7 Ekim 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 6


Edischar ve Taha'nın düzenlediği sohbetler devam ediyore.

Bu haftanın konususu;

Söz, nişan, çeyiz alışverişi, kına gecesi, fotoğraf çekimleri, düğün salonları ve hepsinin arkasındaki şatafat düşkünlüğü… Ülkemizdeki düğün adetleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizin hayalinizdeki düğün nasıldır? 


Nikah salonunda nikah kıyılcak, oraya aileler arkadaşlar gelir, ondan sonra o gün veya ertesi gün bir parti, buna gençler gelecek, belki isteyen büyükler de gelir. Ama karşı tarafın ailesi çok isterse yani düğün de olabilir tabii, kırmam yani.

Düğün ya da parti de mevsime göre düşünülür. Baharsa açık havada yeşillikli bir yer, yani yorulunca topuklular çıkacak ve rahat oynanıp zıplanacak. Düğünden çok festival gibi olmasını isterim. Kır düğünü olcaksa sabaha dek sürsün, kimsenin gece evine dönme sorunu olmasın. Kalacak yer de olsun yani seçilen mekanda.

Eğlenilecek bir müzik olması önemli. Parti yani, sevdiğimiz müzikler. DJ gelmesin. Çalınca mutlu edecek şarkılar, arkadaşlarımızla anılarımız olan müzikler. Düğüne çok masraf yapılmasın. Takı taksınlar, düğün borcu olmasın, dünyayı gezerek balayı olsun.

Düğün adetlerinin bir mantığı var ama zorunlu değil. Büyükler istesin ama külfet olmasın. Özel istek yoksa bütün adetler yerine gelmeyebilir. Söze gerek yok, ya nişan ya da direk düğün. Uzun olmayan nişanlılık. Söz gereksiz bir süreç. Millete ciddiyiz demeye gerek yok. Çok uzamasın bu süreç.

Hiç dansetmeyen biriyle evlenirsen kötü tabii.

6 Ekim 2019 Pazar

Karanlık Sular



Karanlık Sular

Paula Hawkins

İthaki Yayınları

Trendeki Kız yazarının diğer romanı. Trendeki Kız gibi yine hikaye bütün kahramanların ağzından bölüm bölüm anlatılıyor. Bu yüzden oldukça karmaşık. Bütün ilişkileri, bağlantıları çözmek gerekiyor. Ancak gizemli ve gerilimli. Olay da romanın son satırına dek çözülmüyor.

Bir kasaba halkı ve civardaki Beckford Göleti ana tema. Bu gölette yüzyıllardır kadınlar kayboluyor ve ölüyor. İçine düşüyorlar. Ölümlerin esrarı çözülemiyor. Ölenler intihar mı ediyor yoksa gölete atılıyorlar mı belli değil. Genel olarak kasaba halkıyla bir problemi olan veya sorunlu kadınlar kayboluyor.

Günümüzde, Jules adlı bir kadın, bu kasabadaki kızkardeşi Nel’den bir telefon alıyor ve bunun üzerine kasabaya geliyor ama kardeşi de bu gölette kayboluyor, o gelmeden. Kardeşinin kızı Lena ile birlikte yaşayıp bir yandan da Nel’in ölümünü araştırıyor. Kardeşi ile ilişkisi de uzun yıllardır iyi olmamış. Kasabada günler geçtikçe, Jules, Lena ve polis geçmişten gelen gizemi çözmeye çalışıyorlar. Olay derinleştikçe aileler arasındaki ilişkiler, ailelerini koruyan çocuklar, çocukları koruyan aileler ortaya çıkıyor.

Türü sevenler için heyecanlı.

Not:3/4

Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru



Yirminci Yüzyıl edebiyat klasiklerinden. Alman yazar Heinrich Böll’ün 1974 yılında yayınlanan romanı.

Dokuzbuçukta Bilardo, Trenin Tam Saatiydi gibi ünlü romanları olan yazarın bu romanı onun en önemli yapıtı. Genelde, her edebiyatçının bir parladığı kitap oluyor zaten. Çevirisi de Ahmet Cemal’e ait.

Nobelli yazarın bu romanı politik edebiyatın da en başarılı örneklerinden. Yazar, bu romanını daha sonra ünlü Alman yönetmen ve oyuncu Margaret Von Trotta (Rosa Luxemburg) ile birlikte oyunlaştırıyor  ve bu şekilde politik tiyatronun da en  sevilen oyunlarından biri haline geliyor.

Bir süre sonra da yine bir diğer ünlü yönetmen olan Volker Schlöndorff (Teneke Trampet) bu romanı sinemaya uyarlıyor ve film de politik sinemanın önemli örneklerinden oluyor.

Katharina Blum, bir partide bir suçlu olan Ludwig ile tanışıyor. Birbirlerine aşık oluyorlar. Ludwig, Katharina’nın evinde kalıyor. Sabah polis gelmeden kaçıyor. Polis, Ludwig’in evde zorla kaldığını düşünüyor. Katharina ise ona aşık olduğunu belirtiyor.

Blum, normal, düzgün bir insan. Çevresi, devlet onun bu aşkını kabul etmiyor. Blum, kendisi bir suçlu değil ama bir kanun kaçağına olan aşkını savunuyor. Gazete adında bir gazete Blum’un bu olayı üzerinden prim yapmak istiyor, satış arttırmak için Blum’u kullanıyor. Blum’un özel yaşamı kalmıyor, medyaya alet oluyor.

Blum, tüm bu karalamalara karşı kendini ve aşkı savunmaya devam ediyor. Hayatını medyanın elinden almak ve kendi özel yaşamına sahip çıkmak istiyor. Bunun için de ne gerekirse yapıyor.

Bu yönüyle her zaman güncel kalan bir roman. Polis, Blum’un suçluyu sakladığını düşünür, o ise sadece aşık olmuştur ve bu hakkını savunur. Medya oyunlarına karşı bir insanın onuru.

Kitabı, filmi, oyunu. Hepsi çok iyi.

