31 Aralık 2019 Salı

En Yeni Yıl



Yeni yılda herkes umutlu, huzurlu olsun. Belki istediğimiz her şey olmayabilir. Özgür olalım. Ama kağıt kebabı hepsinden güzel. Yeni yılda kendimizi toptan değiştirelim, kökten. Çiçekleri de kökten ayırıp dikeriz ya. Bizim de köklerimiz var. Yeni yılda atmak için.

Yeni yılda ruhumuz ışıltılı olsun, kaldırdığı kadar ışık. Kaldırdığı kadar un gibi. Hayat büyük bir paradoks. Yeni yıl bol paralı olsun. Hepimiz bir yolcuyuz, misafiriz bu dünyada, güzel geçirelim de mi. Bol bol dostumuz olsun, tost bile yeter.

Yeni yıl için çorap örüyorum, sevdiklerimin başına. Tutsana şu yünün ucunu. Yeni yıl hediyesi bütün aile büyüklerine gömlek aldım, kolaylık. İki tane alana indirimli. Hava da soğuk, ayaz var, poyraz var. Gece yollarda uçmasak bari rengeyiği gibi.

Ah nerde o eski yılbaşıları. Neredeler yaa. Dur yorgan dolabına koymuştum. Orada herhalde. Dur bakayım geçen yılbaşında ne hayaller kurduydum. Eski günlükleri açayım. Açtırmayın bana eski defterleri. İnsanlar yaptıkları işlerle değil kurdukları hayallerle ölçülür.

Yeni yılda her şeyin çok güzeli olsun. Aşırı şeyler olsun. Her güzel şeyin aşırısı olsun. Neşenin, huzurun. Bunların fazlası iyi oluyor. Karnaval gibi, lunapark gibi, şenlikli günler gelsin. Atlıkarınca hiç durmasın. Renkli olsun hayatımız, bitpazarı olmasın.

Hepimize gelsin yeni yıllar. Kendimizi sevelim. Hayatı sevelim ki hayat da bizi sevsin.

29 Aralık 2019 Pazar

Andante



Uzun yıllardır yayınlanan ve türünde tek olan dergi klasik müzik ile ilgili haberler, yazılar, görüşler, sohbetler içeren doyurucu bir yayın.

Genç Türk viyolonselci Cemal Aliyev, Gürcü Besteci Giya Kançeli, opera şarkıcısı Jessye Norman, piyanist Nikolai Demidenko üzerine kısa yazılar bulunmakta. Piyanist Gülsin Onay ile keyifli bir uzun sohbet var. Şef Cem Mansur ile bir sohbet, flütçü Aslıhan And ile bir sanat sohbeti mutluluk veren yazılar.

Soprano Burcu Soysev ile nefis bir sohbet bulunuyor, özellikle sanatçının internet macerası çok hoş. Smule uygulamasıyla sanatçının klasik müzik dışında evde keyif için seslendirdiği şarkıları, türküleri halkın sevmesi ve bu yolda onu tanıyıp klasik müziği de sevmesi ne güzel.

Çaykovski’nin Londra’da kaldığı oteller yazısı da keyifli ve bilgilendirici. Londra’yı hep sisli ve soğuk bulmuş ünlü besteci. Hegel ve şiir ve müzik de öğretici yazılardan.

Ayrıca, konser gündemi, teknik bilgiler, teknik ayrıntılar da bulunuyor bu mükemmel dergide. Klasik müziğe ilgi duyanlar bu dergiyi çok sevecektir.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Dekoruh



Ruhumuz ışıltılı olsun. Ruh, kalp, beden, akıl kombinimiz de dengeli.

Ruh odalarımızı aydınlatalım. Bedenimizde de elegan bir tasarıma ulaşalım. Eskiyen ruhumuzu portmantoya asalım. Beden aynı yani mekan aynı ama ruh ve beden dekorasyonumuzu değiştirebiliriz, dönüştürebiliriz. Yorulan ruhumuza dekoratif ruh yastıkları dikebiliriz.

Yani bir tane ruhumuz var, 12 kişilik ruh takımı yok bizde. Kalbimizi zamandan bağımsız dingin bir dünyaya açabiliriz. Bir konsept gerekiyor aklımıza da. Tarzımız, yeniden doğ. Toz pembe bir ruh kanepesi ile ve pembe seramik bebeklerle metalik duygularımızı yumuşatabiliriz.

Kalbimizi okyanus mavisi, gök mavisi, şeker pembesi, kar beyazı, yaprak yeşili  geleneksel renk kombinleri ile süsleyerek enerjisi yüksek bir atmosfer yaratabiliriz. Beynimizi abajur veya şamdanla değil de mumlarla aydınlatalım. Daha yumuşak düşünürüz. Kadife gibi yumuşak tuşesi olan zarif düşünceler rahatlatır dolu beynimizi.

Minimal ve fonksiyonel ruhlar daha geniş bir yaşam alanı yaratır. Düz ruhlar daha kolay, akordeon olanları yorucu. Anılarımız silinebilir olsun, tomurcuk desenli yeni goblen anılarımız olsun, çiçek açsınlar. Slim fit aura lazım, eskitme veya ahşap değil.

Kırgınlıklarımızı, öfkelerimizi silikon tabancası ile, daha önce kestiğimiz yıldızların üstüne yapıştırıp göğe fırlatalım.                                                          

23 Aralık 2019 Pazartesi

Kar Yağsın



Yeni yıl yaklaşırken kar yağar ya bugünlerde daha çok fırtına ve yağmur var. Kar ne güzeldir ama hiç sevilmez mi. Buzda kayıp düşmek başka ama. Sık sık düşerim buzda kayarım, yokuş olursa yürüyemem dönerim.

Karda kayardık ne güzel, küçükken, kayak gibi değil de poşetler leğenle filan, yokuştan aşağı, dayımla kayardık. Buz kılıçlarını yerdik. Çatıdan yarım metre sarkan buzlar olurdu. Onları düşürürlerdi, temizlemek için. Yerdik. Dikkat etmezsek yüzümüz yapışırdı.

Dayımı bir defasında çok zorlamıştım, kardan adam yapalım diye, bahçede çok kar birikirdi. Pencereler kapanırdı kardan. Kardan adam yerine kardan kadın yapmıştı, saçları için de vileda kullanmıştı.

Küçükken ren geyiği beslemek isterdim, at, fil, zürafa. Hayvanat bahçesi açarız o zaman derlerdi. Panter de olsun aslan da. Ama en çok da panda, penguen ve koala olsun. Tamam derdi annem açarız, hadi şimdi güne gideceğiz. Bir keresinde, annemle güne gittiğimizde, bir çocuk vardı, herkese saldırıyor, saçını çekiyor, hepimizin pastasını yiyordu. Gitmesini söyledim, gitmedi, yanımdaki kızı ağlattı, ben de çocuğun karnını ısırdım.

Küçüklük deyince, ilk mektubumu üçüncü sınıfta yazmıştım galiba belki de dördüncü sınıfta. Babamlarla tayin olunca, eski okulumdaki öğretmenime ve sınıf arkadaşlarıma yazmıştım. Adresi bilmiyordum, mektubu dayıma vermiştim, o göndermeyi başarır diye. Mektup nasıl gider, adres nedir bilmiyordum daha. Postanede 1C sınıfına gidecek deyince gider sanıyordum.

Minikken en sevdiğim film Oz Büyücüsü idi. Bir teneke adam var ya, robot gibi, sobaya benziyor, dans ediyor. İlkokul öğretmeni filan olsam bütün çocuklara bu filmdeki gibi zıplaya zıplaya yürümeyi öğretirdim. Çok eğlenceli. Yolda herkes böyle neşeli olsa. Herkes asık yüzlü.

