31 Aralık 2018 Pazartesi

Defterlerden 6




Defterciğim, muzlu rulo pasta yaptım. Kremasını iki tane yaptım. İç krema bir de ev kreması yapıp karıştırıp pandispanya kekinin üzerine döktüm. Muzları yerleştirdim. Ortasına rulo yaptım. Üzerine de hazır krem şantiler. Krem şanti içine biraz da nutella koydum. Buzdolabında iki saat durdu defterciğim. Sen de seversin. Bak sana süreyim biraz da ye azıcık. E tatlı seviyorsun sen de. İşte beni seviyorsun ya, değil mi?

Sevgili defterciğim, arılar aynı anda aynı şeyleri düşünüyormuş, biliyor musun? Hepsi, bir diğerinin ne düşündüğünü biliyormuş. İnsanlar acaba yıllar geçtikçe daha da tuhaf mı oluyor acaba yoksa eskisinden daha çok tuhaf insan mı var ki? Öğretmenler çok sınav yapıyor ben öğretmen olsaydım hiç sınav yapmazdım onlara.

Sabah güneşler vardı. Akşam ben uyurken yağmur başlamış hem de şimşekli fırtınalısından.

Termale gitmiştik ya. Çok sıcak olduğu için giremedim. Ama sonra ter hamamına girdim. Sıcak su banyosuna da. Sıcaktan her yerim kıpkırmızı oldu. Bir de kahve peelingi yaptık. Türk kahvesini bedenine sürüyorsun. Bir yandan kuzenlerin birinin İngilizce yemek tarifi ödevini yaptık. Menemen tarifini İngilizce yazdık.

Annem bankanın önünde matik kartını düşürmüş, görmeden gitmiş, sonra panik olmuş, dönmüş ama kart hala matikin önünde yerde duruyormuş. Demek ki kimse almadı. İlginç. Bugün bir arkadaşla dolandık, kafeye gittik, sohbet ettik, kahve içtik, Gamze ile. Defterciğim, şimdi sana yazarken, annem mutfakta, maydanozlu peynirli börek attı fırına. Pişince sana da tattırırım biraz. Hatırlıyor musun, geçen Pazar da patatesli, cevizli, peynirli, maydanozlu, salamlı, sucuklu börek yapmıştı, çok sevmiştim de sana da yedirmiştim. Bak yağları duruyor hala üstünde.

Caanım defterciğim bugün yıl bitiyor yani biliyorsun. Yeni yılda yeni defterim olacak. Üzülme ama biliyorsun seni hep saklayacağım hatta annemler bulmasın diye odamda derinlere gömeceğim, diğer defter arkadaşlarınla birlikte. Bu gece hep olduğu gibi annemin halasında toplanacak bütün aile.

Ben de bütün arkadaşlarımın yeni yılını kutluyorum sayende defterciğim. Herkese huzurlu, neşeli bir yeni yıl diliyorum. İşte o klişe espri. Seneye görüşürüz!

30 Aralık 2018 Pazar

Kapari ve Absent



Kapari

En yeni edebiyat dergilerinden. İlk sayısı henüz çıktı. Kapari, çünkü çok duyulan ama az bilinen az tanınan bir bitki. Bu dergide de kaybedenler var, az duyulan kahramanlar, ötekiler. Oğuz Atay’ın süper Beyaz Mantolu Adam’ı gibi. Tutunamayanlar veya tutamayanlar. Hayatı tutamayanlar da diyebiliriz. Bazı insanlar metrodaki tutamakları tutamazlar, tutsa da düşerler. Hayatı tutamayanlar da var işte.

Dergide şiir, öykü, denemeler bulunmakta. Çöllere Sustum Ben gibi güzel şiirler, Fakat İlhami Abi, Bu Derin Bir Konu gibi öyküler var. Dergiden bir kesit: “Sevdiğimiz ölüler var ve sevmediğimiz diriler çok” (Ali Lidar).

Absent

Birkaç yıldır yayınlanan kültür sanat dergisi. Öncü sanatı savunuyor, avant-garde yani. Ayın konusu, Sisifos efsanesi. Bunun yanında derginin geri kalanı tamamen şiire ayrılmış. Dünyanın her yerinden şiirler çevirilerle yer almış. Sanatla derin ilgilenenler için bir dergi. Dergiden bir kesit:”Sadece seni sevecek kadar vaktim var”(Miodrag Jaksiç).

29 Aralık 2018 Cumartesi

Acımak ve Değirmen



Acımak

Reşat Nuri

İnkılap Yayınları

Acımak, yazarın Akşam Güneşi, Çalıkuşu gibi en güzel romanlarından biri.

Romanın konusu acımak. Genç Zehra öğretmen, mükemmel bir öğretmendir. Çalışkan, fedakar, yardımsever, iyi kalpli. Her şeyi iyidir, kusursuzdur ancak acıma duygusu gelişmemiştir. Tek kusuru budur. Acıma duygusunun olmaması da geçmişinden kaynaklanır. Ailesinden, çocukluğundan. Belki de, çocukluğunda sevgi ortamında büyümeyenler ileride katı oluyorlardır. Zehra öğretmen, babasının günlüğünü okuyunca hayatı da kendi de alt üst olur. Not:4/4






Değirmen

Reşat Nuri

İnkılap Yayınları

Şener Şen

Yazarın ünlü ve komik romanı. Şener Şen’in başrolde kaymakam rolünde olduğu Değirmen filminin uyarlandığı roman.

