Instagram
Story’lerde birisinin bir yakınımız için acil kana ihtiyaç var diye notunu
okuyunca kafamda şimşek çaktı, yıldırım düştü, yıldırıma en son birkaç yüzyıl
önce yakından şahit olmuştum, Bay Rochester, Thornfield şatosunun bahçesinde
Jane Eyre’den sonsuza kadar sevgi sözü alırken yıldırım düşmüştü kestane
ağacına ve ikiye ayrılmıştı, ağaç tabii, o zamanlar şatoya davetliler
geldiğinde kiralanıp getirilen hizmetçilerdendim, camdan izlemiştim bu dramı.
Rochester’in deli karısı Bertha da kulede zincirli olduğu odanın penceresinden
bakıyordu. Ah mazi, yüzyıllar da su gibi akıp gidiyor.
Kanın lazım
olduğu Şişli Etfal’a koştum hemen, fırsat ayağıma gelmişti, koştum diyorum,
çünkü uçmak göze batabiliyor, normal kalabalık olsa göze batmayabilirim de tam
kapanma günlerinde yollarda fazla insan yokken uçarsam fark edilirim, üstelik
pandemi dönemi, herkes uzaylı zombi beklentisinde artık, virüsler geldi,
alyenler kaldı bir gelmedik, yani şimdi bilseler ne zamandır aralarında yaşayan
bir vampir var, dikkat çekmenin zamanı değil. Bu pandemi de bana iyi gelmedi.
Bir kere, sokaktaki insanlar azaldı, işler kesat, virüs de var, yani virüslü
kan içmeyi hangi vampir ister ki? Evlerde yaşlı teyzeler amcalar var, onların
kanı öksürtüyor, eh gençler işyerlerinde, dikkat çekmeden gidip ısırmak zor, en
tatlı kanı olan çocuklar da evde, onları ısırmak için önce annelerini,
halalarını filan ısırmak lazım. O kadar kişiyi de ısıramam yani, diyetteyim.
Etfal’e
gittim, hemşire kılığında, acilden girdim, genç bir oğlan gördüm, yatıyor,
elini duvara vurmuş, sevgilisi onu üzünce kıza vuracağına duvara vurmuş,
sevgilisi de acile getirmiş, ortalık kalabalık. Sonra Covid aşısı kuyruğu
gördüm, ya dedim ne komik olur, acaba ben de aşı mı olsam, aşı sıram çoktan
geldi nasıl olsa en az bin yaşındayım, Romen Diyojen’in diyetisyeni olduğumu
hatırlıyorum, o zaman ona demiştim, Malazgirt köftesi iyi gelmez sana.
Acil kan
aranıyor ilanı işime yaramadı, kana ihtiyacı olan da kan verenler de bayat kana
sahiptiler, aman aman son kullanma tarihi geçen gıdalar gibi, midem bozulmasın,
olmadı, kana bağımlı olmak da zor, yani uzun yaşamak cazip geliyor insana şey
vampire ama bunun için de hep kan bulmak gerekiyor, buzluğa kan atmalı, önce
kan bulmalı tabii, şöyle kanlı canlı insanlar, kırmızı kırmızı, domates renkli,
karpuz gibi büyük ve sulu kanlı, İran karpuzu gibi insanlar, ısır ısır bitmez,
bir de sivrisinekler var bizim sektörde, neyse ki onları pek göremiyorum,
minikler onlar. Ya bu kan işi zorluyor beni. Bazen diyorum çekip gideyim bu
diyardan, belki bol kanlı gezegenler vardır, su yerine kan akıyordur
musluklardan. Vampir hayali.
Kan bankası
kartım da var, kan kredisi, MasterKan, Kankart almadım çünkü isminde kart var,
KanTaze olsun, ne o konserve kan gibi, onların içinde kimyasallar vardır,
MasterKan iyi, lazım oluyor bazen. ATM’ler var, ortak ATM, yani insanlar da
kuyruğa giriyor, gece iyi oluyor, geç saatte paraya ihtiyacı olan birileri ATM’ye
gelince bir ısırıkla iki insan vuruyor gibi oluyor, hem para çekeni ısırıyorum,
hem de ATM musluğundan kan geliyor. Neyse ki kan tutmuyor, yani kan tutan
vampir olmak şanssızlık olmalı. Kan bankası kanları iyi oluyor, bunları nasıl
topluyorlar bilmiyorum. Ama hep tazeler. Kızılay Kan Bağışı taşıtları var,
onlar da iyi zaten, çok susayınca giriyorum gece içlerine, oh valla ziyafet
gibi, Halil İbrahim sofrası oluyor, hehe, bak bu içtiğim Halil’in kanı bu da
İbrahim’in olmalı.
Sürekli
farklı insanlardan kan içen bir vampirin kan grubu ne olabilir ki? Bence
insanlık çocukluk aşısı bulsun, herkes aşı olsun, çocuk kalsın, ben de çocuk
kanı içeyim ki hep genç kalayım. Yaşasın insanların içindeki çocuklar, bulun o
çocuğu, getirin bana!