31 Temmuz 2019 Çarşamba

İki Kolay Tarif



Yumurtalı Fasulye Kavurması

Fasulyeyi haşlıyoruz suda. Piştiğinde, yumuşadığında altını kapatıyoruz.

Bir derin tencere tavada sıvı yağı kızdırıyoruz. Sonra bir tane soğan doğruyoruz küp küp, içine atıp karıştırıyoruz. Soğanlar iyice pişince, haşlanmış fasulyeyi döküyoruz, sonra karıştırıp içine iki yumurta kırıyoruz. İstersek bir kase veya kadehin içine kırıp, tuzunu atıp öyle karıştırıp içine de dökebiliriz.

İyice karıştırıyoruz. Tuz atıp karıştırıp, kapağını kapatıp orta ateşte pişiriyoruz. Arada bir bakıp tekrar karıştırıyoruz. Yumurta pişince içinde birbirine yediriyoruz, yumurta ve fasulyeyi, tekrar kapatıp pişmeye bırakıyoruz.

Yaklaşık onbeş dakikada pişer. Fasulye haşlanmış olduğu için çabuk pişer.





Yapma Turşu

Patlıcan ve biberi önce kaynatıyoruz, tuzlu su ile. Sonra süzüyoruz. Ve tekrar, su, nar ekşisi, nane, sarımsak ve limon ile azıcık kaynatıyoruz.

Soğuk içiliyor hatta buz gibi içilir. Mercimek köftesiyle iyi gidiyor. Veya diğer köftelerin. Çorba gibi ve soğuk. Makarna yanında da güzel oluyor. Belki, dolmayla da yenir. Cacık gibi oluyor.

Yalancı turşu veya sahte turşu da deniyor.




30 Temmuz 2019 Salı

Pandomima 2



Pandomima devam ediyor. Ada’da kaldığımız birkaç evde gelen giden trafiği çok hızlı. Sürekli bir hareket var. Hiç oturma yok. Öyle ki yani, hepimiz kendimizi çok yorgun hissediyoruz. Yorgun ama mutlu.

Gelenler valizleri açıyor, yerleşiyor, gidenler oluyor, haftasonu için gelenler, gidiyor, valizler yapılıyor. Amerika’dan gelenlerin valizleri İstanbulda, yeni havaalanında kaybolmuş, valizler bir gün sonra geldi. Evler bizim kalabalığa küçük geliyor.

Çok da sıcak. Kırkın üzeri diyorlar ama bize elli derece gibi geliyor. Sıcaktan uyunmuyor zaten. Bir de sineklerden uyunmuyor. Isıran, yakan sinekler var. Ev sahiplerine dedik, şu pencerelere tel yaptırın. Kanlı tatil oluyor. Ev sahipleri, tamam, şimdi evleriniz çok dolu, kışın yaptırırız, seneye geldiğinizde hazır olur, dediler.

Dedemler, büyük dedemler, yani işte babamın dedesi, böyle olmayacak, adada ev alalım dedi. He dede he, İstanbul’da plaza alınır buradaki ev fiyatlarıyla. Eh sen de plaza dedesi olursun. Büyük dedem, 95 yaşlarında. Hafiften Alzhaymır başladı, ama çok başta. İskeleye indi, akraba karşılamaya, yanına telefon da almamış. Tabii iskele yerine kahveye gitmiş, kuşburnu içiyor, tavla oynuyormuş. E tabii biz bilmiyoruz. Bir panik başladı ailede. Müthiş bir telefon trafiği. Neyse, kahvede bulduk bari.

Sıcaklar, kalabalık, sinekler dışında bir de telefonlar var tabii. Yaklaşık üç eve dağılan aile akraba mafyası sürekli bir telefonlaşma halinde. Herkes yaşıtlarıyla iletişimde. Liseli olanlar ise, diğer adalardan oğlanlarla konuşuyorlar. Ne zaman buldular ki birbirlerini. Kınalı’ya gidiyorlar, onlar Kınalı’dan geliyor. Çocuklar da Rum yani. Burlarda çok var ya Rum, Ermeni.