Sarıpınar kasabası. Bir eğlence sırasında deprem olur. Kasabanın ileri gelenleri ve halk eğlencededir. Bir Bulgar kızı da dans etmektedir. Depremde bazı insanlar yaralanır. Deprem haberleri İstanbul’a biraz farklı aksettirilir. Olduğundan biraz daha büyük ve şiddetli olduğu duyurulur. Olay büyür iyice. Osmanlı’nın son zamanları. Herkes ve yetkililer kasabaya gelir. Olay tam bir komedidir. Not:3/4

28 Aralık 2018 Cuma

Diziler




Akta Manniskör

İsveç bilimkurgu dizisi. Robotlar ve insanlar konusu. İnsanlar çok gelişmiş robotlar üretiyor. Her işe uygun robotlar var ve insanlar marketten kendilerine uygun robotları alıyorlar. Bunlara inbot deniyor. İnsan robot. Ancak bunlar sentetik olsa da aynı insan gibiler. Neredeyse gerçek insanlar. Zekaları, duyguları da var. Bu yüzden bu robotlarla insanlar arasında çatışmalar çıkıyor. İnsan hakları gibi robot hakları da var çünkü. Robot etiği veya. Bir anlamda geleceği bize gösteren dizilerden. Amerikan dizilerine oranla aksiyonu az, felsefesi çok. Üçüncü sezonu gelmedi.




Muhafız

İlk Türk Netflix dizisi. Bir tür tarihi doğu aksiyonu. Belki çok sayıda yabancı dizi izlediğimiz için yerli dizi komik ve basit kalıyor sanki biraz. Ancak izlemesi keyifli. Oyuncular biraz durgun gibi. Çağatay Ulusoy bir muhafız, Yavuz Selim’in gömleği ona güç veriyor ve İstanbul’u kötülerden, geçmişin hayaletlerinden, ölümsüzlerden korumaya çalışıyor. Dizinin kadrosu, Med Cezir ve Meryem kadrosu gibi olmuş. İkinci sezonda macera sürecek.




Tepedeki Ev

The Haunting of Hill House

Tepedeki Ev, daha önce filmi de çekilen bir dizi. Ünlü perili, hayaletli ev filminin dizi uyarlaması. Heyecanlı ve korkunç gerçekten de. Hayaletler korkunç ve çirkin, tezat olarak çocuklar da çok masum. Birkaç kardeşin çocukluğu perili köşkte geçmiştir, büyüdüklerinde yine bu eve dönerler birlikte. Ve yine eski hayaletler çıkar ortaya. Bu türü sevenler için çok iyi korku. İkinci sezonu da olsa gerek inşallah.

24 Aralık 2018 Pazartesi

Yağmur Zamanı ve 7 Numara




Yağmur Zamanı

Yağmur Zamanı, eski dizilerden. Fırat (Tamer Karadağlı), ortağıyla birlikte bir gece kulübü işletmekte. Yıllardır birlikte çalıştıkları Aslı da ona aşık. Fırat’ın eşi ölmüş ve iki kızı, iki oğluyla büyük, güzel bir evde yaşamakta. Evde çalışanlar da bulunmakta. Ayrıca, babası ve erkek kardeşi ile de çok yakın değil.

Küçük kızı Naz, annesiz olduğu için biraz huysuz ve hüzünlü. Fırat, Naz için bir yatılı bir bakıcı tutar, sadece bakıcı değil, arkadaş gibi olsun diye. Naz, daha önceki bakıcıları sevmemiştir. Yeni bakıcı Eylül (Azra Akın) gelir. Yetimhanede büyüyen Eylül, iyi kalplidir, olgundur, güzeldir.

Eylül ile Naz iyi anlaşır. Eylül, evin havasını değiştirir, yumuşatır. Herkesle iyi anlaşır evde. Bütün kardeşlerle, çalışanlarla, Fırat ile. Zaman içinde Fırat ile Eylül arasında yakınlaşma olur. İşyerindeki Aslı ise Eylül’ü kıskanır ve ona savaş açar.

Yumuşak, çok duygusal bir dram, aşk, ev, evlilik, iş çevresinde dönen. Sevimli, sıcak. Duygusallığı nedeniyle nerdeyse her bölümünde tatlı tatlı ağlatıyor. Dizinin tüm kadrosu iyi. Özellikle Fırat ile Eylül tabii. İşyeri, evdeki atmosfer, Fırat’ın kendi ailesi, Eylül’ün yetimhane arkadaşları, hepsi iyi oturmuş diziye.

(Not: Dizi, tüm zamanların en sevdiğim yerli dizileri arasında ilk 3’e girdi. Şubat, Kara Ekmek, Yağmur Zamanı).




7 Numara

Eski dizilerden. Şirin bir komedi. Tam bizden. Yurdum dizisi yani. 7 Numaralı evde geçiyor. Dört kız arkadaş üniversite öğrencisi iki katlı bir eve taşınırlar. Eski ahşap bir ev. Eve başka taşınanlar da olur. Taşradan gelen birkaç erkek, aynı yaşlarda. Ev sahibinin tanıdıkları, hısımları. Bu iki grup hiç anlaşamaz. Kızlar biraz daha kültürlüdür, oğlanlar ise biraz daha doğal. Kızlar, erkekler, ev sahibi ve ailesi, çevre, eve gelip gidenler, bir ev hayatı olur. Zamanla kaynaşırlar. Bu süreç çok komiktir. Yerli komedi sevenler için.

(Not: Bu iki diziyi de hiç duymamıştım. Sevgili arkadaşlarım Arsu ve Sessiz Gemi önerdiler. İzledim, ikisini de sevdim. Yağmur Zamanı ise benim için unutulmazlar arasına girdi).

