23 Nisan 2019 Salı

Piknik



Pikniğe gitmiştik annemlerle. Güzeldi ama yorucuydu. Sahil kenarında bir piknik alanı. Bütün mangalı bana pişirttirdiler hainler. Onlar gezdi biraz etrafta. Ateşle oynamak çok eğlenceliydi. Hiçbirisi yakamadı ben yaktım çok eğlendim.

Patlıcan soğan közde güzel oluyor. Başka şeyler de yaptık da ben pişirmekten foto çekemedim. Mantar yaptım. Hiçbirisi bilmiyormuş öyle kaşarla tuzla yapmayı. Mavi minik çiçekler vardı onlar çok şirin oluyor minicik.

Papatya gibiydiler, papatya mı bilmiyorum ama çok güzellerdi. Onların fotolarını çekmek istedim ama arılar saldırdı. Kovan varmış. Salıncak kurduk. Bizim oturduğumuz yerden biraz uzaktaydı ama. Bir ara boş kaldı salıncak sonra iki tane yabancı salıncağa gitmiş.

Annem aklından geçeni pat diye söyler hep. O bizim diye bir bağırdı, çocuklar da korktu biz de. Ne olduğunu anlayınca beni gülme tuttu. Annem de utandı biraz. Diğerleri de sorun değil binebilirsiniz dedi ama çocuklar yok kalsın istemez diye tavır yapıp kaçtılar. Çok komikti. Annem hep yapar böyle değişik şeyler. Sonra teyzeler ele geçirdi salıncağı o daha komikti. Teyzeler sallandı, tatlılardı, onları izledik.

Eskiden anneannemin evinin balkonunda salıncağım vardı. Çok güvenli kurmamışlardı, ipleri çıkıyordu sürekli. Biraz da yüksek yapmışlardı. Anneannem hep korkuyordu düşecem diye. O balkonda hep dondurma yerdim. Porçiko diye bir dondurma vardı. Keçi sütünden yapılan. Onu, limonluyu ve bal bademliyi bir arada yerdim.

22 Nisan 2019 Pazartesi

Mario Çepel



Bu nasıl Nisan? Kış Nisan’ı. Kar, yağmur, fırtına, herkes grip bahar garip. Güzel uydu kelime oyunu. Bahar bahar gibi olmalı yani. Anneler de anne gibi olmalı. Nisan da Nisan gibi. Herkes kendi gibi olmalı. Kendi gibi de herkes olmalı.

Eski Nisan’lar böyle miydi yaa. O zaman çocuktuk. Şimdi, Migros’ta oyuncakları oynayıp çıkıyorum. Ayıcıklar filan. Eskiden daha doğaldı her şey. Her yerde ayı vardı. Şimdi ayılar bile parayla. Eskiden Tangrem oynardık. Üçgenler. Ya çocukken saatleri çok zor öğrenmiştim. Sayıları. Saat kaç. Saat dört derdim hep. Saat kaç saat dört. İlk öğrendiğim sayıydı.

Mahjong oynardık. Çift şeyleri buluyorsun. Oyunda taşlar var. Memory vardı. Hafıza oyunu. Çiftini bulmaca. Sınıfta da kart kutusu vardı. Öğretmen yaptıydı. Önde Türkçe arkada İngilizce yazıyor. Kutuda öğrendiğimiz kelimeleri biriktiriyorduk. Oyun saatimiz vardı. Oyun saati ders sonunda yirmi dakika oluyordu. Kutudan herkes sırayla kart çekiyordu. Türkçe tarafı geldiyse İngilizcesini söylememiz gerekiyordu.

Her şeyin bir saati vardı. Uyku saati, oyun saati, yemek saati, çay saati. Hep derdim, büyüyünce saatçi olucam. En karlı meslek. Sürekli saat satıyorsun. Yemek duvar saati, uyku kol saati.

Hep rüyamda pudingli ağaçlar görürdüm. Pudingli kiraz ağacı. Ağaçlardan puding dökülürdü. Hep uyumak isterdim. Rüyamda puding göreceğim diye. Annem de, görme öyle rüyalar, dökülen pudingler pis oluyor, ortalığı kirletiyor, puding bulaşığı çıkıyor. Mutfak çepel oluyor, üstün başın çepel oluyor derdi. Çepel, yemek bulaşığı demek. Kirli, çamurlu filan bir şeyler bulaşınca.

Öyle olunca, rüyamda pudingli ağaç görmekten vazgeçtiydim. Rüyalarımda artık pudingleri kuzenime yediriyordum. Mario’ya. Var ya bilgisayar oyunu, o Mario. Kuzenim olur. Çok çepel biri.

21 Nisan 2019 Pazar

Thirteen ve Cengiz Han




Thirteen

Gizemli, heyecanlı bir suç dizisi. İlk sezonu bitti. İkinci sezonu henüz belli değil.

Kısa ve etkileyici dizilerden. Yabancı dizilerin bölümlerinin kısa olması ve çoğunlukla sezon sayılarının da az olması izleyenler için iyi oluyor. Yerli dizileri de kısaltsalar iyi olacak.

Bir kız 13 yaşında iken kaçırılıyor. 13 yıl bir hücrede tutulduktan sonra kaçıyor ve ailesine dönüyor. Evine, ailesine, çevresine alışmaya çabalıyor. Geçmişini yeniden yaratmak istiyor. Açığı kapamak.

Polis de kaçıranı bulma peşinde olduğu için kıza baskı yapmakta. Onu inandırıcı da bulmuyorlar. Kızda sanki Stockholm Sendromu var gibi gözüküyor. Kaçırılan rehinenin kaçırana ilgi duyması ve onu koruması bu.

İkinci bir kız daha kaçırılıp hücreye hapsedilince kız, ailesi ve polis suçluyu bulmaya çalışıyor. Baş oyuncu kız, rolünde çok iyi. Dizinin konusu bilindik gibi gözükebilir ancak işlenişi farklı. Jenerik müziği de iyi.  Dark Dark Dark’tan In Your Dreams.

Psikolojik gerilim. Sürükleyici. Ara vermeden izleyince daha keyifli tabii.




Cengiz Han

BBC’nin Cengiz Han belgeseli. Belgelere dayanılarak hazırlanan dizide hanın hayatı, savaşları bulunmakta. Moğol İmparatorluğunun yükselişi, yayılışı, imparatorun savaşçılığı, yaşamı, ölümü, her şey anlatılmış. Tarihin en büyük kumandanlarından birinin hayatını izlemek ilginç. Eskiden yaşamın ne denli sert olduğunu da. Tek bölümlük belgesel.

Yalnız Anlaşıldık ve Onlardan Kalan



Yalnız Anlaşıldık

Songül Ünsal

Olimpos Yayınları

Terk edilme yazıları. Terk edenin ardından yazılan yazılar. Genelde hüzünlü tabii. Sevene kızan, bir yandan da olgunlukla karşılamaya çalışan bir kızın ağzından. Diyor ki işte, beni yalnız anladınız. Ayrılık acısını öyle tatlı bir dille anlatmış ki, insanın terk edilesi geliyor bu tatlı acıyı tatmak için.

