20 Şubat 2019 Çarşamba

Limon Gemisi



Üç kız, üçü de aynı avluya bakan evlerde yaşıyorlar. Evler saray gibi. Kızlar buluştu. Sonbahar. Yapraklar dökülmüş. Yerler ıslak. Gökyüzü açık, birkaç bulut var. Kızlar koşmaya başladı. Şarkı söylüyorlardı.

Şarkıları unutmayayım diye düşündüm, uyanınca yutupta bulurum dedim, rüya gördüğümü anlamıştım. Kızlar bir kütüphaneye geldiler. Çok basamaklı idi girişi. Sanki kütüphane değil de tapınak. Ben de basamakların başında gelenleri karşılıyorum. Kütüphaneye diş tedavisi için gelmiştim. Ama dişçim erken çıkmış, yetişememiştim. Kütüphaneyi tanıtayım bari dedim.

Basamakların başına Kazım Koyuncu geldi. Birlikte fotoğraf çektirdik. Giderken dedi ki, her şey daha yeni başlıyor. Gerçekten de başladı. Üç kız ve ben uçan gemiye bindik. Yelkenli gemi. Aşağıya baktım. Her yerde buz var. Buzun altına kapatılmış bir canavar birden ortaya çıktı. Gemi gidiyordu. Aşağıda buzun kırık yerleri parlıyor.

Yaratığa ulaştık. Göklere kadar boyu vardı. Viking gibiydi. Elinde çift ağızlı bir balta vardı. Baltayı tüm gücüyle yere vurdu, buz kütlesi çatlayıp ikiye ayrıldı. Çok derindi, çatlak sanki bir kanyon gibiydi. Baltasını bir daha yere vurmadan onu durdurmamız lazımdı. Ah Kazım Koyuncu, başımıza ne dert açtın sen?

Buz parçaları, karlar dağılıyordu çevreye, üzerimize. Buz ne güzel kokuyordu. Temiz ve ferahtı. Uçan gemimizde bir sürü limon vardı. Birkaç tanesi ikiye kesilmişti, limon kokusu da vardı. Uykumda canım limonata çekmiş olmalı. Canavar da limon kokusunu almış olmalı. Bize baktı. Elini uzattı. Limon istiyordu. Ona birkaç limon attık ve uysallaştı. Gemide çok limon vardı nasıl olsa. Onu artık ele geçirmiştik.

19 Şubat 2019 Salı

Film Eleştirisi



Filmleri izleriz, keyif için, hoş zaman geçirmek için, meraktan, çeşitli nedenlerle. Severiz, sevmeyiz, beğeniriz, beğenmeyiz bir filmi. Zevklerimize, moralimize uygun olarak. O film bizim dünyamıza uygun düşer. Sevmek, beğenmek, kişisel bir görüştür. İyi deriz, kötü deriz. Normal izleyiciyiz işte. Eleştirmen değiliz. Eleştirmek daha farklı. Beğenilerimize göre eleştirebiliriz. Kötü deriz. Sevip sevmemek özgür irademize bağlı.

Filmleri bir de tarafsız gözle izleyebiliriz. Bu tarzda, kişisel beğenilerimiz, zevklerimiz, sevgimiz dışarıda kalır. Beğenmesek de iyi olabilir film, beğensek de kötü olabilir. Tarafsız göz demek, kişisel olarak yorum yapmak değil de sinemaya bir sanat olarak bakmak demek. Bunun için belki çok film izlemek, sinema kitapları, kuramları okumak, eleştiri türlerini okumak gerekiyor. Resim, edebiyat, müzik için de öyle.

Sinemanın bir dili var, anlatımı, kurgusu, öyküsü, yönetimi var. Yönetmenler, bu sinema dilini kullanmak durumunda. Bir yönetmen, kendi istedi diye sinema dili dışında bir film çeviremez. Ben yaptım oldu, diyemez. Elbette yapabilir, herkes özgür. Ama o yaptığı film olmaz, sinema olmaz, başka bir şey olur. Belgesel olabilir, tiyatro olabilir, bunlar ise sinema değil. Bir filmi izleriz, adı filmdir ama o aslında bir film değildir. Böyle örnek çok. Birçok film, film özelliğini taşımasa da film diyoruz.

Bir filmde bir dram olur, tiyatro dilindeki dram, bizim dediğimiz dram değil. Sağlam kurgulu bir dram olur. Bir öyküyü dram kuralları ile anlatır sinemacı. Bu nedenle, tiyatro eğitimi olan yönetmenler daha sağlam film çeker. Ama bu yönetmen sinema değil de tiyatro çekerse, tiyatro gibi film çekerse bu yine film olmaz. Ya da belgesel çekerse yine film olmaz. Çünkü, sinema kurgudur, belgesel değil.

Aynı şekilde, tiyatro eğitimi olan oyuncular daha iyi oynar. Çünkü, dram bilirler. Yani, örneğin, bir oyuncu filmde ağlayacaksa bu gerçekten de bir ağlama olmalıdır. Ayrıca, oyuncu filmde kendini oynayamaz, o rolü oynamalıdır. Bizler, onu izlerken, o oyuncuyu tamamen unutup da canlandırdığı role kaptırırsak, o oyuncu iyi oynamış demektir. Aynı şekilde, bir yönetmen de filmde kendini unutturmalıdır. İyi yönetmen budur. Filmi onun çektiğini unuturuz.

Bu yüzden iyi oyuncular, kötü oyuncular var. İyi oyuncu, kendini unutturur, kötü oyuncu kendini oynar. Bir de gerçek yıldızlar var. Onlar da, hem rolünü iyi oynar ama aynı zamanda kendisidir de. Bunlar en iyi oyuncular.