Not:4/4

4 Ekim 2019 Cuma

Agatha Christie Romanları 2



Miss Marple Romanları:

Ölüm Çığlığı (Vicarage/1930)
Cesetler Merdiveni (Library/1942)
Cinayet Reçetesi (Finger/1942)
Cinayet İlanı (Announced/1950)
Zarif Bir Cinayet Gecesi (Mirrors/1952)
Porsuk Ağacı Cinayeti (Rye/1953)
16.50 Treni (Paddington/1957)
Ve Ayna Kırıldı (Crack’d/1962)
Ölüm Adası (Caribbean/1964)
Cinayetler Oteli (Bertram/1965)
Ölüm Meleği (Nemesis/1971)
Uyuyan Ölüm (Sleeping/1976)

Tommy ve Tuppence Romanları:

Gizli Düşman (Adversary/1922)
Ne veya M? (N or M?/1941)
Pembe Evdeki Ölü (Thumbs/1968)
Kader Kapısı (Postern/1973)

Başkomiser Battle Romanları:

Köşkteki Esrar (Chimneys/1925)
Dört Neşeli Arkadaş (Seven Dials/1929)
Briç Masasında Cinayet (Cards/1936)
Zehiri Kim Verdi? (Easy/1939)
Sıfıra Doğru (Towards/1944)

Christie’nin romanlarında ilk bölümde Poirot romanları listesi vardı. Şimdi Marple ve birkaç diğer kahramanlı romanları. Parantez içindekiler yazılış tarihleri ve orijinal isimlerinden bir sözcük. İngilizcesini bulmak isteyenler için yani. Diğer kitapları ile devam edecek bu liste.

3 Ekim 2019 Perşembe

Bloglardan Seçmeler



Merak Ettiysen

Genellikle sinema tv ve dizileri yazan arkadaşımızın blogu dolu dolu ve faydalı ve bol kültür sanat haberi içeriyor.


Gezegeni Keşfet

Nefis bir gezi blogu. Son yazıları, yaz tatili yapamamışlara sonbahar tatili önerileri, sonbaharda tatile çıkmak için onbir neden gibi pek keyifli ve yararlı.


Kedikedikedi

Kısa ve hoş yazıları ve yorumlarıyla aramızda son zamanlarda aktif olan pek tatlı arkadaşımız.


Mels

Annesine yazdığı Nalan adlı yazı çok iyi ve duygulu.


Fatma Üzmez

Yazın ara veren biriciklerimizden o ve döndü güzelim yazılarıyla.


Şevval

Yazın aramıza katılan arkadaşımız şirin içten yazılarına devam ediyor.


Ecehan

Sevgili Ecehan'ımızın yeni projesini okuyun.


Kolay Tariflerim

Sevgili arkadaşımızın yemek ve tatlı tariflerini kaçırmayııın.


Buzlar Kraliçesi

Şarkılaar, filmler, diziler, kitaplarla aramızda olmaya devam ediyooo.


Fatmanur

İçten sevimli anlamlı iyiniyetli yazılarına devam ediyooo.


İçimden Geldiği Gibi

Bloguna bir Agatha Christie öyküsü ekledi. Öykü gizemli başlıyor ve cinayetle devam ediyor. Keyifle okumak isteyenler için.


Cam Güzeli

Gelecek de bir gün gelecek adlı nefis bir yazısı var.


Eğitim Pınarı

Eğitim, okul, aile ve kitap yazılarına devam ediyore.

2 Ekim 2019 Çarşamba

Güncemden



Dizi izlerken çekirdek yemeyi çok severim. Dizi heyecanlıysa çok çekirdek gider, ağırsa az çekirdek. Derler ya, çekirdek ağacı çıkacak midende. Anneannem öyle der. Kavun karpuz yemeyi çok sevdiğim için midende karpuz ağacı çıkacak derdi, minikken ben. Korkardım. Buna inanmıştım. Üzümün çekirdeğini yiyemiyordum. Filizlenir, ağaç olur diye karnımda. Karpuzu peynirle yerdim. Reçeli de peynirle.

Eşyalarımın arasından hep çakıl taşları çıkıyor. Nereye ne zaman sakladığımı unutuyorum. Bir sürü minik minik oyuncağım için de bir oyuncak çantası olsa iyi olur. Minik bebekleri evde gezdirmek için Legodan kamyon ve yapıştırma araba aldım. Onları monte edeyim, evde gezdircem bebekleri, melekleri. Çakıl taşları da benim için sembol gibi ama neyin sembolü onu bilmiyorum. Sanıyorum çakıl taşlarının benim için sevdiğim insanları daha çok sevme gibi bir anlamı var.

İnsan yeni bir şeyler öğrenince, galiba bunları zihninde ortalıkta bırakıyor, yerlerine yerleştirmeye zaman olmuyor. Bazı beyinler bilgisayar gibi çalışıyor. Takılınca takılıyor. İngilizce ve matematikte böyle olsa gerek. Sırayla ve detaylı öğrenmeye yatkın oluyor. Belki de sayısal zekalar böyle çalışıyor. İçgüdü de var tabii. İçgüdü ile anlamak. Ama bilmek içgüdüden daha önemli. Ben bilmiyorum içim biliyor. Çok içliyim. İnsan hızlı çalışınca yavaş öğreniyor. Yavaş çalışınca ise hızlı öğreniyor.

Toplu iğneden korktuğumu biliyor annem. Bazen evde iğne ile kovalıyor, gülüyoruz yani. Bir dükkanın önünden geçiyordum annemle. Bir sürü tütsüler yakmışlar. Nefes alamadım. Tütsü severim ama fazla geldi yani. İngilizce kursunda yabancı hoca var. Sınıfta hocaya cevap veremeyince inşallah diyoruz. O da öğrendi. Yess inşallah diyor. Bir öğrenci var konuşamıyor. Hoca hep ona anlatmaya çalışıyor. Anlamıyor çocuk. Kağıda bakıp tensentıs tensentıs full tensentıs diyor hocaya. İki cümleyi bağlamayı soruyor aslında hoca. Bağlaçlar. Hoca da o tensentıs değil fotosentez dedi. Çocuk aslında meğerse sentences, cümleler demek istiyormuş. Cümleler cümleler bağlarsın full. Ne zeka ama.