Kısa deneme, makale türü yazılar. Çabuk ve kolay okunan kitap. Aşk acısı çekenler okuyup da ağlayabilirler. Aşk acısı çekmemişler için ise çok anlamsız olur herhalde.

Not:3/4




Onlardan Kalan

Sevinç Çokum

Kapı Yayınları

Nostaljik bir kitap. Öyküler toplamı. 1980’lerde yazılmış ve o yılları anlatır gibi görünen öykülerde tatlı bir burukluk var. Burun sızlatan, gözleri buğulandıran bir geçmiş özlemi barındıran öyküler hepsi. Anılarla dolu öyküler. Eski aile ilişkileri, arkadaşlıklar, komşular, okul yılları, mahalle hayatı gibi konular üzerine kurulmuş kurgular. Sanki kaybolan yıllar gibi. İstanbul’un semtlerinde geçen öykülerde sıradan insanlar, dar ve orta gelirli insanlar, hepimizin bildiği hayatlar var. Hayatlarımızı edebiyat yoluyla bize hatırlatıyor.

Gerçekten de tam edebiyat.

Not:4/4

20 Nisan 2019 Cumartesi

Imposters ve Bodyguard




Imposters

Macera, dram, aksiyon, suç dizisi. Komik de aynı zamanda. İki sezonu bitti. Üçüncü sezonu da gelecek. Güzel bir noktada bitti zaten, devamı da gelmesi lazım. Dizinin ismi, sahtekarlar anlamına geliyor.

Genç ve güzel bir kız, tanıştığı erkekleri kendine aşık edip, paralarını alıp kayboluyor. Bu şekilde birçok iş çeviriyor. Yeni avı üzerinde çalışırken, eski kurbanlarından üçü onun izini sürüp onu buluyor ve yeni işini karıştırıyor.

Onun işini bozmaya çalışırken, olayın daha büyük olduğunu öğreniyorlar. İşin içinde başkaları da var. Polis de. Herkes birbirinin peşine düşüp birbirini kandırmaya çalışıyor. Konu iyi ve ilginç, dizi de bol bol yön değiştiriyor. Keyifli ve heyecanlı.




Bodyguard

İlk sezonu biten İngiliz suç dizisi. Çok heyecanlı ve bol aksiyon, merak dolu.

Bir bakan koruması işini iyi yapıyor. Bakan yükselişte ve bundan rahatsız olan politik çevreler var. Bakana suikast düzenleme peşinde herkes. Bol terör ve bomba var ortalıkta. Koruma da ne olursa olsun bakanı koruma amacında. Ancak, kendi yaşamı da tehlikeye giriyor.

İlk sezon soluk soluğa bitti. İngiliz aksanı da çok keyifli.

19 Nisan 2019 Cuma

Müzik Seçkisi 8


Feridun Düzağaç-Beni Bırakma
Murat Dalkılıç-Son Liman
Mirkelam-Her Gece
Kezzo-Ritmi Duyduğum An
Jonas Brothers-Sucker
Meek Mill-Going Bad
Panic at the Disco-High Hopes
William Fitzsimmons-Funeral Dress
Hozier-Take Mo to Church
Marina-Orange Trees
Muzaffer Akgün-Eledim Eledim
Izzamuzzic-Adventure
Coldplay-Fly On
Dido-Hell After This
Multitap-Ben Anlarım
Sura İskenderli-Yaram Derinden
Edis-Bana Ne
Sura İskenderli-Niye?
Badem-Geceyedir Küsmelerim
Badem-Sen Ağlama
Lipless-Brilliance
Bera-Untouchable
Deniz Tekin-Söyle
Ferhat Göçer-Reva
Ece Mumay/Tuna Kiremitçi-Yalnızlığıma Ver
Bulutsuzluk Özlemi-Özgürlük Emek İster
Ekin Uzunlar-Son Bir Kez
Feridun Düzağaç-Sanatoryum
Tuğba Yurt-Nilüfer
Alec Benjamin-Let Me Down Slowly

17 Nisan 2019 Çarşamba

Tekerleme



Minikken hep çok bilimsel sohbetler yapardım annem babamla.

Güneşe gittiğimi söylerdim. Güneş sıcak derdim. Güneş kıyafetim var benim. Güneşte uzaylıları döverdim oklava ile. Güneşte uzaylıları yenince dünyaya da geri dönmedim. Başka bir sürü gezegene giderdim.

Plutona gittim. Maviydi. Mavi en sevdiğim renk çünkü. Yastık gezegeni var örneğin. Yastıklardan oluşmuş. Sonra bir de çilek gezegeni. Bal gezegeni. Televizyon ve bilgisayar gezegenleri. Bulut gezegeni de vardı. Siyah bulutlar şimşekliydi. Uçmak çok zor oldu.

Sonra daha bilimsel konulara geçerdim. El el epelek diye oyun var ya. Normalde ace boncuk göce boncuk şunu şuradan öp de kaldır diyoruz öyle söyleniyor. Göce boncuk göce boncuk diyordum ben. O piti piti karalema sepeti.

İllengeç sözcüğünü çok severdim. Yengeç demek bu. Annem bana illengeç derdi, yan yan yürüyüp dans ediyorum diye.

Göce boncuk gök rengi yani. Mavi. El el epelek elim kolum topalak. Tombul işte. Topalağın yarısı bitbitenin karısı. Tuhaf. Anlam vermek zor. El el epelek, elim kolum topalak, topalağın yarısı, bitbitenin karası, Halep yolu Şam gezer, içinde maymun gezer, maymun beni korkuttu, sağ kulağımı sarkıttı, ace boncuk göce boncuk şunu şurdan öp de kaldır. Parmakla sayılarak söylenir ama ben el sayıyordum.

14 Nisan 2019 Pazar

Yine de Sevdik



Yine de Sevdik

Miraç Çağrı Aktaş

Olimpos Yayınları

Miraç Çağrı Aktaş, yeni yazarlardan, dört beş kitabı var ve günümüzün en çok okunanlarından.

Çok genç yaşta yazmaya başlamış. Antalya’lı yazarın hayatındaki en büyük olay, babasız, baba sevgisiz büyümesi. Bu nedenle çok sevilme isteği olmuş her zaman. Bu kitabı da sevgi ve ayrılık üzerine. İki önemli sevgisini anlatmış. Cemre ve Zümra. İkisinde de sevgiyi bulamamış. İkisi de ondan bir şekilde ayrılmış. Bu inanıp sevdiği iki insanı anlatıyor.

Hüzünlü ve acılı bir anlatım. Bu sevgisizlik, sevme sevilme gereksinimi, çektiği acıları anlatarak bir anlamda okuyanlara rehberlik ediyor. Seven, sevilenlerin, ayrılık acısı çekenlerin kitapta kendilerinden bir şeyler bulmaları normal. Daha çok da ilk gençlik, ergenlik dönemindeki biraz da abartılı aşk halleri, çığlıkları.

Özellikle, eski sevdiği Zümra’nın bir imza gününde yeni erkek arkadaşı ile gelip imza istemesi gerçekten de çok acımasız. Zümra, belki de Miraç gibi sevmediği için onu üzdüğünün farkında bile değil tabii ki. Miraç ona, papatyalar hak edene verilir diyor. Papatyaları sevginin temsilcisi gibi görüyor yazar.

