5 Ağustos 2015 Çarşamba

BİR FRAMBUAZLI HAYAT KİTABI




Usta şordan bana bir frambuazlı hayat versene frambuazı bol hayatı az olsun.
Frambuazlı hayat mı? Ben üstten frambuazlarını yiyeyim siz hayatını yaşayın.

Heeeeeeeey işte frambuazlı hayat şeysiiii çıktıııı.

İlk kitap kurgu dışı, ikinci kurgu, şimdi yine bir kurgu dışı. Frambuazlı Hayat, düzen olarak Sade ve Serin'e benziyor. Bu kez 10 ayrı konuda 10'ar yazı var. Düşünceler ve Yansımalar olarak ilk kez bu kitap için yazdığım iki tür eklendi yeni. Sade'deki aşk ve tarih yok onların yerine müzik ve kültür var. Bu kitabısının yüzde otuzu sanat kültür, yüzde kırkı insan ve yaşam, yüzde otuzu ise düşünsel yazılar ve denemeler.

Yani 100 adet yazı var ve daha kapsamlı yoğun derin kalın ama içeriği daha zengin. Yayınevini değiştirdim, farklı yayınevi denemek için. Kitabın fiyatı yine 12 TL istedim ama olmadı, ancak nette yine çok ucuz.

Bade ve Serin'in kapağı yayınevine aitti, Serin Vami'nin kapak düşüncesi ve tasarımı ve fotosu bana aitti grafik yayınevine,  şimdi Frambeyazlı Bayat'ın kapağının düşünce tasarım foto bana ait grafik dizayn yayınevine.

Kapak fotosunu 2014 Nisan ayında Hayat, Sevgilim adlı yazımda kullanmıştım, foto şirin bir Alaçatı evinin kapısıydı. Kitabın ismi nerden geliyor? Frambuazlı pasta en sevdiğim. Bu kitap kapağı frambuaz ve erguvan oldu, yine en sevdiğim. Pembe en şirin renk. Blogu ilk açtığımda frambuazlı hayat adında bir yazı yazmıştım sonra da silmiştim ama pek şekerdi. Hayat frambuazlı olsun hep pembe olsun kötülük olmasın herkes gülsün yani anlamında.

Ayrıca bu bir yaz kitabı.

Kitap bu sabah konmuş nete. Sevgili İrem Yağızel kitap siparişi verirken benden önce görmüş kitabı. Piyasaya çıktığını ben de ondan öğrendim.

Bir Magnum böğürtlenli bir soğuk limonata bir de frambeyazlı hayat işte. Yaz belki daha kolay geçer.

Ayy heyecandan fotoyu netten alıp koyamadım, bende yok kitap zaten hep kitaplarımı bir iki ay sonra gördüm ben de, fotosunu sona ekleyim.

Frambeyazlı hayat yeniyooooo.





6 Ağustos 20:00

Dün çok heyecanlıydım. Yaa ben zaten çok heyecanlı biriyim ki. Foto bile ekleyemedim dün. Şimdi yine yazıyorum.

Şimdiii, üç kitap oldu yaaaa. Bunların isimleriii, Üç Güzeller. Mitolojideki üç güzeller. Hera ve Atena ve Venüs. Üç kız oldular. Bu kız yaz kızı biraz daha şımarıks, belki sarışın ve kıvırcık olabilir. İsimleri şöyle koyarsak, sırasıyla, Sade, Mavi, Fram. Hera, Atena, Venüs.

Yayınevi değiştirmiştim. Bu yayınevi, sevgili Hanife Mert (Düş Batımı bu yayınevinden çıkan ilk romanının adı) ve Erdi Karadeniz (Bu Şartlar Altında Ölemem, bu yayınevinden çıkan romanı, daha önce de iki adet şiir/deneme kitabı vardı) arkadaşlarımızın kitap çıkardığı yayınevi. Gece Kitaplığı. Bu yayınevi Ankara merkezli.

