29 Kasım 2023 Çarşamba

YAZI NOTLARI 4




Öykü, anı, günlük, deneme yazmak için tuttuğum notlardan:


Kızın biri hamile kalmış, yabancı, kendini kurtarmak için, şey demiş, Tanrı ile oldum, mesih doğuracağım. Bizim ülkede de eskiden köy yerlerinde hamile kalan kızlar üç harfliler yaptı dermiş, millet de inanırmış.

Köylük yerlerde anneler tarlaya gittiğinde çocukları eve kilitleyip gidermiş, sabahtan akşama dek, tuvaletler de dışarda oluyor köylük yerlerde, çocuklar idrarlarını saksıya yapar, üzerlerini örtermiş. Çocuklarını beslemeyi unutan anneler de olurmuş. Çocuklar uykularında bayılırmış açlıktan.

Yüksek ses ve bağırmalar olunca insanın etrafında, çabuk geriliyor insan, nefessiz kalıyor, hatta ağlıyor.

Oksitoksin ve endorfin sağlarmış sevdiğine sarılmak. Bebekler, minik tatlı kıvırcık kız çocukları, muz, çikolata, puding, çakıl taşları, kokulu mumlar, kokulu sabunlar, frambuazlı pasta, müzik kutuları, çiçekler, ağaçlar, kuşlar sağlıyor bu hormonları.

Yaşlılar ilginç deyimler kullanıyor, yollarda duyuyorum. Saftirik softa, kemcik (çok zayıf), Agamemnon’un kazı, heyula, çıfıt çarşısı gibi. Eve gelince nette bakıyorum da hepsinin anlamını bulamayabiliyorum.

Erenköy’de meyvelikleri olurmuş insanların, 1950’lerde, yalıları olurmuş zenginlerin, buralarda paşa kızları yaşarmış, örnekse, Fevzi Çakmak’ın kızları. Paşa konakları olurmuş onların Çemberlitaş’ta.

Arılar yorgun düşünce çiçeklerin içinde uykuya yatıyormuş.

Migros’ta kasadaki kız birden kaşınmaya başladı. Çünkü kapıdan kedi girdi. Tüylü canlılara alerjisi varmış.

23 Kasım 2023 Perşembe

REZENE YEMEĞİ

 


Bir baş rezene

Tavuk (bir göğsün yarısı)

Bir baş soğan

1 havuç

Zeytinyağı

Yapılışı:

Tavuğu sotele, et soteler gibi doğra, kavur, zeytinyağında, 15 dakika kalsın.

Soğan at, karıştır, rezeneyi at, havucu at, karıştır, pişsin.

Kısık ateşte pişecek. Kapat ocağı, yine karıştır.

Lezzetli ve sağlıklı yemeklerden. Arapsaçına benziyor tadı.




16 Kasım 2023 Perşembe

ANESTETİK

 


Anestezi Ekstazi Estetik birbirine benzeyen sözcükler. Anlamları da sesleri de.

Anestezi uyutur, ekstazi uyutur, estetik uyandırır.

Anestezi uyuşturur, uyutur. Ekstazi de kendinden geçme hali, haplarla oluyor. Estetik ise sanat yoluyla insanı uyandırmak demek.

Anesteziyi tıpçılar kullanır. Ekstaziyi genelde uyuşturucu olarak biliyoruz. Estetik ise insana güzeli öğretir. Sanatçılar veya sanat eğitimcileri bunu bize öğretir.

Anesteziyi plastik cerrahlar da kullanıyor. Estetiği de plastik sanatçılar. Cerrahlar da bir anlamda sanatçı gibi. Çünkü onlar da güzellik sağlıyor.

Anesteziye, ekstaziye insanlar kolay ulaşıyor. Estetiğe, sanata, renklere, kitaplara, edebiyata ise insanlar kolay ulaşamıyor. Veya estetik bize ulaşamıyor.

Uyutulmak, uyuşturulmak bize daha kolay geliyor herhalde. Uyanmak için uğraşmak lazım.

8 Kasım 2023 Çarşamba

HOPPİT

 




Mağaradaydım. Oraya bir şelaleden düşmüştüm ve geri dönemiyordum.

Suyun içindeydim ama ayaklarım yere değiyordu. Yine de yürümek zordu. Sanki su ayaklarımı tutuyor gibiydi.

