülü bir ağaçtı. Hayat sunduğu kadar her evrenin ve her şeyin içine yayılan dalları ve kökleriyle kurduğu bağlar nedeniyle bir yandan da tehlikeli bir zayıf nokta gibiydi. Gölge, ağacın köklerine hastalık tohumlarını ekerek evrenlerdeki varlığını güçlendirmeye başlamış ve onunla mücadele her geçen gün zorlaşmıştı. Tüm uyarılara rağmen Yüceler ağacı önemsememişti. Vhalar ve Eitha'nın gücü de bir yere kadar yetmişti. Vhalar Manu'nun tohumunu ekip büyüten ve kutsal varlığını ağacı geliştirmek için feda eden Ori'nin soyundan geliyordu ve Gölge ile savaşabilecek en güçlü varlık oydu. Şimdi o da yokken her şey gittikçe kötüleşiyor, kurtardıkları evrenler de teker teker yeniden karanlığa düşüyordu. Böyle giderse sonsuz karanlık yakındı.

Yücelerden biri sarmaşıklarla örülmüş tahtının üzerinden hiç kımıldamadan ve vakurluğundan taviz vermeyen bir ifadesizlikle "Bu durumda öneriniz nedir kader tanrıçası Elina? Bilirsiniz ki yaşama müdahale etmemek en büyük ilkemizdir. Gölge ve ışığın savaşına karışmamamız bundandır." diye yanıtladı.

Elina içinde büyüyen öfkeyi derin bir nefesle sakinleştirdi. Zira sözlerindeki tek bir nükte veya kötü söz zar zor bir araya getirdiği kuruldan kovulmasına ve cezalandırılmasına neden olabilirdi. "Anlamanız gereken en önemli nokta şu ki..." dedikten sonra tekrar derin bir nefes alıp devam etti "Işık ve Gölge'nin mücadelesi normal şartlar altında Yüceleri ilgilendirmeyen bir meseleydi. Fakat Gölge'nin bu denli güçlenip, göksel varlıkları bile tehdit eder hale gelmesinde ve evrenlere sızmaya başlayıp Yüceler'in dünyasını bile etkilemesinde ne yazık ki Yüceler'in payı vardır..." Tam bu noktada Yüceler'den biri bağırarak sözlerini kesip sakin çizgisinden çıkmış olmasıyla kendi zümresini bile şaşkınlığa uğrattı. "Ne demek Yüceler'in payı vardır? Ne dediğinize dikkat edin canınıza mı susadınız yoksa Gölge aklınızla mı oynuyor?" O kadar öfkelenmişti ki bu suçlama karşısında tahtından ayağa fırlarken hiddetinden dolayı tahtı ören sarmaşıklar kuruyup solmuş ve dökülmüş, masmavi gökyüzü birden kara bulutlar ve şiddetli rüzgarla dolmuş, sesinin gücünden yer sarsılmıştı.

Toplantıyı yöneten Yüce Zaolin bir elini kaldırıp öfkeli arkadaşına sakin olmasını söyledi ve tek bir bakışıyla bozulan tahtın yeniden örülmesini ve havanın düzelmesini sağladı. "Elina var olduğundan beri hiçbirimize saygısızlık etmemiş ve ona verilen görevi her zaman dürüstçe yerine getirmiştir. Şimdi söylediklerinde de amacının hakaret veya suçlama olmadığından eminim. Açıklamasını bitirinceye kadar bölmemenizi temenni ederim." diyerek ortalığı yatıştırdı.