Yani, bir kişisel görüş bir de sanatsal bakış var. Bir de üçüncü bir bakış var ki o da filmin doğru olması. Doğru mesaj vermesi. Zararlı olmaması. Bu da esnek. Çünkü, neye göre doğru. Kime göre. Bu da zor. Hangi görüşe göre doğru. 

Örneğin,Tarantino filmleri. Tarantino, iyi yönetmen. Ama filmleri doğru değil. Çünkü, şiddeti şiirselleştiriyor. Filmlerini sevebiliriz, hayran olabiliriz. Ama filmleri doğru olmayabilir. David Lynch, Lars Von Trier de öyle. Çarpıcı filmleri var, karmaşık. Ama bu filmlerin iyi veya doğru olduğunu göstermiyor.

18 Şubat 2019 Pazartesi

Defterlerden 4



Ayy sevgili defterciğim, seni bu yıl için almıştım ya, yenisin ya, unutmuşum, bugün anneme söyledim, senin için hayırlı olsun böreği yaptırdım.

Biliyor musun, küçükken karınca ve çekirge beslerdim, sonra da korkmaya başladım onlardan. Bak Kore dizilerinden neler öğrendim. Çalmotesso, kençana, algesimnidaa, arasso, kre, krezo. Kree. Palli palli. Hızlı çabuk demek.

Ay annem bir yere giderken, güne, misafirliğe veya bir etkinliğe, hep şikayet ediyor, gitmem diyor, istemiyorum, diyor. Gidince de en çok o eğleniyor, kalkmak gelmek bilmiyor.

Ben minikken hep kendi kendime oynardım. Legolarla. Ama bir yerlere giderken çok soru sorardım yolda. Her şeyi merak ederdim. Annem de bana sen büyüyünce savcı olacaksın derdi. Annem babamla çok sinemaya giderdik. En çok da çizgi filmlere. Ben daha ilk girişte başlardım, gazoz istiyorum diye. Babam, arayı bekle derdi. Ben de babama hep, bak baba, gazoz demiycem derdim. Ara verilinceye dek.

Geçen akşam, birden elektrikler kesildi. Net gitti. Meğerse yönetici bir şeyler yapmak için elektriği kapatmış. Bize haber vermeden yapılır mı yaa.

Annem diyor ki, sebze meyve artık çok pahalı. Biz tavuk balık et yiyelim sadece. Anne dedim, benim buna tepkim, umursamıyorum, ben daha küçüğüm, siz düşünün, onu da mı ben düşüneceğim yani.

Annemle yolda yürürken, sokağın köşesinde bir araba gördük, sinyal vermeden döndü, baktım aa dayım, dayı dedim çok ayıp çok. Telefonda iş konuşuyormuş, ondan unutmuş sinyal vermeyi.

17 Şubat 2019 Pazar

Sky Castle ve Romance is a Bonus Book



Sky Castle

Yirmi bölüm ve her bölüm birer saat. Biraz eğlenceli, biraz dram, biraz komik, biraz eleştirel bir dizi. Sky Castle adında bir sitede oturan hali vakti yerinde aileler. Kadınlar çok hırslı. En büyük hırsları da çocukları. Çocukların okullarda başarılı olmaları için yapmayacakları şey yok.

Biraz bizim Ufak Tefek Cinayetler havasında. Sitede yaşayan ve birbirini tanıyan, arkadaş olan aileler. Ama hırslı kadınlar yüzünden birbirlerine rakipler de. Erkekler de hırslı olsa da kadınlar felaket. Çocuklar da ailelerini mutlu etmek için hep başarılı olmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Aileleri onların çok iyi üniversitelerde okumalarını istiyorlar. Çocuklar da zavallı.

Dizi biraz sakin normal giderken tansiyon yükseliyor, bir yığın olay, düzen başlıyor. Kadınlar savaşırken erkeklerin de sırları var. Karakterleri bir sevip bir kızıyorsunuz. Çocuklar da bazen anneleri gibi oluyor. Bol entrika, gizem, savaş.

Zengin ailelerin iç dünyaları, eğitim sistemi, başarı hırsı, yarışan anneler. İlgiyle, merakla izleniyor. Bitmek üzere. Alışık olduğumuz Kore dizilerinden değil. Bizimkiler bu dizinin yerlisini çekebilirler. Çok uygun.




Romance is a Bonus Book

Korelilerin yaptığı en hoş türden bir dizi, romantik komedi. Çok yakışıyor gerçekten de, sevimli, şirin, komik ve gerçekten de romantikler, dizilerde, yani romantikmiş gibi davranmıyorlar, hissediliyor romantizmleri ve komedide de zaten çok iyiler.

Bir yayın şirketi, çalışanlar arası ilişkiler. Başrolde Lee Jong Suk, bir yazar, editör, işinde parlak, kendisi tatlı, yumuşak. Lee Na Young ise baş kızımız. Metin yazarı. Başarılı ama işsiz, iyi zamanlarında değil. Yayın şirketine girer. İkili arasında aşk başlar. Dizi bizim Erkenci Kuş havasında. Devam eden dizilerden. Bu türü sevenlerin favorileri arasına girer.

(Koreli erkek oyunculardan ilk üçüm: Lee Jong Suk, Park Seo Joon, Ji Chang Wook)

16 Şubat 2019 Cumartesi

Garcia'ya Mektup ve Bülbülü Öldürmek



Garcia’ya Mektup

Elbert Hubbard

Kafekültür Yayıncılık

Garcia’ya Mektup, bütün dünyada özellikle iş dünyasında iyi tanınan bir öykü. Bütün iş adamları, yöneticiler, Garcia’ya mektubu hiçbir soru sormadan götürecek eleman isterler. Birini çağırırsın, ona bunu Garcia’ya götür dersin, o sana hiçbir soru sormaz, Garcia kim demez, nerede demez, peki der ve götürür.