Bir de çok karanlıktı. İleride bir ışık vardı, bir çeşit minik ada gibi bir yer. Oraya ulaşmaya çalıştım. Bir türlü ilerleyememek sinirlerimi bozdu. Sudan korkuyordum, içinde ne var bilmediğim için. Sanki oksijen de bitiyor gibiydi.

Boğulacağım sandım ama sonra galiba başka bir rüyaya geçtim, o anda anlayamadım ne olduğunu, bir bağlantı kopmuş gibi.

Bu sefer bir tarladaydım ama hep papatya ekmişlerdi. Yeşildi her yer bir de papatya beyazı.

Otların içinde yolumu bulmaya çalıştım. Gece olmadan bir yerlere ulaşmalıydım. Yoksa korkunç yaratıklar gelebilirdi. Hep öyle olur. Nasıl da stresli durum. Yine ilerlemeye çalışıyordum.

Sonra bir yere varamadan uyandım. Az daha gitsem belki de bir hoppit köyü vardı.

4 Kasım 2023 Cumartesi

BCP EKİM



Blogları Canlandırma Projesi etkinliğimiz keyifle ve başarıyla devam ediyor.

Her ay için seçtiğimiz temada veya temalarda kitap, belgesel, film, dizi, anime, program, podcast, manga, ne olursa okuyor veya izliyoruz.

Ekim ayının temaları ise Uzakdoğu Edebiyatı, manga, anime, webtoon idi. Çoğumuzun en sevdiği konular bunlar.

Üç adet edebiyat eseri seçtim. Günümüzün edebiyat örneklerinden. Üçü de güncel konular. Kuşak farkları, afetler, unutkanlık. Üçü de çok iyi roman.


KIZIM HAKKINDA HER ŞEY

Kim Hye-Jin

İthaki Yayınları, 160 sayfa

Bol edebiyat ödüllü Güney Koreli genç yazarın bu romanı eskiyi ve yeniyi, kuşak çatışmasını anlatıyor.

Kuşak çatışması anne kız üzerinden yansıtılıyor. Anne geleneksel bir anne. Bir huzurevinde bakıcı. Evlilik, aile, ilişkiler, yaşam üzerinde klasik anne düşünceleri var. Kızı para kazansın, evlensin, çocuğu olsun istiyor. Huzurevindeki bir yaşlı teyze ile yakından ilgileniyor. Normal bakımdan fazlasını gösteriyor yaşlı kadına. Bir gün kendisinin de bu teyze gibi yalnız ve bakıma muhtaç olabileceğini düşünüp yaşlı kadına kadın sanki annesiymiş gibi davranıyor.

Kızı ise genç ve üniversitede öğretim görevlisi. Ancak kız eşcinsel ve kız arkadaşı ile yaşıyor. Ayrıca üniversitede eşcinsel akademisyenlerin hakları için gerçekleştirilen gösterilere katılıyor. Gösterilerde yaralandığı da oluyor. Kız arkadaşı ile ekonomik sorunları da olabiliyor arada bir.

Anne, kızının bu ilişkisini onaylamıyor ve onları ayırmak için elinden geleni yapıyor. Para sıkıntısından dolayı iki kız annenin yanına taşınıyorlar, ardından anne de huzurevindeki yaşlı teyzeyi eve getiriyor. Bu dört kişi aynı evde yaşamak durumunda kalıyorlar.

Olayları annenin açısından dinliyoruz. Anne anlatıyor bize. Böylesine klişe olabilecek bir evrensel sorunu yazar sade anlatmış, hiç melodrama girmeden. Kısacık roman hemen bitiyor ama tadı bitmiyor. Not:4/4


AFET GEZGİNLERİ

Yun Ko-eun

Doğan Kitap, 160 sayfa

Güney Koreli genç yazar, eski bir seyahat bloğu yazarı, daha sonra çocuk öyküleri yazıyor, televizyonda sunuculuk yapıyor ve öykü ve romanları ile edebiyat ödülleri alıyor.

Roman güncel bir konu üzerine kurulu. Turlar, turistik geziler. Felaket bölgelerine yapılan özel turlar gibi seyahat turları. Çernobil gezileri örneğin. Merak edenlerin toplanıp gittiği özel turlar. Hobbit turları gibi.

Romanın kahramanı bir tur rehberi. Genç kadın, bir tur şirketinde çalışıyor, tur rotaları düzenliyor ve turlarda rehberlik yapıyor. Şirket onu bir adaya gönderiyor. Çöl gibi bir ada. Orayı gezip bir tur programı hazırlamasını istiyorlar. Ada, turistler için çok bilinmeyen bir bölge. Bir çekim merkezi değil. Her an da bir afet olabilir.