Kitapta, bol bol duvar yazısı olabilecek cümle var. Hani damardan deriz ya, o cinsten. Bir edebiyat eseri değil bu kitap ama yine de okunuyor, kolay okunuyor. İnsan Miraç’ın çektiği sıkıntılara üzülmeden de edemiyor.

Hafif okuma. Aşk acısı dolu. Zamanla daha iyi kitaplarını da okuruz.

Not:3/4

13 Nisan 2019 Cumartesi

Film Seçkisi 10




Evcilik Oyunu

Orhan Aksoy, 1975

Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu’nun birlikte oynadığı en eğlenceli, tatlı filmlerden biri. Nazlı ile Adnan, iki zengin ailenin beşik kertmesi çocukları. Birbirlerini tanımıyorlar. Aileleri evlenmelerini istiyor ama Nazlı buna karşı çıkıyor. Adnan ona oyun oynuyor. Yoksul bir hırsız gibi karşısına çıkıyor. İkili arasında bir çekişme oluyor. Sevimli. Not:3/4

Bizim Kız

Türker İnanoğlu, 1977

Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu’nin bir diğer tatlı filmi. Zeynep cami avlusunda bulunur ve mahalleli büyütür onu. Zengin oğlan Murat ile tanışır. Ancak kendini zengin olarak gösterir. Bir dolu tatlı oyun ve aksilik olur. Keyifli filmlerden. Not:3/4

Karateci Kız

High Kick Girl

Fuyukiho Nishi, 2009, Japonya

Genç bir karateci kız, kendisinin ve ustasının içinde olduğu bir komplonun içine düşer. Film boyunca karate yapar. Bu tür filmleri sevenler için keyifli. Ortalama film. Not:3/4

Zaman Gezginleri

Allein Gegen Die Zeit-Der Film

Christian Theede, 2016, Almanya

Okul gezisi yapan birkaç arkadaş güneş tutulmasına rast gelirler ve bu arada doğaüstü olaylar gerçekleşir ve çocuklar bir tarikatın eline düşerler. Hafif ve eğlenceli bir aksiyon. Başrollerden birinde bir Türk var. Not:3/4

Zaman Yolcuları

Time Freak, 2018, A.B.D.

Sempatik, tatlı film. Zeki bir öğrenci, kız arkadaşı ondan ayrılınca bir zaman aracı icat edip geçmişe döner ve kıza iyi davranıp hatalarını düzeltmek ister. Ancak hata yaptıkça sürekli zamanda geri gitmeye başlar ve durum karışır. Komik. Not:3/4

Evlen Benimle!

Aber Bitte Auf Indisch, 2015, Almanya

Berlin’de yaşayan Hintli bir kadın, Hindistan’dan akrabası gelince evliymiş gibi yapmak durumunda kalır ve bir düğün düzenler. Tatlı romantik komedi. Not:3/4

Ruh Eşi

Meant To Be, 2010, Belçika

Genç bir kızı koruyan melek bu kıza aşık olur ve insan olup kızın yanına gelir. Kız ise bir başkasından hoşlanmaktadır. Mutlulukla izlenen romantik komedi. Not:3/4

Çizgili Pijamalı Çocuk

The Boy in the Striped Pyjamas, 2008, İngiltere

Aynı adlı romanın filmi. Berlin’de ailesi ile yaşayan bir çocuk. Babası Nazi subayı. Ailecek bir toplama kampına giderler. Babası kampta görevlidir. Çocuk, kampta tel çitlerin öte tarafındaki bir Yahudi çocuk ile arkadaş olur. Duygulu, dokunaklı, hüzünlü ve güzel bir film. Not:3/4

Mirai No Mirai

Mamoru Hosada, 2018, Japonya

Ufak bir oğlan çocuğu yeni bir kızkardeşi olunca bu duruma alışamaz. Evlerindeki bahçeden büyülü bir dünyaya geçer ve eski yeni akrabaları ile karşılaşır ve kardeşini kabullenme yolunda ilerler. Anlamlı, etkileyici bir anime. Büyükler için de güzel. Not:4/4

Kızım ve Ben

Kokowaah

Til Schweiger, 2011, Almanya

Bir senaryo yazarı yaşamına normal devam ederken hayatına bir minik kız girer. Kızı ona eski kadın arkadaşı bırakmıştır. Kız ile evde nasıl yaşayacağını bilmeyen adam zorla da olsa kızla anlaşmaya çalışır. Duygusal, sıcak, yumuşak, insancıl ve komik. Kaçırılmaz. Mutluluk veren filmlerden. Not:4/4

12 Nisan 2019 Cuma

Sinemam ve Ben/Bir Ceset Bir Söz



Sinemam ve Ben

Türkan Şoray

İş Bankası Yayınları

Türkan Şoray, kendini anlatıyor. Sinemayı, filmleri, oyuncuları, yönetmenleri, diğer sinema çalışanlarını, sevenlerini, ailesini, kızını, her şeyi. Çocukluğundan başlayarak tüm yaşamını. Kendi yönetmenlik denemelerini.

Filmler, oyuncular, yönetmenlerle ilgili anıları, kitabın en güzel bölümleri. İlk keşfedilişi, ilk filmleri, daha sonra ilk önemli filmi Acı Hayat, daha sonra Vesikalı Yarim, Selvi Boylum Al Yazmalım, oynadığı diziler. Keyifli anlatmış. Alçakgönüllü. Belki ülkemizde en sevilen olsa da hiçbir zaman bir star olmamış. Daha halktan, içimizden biri o.

Bol bol da fotoğraf içeren kitap bir anlamda sinemamızın tarihi gibi. Sinema ve Şoray sevenler için.

Not:3/4





Bir Ceset Bir Söz

Gülce Başer

Remzi Kitabevi

Başarılı bir yerli polisiye. Bir sigortacı öldürülür. Eşi Nihal ilk şüpheli olarak görülür. Sigortacı Ahmet ‘in ilk eşi de şüpheli olabilir. Olayı polis inceledikçe durumun göründüğünden daha karmaşık olduğu anlaşılır. Sigortacı Ahmet, eski bir polistir ve şimdi de İstihbarat’ta çalışmaktadır, aynı zamanda da bir cemaat üyesidir. Ortada bir flash bellek vardır. Bu bellekte ne tür bilgiler olduğu da belli değildir. Bu nedenle, emniyet, istihbarat, cemaat, herkes bu belleğin peşindedir ve cinayeti işleyenlerin. Bir tür iç hesaplaşma. Karmaşık ilişkiler ağı ve devletin çıkarları. Güncel polisiye diyebiliriz. Nihal de iyi bir polisiye karakteri olmuş.

Not:3/4

11 Nisan 2019 Perşembe

Rus Bebeği/Dyatlov/Yellowstone




Rus Bebeği

Genç bir kıza doğum gününde bir parti sonrası karşıdan karşıya geçerken araba çarpar ve ölür. Ancak, partinin tuvaletinde tekrar hayata döner. Partiden çıkarken yine ölür, yine partiye döner ve sonra yine ölür. Defalarca ölür ve hayata döner. Ne olduğunu anlamaya çalışır. Kendisi gibi sürekli olarak ölen bir genç adamla tanışır ve ikisi de bir daha ölmemeye çalışırlar.