22 Aralık 2018 Cumartesi

En Sevdiğim Diziler




Kore dizileri:

My Friend is a Gumiho, I Hear Your Voice, Kill Me Heal Me, She was Pretty, Cheese in the Trap, Oh my Venüs, The Age of Youth, Blood, Goblin, Fight For My Way.

Amerika/Avrupa dizileri:

The Mentalist,  Cold Case,  Sons of Anarchy, 13 Reasons Why, Peaky Blinders, Hell On Wheels, How I Met Your Mother.

Kuzey Avrupa dizileri:

Den Som Draeber, Forbrydelsen, Bron/Broen, Skam, Borgen.

Yerli diziler:

Şubat, Kara Ekmek.

Kalp Atışı, Dolunay, Ateş Böceği, Meryem.

Anime, Çizgi diziler:

I My Me Strawberry Eggs, Gumball, Metal Simyacı, Gakuen Alice, Mucize Uğurböceği ile Kara Kedi, Cowboy Bebop.

Tayvan dizileri:

Proud of Love.

Çin dizileri:

15 Years of Waiting for Migratory Birds.

Malezya dizileri:

Bay Pilotun Kalbi.


İzleyip bloga yazdığım 74 dizi arasından en sevdiklerim. 2018 yılı dahil değil. Bu yılı ayrıca yazacağım.

20 Aralık 2018 Perşembe

Mehmet Eroğlu/Sibel K. Türker



Kıyıdan Uzakta

Mehmet Eroğlu

İletişim Yayınları

Issızlığın Ortasında, Geç Kalmış Ölü, Adını Unutan Adam, Yarım Kalan Yürüyüş, Yürek Sürgünü adlı romanlarıyla edebiyatımızda saygın yeri olan yazarın son romanı. Eroğlu, iş adamıyken her şeyi bırakıp sahile yerleşen yazarlardan ve yazarlık dersleri de veriyor. Senaryoları da olan yazar bu son romanında daha önceki siyasi romanlarından farklı bir konu ve yazı türü seçmiş. Aşk ve mektup. Aslında daha önce devrim romanları yazan yazarın aşkı seçmesi de tuhaf değil. Aşk ve devrim, birbirine çok yakın kavramlar.

Kıyıdan Uzakta, çizgi dışı bir aşkın öyküsü. Romanda genç bir kadın, eşine bir mektup yazarak ona kendini ve gerçekleri anlatmaya çalışıyor. Fazla bir olay yok kurguda. Kahraman da az. Yazarın, genç kadının ağzından olayı anlatışı güzel. Kitabı edebi kılan bu yönü. Kitaptaki aşkın alışılmadık oluşu yönünden her okura göre olmayabilir.

Not:3/4

Burada Kalmak

Sibel K. Türker

Can Yayınları

Burada Kalmak, Ankara’lı bir yazarın bir Ankara romanı. Merkezde, Kumrular Sokak çevresinde geçen romanda iki ailenin yaşamı bulunmakta. Roman, lise öğrencisi Kutlu ağzından bize aktarılıyor. Kumrular’da oturan Kutlu, Necatibey’de oturan ve ondan birkaç yaş büyük Erdem’in evine gidiyor. Erdem, evden çıkmayan ve pencere açılmasını bile sevmeyen bir oğlan. Kutlu ise ona yapılan bir espri gibi mutlu sayılabilecek bir çocuk.

Kutlu’nun abisi, babası, dedesi var, annesini kaybetmiş. Arkadaşı Erdem de babasıyla yaşıyor. Evli ablası ise her gün evlerine uğruyor. Kutlu’nun komşusu Suna Teyze ve torunu Oya da Kutlu’nun çevresini oluşturanlardan. İki aile. Kendi içlerindeki ilişkileri, Kutlu ile Erdem’in arkadaşlığı. İyilikler, açmazlar. Yazarın dediği gibi aile bir çamur da olabiliyor.

Roman, yazarın en yeni romanı, 2018 tarihli, romandaki dönem de 2000’li yılların ilk yarısı. Yani güncel olan romanda, yine de bir eski hava var. Hatta kapak da öyle. Roman sanki günümüzde geçmiyor da elli yıl önce geçiyormuş gibi. Belki de romanın tam klasik edebiyat olmasından kaynaklanıyor. Sevgi Soysal, Nazlı Eray, Adalet Ağaoğlu’nun Ankara romanları geliyor insanın zihnine. Ya da Pınar Kür, Oya Baydar, Ayfer Tunç romanları. Yazarın dili onları anımsatıyor.

Ankara soğuğu, kışı, buzu da önemli bu romanda. Belki de romanı eski gibi, hüzünlü gibi yapan da bu kış havası olabilir. Rus kışlarından da en büyük romanlar ve müzikler çıkıyor. Rachmaninov gibi şiirsel, romantikler. Bu yüzden de zaten Ankara’ya aşk çok yakışıyor. Soğuk nedeniyle kapalı mekanlarda yaşanan aşk.

Burada Kalmak, bol mücverli, köfteli, fizik tedavili, İlhan İrem’li mükemmel bir roman ve çok da komik. Burada kalmak mı gitmek mi, değişmek mi?

Her zamanki gibi, Türk edebiyatında kadın yazarlar, erkek yazarlardan çok daha ileride. Yani, çağdaş edebiyatta. Eskilerde kadın yazar azmış. Suat Derviş, Halide Edip gibi. Ancak, 1960, 1970’lerden sonra kadın yazarlar çoğalıyor. Peride Celal gibi. Son elli yılda kadın yazarlar sürüklüyor edebiyatımızı. Bir tek Oğuz Atay dışında.

Not:4/4

18 Aralık 2018 Salı

Yalnızlık



Yalnızlık bizi yalnız bırakıyor.