Elina devam edebileceğinden emin olunca ne demek istediğini açıklamaya çalıştı. "Biliyorsunuz ki Gölge Manu'ya sızdıktan sonra kontrol edilmesi güç bir hal aldı. Manu'yu kullanıp bütün evrenlere sızdı ve kötülük tohumlarını her yere saçtı. Manu'nun enerjisini kendi kontrolüne alıp onun özüne indi. Ve en sonunda ağacın tamamen kurumasını sağlayarak onunla savaşanların müdahale şansını yok etti. Vhalar ve Eitha gibi pek çok güçlü savaşçımız Manu'nun gücünü çalan Gölge tarafından düşürüldü. Ağacın gücünü almadan önce onunla savaşmak mümkünken bir kere köklerine sızdıktan sonra erişilemez bir hale geldi. Şimdi kendi evrenimizden mucizevi bir şekilde onu temizlemeyi başarsak bile artık diğer evrenlere erişmemiz mümkün değil. Ve bu hepimizin suçu. Manu'yu bir Yüce olan Ori büyüttü ve kendi özünü feda edip ağaca bu gücü verdi. İşte bu yüzden Gölge Manu'ya dokunduğundan beri aslında bu Yüceler'in meselesiydi."

Söylediklerini herkesin sindirmesini beklemek ve sessiz kalmak zordu. Aralarında konuşmaları için onlara müsaade edip biraz uzaklaşmıştı. Ormanın ortasında dairesel şekilde dizilmiş sarmaşıktan tahtlarda yedi Yüce ve onları geride ağaçların altında bekleyen hizmetkarlarını insanların dünyasından gören olsa ne düşünür diye merak etti. Herhalde ya komik gelir ya da korkunç diye karar verdi. Görevi kader kuyusunda karşısına kim çıkarsa iyi veya kötü ayırt etmeden talihini lehine değiştirmek olduğundan insanları ve diğer canlıları incelemek için çok fırsatı oluyordu. Yaptığı işten zaman zaman sıkılsa ve nefret etse de yapabileceği hiçbir şey yoktu. Sadece iyi olan kişiler için kaderi değiştirebilmek isterdi ama bunu yapması yasaktı. Kuyu ona kimi gösterirse göstersin seçim yapamazdı. En azından burada Yüceler'in gözlerini açmaya çalışarak farklı bir şeyler yapıyor olmak onu heyecanlandırmıştı. Fakat ne tepki vereceklerinden emin olamıyordu. Ama haksız olduğunu söyleyemezlerdi. Çünkü Yüceler dürüstlüğe önem verirdi. Burada zaman her yerdekinden farklı çalışıyordu. Buna rağmen beklemek o kadar uzun sürdü ki çiçekler dallarında eskiyip yerine yenileri yetişti.

Onu geri çağırdıklarında söylediklerinde haklılık payı olduğunu söylediler. Fakat ne yapılabileceği konusunda anlaşamamışlardı. İçlerinden birisi Manu'yu iyileştirmenin yolunu bulmakla başlamalıyız diye önerdi. Fakat bunu yapabilecek güç kimsede yoktu ve Vhalar ile birlikte bu şans yok olmuştu. Manu iyileşebilseydi hastalık arındıkça özündeki gücü ışığa aktarabilir ve göksel varlıklar ve kahramanlar bunun sayesinde güçlenip savaşabilirdi. İyileşen ağaç sayesinde tüm evrenlere ulaşıp hatayı düzeltebilir ve Gölge'ye haddini bildirebilirlerdi. Yüceler'in pek bir şeyle ilgilenmeden tahtlarında oturuyor olmaları bazen çok acınasıydı. Elina "Bir şans var." diye itiraz etti. "Vhalar'ın bir parçası evrenlerden birinde. Bunu gördüm. Ve ölmek üzereyken kuyuda karşıma çıktığında onu kurtardım. Ona ulaşabilirsek kim olduğunu hatırlayabilirse... İşte o zaman her şeyi düzeltebiliriz."

Bu şaşırtıcı açıklama karşısında herkesin yüzünde şaşkınlık emareleri belirmiş ve "Nasıl olur? Vhalar Eitha'nın ruhunu kurtarabilmek için kendininkini feda etmiş ve tek oğulları da yok olmuştu. O ritüelden geride sağ kalan bir şey olması mümkün değil." diye her şeye itiraz eden Yüce bir kez daha çıkıştı. Fakat Eline sakince konuşmaya devam etti.

