29 Ağustos 2014 Cuma

MİMOLOJİ


BİRİNCİ MİM

Ciciş İrem E. (Uzaklarda Arama) mimledi. Zor mimlerden.


Bu gece öleceğinizi bilseniz bazı insanlara bazı şeyleri söylememiş olmanın pişmanlığını hisseder misiniz? Peki, neden söylemediniz?

Ay nolcak. Pişmanım, ben ölünce herkes pişmaniye yesin, diye toplu mesaj ve mail atarim. Parmağım mı yorulur. Sonra da gider hamburger tatlı dondurma filan yerim. Film izlerim. Elimdeki romanı bitiririm. Ay dur ölürken fit olayım diye Leslie ve Jessica izlerim. Ölüm de neymiş diye blog yazısı yazarım.

Günün birinde çocuğunuzun doğduğu hastanede bir yanlışlık yapıldığını ve çocukların karıştığını öğrenseniz, kendi çocuğunuzla sizin büyüttüğünüz çocuğu değiştirir misiniz?

Ay ya beni karıştırdılarsa. Kızkardeşim hep öyle diyor bana. Sen hastanede karışmış olmalısın, diyor, onun hoşuna giden bir şey yapmayınca. Hıhı diyom, çocuklardan ortaya karışık yapmışlar beni diyom ben de, herşeyden little little.

Hayalinizi süsleyen bir yerde bir hafta tam pansiyon, harika bir tatil için uçan bir kelebeği yakalayıp, ayaklarını ve kanatlarını koparır mıydınız?

Uçmayan kelebeği bile yakalayamam, çok yavaşım çünkü. Iyyy bugün yolda hamam böceği gördüm, yazın çok oluyo yaa, sonra da solucanlar çıkıyo. Bööööğğğ. Doğa tatili işte. Açık büfe.

Bir yemeğe davetlisiniz ve önünüze tanımadığınız bir yemek konuyor. Tuhaf haline ve pek iştah açıcı görünmemesine rağmen tadına bakar mısınız?

Ay böyle durumlarda çaktırmadan döküyom ben bi yerlere. Elimde tabak kalkarım ve çaktırmadan dökerim. Yemem cıks.

Sevdiğiniz biri için yalancı şahitlik yapar mıydınız? Örneğin bir yayaya çarptığında, direksiyonda dalga geçtiğine rağmen, çok dikkatli kullandığını söyler miydiniz? (anne, baba, eş, sevgili)

Ay ne zor soru bu ya hakim bey. Yayaya bişi olmadıysa belki.

Yetişme tarzınızda değişiklik yapma imkanınız olsa ne değiştirirdiniz?

Okula gitmezdim ya. Evden kaçar İsveç’e filan yerleşirdim.

Eviniz ve içindeki eşyalarınız yanıyor. Ailenizi, kendinizi ve köpeğinizi kurtardıktan sonra bir kez daha içeri girme şansınız var. Ne kurtarırdınız?

Aile akraba fotoları, mektupları, günlükler kutusu.

Yarın sabah başka birinin kimliğinde uyanma olasılığınız olsa, bunu değerlendirir miydiniz? Kimi seçerdiniz?

Tamamen başka bir insan olarak yaşamak olabilir evet. Tanımadığım biri olsun. Ama kötü insan olmasın. Yani beyin tamamen değişebilir.


İKİNCİ MİM

Tatliş Patlayan Balonlar arkadaşımız mimledi.


Hangisini Seçerdiniz?

Aşağıda 10 soru var. Size iki durum veriliyor ve siz birini seçiyorsunuz. Seçtiğiniz durum hayatınız boyunca devam ediyor , diğerini ise yapamıyorsunuz. Yani size elma mı armut mu deniyor elma derseniz bir daha armut yiyemeyeceksiniz :) Neden o durumu seçtiğinizin kısa bir açıklamasını da yapmanız gerekiyor.

1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı?

Tekler. Tek tek kitaplarda farklı dünyalar bence daha iyi.

2-  Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak?

Kadın yazarlar daha ilginç.

3- Kitapçıya gidip kitap almak mı internet üzerinden kitap almak mı?

Kitapçıda saatlarca bakıp almak. Ya da hepsine bakıp almadan çıkmak. Kitap alan insanları incelemek. Kitapların yerini ezberleyip gidip direk olarak bulmak. Bazı kitapları kitapların arkasına koyup saklamak, günler sonra gidip bulmak. Bu kitabı kimse almasın ben arada gidip elleyim demek.

4-Film olan kitapları mı dizi olan kitapları mı?

İkisi de olmasın. Sadece kitabı olsun.