Amerika’da İncil’den sonra en çok basılan eser. Dünyanın birçok yerinde kurum elemanlarına dağıtılan bir el kitabı. Yaklaşık 120 yıl önce yazılan bu kısa öykü her daim popüler. Kitapta benzer birkaç öykü daha var.

Not:3/4



Bülbülü Öldürmek

Harper Lee

Sel Yayıncılık

Dünyada en çok okunan ikinci roman, ilki de İki Şehrin Hikayesi, İngilizce konuşulan ülkelerde elbette.

Öykü ve dil, Pal Sokağının Çocukları tadında ve duygusunda. Romandaki hayatı anlatan küçük bir kız, Scout. Annesi, babası, abisi Jem ve diğer yakınları ile yaşayan tatlı masum bir kız. Romanın dönemi, Amerika’da siyahların henüz benimsenmediği yıllar, 1960’lar, tutucu güneyi Amerika’nın.

Beyazlarla siyahlar birlikte yaşasa da siyahlar aşağı görülüyor. Bir beyaz kızın başına bela gelince doğal olarak bir siyah suçlanıyor. Mahkemede de siyahların bir değeri yok. Siyah adamı savunan avukatın kızı Scout. Onun şirin dilinden, bakış açısından bu ağır sosyal durumu izliyoruz.

İnsancıl, sevimli, kalbe işleyen roman.

Not:4/4

Blindspot ve The Sinner




Blindspot (Kör Nokta)

Dört yıldır devam eden, şimdi dördüncü sezonunu izlemekte olduğumuz suç dizisi. Dizi başladığı andan itibaren aksiyon hiç bitmedi. Her bölümde farklı bir terör. Şaşırtıcı, sürprizli, gizemli, gerilimli. Dizide bilenmeyen, çözülmeyen nokta çok. Kahramanların gerçek kimlikleri bile belli değil. FBI çevresinde dönen dizide casuslar, hainler, karşı casuslar, katiller, teröristler cirit atıyor.

Başrolde birçok filmden, diziden bildiğimiz Jaimie Alexander, kimliği bilinmeyen Jane Doe rolünde hayran olunacak kadar iyi. Hiç durmaksızın aksiyon ve bela peşinde. Hafızası silinmiş halde ve bedeninde çok sayıda dövme ile baygın halde sokakta bulunan Jane Doe’nun vücudundaki dövmelerin her biri bir suçun ve bir gizemin ipucu. O ve FBI dövmelerin peşine düşüyorlar ve başlarına gelmedik kalmıyor.

Soluksuz izlenen dizilerden. Jane Doe da izlediğimiz en iyi kahramanlardan.




The Sinner (Günahkar)

İkinci sezonunu yakınlarda bitiren dizinin üçüncü sezon tarihi henüz açıklanmadı, üçüncü sezon olacak mı o da belli değil, ancak iyi ve sevilen dizi olduğu için üçüncü sezonu gelecektir.

Her bir sezon farklı bir olayı inceliyor. Her ikisinde de sıradan bir insan, beklenmedik bir şekilde cinayet işliyor. İlk sezonda evli bir kadın, göl kenarında ailesiyle eğlenirken aniden saldırıp öldürüyor birini. Bu rolde Jessica Biel oynuyor. İkinci sezonda da ufak bir oğlan bir anda cinayet işliyor. İki olayda da kahramanlar bunu neden yaptığını bilmiyor.

Her iki olayın da peşine aynı detektif düşüyor. Bill Pullman. İki olay da gizemli, karanlık. Cinayetlerin nedenlerini araştırmak, katillerin geçmişlerini, davranış motiflerini bulmak kolay olmuyor.

15 Şubat 2019 Cuma

Film Seçkisi 4




Şeytanın Günlüğü

Ak-ui Yeon-Dage-gi

Baek Woon-hak, 2015, Güney Kore

Sağlam, düzgün, sürükleyici, şaşırtmacalı bir Kore polisiye gerilimi. Bir detektif yanlışlıkla bir taksi şoförünü öldürür. Cesedi gizler ama ortaya çıkar. Olayı örtbas etmeye çalışırken bir tuzağa düşer. Türü sevenler kaçırmasın. Not:4/4

Camdan Kalp

Fehmi Yaşar, 1990

Eski bir film yönetmeni, evlidir, evlerine gelen temizlikçi kadının durumuna üzülür. Kadın şiddet görür ve ayrıca eşi eve kuma getirmiştir. Yönetmen, kadına yardım etmek ister ancak çevre, toplum buna izin vermez. Yardım etmek isterken başına bela alır. Sinemamızın en iyilerinden. Not:4/4

Varennes Geceleri

La Nuit de Varennes

Ettora Scola, 1982, İtalya

Fransız devrimi zamanı, bir grup soylu, kraliyet ailesinden, at arabası ile Paris’ten Varennes şehrine kaçarlar. Kral Louis, Kraliçe Antoinette ve çevresi. Başka bir arabada da entelektüeller vardır. Casanova, Thomas Paine gibi tarihin ünlüleri. Film, onların bu kaçış sürecini anlatırken Fransız Devrimini de anlatır. Soylular, sıradan insanlar, devrim karmaşası. Tarihin en önemli dönemlerinden birinin kurgu anlatımı. Yoldaki konuşmalar, devrim tartışmaları. Dönem filmlerini sevenler için müthiş film. Not:4/4