"Görevimi yaparken Eitha ve Vhalar ile birden fazla kez karşılaştım. Bunlardan biri de o son ritüelleriydi. Ruhlarından hayata tutunmak isteyen birer parçayı iki çakıl taşına hapsetmelerini sağladım. Yüzyıllar boyunca taşlara kimse dokunmadı fakat haklarında bir efsane bölge halkı tarafından hiç unutulmadı. Taşlar bir şaman tarafından korumaya alındı ve hakkında konuşulması şamanlar dışında konunun paylaşılması yasaklandı. Onları bir inci gibi sakladılar. Günlerden bir gün hamile bir kadın doğum yaptığı sırada evrende yeni bir çatlak meydana geldi. Ve zaman ve mekan boyutundaki bu çatlağın hem iyi hem kötü sonuçları oldu. Bebek doğduğunda hareketsizdi. Şaman elinden geleni yaparken o iki çakıl taşını bebeğin avuçlarına koydu. Evrendeki çatlaktan sızan güç taşlara saklanan ruh parçalarını harekete geçirdi ve işte size bahsettiğim şey gerçekleşti. Doğan o bebeğin ruhu ile kaynaşıp hayata tutundular. Fakat hiç kimse olanların farkında değil. Bebeğin kendisi de öyle. Şimdi bir yetişkin oldu ve hala farkında değil. İşte size sunduğum çözüm bu. Ona ister göklere kurulan bir merdivenle ister yeraltına açılan bir kuyuyla ulaşmak zorundayız."

Herkes ne düşünmesi veya söylemesi gerektiğini bilemez durumda şaşkınca birbirine bakındı. Yapılması gereken artık belliyken ve sonucu bilinmese de atılacak adımlar varken şimdi sıra bunu nasıl yapacaklarını bulmaktaydı.

Son


DENİZKIZININ GÖZYAŞI (Eitha 11)

"Ve işte yine o ses, rüzgarın içindeki fısıltı benden yardım istiyordu."

...

Genç adam nefes almakta güçlük çekerken içine düştüğü durumdan nasıl kurtulacağını düşünmek yerine günlüğüne yazdığı son cümleleri düşünüyordu. Eğer bu durumdan kurtulamazsa ve şuan son dakikalarını yaşıyorsa ondan geriye sadece bu günlük kalacak ve en son cümlesi de bu olacaktı. Ölmek üzere olan birinin böylesine gereksiz bir detaya takılacağını düşünmezdi.

Grupla birlikte yola devam ederken Khazard'ın yaşadığını ve yardıma ihtiyacı olduğunu hissetmişti. Artık onu ısıran gezginlere tümüyle dönüşmek üzere olduğundan onların duyularına da sahipti. Fakat içinde bir yerlerde sebebini bilemediği bir güç onun tamamen karanlığa düşmesine engel olmuştu hep. Bir gezgine dönüşüp yeteneklerini almasına rağmen insan yanını korumayı başarmıştı. Bunda Haku'nun payı elbette vardı. İlaçları mucizeviydi. Yine de asıl gücün kendi içinden geldiğini hissediyordu. Haku ona bir zamanlar bebekliği hakkında bir hikaye anlatmıştı. Doğarken yaşama tutunması konusunda tanrıların onu kutsadığını söylemişti. Bu hikaye ona oldum olası büyüleyici gelirdi. Belki de Haku haklıydı ve kutsanmıştı. Bir gezgine dönüşüp de insan kalabilmesinin başka nasıl bir açıklaması olabilirdi?

Kalp krizi geçirmediğini sadece dönüşümü yüzünden nöbet geçirdiğini anladıktan sonra Haku'nun da yardımıyla kendini toparlamış ve Khazard ile hayatta kalan iki arkadaşını bulmak için gruptan gizlice ayrılmıştı. Onu giderken yalnızca Haku fark etmiş fakat şaman içgüdüleri ona engel olmaması gerektiğini söylemişti. Gidişi herkesi şaşkınlığa uğratmıştı. Ellerindeki en iyi haritacı liderleri gibi yok oluşuna doğru giderken onları yalnız bırakmıştı.