Soruyoruz bizim liseli kızlara, ailedeki, kim bu çocuklar, diye. Onlar da çok boş diyorlar. Boş mu, neden ki o zaman boş insanlarla denize gidiyorsunuz, bizim Değirmen’e boş insanları götürmeyin. Ay tabi ya boş olsunlar, daha iyi, diyorlar, biz doldururuz. Hımm ada mantığı.

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Pandomima



Yazları bizim aile genelde Büyükada’da toplanır. Bütün aile akrabalar bir arada olur. Birkaç ev kiralanır. Dağılırız bu evlere. Her yerden gelir akrabalar. İstanbul’dan, diğer şehirlerden, yurtdışından.

Çok eğlenceli olur. Yemekler, sohbetler, deniz, tekne. Yazları adaya gelenler hep aynı insanlardır. Yıllardır gelenler. Herkes birbirini tanır. Çocuklar bir arada büyürler. Hepimiz adada büyüdük. Adaya gelen başkaları da vardır tabii. Tatile gelenler, günlükçüler. Bir de Araplar.

Biz sürekli gelenler ise genelde Değirmen’de denize gireriz. Herkes sanki geçen yazsonu ayrılmamış da hep beraber kışı da geçirmiş gibi oluruz. Herkesin şezlong yeri bile bellidir. Bu hiç değişmez. Deniz kulübü de öyle. Günlükçüler, Araplar buralara pek gelmez.

Teknelerle diğer adalara gideriz. Bazen şehre geçeriz feribotlarla. Düğünler için örneğin. Haftasonu, Beylerbeyi’nde düğün vardı. Aile oraya taşındı, eğlendi, gece şehirde kalındı ve yine adaya dönüldü.

Sıcakta uyumaya alışamayız hemen. Sabahları erken kalkılır, pastaneye gidilir, çarşıda, pastaneler sabah dörtbuçukta başlar çalışmaya. Alışveriş yapılır, balkon kahvaltısı için. Aile kalabalık olunca her kafadan bir ses çıkar, herkes aynı anda konuşur. Tatlı sürtüşmeler olur, kavgalar olur. Bu kavgaları özler herkes kışın.

Almanya’dan akrabalar geldi. Gelirken birkaç kavanoz fıstık ezmesi getirmişler. Biri de yolda kırılmış. Herkes bu ezmeler için kavga etti. Kırık olanı kimse almak istemedi ya ondan yani. Bayağı bir tartıştık sonra da kahkahalar ile birbirimize sarıldık. Kavga edebilmek ne güzel. Bizler, Girit kökenli olduğumuz için bu kavgalara pandomima deriz. Bir pandomima koptu.

Adalı sayarız biz kendimizi. Nasıl olsa zaten Kuşadası’ndan çıktık, dağıldık.

25 Temmuz 2019 Perşembe

En İyi Filmler 14



Yaratık (The Host/2006/Güney Kore)
Hansel and Gretel (2007/Güney Kore)
Gelecek Günler (L’avenir/2016/Fransa)
Karanlık Sırlar (Two Sisters/2003/Güney Kore)
Zombi Ekspresi (Busanhaeng/2016/Güney Kore)
Love, Rosie (2014, Almanya)
Kuzenim Rachel (My Cousin Rachel/2017/İngiltere)
Kayıp Kadın (Missing Woman/2016/Güney Kore)
Gelin (La Novia/2015/İspanya)
Kara Balık (Black Fish/2013/A.B.D.)
Dangal (2016/Hindistan)
Shot Caller (2017/A.B.D.)
Koy (The Cove/2017/A.B.D.)
Selamün Aleyküm Pekin (2014/Endonezya)
Submarine (2010/İngiltere)
Neva (2013/Türkiye)
Sessizlik (2011/Güney Kore)
Elly Hakkında (2009/İran)
Aşk, Yalanlar (2016/Güney Kore)
Kartal Avcısı (2016/İngiltere)
Sevgisiz (2017/Rusya)
Garson Kız (2017/A.B.D.)
Hoşgeldiniz (2009/Fransa)
Unutulan Topraklar (2011/Fransa)
Kalan Hayatının İlk Günü (2008/Fransa)
Aile Bağı (2017/Fransa)
Acı Tatlı Tesadüfler (2011/Fransa)
Geleceğimiz (2015/Fransa)
Deniz Feneri (2004/Fransa)
Benim İçin Üzülme (2006/Fransa)
Kumun Altında (2000, Fransa)
Gir Kanıma (2008, İsveç)
Ananı Da! (2001/Meksika)
Kardan Adam (2017/İngiltere)
Hayata Röveşata Çeken Adam (2015/İsveç)
Duygudan da Öte (2004/İngiltere)
Anne (2015/İspanya)
Sıradışı İlişki (2016/İtalya)
Toz Bezi (2015/Türkiye)