Değişik, ilginç bir konu, komedi gibi ama güldürmüyor, dram yanı da ağır basıyor. İlk sezonu bitti. İkinci sezon da gelecekmiş. İkinci sezonda neler olacağını merak etmemek olanaksız.




Dyatlov Geçidinde Ne Oldu?

İlginç bir belgesel. Gerçek ve henüz çözülmemiş bir olayı anlatıyor. 1959 yılında, Rusya’da Ural dağlarında 9 kişilik bir dağcı grubu kaybolur ve donmuş olarak bulunurlar. Dokuzu da çadırın içinden bir anda dışarı çıkmış ve ormana kaçmışlar. Farklı yerlerde donmuş olarak bulunmuşlar. Çadıra dönmeye çalışmışlar ama dönememişler. Bazılarında kırıklar, gözleri oyulan var. Nedeni belli olmamış bugüne dek. Uzaylılar, radyasyon, devlet deneyi, civardaki yerliler yaptı gibi olasılıklar da var. Belki de hayvanlar veya ayılar yaptı. Ancak ölüm şekilleri bunların hiçbirini işaret etmiyor. Gizemli.




Yellowstone

Kevin Costner, Kelly Reilly, Luke Grimes, Wes Bentley. Kadro iyi. Bir çiftlik, kovboy dizisi. Yönetmen de birçok işini izlediğimiz Taylor Sheridan. Costner’a at üstünde olmak çok yakışmış. Yellowstone, Amerika’nın kuzeyindeki Montana eyaletinde bir milli park. Dutton ailesinin hemen parkın yanında bir çiftliği var. Hayvan yetiştiriyorlar. Topraklarında çok kişinin gözü var. Çiftliği eski dünyanın bir parçası olarak görüyor herkes, Dutton ailesinin dışında. Yatırımcılar, emlakçılar, Kızılderililer, park yönetimi, hepsi birlikte çiftliği onlardan almaya çalışıyorlar ve Costner liderliğindeki aile de buna karşı koyuyor. Doğa, çiftlik, kovboylar, bizonlar ve güzel görüntülü bir western izlemek isteyenler kaçırmasın. Zevkli dizi. İlk sezonu bitti.

10 Nisan 2019 Çarşamba

Kuşlu Tuval



Resim atölyesindeyim. Bir grupla yağlı boya resimler yapıyoruz. Boyaları inceltmeye çalışıyorum. Bir türlü istediğim gibi olmuyor renkleri.

Fırçaların da uçları dağınık dağınık. Düzgün değiller. Boyayı o ucu dağınık fırçayla karıştırıp durdum. Ama tuvale hiçbir şey çizemedim, boyayamadım. Onun yerine tuvalde iplikler dikilmişti. Kanaviçe gibi yapraklar filan oldu.

Bir arkadaşım yanımda tuvale kuş dikiyordu. Bana dedi ki boyalarla kuş dikemezsin tuvale. Ben de taktım, sürekli olarak fırçayla boyaları karıştırdım. Hayır ben tuvale kuş dikmek istemiyordum. Resim yapmak istiyordum.

Bir yandan da atölyedeki resim hocası beni izliyor sanıyorum, boya mı yapacağım yoksa ben de tuvale kuş mu dikeceğim diye beni kontrol ettiğini düşünüyorum, galiba sinirleniyor, buraya resim yapmaya geliyorsunuz, tuvale kuş dikilmez, kanaviçe yapılmaz, siz yanlış kursa gelmişsiniz diyor.

Herkes kuş dikti, kimse hocayı dinlemiyor. Bense habire boyaları karıştırıyorum. Bir türlü resim yapmaya başlayamadım.

9 Nisan 2019 Salı

Bahar Yorgunluğu



Teneffüslerde uyuyorum ve hayal kuruyorum. Bahar çarptı belki ama bahar bir gelseydi de çarpmasına kurban olsaydık. Soğuk olmasa bankta hayal kurardım bahçede. Ama sınıf bile hala soğuk.

Hayal kurdum. Zombiler gelmiş korsan zombiler ama denize küsmüşler. Teoman’ın sürekli olarak müziğe küsmesi gibi. Ben de gazeteci kızım. Her yerde zombileri arıyorum. Kovalayacağım onları. Sonunda gemilerinde buldum onları. Denizi özlüyorum yani. Rüya perilerine söyleyim de beni denize götürsünler. Zombilerin peşindeki gazeteci deniz kızı olayım.

Bahar gevşekliği geldi herhalde. Bari depresyona girsem azıcık, değişiklik olur. Öylece oturuyorum, bir şey yapmadan. Oturduğum yerden mutlu oluyom. Oturduğum yerde, bugün bahçede otururken, banka bir güvercin geldi. Fotosunu çekecekken kaçtı. Pisi pisi diye çağırdım ama işe yaramadı. Bir muhabbet kuşumuz vardı, öyle çağırınca gelirdi. Kendisini kedi sanıyordu. Öğretmiştim de Beşiktaşlı çarşı karşı diye bağırırdı.

Kitap da okunmuyor üşengeçlikten. Elimde bir kitap vardı. Kitap da biraz sıkıcı. Bir sınıf arkadaşım benim yanıma gelerek bu kitabı okuyordu, bağırarak, ben de devam edemedim kitaba, psikolojimi bozdu kız.

Ne güzel bahar iyice gelse de uçurtma uçursam. Bir uçurtma yapmıştım ama uçmamıştı. Hayal kırıklığı. Sonra balkonun köşesine süs yaptık onu. Uçmuyor madem orada dursun dedik. Rüya perilerine söyleyim de uçursunlar onu. Ya da beni uçursunlar. Vampir yapsınlar beni. Vampirler de uçar. Ya da ben de balkon uçurtması olayım. Zaten hareket edesim de yok.

Bahar iyice gelmeden yorgunluğu geldi.

8 Nisan 2019 Pazartesi

Izabel ve İz



Izabel

Katiller Çetesi 2

J.A. Redmerski

Ephesus Yayınları

İzabel, yazarın Katiller Çetesi serisinin ikinci romanı.

İlk roman Sarai idi. Sarai, çok zor şartlarda büyüyen bir kız. Daha çok küçük yaşta güçlü bir adamın yanında esir hayatı yaşıyor. Victor ise işini iyi yapan ve sert bir kiralık katil. Birlik adlı bir grup için çalışıyor. Viktor, bir cinayet için Sarai’nin kaldığı yere gelince, Sarai Victor ile birlikte kaçıyor.

Viktor ve Sarai ilginç bir ikili. Birlikte kaçtıktan sonra da Victor Birlik için öldürmeye devam ediyor. Sarai’nin de saklanmasına yardım ediyor. Bu ikinci romanda, Sarai, saklanmak için adını Izabel olarak değiştiriyor. Viktor’dan kendisine öldürmeyi öğretmesini istiyor.

İzabel de artık bir katil. Viktor ile aralarında duygusal ilişki de var. Viktor bir yandan Birlik’ten ayrılıp kendi adına çalışırken diğer yandan İzabel de insanlara kötülüğü olan birkaç kişiyi öldürüyor. Viktor’un kardeşi Niklas ve arkadaşı Fredrik’te onların çetesinde.