Ormanın içinde kalan şehirde ilerlemek uzaktan göründüğünden daha zor olmuştu. Doğanın gücü taşı toprağı birbirine katmış, geniş caddeler ve yollar yerini engebeli ve tehlikeli bir coğrafyaya bırakmıştı. Parçalanan asfalt yer yer ağaç örgülerinin arasına sıkışıp yükselmiş ama büyük çoğunluğu toprak ve bitki örtüsünün altında yok olmuştu. Her yerde zehirli sarmaşıklar bitmiş ve onlar kadar zehirli canlılara konak olmuştu. Ağaçlar eski binaların içlerinde bile yetişmiş dallarını camlardan dışarıya uzatmıştı. Az katlı binaların çoğu toprak altında kalırken birçoğunun çatısında ağaçlar ve diğer bitkiler yetişmişti. Gökdelenler ve diğer yüksek binalar gövdelerinin yüzeyde kalabilen kısımlarıyla ağaçların arasında çirkin ve korkunç canavarlar gibi yükseliyordu. Bunların arasında ilerlemek yeterince zorken bir yandan kötü niyetli diğer insan gruplarından ve vahşi hayvanlardan sakınmak öte yandan gece çökerse gezginlerden korunmak gerekiyordu.

Neyse ki Loran'ın yeteneği arkadaşlarının yaşadığını hissetmekten çok daha fazlasıydı. Bir insandan daha hızlı yürüyüp daha hızlı koşabiliyordu. Ona yaklaşan tehlike ne cinsten olursa olsun yönünü ve mesafesini önceden hissedip buna göre yolundan çekilebiliyor veya kendini savunabiliyordu. Böylece hava kararıncaya dek korktuğu kadar büyük bir tehlike yaşamadan arkadaşlarının olduğunu hissettiği yönde ilerlemeyi sürdürmüştü. Fakat onlara ulaşması iki gün sürdü.

Yaşadığı tek tehlike dışarıdan gelmiyordu. Her ne kadar şimdiye dek insan yanını korumayı başarmışsa da zaman zaman kontrolünü yitirdiği oluyordu. Bu anlarda neler yaşadığını çoğunlukla hatırlamaması da ayrı bir sorundu. Bazen bilincini kaybediyor ve sanki ikinci bir kişiliği varmış gibi hareket ediyordu. Bazen kendine geldiğinde elinde az önce yediği bir kuşun tüylerini bulup sinir krizi geçiriyordu. Bu bilinç kaybının önüne geçemezse arkadaşlarının arasına geri dönmesi imkansızdı. Kendini kaybedeceğini hissedebildiği anlarda Haku'nun ona verdiği ilacı yudumluyor ve kendini kaybetmemeyi başarıyordu. Ama ilaç bittiğinde ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Bunu Haku'nun iksirleri olmadan çözmeyi umuyordu.

İkinci günün sonunda yaklaşık iki saatlik bir bilinç kaybının ardından gözlerini açtığında bir uçurumun kenarındaydı. Üstelik yerin on kat altında. Eski bir tapınağın karmaşık gizli koridorlarından geçerek bir yeraltı mağarasına ulaşmıştı. Üzerine gelen onlarca hatta yüzlerce gezgin vahşi kükremelerle saldırmaya hazırlanıyordu. Sağ tarafındaki hareketliliği fark edip baktığında Khazard'ın da yanında durduğunu gördü. Demek bilinçsizken bile onu aramış ve bulmuştu. Kendisine baktığını fark eden Khazard "Görüyorum ki sonunda kendine geldin Loran. Dönüştüğün şey korkunç fakat arkadaşlarını tanıdığın için şanslıyım." dedi ve ekledi "Gidebileceğimiz bir yer kalmadı. Ya yakalanacağız ya da.." cümlesini tamamlayamasa da aşağıya atlamaktan bahsettiği anlaşılabilirdi.