21 Aralık 2019 Cumartesi

Baydardi ve Extraordinary You



Baydardi

Baydardi, Urduca zalimlik, acımasızlık anlamına geliyor. Urduca, Pakistan’da konuşulan dil, İngilizce ile birlikte.

28 bölümlük Pakistan aşk, dram ve Aids dizisi. 2018, 2019 yıllarında yayınlanan dizide HIV ve Aids hastalıklarına dikkat çekiliyor. Bu hastalığa yakalananların toplum dışı kabul edilmemesi için bir uyarı niteliğinde.

Aids ile ilgili olsa da ağırlık aşk ve dramda. Dizi, Bia ile Shafay’ın öyküsü. Shafay, üniversitede arkadaşı Rohail ile aynı odayı paylaşan bir genç adam.Rohail, kötü alışkanlıkları olan bir öğrenci. Shafay ise temiz aile çocuğu. Bia ise kızkardeşi, ağabeyi ve yengesi ile yaşayan bir genç kız.

Bia’nın kardeşi Rabia, Rohail’e aşık. Rohail ona ilgisiz davranınca Rabia intihar eder ve bu olay sonucunda Bia ile Shafay tanışır. Shafay, Bia’ya aşık olur ve onunla evlenmek ister. Ancak, Shafay Aids olur ve nedeni de bilinmez. Shafay’ın annesi, oğlundan hastalığını saklar ve Bia ile evlenmesine izin verir. Bia’ya da söylemez oğlunun hastalığını. Annesi, Shafay hastalığını öğrenmesin ve mutlu olsun ister, bencilliğinden dolayı.

Ancak, Bia da HIV olur ve ayrıca hamile kalır. Bundan sonrası üzücü dramatik olaylarla ilerler. Konusu Aids olsa da dizi aynı zamanda yoğun bir aşk dizisi. Dram sevenler için.




Extraordinary You

2019 Güney Kore dizisi, 32 bölümlük, romantik komedi.

Bir lisede yaşam sürerken öğrenciler yaşadıkları hayatın gerçek olmadığını ve bir çizgi romanda yaşadıklarını öğrenirler. Hareketlerinde serbest değildirler, yazar ne yazarsa onu yaşarlar. Okula yeni bir öğrenci gelir. Bu öğrenci sanki farklı davranmaktadır. Öğrencilerden bir kız da kendi kaderini değiştirmek ister. Çizgi romanın dışında bir yaşam ister veya belki de yeni yazılacak bir çizgi romanda hayatına devam etmek.

Tatlı bir komedi. Fantastik. Dizide iki tanıdık var. I Hear Your Voice, Tunnell, Sky Castle’dan sevdiğimiz Kim Hye Yoon ve About Time, School 2017’den sevdiğimiz Rowoon.

17 Aralık 2019 Salı

Çocuk Bir Şey Söylüyor



Ben minikken annemin anneannesi yaşlıydı. Bizim ailede insanlar uzun yaşıyor. Torununun çocuğunu görür herkes. Annemin anneannesi de anneannem dedemle yaşardı.

İyi geçinirdik. Güzel lafları vardı. İnsan insanın gamını alır derdi. İnsan insanın kurdu değil de kadın kadının kurdurur derdi. Kadınlar dedikoduyu sevdiği için.

Erkekler tembel olduğu için mi kadınlar çalışkan olur yoksa kadınlar çalışkan olduğu için mi erkekler tembel olur, diye içinden çıkılmaz bir soru sorardı.

Bir para çıkını vardı, içinden istediğin zaman para al, kendine bir şeyler al derdi bana. Ama al derdi, almıyorsun hiç, diğer yeğenlerine kuzenlerine desem çıkındaki bütün parayı alırlar.

Ona bir şeyler anlattığım zaman, ne diyorsun, ne diyorsun, diye gülümseyerek dinlerdi. Yaşımdan büyük sözler söylediğim zaman da, “çocuk bir şey söyledi”, derdi anneanneme veya anneme.

Dostlar arasın da gelsinler de, isterlerse bir dal olsun, diyordu. Yani gelsinler, bir şey olmasa bile bir dal getirsinler yeter, biz de onlarla zeytin ekmek yesek yeter, diye de eklerdi. Giysi dolaplarına gaydorba derdi. Kaminetom nerde diyordu, kamineto, onun kullandığı küçük ispirto ocağıydı.

16 Aralık 2019 Pazartesi

ya/da ve Evim




ya/da

MEB’nin yayınladığı eğitim dergisi. İlk sayısı çıktı henüz.

Doğan Cüceloğlu’nun öğretmenin dönüşümü, Şule Alan hocanın öğrenmede dönüşüm, Kemal Sayar’ın çocukluğun dönüşümü, ayrıca, dilin dönüşümü, makineler rüya görür mü?, içinde varsa okur, dönüşümde Hasan Ali Yücel mirası, dünyanın eğitim gündemi, ezber bozanlar, beyaz perdenin sıra dışı öğretmenleri, geometri bilmeyen giremez, toplumsal dönüşüme bir derviş gözü, İstanbul Erkek Lisesi, Hasan Ali Yücel’in tercüme bürosu, Olgunlaşma Enstitüleri gibi birbirinden ilginç yazılar ve derginin son sayfalarında da eğitici kitap tanıtımları bulunmakta.

Derginin ilk sayısı, toplumda dönüşüm için eğitimde dönüşüm gerekir düşüncesi üzerine kurulmuş. Eğitimciler kaçırmasın.


Evim

Sevilen dergi her zamanki gibi sempatik, sıcak. Bu sayının ana konusu, yeni yıl ruhu.

Yeni yıl ev dekorasyonu, evlerimizde yeni yıl ruhu, yılbaşı gecesi süslemeleri, yeni yılda evlerimiz için dileklerimiz, evde diyet yani evi sadeleştirmek, burçlar ve mutfak, organize evlerin kuralları, sakin şafak adlı yeni duvar rengi, yeni yılda beyaz evler gibi annelerin, eşlerin, ev hanımlarının ilgisini çekecek çok sayıda konu var.

Evlerine küçük veya büyük dokunuşlar yapmak isteyenler için iyi bir alışveriş rehberi Evim dergisi.

12 Aralık 2019 Perşembe

Büyü



Ütopik bir kasaba. Bir büyü ustasının yanında öğrenciyim. Kasaba eğri büğrü çimenler ve ağaçlarla kaplı tepelerin arasında bir adada. 1800’lerdeyim. Evler taştan, kirişleri, çatıları, pencereleri ahşaptan. Sokaklar Arnavut taşı döşeli. Gökte parlak bir ışık var. Gökyüzü çok ince çok açık bir mavi. Gök o kadar ince gözüküyor ki güneş biraz daha parlasa sanki atmosfer zerreciklerine ayrılıp dağılacak. Ağaç yaprakları çok açık yeşil renkli ve güneşi pırıl pırıl yansıtıyor. Küçük bir dere de akıyor kasabanın ortasından geçiyor sonra kasabanın dış kenarını saran büyük bir nehre katılıyor.

Nehri geçmek için taş bir köprü var. Köprünün orta kısmı uçlarından daha yüksekte ve tek bir kemeri var altında. Duvarları oldukça kalın. Elimde deri bir kitapla dolaşıyorum. Kitaptan yeni bir büyü öğrenmem lazım ama öğrenmekte zorlanıyorum. Köprüye doğru ilerledim sonra köprüye varmadan kenarda toprak bir yoldan aşağıdaki ırmağın kenarına indim. Orada kasabanın altına doğru ilerleyen bir maden yatağı var. Geniş bir tünel açılmış ama etrafta çalışan kimse yok. Terk edilmiş gibi. Maden taşımaya yarayan el arabaları etrafta devrilmiş paslı paslı duruyorlar. Birkaç da devrilmiş ağaç kütüğü var.