Biz yalnızlıkla yalnız kalıyoruz. Bu sözcük olmasa yalnız kalmazdık, yalnızlık hissetmezdik.

Yalnızlık, kendi halinde bir sözcük. Aynı zamanda bir kavram. İçerdiği anlam yüzünden biz kendimizi yalnız algılıyoruz. Yalnızlık diye bir düşünce olduğu için biz yalnızız.

Yalnızlık sözcüğünü bilmeyen bir insan kendini yalnız hissetmez. Belki somut yalnızdır, belki kalabalıkta yalnızdır, ruhunda yalnızlık vardır. Ben yalnızım deyince bu genelde olumsuz bir düşünce gibi gelir insana. Bu onun seçmediği bir yalnızlık olur. Kendi seçtiği bir yalnızlık ise insana yalnızlık gibi gelmez.

Yalnızlık paylaşılmaz deniyor. Bu da tartışmalı. Belki şiirsel bir anlatım bu sadece. Çünkü, bir insan diğer bir insanla yalnızlığını bile paylaşabiliyorsa bu iki insan da huzurludur.Yani, iki insan bir arada ve yalnız da olabiliyorlar. Konuşmak ihtiyacı duymuyorlar.

Sessizliği bozmak için bu iki kişiden biri bir şeyler söylemek ihtiyacı duymuyor. Bu sessizlikten rahatsız olup da biri konuşmayı seçerse, bu iki kişi yalnızlığı paylaşamamış olurlar. İkisi de konuşma gereği duymazsa, rahattırlar.

Bir insanın diğerine, ben seninle yalnızlığımı bile paylaşabilirim, demesi, seninle birlikte iken bile yalnız kalabilirim demesi, bu iki insanın birbirlerini iyi anladığı, onayladığı, sevdiği anlamına gelebilir yani. İkisinin de birlikteyken yalnız olduklarını fark etmemesi.

17 Aralık 2018 Pazartesi

Üç Rüyalı Gece 3



Rüyamda uyuyormuşum. Kolumu divanın köşesine sıkıştırmışım ama aslında divanın içinde bir şeyler beni yakalamış. Bir türlü kurtulamadım ilk başta. En sonunda kendimi yerlere attım kurtuldum meğerse divanın içinde karıncalar varmış, onlar yakalamış beni. Bir baktım bana doğru geliyorlar, korkunçtular. Sonrasını unuttum ama başka rüyaya geçtim.

……….

Bir AVM merdivenlerinden çıkıyordum. Çok garip görünüyordu, her yer karanlıktı ve kimse yoktu. Ahşap merdivenleri vardı ve ahşaplar da eskiydi. Merdiven kenarlarında kitaplar vardı. Basamaklarda da bir sürü kitap. En son bir kitaba bastım ve onu yerden aldım. İçini açtım ama yazıları okuyamadım. Korkunçlu bir şeyler olduğunu hissediyordum. Merdivenin tepesinde birinin güldüğünü duydum. Kötü bir gülüştü. Kitapları tuzak olsun diye koymuştu. Katil gibiydi adam. Aşağıya doğru inmeye başladım. Bir baktım aşağıda da ben varım. Merdivenin başındayım ve merdivenin başında bir otobüs durağı var ve ben müzik dinliyorum. Katil de inmeye başladı merdivenlerden ama ben gelen ilk otobüse bindim ve kaçtım.

……….

Rüyamda sobada ekmek kızartıyordum. Soba gümbürdüyordu ama biraz kontrolden çıkacak gibiydi sanki. Bir uyandım ki odanın içinde ışıklar yanıp sönüyor. Meğerse şimşek çakıyormuş. Sobanın ışığı tavana vuruyordu. Ekmek de güzel kokmuştu valla.

14 Aralık 2018 Cuma

Origin ve Helix




Origin

İlk sezonunu bitiren İngiliz bilimkurgu dizisi. İkinci sezon da gelecek seneye.

Birkaç insan bir uzay gemisinde uyanırlar, hayatta kalmaya çabalarlar. Görüntüler iyi ve arada korku da var. Uzay gemisinde başka şeyler de vardır. Bir tür yaratık. Yaratıkla insanların mücadelesi sürükleyici. Yaratık, insanların içine giriyor ve ele geçiriyor. Ağızdan, gözden, burundan giriyor. İkinci sezonda büyük olasılıkla bir gezegene gidecekler. Biraz Alien, biraz Lost in Space gibi. Yönetmeni iyi. Resident Evil ve Event Horizon yönetmeni. Bilimkurgucular sever.




Helix

İki sezonluk bir Amerikan bilimkurgu dizisi. Bu kez yaratık değil de enfeksiyon ve hastalık var. Biraz da tıbbi dizi yani. Korku da içeriyor.

İlk sezon kuzey kutbunda geçiyor. Bilimsel bir araştırma yapan bilim adamları bir virüsle karşılaşıyor. Virüs insanlara bulaşıyor. İkinci sezonda da bu kez bir adada araştırma yapılıyor ve yine bir virüs var. Yine bulaşıyor. Bilimadamları da hastalıkla savaşıyor. Ama olay karmaşık tabii. Seyri hoş, sürükleyici, heyecanlı. Konuyu anlamak zor olsa da. Bilimkurgucular sever.

Beyaz Zenciler/Ağla Sevgili Yurdum



Beyaz Zenciler

Ingvar Ambjornsen

Ayrıntı Yayınları

Yer altı edebiyatının en iyi örneklerinden biri, belki de en iyisi.