Khazard gördüğü rüya sebebiyle akıncı arkadaşlarına katılıp buraya kadar sürüklenmişti. Rüyası karmakarışık sahneler ve imgelerden oluşsa da yaşadıkça bunların ne olduğunu sonradan anlayabiliyordu. Rüyası onu bu tapınakta gizlenmiş bir nesneye yönlendirmişti. Onu aldıktan sonra gezginlerin saldırısına uğrayıp kurtulan diğer iki arkadaşıyla tapınağın altındaki mağara sistemine saklanmıştı. Fakat Loran gelinceye dek diğerleri de yakalanmıştı. Khazard bulduğu nesneye son kez bakmak için cebinden çıkarttı. Onu aldıktan sonra bir daha hiç bakma fırsatı olmamıştı. Rüyasında onu uçurumun altındaki derin yeraltı gölüne attığını görmüştü. Ve ona dokunduğunda bile bunu yapması gerektiğini hissetmişti. Khazard'ın kendisi bir şaman olmasa da dedelerinden gelen bir yeteneği vardı. Ve şimdi olduğu gibi bazen bu hislerin peşine düşmekten kendini alıkoyamıyordu. Yaptığı şeylerin sonucunu o şey gerçekleşmeden bilemese de bunları yapmaktan geri durmuyor ve korkmuyordu.

Parmaklarının arasında duran şey bir denizkızının gözyaşından oluşmuş damla şeklinde bir inciydi ve mavi bir ışık saçarak parlıyordu. Aynı parıltı metrelerce aşağıdaki gölün içinden de geliyor ve ulaşabildiği her yeri dalgalanarak aydınlatıyordu. Bu çok tuhaftı çünkü denizkızlarının soyu tükeneli milyonlarca yıl olmuştu. Onlardan birinin gözyaşının bu tapınakta korunuyor olması hem imkansız hem de şaşırtıcıydı. Bunca gezgini buraya toplayan enerjisi ve saçtığı pırıltılar da gerçek olduğunun kanıtıydı.

Loran kafa karışıklığının üstesinden gelmeye çalışmak yerine içinde bulunduğu duruma odaklanması gerektiğini anlamıştı. Göğsünün üzerinde nasıl olduğunu anlamadığı bir yara kanamaya devam ediyor ve nefes almakta zorlanıyordu. İşte bu yüzden bir anlığına günlüğü hakkında düşüncelere dalmıştı. Fakat kendini toparlaması gerekti. Böyle bir yarayla hala nefes alıp ayakta durabiliyorsa yarı gezgin olduğu için iyileşme şansı var demekti. Khazard'ın neden buraya geldiğini anlayamasa da elinde tuttuğu inciye bakınca önemli bir şey olduğunu tahmin edebildi. Yüzlerce gezginle dövüşebilecek durumda değildi. Yarı gezgin olmasının onlar üzerinde sakinleştirici hiçbir etkisi de yoktu. Bu yüzden yapılabilecek tek şeyin Khazard'ın düşündüğü şey olduğunu biliyordu. Ona bakıp yarım kalan cümlesini başıyla onayladı. Bunun sonucunda gezginler tarafından parçalanmak yerine çok küçük bir umutları olabilirdi.

Khazard elindeki gözyaşını uçurumdan aşağı fırlattı. Mavi parıltılar saçan inci metrelerce aşağı süzüldü. Bütün bunlar elbette saniyeler içinde gerçekleşiyor fakat insana yıllar sürmüş gibi geliyordu. Aşağıdaki sular sanki inciye kavuşmak ister gibi o yaklaştıkça çalkalanıyor, sanki onu yakalamaya çalışıyordu. En sonunda gözyaşı suya ulaştığı anda o noktadan kör edici yoğun bir ışık patlaması meydana geldi. Bu bütün gezginleri ve Loran'ı sersemletirken Khazard bile acı çekti. Işık patlaması azalırken suların parıltılar saçarak dönmeye başladığı ve bir çeşit girdap oluşturduğu görüldü. İşte o anda Loran yine o sesi duydu.

"Yardım et, Loran."