Katiller Çetesi, çok rahat okunan, çekici bir roman dizisi. Kahramanlar, karakterler iyi işlenmiş. Sert olmasına rağmen Viktor ve Sarai ilişkisi aynı zamanda komik ve hüzünlü de.

Not:3/4






İz

Patricia Cornwell

Altın Kitaplar Yayınevi

Patricia Cornwell, Tami Hoag ve Tess Gerritsen gibi suç ve polisiye roman yazarlarının en iyilerinden. Roman kahramanı ise adli tabip Kay Scarpetta. Yanında da polis Pete Marino ve Kay’in yeğeni zeki Lucy var. Yazar, Kay Scarpetta’nın kahraman olduğu yaklaşık 25 roman yazdı.

Bu roman da dizinin onüçüncüsü. Kay, uzun yıllardır adli tabip olduğu Richmond’dan uzak artık. Ancak, bir genç kızın ölümü üzerine eski şehri Richmond’a çağrılıyor. Marino ve Lucy ile arkadaşları Benton da ona yardım ediyor. Cinayetin arkasında karmaşık güçler var.

Kay, yine adli tıp bilgisi ile cinayeti çözüyor. Her zamanki gibi mükemmel polisiye. Yazar, yine nefis bir kurgu ile merakla, heyecanla okutuyor kendini. Polisiye sevenler bu yazarı kaçırmasın.

Not:3/4

7 Nisan 2019 Pazar

Baby ve İkiz Tepeler




Baby

İtalyan gençlik, ergenlik, lise dizisi. İlk sezonu bitti, ikinci sezon onayı da alındı.

Biraz 13 Reasons Why, Skam tarzında diyebiliriz. Ama daha yumuşağı. Ergenlik, aşk, ilişkiler, sorunlar, uyuşturucu, aile, okul, belki konular aynı ama bu dizi diğerleri gibi keskin değil de daha çok seyri hoş bir gençlik dizisi gibi. Sabun köpüğü denir ya onlardan.

Dizi Roma’da geçiyor, ekonomik durumu iyi ailelerin liseli çocukları, dizinin kahramanları. İtalyanca dizi izlemek keyifli oluyor. Çünkü, uluslar arası piyasada fazla sayıda İtalyan dizisi yok. Dizi de gerçek bir olaydan esinlenme. Birkaç yıl önce, iki liseli kızın, para kazanmak için eskortluk yaptığı ortaya çıkmıştı. Bu konudan yola çıkarak Romalı liselilerin hayatı anlatılmış.

Seyri, hoş, görüntüler hoş, belki herkes için olmayabilir, konusu nedeniyle.






Twin Peaks

İkiz Tepeler

İkiz Tepeler, Amerikan sinema ve TV dünyasının efsanelerinden, kült dizilerinden. Yönetmen David Lynch’in en önemli, bilinen ve iyi işi, Mavi Kadife ile birlikte.

İkiz Tepeler, Laura Palmer cinayeti ile ünlü. Bu genç kız öldürülür, ölümü çok gizemlidir, İkiz Tepeler kasabasındaki bu ölümün sırrı çözülemez. Laura ve arkadaşları, kasabanın popüler kızlarındandır. Bir süre sonra Ajan Dale Cooper kasabaya gönderilir.

Dizinin iki sezonu boyunca bu ölüm araştırılır ve kasabanın sırrı. Dizi çok havalı, oyuncu kadrosu çok iyi, kasabanın esrarı, dizinin temposu, garipliği, merak duygusu, fantastik havası. Dizide çok tanınmış oyuncular var. Müziği de bir klasik. Dizinin bir de film versiyonu var, o da iyi.

Aradan yıllar geçtikten sonra, 25 yıl sonra, David Lynch, dizinin üçüncü sezonunu çekti. Yine aynı kasaba, aynı gizem, aynı karakterler. Üçüncü sezonda konu daha çok Ajan Dale Cooper etrafında dönüyor. Bu sezon daha fantastik, bilimkurgusal ve anlaşılması zor olmuş. Cooper’ın kimliği, iyi ve kötü kişiliği ön planda ve yine Laura Palmer var.

İlk iki sezonu daha heyecanlı. Tüm zamanların en gizemli dizilerinden. Türü sevenler kaçırmasın.

6 Nisan 2019 Cumartesi

After Life ve The Mist




After Life

After Life, hayattan sonra anlamına geliyor. Yeni dizi. 2019’da başladı ve ilk sezonu bitti bile. İkinci sezon onayını da aldı.

Bir Ricky Gervais dizisi. Ünlü İngiliz TV komedi oyuncusu. Dizi de hem komik hem üzücü. Biraz dramıkomik. Tony bir gazetede çalışıyor. Eşi kanserden ölünce hayatı dağılıyor. Normalde iyi bir insan olmasına rağmen bu kaybı yüzünden çekilmez bir insan haline geliyor. Kötüleşiyor, alaycı, kırıcı bir insan oluyor. Sadece gününü otomatik olarak yaşamaya başlıyor. Köpeği çok tatlı. Tony herkese gıcık davranmasına rağmen çevresindeki insanlar sayesinde yaşamın devam ettiğinin farkına varmaya başlıyor.

Komediden çok dram diyebiliriz. Kayıpla başa çıkma ve insan ilişkileri odaklı dizi sonuçta yaşamın devam etmesi gerektiğini ve insanların, arkadaşlarımızın bizim için ne denli önemli olduğunu vurguluyor.

Ricky Gervais, ikinci sezonda bize ne hazırlıyor acaba? Kaçırılmaz dizilerden.





The Mist

Sis

Küçük bir şehre sis çöker. İnsanlar ne yapacağını şaşırır. Alışveriş merkezi, hastane, kilise, her yerde panik ve terör başlar. Sis nedeniyle herkes değişir, tuhaflaşır. Ölümler, intiharlar, cinayetler başlar. Sis insanları delirtmektedir. Ayrıca, sisin içinde ne olduğu bilinmeyen bir takım yaratıklar da vardır. Onlar da dehşet saçar. Sisin nereden kaynaklandığı bilinmez. Nasıl bir kurtuluş olacağı da.

Dizi tam bir korku, gerilim hikayesi. Türü sevenler için doyurucu. Meraklı ve korkunç da. İlk sezonu bitti. Sis ve sisin ardındaki esrar henüz kalkmadı. Sevenler kaçırmasın.

Modern Stephen King gibi diyebiliriz. Onun da aynı adlı bir korku gerilim filmi vardı. Onda da sisten yaratıklar çıkıyordu.

3 Nisan 2019 Çarşamba

Feride



En sevdiğim çocuk kitabı Heidi idi. Filmi de çok güzeldi. Heidi, çocukken kütüphaneden alıp da geri götürmediğim tek kitaptı. Sonra uyarı gelmişti posta yoluyla. Çok sevdiğim için elim gitmiyordu götürmeye.

Sonra da bir arkadaşıma başka bir kitap vermiştim. Uzun süre geri vermedi. Çok sevdim, vermesem olur mu demişti de zor geri almıştım.

Sahaflarda bazen ikinci el kitabı gerçek fiyatıyla satmak istiyorlar. En kötüsü de kitapçılarda kitap sevmeyen insanların çalışması. Bu üzücü oluyor.