Ağacın üzerine oturup kitabı okumaya başladım. Bir yandan da nehre bakıyordum. Büyü öğrenip suyu hareket ettirebilir miyim diye düşündüm. Bir anda karşı kıyıdan bir gürültü geldi. Dev gibi bir yaratık. Kasabaya saldırmaya niyetleniyor. Nehri geçmemesi gerekiyor. Nehri geçerse kasabayı koruyan büyüler bozulur ve belki başka yaratıklar da gelir. Kitaba baktım. Kullanmam yasak olan sayfalar vardı. Başka çarem yok dedim ve o sayfaları açıp bir sihir yaptım. Devin olduğu yer bir anda patladı. Yeşil alevler yükseldi. Ama dev yok olmadı, daha da canavara benzedi. Derisi yüzülmüş gibiydi ve sesi iğrençti. Yeşil alevler göğe yükselirken gökyüzü karardı ve rüzgar şiddetlendi. Yeşil alevlerin içinden iskeletler belirmeye başladı. Yanlış bir büyü yapmıştım, sanırım bir kapı açmıştım, iskeletler geliyordu. Onları nasıl durduracağımı bilmiyordum. Etraf da yanmaya devam ediyordu, yangın yeşil yeşil gittikçe büyüdü. Yangın büyüdükçe etraftaki renkler azalıyor ve o yeşil alevlerle aydınlanan bir karanlığa dönüşüyordu. Harry Potter’daki gibi ruh emiciler gelince her yer kararıp soğuyor ya ona benziyordu.

En kısa zamanda doğru büyüyü öğrenmeliydim.

11 Aralık 2019 Çarşamba

Öğrencilikte Yılbaşı



Yılbaşı yaklaşırken aklıma eski yılbaşları geldi. Öğrenciyken geçirdiğim bir yılbaşı. 11. Sınıfta.

Babam asker olduğu için yine tayin olmuştuk. Bu kez Balıkesir’e. Ben de yeni okul stresini yaşamaya başlamıştım. Arkadaşım olacak mı, ya beni sevmezlerse gibi.

Yılbaşı yaklaşırken aklıma bir fikir geldi. Bir yılbaşı eğlencesi düzenlemek. Bütün sınıfı çağırayım. Yılbaşı hafta içinde, ilk günlerde. Hafta içi yapamam. Okul da var yılbaşı günü.Bir önceki hafta sonu yapayım dedim. Cumartesi iyi olur. Akşam yapamam, gelemezler, gündüz olmalı, hava da erken kararıyor. Tamam dedim, öğleden sonra 3 ila 7 arası veya 8 arası. Çok geç olmaz. Çünkü hava kararınca ortalıkta kimse kalmıyor bu şehirde. Biraz da tutucu bir şehir. Yılbaşı eğlencesine gelirler mi bilemiyorum.

Sonra salonları gezdim. Üç salon saptadım. Yani güzel kafeler. Biri kişi başına 20 lira, yiyecek içecek dahil, diğeri daha şık bir yerdi, 45 lira yiyecek içecek dahil, üçüncüsü de 50 lira, yiyecek içecek ve müzik serbest. Üçüncüyü seçtim.

Şimdi nasıl haber vereceğim. Sınıfta yeniyim. Çekingenim de. Sınıfta gruplaşmalar var. Çok düşündüm napayım diye. Sonra, ders başlarken çıkıp konuşayım dedim. Derse girerken hocaya söyledim, çıktım konuştum sınıfın önünde. Hoca disipline öğrenci göndermişti, o anda söylemiş olduğum için biraz yarım yamalak oldu. Hoca da kızdı bana, bu muydu söyleyeceğin diye. İğrençti. Fiyaskoluk hikaye.

Dedim acaba 11’lerin hepsine mi yapsam, şimdi sınıftan pek de katılan yok yani. Diğer 11’lerden katılan olursa belki benim sınıf da imrenir katılırlar yani. Okul Gazetesine yaz dedi bazı arkadaşlar. O zaman daha İtiraf sayfası yok, yani insta gruplarımız yok. Şimdi sınıf, okul insta gruplarımız var hatta Türkiye çapında insta öğrenci grupları var.

Okul grubunda tabii çok önemli konuşmalar oluyor. “bugün nöbetçi olan kırmızı gömlekli kızın sevgilisi var mı? Gizliiii”. Böyle mesajlar geliyor. O zaman yoktu, ben de okul duvar gazetesine yazdım.Yaymak için. Sınıfta bir daha ders öncesi söyledim sonra. Tuvalete yazı astım. Erkekler tuvaletine de astırdım. Allahın emri. Sınıf girişlerine, okul girişine, ana kapı girişine ilan astım.

Helikopterle ilan dağıtmayı bile düşünmüştüm. O zaman drone olsaydı uçururdum tabii. Yılbaşı eğlencesine katılım az oldu ama yine de eğlendik sonunda.

7 Aralık 2019 Cumartesi

İki Malezya Dizisi



Nur

Birinci sezonu biten din, aile ve aşk dizisi. İlk sezon 19 bölüm ve bölümler 45’er dakikalık. Malezya’da Ramazan dizisi olarak yayınlanıyor, 2018’de. İkinci sezon ise 2019 yılında çekilip yayınlanıyor. Ancak, ikinci sezon henüz dilimize çevrilmedi. İlk sezonu ilgi ile izlenen dizinin ikinci sezonunun kısa zamanda çevrilip yayınlanmasını diliyoruz.

Adam, ailesiyle yaşayan bir imam. Kendi halinde işine gidip gelen sessiz biri. Vaaz verip insanları doğru yola döndürmek isteyen imam, herkese eşit davranmaktadır. Hayat kadınlarına da destek olurken bir hayat kadınına aşık olur. Nur’a. Nur hayat kadını olmakla beraber dini bütündür, beş vakit namaz kılar, aile ve hayat şartları nedeniyle hayat kadını olmuştur. Annesi ile yaşar, o da hayat kadınıdır.

İmama herkes karşı çıkar, aile ve arkadaş, iş çevresinde, cemaatta. Annesi ve kızkardeşi memnun değildir. Sadece babası ona arka çıkar ve yaptığını doğru bulur. İkisinin ilişkisi zordur ancak birbirlerini çok severler.

Türe ilgi duyanlar için sürükleyici, meraklı ve mutluluk veren dizi.




Pinggan Tak Retak Nasi Tak Dingin

Pirinç soğuk yenmez, bulaşık yıkarken tabak kırılmaz anlamına geliyor dizinin ismi. Bir Malay deyimi. Annelerin çocuklarına söyledikleri öğütlerden.

Yuhanis bir aileye evlatlık olarak gelmiştir. Anne baba ve iki oğul. Mizan ve kardeşi Nizam. Üçü birlikte büyürler, kardeş gibi. Zaman içinde Yuhanis ve Nizam birbirlerini severler. Nişanlanırlar aile içinde. Nizam, üniversite için Londra’ya gider. Mizan da üniversiteye gider, bitirir, iş adamı olur. Yuhanis evdedir.

Ancak, Nizam, Londra’dan dönemez, evlenir çünkü. Anne ve babaları zor durumda kalmasın diye Mizan ve Yuhanis evlenirler. Ama Nizam Yuhanis’i sevmekten vazgeçemez. Eşiyle birlikte anne evine dönerler. Nizam takıntılıdır artık. Yuhanis ve Mizan zoraki evliliğe alışmaya çalışırken, Nizam eşi ve Yuhanis arasında kalır. Yuhanis çok düzgün ve doğru bir insandır.