Ölüm Pateni

Rollerball

Norman Jewison, 1975, İngiltere

Gelecekte hayat güçlü bir şirketin elindedir. İnsanlar ölüm pateni adlı bir oyunu oynamak durumundadır. Dünya şehirlerini temsil eden takımlar ölümüne oynarlar, hayatta kalabilmek için. Ancak, parlak bir oyuncu bu düzene başkaldırır. Özgür olmak ister. Halbuki hiç kimse özgür değildir. Distopik açıdan bir günümüz dünya eleştirisi. Özgün konu özgün film. Not:4/4

Kiracının Böylesi

L’etudiante et Monsieur Henri

Ivan Calberac, 2015, Fransa

Fransız sinemasının ustalarından Claude Brasseur başrolde. Yaşlı ve huysuz bir amca, karısı ölmüş, evli bir oğlu var. Evine bir kiracı alıyor. Genç bir kız. Hiç anlaşamıyorlar. Kız, amcanın huysuzluğunu umursamıyor. Amca, kızdan kiraya karşılık bir ricada bulunuyor. Hoş, sevimli, duygusal, keyifli bir komedi. Adanın Büyüsü ve Mr. Morgan’ın Son Aşkı türünden iddiasız ancak şirin filmlerden. Not:4/4

Kumarbazlar Kralı

The Cincinatti Kid

Norman Jewison, 1965, A.B.D.

Tarihin en iyi kumarbaz filmlerinden. Genç ve yeni bir poker oyuncusu yaşlı ve en büyük ustaya meydan okur. Film, poker maçı ve çevresinde döner. Konu, oyuncular, kusursuz film. Not:4/4

Vol-i

Wall-E

Andrew Stanton, 2008, A.B.D.

Gelmiş geçmiş en iyi animelerden. Dünya terk edilmiş, herkes uzaya gitmiş. Bir çöp toplayıcı robot geride bırakılmış, dünyayı temizlemesi için. Bir süre sonra dünyaya bir robot daha gönderilir. Eve. Havva yani. Vol-i ona aşık olur. Mükemmel ve tatlı anime. Not:4/4

Yenmek

Vincere

Marco Bellocchio, 2009, İtalya

Bol ödüllü film ödülleri hak ediyor. Destansı film İtalyan lider Mussolini’nin Birinci Dünya Savaşı sırasındaki aşklarını, evliliklerini anlatıyor. Büyük aşkı Ida’yı. Lideri hep destekleyen Ida’nın ondan bir çocuğu da oluyor. Daha sonra Mussolini bir başkasıyla da evleniyor. Film daha çok Ida üzerinde duruyor. Dönem filmlerini sevenler için çok iyi. Not:4/4

Tropikal Hastalık

Sud Pralad

Apichatpong Weerasethakul, 2004, Tayland

Yönetmen günümüzün en iyilerinden. Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor adlı filmiyle herkes hayran olmuştu ona. Masalsı, fantastik, büyülü bir filmdi. Bu filmi de öyle. Yine masalsı, fantastik, yine yarı gerçek. İki erkek yakın arkadaş oluyor ve birlikte ormanın derinliklerinde masalsı bir maceraya atılıyorlar. Bir halk masalından uyarlama. Ormanda kötülükler de var. Soyut fantastik ve şaşırtıcı. Ödüllü. Not:4/4

Yi Yi

Edward Yang, 2000, Tayvan

Tayvan’lı büyükustanın her filmi ödül alıyor. Büyük bir ailenin gündelik yaşamı. Hepimizin başına gelebilecek ailevi olaylar. Dar zamanlar, keyifli zamanlar, acılar, başarılar, ayrılıklar. Estetik sanat eseri filmde insanların yaşadıklarına üzülüyoruz, gülüyoruz. Görüntüler, olaylar, sohbetler. Kusursuz bir sinema örneği. Not:4/4

10 Şubat 2019 Pazar

Müzik Seçkisi 4



Pilli Bebek-Olsun
Pilli Bebek-Hilalin Şarkısı
Neslihan-Hiç Sevmedim
Laura Marling-What He Wrote
Göksel-Günün Birinde
Onur Can Özcan-Çilingir
Onur Can Özcan-Yalnızlığın Ezgisi
Onur Can Özcan-Yaramızda Kalsın
Onur Can Özcan- Kibrit
Onur Can Özcan-Dip
Neslihan-O Bilmiyor
Kıraç-Gidiyorum
Kenan Doğulu-Yosun
Sezen Aksu-Köz
Pilli bebek-Gündüz Yüzlü Kız
Pilli Bebek-Fotoğraf
Pilli Bebek-Anlıyorum
Pilli Bebek-Kızım
Birsen Tezer-Değirmenler
Dillon-Tip Tapping
The Strumbellas-Salvation
Ghazal Shakeri- Man O To
Laputa-Carrying You
Wojciech Kilar-Tredowata Walc
Gazapizm-Ölüler Dirilerden Çalacak
Alexandr Marshall/Valeria Kurnushkina-Katyusha
Billie Marten-Winter Song
Yeni Türkü-Akasya Kokulu Sabahlar
Laurie Anderson-O Superman
Lil Xan-Watch Me Fall

9 Şubat 2019 Cumartesi

Film Seçkisi 3




Gel ve Gör

Idi i Simotri

Elem Klimov, 1985, Rusya

Tüm zamanların en iyi ve çarpıcı savaş karşıtı filmlerinden. Belki de en iyisi. İkinci Dünya Savaşı. Naziler, Rusyayı işgal ediyor. Beyaz Rusya’da yaklaşık altıyüz köyü imha ediyor. Ruslar, partizan çeteleri oluşturuyor. Bir ergen oğlan, toprak altında bulduğu bir tüfekle partizanlara katılıyor. Bir oyun gibi, heyecanla katılıyor. Ama zaman içinde gördükleri nedeniyle bambaşka biri oluyor. Çok gerçekçi çekilmiş bir film. Sanki siz de oradasınız. Şok edici derecede iyi film. Yönetmen de bu filmden sonra bir daha film çekemiyor. Not:4/4

Kahve ve Sigara

Coffee and Cigarettes

Jim Jarmusch, 2003, A.B.D.