Ses suların içinden geliyordu. Khazard Loran'ı kolundan tuttu. Loran yaşadığı şok yüzünden bayılacak gibi görünüyordu. Gezginler ise çoktan toparlanıp üzerlerine koşmaya başlamıştı. Khazard odağını kaybeden gözlerine bakınca onun yine kendinde olmadığını düşündü. Tüm gücüyle Loran'ı da kendisiyle beraber uçurumdan aşağı atmayı ve kendilerine uzanan pençelerden son anda kurtarmayı başardı.

Bölüm Sonu

Bölüm için dinleme önerisi: https://www.youtube.com/watch?v=ZbEUkg-r-k0


YABANCI (Eitha 12)

Güneşin tatlı bal rengi ışığının bahara bürünen dünyayı yavaş ve incitmeden ısıttığı bir gündü. Koşarken arasından geçtiği çayırlardan yusufçuklar ve yaprakların arasına saklanmış minik kuşlar uçuşup kaçıyor, her yana polenler ve hindibalar saçılıyordu. Güneş her şeyi altın renginde bir konturla çizip zarkanatlıların kanatlarından süzülürken birer sanat eserini gözler önüne seriyordu. Küçük kız diğer iki ablası ve annesiyle beraber koşmaktan yorulduğunda kendini onlar gibi otların arasında yere attı. Babası da uzaktan koşup onlara yetişmek üzereydi. Kucağındaki sepette onlara atmak için su balonları taşıyordu. Yanında onları ziyarete gelen ikiz kuzenleri de minicik ellerindeki balonlarla saldırıya hazırdı. Annesi zaten sırılsıklam olmuş haliyle "Yeter pes ediyoruz!" diye bir yandan onlara durmalarını söylüyor bir yandan da gülüyordu. Eifur otlara karışmış simsiyah saçları ve yeşil gözleriyle ailenin sarışın diğer üyelerine asla benzemiyordu. O gün ne kadar çok güldüğünü ve ne kadar eğlendiğini hiç unutmamıştı. Ve çimenlerin arasına uzanmışken o tatlı gün ışığının otları nasıl da taçlandırdığını...

"Kendine gel!"

"Eifur uyan!"

Eifur onu çağırıp duran sesin sahibine sinirlendi. Onu bu tatlı anıdan çekip çıkartmak istemesinin önemli bir sebebi olsa iyi olacaktı. Gözlerini açtı. Otların arasında yatıyordu. Gece, tüm karanlığıyla üzerlerini örtmüştü. Bakışları bitkileri çevreleyen ve gümüşi mavi bir renkle aydınlatan ay ışığına odaklandı. "Ne kadar da tanıdık.." diye düşündü. Kafası karışmıştı. Su fırlatma oyunu oynarken uyuyakaldığını ve gece olduğunu hayal etti bir an için. Sonra baloda olanları hatırladı. Fiziki farklılıklarından dolayı hep bir şüphe duysa da bunu şimdiye kadar umursamamışken baloda ondan nefret eden saçma sapan bir kız bulduğu belgelerle ailesinin gerçek olmadığını ortaya çıkartmıştı. Bu nedenle kız kardeşlerinin açıklamalarını bile dinlemeden gözyaşları içinde oradan ayrılmıştı. Her şeyin kötü bir şaka olmasını diliyordu. Fakat gerçek olduğu aşikardı. Yeniden gözyaşlarına boğulmak üzereyken "Kendine gel!" diye tekrar eden ses karşısında olan biten diğer şeyleri anımsadı. Zombiler.. Bir anda ayağa kalkıp ne yöne gittiğini bile fark etmeden koşmaya çalıştı. Fakat onu kurtaran kişi bir kez daha "Delirdin mi ne yapıyorsun?" diyerek kolundan tutup durdurdu.