Dini konuları, aşk ve dramı sevenler için.

(Not: Şimdiye dek izlediğim tüm Malezya dizilerinin ortak noktası, namazı ailece birlikte yan yana kılıyorlar evde. Anne baba çocuk, karı koca, gibi).

4 Aralık 2019 Çarşamba

Lise Günlüğü



Annem, aynı rüyayı iki kere görürsen dilek tut diyor. Derste resim yapıyorum. Arkadaşlarımın resimlerini. Ama boyalar elime yüzüme yapışıyor sonra.

Kendi kendime sözler uydurmayı seviyorum. Uydurmanca, uydurmatör, gibi. Babam diyor ki, insanın oğlunun olması Bağkur, kızının olması SSK. Kız daha iyimiş yani. Metroda ortaokul bebelerini görünce ay diyorum bunlar büyüyünce nasıl bakar ki anne babalarına. Çok büyüdüm ya ben.

Annem, hadi dizi başladı, annecüğüne çay getirmeyecek misin diyor. Ağzını büzerek. Büyükler de çok komik oluyor, kendilerince. Dondurma getireyim diyorum anne, sen çok yiyemiyorsun, sana bebek dondurması getireyim. Dondiş. Hem diyet yapmıştın, kutlarsın diyetini. Çayı babam demliyor ama getirmesi benden. Annem de yemek hazırlayan.

Annemlerin aile dostu var. Zenginler. Kızlarını iyi yetiştirmişler kendilerince. En iyi okullar, sonra da iyi bir üniversite. Kız üniversiteyi bitirince ailesine çok kızmış. Beni hiç serbest bırakmadınız. Hep benim yerime karar verdiniz. Paranızla benim hayatımı satın aldınız, diye.

Babamın kitaplığından Zübük diye bir kitap okudum. Ya herkes zübük galiba. Komşumuz var, Fadimanım, hastaneye gideceği zaman bana geliyor, bana hasta sırası alsana, diyor. Zor geliyormuş ona.

Annem, sen eskiden uyurgezerdin şimdi uyur konuşur oldun diyor.

1 Aralık 2019 Pazar

Strangers from Hell ve Another



Strangers from Hell

Cehennemden gelen yabancılar anlamına gelen dizi, 10 bölüm ve bölümler yaklaşık birer saatlik.

Gerilim, korku, gizem dizisi. Karanlık bir dizi. Goblin’den Lee Dong Wook başrollerden birinde ama bu kez rolü bambaşka.

Genç bir oğlan büyükşehire gelir ve bir apartmana yerleşir. Günler geçtikçe komşularının tuhaf olduğunu görür. Hepsi sanki biraz kaçıktır veya büyülenmiş gibidir. Zaman içinde ölümler başlar ve durmaz. Apartmanda gizemli olaylar dönmektedir. İnsanlar da kediler de ölmektedir. Polis de işe karışır ancak apartmana giren bir daha çıkamaz.

Gittikçe gerilim artar ve beklenmedik bir sona ulaşır. Gerilim, korku, cinayet sevenlere.




Another

12 bölümlük bir bir Japon manga uyarlaması anime dizi. Bir de tamamlayıcı bölüm var.

Sakin ve gizemli başlayan dizi bölümler ilerledikçe gerilime doğru gidiyor ve şaşırtıcı ve müthiş bir finalle bitiyor. Ortaokulun bir sınıfında Misaki adlı bir öğrenci kaza ile ölür. Bu ölümden sonra bu sınıf lanetlenmiş gibidir. Her yeni okul yılında sınıfa gelen bir artık öğrenci, yani normal sayıdan bir fazla olan öğrenci, diğer öğrenciler tarafından dışlanır. O öğrenci ile konuşulursa bir lanetin başlayacağı düşünülür.

Aradan yıllar geçer. Bu sınıfa yeni bir öğrenci gelir. Sınıfta Misaki adlı bir öğrenci vardır. Geçmişte ölen öğrenci ile ismi aynıdır ve sınıftakiler onu yok saymaktadır. Misaki yalnızdır o yüzden. Sınıfın yenisi olan çocuk ise Misaki ile konuşmaya başlar. Ve lanet ortaya çıkar.

Lanet bir çeşit büyü gibi bir şeydir. Ölmüş olanın ölü kalmasını ister bu lanet. Ancak artık öğrenci diğerlerine karışırsa bu lanet işler. Okulun her yılı o yüzden bu lanet ortaya çıkar. İlk kaza sonucu ölen kişiyle bağlantısı olanlara denk gelir bu dehşet.

Bu nedenle artık öğrenci Misaki ölmelidir. Lanet yüzünden okulda dehşet başlar. Ve laneti kimin başlattığı en sonda belli olur, bu okul dönemi için. İlk ölene zamanında diğer öğrenciler çok üzülmüştür ve sanki sınıf ruhlar dünyasında kalmıştır.

Japon anime manga gizem gerilim sevenler kaçırmasın.

30 Kasım 2019 Cumartesi

Voleybol ve Gösteri



Voleybol

Türkiye Voleybol Federasyonunun resmi yayını olan dergi renkli, dolu ve keyifli.

Avrupa ikincisi Filenin Sultanları, Vestel’in voleybola sponsor olması, Gloria Cup, Milletler Ligi, pasör Naz Aydemir Akyol ile sohbet, Avrupa şampiyonu olan U16 takımımız, Balkan şampiyonu olan U19 genç kız mili takımımız, yine Balkan şampiyonu olan U18 Erkek ve U17 Genç kız milli takımımız ve Avrupa Altın Ligi şampiyonu olan Filenin Efeleri ve ligin en değerli oyuncusu seçilen pasör Arslan Ekşi ile sohbet, 2019 Genç kızlar Türkiye şampiyonu Vakıfbank, dünyadaki ilk kadın voleybol antrenörünün kadın olması gibi heyecan ve mutluluk verici konular var sonbahar sayısında.

Gösteri

Hürriyet Gösteri dergisi kırk yıllık bir edebiyat ve sanat dergisi.

Sonbahar sayısında, Tüyap’ın onur konuğu Adnan Özyalçıner, Özyalçıner, edebiyatımızda 50 kuşağından. Ferit Edgü, Demir Özlü, Erdal Öz, Bilge Karasu, Leyla Erbil, Tahsin Yücel gibi. Kendisi ayrıca Türkan Şoray’ın gölge yazarı (ghost writer).

Amerikan halkının en sevdiği iki filmden biri olan Ben-Hur (diğeri 10 Emir), iktidar ile mimarlık ilişkisi, yazar Arife Kalender, şair yazar Ülkü Tamer, John Berger, Küçük İskender, Sezai Karakoç’un Mona Roza şiiri, Abidin Dino, Osmanlı şiirinde İslam Estetiği, yabancılaşma olgusu, Jean Baudrillard, Fetret Devri, ülkemizdeki darbeler, Abdülkadir Budak, Sevgi Soysal, Selim İleri, Henry Miller, Ece Ayhan, Picasso bu sayının konularından.

Okumaya doyum olmayan bir sayı. Tüm edebiyat ve sanat sevenler için.

27 Kasım 2019 Çarşamba

İfakat Hanım Teyze



Annemin komşularından İfakat Hanım Teyze. Yalnız yaşayan bir yaşlı teyze. Kocasını çok zaman önce kaybetmiş. Çocukları, torunları da uzaklarda. Hepsi kendi derdinde.