Kafelerde bir araya gelen insanların sohbetleri. Ortak nokta kahve ve sigara. Hep kahve ve sigara hakkında konuşuyorlar. Ve yan konular. Oyuncular kendilerini oynuyor. Komik, eğlenceli insanlık halleri. Not:4/4

İkinci Kattan Şarkılar

Songs from the Second Floor

Roy Andersson, 2000, İsveç

Arkadaşlık, aşk, yalanlar, hayatlar. İnsanın iyiliği, komikliği, kötülüğü, çaresizliği. Oynayanlar sıradan halk. Günlük hayatları. Ciddi film ancak çok komik. Şiir gibi ve değişik. Kısa parçalar halinde. Not:4/4

Yedinci Mühür

Seventh Seal

Ingmar Bergman, 1957, İsveç

Azrail, bir adamın hayatını almaya geliyor. Ölecek olan adam Azrail’e satranç oynamayı teklif ediyor. Azrail de bir süre sonra görevini anlatıyor. Bir insanın Tanrıyı arayışı üzerine film, hayat, ölüm sorgulaması. Yani din ve inançlar üzerine. Yönetmenden din ve felsefe filmi. Not:4/4

Damdaki Kemancı

Fiddler on the Roof

Norman Jewison, 1971, A.B.D.

Devrim öncesi Rusya’da yaşayan Yahudiler. Bir babanın evlenme çağında kızları vardır. Birilerini sever ve evlenmek isterler. Baba da bunu kabul etmekte zorlanır. Klasiklerden, müzikal ve eğlenceli. Not:4/4

Gecenin Sıcağında

In the Heat of the Night

Norman Jewison, 1967, A.B.D.

Amerika’nın tutucu güneyinde siyahlar sevilmez. Bir siyahi detektif, kuzeyden güneye bir cinayet davası için gelir. Polis de halk da onu küçümser. Detektif işini yaparken bir de ırkçılıkla uğraşmak zorunda kalır. Not:4/4

Yedi Kardeşe Yedi Gelin

Seven Brides for Seven Brothers

Stanley Donen, 1954, A.B.D.

En iyi ve eğlenceli müzikallerden biri. Dağlarda yaşayan yedi erkek kardeş evlenmek ister. Önce ağabey evlenir ama eve yenge gelince bütün kardeşler de evlenme hevesine düşer. Not:4/4

Dört Ay Üç Hafta İki Gün

4 Luni, 3 Saptamani si 2 Zile

Cristian Mungiu, 2007, Romanya

Berlin Duvarı yıkılma öncesi Romanya. Kürtaj yasak. Aynı evde yaşayan iki kız arkadaştan biri hamile kalır. Kürtaj yaptırmak ister ancak hem tehlikeli hem de yasaktır. Yine de bunun için her şeyi denerler. Sosyal bir konuda gerçeği doğru ve düz gösteren film çok başarılı. Kaçırılmaz. Not:4/4

Başkalarının Hayatı

Das Leben der Anderen

Florian Henckel von Donnersmarck, 2006, Almanya

Berlin Duvarı yıkılma öncesi Doğu Almanya’da insanlar izlenmektedir. Batı Almanya’ya kaçanlar yakalanmaktadır. Polis çok sıkı çalışır. Bir tiyatro yazarını izlemeye alırlar. Evini dinlerler. Sanatını düşünen adamı izleyen yetkili, uzun zaman onu dinleyip izleyince kötü biri olmadığını, rejime zararlı olmadığını düşünmeye başlar. Hatta, tam zıt düşüncede bile olsalar ona yardım etmek ister. Adamın hiçbir şeyden haberi yoktur. Unutulmayacak filmlerden. Baskı ve insanlık üzerine. Kaçırılmaz. Not:4/4

Moolaade

Ousmane Sembene, 2004, Burkina Faso

Senegalli yönetmenden şaşırtıcı film. Burkina Faso, Müslüman ülke. Birçok Afrika ülkesinde de olan bir gelenek devam ediyor. Kadınların sünneti. Bir köyde bu gelenekten kaçmak isteyen minik kızlar kaybolurlar, kendilerini öldürürler. Birkaç kız bir kadının yanına sığınır. Kadın sünneti engelleyen bir büyü yapar. Halk kadına karşı çıkar, kadın da halka. Sosyal bir konuda doğal, gerçekçi film. Bambaşka kültür, gelenekler, insanlar, canlı yaşam. Eğlenceli ve komik de. Kaçırılmaz. Not:4/4

8 Şubat 2019 Cuma

Suspicious Partner ve Hymn of Death




Suspicious Partner (Şüpheli Ortak)

Başrolde The Healer’da çok sevdiğimiz Ji Chan Wook var. Yine çok iyi. Bu kez bir hukuk dizisinde oynamış. Yarımşar saatlik kırk bölüm. Wook savcı rolünde. Yanında staj yapan bir kız cinayetten tutuklanır  ve savcı bir avukat gibi davranıp kızı hapisten kurtarır. Daha sonra ikisi cinayeti çözmeye çalışırlar, kız bu arada avukat olur, ikisi arasında çok da güzel bir aşk başlar. Katilin peşinde iken aşık olurlar birbirlerine. Katil kim dizilerinden.