"Baloda ailem ve bir sürü insan tehlikede. Bir şeyler yapmalıyız." diye yanıtladı. Ormanın derinliklerinden çığlıklar ve kükremeler duyuluyordu. Yabancı "Şato kapatıldı. Dışarıda olanlar için bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok. İçeride güvendeler. Ve bizim de tapınağa ulaşmamız gerekiyor." dedikten sonra yaklaşıp bir elini kızın yüzüne doğru uzattı. Eifur bu harekete refleks olarak kaçındı. Fakat onun sadece yarasına bakmak istediğini anlayınca durdu. Koşarken çıplak ayakları yara bere içinde kalmıştı ve doğru düzgün adım atmakta zorlandığı için tökezleyip düşmüş sonucunda da başını çarpıp bayılmıştı. Yabancı, kızın yüzüne düşen saçları kenara çekip şakağındaki kanamanın durmuş olduğunu görünce derin bir nefes aldı. Kan kokusundan ve görüntüsünden çok kötü etkileniyordu. Yine de dikkatini toplamayı başardı ve "Yaratıklar kokumuzu almadan önce tapınağa ulaşmalıyız." diyerek elini tutup bu sefer düşmediğinden emin olamaya çalışarak yine yola koyuldu.

Her şey çok karmaşık ve korkunçtu. Balo, zombiler ve şimdi bu ormandaki kaçış.. Bir de sahilde bulduğu not vardı. Ve bu adam neden o sırada oradaydı ve nasıl bir tesadüfle karşılaşmışlardı? "Notu yazan sen miydin?" diye kısık sesle sordu. Fakat o cevap vermek yerine yola devam ediyordu. Belki de çok kısık sesle sormuştu ve duyulmamıştı. "Can sıkıntısından sahilde yürüyordum. Beni doğru zamanda bulduğun için sanırım şanslıyım peki ama tek başına ormanda senin ne işin vardı?" Bu sefer biraz daha duyulabilir bir sesle sorduğundan emindi ama yine cevap alamadı. Zihninde gittikçe şüpheye düşen sesler dönüp duruyor ve korkunun karanlık ve vahşi kuyusuna daha da düştüğünü hissediyordu. Bir anda bir şeyi fark etti ve elini geri çekerek durdu.

"Adımı nerden biliyorsun?" Bunu ona hiç söylemediğinden emindi. Yabancı derin bir nefes alıp ona döndüğünde ekledi "Beni uyandırırken adımı söyledin. Bunu sana hiç söylemediğim gibi ben de senin adını bilmiyorum. Benimle oyun mu oynuyorsun? Bir çeşit kamera şakası mı çeviriyorsunuz?" Sinirlendiği için sonlara doğru sesi iyice yükselmişti. Bu durum karşısında endişelenen adam uzanıp eliyle ağzını kapattı ve kaçıp saçma sapan şeyler yapmasını engellemek için bir ağaca yaslanmasını sağlayarak sessiz olmasını söyledi. Gözleriyle etrafa hızlıca bakınırken korktuğu çok net görülebiliyordu. Ormanın içinden bir ses duyulmayınca bakışlarını tekrar Eifur'a çevirip elini yavaşça geri çekti ve onu omuzlarından tutmaya devam ederken "Şaka veya oyun değil. Bu şeyler gerçek. Bana adını sen söyledin. Daha önceki karşılaşmamızda. Ama sen bunu hatırlamıyorsun." diye cevapladı.

"Ne demek daha önce? Nasıl hatırlamam? Okuldan mı tanışıyoruz?"

Olanlar sahiden de inanılır gibi değildi. Bununla beraber içinden bir ses onun haklı olduğunu söylüyordu. Bir şeyler tanıdık geliyordu. Adını koyamadığı bir his tüm bedenini sarıyordu. Fakat hatırlamadığı bir şeye nasıl inanabilirdi?

"Daha önceki karşılaşmamızda... Seni zombiden kurtardığımda. Bu gece... Aslında bu bizim yedinci karşılaşmamız."