Yazarın kendisi yer altı yaşamından gelme, bu nedenle yazdıkları tümüyle gerçek ve içten. Bir anı kitabı gibi. Yer altı yaşamı derken, yoksul bir yaşam, düzen dışı bir yaşam, sistemi ve değerleri reddetme, bunun yanında uyuşturucu, alkol, serseri bir yaşamı kastediyoruz.

Bu yaşamı sürenler, genelde, çoğunlukla, gençlik döneminde böyleler, sonra onlar da bir şekilde normal yaşama geçiyor. Bu romanda, yeraltında yaşayan birkaç kişi var. Serseri hayatları olsa da kültürlü bireyler. Elbette, burada, Norveç yaşamından söz ediyoruz. Bizde sokakta yaşayanlar, yoksullar. Norveç, dünyanın en refah ülkelerinden. Öyle bir ülkede düzen karşıtı olmak da kolay. Sokaklarda yaşasan da güvenli ülke.

Roman kahramanlarının yaşamı diplerde gibi gözükse de yazarın dili, anlatımı, mizahı çok iyi. Kendi yaşamını gerçekçi ve mizahi anlatmış. Kahramanlar hep hayalleri olan insanlar, yazar da sonunda hayaline kavuşup roman yazmaya başlıyor.

Kitabın içeriği herkese göre değil. Argo açısından. Ancak, yeraltını samimiyetle anlatıyor. Yazar, bu hayatı övmüyor da yermiyor da. Kültürümüze uzak olsa da, bu yaşantıları tanımak için iyi bir örnek.

Not:3/4


Ağla Sevgili Yurdum

Alan Paton

Can Yayınları

Edebiyat tarihinin en iyilerinden.

Birçoğumuz belki okulda İngilizcesini okuduk. İngilizce derslerinde okutulan, ödevler verilen, özetleri çıkartılan romanlardan.

İngilizcesi de iyi, çevirisi de. Bir de Alfa Yayınlarından Mehmet Harmancı çevirisi var, o da ülkemizin en iyi çevirmenlerinden. Roman ilk olarak, Bilgi Yayınevi’nden çıkmıştı. Roman çok etkileyici ve ayrıca unutulmaz cümlelerle dolu. Yani, altı çizilecek çok yer var.

Yumruk gibi romanlardan. Ağla, Sevgili Yurdum, yani Güney Afrika’da zor yaşam. Beyazlar, zenciler, zencilere yapılan haksızlıklar. Zenci beyaz çatışmaları. Roman aynı zamanda bir yol ve arayış hikayesi. Kız kardeşini arayan bir adamın başına gelenler. İç burkucu.

Irkçılığı tüm açıklığıyla anlatan, kaçırılmayacak bir eser.

Not:4/4

12 Aralık 2018 Çarşamba

Yazarlar ve Edebiyatçılar



Yazarlar ve edebiyatçı yazarlar birbirinden farklı iki grup yazar türü.

Hepsi yazar tabii. Ama farklı yazıyorlar. Edebiyatçı yazarlar, sanatın bir dalı olarak edebiyatın dilini kullanan yazarlar. Haliyle, bu yazarlar daha az okunurlar. Kolay okumalar olmadığı için. Ancak, edebiyat diline alışan okurlar için edebiyat, yaşamı ve insanı anlamada ve anlamlandırmada ve okuma tutkusu, mutluluğu açısından daha heyecan verici olabiliyor. Tolstoy, Balzac, Dostoyevski, Kafka, Oğuz Atay, Reşat Nuri, Hüseyin Rahmi , Cahit Zarifoğlu gibi.

Bir de yazarlar var. Daha kolay okunan kitaplar yazarlar. Zorlayıcı bir dilleri yoktur. Polisiye, bilimkurgu, gerilim, fantastik konularda da yazabilirler, psikiyatri, gündem gibi konularda da. Bu yazarların dili daha anlaşılır veya düzdür. Yani, daha çok sayıda okura seslenirler, çünkü dilleri daha popülerdir. Ayşe Kulin, Canan Tan örneğin, çok iyi yazardırlar ama edebiyatçı değildirler.

Türler birbirine karışabiliyor da. Örneğin, Poe, Lovecraft gibi yazarlar, korku, gerilim yazsa da edebiyatçıdırlar aynı zamanda. Tolkien, Narnia’yı yazan Lewis gibi. Stephen King, Tess Gerritsen, belki iyi bir edebiyatçı da olabilecekken, popüler yazarlığı seçenlerden. Ahmet Ümit de iyi bir edebiyatçı olarak polisiye türünü seçenlerden.

Kristin Hannah mükemmel bir yazar ancak edebiyatçı değil. Alice Munro ise edebiyatçı. Romanları, öyküleri okurken, çok okuyan bir okur, popüler yazar ile edebiyatçı yazarı ayırabiliyor. Dil hemen fark ediliyor.

Edebiyatçı yazarlar, Sait Faik, Orhan Veli gibi, geleceğe kalan yazarlar oluyor. Kalıcı olanlardan. Popüler yazarlar ise genelde o dönem içinde çok sevilip, okunup, geleceğe kalmayanlar oluyor.

11 Aralık 2018 Salı

Defterlerden 5



Daha önce hiç maç izlemeye gitmedim. Rüyamda statta maç izlemeye gidiyoruz. Seyirciler üçe bölünmüş oturuyorlar. Fener taraftarları, Trabzon taraftarları, bir de tarafsızlar var. Biz tarafsızlarda oturuyoruz. En aşağı sıralarda. Seyircileri sahadan ayıran tel örgüyü kağıtla kaplamışlar. Benim boyum kısa olduğundan hiçbir şey görmüyorum. Yukarı çıkalım dedim. Yukarıya çıktım ama tam o sırada kavga çıktı. Fenerli taraftarlar saldırıyor. Bir baktım Trabzonluların arasındayız. Amanın dayak yiyeceğiz. Fenerliler üstümüze geldi. Durun dedim biz tarafsızız. O zaman burada ne işiniz var dediler. Nasıl kaçtık bilmiyorum, en son kaçıyorduk, uyandım.