Hoca artık bir şeyi anladık mı diye ona soruyor. O anladıysa bizi de anladık kabul ediyor. Sevgili günceciğim. Şimdilik bu kadar. Görüşürüz yine.

1 Ekim 2019 Salı

Alışveriş




Küçükken ve ergenken yemek konusunda çok titizdim, temizdim. Aldığımız her şeyi silerdim yıkardım. Şişeleri, ambalajları. Evimizin dışında pişmeyen yemekleri de yemezdim.

Annem ise benden daha rahattı. Yolda gördüklerini yerdi. Midye, söğüş, balık. Birlikte gezmeye çıktığımızda o dışarıda karnını doyururdu. Bir restorana, kafeye oturduğumuzda da yerdi rahat rahat. Ben de kime çektiysem artık, evin dışında yemezdim. Sadece haşlanmış darı yiyebilirdim.

Bayramlarda da annemle alışverişe çıkardık. Ben alışverişi hiç sevmedim. Babam bayram için bir şeyler almamı isterdi, annem de. Alışverişte annem kendine bir şeyler alırdı, babama da, kardeşime de. Kardeşim hep sevdi zaten süslenmeyi, giyinmeyi. Bense hiçbir şey almadan dönerdim eve.

Bir keresinde tam bayrama birkaç gün kala babam ısrar etti. Üstüne başına bir şeyler al dedi, zorladı. Yani 14’üme yeni basmıştım daha. Ama her yere yalnız başıma giderdim. Sinemaya bile gidiyordum tek başıma. Pazara, alışverişe, markete, kitapçılara. Alışıktım.

Çıktım tek başıma. Ayakkabı, çanta aldım. Sonra babamın en sevdiği helvadan aldım, annemin en sevdiği meyvelerden. Neyse ki zorla da olsa alışveriş yapmıştım. Tabii, en sevindiğim de kitap almaktı.

Şimdi ise alışverişi de, dışarıda yemeyi de seviyorum.

30 Eylül 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 5



Edischar ve Taha’nın sohbetleri devam ediyor. Bu haftanın konusu şöyle:

Bu haftanın tartışma konusu için içimizi yumuş yumuş yapacak bir şey düşündük. Önünüzde boş bir kağıt, doldurun doldurabildiğiniz kadar. Hayatınızda sevdiğiniz ve şükrettiğiniz şeyler, sizi gün içerisinde mutlu eden küçük detaylar nelerdir?

Oyuncaklar, oyuncaklarım. Bir dolu minik oyuncağım var. Bebekler, melekler, pandalar, penguenler, koalalar. Bunlarla oynarım, konuşurum, öykülerimi bunlarla oynarken yazarım.

Bebekler, özellikle minik ve şımarık kız çocukları. Kuşlar. Orman, ağaçlar, çiçekler, deniz. Çakıltaşları. Kokulu mumlar, kokulu sabunlar. Müzik kutuları.

Bol sütlü neskafe. Çikolata, muz, puding, magnolia, supangle, nutella, frambuazlı pasta. Çilek, omlet, menemen. Haşlanmış mısır. Çikolatalı Magnum.

Animeler, çizgi filmler. Masum, çocuksu anime dizileri. Tarçın, vanilya kokusu. Lise, gençlik dizileri, filmleri. Müzik. Doğa yürüyüşleri. Yüzmek, spor yapmak. Masa tenisi, bisiklet.

Huzur, sakinlik, yalnızlık. Şehirde boş boş yürümek. Hiç bilmediğim yemekler yemek ve yapmak, hiç bilmediğim yerlerde dolaşmak. Espri yapmak, gülmek. Bol bol ve hiç gerçekleşmeyecek tatlı hayaller kurmak.

Adalara gitmek. Vapur. Özellikle Büyükada. Kitap okumak. Blog yazmak, tatliş blog yazıları okumak. Düşünmeden, sezgilerle yaşamak. Geçmişle uğraşmamak. Tatlı çocukluk günlerini bugün de devam ettirmek. Büyümemek.

İnsanlara yardım etmek. Empati yapmak. Hiç tartışmamak. 

Ne tatlı konu yaa. Herkes yazsın.

29 Eylül 2019 Pazar

Kayıp Kızlar Adası ve Panik



Kayıp Kızlar Adası

Jennifer McMahon

Ephesus Yayınları

Gizem, korku, karanlık sırlar, çocukluk ve aile geçmişi, kaybolan kızlar.

Rhonda adlı bir kadın, arabasında otururken tavşan kılığına girmiş birinin bir küçük kızı kaçırdığını görür ama donar kalır ve hiçbir şey yapamaz. Daha sonra kızın bulunması için kasaba halkına ve polise yardım eder.

Ancak başka kayıplar da vardır kasabada. Yıllar önce de başkaları kaybolmuştur. Yine tavşan kılığına bürünmüş birileri rol almıştır bu kayıplarda. Bütün bu kayıplar kasabada yıllar önce çocukluğunu geçiren birkaç kişi ve onların aileleri ile ilgilidir.

Kayıp kızın peşine düştükçe geçmişle ilgili ürkütücü sırlar ortaya çıkar. Kimse masum değildir. Gizemli hikayeleri sevenlere. Not:3/4





Panik

Jeff Abbott

Martı Yayınları

Hiç ara vermeyen bir kovalamaca ve aksiyon. Bir aksiyon filmi gibi bir macera.

Evan,  annesinin telefonu ile onun yanına gider. Gittiğinde annesi öldürülür. Bir takım insanlar annesinde bazı sırların olduğunu düşünmektedir. Babası da kaybolur bu arada. Evan, annesinin sırlarının ve babasının peşine düşer. Katiller ve CIA de onun peşine.