Bu kitabın kapak, basım ve dağıtımı için 600 TL verdim. Ve bu kez kitabım yüzer yüzer basılacak. Yani, ilk 100 adet kitap bitince ikinci 100 adet basılacak.

Pazartesiye dek yazma molası verdim. Sadece blog okuyacağımdır :)



19 Temmuz 2015 Pazar

DERİN MAVİ ADLI KİTABIM İLE İLGİLİ YORUMLAR 4




İlk kitap "Sade ve Derin" çıkalı 1.5 yıl, ikinci kitap "Derin Mavi" çıkalı 6 ay oldu. Okuyan arkadaşlarımız yazıyorlar kitaplar hakkında. Olumlu ve hoş şeyler söylüyorlar. Mutlu eden kitaplar olması mutlu ediyor beni de. Zaten kitaplarım burda bizim için.

Son zamanlardaki bazı yazılar şunlardı:

KEZBAN ŞAHİN TAYSUN


Sevgili yazarımız Taysun geçtiğimiz günlerde Yaşar Kemal öykü yarışmasında 3. oldu.

KİTAP EYLEMİ


ARSU JYSRA REÇANİ



27 Nisan 2015 Pazartesi

DERİN MAVİ ADLI KİTABIM İLE İLGİLİ YORUMLAR 3



Çalıkuşu çakıltaşı arkadaşımız sınava hazırlandığı için bir süredir bizimle değil. Ama tekrar gelecek inşallah. Arada bir bloguma gelip merhaba diyor. O, benden kitap isteyen ilk kişiydi.

Çalıkuşu, geçen hafta İzmir Kitap Fuarı’na gidip yayınevinin standında benim iki kitabın fotosunu yan yana çekmiş. Bu foto standda ve fuarda çekilmiş ilk foto oldu. Ayrıca, her iki kitaba uygun olarak, biri martılı, Konak-Karşıyaka vapurunda, diğeri de kayıklı, Eski Foça’da iki foto daha çekmiş. Bloguma gönderdi hızlı resim formatında.

Çalıkuşu yazılarımın en derinlikli ve yoğunluklu okuru ve yorumlayıcısı idi. Bütün yazılarıma tek tek ve uzun uzun yorum yapardı, hiçbir yazımı kaçırmadı. Şimdi de Jysra aynı Çalıkuşu gibi yorum yapıyor. Zaten birbirlerine de benziyorlar. O da tek bir yazımı kaçırmadı ve derin, uzun, yoğun yorumlar yapıyor.

ÖCEANNE ÖZLEM BERBEROĞLU



OKUMA GÜNLÜĞÜM EREN O.


DRAMA


MAVİYE İZ SÜREN


JYSRA REÇANİ

6 Nisan 2015 Pazartesi

KİTAPLARIMIN HİKAYESİ




Kitaplar bu hayatta en çok sevdiğim şeylerdir. Bir de günce tutmaya bayılırım. Yazmaksa yeni işte, blogda oldu, sizler arasında. Bir kitabımın olması tabii ki de bir düş oldu benim için. Bir tanecik olsa yeter, ona bakayım öpeyim seveyim, bir de benim dışımda en azından bir tek kişi okusun, onun hayatına olumlu bişiler getirsin, yeter işte.

Dört yıldır yazıyorum blogda. Başka bir yerde yazmıyorum. Beni okuyan sizler, blogçularsınız. Hiçbir blogçuyu tanımıyorum. Aile akraba ve arkadaşlarım da blogum ve kitabım olduğunu bilmiyor. Kitaplarımı alıp okuyanlar da siz blogçularsınız.

Bir kitabımın olması benim için bir düş olsa da bir kitabımın olması için herhangi bir girişimde bulunmam olanaksız benim. Sessiz, utangaç, yalnız ve insanlardan uzak bir insanım. Yazılarım ve kitaplarım hakkında da blogum dışında bir girişimim yok. Yani şimdiye dek hiçbir reklam olmadı kitaplarım hakkında. Gündelik yaşamda da aynıyım. Örneğin, hiç iş başvurusu yapmam. Aile ve akrabalarım benim için iş buldular. Bana kalsa ben aç kalırım.