Şirket, insanlar afet sevdiği için bu bölgeye de birkaç günlük bir gezi planı olabilir diye düşünüyor. Genç rehber, adaya gidiyor ama adadan dönemiyor. Şirket, bir gezi planı hazırlamadan dönmesini istemiyor.

İnsanların afet bölgelerini görme merakını işliyor roman. Bu adayı nasıl ilginç kılabiliriz diye düşünüyor şirket.

İlginç bir konuda başarılı bir roman. Not:4/4


HAFIZA POLİSİ

Yoko Ogawa

Kafka Kitap, 248 sayfa

Japonya’nın bol edebiyat ödüllü yazarlarından olan Ogawa’nın bu romanı unutulmaz bir konuyu sunuyor bize. Hafıza.

Bilimkurgu gerilimi sayılabilecek romanda bir adada yavaş yavaş her şey kaybolmaya ve unutulmaya başlar. Bir gün kitaplar yok olur ve insanlar kitabın ne olduğunu bile unutur, bir gün güller kaybolur ve unutulur. Adada her şey yok olmaya başlar yıllar içinde, eşyalar, canlılar. Her şey unutulur zamanla.

Unutmayanları ise Hafıza Polisleri alır götürür, kliniklerde unutmaları sağlanır. Unutmaya direnenler de vardır. Bunlar gizli gizli eşyaları ve anıları saklamaya çalışırlar.

Her şeyin çabuk unutulduğu gönümüze harika bir eleştiri yaklaşımı. Not:4/4

1 Kasım 2023 Çarşamba

KELİME OYUNU 121





Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Beş kelime seçiyoruz ve bu kelimelerin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Antik/Minik/Sarmaşık/Evlilik/Ruh


VAİNA 39

Kişiler: Vaina, Vaâll, Rauba Rahula, Şifacı, Thara, Dokhair, Lua, Ingrid, Kral Suava, Doktor Vinkmarch, Armonile, Xuhmao


Doğa Tapınağı adına yaraşır şekilde doğa ile iç içeydi. Saraya ait olan ormanın içinde antik mimarilere uygun bir yapı olarak inşa edilmiş ve tepe noktasında dairesel pencerelere sahip kubbelerle donatılmıştı. Kubbe pencerelerinden içeri öğle vakitlerinde gün ışığı altın bir şelale gibi süzülürken tam altlarında yer alan havuzlarda parıltılar saçardı. Güneşin açısı değiştikçe saat sekiz, on, iki ve dörtte tam dört kez olacak şekilde içeride yansıyarak dolaşmasını sağlayan ve zamanı hatırlatan aynalar aynı zamanda mevsime göre de belirli bir düzende yer değiştirebiliyordu. Yer değişmelerini sağlayan mekanizma artık içeride de bir orman varmış gibi görünen bitki topluluğu yüzünden fark edilmiyordu bile. Taş zeminde belirsiz aralıklarda ve düzende oluşturulmuş kanallardan temiz ve şırıl şırıl bir su akıyordu. Yine kubbelerdeki dairesel pencerelerden damlalar halinde bir yağmuru anımsatacak şekilde akan sular havuzları besliyordu. Yağmursuz havada bunun ne tür bir ustalık ürünü olduğunu anlamak zordu. Etrafta akan suyun sesi ve bitkilerin arasına yuvalanmış kuşların minik şakımaları nedeniyle bir binanın içinde olduğunu hissetmek güçtü.

Rauba mihrap görevi gören sarmaşık gövdeli ve mor çiçekli iki ağacın arasında duran taş bir platformda turuncu bir minder üzerinde meditasyon için bağdaş kurmuş halde gözleri kapalı oturuyordu. Thara ve ailesi kapı görevlilerinin izin vermesini bekledikten sonra içeriye girmiş ve özenle hazırladıkları tütsüleri yakıp narteksin ortasındaki sunağa bıraktıktan sonra Rauba’nın karşısına gelinceye dek içeride ağır adımlarla ilerlemişlerdi. Normal şartlarda bu törende gelin adayının ailesi ve Rauba dışında kimse olmamalıydı ancak şu anki şartlarda iki şifacı Rauba’ya hemen ulaşabilecekleri bir mesafede beklerken aynı zamanda orada ne amaçla durdukları belirsiz iki muhafız diğer köşede duruyordu. Thara şifacıların gerçekten Rauba için burada olduğunu düşünse de muhafızların Vaâll’in maşası olduğu su götürmezdi. Üçü de Rauba’ya saygılarını sunduktan sonra onun karşısında kendileri için hazırlanmış olan minderlere otururken Thara kuşku ile Rauba’nın hala açılmamış olan gözlerine bakıp zihninde ne tür düşünceler olduğunu anlamaya çalıştı. Babası geleneksel birkaç cümle sarf ettikten sonra nihayet Rauba’nın gelin adayı için iyi dileklerde bulunması ve evliliği kutsaması için cevap vermesini beklemişti. Ancak bu bekleyiş epey uzun sürdü. Ortama tedirgin edici bir sessizlik çökmüştü. Akşam güneşi de gittikçe kararırken kuşlar bile sessizleşmişti. Armonile tedirgin bir halde Thara ile göz göze gelmeye çalışırken aralarında oturan eşi saygısızlık etmelerinden korktuğu için küçük bir öksürük ile onu uyardı.