Kayıp Balık Nemo’nun devamı Dory’yi Bulmak ne tatlı film ya. Dory, yarım kafa, her şeyi hemen unutuyor. Lepistes hafızası işte. Annemlerle her yıl bir iki günlüğüne termal otele gidiyoruz. Akrabalarla. Kızlar kadınlar. Keyifli oluyor. Su çok sıcak ama giremiyorum ben. Nefes alamıyorum. Geceleri tabu oynuyoruz. Otellerden insanlar perde bile çalıyormuş, yatak odası takımına uysun diye.

Babaannemlere gittiğimizde mutfağa gittim. Tencerede ayaklar vardı. Babaanne dedim, hayvan mı yiyicez, ayak mı yicez. Kelle paça kavurma yapıyormuş. Yiyemem ki ben. Babaannem, çöpleri atmaya gönderdi, fare gördüm ve atamadan geri döndüm. Zaten bir de sadece tatlı severim. Acı ekşi tuzlu sevmem. Acı yiyince hemen gözlerim yaşarır burnum akar. Ama bazen kahvaltıda azıcık da olsa çemen yiyorum. Biber salçası, zeytinyağı, tuz, ceviz içi, kimyon, sarımsak ile yapılıyormuş. Annem biber kavurma da yapar, onu da yiyebiliyorum. Derlermiş ya, kahvaltıyı kendine, öğlen yemeğini sevdiğine, akşam yemeğini düşmanına hazırla. Pastiç de severim bir de. Bir de saçlarıma peri tozu yapmayı ama o yenmiyor tabi.

Babam bazen bize der ki, hadi tatile gidelim, coşkuyla tatil yapalım. Sürpriz yapar yani ama aslında önceden planlar, valizleri hazırlar. Çocukluğunu da anlatır. İlk kar ile kar pekmezi yerlermiş. Süzgeçle kuş avlarlarmış ağaçlardan.

Sare, Mavi ve ben komik bir şey yaptık bugün. Metroya bindik, müzik açtık telden, Erik Dalı, sonra oynamaya başladık. Herkes çok güldü, birkaç kız ve teyze de kalktı, bizimle dans etti. Bir iki durak, sonra indik zaten.

Sevgili defterciğim, bir varmış bir yokmuş, uzaklarda bir prenses varmış, bir kulede hapismiş, kurtulmayı beklermiş, çözüm bulamazmış, halkın kulağına gitmiş, oradan geçen bir prens bunu duymuş, eğitimli faresi ile birlikte karar vermiş prensesi kurtarmaya. Az gitmiş uz gitmiş, kuleye varmış, kulenin kapısında delik varmış, faresini delikten içeri sokmuş, fare kulenin anahtarını prense getirmiş, prens içeri girmiş, kule muhafızlarını alt etmiş, prensesin kapısına gelmiş, anahtarla açmış kapıyı ve kurtarmış. Anahtar her kapıya uyuyormuş. Defterciğim, sevdin mi öykümü, senin için yazdım. Şimdi uykum geldi. İyi geceler.

8 Aralık 2018 Cumartesi

Sweetbitter/F World



Sweetbitter

İlk sezonu bitirdi, yeni sezonu yeni yılda. Şirin bir gençlik dizisi. Bir restoranda geçiyor. Tess adlı bir genç kız, çalışmak için New York’a gidiyor. Bir restoranda iş buluyor. Deneyimi de yok. İşi öğrenmek ve para kazanmak amacında. Onun başına gelenleri izliyoruz. İyi olaylar, kötüler, her şey başına geliyor restoranda. İş arkadaşları ile ilişkileri. Sakin, yumuşak, hoş, estetik, zarif dizi. Tess rolündeki kızı da birçok filmden biliyoruz. Restoran içini izlemek de keyifli. Yemekler de hayat da acı ve tatlı olabiliyor.




The End of the F…ing World

Görüntüler, müzik iyi. Bir asi ergen dizisi. Komik ve eğlenceli de konusu dram olsa da. Bir ergen oğlan, biraz dengesiz, kız ise estirik. Bu ikisi, kızın gerçek babasını bulmak için yollara düşerler. Tuhaf ikilidirler. Topluma uyamayanlar. Yollarda başlarına bir dolu şey gelir. Hüzünlü ve komik. Gittikçe yasa dışı olurlar. Bonnie and Clyde gibi. İkinci sezonun da geleceği söyleniyor. Ancak dizi öyle bir bitti ki, ikinci sezon da ne olabilir ki acaba? Asi gençlik ve yol dizilerini sevenlere. Çocuklar arıza olsa da dizi zarif.

Kinyas ve Kayra/Zargana



Kinyas ve Kayra

Hakan Günday

Doğan Kitap

Hakan Günday, günümüzün sevilen yazarlarından. Yer altı edebiyatını sevenlerin gözdelerinden. Kinyas ve Kayra, ilk romanlarından. Belki de en çok sevilen ve okunan romanı.

Biraz depresif bir roman diyebiliriz. Ya da sert, kasvetli, karamsar. Belki de ülkemizde neşeli romanlar yazmak da zordur. Yazarın dili çok güçlü. Yani, sözcükleri. Bu yönden bir sözcük büyücüsü gibi. Kahramanları da anti kahraman ya da ayrıksı veya kaybeden de diyebiliriz. Romandaki olaylar, düşünceler, kahramanlar ilginç ve konu da sürükleyici.