Sohbeti çok hoştur. Deyimleri de. Her konuda bir deyişi vardır. Ailesi eski göçmenlerden. Mübadele ile gelenlerden Ege’ye. Ailesinin, büyüklerinin mübadele hikayesini anlatır bazen. Gelmişler, onlar, önce karantinaya alınıp dezenfekte edilmişler. Sonra da Cunda’ya yerleşmişler. Yani yüz yıl önce filan.

Annesinin, ninesinin yaptığı otlu omlet, bakla salatası, peynirli kabak, domatesli bakla, börülce ezmesi salatası, kabaklı pide, çullama gibi yemekleri anlatır. Ama kendisinin elinden şikayet eder. Yani iyi yemek yapamaz, tutturamaz bir türlü.

Tek yaşadığı için ona deriz, ya işte yemek yapma sen, biz sana bir kap yemek veririz her yemekte nolcak yani. Ciğer istedi bir ara. Şöyle yaprak yaprak yesem dedi. Annem de tamam dedi yaptı götürdü teyzeye.

Komik lafları vardır. Çok konuşan, dedikoducu veya kötü niyetli fesat teyzeleri görünce hemen kaçmalı der. Dur dur kaç, dinlen dinlen kaç. Hemen kaç işte. Arada dinlen tabii. Birisi ona yük olduğu zaman da, ben istiyorum binecek Allah veriyor bindirecek, diyor. Ben birine yük olayım, üstüne bineyim istiyorum, bana hep bana yük olacaklar geliyor, anlamında.

24 Kasım 2019 Pazar

En Sevdiğim Filmler 4



Vesikalı Yarim

L. Ömer Akad, 1968

İzzet Günay, Türkan Şoray

Eski Türk sineması, yani siyah beyaz filmler döneminden, Yirminci Yüzyıl sinemasından en sevdiğim film. Bir aşk dramı. Yasak aşk ile başlayıp melodrama kaçmadan doğru ve düzgün biten film. Sonu önemli çünkü çok da beklenmedik bir şekilde bitiyor. Bu yüzden Yeşilçam melodramlarından ayrılıyor.

Evli, çocuklu manav Halil bir pavyonda çalışan Sabiha ile tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Filmin öyküsü Sait Faik’in bir öyküsünden alınma ve ayrıca Orhan Veli’nin aynı adlı şiirine de konu oluyor. “Nasıl unuturum seni ben, Vesikalı Yarim?” diyerek biten şiirde vesikalı bir kadınla yaşanan aşk anlatılıyor ve Orhan Veli’nin bu şiiri, döneminde olay yaratmış. Ünlü Kalbimi Kıra Kıra şarkısı da bu filmde Şükran Ay tarafından seslendiriliyor.

Bu hüzünlü aşk öyküsünün insanı içine çeken bir çekiciliği var.




Ah Güzel İstanbul

Atıf Yılmaz, 1966

Sadri Alışık, Ayla Algan

Ben Bir Küçük Cezveyim şarkısı ile ünlü olan dram filmi. Komik de aynı zamanda. Filmde eski İstanbul da başrolde, aynı Vesikalı Yarim’de olduğu gibi. İki filmin de senaryosu Safa Önal’a ait.

Haşmet İbriktaroğlu İstanbul’da sokaklarda çalışan bir şipşak fotoğrafçı. Kendisi aslında eski İstanbullulardan ve zaman içinde daha yoksullaşmış. İstanbul’un o dönem halini izlemek çok keyifli. Film biraz da sanki bir Türk Sanat Müziği şarkısı gibi duygulu ve hüzünlü.

Haşmet, fotoğraf çekerken, İzmir’den artist olmak için kaçan ve İstanbul’a gelen gecekondu kızı Ayşe ile tanışıyor. Ayşe artist olmak istese de bu amacına ulaşması zordur, çünkü bu amaçla yola çıkan birçok kız kötü yollara düşmektedir. Haşmet, kendinden genç olan bu kıza aşık olur ve onu korumak ister. Ayşe ise hayaller peşindedir.

Konu, oyunculuk, müzik, hüzün, İstanbul. Tümüyle mükemmel film ve sinemamızın klasiklerinden.

21 Kasım 2019 Perşembe

Agora




Agoradaydım. Çok eskilerde olan şehir meydanı. Uzun bir dikdörtgen alanın etrafında dükkanlar var, ahşap binalar iki katlı ve bunlar birbirine bitişik tek bina gibi. Üst katlarda balkon var. Bazıları üç katlı. Balkonların üzerinde kumaştan gölgelikler var. Balkonların bazılarına bina içinden bazılarına da dışarıdan ahşap merdivenlerle ulaşılıyor.

Alanın ortasında alan boyunca uzanan bir süs havuzu var. Havuzda kırmızı Japon balıkları. Su, şırıltılı sesi, berraklığı ile çok güzeldi. Agorada dükkan sahipleri dükkanların arkasındaki minik odalarda yaşıyorlar. Hem işyeri hem evleri bu dükkanlar. Balkonlardan birindeyim. Bu agora, meydan ve çevresindeki dükkanlar aynı zamanda bir tren istasyonu. Yerin altında peronlar var. Trenlerin sesini duyuyorum bazen ama çok uzaktan geliyor sesler.

Agoraya bir cadı girdi. Meydandaki bütün insanları kırmızı Japon balığına dönüştürmeye başladı. Balkondan inerken, merdivenlere düşmüş çırpınan bir balık buldum, onu aldım oradan, çok üzülmüştüm, bunu nasıl yapar cadı diye. Bu balığa çevirdiği insan kimdi ki acaba? Hemen havuza koştum, suya attım, hareket ediyordu neyse ki. Havuzda başka balıklar da vardı. Bir sürü sevdiğim insan balık olmuştu artık.

Düzeltmek için ne yapacağımı bilmiyordum. Cadıyı ele geçirirsem saçını başını yolacaktım. Biri bana yaklaştı, meydanda, sen de balık olacaksın, dedi. Ama ben yüzme bilmiyorum, dedim. Ama önce havuzdaki balıkları kurtarıp onları yine eski hallerine döndürmeliydim. Bana yaklaşan kişi ise bu dediklerimi dinlemiyordu. Önce onları kurtarayım sonra beni balık yaparsınız, diye yalvardım. Çok çaresiz hissettim kendimi. Onlar farkına varamamışlardı sanırım cadının herkesi balık yaptığını. Balık olmadan daha suda boğulur gibi hissediyordum. Çevredeki insanlar da umursamıyordu beni.

Yapabileceğim bir şey yoktu. Hiç olmazsa sevdiğim insanlarla olacaktım havuzda. Ha dünya ha havuz. Ne fark eder ki?

20 Kasım 2019 Çarşamba

Allahtan Gelen




Bizim mahallede çok sayıda Ermeni yaşıyor. Yakında da bir Ermeni Mezarlığı var. Bu mezarlığa girmek istedim bir gün. İzin vermediler. Bu Ermeniler genelde yaşlı insanlar. İyi, temiz giyinen, kibar insanlar. Yolda her zaman selam verirler. Para kazanmayı iyi bilirler. Para tutmayı da. Harcamayı da.

Apartmanda da bir teyze ile amca var. Kuyumcu bir aile. Kapalıçarşı’da dükkanları var. Teyze bazen koridorda, kapı önünde tutar beni, bir şeyler anlatır. Kendileri Ermeni Süryanisi imişler. Kökleri, Suriye ve Antakya imiş. Teyze ile amcanın kavgalı bir ilişkileri var. Ama birbirlerine de düşkünler. Amca horladığı için aynı odada uyumuyorlarmış.

