26 Şubat 2019 Salı

Defterlerden 5



Sevgili defterciğim küçük Nalan, nasılsın görüşmeyeli. Özledin mi beni. Geçen gün beş kız arkadaş AVM’ye gittik. Hepimiz kırmızı elbiseler giymiştik. Bir öğretmenimiz ile karşılaştık. Baktı bize güldü ve dedi ki, kırmızı elbiseler indirimde idi herhalde.

Biliyor musun, Japonlar hiç boşver demezmiş, yani boşver sözcüğünün karşılığı yokmuş onlarda. İlginç değil mi? Hayaletleri kovmak için zil kitap ve mum gerekiyormuş.

Ay hep okul dersler, insan evden çıkamıyor. Bir aksiyon yok yani. Masadan divana, divandan masaya. Büyük yolculuk, büyük macera. Bir heyecan olması için eve sinek girmesi, çekirge girmesi lazım.

Yemek yapayım dedim. Nohut pişirdim ama toz kırmızı biber paketinin yarısı yanlışlıkla döküldü. Acı da yiyemem ama küçükken ekmeğin arasına pul biber koyuyordum yiyordum. Küçükken deyince aklıma geldi bak, ilkokul birdeydim, anneme kızmıştım, kavga etmiştim, komikti, ben gidiyorum deyip çıktım evden. Bir poşete kıyafet koymuştum, indim, aşağıda bekledim bekledim sonra geri geldim. Annemler de beni pencereden izliyormuş.

Annem bazen uykusunda konuşuyor. Şunu buraya koydum, bunu buraya koydum diyor. Sabah, onun söylediği bir şeyi bulup getirince, nerden biliyorsun onun orada olduğunu diyor. Gizli güçlerim var anne. Kimin kızıyım. Bazen uyanıyor, arada telefona bakıyor, bazen sayıklıyor, yine uyuyor.

Minnakken araba yarışı yapardım evde, yerde. Arabalardan hangisinin rengini seviyorsam onu şampiyon yapardım. Ralliciydim eskiden.

25 Şubat 2019 Pazartesi

Rüya Havayolları



Limandayım. Hafif bir rüzgar var. Bileklerime kadar suyun içindeyim. İrili ufaklı keskin kenarlı kayalar var denizin içine doğru. O kayalara basıyorum. Yosundan yeşil olmuşlar. Kayganlar ama düşmeden durabiliyorum. Su serin. Sabah erken saatler. Dalga yok su minik minik kıpırdanıyor. Ayaklarımdaki suya bakıyorum. Yükseliyor sanki. Birden yükselmeye başladı su. Sağ tarafta biraz ileride suyun içine doğru bir alçak deniz feneri var. Baktım suyun ortasında kaldı. Eyvah sular yükseliyor. Arkama baktım, kara uzakta kaldı bir anda. Atladım suya ve deniz fenerine yüzmeye başladım. Çıktım fenerin kenarına.

Fenerin kenarında lise arkadaşlarım da var. Onlar da korkup gelmişler fenere. Hepimiz girdik içine ve fener havalandı. Hep birlikte arkadaşlarımızdan birinin yurtdışındaki akrabalarına gittik. Siz gezin dedim ben gizli görevdeyim. Hemen bir taksi kiralayıp o şehirdeki kötülerin peşine düşüyorum. Taksi yolu bulamıyor. Navigasyonda bir yerlere tıklayarak haritada bizi gösteren yeşil noktayı sürüklüyorum. Buradan gideceksin diyorum, şoför tamam diyor ve taksi kötülerin evine ışınlanıyor. Orada işimi bitirip yerel polise bırakıyorum suçluları.

Arkadaşları toplayıp deniz feneri istasyonuna gidiyoruz. Hemen birine binip ülkeye dönüyoruz. Arkadaşlar bu arada alışverişte aldıkları eşyaların olduğu bavulları unutuyorlar havaalanında. Ben eve gelmeden önce anneannemin evine uğruyorum. Onun balkonunda çardak gibi sedir gibi ahşap bir oturacak yer var. Minder serip uyuyorum, güneşleniyorum, üzerimde erik ağacının gölgesi var. Erikler oldu mu acaba diye içimden geçiriyorum ve sonra uyanıp eve geliyorum. Evde uykumdan uyanıyorum.