2013 yılı yaz aylarında, sanırım blogumu okuyan arkadaşlarım yayınevleriyle konuşmuş olmalılar ya da blogumda üçüncü yılımdı, birilerinin dikkatini çekmiş olmalı yazılarım, birkaç yayınevi bloguma yazdılar. Dosyanızı gönderin, kitabınızı basalım, dediler. Üç yayınevi idi. İnceleyince İkinci Adam Yayınları şirin geldi bana. 2013 Ağustos ayında “Sade ve Derin” adlı dosyamı gönderdim. İç sayfaları baskıya hazır hale getirince yolladılar, kontrol ettim, düzeltmeleri yaptım, baskıya hazır hale geldi. Sonra da kapak çalışması yaptılar. İki tane kapak hazırladılar. Birini beğendim.

Yayınevi beni tanımıyor. Arada bir sürü insan var iletişim sağlayan. Kitabın baskı ve dağıtımı için yayınevi 3 000 lira istedi. Para ödeyeceğimi bilmiyordum. Ödedim. İlk baskı yapıldı, 500 adet basıldı. İlk kitabın bu 500 adet ilk baskısı satılmakta piyasada ve nette. Daha çok nette satılıyor, kitapçılarda pek dağıtım yok sanıyorum, dağıtıp ellerine geri dönmesin diye dağıtımcı firma pek dağıtmıyor genelde bütün diğer kitapları da. İlk kitap çıkalı yaklaşık 14 ay oldu, kaç sattığını bilmiyorum ama ilk baskı tükenmedi, nette satılıyor hala, hatta şu anda bahar indirimine girmiş, iki kitabım da 5-6 liradan satılmakta.

Kitaplarımdan henüz bir tek lira bile kazanmış değilim. Düşünün zaten, kitabın fiyatını düşük tuttum. 12 lira. Ama nette çok daha düşük fiyata satılıyor. 8 lira desek ortalama. Tümü satılsa. 500 çarpı 8 eder 4 000 lira. Yüzde 60 yayınevininmiş, yüzde 40 bana gelcek. Eğer olursa ben maksimum 1 600 lira alacağım. Zaten 3 000 lira verdim. Yani kitaptan para kazanma durumu yok.

Zaten ben para kazanmak veya ünlenmek için kitap çıkarmadım. Bir düşüm gerçek oldu ve bu kitap aslında siz blogçular için oldu. Bazı arkadaşlarım 2-3 yıl önce bana kitap çıkar diyordu. Bunu ısrarla blog yorumlarında söylediler. Ben de sizleri mutlu etmek için çıkardım.

Kitaplarım blogçular dışında hiç tanınmıyor, bilinmiyor. Belki zaman içinde bloglar dışında da okurları olur, onu bilemiyorum. Bir de bir şiir ve öykü kitabım olsun diyerek ikinci kitabım Derin Mavi’yi hazırladım. Yayınevi, ikinci kitap olduğu için bu kez 2 000 lira aldı benden. Daha yeni kitap zaten o da. Bu kitabın kapağını ise kendim tasarladım.

Kitap çıkarmak bu şekilde oldu. Kitap çıkarmanın birkaç yolu daha var. İlki, çeşitli dergilere yazılarımızı göndermek, yayınlanması. Bu şekilde tanınmak. İkincisi, dosyamızı almak ve yayınevlerini gezip editörlerle konuşmak. Üçüncüsü de, dosyamızı alıp bir yayınevine değil de bir basımevine gitmek, örneğin yaklaşık 1 000 liraya yaklaşık 1 000 adet basıyorlar. Aile, arkadaşlara dağıtmak.