Bir süre önce Seçme Filmler listeleri yapmıştım. İzleyip blogda yazdığım yaklaşık 1500 film arasından. Sonra da En İyi Filmler listeleri yaptım. Bu seçkilerde olup da iyi olan filmlerden. Bu listeler de bitti. Bundan sonra da En Sevdiğim Filmler listeleri yapacağım. İzlediklerimden, eskiler, yani, 2000 öncesine ait olanlardan izlemiş olduklarım, bir de 2000 sonrası filmlerden izlediklerim arasında en sevdiklerim olacak bu filmler.

23 Temmuz 2019 Salı

Alkışım Ol



Karpuzu yanlamasına dilim dilim kesiyorum. Yukardan aşağıya, daireler halinde. Salatalık ve acuru çok seviyorum. Meyve gibi yeniyor yaa. Babaanneme acur ve salatalık götürdüğümde, alkışım ol der. Seni alkışlıyorum, teşekkür ederim anlamında. İlk karpuz veya kavun yediğinde de bereketli olsun der, yani bu yaz bol bol yiyelim karpuz kavun, demek ister.

İran pirinci alıyorum. Normal pirinçlerden biraz daha büyük. İran’da tarım ilacı kullanmak yasak olduğu için bunu seçiyorum. Belki de hepimiz ilaçlı tarım çocuklarıyız. Çay içerken kokulu mum yakıyorum. Vanilyalı, çilekli.

Çok sıcak ya, sanki kırk dereceyi geçiyor, rüzgar esiyor bazen ama sanki fırın içinde fan çalışıyor gibi. Tavuk gibi pişiyoruz sanki fırında. Ay ÖSYM için fotograf çekiliyor ya onların kamerası çok çirkin yapıyor insanı. Hapishane fotosu gibi oluyor. Ehliyet, nüfus cüzdanlarındaki fotolar da öyle oluyor sanki.

Teletabilerde Dipsy vardı, onu izlerken ben Dipsy olurdum. Birden geldi aklıma yani, şarkı, hayır, ikiden geldi aklıma. Bu espriler hep sıcaktan yani. Yani şimdi sıcaktan insan deliriyor ya, uzaylı bile olabilirim, Nasa göndermiş beni İstanbul’a. Test amaçlı. Sıcağa, Çin işkencesine dayanabilir miyim, diye. Ni çin.

Mahallede düğün var. Çok düğün oluyor bugünlerde. Ankara’nın Bağları çalıyor. Bu müzikten hiçbir şey anlamıyorum. Silah da sıktılar, ne anlıyorlarsa bundan. Pugb mu oynasam, müziği unuturum. Ne saçma oyun ama ya. Kendimi engelleyim, modemden, oynamayım. Hainlik yapayım kendime.

Kore dizileri seviyorum ya acaba bu genetik mi? Annemin babaannesinin kardeşleri gitmiş Kore savaşına. Ama onlara ne olmuş bilmiyorum, bazısı orada kalmış galiba. Rüyalarım da çok karışık, sıcaktan hep. Bir erik ağacı gördüm. Bir yılanın köpeği ısırmasını gördüm. Annemi bahçede gördüm, sonra mutfakta yemek hazırlarken. Bağdaştıramıyorum rüyalarımı.

