4 Temmuz 2015 Cumartesi

MURPHY BECKETT



MURPHY

Samuel Beckett

Beckett, yirminci yüzyılın en iyi ve önemli edebiyat insanlarından biri. Bir yazar olmasına rağmen tiyatro oyunları daha çok tanınıyor.

Biz onu en çok Godot’yu Beklerken adlı oyunuyla tanıyoruz. Herkesin bir Godot’su vardır ya beklediği ama bir türlü gelmez o.

Beckett, eserleri kadar ilginç bir insan. Çok sessiz biri ve aşırı utangaç ve insanların önünde olmaktan rahatsız olan biri. Ancak etkileyici bir kişilik.

İrlandalı ama Fransızca yazıyor. Almanlara karşı Fransız direnişçisi oluyor savaşta. Savaş karşıtı haliyle ama eylemci de.

Oyunları ve romanları var. Romanları ve roman kahramanları çok tuhaf ve değişik. Canetti’nin Körleşme’sindeki kahraman gibi, Körleşme’deki kahraman kitaplarla dolu evinden dışarı çıkmıyordu. Beckett’in kahramanları ise sadece düşünüyor.

Beckett’in kahramanları birer beyinden ibaret. Yürüyen beyinler. Bedenleri yok. Bu çok yerinde bir saptama. Bizler sadece düşünüyoruz çünkü. Düşüncelerimiz hep bedenimizden önde, davranışlarımızdan hızlı. Düşünüyoruz öyleyse varız diyemeyiz. Beynimiz var işte.

Yani düşünün hayattan öyle uzağız ki, doğaya dünyaya öyle yabancıyız ki, sadece fikirleri olan ve bu fikirleri çok önemseyen insanlarız.  Düşünen beyinler. Kafamız hep dolu. Hiçbir zaman yapmayacağımız boş düşünceler hepsi. Hayatla ve kendimizle ilgili boş düşünceler.

Düşünmekten bir şey yapmaya zaman ve fırsat yok. Düşünmek bizi öyle tatmin ediyor ki artık o hayal ettiğimizi yapmak istemiyoruz, çünkü yapmış gibiyiz.

Beckett’in Murphy’si de diğer romanlarındaki kahramanlar gibi anti kahraman. Beckett acımasızca alay ediyor bizimle.

Not.4/4

AMELİYAT ŞAKASI



Özel bir şirket ya bizimki, uluslar arası, bu yüzden iş ilişkilerimiz de uluslar arası. Yabancı şirketlerle ilişkilerimiz var. Hukuki ilişkilerimiz de var doğal olarak.

Ortak çalıştığımız bir Amerikan hukuk firmasının başına ilginç bir olay geldi. Bu firma, yaklaşık 80 avukat çalıştıran bir büyük firma. Amerika’da, yüzden fazla avukat çalıştıran, çalışanlarını bazen ortak eden, bazen aylık veren büyük hukuk firmaları var. Amerika’da büyük endüstriyel işler ve ilişkiler olduğu için.

Bizim bu firma da tıp konusunda uzman. Medikal hukukta uzmanlaşmış. Ama böyle olsa da başlarına tuhaf olaylar gelebiliyor. Yarım milyon dolar ödedikleri bir dava sonuçlandı geçenlerde. Bir ameliyat olayı. Bir avukat ameliyat oluyor. Kolonoskobi oluyor.

Avukat, ameliyat öncesi, ameliyat olacağı yatağın altına bir dinleme cihazı yerleştirtiyor bir arkadaşına,  gizlice. Ameliyat bitiyor. Ameliyattan sonra, o avukat, bizim hukuk bürosunun savunduğu hastanenin o ameliyatı yapan bütün doktorlarını dava ediyor.

Neden ise alay ve aşağılama. Doktorlar, ameliyat sırasında, yaptıkları işin gerginliğinden dolayı, sürekli şakalaşıyorlar. Şakalar ise hep ameliyat olan adamla ilgili. En büyük ceza alan ise bir kadın doktor. Kadının her bir şakası yaklaşık olarak kadına elli bin dolara patlıyor.

Adam, ameliyattan sonra iyileşince ses kaydını dinliyor ve mahkemeye veriyor doktorları. Şakalar hep fiziksel tabii. Adam önlerinde yatıyor karnı açık. Doktorlar da bir yandan kesip dikerken bir yandan da oh nasıl açtık filan diyorlar, aman içi de çok çirkinmiş ve daha da ayıp espriler.