Zaman zaman arkadaşlarımız soruyordu, işte benim hikayem. Yani ün para derdim yok, kitap çıkarmak zorlu ve masraflı bir süreç. Soyut bir mutluluk. Yaşama olumlu katkıda bulunmanın mutluluğu.

5 Nisan 2015 Pazar

DERİN MAVİ ADLI KİTABIM İLE İLGİLİ YORUMLAR 2




Derin Mavi'yi ben de cuma günü aldım kitapçıya sipariş verip sonunda. Geçen yıl Sade ve Derin de yine Ocak sonunda çıkmıştı Derin Mavi gibi. Onu da Nisan ayında kitapçıdan almıştım, bir adet gelmişti. Kitapçılara genelde bir iki tane dağıtıyormuş dağıtımcı. Kitaplar satılmazsa geriye almak zor oluyor diye. Bütün kitaplar için yani. Derin Mavi'yi de yine Nisan'da almış oldum. İkisini de İstiklal Mephisto'dan almış oldum. Mephisto, şeytan demek, Derin Mavi'de üç tane şeytanlı öykü var.

Geçen yıl Sade ve Derin'i alırken hoş bişi olmuştu. İki kız sizde Deeptone var mı deyince, Mephisto'daki bilgisayar kayıtlarına bakan çocuk o ne müzik grubu mu demişti, sanırım Deep Purple ile karıştırmıştı.

Kitapta en sevdiğim şiir Gece işte. Bir de diyorum keşke hep Son Metro gibi şiirler yazabilsem. Gece şiirini bu kitap için en son yazmıştım. Demiştim, öyle bi şiir yazayım ki üstüne bi daha şiir yazmam gerekmesin. Tabii ki de öyle bir şey olmuyor. Gece'yi geçen Eylül'de yazdım.

Kitapta öykülerden hemen önce komikleri okudum. Damsız Girdik, Romantik Balta, Papatya, Issız Kafe, Geyikler İndi Rüyama. Önce bunları okuyup kıkırdadım. Başka biri yazmış gibi okuyorum hep. Sonra en sevdiğim öykü Defne'nin Rüyası'na geçtim. Dafne yani. Bu öyküyü de Kahve Dünyası'nda düşünmüştüm. Yazın soğuk meyve suyu içiyordum. Kahve Dünyası dergisi vardı. Mitoloji yazısı vardı bi tane. Yazıyı okurkene aaa neden mitoloji öyküsü yazmıyorum dedim kendime.

Sonra da evde oturdum yazmaya. Ciddi başladım ama sonra komiğe bağladım. Her şeyi birbirine soktum. Çok eğlendim yani. Damsız Girdik öyküsü de şöyle oldu. İzmir'e gitmiştim. Bornova'da Waffle'cı Akın var süper. Ülkenin en iyi vafılını yapıyor. Muz çilek kivi nutella ve beyaz çikolatalı vafıl yedim. Tabii ki de olağanüstü idi. Sonra ordan Büyük Parka doğru yürüdüm. Parkın ön kapısının önünden yukarıya yürüdüm. Merkeze doğru.

Orda bir bar kapısı gördüm. Gündüz tabii kapalıydı. Bar kapısı büyük siyah ve çivili idi. Kapıya bakınca, bu ne ya, Osmanlı mı Selçuklu mu, yoksa Dolmabahçe mi Ayasofya mı bu kapı dedim. Kale kapısı gibiydi, Heavy Metal gibi çivili. Baktım kapıya. Hayal ettim. Gece nasıl olur acaba diye bu kapının önü. Cumartesi gecesi. Kızlar girmek istiyo giremiyo, kapıda body guard filan var. O da öyle yazıldı işte. Kapı orda duruyor hep haliyle.

Şimdi kitapla ilgili birkaç yorum yine:


PERSEPHONE


HELENE


MAKBULE ABALI UÇUN KUŞLAR


KEZBAN ŞAHİN TAYSUN


HAMİYET AKAN YÜREKTEN KALEME


Hepimize derin mavi huzurlu günler.