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Kümesteki Vampir



Küçükken hep kendi kendime sözcükler uydururdum. Uydurmatör derdi annem. Hafızam da hep iyi olduğu için hafızatör de derdi. Kahvaltıyı hep sevdim. Ev pizzası, domatesler, kek, börek, hatta sarma bile yerim geç kahvaltılarda. En güzeli ev çayı. Annem hep demlerdi benim için. Yalnız olunca üşeniyorum.

Annem hep onu konuşmadan anlamamı ister. Anlamayınca kızar bana. Bir şeyler, kafasında uçuşur düşünceler, yarım yarım, tuhaf, kafasında konuşur ama bana hepsini söylemez ama anlamamı ister yani.

Küçükken, damda kuş kovalarken elektrik çarpmıştı beni. Tellere yaklaşınca, şöyle kırmızı bir ışık gördüm, üstüme geldi, titremeye başladım, ayaklarımı havada gördüm sanki. Sonra itfaiye geldi, indirdi beni damdan. Parmaklarımın arası parçalanmıştı.

İşte o zaman demiştim, işte vampir oldum ben. Hep severdim ya böyle öyküleri. Daha doğrusu bütün öyküleri. Çok kitap okuduğum için. Babam hep bana kütüphanelerden kitap getirirdi. Haftasonları birkaç tane bitirirdim.

Vampir olduğum için bir daha bana bişey olmadı. O sondu. Düşmedim hiç. Veya başka bişi olmadı. Elektrik çok aldığım için herhalde hep çocuk gibi heyecanlı oldum. O yüzden hep derler, senden çok elektrik alıyorum diye. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum artık. Enerjik olmak. Kimseye de bedava elektrik vermem. Çok pahalı.

Vampirim ya, hem de jedi, hep jedi büyüsü yaparım. Bu büyü, puding veya çikolata yiyerek yapılıyor. Çok zahmetli bir şey büyü yapmak. Çocukken, teyzem, Kuran okuma gününe götürmek isterdi, Cuma öğlenleri, evlerde. Bundan kaçmak için böyle büyüler yapardım.

Küçükken, bahçede kümes vardı. Kümese girerdim hep. Annem napıyorsun deyince, annecim, insan yiyorum, vampirim ben yaaa, o da kümeste tavuklar var deyince, tavukları da tatlı niyetine yiyom annecim, derdim. Eh o zaman akşama yemek yapmayım ben, sen toksun derdi. Hayııır, yaa bu hayal hayal, annecimcim. Sen tavuk göğsü yap bu tavuklardan. Sahiden de tavuktan yapıyorlar sanıyordum. Annem ilk yaptığında ben onu yemem anneciğim, ben çiğ yerim tavukları demiştim.

Şiirlerim 5




Yılbaşı Çiçeği

kar saçlı büyük babaannem
eline aldı serkisof saatini büyükdedemin
dışarda kar yağarken
yılbaşı gecesi


iç geçirdi
tombalayı hatırladı
soba başında oynadıkları
hep teke kalırdı dedem
ama büyükdedem kazanırdı


piştide de hep yenilirdi dedem
büyükdedem beş pişti yaptığında
olmaz der kalkardı yerinden sinirle
tavlada da hep yenilirdi
kestane pişerken sobanın üstünde


birinci çinko dedi büyük babaannem
kendi kendine gözü yaşlı gülümserken
dolmaları bitirme dedi başını kaldırıp boşluğa
sobanın kömürünü değiştirsenize


döndü sonra oğlunun torununa
şu tığımı versene cemile kızım

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Tirşik



Tirşik otu, yağmurlardan sonra, yaz mevsiminin ardından büyüyor. Belli bir uzunluğa ulaştığında yapraklar yaşlanmadan toplanıyor. Çok fazla miktarda toplamak lazım. Çünkü zahmetli bir yemek ve doğrayıp pişirince ıspanak gibi azalıyor miktarı. Topladıktan sonra yıkamadan doğramak zorundayız. Demetler haline getirip oldukça minik minik doğruyoruz. Ama dikkat etmezsek yaralanırız, çünkü ısırgan otu gibi acı veren bir kaşıntıya neden olur suyu, çiğken. Eldiven kullananlar var ama tutmak zor oluyor diye eskiler çıplak elle tutmaya alışmış. Oldukça minik ince doğramak önemli. Genelde bir çuval tirşik otunu yere sofra sererek bir sininin içine doğru doğrarız.