Evan bir yandan saklanmak bir yandan annesi ve babasının geçmişini öğrenmek durumundadır. Öğrendikçe anne ve babasının hiç de tanımadığı insanlar olduğunu anlar. Gerçekten de dur durak olmayan bir kovalamaca.

Aksiyon, suç, polisiye sevenler için ideal. Not:3/4

28 Eylül 2019 Cumartesi

Film Seçkisi 25



Ankara Ekspresi

Muzaffer Arslan, 1970

Esat Mahmut Karakurt’un ünlü eserinin film uyarlaması. Bu ekspres tren de bir zamanlar efsane imiş. Ediz Hun, Filiz Akın başrolde. İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler, Türkiye’yi ele geçirmek için Ankara Ekspresi adlı bir harekat başlatır, ülkemize casuslar yollar. Türk Binbaşı Seyfi de onların peşine düşer. Ama Alman casusu Hilda’ya aşık olur. Aşk ve vatan arasında kalır ikisi de. İzlemesi çok keyifli. Not:3/4

Bulutların Ötesinde

A Walk in the Clouds, 1995, A.B.D.

İkinci Dünya Savaşı’ndan dönen bir asker, yolda hamile bir kadına rastlar. Asker evlidir. Hamile kadın ise ailesinin yanına gitmeye korkmaktadır. Asker, onun eşi gibi davranır ve kadının ailesinin yanına giderler. Ancak, birbirlerine aşık olurlar. Aşk ve kadının ailesi her şeyi karıştırır. Keanu Reeves başrolde. Seyri hoş. Not:3/4

Atlatma Haber

Scoop

Woody Allen, 2006, A.B.D.

Bir Woody Allen komedisi. Onun komedisine, cümlelerine alışık olup sevenler için çok komik her zamanki gibi. Bir gazetecilik öğrencisi, bir duyum alır ve olayın peşine düşer. Bir aristokratın katil olduğu düşünülmektedir. Kız, katilin peşine düşer ama ona aşık olur. Keyifli, zarif, hafif film. Scarlet Johannson, Hugh Jackman başrollerde. Not:3/4

Majestik

The Majestic, 2001, A.B.D.

Bir senaryo yazarı, işinde sıkıntılı olduğu bir dönemde bir kaza yapar ve bilmediği bir kasabada uyanır. Hiçbir şey hatırlamaz. Kasabalılar onu kasabadan gidip savaşta ölen bir asker sanır. O da buna inanmaya başlar. Aşık olur, bir tiyatro sahnesi işletmek ister. Geçmişi peşini bırakmaz. Keyifli fantezi. Jim Carrey ciddi bir rolde. Not:3/4

Aşk Masalı

Maid in Manhattan, 2002, A.B.D.

Bir otel hizmetçisi, otelin zengin müşterilerinden birinin elbisesini giyer. O sırada otelde olan önemli bir politikacı onu görür ve aralarında aşk başlar. Hafif romantik komedi. İzlenir. Jennifer Lopez başrolde. Not:3/4

Küçük Kadınlar

Little Women, 1994, A.B.D.

Ünlü klasik eserin zarif bir uyarlaması. Yazarın kişisel yaşamını anlatan roman, anneleriyle yaşayan dört kızkardeşin gündelik yaşamı, mutlu olma çabası, aşkları, arkadaşlıklarını izletiyor bizlere. Klasik eserleri sevenler filmi çok sevecekler. Not:3/4

Ana, Sevgilim       

Ana, mon Amour, 2017, Romanya

İki üniversite öğrencisi, birbirlerine aşık olurlar. Kızın psikolojik sorunları vardır ve çok ağır dönemler geçirir. Erkek hep ona yardımcı olur, sabırla. Çift, aileler ile de tanışır. Hem ikisi hem aileleri ile ilişkilerinde karmaşa yaşarlar. Sinirsel sorunu olan bir sevgili ile birlikte olmanın getirdiklerini anlatan iyi bir film. Not:3/4

Komplo Teorisi

Conspiracy Theory, 1997, A.B.D.

Julia Roberts’ın bu filmi de kendisinin diğer filmi Pelikan Dosyası gibi iyi bir macera. Heyecanlı, sır dolu bir aksiyon. Hafif ve yumuşak bir kovalamaca filmi. Bir adam sürekli olarak komplo teorileri üretir, bunlardan biri gerçek çıkar ve devlet, bu adamın peşine düşer. Julia Roberts da onun peşindedir. Not:3/4

Sophie Scholl: Son Günler

Sophie Scholl:Die Letzten Tage

Marc Rothemund, 2005, Almanya

Gerçek yaşam öyküsü. İkinci Dünya Savaşı döneminde Nazi karşıtı bir Alman Kızı, direnişçilere katılır, Beyaz Gül adlı öğrenci direnişçi yer altı hareketine. Film, onun son altı gününü anlatıyor. Yakalanıyor, uzun bir sorgulama başlıyor ve suçlanıyor. Kendisi bir kahraman gibi adeta. Unutulacak gibi film değil. Çok kişisel bir hikaye. Daha sonra da Alman halkının unutamadığı bir bayrak kişi haline geliyor Sophie. Not:4/4

Sils Maria ve Perde

Clouds of Sils Maria

Olivier Assayas, 2014, Fransa

Zarif bir aile toplantısı filmi olan Yaz Saati’nin yönetmeninden yine ince, zarif bir film. Yakınlarda Hayalet Hikayesi (Personal Shopper) adlı ilginç filmini de izlemiştik. Filmde bir tiyatro oyuncusuna bir rol teklif edilir. O oyunda yirmi yıl önce de oynamıştır ve o rolle ünlü olmuştur. O oyunda genç rolde iken şimdi yaşlı rol teklif edilmiştir. Bu durum ona hayatını düşündürür, geçmişi, bugünü sorgular. Kişisel yardımcısı ile yolculuğa çıkar ve yeni rolünü çalışır.  Mükemmel film. Juliette Binoche, Kristin Stewart, Chloe-Grace Moritz. Kadro da harika. Not: 4/4