Wook’u izlemeye doyum olmuyor. Romantik komediye çok yakışmış. Avukat kız Nam Ji Hyun da çok iyi ve iyi bir ikili olmuşlar, yakışmışlar. Dizi çok tatlı ve romantik başlıyor, sonra hukuk öne geçiyor ama sonda yine acı tatlı romantizme dönüyor. Hoş dizilerden. Romantik komedi sevenlere.





Hymn of Death (Ölüm İlahisi)

Başrolde Lee Jong Suk. I Hear Your Voice, Romance is a Bonus Book gibi güzel dizilerden tanıdığımız ve Park Seo Joon gibi sevimli yakışıklı oyuncu. Onu da izlemeye doyum olmuyor. Bu kez dizi çok hüzünlü bir dram. Gerçek yaşam öyküsü.

Kız da Legend of the Blue Sea ve She was Pretty gibi yine hoş dizilerde izlediğimiz Shin Hye Sun. Film, Mr. Sunshine’da izlediğimiz dönem, Japon işgalindeki Güney Kore. Kore’nin ilk kadın sopranosunun gerçek yaşamı. Yun Sim Deok (Sun), ilk soprano, Kim Woo Jin de (Suk) tiyatro yazarı. İkisi bir oyun nedeniyle tanışıyor, birbirlerine aşık oluyorlar. Jin evli, Deok da ailesine yardım ediyor. İkilinin ilişkileri olanaksız ve tanışıp aşık olsalar da bir araya gelemiyorlar yıllarca. Birbirlerini özlüyor ve bir arada olabilmenin bir yolunu buluyorlar. Çok hüzünlü bir çözüm buluyorlar.

Dizide geçen konuşmalar ve Jin’in sözleri, şiirleri de hep gerçek yaşamlarından alınma. Hüzünlü, üzücü ama ilgiyle izleniyor. İnsanı sarıp sarmalayıp içine çeken hikayelerden. Kore dram sevenlere. Yaklaşık üç saatlik.

7 Şubat 2019 Perşembe

Carmilla ve Mağara



Carmilla

Sheridan Le Fanu

İş Bankası Yayınları

Carmilla, 1800’lerde yazılmış bir vampir kız romanı. Yazar İrlandalı ve öykü Avusturya’da geçiyor. Tarihin hemen hemen ilk vampir kızı ve bu romandan yola çıkan kitap, film, dizi de çok sayıda.

Klasik edebiyat, şimdiki vampirler gibi bol aksiyon yok. Carmilla genç bir kız, uzun yaşayan ve köklü bir aileden gelen. Annesi ile yolculuk yaparken bir eve misafir oluyor. Güzel, etkileyici bir kız. Evin kızı ile iyi arkadaş oluyor, ancak geçmişinden hiç söz etmiyor.

Henüz vampirler pek bilinmediği için aile hiçbir şey fark etmiyor. Ancak, evin kızı hastalanıyor. Carmilla ise geceleri kapısını kilitliyor. Bir süre sonra garip olaylar oluyor civarda. Drakula öyküsünden çok önce yazılan bu roman aynı zamanda Drakula’nın da çıkış noktası.

Edebiyat ve gizem sevenler kaçırmasın.

Not:4/4



Mağara       

Jose Saramago

Kırmızı Kedi Yayınları

Saramago. En iyi yazarlardan. Ülkemizde de çok seviliyor.

Roman, ilginç ve eğlenceli. Günümüzün dünyasını anlatıyor. AVM dünyasını. AVM, dünyanın, hayatın merkezi halinde. Adı da Merkez. Kahraman da bir çömlekçi ve ailesi ile köpeği Buldum. Çömlekçi, modernliğe uzak durmaya çalışsa da Merkez’den, merkezin şartlarından kaçamıyor. Merkez bir mağara aslında. Bizler de mağara içinde kıstırılmış bireyler, doğadan, otantiklikten uzak.

Edebi yönden de düşünsel yönden de çok iyi. Yaşantımızı bize yansıtıyor.

Not:4/4

5 Şubat 2019 Salı

Gece Hayatım 3




Bambu bir evde yaşıyorum. Eski Japon evlerinden. Bahçede bambu bitkiler, okaliptüsler var. Japon bahçesi, Zen Bahçesi. Taşlar, kumlar, ağaçların içinden dolaşıp akan sular var.

Çay yapıyorum ama Japon usulü değil. Bildiğimiz çaydanlık. Odada bir mangal var. Mangal, odanın ortasındaki çukurun içinde. Kullanılmadığı zaman temizlenip üzeri kapatılıyor. Normal zeminmiş gibi gizlenebiliyor. Çay demliyorum.

O sırada odayı aydınlatan lamba patladı. Çaydanlığı devirdim. Ellerim yandı. Ne oluyor diye etrafıma bakarken bir de ne göreyim, açık kapının girişinde duran devasa bir sinek var. Kapı kadar bir sinek, tuhaf. Kırmızı gözleri var. Gölgeler yüzünden sadece silüeti görünüyor.

Elime bir sopa aldım, uzaklaştırmaya çalıştım. Gitmiyor. Dışarıda da şimşekler çakıyor. Sinek uzaylısı ile böyle karşılaştım işte.

…………..