Doğrama işi bittikten sonra büyücek bir kazanda toplarız bunları. Ve birkaç defa sudan geçirir iyice yıkarız. Yıkama işi önemli, kum falan kalmasın diye. Sonra kazanın içine bu bitkilerin üzerine gelecek şekilde su dolduruyoruz. İçine isteyenler nohut da atabilir. Ardından bir parmak kalınlığında unu bitkilerin üzerine serip, boşluk bırakmıyoruz. Böylece hava almayacak şekilde fermente gibi bir şey oluyor. Kazanın kapağını sıkıca kapatıyoruz. Kazanı evin en sıcak yerine koyup birkaç kat örtü ile sarıyoruz, sıcak kalması önemli. Bir gece böyle bekliyor. Sabah kapağı açıyoruz, biraz ekşi bir koku olabilir, önemli değil. Üzerindeki unu bir tabağa topluyoruz, sonra kullanacağız. Kazanı güçlü bir ateşe koyuyoruz. Uzun bir süre kaynıyor, çok kaynaması lazım.

Suyu belli miktarda azalınca tekrar su ekliyoruz. Bu ikinci suyu eklemeden önce bir miktar pişen yemekten içilirse, çorba gibi, iç organlardaki parazitler varsa ölür, böbrek taşı varsa düşer. Enfeksiyonlu bir hastalık varsa iyi gelir. İkinci sudan sonra biraz kaynaması lazım, bu arada ikinci suyla birlikte daha önce topladığımız unu döküyoruz içine. Biraz tuz atabiliriz tadının durumuna göre. Ocaktan almayı başardığımız kısma geldiğimizde biraz sarımsak dövüyoruz, tuzu bu sırada atıyoruz tabii, dövülen sarımsağı yemeğe karıştırıyoruz be yemek bitti. Sıcak sıcak yenir şimdi. Soğuduktan sonra bir defa kavanoza konulup buzlukta bir süre saklama imkanı var konserve gibi ama hava almayacak. Dolapta bir süre durabilir, yine yenecek kadarı. Tekrar ısıtılabilir yenecek kadar.

Soğuk yemek de güzel ama kışın yenirse sıcak daha iyi oluyor. Bulgur pilavı, domatesli makarna ve dolma ile yenebilir belki mercimek köftesi de olabilir yanında. Bunun sayesinde eskile hiç hastalanmazmış eskiden. Antibiyotik çorbalardan yani. Tıp da bunu onaylamış zaten.

Not: Suyu, pişmeden önce tehlikeli. Suyu, çiğken yutulmamalı. Yoksa, boğazımız alerji gibi şişer. Piştiği zaman tehlikeli değil. Birçok yerde, piştiği bilinmiyor, o yüzden bu ottan korkuyorlar. Bazı yerlerde, yılan ağusu gibi bir ismi var. Yılan zehri gibi görüyorlar. Yılan pancarı da deniyor. Erik gibi ama daha ekşi. Ama kötü ekşi değil. Erik yerken ağzın kötü olur ama bunda olmuyor. Ekşisini zaten kendin ayarlıyorsun. Gece bekletiyoruz ya öyle. Ne kadar sıcak ve uzun beklerse o kadar ekşi oluyor. Bazı insanlar, ne kadar uğraşsa da ekşi yapamaz, o kişiyle eğlenirler, bozdu tırşığı diye. 

11 Temmuz 2019 Perşembe

Sıcak



Hava güneşliydi. Yaz havası. Yaz gibi kokuyordu rüzgar. Hani hafifçe tozlu yoldan yükselen sıcağın ve ağaçların karışık kokusuyla dolu gibi. Ağaçlar da yemyeşildi ama güneşten yorulmuş gibiydiler.