Birkaç araba ile gezmeye gitmişler. Bir mola yerinde durmuşlar. Amcanın olduğu araba biraz geride kalmış. Geç kalmışlar. Teyze ve diğerleri mola yerinde kahve içiyorlarmış. Teyze hep amcayı sormuş. Nerde kaldı, ne zaman gelecek diye. O kadar çok tekrarlamış ki, masadaki biri, sen kocanı ne kadar çok seviyorsun, demiş. Hem kavga ediyorlar hem de birbirlerine düşkünler yani.

Amca, hastayken çok antipatik olurmuş. Teyze, kadınbudu köfte yapmış. Yumurtanın akını koymadığı için köfte simsiyah olmuş ve amca da bu ne biçim köfte, ben bunu yemem demiş. Amca teyzeye ocağıma incir ağacı diktin diyormuş. Çok para harcıyorsun anlamında. Onlarda bir gelenek varmış. Gerçekten de ölünce mezarına incir tohumu ekiyorlarmış. Mezarın üstünde incir ağacı oluyormuş. Teyze de sen ölünce incir ağacı dikeceğim diyormuş kocasına.

Bir gün kapının önünde onlarla karşılaştım. Kızları da yanındaydı. Kızlarının adı Theodora. Onlar ise ona Todora diyorlar. Allahtan gelen demekmiş. Kapının önünden bir grup insan geçti. Neşeyle konuşarak, gülüşerek. Turist gibiydiler ya da yolcu gibi, seyahat ediyorlardı herhalde. Amca, Todora’ya bunlar Brezilyalı dedi. Hepimiz o da nerden çıktı dedik. Todora gitti, grupla konuştu. Gerçekten de Brezilyalı çıktılar. Amcaya sorduk, nerden biliyorsun dedik. Yürüyüşlerinden dedi. Meğerse, bir zamanlar Antakya’dan bir grup insan Brezilya’ya göç etmiş. O yüzden onları tanımış.

Hayat gerçekten de tesadüflerle dolu.

16 Kasım 2019 Cumartesi

Agatha Christie Romanları 4



Agatha Christie’nin polisiyelerini daha önce sıraladım. O, Mary Westmacott adıyla da romanlar yazdı ve bu romanlarda polisiye dışı konularda da yazdı.

Dev’in Ekmeği (Giant/1930)
Bitmemiş Portre (Unfinished/1934)
Sensiz Bir İlkbahar (Absent/1944)
Gül ve Porsukağacı (Yew Tree/1948)
Annem ve Ben (Daughter/1952)
Sevginin Bağladıkları (The Burden/1956)

Agatha Christie’nin bütün romanlarını dört yazıda toplamış oldum. Ayrıca, Agatha tarzında ve kahramanı Poirot olan iki roman daha var. Yazarı Sophie Hannah.

Monogram Cinayetleri (The Monogram Murders/2014)
Kapalı Tabut (Closed Casket/2016)

Bunun yanında, Shari Lapena adlı yazar da Agahta Christie tarzında polisiye yazıyor. Onun Unwanted Guest adlı romanını okumuştum. Gayet güzel ve keyifli.

Romanları dışında, Agahta’nın çok sayıda öykü derlemeleri de var. Poirot öyküleri, Marple öyküleri, Tommy ve Tuppence öyküleri, başka kahramanların olduğu polisiye öyküler. İki tane de anı kitabı bulunmakta. Bir de İngiliz polisiye yazarları ile ortak çıkardığı derleme öyküler kitapları var (Detection Club).

Agahta’nın bütün eserlerinin listesini tamamladım.

15 Kasım 2019 Cuma

The Durrells



The Durrells in Corfu

Dört sezonluk İngiliz Dizisi. Biyografi tarzında. Dramatik olsa da daha çok keyifli bir komedi.

1935 yılında, İngiltere’de yaşayan Durrell ailesinin durumu ekonomik açıdan zorlaşmıştır. Evin babası da ölmüştür. Louisa Durrell, evin annesi, dört çocuğu ile birlikte, üçü oğlan biri kız, bir çıkış ve yeni hayat olanağı olarak Yunanistan’ın Adriyatik tarafındaki Korfu adasına göç etmeye karar verir ve adaya yerleşirler.

İşsiz ve parasız olarak adada bir yaşam kurmaya çalışır beş kişilik aile. Eski bir eve yerleşirler. Çocuklar da henüz küçük olduğu için çalışamazlar. Anne Louisa, el işleri, yemekler, tatlılar yaparak evi geçindirmeye çalışır. Farklı kültür olduğu için ve dil de bilmedikleri için halka kaynaşmaları da kolay olmaz.

Spiros adlı bir Yunanlı adam aileye yardım eder, adaya alışmaları için. Zaman içinde anne de dört çocuk da arkadaşlıklar kurarlar, çeşitli işlere girerler. Adada dört yıl kalırlar. 1939’da İkinci Dünya Savaşı başladığında İngiltere’ye dönmek zorunda kalırlar.

Dizi, çocuklardan en küçüğü olan Gerard Durrell’ın Korfu Üçlemesi adlı kitap serisinden uyarlanmış. Gerard, adada, doğal yaşama merak salar ve hayvanlarla arkadaş olup evlerine ve bahçelerine çeşitli hayvanlar getirir. En büyük oğlan ise Lawrence Durrell’dır. Daha sonradan büyük bir edebiyatçı olacak olan yazarın ergenliğini ve gençliğini görürüz ve ilk yazma çalışmalarını, ilk romanını. Kendisi daha sonra İskenderiye Dörtlüsü adlı roman serisi ile dev yazarlar arasına giriyor.

Annenin de çocukların da başlarına birçok acı ve tatlı olaylar geliyor adadaki yaşamları boyunca. Dizi, yumuşak ve insancıl bir yönden anlatıyor ailenin yaşamını. Yaşananlar genelde mizah yönünden işlenmiş. Konu, ada yaşamı, İngiliz ve Yunan gelenekleri, yaşanan garip ama komik ilişkiler, hepsi mutluluk verici.

Oyuncular da çok iyi. Özellikle anne dizinin temel kişisi. Adanın yumuşak, gevşek hayatı da keyifli. Ada, biyografi, edebiyat, hafif komedi meraklıları kaçırmasın. Dizinin ilk üç sezonunun çevirisi iyi ancak son sezonda çevirmen dikkatsiz çevirmiş.

13 Kasım 2019 Çarşamba

Dizilerin Yeni Sezonları



Yılın bu zamanlarında dizilerin yeni sezonları başlıyor. Özellikle Amerikan dizilerinin. Genelde yıl sonu ve yılın ilk aylarında geliyor yeni sezonlar.

Bu listede son birkaç yıldır izlediğim diziler ve izleyeceğim yeni sezonları bulunuyor. Parantez içinde yeni başlayan ya da bugünlerde başlayacak olan sezon numaraları var. Bazılarında da kaçırdığım sezonları da yazdım. Birçok arkadaşım bu dizilerden bazılarını izliyordur. Bu listeden hangi dizinin yeni sezonunun başladığını da görebilirsiniz.

Bu kadar çok diziyi izlemek çok zor gerçekten de. Sezonların başladığını fark etmek. Bir yandan da sürekli olarak yeni dizi izlemek de keyifli. Yani, yeni başlayan dizilere ve başlayıp bitmiş olan eskilere ve devam etmekte olan dizilere yetişmek gerçekten de zor.