5- Günde 5 sayfa kitap okumak mı yoksa haftada 5 kitap mı?

Günde 5 sayfayla yüzümü yıkarım ben be. Haftada 5 kitap iyiymiş.

6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak?

Profesyonel katil olup anılarımı yazmak daha hoş. Böyle insanları seviyor halk. Öldür tövbe et yaz.

7- En sevdiğiniz 20 kitabı tekrar tekrar okumak mı yoksa her gün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı?

Hımmm en sevdiğim kitap okuyup sevdiğim kitaptır ama hayat boyu sürcekse yeni kitapları yeğlerim.

8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı?

Kütüphane olsun. Çünkü satamam, satmadan önce yazar ve kitap hakkında sınav yaparım çünkü. Satmam hepsini ben yerim. Ay bu tatlıcı olursam, bütün pastaları tatlıları ben yerim valla.

9- Favori türünüzden kitaplar okumak mı yoksa favori türünüz hariç  diğer her türden kitaplar okumak mı?

Ne bulursam okurum valla. Kitap formatında olsun yeter ki.

10- Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e kitap okumak mı?

Nette ücretsiz kitap da okudum, İngilizce romanları okudum hep, Türkçe hiç okumadım. Ama fiziksel kitap tabii. Fiziksel fizik kitabı bile olabilir. Ama hiç fiziksel kitap olmazsa netten de okurum hep.

Canı çeken zamanı olan arkadaşlarımız yapsın işteee.

İyi hasta fonları. J

PEDRO ALMODOVAR VE YÖNETMEN SİNEMASI



Sinema dünyasında bir dolu yönetmen ve film var. Sinema aynı zamanda sanat olan bir endüstri ve eğlence dalı. Endüstri ve eğlence yönü zaman geçirmek ve bazen de gerçeklerden kaçmak için oluyor. Sinema, kaçışın en tatlı araçlarından. Sanat yönü ise gerçekleri göstermek oluyor, dünyaya döndürmek.

İkisini de iyi yapan yönetmen çok. Sinema yok yönetmen var. Yönetmenler olmasa sinema sanatı da olmazdı. Örneğin, A.B.D.'de eğlence aracıdır. Yapımcılar söz sahibidir ve filmleri hangi yönetmen boşsa o çevirir ve hangi oyuncu boşsa o oynar. O yüzden yönetmenler memur gibidir. İşlerini iyi yapan teknisyenler gibi. Ama tabii işlerini çok iyi yaparlar. Eğlendirirler, yani göz boyarlar.

Ama biz gözümüzün boyanmasını isteriz. Kaçmak eğlenmek isteriz. Çok normal. Düşünün sinema filan olmasa veya benzeri kaçış araçları olmasa ne olurdu dünya. Her gün çatışma olurdu. Zaman geçmezdi moda, kumar, net olmasa.

Elbette Amerika'da da çevrimin dışına çıkabilen ye da sistemin içinde iyi olanlar var. Örneğin, Woody Allen. Onun filminde oynamak prestij. Ya da Jim Jarmusch, Jon Waters gibi özgünler veya bağımsızlar var. Ancak genelde A.B.D.'den sanat ağırlıklı film çıkması zor oluyor. Ancak, büyük bir endüstri diye bir çok Avrupalı yönetmen veya oyuncu da Hollywood'a gitmek istiyor, sektörde büyümek için, ilgi için, para için.

Yönetmen çok evet. Film de çok. Bir çok ismi iyi bilinen kötü yönetmen var, ismi bilinmeyen iyi yönetmen veya ismi bilinen ve aynı zamanda iyi olan. Sinemayı ve araçlarını iyi öğrenip göz boyayan çok. Bu da kötü bir şey değil. Ancak sinema sanatı yönünden bakınca ayırmak gerekiyor yönetmenleri. Hiç bir şey söylemese de bizi kandırabilenleri ayırmak gerekiyor. Ve entelektüel saçmalıkları da ayırmak gerekiyor.

İyi yönetmenler yerelden evrensele uzanıyor. Çok kişisel çok yerel bir öyküyü anlatıyor ama bütün insanlar o öyküyü anlıyor. Ve genelde çalıştıkları ekip de hiç değişmiyor. Bergman, Almodovar gibi yönetmenler hep aynı teknik ekip ve oyuncularla çalışıyor. Bu da bir çeşit yerellik, lokallik sağlıyor. Grup hissi. Hepimiz bunu severiz. Bir aileye ait olma konusu.