Thara bu konuda Dokhair kadar yetenekli olmasa da Rauba’nın zihnine düşüncelerine ve anılarına ulaşmaya çalışıyordu. Ancak hiç karşılaşmadığı bir biçimde onu engelleyen dışarıda tutan ve bunu yaparken acı çekmesine neden olan bir şey vardı. Ulaşmaya çalıştığı zihin tanıdığı herkesten bin kat daha güçlü birine ait olduğu için mi böyle oluyordu yoksa bunda da başka bir iş mi vardı emin olamıyordu. Derken beklenmedik bir anda Rauba gözlerini açtı. Şaşkınlıkla dikkati dağılınca Thara sanki çarpılmış gibi bir etkiyle nefes nefese zihin saldırısını geri çekti. Duruşunu bozmamaya ve dikkat çekmemeye çalışsa da alnından birkaç damla ter süzüldüğü görülüyordu. Rauba donuk gözlerle ve ezberlenmiş birkaç cümle ile Thara’yı kutsayıp iyi dileklerde bulundu. Sıra Thara’nın onun yanına gidip bileğinin içine dokunulmasıyla bir mühür kazanmasındaydı. Bu mühür bileğinin içinde herkesin göremediği ancak evlilik onayı aldığı ve ruhlar dünyasında kutsanmış biri olduğu anlamına gelen bir çeşit işaretti. Yeni kuracağı aileye şans getirmesi beklenirdi. Thara Rauba’ya dokunduğu anda onu engelleyen duvarları aşıp zihnine daha kolay erişebileceğini düşünüyordu. Tam ayağa kalkıp platforma yaklaşacağı sırada korumalar öne çıkarak onu durdurdu. “Ne yazık ki tören burada sona ermeli.” dediklerinde Thara henüz mührü almadığı için itiraz etti. Bu şekilde buradan ayrılamazdı. Ancak devam etmesine izin vermedikleri gibi şifacılar da sarmaşık ağaçların gövdelerinin bir koza gibi örülüp Rauba’yı saklamasını sağlamışlardı. “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz tören bu şekilde bitemez!” diye engelleri aşmaya çalışan Thara korumaların silahlarını çekmeye hazır görünmesinden endişe eden babası tarafından geri çekiliyordu. Babası “Nasılsa kolunda onun olup olmadığını görebilecek pek kimse yok bu işi daha sonra hallederiz şimdi buradan gitsek iyi olur.” diyordu. Thara tören için izni Vaâll’in kendisinden aldıklarını ve bu şekilde müdahale edemeyeceklerini söyleyerek bir kez daha diretse de şifacılardan biri de “Büyük Usta’ya kimsenin dokunmaması gerektiği de Efendi Vaâll’in emri ve o iyileşmeden bu kadar bile yaklaşmanıza dua etmelisiniz.” diye karşılık verdi.

