30 Nisan 2020 Perşembe

Ergen Günlükleri 3





Annem alışverişe gönderiyor bazen beni. Diyor ki, bir yumurta al. Alamam bir tane. Utanıyorum. Birden fazla alırım. Bir giysi aldığında kendine, uymazsa evde, bana diyor hadi git değiştir şunu diye, yine çok utanırım.

Ev işleri yaptırıyor bazen. Menemen yaparken illa ki tavaya bir küçük yumurta kabuğu düşüyor, yumurta kırmak çok zor. Ya da çamaşır asarken illa ki bir çorabı yere düşürüyorum. Ütü yapmak ise en sıkıcı iş. En sevdiğim ise elde bulaşık yıkamak. Bulaşık az iken tabii.

Dedemle hep iyi geçiniriz. Onunla her sözcüğün başına F harfi geçirerek konuşuruz. Fede, fabıyon fugün, gibi. O bazen kendi kendine atasözleri yazar. Şöyle bir şey dedi, o kadar insan tanıdım ama kendimden iyisini bulamadım. Umarım sen de bir gün böyle bir cümle kurmak zorunda kalmazsın. Çevirisi şu, inşallah karşına iyi insanlar çıkar.

Minikken, anneannemin penceresine erik ağacının dalları gelirdi. O dallardan aşağı yürüyerek indiğimi hayal ederdim. Serçeye çinçik der o. Dallara serçe geldiğinde kıpırdamazsam alışırlardı orada olmama.

Halı dokumayı hep merak ederim. İplikler nasıl iç içe geçiyor valla inanılmaz. Büyücü işi gibi. Küçükken çivileri bir çerçeveye karşılıklı olarak çakarak ilkel bir halı örme düzeneği yapmıştım. El işi dersi ödeviydi. Küçücük kare bir şeydi. Sonra kaybettim onu, bitiremedim. Ne güzel işliyordum. Poşet çayı da ipli ya, balık tutmak gibi geliyor bana, o yüzden balık çayı derdim.

İneklerden korkardım, çok büyükler diye. Beni yutacaklar sanırdım. Yerden toprak yediklerini düşünüyordum. Meğerse geviş getiriyorlarmış. Çimen yedikleri için sütleri yeşil olması lazım diye düşünüyordum. Kafama takmıştım. Çilek yerlerse çilekli süt oluyor, çikolata yerlerse kakaolu süt oluyor. Ama niye çimenli süt olmuyor ki acaba?

15 Nisan 2020 Çarşamba

Ergen Günlükleri 2






Babaannem, yemeği yapıyor, masayı hazırlıyor, sonra dinleniyor, daha sonra dedemi yemeğe çağırıyor, yiyorlar. Yemekten sonra ise Türk kahvesini dedem yapıyor. Babaannem dedeme, yap bir cilveli kahve de çingene keyfi yapalım diyor. Anlatıyor babaannem, eskiden taksitçiler varmış. İnsanlar, taksitle bir şeyler satın aldıklarında, evlere gelip taksitleri alıyorlarmış aybaşlarında.

Minikken ırmağa şişe atmıştım. İçine üzüldüğüm şeyleri yazmıştım. Sonra da yine üzülmüştüm. Ya şimdi balıklar okuyup ağlarsa diye. Kendimi de balık olarak gördüğüm için ağlamalarını istemiyordum. Yine küçükken uyuyamadığım zamanlarda annem babam beni araba ile gezdirip Orhan Baba dinletirlermiş. Onun şarkıları ile uyurmuşum. Hatamla sev beni.

Kuşumuz vardı. Banyo yapmak istediğinde suluğun içine girmeye çalışırdı. Tabakla su koyardım kafesin içine ama ondan korkardı. Uykusunda konuşurdu. Herhalde rüya görüyordu. Ayakları hareket ederdi. Sanırım uykusunda uçtuğunu hayal ediyordu o da.

Hayal kurardım. Blendax reklamında oynuyormuşum. Sahneyi bir türlü çekemiyorlar. Işık ayarı tutmuyor, elektrikler kesiliyor. Reklamda bir de Hobbit var. Sahnede ağaç üstünde bir kulübe. Kulübenin altında bir kapak. Hobbit kapaktan giriyor kulübeye. Haydi saçlarını yıka diyor Blendax ile. Ben de yıkayacağım. Sabotaj yapma bırak saçlarımı yıkayım keyifle, diyorum ona.

1 Nisan’da hep şaka yaparlar kandırırlardı beni. Hep kanardım. Sınıf arkadaşlarım da öğretmenlerim de kandırırdı. Öğretmen, şuraya git bekle beni derdi. Beklerdim gelmezdi. Sınavdan 1 aldın derdi. Kopya çekerken yakalanmışsın. Çalışkanım ya, hemen ağlardım.  Kötü not beni çıldırtırdı.

Fena bir rüya gördüydüm. Rüyamda Bursa’dayım. Niyeyse. Bahçeler, cumbalı evler var. Arnavut kaldırımları. Sokakta yürüyor, telefonuma bakıyorum. Bir bildirim geldi, devletten. Babanın senden başka bir çocuğu daha var, diye. Allahım noluyor. Bu çocuk Adana’da yaşıyormuş. Olayı çözmem lazım. At arabasıyla yola çıktım. Adana’ya vardım. Çocuğu buldum. Hiçbir şeyden haberi yok. At arabasıyla Bursa’ya döndüm. Babaannem şaka yapmış meğerse bana.