Kitapları sevince, kitapçılarda kitaplara çok bakınca, insan, kitapçılarda çalışanlardan daha çok biliyor kitapları, kitapların yerlerini. Bir keresinde bir kitap aramıştım. Bulamadılar. Görevli de şöyle demişti. Zamanında iki üç liraya düşen kitap şimdi kıymete bindi. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.

Verdikleri, sattıkları kitap hakkında hiçbir fikirleri olmuyor işte çoğu çalışanın. Uçurtmayı Vurmasınlar adlı filmi çok sevmiştim. Kitabını da almak istedim. Yoktu önce kitapçıda. Sipariş vereyim dedim. Yazarın ismini söylüyorum.

Kendi ismimi söylediğimi sandılar. Feride Çiçekoğlu diye bir üyemiz yok dediler.

2 Nisan 2019 Salı

Mafya Pastası



Mimarım. Çin mafyası birinin doğum günü için benden mimari şekilli bir pasta yapmamı istiyor. İstedikleri bina da King Kong’un tırmandığı bina. King Kong, New York’a gittiğinde bir gökdeleni kendi vatanındaki uzun taşlara benzetmişti.

Yapıyorum ben de. Yaklaşık 1.60 metre yüksekliğinde pastayı siyah çikolatalı bir bina şeklinde yapıyorum. Pencereleri de güzel gözüküyor. Kong’u da binaya tırmanır şekilde yapıyorum. Onun tırmanırken tahrip ettiği duvarları krem şanti ile belirtiyorum, parçalanan cam görüntüsü olsun diye şeker kullanıyorum.

Bitirdiğimde mafyalar pastayı görmeye geliyor ama beğenmiyorlar. Kong’u çirkin yapmışsın diyorlar. Pastanın siyah renk ağırlıklı olmasını da sevmiyorlar. Ben de, ama siz mafya insanısınız, siyah seversiniz, diyorum. Kabul etmiyorlar. Beyaz çikolatadan tekrar yap diyorlar. İtiraz ediyorum.

Çok zor aynısını tekrar yapmam, diyorum. Sinirleniyorlar. Silahlarını çektiklerini görünce, kaçmaya başlıyorum oradan. Pencereden dışarı çıkıyorum. Binanın duvarlarından aşağı inmeye çalışıyorum. 

Bir yandan da düşünüyorum. Kendimi yapsam bir dahakine, Kong yerine. Ama daha güzel yapayım tabii. Pastayı beyaz çikolatalı yapayım. Kendimi de frambuazlı.

1 Nisan 2019 Pazartesi

Defterlerden 7



Sevgili defterciğim, Nalan, sevgili günlüğüm.

Sınıf arkadaşım gym’e gidiyor. Ordan mesaj çekmiş. İngilizce. There’s this cute guy at the gym, but he’s totally out of my leauge, so I’m just admiring from a distance. Bu hoş çocuk, ligimin dışında, uzaktan seyrediyorum onu. Çok yakışıklı demek istiyor. I look like a sunburnt Dora doll, demiş sonra da. Saçlarını kestirmişti, yüzüm sanki güneşte yanmışım gibi duruyor, var ya Dora bebekleri, hiç bakmaz bu çocuk bana, demek istiyor. I hope I see him more often, diye de eklemiş. Görür inşallah onu çok çok, gym’de.

İzmir bombası diye bir şey yedim. Poğaça gibi bir şey avuç içi kadar ama içinde nutella var. Bir kere kopya çekmeye çalıştım, unuttuğum isimleri yazdım, tarihte, kopyaya, ama bakmaya korktuğumdan ezberlemişim. Bir ara keman çalmak istedim, Caddelerde Rüzgar’da kaldım. Okuldan eve dönerken yolda bahçelik bir yerde böğürtlenler vardı, onları yemeye dalmıştım ve geç kalmıştım eve. Kayboldum sanıp aramaya başlamışlardı.

Annem babam telde çeşitli oyunlar oynuyorlar, ben de bugünlerde buble shooter top oyununa takıldım. Defterciğim sana tekerleme öğreteyim. Sınıf arkadaşlarım var, Van’lı, Erzurum’lu, Diyarbakır’lı, onlardan öğreniyorum ben de, dırın dırın Andırın iki bakkal bir fırın, küçük bir yer olduğu için söylerlermiş hep eskiden.

Geçenlerde dolaşırken arkadaşlarla, Kuzgun dizisinin çekimine rastladık, Sarıyer’de, Barış Arduç’u gördük, göz göze geldik, çok zayıf, daha küçük ya, çocuk gibi, daha önceki dizide kan kusturmuştu, Kiralık Aşk, Defne ve Ömer, o dizi yüzünden görünce hiç sempatik gelmedi bana.

Geçen akşam evde misafir varken, annemler konuşuyordu, yazın Kemer’e gidelim diye, oturuyoruz hep birlikte, Buğlem var minik, anlamadı ne olduğunu, şaşkın şaşkın kemerlerimize bakıyor. Ay sınav takvimini duvara yapıştırmak için bantlayacaktım, bantı yanlış koparttım, elime yapıştı, ondan kurtulmaya çalışırken bardağa yapıştı ve bardak uçtu. Uçmak deyince aklıma geldi, küçükken uçurtma yapmaya çalışmıştım, uçmadı ama, neyi yanlış yaptığımı bilmiyorum, dayım da yardım ediyordu, bence o yapamadı, küçüktü o da o zamanlar tabii.

Görüşürüz defterciğim.

31 Mart 2019 Pazar

Film Seçkisi 9



Karaoke

Chris Chan Fui Chong, 2009, Malezya

Ödüllü filmde, bir genç büyük şehirden küçük şehrine memleketine döner, annesi ile birlikte ailelerinin karaoke barını işletirler. Küçük şehir olsa da hayat kolay değildir, büyük problemler vardır. Görüntü, konu, ortam, her şey güzel. Not:4/4

Mandabi

Ousmane Sembene, 1968, Senegal

Senegal’den anlamlı ve eğlenceli bir film. Bir ailenin erkeğine bir miktar para gelir, çek olarak. Bu para olasılığı hayatını ve çevresini değiştirir. Para herkesi, akrabalarını hareketlendirir. Çok değişik bir kültür ve yaşam ancak para konusu da yerli filmleri anımsatıyor. Not:4/4

Korkoro

Tony Gatlif, 2009, Romanya

İkinci Dünya Savaşı zamanı Çingeneler Fransa’ya göç eder, her zamanki gibi, savaş nedeniyle işleri zorlaşır, göçmenliği bırakıp yerleşik olmak durumundadırlar, bazı Fransızlar da onlara yardım eder, bir de yanlarında minik bir oğlan vardır, yetim, her yere onlarla gelen. Eğlenceli, müzikli, hayat dolu, savaş hüznünde bile keyifli yaşamlar: Not:4/4

Bulunduğumuz Yol

The Way We Were

Sydney Pollack, 1973, A.B.D.