Kesinlikle delirmiş olmalı diye düşündü Eifur. Kesinlikle aklını kaçırmış olmalıydı. Bir tokat atıp kaçmakla kaçmamak arasında kaldı çünkü ormanda ne tarafa gideceğini bilemiyor ve zombiler tarafından yakalanmak istemiyordu. "Sen delirmişsin!" diye ağzından kaçırdı. Deli birine söylenecek en son şey belki de buydu. Saldırganlaşmasından korktuysa da o sadece gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu. Gözlerindeki bu bakışlar ve bu parıltılar o kadar tanıdıktı ki Eifur da aklını kaçırdığını düşünmeye başlayacaktı. En sonunda "Sahildeki notu sormuştun. Onu sen yazdın. Bir önceki sefer. Bunu sana nasıl açıklayacağımı bilemiyorum fakat aynı geceyi yaşayıp duruyoruz ve her seferinde seni kurtarmaya çalışıyorum. Ama.." derken cümlesini tamamlayamadı. Fakat sonra "Sen inanmadığın veya başka aksilikler olduğu için her seferinde başa dönmek zorunda kalıyorum. Lütfen, tapınağa ulaştığımızda her şeyi hatırlayacaksın ve bu yaratıklardan bir şekilde kurtulacağız." diye ekledi.

Tam o sırada çalıların arasından fırlayan bir canavar gerçekliğini sorgulatmayacak derecede korkunç haliyle üzerlerine gelirken düşünecek pek fazla vakit kalmamıştı. Eifur yabancının yeniden elini tutup peşinde sürüklemesine izin vererek yaratıktan kaçarken aklı darmadağın haldeydi. Koşmaya devam ederken düşünce akışını kontrol edemiyordu. Sahildeki notu düşündü. El yazısı sahiden de onun olabilirdi çünkü harflerin uçlarını çok karakteristik şekilde kıvırıyordu ve başka detaylar da vardı. Diyelim ki notu o yazmıştı ama bir uçurtmayı ve kağıdı nerden bulmuştu? Aklımı kaçırıyorum diye düşündü. Az önce notu nasıl yazdığını düşünürken aynı anı yaşadığı saçmalığını kabul etmiş gibi olmuştu. Bu gecenin artık bitmesini istiyordu. Tapınakta nasıl korunacaklarını merak etti. Bu şeyler kutsal alanlara giremiyor muydu? Yabancı daha önce defalarca aynı yerden geçmiş gibi emin adımlarla ilerlerken yerini önceden biliyormuş gibi tüm engellerden sıyrılıp ona da yol gösteriyordu. Arkalarından gelen canavar ağaçların arasında kaybolduğu halde durmak tehlikeliydi. Böylece milyonlarca soru eşliğinde durmadan koştular. En sonunda bir uçurumun kenarına geldiklerinde Eifur az daha düşecekken yabancı onu kendine doğru çekip durdurdu. Elbette iddia ettiği teori doğruysa uçurumun yerini de biliyor olmalıydı. Yüzü yüzüne bu kadar yakınken kıza özlem dolu bakışı hem tuhaf hem de tanıdıktı. Eifur'un aklı karışıyordu.

Bu garip durumdan çıkmak için geri çekilirken yabancının da kendini toparlamaya çalıştığını gördü. Sonra ilerideki bir köprüyü fark etti. Uçurumun karşısında kayalık bir adaya tek giriş yolu bu uzun ip köprüydü. Oradan geçerlerse ve o kayalık ada temizse köprüyü keserek güvende kalabilirlerdi. Kafasındaki soruları şimdilik bir kenara bırakarak yabancıyla beraber köprüye doğru koşmaya başladı.


Bölüm Sonu

10 Ağustos 2021 Salı

FASULYE KAVURMASI




Genellikle Karadeniz’de yaygın olan bir yemek türü. Soğanlı veya soğansız yapılabiliyor. Soğanlısı daha lezzetli oluyor gibi. Bu yemek taze börülce ile de yapılabiliyor.

Bir kilo Ayşe Kadın Fasulyesi

4 soğan

4 yumurta

Önce fasulyeler haşlanıyor. Sonra soğan ve fasulyeler kavuruluyor. Üstüne de yumurtalar kırılıp karıştırılıyor. Basit ama lezzetli yemek.

İlk foto dün yaptığım fasulyeli, ikincisi de geçen hafta yaptığım ıspanak sapı ve yumurta yerine kaşarlı olan.