Thara sırf evlilik merakından buraya gelmiş saf bir kız olsa Vaâll’in lütfu karşısında minnettar olabilirdi ancak işler öyle değildi. Burada neler olduğunu öğrenmeden ayrılmayacaktı. Annesine şifacıları işaret ettikten sonra kendisi tıpkı Ingrid gibi savaşçılara özgü gizli kanatlarını açığa çıkarttı ve korumalara saldırdı. Olabildiğince hızlı şekilde kimse duymadan onları etkisiz hale getirmeyi umuyordu. Kızının ve karısının anlamsız ve ani biçimde akıllarını kaçırmış olduklarından emin şekilde ne yapması gerektiğini bilemeyen Xuhmao onların zarar görmesini göze alamadığı için ikisine de yardım etmekten başka çare görememişti. Ancak bu işin sonunda üçünün de sürgün edilmekten daha beter bir şeyle karşı karşıya kalacaklarından dehşet şekilde korku duyuyordu. Nihayet hepsini alt ettiklerinde öfkeyle Thara’nın üzerine yürüdü ve “Sen aklını mı kaçırdın! Ailemizi nasıl bir duruma soktuğunun farkında mısın?” diye tüm gücü ile bağırdı. Bağırmaktan fazlasını yapacağı sırada Armonile araya girdi ve bir kez olsun onları dinlemesini istedi. Bu sırada vakit kaybetmeyi göze alamadığı için Thara Rauba’nın içinde bulunduğu kozaya doğru adım atmaya başlamıştı bile. Armonile olanları açıklamaya çalışırken Xuhmao kızına nereye gittiğini sandığını soran öfkeli cümleler sarf edip duruyordu. Kocasının mantığına ulaşamadığını anlayan kadın en sonunda dayanamayıp daha çok kendi elinin acımasına neden olan zayıf bir tokat indirdi. Adam şok olmuş bir halde donup kalmıştı. Karısının daha önce böyle bir şeye kalkışmak bir yana dursun sesini yükselttiğini bile hatırlamıyordu. Nihayet dikkatini çektiğini görünce Armonile her şeyi ona açıklamaya çalıştı.

Bu arada Thara bir el hareketiyle bitkilere yolundan çekilmelerini söylemiş ve koza oluştuğu gibi hızlıca geri açılmıştı. Rauba yine oturduğu yerde gözleri kapalı duruyordu. Ona uzanıp bileğinden tuttuğu anda acıyla yerde kıvranmaya başladı. Elini geri çekemiyor ve ne olduğunu anlamıyordu. İlk başta tek yapabildiği nefes almaya çalışmak oldu. Rauba’nın zihnine ulaşmasını engelleyen duvarların sebebi her neyse oldukça saldırgandı. Etraflarında bir güç duvarı oluşmuş ve ailesinin de ona yardım etmek için yaklaşmasını engellemişti. Armonile kızının acı içinde kıvrandığını görünce ona bir şey olmasından korkarak çılgına dönmüştü. Güç duvarına saldırıp duruyor ama kızını korumak için ona yaklaşamıyordu. Xuhmao da tüm gücünü duvarı aşmak için harcıyor ama bunu başaramıyordu. Thara bir türlü geri çekilmeyi başaramayınca tek seçeneğinin daha ileri gitmek olduğunu düşündü. Nefesini kontrol edip acıyı bloke etmeye çalıştı. Bunu bir miktar başarınca zihin saldırısına devam etti. Orada neler döndüğünü anlamadan pes etmeyecekti. Tüm gücünü buna harcarken aynı zamanda gerçekten uyanıp kendine gelmesi için Rauba’ya sesleniyordu. Sonra hiç beklemediği şekilde gerçeklikten kopup karanlık bir düşe sürüklendi. Bedeni ise hareketsizce olduğu yerde kalırken Vaâll bir anda ortaya çıkıp Xuhmao ve Armonile’i gafil avladı. Thara’nın bir oyun çevirmesi ihtimaline karşın kontrol etmek için gelmişti. Xuhmao’nun bir şey yapmasına engel olmak için kolay hedef olan Armonile’i yakalamış ve “Küçük prensesinizin rahat durmayacağını biliyordum.” derken geriye çekilmesini istemişti.

Thara yaydığı şeytani enerjiyi iliklerine kadar hissettiren muazzam güçte bir kadının güçlü parmakları karanlığın içinde uzanıp onu bulmuş ve boğazına sarılmışken ne kıpırdayabiliyor ne de nefes alabiliyordu. Ruh enerjisinin bedeninden sökülüp kadın tarafından ele geçirilmeye başlandığını hissediyordu. Ruh enerjisi karanlığın içinde çevreyi aydınlatamayan minik pırıltılar halinde bedeninden uzaklaşıyordu. Ona saldıran kadını karanlığın içinde tam olarak göremiyor veya gördüğünü zihni algılamıyordu. Şu anki duruma neden düştüğünü bile unutmak üzereydi ve her ne için çabaladıysa başaramayacağını düşünmeye başlamıştı. Sonra Rauba’yı hatırladı. Bu karanlığa onun için düşmüştü. Son kalan gücüyle “Rauba” diye fısıldadı.