Roma’da Kolezyumun içindeyim. Ortası çimlerle kaplı, dışında da çimenlik alanlar var. Alt katlarda hediyelik eşya dükkanları, kafeteryalar bulunuyor. Bir arkadaşım işe girmişti, bu dükkanlardan birinde. Onu ziyarete gitmiştim. Patronu onu sürekli azarlıyordu, onun da telaştan eli ayağına karışıyor, hep hata yapıyordu.

Bir iki arkadaşımı gidip kahve içsinler, müşteri gibi diye, o kafeye gönderdim, rahatlasın arkadaşım. Dükkanların arka tarafı, kolezyumun iç kısmı yani labirent gibi koridorlar şeklinde karmakarışık. Aspendos, Side, Agora gibi. Hırsız gördüm orada, sütunların arasında. Takip etmeye başladım gizlice.

Işıklandırma yok. Karanlık. Tavandaki bazı havalandırma bacalarından ışık düşüyordu biraz ama yeterli değildi. Hırsızı kovalıyorum ama hırsız beni fark etti, bu sefer ben kaçmaya başladım, çünkü korktum adamdan, onu gördüm diye bana zarar verebilirdi. Koşmaya başladım, çıkışı kaybettim, labirentte hiç de kolay değil yön bulmak, çıkış bulmak.

3 Şubat 2019 Pazar

Milliyet Sanat



Milliyet Sanat dergisi, ülkemizin kültür sanat, özellikle resim, müzik, edebiyat, sinema dallarında en saygın dergilerinden biri. Gündemi izleyen ve gündem oluşturan dergilerden.

Uzun soluklu bir dergi. Hatta belki de en uzun süre yayınlanan dergi. Elli yıldır düzenli olarak yayınlanıyor. Eski sayıları, ilk sayıları da sahaflarda bulunabiliyor. Hem derin sanat hem de popüler sanat konularına rastlayabiliyoruz. Dergi, bir çeşit sanat okulu gibi.

Son sayısı yine bol, zengin içerikli. İstanbul Modern’deki Kosova sergisi ile açılıyor dergi. Pera Müzesi’ndeki Sergey Parajanov ve Sarkis sergisi ile devam ediyor. İngiliz Kültür’deki Cadılarla Dans Etmek sergisi bir diğer başlık.

Theo Eshetu’nun video enstalasyon sergisi, Gizem Karakaş’ın kişisel sergisi, Endless Art Galerisindeki İnşa Edilen Anlam sergisi, Kibele Galerisi sergisi, mimar Oscar Niemeyer, ressam Sabo’nun anılar sergisi, Serkan Bayer’in kişisel sergisi, derginin resim bölümünü oluşturuyor.

Serenay Sarıkaya, Ezgi Mola, Şükrü Özyıldız’ın rol aldığı, koreografisini Beyhan Murphy’nin yaptığı beklenen müzikal, bu sayının en ilginç konusu. Yakında Zorlu Center’da başlayacak müzikale bilet bulmak zor olacak.

Bir diğer önemli haber de çok sevilen Gir Kanıma (Bırak İçeri Gireyim) adlı ünlü İsveç romanı ve filminin ülkemizde tiyatroya uygulanması. Oyunda bol kan kullanılacakmış.

Gülriz Sururi, Tartuffe, Nergis Öztürk ve Özlem Alpözü’nün oynadığı Sultana adlı oyun, Ozan Güven’li Don Kişot, Diane Kruger, en yeni sinema oyuncuları, son yıllarda önce tiyatroda izleyip sevdiğimiz sonra film ve dizilerde iyice yıldızlaşan Damla Sönmez, Lanthimos’un yeni filmi Sarayın Gözdesi, şarkıcı Julia Jacklin, Zorlu’da kabare söyleyecek efsane Ute Lemper (ki Kurt Weill şarkılarını söylüyor), Önder Focan, Houston, Octavian gibi müzisyenler, Rhianna, Sia, The Cure, Gökçe Bahadır şarkıları, unutulmaz Sevgi Soysal, yazar Hatice Meryem, yazar Görkem Meltan, Şubat sayısının heyecan veren başlıkları.

Kitap gibi dergi işte.

2 Şubat 2019 Cumartesi

Film Seçkisi 2



Soğuk Savaş

Cold War

Pawel Pawlikovski, 2018, Polonya

Daha önce Oscar alan yönetmenin yine iki Oscar adaylı filmi. Politika ve aşk. Zor zamanlarda oluşan tutku. Siyah beyaz film ancak görsellik estetik ve etkileyici. Bir dolu ödülü olan film bir yandan da müzik ve yol filmi. Birkaç Avrupa şehrinde savaş zamanında bir tuhaf ikili. Farklı sinema isteyenlere. Not:4/4

Mekanlar ve Yüzler

Visages Villages

Agnes Varda, 2017, Belçika

Belçikalı sinema ustası Varda’dan sevimli, sıcak bir belgesel film. Yönetmen, fotoğrafçı JR ile birlikte Fransa’yı, köylerini geziyor, halkla, çalışanlarla sohbet ediyor, fotoğraf çekiyor. Arkadaşlık, sanat, insan sıcaklığı, ortak çalışma. Keyifli, komik de. Not:4/4

Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor

Loong Boonmee Raleuk Chat

Apichatpong Weerasethakul, 2010, Tayland

Cannes’da en büyük ödülü alan bu Tayland filmi, bir çeşit masal, bir çeşit rüya. Yaşlı bir amca hastadır ve ölümü beklemektedir. Bir taşra evine çekilir. Ailesi de yanına gelir. Amcaya ölmüş eşi gelir bir hayalet gibi ve ona bakar. Ölmüş oğlu da gelir ama başka bir şekilde. Amca ormanda yola çıkar ve doğduğu yere gelir. Bildiğimiz türden bir hikaye yok filmde. Biraz doğu felsefesi, biraz yanılsamalar. Çok değişik ve iyi sinema isteyenlere. Not:4/4