Kinyas ve Kayra iki arkadaş, ikisi de umutsuz, ikisi de dünyadan uzak, ikisini de anlamak zor. Ancak birbirlerini anlayabilirler. Konuşmadan da anlaşabiliyorlar. İkisi de intihara yakın. Yaşamak için nedenleri yok. Hayatlarını anlatan bir roman yazmayı düşünüyorlar.

Bu iki arkadaşın hayatını okuyoruz. Kitap üç bölüm. Bir bölümde ikisinin yaşamı, diğer ikisinde de iki karakterin hayat seçimlerini izliyoruz. İkisinin yaşantısı da ilginç ancak kendileri daha ilginç. Yazarın anlatımı da ilginç.

İnsanı üzüyor da kahramanlar ayrıca. Öylesine umutsuzlar ki.

Not:3/4




Zargana

Hakan Günday

Doğan Kitap

Zargana da Kinyas ve Kayra tarzı diyebiliriz. Yine umutsuz, çaresiz, sürüklenen karakterler. Depresif, sert, karamsar bir dil ve anlatım. Yine yer altı karakterleri, kaybedenler. Etkileyici bir dil ve vurucu sözcükler.

Zargana adlı karakter zorlu bir çocukluk geçiriyor, bakımevinde ve daha sonra sokaklarda. Acımasız ve yoksul bir hayat. Büyüyünce, birkaç kişi buluyor ve onlara kendi hayat hikayesini oynatıyor. Her birine rol veriyor ve onlar Zargana’nın hayatını oynuyor. Gündelik yaşamda o imiş gibi rol yapıyorlar veya onun arkadaşlarınin yerlerine geçiyorlar.

Buluş ilginç, dil, sözcükler, anlatım iyi. Olaylar sokak yaşamı, yer altı yaşamı. Yine ilginç bir roman, etkileyen. Ancak yine çok mutsuz bir kitap. Kötümser.

Not:3/4

4 Aralık 2018 Salı

Defterlerden 4



Üst katta Havva abla var. Turizm okuyor, oniki ülke gezmiş. Ne güzel okullar var öyle ya. Ben Müslüm’ü seyredeyim, profiterol yiyim, çok domestikim herhalde. Kabin görevlisi olayım. Hep uçarım. Hiç konmam o zaman. Sevgili defterim, telefonumun şarjı bitiyor, şarja takayım, seninle sonra konuşuruz. Ben yokken bunalıma girme tamam mı. Yalnız değilsin artık, ben varım. Biliyorum, ince ruhlusun, sayfaların ince, ben de kalın uçla yazıyorum. Komiğim değil mi, o yüzden seviyorsun beni değil mi, defterciğim, Nalan.

Rüyamda annem babam benden nefret ettiklerini söylediler. Ne biçim rüya yaaa. Ama zaten rüyaların tersi olur hep, neyse ki. Bazen rüyalarım kopuk oluyor, internet gibi, neyse ki donmuyor rüyalarım. Evde yapılan çay ne güzel oluyor yaa. Hele puding günleri. Kahve falında mezun olacağım çıktı. Herhalde yani. T harfli biri bana hediye alacakmış. Yılbaşında veya yaşgününde artık. Sedef çiçeğinin hikayesini okudum nette, ne güzelmiş.

İnsanın evi, ailesi ne güzel. İnsanın ev diyebileceği bir yerinin olması ne güzel. Düşündüm de daha güçlü bir insan olabilirim. En ufak başarısızlık ihtimali beni panik atak geçiriyormuşum gibi hissettirirdi ama artık daha sakin olabiliyorum. Büyükçekmece’de akrabalarım var. Sordum neden ismi öyle diye, burada çekmece üretiliyor dediler, sanki beni kandırdılar gibi geliyor bana. Kabataş Lisesi’nin önünden geçmiştik, Hayat Bilgisi dizisinin geçtiği yer. Her yer inşaat oldu İstanbul’da ama.

Bizim bir kuş var, evin tavanını yiyor, hiperaktif, duvarları da yiyor. Bilmece bildirmece resim yapar gündüz gece. Bildin mi defterciğim. Ayna. Rüyamda balıktım, akvaryumda, dışarı çıkmaya çalışıyordum, boğulacaktım. Balık boğulur mu ki? Martılar havada bir an durup ters dönüp suya düşüyorlar, dalıyorlar suya, ıslanmadan çıkıyorlar sanki ama.

Telefonum bazen yanlışlıkla yardım mesajı gönderiyor. Hemen arıyor arkadaşlar, bir şey mi oldu diye. Telefonda cloud diye bir şey var ya, galeride sildiğim fotoları çöp kutusu varmış orada biriktirmiş ama silmeme izin vermiyor, ağ hatası diyor, telefonun hafızası doluyor, çöptekileri yok edemiyorum. Çöp kutusu telefonun kendisinde mi yoksa internet üzerinde mi ki. Bazı insanlar penguen gibi yürüyorlar. Keman çalanlara kemankeş demiyorlar, ok atanlara diyorlarmış.

Annem babam bazen biz anlamayalım diye kuş dili konuşuyorlar. Bir de parlı konuşma var defterciğim. Her hecenin arasına par diyorsun. Pardefparter. Kendini paralıyor insan böyle konuşurken. Hızlı konuşunca anlamak zor oluyor. Defterciğim, minik karınca gibi yazıyorum sana. Hızlı yazdığım için. Dua et bana defterim, derslerimde sınavlarımda çok zeki olayım, hı? Köpekler patenle gezenleri sevmiyorlar. Tekerlekleri sevmiyorlar.