27 Eylül 2019 Cuma

Merve Akıncı ve Nihan Kaya



Senli

Merve Akıncı

Müptela Yayınları

Wattpad yazarlarından Akıncı’dan hafif çıtır çerez bir roman. Çok hüzünlü. Nedense tatlı ve iyi kızların serseri, kaba, yaralı, kötü yetişmiş erkeklere bir ilgisi var romanlarda. Kötünün çekiciliği olsa gerek. Bu romanda da tatlı Bahar kalbi kurumuş ve hala bir başkasını seven Karan’a aşık. Tek taraflı aşk olsa da Bahar bundan memnun, yeter ki Karan’n yanında olsun. Karan da hep eski sevdiği Cemre’yi özlüyor. Kısacık bir roman, bir iki saatte okunuyor. Not:2/4





Bütün Çocuklar İyidir

Nihan Kaya

İthaki Yayınları

Nihan Kaya, psikoloji alanında dünya çapında bir bilim insanı ve aynı zamanda bir edebiyatçı. Bu kitabı bir tür kişisel gelişim yazıları toplamı gibi. Çocuklar ile ilgili düşünceler, yazılar. Yazılar genelde çocukların ağzından yazılmış. Çocukların da yetişkinlerin de okuyabileceği bir kitap ancak yetişkinler okusa onlara daha faydalı olabilir. Çocuklar da okursa ne tür hakları olduğunu anlayabilirler. Çocuklarınıza istemediklerini yaptırmayın gibi öneriler bulunuyor. Veya, onlarla bebek gibi konuşmayın. Yetişkinler, içinizdeki çocuğa iyi davranın. Kısa ve hafif. Yazarın üçlemesinin son kitabı. En iyi kitaplarından olmasa gerek. Not:2/4

26 Eylül 2019 Perşembe

En Sevdiğim Filmler



Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikayesi

Mehmet Eryılmaz, 2008

Zümrüt Erkin, Ahu Sıla Bayer

Trakya’da bir panayırda yaşanan bir aşk hikayesi. Civardaki inşaatta çalışan bir işçi ile bir panayır şarkıcısı birbirlerini severler. Ancak, panayırdaki zor yaşam koşullarında bir aşkı yürütmek çok zordur. Gerçekçi, doğal film, biraz da hüzünlü. Artık yok olmakta olan yerel ve gezginci panayırların anlatılması da çok iyi bir düşünce. Kaybolan bir kültürde kaybolan insanlar ve aşklar. Bir belge gibi ayrıca bu önemli film. Oyunculuklar da iyi.





Uzak İhtimal

Mehmet Fazıl Coşkun, 2009

Nadir Sarıbacak, Görkem Yeltan

Musa adlı bir genç müezzin ile Clara adlı bir rahibenin yakınlaşması bir uzak ihtimal gibi gözüküyor haliyle. İstanbul’da aynı mahallede yaşayan ve çalışan bu ikili birbirlerine yakınlaşırlar, konuşurlar. Birbirlerine aşık olurlar. Ancak ileri gitmeleri zordur. İkisi de çekinmektedir. Birbirlerine saygılı, hoşgörülüdürler. Ancak işte çevre, farklı dinler bu ikilinin görüşüp belki de evlenmelerini somut bir tepki olmasa da engeller. İki kişi de zaten içlerinde bu ilişkiyi tam sindiremezler. İki oyuncu da çok iyi bu arada.


(Not: Daha önce seçme filmler, en iyi filmler listeleri yapmıştım. İzleyip bloga yazdığım yaklaşık 1500 film arasından. Bundan sonra da en sevdiklerimi yazıcam. Eskilerden, yenilerden)

25 Eylül 2019 Çarşamba

Takaza



Anneannem hep takaza etme der. Takaza. Ta kaza gibi sanki. Laf sokma, başıma kakma, serzenişte bulunma anlamında.

Şimdi ise takaza çok yaygın. Özellikle internet, insta, face gibi ortamlarda herkes birbirlerinin gönderilerine bakıp bol bol takaza edebiliyor.

Birden bir mesaj gelebiliyor.-Kırdın beni. –Ya ne oldu?-Beni umursamıyorsun.-Ne oldu ki?-Gez sen gez. Ne de güzel unuttun beni.-Ya nasılsın ne oldu?-Kırgınlığımı dile getirdim, gönlümü alman lazım.-Neye kırıldın ki?-Söyledim ya.-Gezmeme mi kırıldın yani.-Umurunda değil daha da kırıldım.

-Ya sana kötü bişey mi dedim veya ailene. Ne var ki gezmekte. Sen gezmiyor musun?-Beraber de gezebiliriz yani.-Gezeriz de yani sen üstelik başka şehirdesin.-Sevdiğim insanın her şeyi kırabilir.-Ben de kırılırım yani de içimde tutarım, dışa vurunca gerilim oluyor yani. İnsan tartışmaktan yoruluyor.

-Ben de yoruldum. Herkese değersizim. Değerli olsam çabalarsın. Ben kırılıyom ben yazıyom sana. Gezmişsin işte. Kıskanmaya da mı hakkım yok. Bana uyum sağlasana.-Sen bişeylere mi gerildin?-Sana gerildim.-Gezdim diye mi yani. Ya yazacaksan böyle değil normal gelsene, neyi tartışıyoruz şimdi.-Tartışma o zaman.-Ne diyeceğimi bilemedim ki valla.-Ben de kazık yemiş insan olarak sana en son kazık atacak insanım. Beni herkes kefesine koymasana.-Ya sen lafı çeviriyon, nerelere geldin yaa.

-Ya hadi uzatmayalım.-Allam sen yazdın şimdi kırıldım diye, neyi uzatıyoz ki?-Yolun açık olsun, biz seninle anlaşamayız.-Ya hem kırıldım diyon hem uzatma.-Üste çıkıyon sen. Kendin kaybedersin.-Birbirimize hayırlı gelmiyoz o zaman.-Sen de değmezmişsin. Bana insanlık lazım. (eh artık cevap verilmez. “görüldü” demek lazım).