Sinemanın unutulmazlarından. Barbara Streisand, Robert Redford. Bir kadın ve bir erkeğin uzun yıllara yayılan yakın arkadaşlığı, ilişkisi, aşkı. Seyrine doyum olmayan filmlerden. Not:4/4

Hoşçakal Cariyem

Farewell My Concubine

Kaige Chan, 1993, Çin

Arkadaşlık, aşk, müzik ve siyaset bir arada bu unutulmaz filmde. İki arkadaş opera sanatçısı, onların yıllara yayılan arkadaşlıkları, onları hayatının arkasında Çin’de yaşananlar ve aralarına giren bir kadın. Masal gibi film. İzlenesi. Not:4/4

Küçük Ayak

Small Foot, 2018, A.B.D.

Komik, eğlenceli anime. Minik bir yeti, insan ırkının yaşadığına inanmaktadır ve insan türünün tek örneği de Küçük Ayak’tır. Normalin tersi yani. Bizler yetilerin yaşadığına inanırız, öyle bir ırk olmasa da. Not:4/4

Rio

Carlos Saldanha, 2011, A.B.D.

Nesillleri tükenen iki papağanın kaçırılması ve Rio macerası eğlenceli, aksiyon, komik. Kaçırmayın. Not:4/4

Gökteki Kale

Tenku No Shiro Rapyuta

Miyazaki, 1986, Japonya

Bir kız ve oğlan kötülerden kaçarlar ve gökteki bir kalenin peşine düşerler. Yönetmenin yine hayal gibi masal gibi en güzel filmlerinden biri. Not:4/4

Yukarı Bak

Up, 2009, A.B.D.

Yaşlı bir adamın yolculuğu, aksiyon, macera, komik ama duygulu da. Yolculuğa, balonlar, hayvanlar, çocuklar eşlik eder. Not.4/4

Almanya Sıfır Yılı

Germania Anno Zero

Rosselini, 1948, İtalya

Savaş sonrası Almanya, Berlin. Küçük bir Alman oğlan çocuğu savaş sonrası yıkıntılarında hayatta kalmak ve ailesine bakmak durumunda kalır. Nasıl olursa olsun hayatını kazanmalıdır, aç kalmamak için. Tüm zamanların en iyi savaş filmlerinden, savaş karşıtı elbette. Not:4/4

30 Mart 2019 Cumartesi

Denize Doğru Kaçış ve Sadık Bey



Denize Doğru Kaçış

Ceyda Kılınç

İlya Yayınları

Eğlenceli bir aksiyon romanı. Tam bir Türk dizisi veya eski yerli filmler gibi. Yani hafif ve hoş. Biraz nostaljik biraz romantik. Bir anne kız İstanbul’dan Güney ve Ege illerine kaçarlar. Peşlerinde de insanlar vardır. Para yüzünden tabii. Kızın babası öldüğü için kaçarlar, çünkü yüklü miras var ve mirasın peşinde olanlar da var. Kimseye güvenemezler. Baba öldü mü, öldürüldü mü, belli değil. Hafif yazlık romanlardan. Yazarın daha önce Villa Moda, Çilekteki Nefret gibi yine tatlı romanlarını okumuştuk.Not:3/4





Sadık Bey

Pınar Kür

Can Yayınları

Bitmeyen Aşk, Yarın Yarın, Asılacak Kadın, Küçük Oyuncu gibi edebiyatımızın en iyi romanlardan bazılarının yazarının son romanı. Yaşlanmaya başlamış bir muhasebeci adamın yaşamı. İstanbul’da memur gibi yaşayan bir adam. Renkli bir yaşamı olmamış. Sürekli olarak geçmişini düşünüyor. Aşklarını düşünüyor. Biraz zayıf bir karakter. Bir çeşit Raif Bey’in yaşlılık hali, Kürk Mantolu Madonna’daki. Pınar Kür’ün diğer romanları yanında çerez gibi bu roman.
Not:3/4

27 Mart 2019 Çarşamba

Kabin



Denizin içindeyim. Suda bir kabinin içinde. Bilimsel araştırmalar için bir süredir o küçük dikdörtgen formlu kabindeyim. İçeride bir masa, birkaç dolap ve bilgisayarlar var. Suyun içi berrak ve biraz yeşil. Çok ilerileri de göremiyorum. Yeşil sis gibi. Kabinin beyaz bir ışığı var ama bazen bozuluyor, karanlıkta kalıyorum.

Deniz üstünden biri beni arıyor ve öleceksin diyor. Çok üzüldüm ve bunu istemiyorum dedim. Biraz ağladım, kucağımda da bir yavru kedi var ve hasta. Kedinin hastalığı bana ölüm düşüncesini unutturdu, hemen bir iğneye ilaç çektim bir ampulden sonra da iğnedeki havayı çıkartmaya çalıştım. Antibiyotik gibi bir şey. Kediye iğne yaptım iyileşsin diye.

Denizin içinden gürültü geldi. Kabinin kapısı açıldı, içeriye su doldu, eşyalar yüzmeye başladı. Ben de oksijen tüpü taktım. Maske yüzümden kayıyor, onu düzgün tutmaya çalışıyorum. Burnuma su dolacak diye korkuyorum. Bir baktım, tepesinde iki spot ışığı olan devasa bir makine deniz tabanında ilerleyerek geliyor.

Deniz dibindeki kumları yosunları havalandırıyor, etrafa saçıyor, her yer karışıyordu. Önüne gelen şeyleri ezip öğütmeye yarayan biçerdöver gibi bir şey vardı ön yüzünde. Normalde denizdeki çöpleri öğütüyormuş ama şimdi benim üzerime doğru geliyor. Kaçamazsam kabinle birlikte beni de öğütecek yani. Paslı çürümüş metalleri gıcırdayan ve suyun dibini sarsarak gelen bir makineydi.

Nasıl kaçacağımı bilmiyordum çünkü o kadar büyüktü ki sağdan soldan baktığım her yeri kaplıyordu. Kabinden dışarı çıksam kaçardım herhalde ama ne yaptım bilmiyorum çünkü o sırada uyandım.

26 Mart 2019 Salı

Bahar Havası



Her taraf kavun kokuyor, biri eline kavunlu bir şeyler sürmüş olmalı. Kavun çıksın, yaz gelsin, en sevdiğim. Martın ilk haftasında bileğime ip gibi olan bilekliklerden bağlamıştım, dilek tutmuştum, sonra da havada leylek görmüştüm, dileğim gerçek olmuştu, hadi bahar gelsin demiştim, geliyor yani.

Leylek leylek havada saçını çek saçın uzasın derdik küçükken. Erik dalı gevrekmiş basmaya gelmez. Kırılıyormuş basınca. Babaannem kele diyor. Kele sabahınan çay demlediydim. Hele demek gibi bir şey olsa gerek. Hele gel çay içek yerine kele gel içek. Hele bak hele bütün çayı dökmüş. Gadasını aldığım, diyor bir de. Yani, üzüntüsünü, sıkıntısını aldığım, paylaştığım, gibi bir şey. Hele hele neler de biliyor babaannem.

Minnak yeğenim oğlan olacakmış, ben rüyamda görmüştüm bunu, bildim yani. Kıvırcık saçlı, kumral ama beyaz tenli bir bebiş olarak gördüm, on yaşlarındaydı. Hikaye anlatma oyunu oynardık küçükken, o geldi aklıma. Birimiz hikayeye başlardık, genelde dayım başlardı. Anlatmak için birkaç dakika zamanımız olurdu. Sonra da sıradaki diğer kişi hikayeye devam ederdi. Öyle sırayla anlatırdık. Hiç bitmiyordu hikaye ama.