Bir apartmanın merdiven başlangıcındaydım. Merdiven binanın dışından dışından dönüyordu, binada uzunca balkonlar yaratıyordu. Ben de balkonlardan birindeydim. Dürbün gibi bir cihaz vardı, onu balkonun kenarına kurmaya çalışıyordum. Böylece gelen zombileri uzaktan görebilecektim. Hemen merdivenin başına bir zombi oğlan geldi. 20 yaşlarındaydı. Korkunçtu. Cildi gri küle batıp çıkmış gibiydi. Giysileri parçalanmıştı. Saçları da sanki külle dolu gibiydi.

Önce düşündüm, lazer silahımla onu durdurmalıyım, ama baktım bana doğru gelmiyor, o da başka bir dürbün kurmaya çalışıyor. Baktım o daha tam zombileşmemiş, o da kendini korumaya çalışıyor, zombiler avlamasın onu diye. Hiç konuşmuyordu, sadece dürbünle uğraşıyordu. Ben de onu gözden kaybetmeden ve ona karışmadan kendi işimle ilgilendim. Bu yarı zombi zararsız birine benziyordu. Binanın ilerisindeki ağaçların altında zombi var mı diye dürbünle bakmaya devam ediyordum.

Baktım, zombilerde bir hareket yok. Ağaçların arasında gözükmüyorlar. Korkmaya gerek yok diye düşündüm. Zombiler bu sıcakta ağaçların altından çıkıp bu tarafa gelmezler. Ağaçların ilerisinde bir göl vardı. Şimdi hepsi orada suya giriyorlardır.

Bir dram olmadan uyandım, sıcaktan görmüştüm herhalde bu rüyayı.

9 Temmuz 2019 Salı

Şiirlerim 4




İSTASYON

Her sonbaharda
Bu istasyonda
Seni hatırlarım

Hafta başı okula gittiğimiz
Cuma akşamları döndüğümüz

Geç kalışların
Bekleyişlerim
Özlem ve buluşma noktası

Yine bu istasyonda son kez görmüştüm seni
Ayrıldıktan sonra
Gizlice gelip izlemiştim sen tren bileti alırken

Sen de bakmıştın o ağaca tam trene binerken
Hep altında beklediğimiz
Yaprakları avuçladığımız

İşte yapraklar aynı
Ağaç yerinde duruyor
İstasyon aynı
Tren bile aynı

Ama sen dönmüyorsun

5 Temmuz 2019 Cuma

En İyi Filmler 13





Tedavi (De Behandeling/2014/Belçika)
Aşk Karmaşık Şeydir (Love is Complicated/2016/A.B.D.)
Hayatımdaki Erkekler (Riding in Cars with Boys/2001/A.B.D.)
Mauide (2016/İrlanda)
Kadın Affetmez (Beguiled/2017/A.B.D.)
Gönül Avcısı (L’arnacoeur/2010/Fransa)
Romeo Ölmeli (Romeo Must Die/2000/A.B.D.)
1 Buck (Fabien Duflis/2017/A.B.D.)
Bakir Dev (Fusi/2015/İzlanda)
Sanık (Lucia de B./2014/Hollanda)
Julieta (2016/İspanya)
Bir Kadın Bir Erkek Ve… (2002/Fransa)
Yürüyen Şato (Miyazaki/2004)
Yaşamın Kıyısında (Manchester by the Sea/2016/A.B.D.)
Adanın Büyüsü (The Magic of Belle Isle/2012/A.B.D.)
Kanunun Kuvveti (La French/2014/Fransa)
Kirazlı Pasta (La Cerise sur La Gateau/2012/Fransa)
Kitabına Uygun Aşk (Love by the Book/2014/A.B.D.)
Kurt Çocuk (A Werewolf Boy/2012/Güney Kore)
Ağ (Net/2016/Güney Kore)

2000'li yılların iyi filmlerine devam ediyorum. İzlediklerimden tabii.