Yani kendileri yerel çalışıp öyküler de yerel. Ama evrensel oluyorlar. Çünkü gerçekler. Gerçek yönetmen onlar. Örneğin Godard, karşı sinema yapıyor. Bildiğimiz öyküyü bozuyor, görüntülere dalıp kaybolmuyoruz. Kırıyor sinemayı, bizi uyandırmak için. Pedro da Emir Kusturica gibi yerel öyküler anlatıyor. Çevresindeki insanları anlatıyor. Özellikle de kadınları. Çünkü kadınlar daha çok hayatın içindedir. Erkekte anlatılacak ne var ki. Pedro'nun kadınları canlıdır, renklidir, filmden taşar o enerji. Renkleri de canlıdır.

Bergman, Tornatore, Kieslowski, Almodovar, Duk. Birkaç gerçek sinemacı.

FİLM SEÇKİSİ 22


FİLM SEÇKİSİ 22

RUHLAR EVİ
American Horror House, 2012, A.B.D.
Eskilerden Morgan Fairchild’ın yurt müdiresi olduğu bu ucuz korku filminde kızlar okul yurdunda kalmak isterler ancak yurtta hayaletler vardır. İnsanlarla hayaletler savaşır. Komik. Not:1/4

KANLI NİSAN
April Fool’s Day, 2008, A.B.D.
Kanlı bir bir nisan şakası, kanlı bir intikam. Yine B tipi ucuz korku. Not:1/4

TEHLİKELİ GERİ SAYIM
Ticking Clock, 2011, A.B.D.
Zamanda ileri geri giden bir korku filmi. Bir katilin günlüğünü bulan bir adam katilin peşine düşer ve zamanda geriye giderek onun cinayetlerini önlemeye çalışır. Yine bir ucuz korku filmi. Not:1/4

KAHRAMAN ŞERİF
High Noon, 1952, A.B.D.
Fred Zinnemann
Gary Cooper
Bir Amerikan klasiği. Clint Eastwood kovboy filmlerini anımsatıyor. Şerif Kane, sakin yaşamak istemektedir, silahı eline almak istemez. Ancak, kasabaya geçmişinden bir kötü adam gelir. Kane, mecburen silahını eline alır. Klas kovboy filmi. Not:3/4

DERMAN
Şerif Gören, 1983, Türkiye
Hülya Koçyiğit, Tarık Akan
Karlar altındaki doğuya tayin olan bir hemşire, köylüye derman olur ve bir eşkıya ile de arkadaşlık kurar. Bembeyaz karlar içinde bir insanlık öyküsü. Sinemamızın zirvelerinden. Not:4/4

GECE YOLCULUĞU
Ömer Kavur, 1987, Türkiye
Aytaç Arman
Bir yönetmen ve senarist arkadaşı çekecekleri film için yer aramaya çıkarlar ve ülkenin batısını gezerler. Yer de bulurlar ancak içe dönük yönetmen yeni bir senaryo kurgular kafasında tek başına.
Yönetmenin zihnindeki kurguyu, hayalleri izleriz. Yönetmen ıssız, dolaştığı yerler ıssız ama bir sanatçının zihninin nasıl işlediğini görmek açısından heyecanlı film. İçine girebilene çok heyecanlı. Sinemamızın incilerinden. Not:4/4

BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE
Erden Kıral, 1979, Türkiye
Orhan Kemal’in romanından uyarlama bu mükemmel filmde Çukurova’ya gelen yoksul işçilerin yaşamı gerçekçi bir dille gösteriliyor. Türk tiyatrosunun iyi oyuncularının olduğu bu filmde işçi işveren anlaşmazlığı ve ülkemizin dramı anlatılıyor. Sinemamızın gelmiş geçmiş en iyilerinden. Not:4/4

OĞUL ODASI
La Stanza del Figlio
Nanni Moretti, 2001, İtalya
İtalyan sinemasının en ustalarından Moretti’nin bu kusursuz filminde, dört kişilik bir ailenin oğullarını kaybetmelerinden sonra anne baba ve kızkardeşin acıyla başa çıkmalarını izliyoruz. Terapist baba acıya rağmen hastalarına ilgi göstermek durumundadır. Oğullarının kız arkadaşı ile de arkadaş olan aile birbirine örnek bir şekilde destek olur. Bizde olsa melodram olacak bu konu iyi bir film olmasının yanında adeta bir de insanlık dersi. Not:4/4