8 Nisan 2020 Çarşamba

Ergen Günlükleri






Cemreleri göktaşı sanıyordum. Her sene göktaşı düşüyor. Sular topraklar onunla ısınıyor. Annemler de evet öyle oluyor deyince inanırdım ben de.

Yalan söylersen çarpılırsın derdi anneannem çocuklara. Ben de şimşek falan düşecek sanırdım. Halama lala diyordum. Lalama filmleri sorardım. Cinayetli filmleri, ilkokul zamanlarında. Bana anlatmıştı şunu. Bir katili nasıl yakalamışlar biliyor musun? Kollarında ve ellerinde mor lekeler varmış. İnsan kanı  başka bir insana değince o kişinin derisi çürük olurmuş. Çok korkmuştum. İnanasım da gelmiyordu ama.

Çocukken alabalık yememe izin vermiyorlardı. Okuldayken bacağımı kırmıştım. Çocuklar kavga ederken sırayı dizime vurmuşlardı. Alabalık kırmızı beneklisi yenirse kaynayan kırığı tekrar çözermiş çünkü.

Minikken bende tripofobi varmış. Böğürtlene bakınca yiyemezdim mesela. Fotoğrafına da bakamazdım. Balonlardan, bilyelerden etkilenmezdim. Ama çok fazla yanyana görüntü olunca kötü hissediyordum. Arı kovanlarındaki larvaların yan yana görüntüsü de benziyor buna, belki de ilkel bir korkudur bu. Böcek korkusu gibi.

Parazit korkusu gibi. Bir parazit var, gerçek bu, bu parazit arı vücudunda larva halindeymiş. Bu arı gelip bir böceği sokunca o böceğe geçiyormuş ve yetişkin oluyormuş. Sonra onun beynine yerleşiyor, kendi bebeklerini suya ulaştırmak için böceği yönetebiliyormuş bu parazit. Böcek onun kontrolünde oluyor, acı çekiyor, sonra da suya atlıyor intihar ediyor. Parazit yavruları suya ulaşıyor böylece. İyi ki insanlara geçmiyor yani. Aslında parazit bunu bebeklerinin yaşamı için yapıyor.

Ne fena yağmur var dışarda.

4 Nisan 2020 Cumartesi

Kuzey Karası ve Hinterland





Kara film (film noir), 1950’lerde A.B.D.’de ortaya çıkan bir tür (Bitmeyen Balayı, Büyük Uyku, Çifte Tazminat). Kara çünkü sokaklarda, geceleri işlenen suçlar anlatılıyor. Bu tür daha sonra 1960, 1970’lerde Fransız sinemasında zirveye ulaşıyor (Jean Pierre Melville, Alain Corneau). Soygunlar, durgun soyguncular, peşlerindeki polis.

Günümüzde ise Kuzey ülkelerinde yeniden doğuyor kara film. Kuzey Karası (Nordic Noir) adlı altında. Norveç, Danimarka, Finlandiya, İsveç, İzlanda ve İrlanda. Ayrıca, Almanya, İngiltere bu türün örneklerini veriyorlar. Kuzey karasında doğa önemli, o da başrolde. Ormanlar, kırsal, soğuk, kar ve yine suçlar. Kuzey karası daha sakin ve gündelik yaşam hızında.

Kraftidioen, Head Hunters, Noi Albinoi gibi filmler, Den Som Draeber, Forbrydelsen, Bron/Broen, Happy Valley, Borgen, Jordskott, Craith (Hidden), Ofaero, Tabula Rasa, Der Pass, Dublin Murders, Nobel, Tjockare an Vatten, The Valhalla Murders gibi diziler bu türe örnek. Ya da Fransız La Matte.

Kuzeyin soğuğu, buzu, karanlık havası, doğası bu türe çok uygun. İrlanda doğası da çok yakışıyor. İrlanda kırsalı, denizi, kayalıkları bu türe doğal ortam. İngiltere’deki doğal yaşam parkı Snowdonia bu yüzden bu filmler ve dizilerin doğal platosu. Galler, İskoçya, Keltler ve Keltçe de bu türün vazgeçilmezlerinden.

Hinterland

Kuzey karasının, suç ve polisiye öykülerinin en başarılılarından biri de Hinterland. Orijinal Kelt dilinde, Galce yani, Y Gwyll, iç bölgeler anlamında, deniz değil de kara bölgesi. Dizi Galler bölgesinde geçiyor, dili de İngilizce ve Galce.

Bir suç, polisiye dizisi. Galler’de Aberystwyh adlı küçük şehirde gelişen olaylar, cinayetler, kayıplar. Dört kişilik komiser ekibi, iki kadın iki erkek. Dizi üç sezon ve toplam 13 bölüm. Her bölüm 1.5 saat. Her bölümde bir suçu çözüyor ekip. Dizinin sonlarına doğru bütün suçların bir şekilde birbirine bağlı olduğunu görüyoruz. Sonu şaşırtıcı yani.

Konular, işlenişi, Galler doğası, oyuncular, her şey kusursuz. Sakin ilerleyen dizi bir yandan da heyecanlı ve gizemli. Craith dizisinin baş detektifi Sian Reese-Williams da yan rolde. Küçük şehirde olan biten ve geçmişin sırları ana izlek.

Not:4/4