3 Aralık 2018 Pazartesi

Üç Rüyalı Gece 2



“Bahçelik bir yer. Hava gri renkli ve soğuk. Birkaç ev ve bahçeleri birbirine komşu. Sonbahar, yerlerde kahverengi yapraklar. Çok yağmur yağıyordu. Toprak çamur olmuş. Bir evin önüne geldim. Bahçe biraz yüksek. Toprak akıyordu. Düzeltilmesi lazım. Toprak kayacak. Gidecek bahçeler evler. Bir dede gördüm. Gel düzeltelim dedim. İkimiz yapamayız dedi. Komşulara söyledik. Umursamadılar. Toprak akmaya başladı, önce küçük parçalar, sonra büyük ve daha sonra da evler. Ahşap evler çatırdadı. Evlerin birinde altın günü yapan kadınlar vardı. Birkaç tanesi kaçtı. Birkaçı içeride kaldı. Annem de içerideydi, eve koştum, annemi çıkardım dışarıya. Bir yandan da bu bir kabus olmalı, gerçek olamaz diyordum.”

*******

“Evimiz iki katlı. Merdivenlerde gördüm onu. Sonra, eve girdi. Babamın silahını buldu hırsız. Silahı bana çevirdi. Konuşup durdurmaya çalıştım. Ama ateş etti, burnumdan vurdu beni, yere düştüm, sonra annem babamı kardeşimi de vurdu. Sonra olay başa döndü tekrar. Yine merdivende gördüm onu. Bu kez bağırdım, hırsızın silahı var dedim. Kapıyı açmayın. Ama adam açtı kapıyı. Hepimizi vurdu yine. Sonra olay yine başa döndü. Merdivenlerde gördüm adamı. Hemen polisi aradım ev telinden. Babam da akrabalarını aradı. Ama bu kez adamı tanımıştım. Komşunun oğluydu. Hemen annesini aradı annem. Oğlun bizi öldürecek dedi. Adam girdi, buldu silahı yine ve beni vurdu ama annemleri vuramadan polis geldi. Ben de bunları görüyorum, o zaman ölmemiş olmam lazım, kurşun sıyırdı gitti herhalde diye düşünüyordum.”

*******

“Savaş sonrası dönem. İnsanlar hala saklanarak yaşıyorlar. Yağmur sonrası bir gün. Bir dükkana girdim. Uzun zamandır sahipsizdi. İçinde her türlü eşya vardı. Tamirat eşyaları, tabak tencere, puf yastık, kuştüyü. İçerisi biraz tozlu ve dağınıktı. Örümcek ağları ve gri tozlar. Harry Potter’daki Ollivander’in asa dükkanı veya ihtiyaç odası gibi her şey üst üste istiflenmiş gibiydi ama aynı zamanda her şey olması gereken yerde gibi. Eşyalara bakınca kime ait olduğu anlaşılıyordu, eşyalar kime ait olduklarını biliyorlardı. O yüzden satıcı gerekmiyordu. Sana ait olan şeyi alabiliyorsun. Fincan takımlarına baktım. Toz pembe, bebek mavisi ve altın sarısı üç fincan vardı. Sonra boyaları gördüm. Rafta, daha önce hiç var olmayan boyalar diyordu. Kağıtlar da vardı. Boyaları aldım, renkli kalemler de vardı, oturdum yere, boyaları kalemleri kağıtta gezdirince bir de baktım çizgiler kalınlaşıyor sanki kendiliğinden püskürerek çoğalıyordu. Bir sürü çizgi çizdim, mürekkep damlamış gibi şekiller oluşuyordu. Boya sihirliydi, kendi istediği şekli oluşturuyordu. Önce bir deniz ve kadın resmi çıktı ortaya. Rüyalarda yazılar okunmaz zaten. Koku da alınmaz.Kağıdı kaldırdım ve bütün şekiller yere döküldü.”

2 Aralık 2018 Pazar

İnsan Nasıl İnsan Oldu




M. İlin/E. Segal

Say Yayınları

İnsanın tarihini anlatan bir başyapıt. Her kütüphanenin demirbaşlarından. Ülkemizde de çok sayıda baskı yapan ve sevilen kitaplardan.

Bir tarih kitabı olmasına rağmen tarih, sosyoloji, felsefe, arkeoloji, antropoloji de olan ve insanın evrimini anlatan ancak bilimsel olmasına rağmen bilimsel bir dili olmayan, bir masal, bir roman gibi okunan, sürükleyici bir kitap.

İnsanı ilkel çağlardan alıyor, ortaçağ, medeniyetler, savaşlar, bugüne dek, yirminci yüzyıla dek getiriyor. Yazarlar, Sovyet Bilim Akademisinden, bu nedenle Rusya tarihine de geniş yer veriliyor.

İnsanın ne acılardan bugüne geldiğini görüyoruz. Bir anlamda acılar insanı insan yapıyor. Kötülükler yanında uygarlığı ileri getiren insanlar da yer alıyor kitapta. Tarih içindeki gündelik yaşam da anlatılıyor.

Yazarlar, insan olmanın bir süreç olduğunu, bu kitaptan sonra da devam edeceğini söylüyor, doğal olarak. İnsan haliyle insan oluyor ama ne bedellerle. İleriye giderken bir yandan da savaşlar, ölümler devam ediyor. Biyolojik olarak insan olsak da ne zaman erdemli, doğru olacak bu insan belli değil. Yani insan oluyor ama henüz daha adam olamıyor bu insanoğlu.

Not:4/4