Suits (9. Sezon)
New Amsterdam (2.)
The Rookie (2.)
Yellowstone (2.)
Muhafız (2.)
The End of F. World (2.)
Sweetbitter (2.)
Seal Team (3.)
This is Us (3./4.)
Anne with an E (2./3.)
The Blacklist (7.)
Riverdale (3.)
Lost in Space (2.) (24 Aralık)
The Crown (3.)
9-1-1 (2.)
Brooklyn Nine Nine (6.)
Hidden (2.) (17 Kasım)
The OA (2.)
Goliath (3.)
Jack Ryan (2.)
The Purge (2.)
Kidding (2.) (Şubat 2020)
Narcos (3.)
Mindhunter (2.)
Legion (3.)
Westworld (2.)
Castle Rock (2.)
Stranger Things (2./3.)
The Handmaid’s Tale (2./3.)
Heartland (12./13.)
Dark (2.)
Power (6.)
13 Reasons Why (2./3.)
You (2.) (26 Aralık)
Peaky Blinders (5.)
Black Mirror (4./5.)

Hangi dizilerin yeni sezonunu heyecanla bekliyorsunuz? Bu listeden veya listede olmayanlardan.

7 Kasım 2019 Perşembe

Osmanlıca ve Porsuk Kültür




Osmanlıca

Osmanlıca, bir eğitim ve kültür dergisi. Dergi sondan başa ve soldan sağa doğru okunuyor. Baş sayfasında bir Osmanlıca okuma anahtarı da var. Dergideki yazılar Osmanlıca ve Türkçeleri de bulunmakta. Kur’an harflerinden farklı olanlar da belirtilmiş.

Söze güç veren şuur ve aradaki sessizlikler, kendini anlatan ulu çınarın hikayesi, kelimelerin kökenleri, el yazıları ile meşhurlar, Sultan II.Abdülhamit’in şahsi serveti, Osmanlı’da ahlakın ıslahı, Osmanlı Tıbbı, kitabeleri okumak, Osmanlı yemek tarifleri gibi bilgilendirici yazılar var bu dergide.




Porsuk Kültür

Aylık kültür sanat dergisi. Eskişehir çıkışlı. Ayın dosyası Para. Para’nın tarihi anlatılmış. Bu konuda, Kanuni, Karun, kalpazanlık, Nümizmatik, Rockfeller, Richie Rich, ilk sikke, Barış Manço, Oceans film serisi gibi ayrıntılar da bulunmakta.

En ilginç yazı ise Kafka incelemesi. Kafka’nın eserleri yoluyla onun babası karşısında ezilen, sorunlu, hastalıklı, karamsar biri olduğunu düşünürüz. Halbuki, kendisi, uzun boylu, sağlıklı, sıradan normal bir insanmış. Ancak hastalıktan dolayı erken ölüyor bir çok sanatçı gibi. Evde de özgür bırakılan bir insanmış. Yani, romanlarının kurgu olduğunu söyleyebiliriz.

6 Kasım 2019 Çarşamba

Diş Kirası



Dedemin anne tarafından dedesi Girit’ten Kuşadası’na geldikleri zaman bir konağa yerleşmişler. O bölge sit alanı olduğu için o konak hala duruyor ama zaman içinde satılmış.

Tütün ve atlarla ilgilenen ailenin ekonomik durumu çok iyiymiş o zaman. Zenginlik yani. Atlar, seyisler, çuvallarla gıdalar olurmuş. Zamanın efelerinden. Yunan’ı denize dökenlerden. Aile zengin olduğu için misafiri hiç eksik olmazmış.

Misafiri de çok severlermiş. Mutfakta ve bahçede masada her zaman birkaç sini fazladan dururmuş. İçinde tabaklar, kaseler hazır olurmuş. Her akşam birileri uğrar yemek yermiş. Akşamları bahçe masasında sürahi ve bardaklar olurmuş. Gece çevreden geçenler su içebilsinler diye.

Ramazanlarda çevrenin yoksulları her akşam iftara gelirmiş ve bahçede veya mutfakta karınlarını doyururlarmış. Eve gelen her kişiye bizimkiler bir küçük altın verirmiş. Kapıdan her girene bir minik altın. Buna diş kirası derlermiş.

Evde salonda bir minyatür sandık varmış. İçi para ve altın doluymuş. Ev ahalisi veya akrabalar gelince o sandıktan para alırlarmış. Herkes ihtiyacı kadar alırmış. Sonra da ellerine para geçince getirip yerine koyarlarmış. Dedemin anneannesi, Melek Hanım, bu eve gelin hiç kimse benden para istemesin, para sözü geçmesin, herkes sandıktan alsın sonra da koysun, kimse bana açıklama yapmasın dermiş.

O zamanlar, nüfus az tabii. Çevrede herkes de birbirini tanıyor. Birbirleriyle yeni karşılaşanlar sen nerelisin diye sormaz da kimlerdensin diye sorarlarmış.

1 Kasım 2019 Cuma

Agatha Christie Romanları 3




Kahverengi Elbiseli Adam (Brown Suit/1924)
Sitafford Malikanesi’nin Gizemi (Sittaford/1931)
Neden Evans’a Sormadılar (Why Didn’t/1934)
Üç Perdelik Cinayet (Three Act/1935) (Poirot da var ama geri planda)
On Küçük Zenci (And There/1939)
Beş Küçük Domuz (Pigs/1942) (Poirot da var)
Yılan İçini Döktü (Death Comes/1944)
Şampanyadaki Zehir (Cyanide/1945)
Çarpık Evdeki Cesetler (Crooked/1949)
Bağdat’a Geldiler (Baghdad/1951)
Bilinmeyen Hedef (Destination/1954)
Beklenmedik Ziyaretçi (Unexpected/1954) (Oyundan romanlaştırma)
Sevimli Örümcek (Spider’s/1954) (Oyundan romanlaştırma)
Şahidin Gözleri (Ordeal/1958)
Ölüm Büyüsü (Pale/1961)
Geceyarısı Cinayeti (Endless/1967)
Yemekte 13 Kişi (13/1969) (Poirot da var)
Frankfurt Yolcusu (Passenger/1970)

Bu romanlar da Christie’nin bağımsız romanları. Yani, Poirot, Marple gibi ana kahramanı olmadan yazdığı romanlar. Olaydaki kişiler çözüyor suçu. En ünlü romanlarından On Küçük Zenci de bunlardan. Romanlarından bazılarını Christie önce tiyatro oyunu olarak yazıyor, daha sonra romanlaştırıyor. Bazen de başka yazarlar romanlaştırıyor. Bazı romanlarında da Poirot yine gözüküyor ama ana kahraman olmadan.

Parantez içindeki İngilizce’ler, romanların orijinal isimlerinden seçtiğim sözcükler. İsteyenler orijinallerini bulsun diye. Christie romanlarını bir yazımda daha listeleyeceğim. Son bölüm olacak.

31 Ekim 2019 Perşembe

En Sevdiğim Filmler 3




Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak

Ahmet Uluçay, 2004

Türk sinemasının çok nadir özel filmlerinden biri. Amelie, Köprüüstü Aşıkları, Cennet Sineması, Leon gibi yani. Hakkında kötü söz söylenemeyecek, eleştirilemeyecek filmlerden. Yönetmenin amatör ruhla çektiği bu filmde bir yaz mevsiminde iki küçük arkadaşın köyde nasıl zaman geçirdiğini izliyoruz. Sinema meraklısı olan bu çocuklar, film gösterimi yapıyor. Masum, naif film.





Issız Adam

Çağan Irmak, 2008

Kişisel olarak düşününce yönetmenin en iyi filmi bence. Biraz Yeşilçam filmleri gibi, biraz nostaljik, romantik, duygusal, biraz da İstanbul’da, Cihangir’de yaşayan aydın ve paralı insanları anlatan modern bir film. Bir aşk öyküsü. Sıradan, normal, sevimli bir kızla biraz sorunlu, sevme özürlü bir erkeğin arızalı aşkı. Bizde bu tür filmleri başlatan film de diyebiliriz. Müzikleri güzel, ünlü. Sonu hüzünlü. Her izleyişimde ağlıyorum, ayrıca. Yani, güzel film. Ne kadar göz yaşı, o kadar iyi film.