-Anne, çok acaip bir rüya gördüm yaa. Deniz feneri ile uçtum, gezdim, iş becerdim, anneanneme gittim, eve geldim.

-Ya nasıl uçtun ki? Bilet aldın mı?

-Nolcak rüyada kolay yani. Sizin Shop and Miles millerinizi kullandım. Kartla bilet aldım, Rüya Havayolları sitesinden.

21 Şubat 2019 Perşembe

Yalnız ve Bilim ve Teknik



Yalnız

En yeni edebiyat dergilerinden. İki ayda bir çıkıyor ve üçüncü sayısı çıktı.

Dergi, şiirdeki Garip akımıyla başlıyor. Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat. Daha sonra entelektüelin tanımı üzerine bir yazı geliyor. Albert Camus sözlüğü, Andrey Tarkovski, ressam Merve Atılgan ile devam ediyor.

Bunun yanında da bol bol öykü ve şiir var. Oldukça iyi ve yoğun bir dergi. Sevgili arkadaşlarımızdan Maviye İz Süren (Bahar Uysal) da dergiye bir güzel öyküyle katılmış. Son yıllarda birçok edebiyat dergisinde öyküleri ve kitap eleştirileri yayınlanıyor.

Dergiden bir kesit: “Bir misafirliğe gitsem/Bana temiz bir yatak yapsalar/Her şeyi, adımı bile unutup/Uyusam…”





Bilim ve Teknik

Elli yılı aşkındır çıkan popüler bilim dergisi. İlk sayıları sahaflarda bulunabiliyor. Birçoğumuz bu dergiyle ve Bilim Çocuk dergisi ile büyümüşüzdür.

Bilim haberlerinden sonra deprem çalışmaları ile ödüllü hocamız Mustafa Erdik geliyor. Cevabı bulunamayan fizik soruları, ki cevabı bulunamayan bazı mat sorularına yakınlarda cevap bulundu. Bu bölümde ünlü Turing problemi var. Şarjlı otomobiller, güneş panelleri, atom saati, kilogramın tanımı, su ayıları, Afrika Gri Papağanı, fosfor, iki boyutlu malzemeler bu sayının ilginç konularından. Ayrıca 2018 Dünya Hızlı Satranç Şampiyonası da eklenmiş.

Konulara ilgi duyanların kaçırmayacağı dergi.

20 Şubat 2019 Çarşamba

Limon Gemisi



Üç kız, üçü de aynı avluya bakan evlerde yaşıyorlar. Evler saray gibi. Kızlar buluştu. Sonbahar. Yapraklar dökülmüş. Yerler ıslak. Gökyüzü açık, birkaç bulut var. Kızlar koşmaya başladı. Şarkı söylüyorlardı.

Şarkıları unutmayayım diye düşündüm, uyanınca yutupta bulurum dedim, rüya gördüğümü anlamıştım. Kızlar bir kütüphaneye geldiler. Çok basamaklı idi girişi. Sanki kütüphane değil de tapınak. Ben de basamakların başında gelenleri karşılıyorum. Kütüphaneye diş tedavisi için gelmiştim. Ama dişçim erken çıkmış, yetişememiştim. Kütüphaneyi tanıtayım bari dedim.

Basamakların başına Kazım Koyuncu geldi. Birlikte fotoğraf çektirdik. Giderken dedi ki, her şey daha yeni başlıyor. Gerçekten de başladı. Üç kız ve ben uçan gemiye bindik. Yelkenli gemi. Aşağıya baktım. Her yerde buz var. Buzun altına kapatılmış bir canavar birden ortaya çıktı. Gemi gidiyordu. Aşağıda buzun kırık yerleri parlıyor.