Annemin Ülkesinin Şarkıları

Gomgashtei Dar Aragh

Bahman Ghobadi, 2002, İran

Çok sayıda iyi filmini izlediğimiz yönetmenin bir diğer mücevheri. Körfez Savaşı zamanı, İranlı birkaç Kürt, baba ve oğulları, yola çıkarlar ve Kürt Irak bölümüne geçerler. Savaş ve bombalar, uçaklar altında yola devam ederler. Müzisyendirler ve bir kaybolan kadın müzisyeni ararlar. Bir tanesi de kendisine erkek çocuk verecek bir kadın aramaktadır. Yolda başlarına birçok olay gelir ama onlar yaşama sevinciyle, neşeyle, kahkahayla yola devam ederler. İranlılar da Iraklılar da bir yandan savaş yok gibi yaşamaktadır, herkes günlük dertlerle uğraşır. Dağda ders veren öğretmen bile öğrencilerine gökteki uçakları göstererek uçağın ne olduğunu anlatır. Savaş zamanı hayata bağlılığı anlatan ve çok da komik olan bir unutulmaz film. Not:4/4

Tip Top

Serge Bozon, 2013, Fransa

Değişik filmlerden. Bir polisiye komedi. Ayrıca, etnik farkları da işliyor. Bir Cezayirli öldürülür ve iki çok orijinal, tuhaf iki kadın detektif bu olayı incelemek için olayın gerçekleştiği Fransız köyüne giderler. Köyde başka Cezayirliler de vardır. İki detektifin davranışları durum komedisidir, yani anlık komik davranışlar ve espriler. Bir yandan da etniklik, ırkçılık, sosyal bilinç komedisi yapılır. Ayrıca zaten de bir polisiye. Günümüz modern sinemanın ilginç bir örneği. Not:4/4

Ana Caddedeki Dükkan

Obchod Na Korze

Jan Kadar, Elmar Klos, 1965, Çekoslavakya

Bol ödüllü ve Oscar’lı siyah beyaz ve insancıl bir film. İkinci Dünya Savaşı, Slovakya. Naziler işgal etmiş. Halkın bir kısmı Nazi yanlısı. Yahudiler de var, ancak onlara insan gibi davranılmıyor, iş sahibi olmaları yasak. Onların işyerlerine birer Nazi yanlısı Slovak veriliyor. Bir Slovak adam, bir yaşlı teyzenin yanına veriliyor. Yahudi yaşlı teyze iyi duymuyor ve savaştan haberi bile yok. Dükkanında zaman geçiriyor. Slovak adam bu teyzeye bir türlü laf geçiremiyor ama ona kıyamıyor da. Savaş zamanı insancıllık gösterisi film kaçırılmaz ve unutulmaz. Not:4/4

Tırmanış

Voskhozhdenie

Larisa Shepitko, 1977, Rusya

Tarkovski’nin okul arkadaşı ve sinema ustası Shepitko aynı zamanda çok güzel bir kadındır, hep öleceğini düşünen yönetmen gerçekten de bir film çekimi sırasında araba kazası geçirir ve ölür. Birkaç filmi ile kocası Elem Klimov ile birlikte Rus sinemasının en iyilerindendir. Tırmanış filminde, Alman işgali altındaki Rusya’da iki asker yola düşer, kaçmak ve karınlarını doyurmak için. Karşılarına Almanlar çıkınca bunlardan biri ülkesine ihanet eder, diğeri ise etmez. Hangisi hayatta kalabilecektir? Savaş ve vatanseverlik üzerine unutulacak gibi film değil. Bol ödüllü. Not:4/4

Siz, Yaşayanlar

Du Levande

Roy Andersson, 2007, İsveç

İsveç’in en iyilerinden yönetmenin ilginç filmlerinden. Klasik öykü anlatımı yok. Film parçalar halinde, birbiriyle ilgisiz gibi duruyor. Yönetmen, bu kısa filmi çekmek için birkaç mevsim bekliyor ve aynı sahneleri farklı oyuncularla çekiyor, en iyiye ulaşmak için. Filmde sahneler var. İnsanlar, sıradan insanlar ve anlar. Çeşitli insanlık halleri. Karakterler, acı, hüzün, kararlar, duygular. Film çok ciddi olmasına rağmen insanların tuhaflıklarına gülüyorsunuz. Olağandışı bir görsellik aynı zamanda. Not:4/4

Kör Silahşör

Zatoichi

Takeshi Kitano, 2003, Japonya

Japonya’nın en kendine özgü ustalarından Kitano’nun bir samuray filmi. Kör bir samuray, sanatını gizler ve masörlük yapar. Bir köye gelir, köyde kötülerin varlığını keşfeder. Kör olmasına rağmen, kulakları ile iyi işiterek ve Zen felsefesi sayesinde kılıç kullanmaktadır. Kötülerin zarar verdiği iki kadına yardım eder. Estetik, stilize, ince film. Kılıç sahneleri şiddet amaçlı değil sanatı göstermek için. Not:4/4

Kikujiro’nun Yazı

Kikujiro No Natsu

Takeshi Kitano, 1999, Japonya

Özgün yönetmenden bir yol filmi. Çok da komik, bir yandan hüzünlü. Duygusal, yumuşak, sıcak. Bir çocuk, kaybolan annesinin peşine düşer, yolda tuhaf ve biraz serserice bir adamla tanışır. İkili birbirine hiç benzemez ama iyi arkadaş olurlar. İkilinin macerası. Not:4/4