24 Eylül 2019 Salı

Tapu



Dedemin babası Tapu’da çalışıyormuş. İzmir’de Konak’ta imiş Tapu ve Kadastro. O da mutemet imiş. Yani çalışanlara maaşlarını dağıtan kişi.

1950’lili yıllarda banka kartları yok. İşçiler de hep yollarda, köylerde çalışırmış. Maaşlarını almaya şehre, merkeze gelemezlermiş.

Dedemin babası da, bir ciple köyleri, işçilerin çalıştığı yerleri gezer onlara maaşlarını verirmiş. Bir şoför bir de o. Maaşlar bir çantada olurmuş.

O zamanlar onlar Eşrefpaşa’da otururmuş. Bir aybaşında o bir değişiklik yapayım demiş. Köyleri gezmeyim de bu kez onlar gelsinler. Evin önüne bir masa koymuş. Maaşlarını almaya gelenler birkaç gün boyunca evin önüne gelmiş. Uzaklardan geldikleri için zaman almış tabii.

Eşine de demiş. Sen çay yap da gelenlere ikram edelim. Her gelene çay ve yanında kurabiye, kek ikram etmiş eşi. Gelenler maaşını alınca sohbet de ediyorlarmış.

Eşi de, yani dedemin annesi, isyan etmiş buna. Sakın bir daha böyle bir şey yapma, sen yine kendin dolaş dağıt, ben burada tanımadığım insanlara günlerce çay kek vermekten bıktım, yoruldum.

Ağaç Ev Sohbetleri 4




Ağaç Ev Sohbetlerinin dördüncüsüne geldik. İki konu daha kolaydı, televizyon, yaşadığımız şehir. Küresel ısınma ve şimdiki dördüncü konu, özgürlük, az daha zor sayılabilir. Yine de eğlenceli ve bilgilendirici oldu bu sohbetler.

Bu haftanın konusu: Özgür olduğunuzu düşünüyor musunuz? Özgürlük sizin için ne anlam ifade ediyor? Size göre özgür olmanın sınırı nedir?

Özgür olduğumu düşünüyorum. Yani işte dilediğim gibi yaşıyorum. Biraz da ekonomik özgürlük daha olsa iyi olur tabii. Yani istediğim zaman ne bileyim, Kanada’ya Almanya’ya gidebileyim. Ama bu yerler pahalı. Euro, dolar ile gezmek zor.

Özgürlük için şey diyorlar, birinin özgürlüğünün başladığı yerde diğerininki bitermiş. Özgür olcan ama kimseye zarar vermeden. Bunun için sistem, kurallar gerekiyor. Almanya, Kuzey ülkelerindeki gibi. Kuralların içinde özgür olmak. Çok çekici bence. Bizim ülke çok kuralsız. Kuralların içinde özgürlük keyifli olmalı. Amerika biraz daha özgür.

Bunun dışında, herhalde kimse özgür değildir. Günümüz dünyasında, düşüncelerimiz, zevklerimiz, rüyalarımız bile yönlendiriliyor. Bir örnek olmaya, tüketmeye doğru. Medya, iletişim araçlarıyla. Ama kendini özgür hissetmek de çok hoş.

22 Eylül 2019 Pazar

Dag Solstad ve Hermann Hesse



Mahcubiyet ve Haysiyet

Dag Solstad

YKY

Dag Solstad, Kuzey edebiyatının en sevilen yazarlarından olmasına ve yaklaşık otuz kitap yazmış olmasına rağmen Türkçe’ye daha yakınlarda çevrildi ilk defa. Peter Handke ve Haruki Murakami onun hayranı ve Murakami ayrıca onun kitaplarını Japonca’ya çeviriyor. Kendisi ise Knut Hamsun hayranı.

Çevirmen de Banu Gürsaler Syversten. Ingvar Ambjornsen’in efsane olan romanı Beyaz Zenciler’in çevirmeni. Yani yazar da çevirmen de sağlam. Bu kısa ama derin romanın çevirisi de usta işi.

Elias, sıradan bir edebiyat öğretmeni. Uzun yıllardır yaptığı bu işe yabancılaşmış, kendisini yalnız da hisseden sıkıcı biri. Derste her zaman yaptığı gibi yine Henrik Ibsen’in Yaban Ördeği kitabını inceliyor. Öğrenciler de bu monoton dersten ve Ibsen’den memnun değiller, neredeyse uyuyacaklar. O gelenekselleşmiş tarzda anlatıyor, öğrenciler de ilgisiz.

Ders bitince öğrenciler hemen çıkıyor, Elias da bezgin, bıkkın şekilde kapıya çıkıyor, yağmur çiselediği için şemsiyesine davranıyor ancak açamıyor, sinirleniyor, şemsiyeyi parçalıyor ve çevredeki öğrencilere de küfrediyor. Ondan beklenmeyecek bir davranış. Neredeyse bir hayat belirtisi.

Bu hareketinden sonra bir daha okula dönemeyeceğini fark ediyor, sokaklarda yürürken bir anda geçmişine dönüyor. Gençliğindeki üniversite yıllarına. En iyi arkadaşı felsefe öğrencisi Johan’ı hatırlıyor. Elias ne kadar sıradan ise Johan da o kadar hayat dolu, çekici. İkisinin arkadaşlığı ilginç.

Johan, Eva ile birlikte oluyor. Eva kusursuz güzel. Johan ve Eva evleniyor ve çocukları oluyor. Elias da hep onlarla birlikte. Elias başından beri yaşama, dönemine ayak uyduramıyor. Norveç eğitim sistemine de. Elias’ın düşünceleri yoluyla nasıl bu kadar sıkıcı bir insan olduğunu öğreniyoruz.