Yaratığa ulaştık. Göklere kadar boyu vardı. Viking gibiydi. Elinde çift ağızlı bir balta vardı. Baltayı tüm gücüyle yere vurdu, buz kütlesi çatlayıp ikiye ayrıldı. Çok derindi, çatlak sanki bir kanyon gibiydi. Baltasını bir daha yere vurmadan onu durdurmamız lazımdı. Ah Kazım Koyuncu, başımıza ne dert açtın sen?

Buz parçaları, karlar dağılıyordu çevreye, üzerimize. Buz ne güzel kokuyordu. Temiz ve ferahtı. Uçan gemimizde bir sürü limon vardı. Birkaç tanesi ikiye kesilmişti, limon kokusu da vardı. Uykumda canım limonata çekmiş olmalı. Canavar da limon kokusunu almış olmalı. Bize baktı. Elini uzattı. Limon istiyordu. Ona birkaç limon attık ve uysallaştı. Gemide çok limon vardı nasıl olsa. Onu artık ele geçirmiştik.

18 Şubat 2019 Pazartesi

Defterlerden 4



Ayy sevgili defterciğim, seni bu yıl için almıştım ya, yenisin ya, unutmuşum, bugün anneme söyledim, senin için hayırlı olsun böreği yaptırdım.

Biliyor musun, küçükken karınca ve çekirge beslerdim, sonra da korkmaya başladım onlardan. Bak Kore dizilerinden neler öğrendim. Çalmotesso, kençana, algesimnidaa, arasso, kre, krezo. Kree. Palli palli. Hızlı çabuk demek.

Ay annem bir yere giderken, güne, misafirliğe veya bir etkinliğe, hep şikayet ediyor, gitmem diyor, istemiyorum, diyor. Gidince de en çok o eğleniyor, kalkmak gelmek bilmiyor.

Ben minikken hep kendi kendime oynardım. Legolarla. Ama bir yerlere giderken çok soru sorardım yolda. Her şeyi merak ederdim. Annem de bana sen büyüyünce savcı olacaksın derdi. Annem babamla çok sinemaya giderdik. En çok da çizgi filmlere. Ben daha ilk girişte başlardım, gazoz istiyorum diye. Babam, arayı bekle derdi. Ben de babama hep, bak baba, gazoz demiycem derdim. Ara verilinceye dek.

Geçen akşam, birden elektrikler kesildi. Net gitti. Meğerse yönetici bir şeyler yapmak için elektriği kapatmış. Bize haber vermeden yapılır mı yaa.

Annem diyor ki, sebze meyve artık çok pahalı. Biz tavuk balık et yiyelim sadece. Anne dedim, benim buna tepkim, umursamıyorum, ben daha küçüğüm, siz düşünün, onu da mı ben düşüneceğim yani.

Annemle yolda yürürken, sokağın köşesinde bir araba gördük, sinyal vermeden döndü, baktım aa dayım, dayı dedim çok ayıp çok. Telefonda iş konuşuyormuş, ondan unutmuş sinyal vermeyi.

5 Şubat 2019 Salı

Gece Hayatım 3




Bambu bir evde yaşıyorum. Eski Japon evlerinden. Bahçede bambu bitkiler, okaliptüsler var. Japon bahçesi, Zen Bahçesi. Taşlar, kumlar, ağaçların içinden dolaşıp akan sular var.

Çay yapıyorum ama Japon usulü değil. Bildiğimiz çaydanlık. Odada bir mangal var. Mangal, odanın ortasındaki çukurun içinde. Kullanılmadığı zaman temizlenip üzeri kapatılıyor. Normal zeminmiş gibi gizlenebiliyor. Çay demliyorum.

O sırada odayı aydınlatan lamba patladı. Çaydanlığı devirdim. Ellerim yandı. Ne oluyor diye etrafıma bakarken bir de ne göreyim, açık kapının girişinde duran devasa bir sinek var. Kapı kadar bir sinek, tuhaf. Kırmızı gözleri var. Gölgeler yüzünden sadece silüeti görünüyor.

Elime bir sopa aldım, uzaklaştırmaya çalıştım. Gitmiyor. Dışarıda da şimşekler çakıyor. Sinek uzaylısı ile böyle karşılaştım işte.

…………..