3 Temmuz 2015 Cuma

DEĞERİ BİLİNMEYENLER



Elia Kazan: Usta film yönetmeni ve birçok unutulmaz filmi olan Kazan aslında Türk asıllı, Türkiye doğumlu. Amerika’da yaşamış olan bu yönetmeni biz göz ardı ediyoruz.

Audrey Hepburn: Anne tarafı Türkiye’de olan oyuncunun akrabaları halen İzmir ve İstanbul’da yaşıyor. Bu durum bizim sinemacıların ve belgeselcilerin nedense hiç ilgisini çekmemiş.

Turhan Bey: Bir zamanlar Hollywood sinemasının en gözdesi olan bu Türk sinema oyuncusunu da bizler pek tanımıyoruz.

Türkan Şoray: İyi bir oyuncu olan Şoray, Yeşilçam sinemacılarının elinde bir oyuncak olup genelde hepsi birbirine benzeyen dramlarda, komedilerde oynuyor. Onun oyunculuğu ile değil popülerliği ile ilgilenen yönetmenler filmlerde onu hep Yeşilçam diline uygun oynatıyor. Bu nedenle Türk sineması ondan faydalanamadı. Her şey yönetmenin elinde. Örneğin, Vesikalı Yarim adlı filmde yönetmen onu Yeşilçam stili dışında oynatıp klas bir oyunculuk sergilemesine neden oluyor.

Hülya Avşar: Avşar da iyi bir oyuncu. Benim Sinemalarım adlı filmde bunu gösteriyor. Ancak, onun medyatikliğini ve güzelliğini kullanan yönetmenler onun da bir çok gereksiz filmde kötü oynamasına yol açıyor. Siz onun popülerliğini kullanırsanız o da popüler oynar. Siz onun oyunculuğuna ağırlık verirseniz ondan çok iyi oyun alırsınız. Hata yönetmenlerde.

2 Temmuz 2015 Perşembe

ARİSTOKRATLAR



Aristokrasi diye bir kavram var. Gerçek aristokratlar da var aileden.

Bunun dışında bir de gündelik yaşamda var aristokratlar. Aristokratlık kolay değil. Bilgi, eğitim, iş, kariyer, para ile ilgili değil bu.

Aristokratlık, zarafetten gelen bir durum. Duruşta bir aristokratlık olur, görünüşte, zariftir onlar. Güzellikle de ilgili değil bu.

Aristokratlar, ayrıca, ukala da değildir. Alçakgönüllüdür. Kendini farklı veya ayrı görmez. İnsanlarla hemen kaynaşırlar. Gidip konuşmak istersen konuşurlar.

Zenginlik, sosyete olmak da aristokratlığı getirmiyor. Zarafet başka bir durum. Aristokratların çevresinde bir hare olur. Ama çok da insancıldırlar.

Davranışları yumuşaktır. Kendilerini aristokrat sanmazlar, bulmazlar ayrıca. Biz öyle hissederiz.

HEKİNTOŞ



-Kanka ya, benim şarj %12 kaldı, biter kapanır şimdi, merak etme.

-Benim de kontör bitiyor, konuşamıycaz. Napsak?

-Aaa, baksana, buluşalım o zaman yaa, konuşuruz.

Bu telefon konuşmaları ve telefonlarda yaptığımız diğer her şey depolanıyor bir yerlerde. icloud var ya işte her şey orada. Yani her şey kayıt altında.

Hacking ile Macintosh karışımı bir sözcük hekintoş. Şöyle ki, sadece telefonlar değil diğer bütün teknolojik aletler aslında kayıt altına alınmamızı sağlıyor.

Bir insan olarak da bir şirket olarak da bir ülke olarak da her hangi bir şeyi habersiz yapmamız çok zor. Bizim ülkede nükleer bomba yok. Bize benzer başka ülkelerde var ama.

Habersiz bir bomba yapmak zor olduğu gibi diyelim bir bombayı gidip bir ülkeye atmak istiyorsunuz. Kolay değil bu. Siz daha düğmeye basmadan kilitlerler. Çünkü, telefonlar ve diğer aygıtlarla ne yapacağınızı anlayıp sizin fişinizi bir anda çekerler.

Yani, özgürlük sadece bir sözcük.