Elias Rukla, eğitim, kitaplar, toplum gibi kavramlar yoluyla kendini, yaşamını, dünyayı sorguluyor. Yirmibeş yıl önce yazılmasına rağmen zamansız bir anlatım olduğu için hep güncel bir dil ve kitap.

Not:4/4


İnanç da Sevgi de Aklın Yolunu İzlemez

Hermann Hesse

YKY

Hesse, Yirminci Yüzyılın en önemli yazarlarından, Proust ve Kafka gibi. Edebiyat, şiir, resim, felsefe, psikanaliz, din, Uzakdoğu düşüncelerini bir araya getirip unutulmaz romanlar yazan Hesse, 1960’lardan buyana özellikle gençlerin sevgilisi.

Öykü, şiir, deneme, anı, doğa yazıları da yazsa da romanları en bilinen. İnsanın iç yolculuğunu, arayışlarını, kendini bulma çabasını, kendini gerçekleştirme uğraşını anlatan yazar bütün romanlarını kendi iç yolculuğundan yola çıkarak yazmış.

Siddharta, Demian, Narziss ve Goldmund, Gertrud, Peter Camenzind, Klingsor’un Son Yazı ve diğer birçok romanı, Bozkırkurdu, Boncuk Oyunu, hepsi birer zirve. Gençliği onun gibi anlatan ve gençliği onun gibi etkileyen bir yazar daha yok.

Yazarın tüm kitaplarının çevirisini de Kamuran Şipal yapıyor ve mükemmel çeviriler. Bu kitabında, bu müthiş ve insanın ruhunu alabora eden yazarın, çeşitli konulardaki düşünceleri bulunmakta. Politika, toplum ve birey, bireyin ödevleri, kültür okul ve eğitim, kilise ve din, bilgi ve bilinç, okuma ve kitaplar, gerçek ve hayal gücü, sanat ve sanatçılar, mizah, mutluluk, sevgi, ölüm, gençlik ve yaşlılık konularında özet düşünceleri, aforizmaları var. Bir bilgenin düşünceleri.

Not:4/4

Modus ve Lilyhammer



Modus

İsveç suç, polisiye, seri katil dizisi. İki sezonluk dizi. İkinci sezon henüz dilimize çevrilmedi. Unutuldu çeviri sanırım.

Suç profilcisi ve psikolog Inger’in otistik kızı yılbaşı günlerinde bir cinayete tanık olur. Ardından cinayetler devam eder. Cinayetler Uppsala ve Stockholm’de gerçekleşir. Detektif Ingvar, profilci Inger ile tanışır ve birlikte katilin peşine düşer. Otistik kız da tehlikededir.

Katil de en baştan belli. Katilin neden bu cinayetleri yaptığını dizi boyunca anlıyoruz. Irkçılık, din, tarikatlar, politika, insan hakları, cinsiyet ayrımcılığı gibi gündemdeki birçok konuyu ele alan dizi sakin ancak merak ettiriyor. Soğuk havada sıcak konular. Kuzey tarzı.



Lilyhammer

Norveç suç komedisi. Başrolde, bir zamanlar popüler olan Sopranos dizisinden Steven Van Zandt. Van Zandt aslında İtalyan asıllı Amerikalı bir oyuncu ve müzisyen. Eşi ile evlenince kendi soyadından vazgeçiyor, gerçek yaşamında.

Eğlenceli, oldukça komik bir çeşit suç dizisi. Dizide, Norveçliler ülkeleriyle ve insanlarıyla gırgır geçiyorlar. Arada Müslümanlarla da alay var. Çünkü, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Norveç de göçmen istilasında. Bütün Avrupa ülkelerinde olan kaynaşma konusu komik durumlar doğuruyor.

Frank Tagliano, New York yer altı dünyasından. Bir büyük suçluyu ele veriyor ve tanık koruma programı ile Norveç’e yerleşiyor, adını değiştiriyor. Norveç’in küçük bir kasabası. Lillehammer. Eski kış olimpiyatlarından birinin yapıldığı kasabalardan biri. Olimpiyat pistleri de zaman zaman diziye dahil oluyor.

Frank, yeni ortama alışmaya çalışıyor. Tabii, New York’dan çok farklı insanlar ve kültür. Frank, bir gece kulübü açıyor, işletiyor ama bir yandan da Lillehammer kasabasını kendine benzetiyor. Kendi yöntemleriyle sakin Norveç kasabasının altını üstüne getiriyor.

Kahkahalarla izlenen bir kuzey komedisi. Üç sezon da keyifli.

21 Eylül 2019 Cumartesi

Film Seçkisi 24



Alfonso Cuaron filmleri

Inarritu, del Toro gibi günümüzün popüler Meksikalı yönetmenlerinden olan Cuaron’un tekniği iyi, sineması iyi, filmleri de çok iyi olmasa da fena da değil. Meksika sert bir ülke olduğu için filmler de çok yumuşak olmuyor.

Küçük Prenses

A Little Princess, 1995

Yönetmenin ilk filmlerinden. Fantastik bir peri masalı. Bir küçük kızın özel okuldaki yaşamı. Renkli, hayalci, hoş film. Yönetmenin bir dolu aksiyon filminden daha naif ve zarif. Not:3/4

Büyük Umutlar

Great Expectations, 1998

Charles Dickens’ın ünlü romanının sinemaya uyarlanması ancak modernleştirilerek. Resim yapmayı seven küçük bir oğlan, Estella adlı bir komşu kızına ilgi duyar, yıllar sonra yine onu bulmak ister. Oyuncular iyi, film de izlenebilir. Not:3/4

Son Umut

Children of Men, 2006

Gelecekte geçen bir bilimkurgu aksiyonu. İnsanlık artık ürememektedir. Yeni çocuklar doğmaz. Ancak bir kadın hamile kalmıştır ve bir devlet yetkilisi de onu korumak zorundadır. İzlenebilir macera. Clive Owen başrolde. Not:3/4