Şimdi büyüdük tabii, dizi izliyoruz. Dizi izlerken bazen laptopu yastık gibi yapıp uyuyorum. Her şey birbirine giriyor sabah, dosyalar karışıyor. Klavyenin üstünde uyuyunca her şey kayboluyor, çok zor oluyor sayfaları tekrar açmak.

Korku evleri var ya hani kaçmaya çalışıyorsun, arkadaş grubu ile gidiliyor, ipuçlarını bularak kaçıyorsun, birkaç arkadaş ona gitmiş, kızın biri korkmuş, ağlamaya başlamış korkunca. Hayalet gelmiş kızın yanına, iyi misiniz diye soruyormuş, kız ağlamaya devam etmiş, daha çok korkmuş. Avatar filminin ikincisi neden çekilmemiş, biliyor musunuz? Çekememezlikten.

25 Mart 2019 Pazartesi

Danışmanlık



Bir arkadaşımın ödevi için danışmanlık seanslarına katılmıştım. Ona yardım etmek için. Terapi gibi, acaip sevmiştim bir araya gelmeyi. İlk kalabalık içinde konuşmam da öyle olmuştu. Yoksa iki kişi varsa ve üçüncüsü bensem mümkünatı yok konuşmam. İkili iken konuşabilirim. İkiden fazla olunca dinlerim sadece. Sıkılırım çünkü.

Öyle gittim başta. Sonra ilk konuşan ben olmaya başladım her hafta. Bir etkinliğimizde güven konusunu işlemiştik. Başka bir seferinde zor duyguları kağıda yazıp kura çekmiştik ve hepimiz bize çıkan o duygu hakkında konuşmuştuk. Bende tam hedef, utangaçlık çıkmıştı, kimisine aşk, çaresizlik, kararsızlık gibi duygular çıkmıştı.

Güvende birbirimizi tutmuştuk, arkamızı birine yaslamak gerekir diye konuşmuştuk. Bir keresinde kendimizi anlatmıştık yanımızdaki arkadaşımıza, o nasıl anlatacak seni diye, daha az mı daha çok mu anlatacak, ne denli dikkatli dinliyor seni, ne denli anlıyor, hangi kelimeleri seçiyor, diye.

Ben mesela çok sulu gözlü olduğumdan ve kendime dışarıdan bir gözle baktığımda acaba yapmacık mı gözüküyorum diye endişeleniyorum, demiştim, bilerek yaptığım bir şey değil, insanları üzmek değil amacım, demiştim.

Kendim anlatınca öyle kötü hissetmedim ama arkadaşım anlatınca seçtiği cümleler mekanikti, soğuktu, garipti yani. İnsanı kendinden tanıyacaksın demiştim o zaman. Sonra bir seansta doğa olmuştuk, nesne olmuştuk, hangi hayvan olmak isterdin, en sevdiğin günün hangi saati diye.

Ben gececi olmama rağmen sabahın beşi demiştim. Çünkü, beynimizde beliren ilk fotoğrafı söyleyecektik, ilk fotoğraf bende bu olmuştu. Ne gece ne sabah tam gün doğacak dünya uykuda olacak, onun uyanışını seyredicem herkes uyurken.

24 Mart 2019 Pazar

Çizgili Pijamalı Çocuk



John Boyne

Tudem Yayınları

Bir çocuk romanı olmasına rağmen büyükleri de mutlu edecek bir roman.

Markus Zusak’ın Kitap Hırsızı adlı romanı ve Benigni’nin Hayat Güzeldir filmi tadında. Savaşı göstermeden savaşın etkisini gösteren roman küçük bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Pal Sokağının Çocukları, Momo, Küçük Prens gibi bu roman da herhalde bir çağdaş klasik olacak bir gün.

Bruno, anne babası ve ablası ile Berlin’de büyük bir evde çocukluğunu mutlu bir şekilde geçirmektedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman bir çocuk olarak ve babası Nazi subayı olduğu halde Bruno bunun farkında değildir. Masum çocuk yaşamını sürdürmektedir.

Babası bir gün Fury’nin (Führer) emriyle Out-Wit (Auschwitz) kampına yönetici olarak tayin olur. Ailece kampta bir eve yerleşirler. Bruno Berlin’den ayrılmış olmaktan mutlu değildir. Yeni evlerini sevmez. Evlerinin karşısında tel çitle ayrılmış alanda insanlar çizgili pijamalı elbiselerle yaşamaktadır. Bruno, buranın bir Yahudi toplama kampı olduğunu bilmez. Evlerine askerler girip çıkmaktadır.

Bir süre sonra, Bruno, tel çitlerin ötesindeki bir çocukla arkadaş olur. İkisi de çitin bir tarafında durarak sohbet ederler. Diğer çocuk, Shumel, bir Polonya Yahudisi ailesinin oğludur ve Bruno’dan biraz daha bilinçlidir. İkisinin arkadaşlığı iyidir, Bruno buranın bir esir kampı olduğunu ve insanların öldürüldüğünün bilincinde değildir. Bol bol sohbet ederler ama sanki bir kamp değil de normal bir mahallede yaşamaktadırlar.

Nazi subayı olan babası, kampın çocuk yetiştirilmesi için uygun olmadığını düşünüp Bruno’yu, annesini ve ablasını Berlin’e geri yollamak isteyince Bruno arkadaşı Shumel’den ayrılmak istemez ve bir çocuk saflığıyla bir maceraya atılır.

Romanın sonu hüzünlü, şaşırtıcı. Savaşın acımasızlığını ve insanların hayatlarını onların isteği dışında nasıl etkilediğini gösteren bu yapıt içeriği ve sonuyla unutulmayacak romanlar arasına girmeyi hak ediyor.

Not:4/4

23 Mart 2019 Cumartesi

Müzik Seçkisi 7



Evanthia Reboutsika-Carousel
G Minor (arranged by Luo Ni, Piano Tiles 2, Bach)
Mustafa Cihat-Derleroğlugiller
Super Junior-D&E-‘Bout You
Alan Walker-Sabrina Carpenter-Farruko-On My Way
Athena-Geberiyorum
Angus and Julia Stone-Draw Your Swords
Tomboy-Hyukoh
Everglow-Bon Bon Chocolat
Exo-Don’t Go
Echo-Seven O’Clock
The Unit-No Way
The Unit-Always
The Unit-All Day
Faithless-One Step Too Far
Harun Tekin-Yok Öyle Kararlı Şeyler
Silüetler-Sis
Pentagram-Sonsuz
Hayko Cepkin-Son Kez
İhtiyaç Molası-Ay
İhtiyaç Molası-Kapasite
Can Güngör-Yalnız Ölmek
Lil Happy Lil Sad-Let Me Die
Park Bom-Spring
Lannex-Pa ndjenja
BTS-The Truth Untold
Tanini Trio-Meleklerin Hüznü
Piano Turca-Sonsuzluğa
Matt Van Stern-Les Cheveux
Lany-Malibu Nights