19 Ekim 2019 Cumartesi

Heartland



Kanada CBC Kanalı aile dizisi. 13. sezonu şu anda devam ediyor. Netflix’de de yayınlanmakta. İlk 11 sezon nette bulunabiliyor, Netflix dışında da. 12. sezon Netflix dışında henüz dilimize çevrilmedi. 13. sezon da Netflix de var, onun dışındaki kaynaklarda henüz çevrilmedi, dilimize.

Kanada’nın Alberta bölgesinde geçen dizide Heartland adlı bir at çiftliği var. Bu çiftlikte de kuşaktan kuşağa yaşayan bir aile. Büyükbaba Jack, karısını ve kızını kaybetmiş, iki torunu Lou ve Amy ile yaşıyor. Lou iş, pazarlama konularında başarılı, Amy ise atlarda.

Amy’nin annesi Marion da atlarla ilgilenen birisi, zamanında. Yani atları terbiye eden, rahatlatan, gevşeten, yumuşatan, onlarla konuşan bir Horse Whisperer (Atlara Fısıldayan Kişi). Amy de annesi gibi. Atlara iyi geliyor. Ailede ayrıca at sporları, rodeo gelenekleri de var.

Alberta, soğuk, karlı bir bölge. Doğa da önemli dizide. Dizi, aynı adlı bir roman serisinden uyarlama. Oyunculardan bazıları da o yörenin insanı olup da tiyatrocu, oyuncu olan kişiler. Yani atlarla yakınlar zaten. Yerel müzikler de iyi ve oyuncular da aynı zamanda müzisyen. Yöredeki gerçek festivaller, yarışmalar, kermesler dizinin konusu oluyor. Bu yönden dizinin kurgu olduğuna inanası bile gelmiyor insanın. Üstelik de 13 yıldır devam eden dizi bu aileyi insana kendi ailesi gibi hissettiriyor. Yıllar geçiyor, saçlar beyazlaşıyor. Atlar söz konusu olduğu için dizinin çekimi de kolay değil. Dizide kullanılan atlar da mükemmel ve başroldeler.

Jack, Amy, Lou, iki kızın babaları Tim, yani Bartlett ailesi ve Fleming aileleri (Tim Fleming nedeniyle) bu çiftlikte yaşıyor ve çalışıyorlar. Amy, atları terbiye ediyor. Zaman içinde aileleri büyüyor, aşklar, evlilikler, yeni gelenler, arkadaşlar, işçiler, çalışanlarla geniş bir topluluk oluyorlar.

Öncelikle aile olmaları önemli. Dizide çizgi dışı, ters, düzgün olmayan hiçbirşey yok. Çok temiz ve tatlı, duygusal, komik, dramatik bir dizi. Ailenin birlikte yaşama uğraşı, dertleri, mutlulukları. İyi kalpli, iyi niyetli dizilerden.

Konu, oyuncular, doğa, müzik ve atlar, her şey mükemmel ve insancıl bu dizide. İnşallah yıllarca devam eder. Kendinizi iyi hissettiren dizilerden. Ağlayarak, gülerek, duygulanarak izleniyor.

16 Ekim 2019 Çarşamba

Şiir Dinletisi



Sevgili Derya, o da artık eski blogculardan sayılır, bir şiirimi seslendirmiş. Blogu, Yor(m)uyorum, blog adı da Demirlady. Aslında şiir değil de şiirimsi demek lazım. Yani Didem Madak, Birhan Keskin, Edip Cansever şiirlerini düşününce yazdıklarıma şiir denemeleri, şiir çalışmaları demek daha doğru.

Dinleyince yine şunu düşündüm. Şiir, okumaktan çok sesli dinleyince daha keyifli oluyor. Yani şiir daha çok bir sesli sanat aslında. Derya da şiiri sanki göklerden, yıldızlardan seslendirmiş gibi geliyor. Arnavutluklu opera şarkıcısı Inva Mula gibi okumuş. Yani çok hoşuma gitti demek istiyorum. Bu güzel jesti için ona teşekkür ederim.

Şiir, Youtube'da onun sayfasında. İlham Yıldızı sayfanın adı. Ne güzel bir isim değil mi? Başka videoları da var. Diğer videolarını da dinleyebilir, izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=l-mPMQcFBmk  (Şiir Dinletisinin Linki)

https://yormuyorum.blogspot.com/        (Derya'nın blogu)



DÜŞ ÇOCUKLARI

Hayat bazen kara olabilir dar olabilir

Ama erteleyemeyiz umutları hayalleri sevgileri geleceğe

Yazarsak şimdi yazarız anlatırız masalları

O gün gelecek dersek gelmez bitmez gündelik işler hiç

Gelmez geniş zamanlar

Biziz zamanları genişleten

Herkes masal dinlemek ister

Anlatanlar da olmalı

Gerçek olanlar masallardır

Ve hepimiz çocuğuzdur aslında

Hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz masalları isteyen

Bu dünyanın ötesindeki

O yelkenliyle gittiğimiz ülkeye o yok ülkeye

Düşler ülkesine varıp

Bir deniz fenerinin altında

Gizli bahçemizdeki çiçekleri çıkarıp koklayan

Biz çocuklar

Düş çocukları

13 Ekim 2019 Pazar

En Sevdiğim Filmler 2




Sonbahar

Özcan Alper, 2008

Onur Saylak, Megi Kobaladze

Türk sinemasının 2000’lerdeki en iyi filmlerinden, büyük olasılıkla da en iyisi. Yönetmenin de ilk filmi. Ödül alan filmde yönetmenin kendi yaşamından da izler var. Doğu Karadeniz’de, Hopa yöresinde geçen filmde Karadeniz bölgesi de bir anlamda başrolde. Yerel oyuncular da rol alıyor. Hastalığı nedeniyle hapisten salınan ve geçmişi politik olan bir adam memleketine döner. Biraz durgun, hüzünlü bir adamdır. Memleketinde hem geçmişle hem bugünle yaşamak durumundadır. Yeniden yaşamaya çalışır ve bir yandan da ölecektir. Bir Gürcü kıza aşık olur. Ama bir gelecekleri de yoktur onların. Sade, duru, doğal, gerçekçi film.




Hokkabaz

Cem Yılmaz, 2006

Cem Yılmaz’dan hoş bir duygusal dram. Konu yumuşak, biraz hüzünlü, biraz komik ve alçakgönüllü. Kendini bir sihirbaz sanan ama çok da yetenekli olmayan bir hokkabaz, yardımcısı, babası, yola çıkarlar. Şehir şehir gezip gösteri yaparlar. Hem işlerinde hem de aralarındaki ilişkilerde çok da başarılı olamazlar. Sevimli, yumuşak, iddiasız bir film. İzlemesi keyifli.





Fasulye

Bora Tekay, 2000

Bülent Kayabaş, Burak Sergen

Sinemamızın unutulmaz komedilerinden. Film adeta bir espri bombası. Kara mizah. Bir tür mafya komedisi ayrıca. Bütün oyuncular eğlenceli. Bir dolu olay olsa da önemli olan o anlar ve espriler. Genç bir adam şehre giderken bir kiralık katile rastlar. Katil de yaptığı işin parasını almaya gidiyordur. Katil parasını alamaz. Katili kiralayan işadamı, katil, başkaları ve genç çocuk birbirine girer. Genç kaçar, onu kovalarlar. Bir evde hepsi bir araya gelir. Filmin konusu ve kurgusundan çok oyuncular ve komiklikler önemli. Tam absürt komedi.