Roma’da Kolezyumun içindeyim. Ortası çimlerle kaplı, dışında da çimenlik alanlar var. Alt katlarda hediyelik eşya dükkanları, kafeteryalar bulunuyor. Bir arkadaşım işe girmişti, bu dükkanlardan birinde. Onu ziyarete gitmiştim. Patronu onu sürekli azarlıyordu, onun da telaştan eli ayağına karışıyor, hep hata yapıyordu.

Bir iki arkadaşımı gidip kahve içsinler, müşteri gibi diye, o kafeye gönderdim, rahatlasın arkadaşım. Dükkanların arka tarafı, kolezyumun iç kısmı yani labirent gibi koridorlar şeklinde karmakarışık. Aspendos, Side, Agora gibi. Hırsız gördüm orada, sütunların arasında. Takip etmeye başladım gizlice.

Işıklandırma yok. Karanlık. Tavandaki bazı havalandırma bacalarından ışık düşüyordu biraz ama yeterli değildi. Hırsızı kovalıyorum ama hırsız beni fark etti, bu sefer ben kaçmaya başladım, çünkü korktum adamdan, onu gördüm diye bana zarar verebilirdi. Koşmaya başladım, çıkışı kaybettim, labirentte hiç de kolay değil yön bulmak, çıkış bulmak.

3 Şubat 2019 Pazar

Milliyet Sanat



Milliyet Sanat dergisi, ülkemizin kültür sanat, özellikle resim, müzik, edebiyat, sinema dallarında en saygın dergilerinden biri. Gündemi izleyen ve gündem oluşturan dergilerden.

Uzun soluklu bir dergi. Hatta belki de en uzun süre yayınlanan dergi. Elli yıldır düzenli olarak yayınlanıyor. Eski sayıları, ilk sayıları da sahaflarda bulunabiliyor. Hem derin sanat hem de popüler sanat konularına rastlayabiliyoruz. Dergi, bir çeşit sanat okulu gibi.

Son sayısı yine bol, zengin içerikli. İstanbul Modern’deki Kosova sergisi ile açılıyor dergi. Pera Müzesi’ndeki Sergey Parajanov ve Sarkis sergisi ile devam ediyor. İngiliz Kültür’deki Cadılarla Dans Etmek sergisi bir diğer başlık.

Theo Eshetu’nun video enstalasyon sergisi, Gizem Karakaş’ın kişisel sergisi, Endless Art Galerisindeki İnşa Edilen Anlam sergisi, Kibele Galerisi sergisi, mimar Oscar Niemeyer, ressam Sabo’nun anılar sergisi, Serkan Bayer’in kişisel sergisi, derginin resim bölümünü oluşturuyor.

Serenay Sarıkaya, Ezgi Mola, Şükrü Özyıldız’ın rol aldığı, koreografisini Beyhan Murphy’nin yaptığı beklenen müzikal, bu sayının en ilginç konusu. Yakında Zorlu Center’da başlayacak müzikale bilet bulmak zor olacak.

Bir diğer önemli haber de çok sevilen Gir Kanıma (Bırak İçeri Gireyim) adlı ünlü İsveç romanı ve filminin ülkemizde tiyatroya uygulanması. Oyunda bol kan kullanılacakmış.

Gülriz Sururi, Tartuffe, Nergis Öztürk ve Özlem Alpözü’nün oynadığı Sultana adlı oyun, Ozan Güven’li Don Kişot, Diane Kruger, en yeni sinema oyuncuları, son yıllarda önce tiyatroda izleyip sevdiğimiz sonra film ve dizilerde iyice yıldızlaşan Damla Sönmez, Lanthimos’un yeni filmi Sarayın Gözdesi, şarkıcı Julia Jacklin, Zorlu’da kabare söyleyecek efsane Ute Lemper (ki Kurt Weill şarkılarını söylüyor), Önder Focan, Houston, Octavian gibi müzisyenler, Rhianna, Sia, The Cure, Gökçe Bahadır şarkıları, unutulmaz Sevgi Soysal, yazar Hatice Meryem, yazar Görkem Meltan, Şubat sayısının heyecan veren başlıkları.

Kitap gibi dergi işte.