Yerçekimi

Gravity, 2013

Görsel yönden gelişkin bir bilimkurgu filmi. Başrollerde Sandra Bullock, George Clooney. İki astronot uzayda görevde iken uzay istasyonunda kaza olur ve astronotlar uzay boşluğunda kalırlar. Türü sevenler için. Not:3/4

Roma, 2018

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı ile birlikte yönetmenin en popüler filmlerinden. Kendi çocukluğunu ve ailesini anlatıyor. Ananı Da adlı filminden sonra belki en iyi filmi sayılabilir. Meksika’da Roma adlı bir mahalle ve orada yaşayan bir aile ve ailenin hizmetçisinin yaşamı. Siyah beyaz film. Zenginlik yoksulluk, sınıf farkları gibi konular işlenmiş. İyi film ama öyle çok keyifli de diyemeyiz. Not:3/4

20 Eylül 2019 Cuma

Beforeigners ve The Bletchley Circle


Beforeigners

Norveç bilimkurgu, polisiye dizisi. Beforeigners, geçmenler demek. Zamanda geçişler anlamına geliyor. Oslo’da insanlar kayboluyor, bir yandan da denizdeki bir delikten geçmişten insanlar günümüze geliyor. Taş Devrinden, Vikingler döneminden, 18. Yüzyıldan insanlar gelip günümüz Oslo’sunda sığınmacı oluyorlar. Yıllar geçtikçe bu dönemlerden gelen insanlar ile günümüz insanları birbirine karışıyor, geçmenler işe giriyor, evleniyor.

Kaybolmalar, ölümler devam edince Viking döneminden bir savaşçı kadın polis ile günümüzden bir polis bir ekip oluşturarak bu gizemli olayların peşine düşüyorlar. Sürükleyici konu, ilginç karakterler, günümüz ile geçmişten gelenlerin ilişkilerinden doğan mizah. İlk sezon altı bölüm ile bitti. İkinci sezonun da olması gerekiyor.




The Bletchley Circle

İngiliz dönem ve suç, polisiye dizisi. İki sezonluk. İlk sezonda üç bölümde bir olay çözülüyor, ikinci sezonda da dört bölümde iki olay çözülüyor. İkinci Dünya Savaşı döneminde Almanların şifrelerini çözen dört kadın, savaştan sonra sivil yaşama dönüyorlar. Bir seri katil ortaya çıkınca bu dördü birleşip, savaş döneminde kullandıkları yöntemlerle katilin peşine düşüyorlar. İlk sezonda.

İkinci sezonun ilk davasında, bu dört detektiften biri hapse düşüyor ve diğer üçü onu kurtarmaya çalışıyor, işin içinde devletin sırları da var. İkinci davada, bu dördü bu kez bir kız kaçırma ve dolandırıcılık suçunun peşine düşüyor.

Dönem dizisi olarak ilginç, gizemli, heyecanlı. İngiliz tarzı polisiye. Yani ciddi. Amerikan polisiyelerine benzemiyor.

19 Eylül 2019 Perşembe

Sahaf Anları



Sahaflarda zaman geçirmek büyük mutluluk. Bazen keyif için, bazen de birilerine bir şeyler, kitap, dergi, fotoğraf bulmak için gezmek bir sahaf dükkanının içinde insanda hoş duygular uyandırıyor.

Dedem, Radyo Haftası adlı bir dergide polisiye öyküler yazmış. O dergileri ararım. Veya, babamın halası çocukken Killing okurmuş, bulsana dedi, babaannemin fotoroman merakı gibi.

Sahaflarda, en ilginç olay, bir iki yıl önce, sahaf festivalinde başıma gelmişti. Pera Müzesi’nin önündeki festival alanında. Bir sahafta eski fotoğraflara bakarken, yanımda duran bir kadın da bakıyordu onlara. Sonra bir fotoğrafı eline aldı ve buradaki bu adam benim babam dedi, ama babası bu fotoda kolunu bir kadının omzuna atmıştı ve bu kadın annem değil dedi kadın. Bu fotoğrafı da ilk kez görüyorum. Yani babası, annesini bir kadınla aldatmış ve kadın da bu sahaftaki fotodan bunu öğrendi. Sonra ne oldu bilmiyorum tabii.

Sahaflarda bir kentin tarihi toplanır, fotoğraflarda. Bir çeşit fotoğraf kabristanı gibi yani sahaflar. Eski kitapların arasında bulduğum notlardan, kağıtlardan, kitapların içine düşülen notlardan, fotoğraflardan hayatlar hayal etmek ne güzeldir.

Yakınlarda sahaflarda iki etkileyici ana tanık oldum. Birinde, bir amca geldi ve Kadıköy tarihi ile ilgili kitaplar arıyorum, dedi. Sahaf da, birkaç tane kitap çıkardı. Amca, kitaplardan birini açtı, bol fotolu olanı, karıştırmaya başladı, sonra bir fotoya bakıp, aa bu babam dedi, bu fotoyu nerden bulmuş yazar? Baktı, yazarın adına. Yazar, bu amcanın liseden sınıf arkadaşı çıktı. Amca, liseden sonra Almanya’ya gitmiş, uzun yıllar ordaymış. Bu kitabı yazan sınıf arkadaşım, herhalde, bu fotoyu babamdan almış olmalı, diye düşündü.

Bir diğer ilginç olay da, sahafın vitrininde bir eski gazete vardı. Gazetede Zorlu’lar idam edildi diyordu. Zorlu benim için Zorlu Center yani, evime yakın, başka zorlu bilmem, bir de her yerde gözüme Mazhar Zorlu diye bir isim çarpar. Kim bu Zorlu diye neti açtım baktım, vitrinin önünde, bir zamanlar idam edilmiş biri. Adnan Menderes’ten sonra idam edilmiş galiba. Fatin Rüştü Zorlu imiş. Vitrine bakarken, bir adam yaklaştı, gazeteye baktı, sahaf da kapının önünde duruyordu. Adam, sahafa, bu gazeteyi neden vitrine koydunuz diye bağırdı, dedem de bu asılanlar arasında, diye ekledi, öfkeyle gitti.