FANNY AND ALEXANDER
Ingmar Bergman, 1982, İsveç
İsveç ve dünya sinemasının sinema büyücüsü Bergman. Çok da sade olan bu yönetmen sadece işini yaptığını söyler ve ona siz dehasınız dendiğinde güler, benimle alay mı ediyorsunuz gibilerinden. Sizden şüphelenir, galiba filmlerimi izlemiyorsunuz, benimle alay ediyorsunuz, diye size kızar da.
Bu filmde iki kardeş, aileleriyle mutlu mutlu yaşar. Aile tiyatro ile ilgilidir, çocuklar da sevginin güveni içinde huzurlu ve neşelidir. Ama baba ölür ve anne bu kez de acımasız bir din adamıyla evlenir. Ve çocukların yaşamı cehenneme döner. Ancak Alaexander sürekli hayal kurarak adamın şiddetini hafifletir. Öyle hayaller kurar ki hayalleri gerçek olur.
Filmin görüntüleri, oyuncular, konu şaşırtıcı, film insancıllığın gösterisi gibi. Ve mutluluk verici. Üç saat boyunca sanki bir gizli kamera bir aile belgeseli sunuyor bize.
Mükemmelden de öte. Not:4/4

28 Ağustos 2014 Perşembe

SONSUZA DEK


SONSUZA DEK
Kiera Cass
Seçim serisinin üçüncü ve son kitabı. Geçen yıl ilk ikisi, Beni Seç ve Elit’i okumuştuk.
Gelecekte Amerika kıtası. Krallık var, kuzeyliler, güneyliler ve kast sistemi. Kralın oğlu Prens Maxon evlenecek. Eş seçimi için saraya kızlar seçiliyor. Maxon aralarından birini eş olarak seçecek.
İlk kitap böyle başlıyordu. İkinci kitapta kızların sayısı 10’a iniyordu. Kızların hepsi sarayda kalmak ister, çünkü zenginlik demektir. Prens ise seveceği ve onu seven kızı seçecektir.
Alt sınıftan America da bu kızların arasındadır. America, seçime katılmadan önce Aspen’ı sevmektedir. Sarayda ise Maxon’ı da sever. Aspen da saraya asker olarak gelir.
Son macerada, America, seçimi kazanmak, Prens, Aspen ve saray dışındaki yoksul ailesi ve saraydaki rakip kızlar arasında yolunu bulmaya çalışır.
Ancak, asiler de sarayı ele geçirmek ve kralı öldürmek istemektedir.
Seçim serisi romantik bir peri masalı ile aksiyon fantezi arasında bir yerde keyifli bir eğlencelik. Böyle romanların sonunda hep mutlu son isteriz.
Sonsuza Dek heyecanlı ve ışıltılı. Peri masallarını kim sevmez ki!
Not:3/4

TELAŞE MÜDİRESİ


Günlerdir bir oturamadım. İşte hep böyle bir söz söylemek isterdim. Gerçekten de günlerdir oturamadım. Şimdi balkonda oturup çayımı içiyorum. İçerde televizyonun sesi açık, yeni başlayan bir yerli dizi var. Sesi geliyor. Bizimkiler de içerde çay ve dizi keyfi yapıyor.
Akrabaların yazlığına gittik geçen hafta, Altınoluk tarafına. Döndük, teyzem ameliyata girdi. Bir gece ben kaldım yanında. Gece Cemalnur Sargut okudum. Bugünlerde onun kitaplarına kaptırdım. Ondan önce fantezilerdi. Kitaplar da, odamın aksesuarları da, duvar resimleri de sürekli değişiyor.
Laptop tamirde, yabancı dizilerimi izleyemiyorum. Teyzem iyi, bir gece de annem kaldı. Teyzemin telaşı varken, dayımın oğlunun sünnetine gittik bu sefer de. Biz Üsküdar’dayız ya, dayımlar Beykoz’da. Sünnet tamam iyi geçti, eğlence iyiydi ama yine bir çok aksilik oldu.
Yine diyorum, çünkü yengemin ailesi tarafında her zaman bir şeyler olur. Eğlenirken yani. Birkaç teyze hoplayıp zıplarken düştü. Bir amcanın sandalyesi de kırıldı, sıcaktan mıdır nedir sandalye gevşemiş, amca da öne doğru düştü. Önündeki masa da cam. Şans işte, amcayı da hastaneye götürdüler.
Bir de akrabalar var tatile gelen. Amerika’dan, Almanya’dan akrabalar geldi izne. Onların da sayılı günleri. Hastane, sünnet, sünnetteki şanssızlıklar, bir de üstüne tatilciler. Neyse ki tatilciler dönüyor bu hafta.
Bir de akraba çocuklarının okul durumları var. Biri okul değiştirmek istedi, Anadolu Lisesi’ni sevmemiş, başka okula geçeyim diyor, okul arıyormuş uygun, üniversite sınavına iki yıl kaldı, iki yıl hiç olmazsa ders dinlemekten sıkılmayacağım bir okul olsun demiş, nakil olacak, sen ilgilen dediler.