23 Kasım 2014 Pazar

BİR MONTESSORİ GÜNÜ


Sabah alışverişe çıkmıştım kızımla. Yolda bir arkadaşıma rastladım. Onun da üç kızı var. Çok da hareketliler.  Sana kahveye geleyim öğleden sonra dedi.
Kahveye geleyimle olmuyor işte. Hep öyle denir ama yanına bir şeyler hazırlamak gerekir kahvenin. Ben de eve döndüm hemen kızımla ve hızla mutfağa girdim.
Tiramisu yaptım. Dolapta böreklerim vardı onları çıkardım kızartcam şimdi. Bir de makarna salatası yaptım. Soslu, yoğurtlu, garnitürlü.
Benim kız bir tane onlar da üç kız etti dört. O kızlar yaramaz ama. O yüzden benim kızla evi iyice topladık. Pazılı kaldırdık, dağılmasın, kaybolmasın diye. Oyuncaklarını kaldırdık. Montessori kutusunu da kaldırdık. Şimdi ev savaş alanına döner. Boyama yapsınlar bari, o yeter.
Dün de nikaha arkasından da yemeğe gitmiştik. Gündüz de kuaföre. Dinlenmeye zaman olmadı bu hafta sonu. Kardeşim de mesajla para istemiş. Benim erkek kardeşim ev göçüren cinsten. Pek şımarık. İyi ki bir üniversite okuyor.
Öğrenci ama çok geziyor, gezmeye gidiyor para. Annem de bıktı valla kardeşimden. Daha okulu bitirmesine de çok var.
Yarın da öğretmenler günü. Benim kız da tutturdu ne hediye alacaz diye. Kızın okulu zengin okulu değil neyse ki. Evden bulayım bişeyler.

Biz bu gelecek arkadaşla hep ev dizaynı konuşuruz. Perde mi değiştirsek, kitaplığa ek mi yapsak filan gibi.

22 Kasım 2014 Cumartesi

BU GÜNLÜK


Sevgili günlük. Hava çok soğudu. Baksana sana bugün stabilo kalemle yazıyorum. Sana verdiğim değeri gör. Bugün ekmek yaptım kendisime. Ekmek makinesinde. Maya, un, kepek unu, zeytinyağı. Attım makineye. Yarım saat kadar mayalandı. Sonra öttü makine makinası. Daha sonra da domates, havuç, kaşar (ben kaşar değilim kendimi atmadım tabii ki, ayh komikim di mi günlükçüm), ceviz attım içine. Üç dört saatte pişti ama ne güzel oldu yemek gibi, pasta gibi.
Sonra da tavada bazlamaları doğrayıp kızarttım, minik minik kesip, sonra da buzluğa attığım köfteleri çıkarıp onları da minik minik doğrayıp kızarttım. Üstüne de tereyağı döktüm. Senin üstüne değil korkma günlükçüm. Senin üstüne döker miyim hiç. Aaa beni tanımıyon mu ne zamandır ya.
Günlükçüm, artık her gün sabah bir adet yumurta yiyorum. Bir de Trabzon köy tereyağı. İkisi de çok sağlıklı değil mi, bilirsin sen ya. Biliyor musun günlükçem, geçen gün hani sana yazamamıştım ya o gün çalışıyordum, animasyon yapmıştım, Türkcell için çalıştım, stand önünde durdum o sarı şeylerle, kulak gibi, dans ettim hep.
Bak şimdi kendi kendime espri yaptım bir de, para çekmeye gittim. Bankamatikte diyor ya ekranda, para çekme, sol tarafta, bakiye sorma, sağ tarafta. Ben de bankamatiğe dedim ki, tamam para çekmem, bakiye sorarım, ama baki kim ki, içerde çalışanlardan biri mi bu. Komiğim di mi günlükçüm, seviyon beni di mi sen.
Akşam da kendime balık yapayım diyorum da. Karar veremedim. Palermo usulü sardalya mı yapsam. Sardalyaları açıyon, temizliyon, içine istediğin peyniri koyuyon, kuru ekmek kırıntısı bir de, bir de soğan içine, sonra iki sardalyayı içleri ile birbirine yapıştırıp kızartıyon.
Yoksa folyoda balık mı yapsam. Bir folyoyu seriyon, içine yağ sürüyon biraz, folyonun bir tarafına balığı koyuyon, sonra folyoyu kapatıyon, kare gibi oluyo folyo, balık da içinde, folyonun kenarlarını iyice kapatıyon, kıvıra kıvıra kenarlarını, hiç hava almıcak. Pişince kabarıyo balon gibi, sonra açıp balığı folyonun içinde yiyion ve sonra hop çöpe. Hiç koku da olmuyor kirli de olmuyor günlükçem.

BAYRAK TÖRENİ


Askerliğimin ustalık bölümü komik başladı. Akşamüstü, bavul aramasından sonra kolorduya teslim oldum. Annemi, babamı, kız arkadaşımı kapıda bırakmıştım, sivil hayatta. Uzun bir yürüyüşten sonra muhafız bölüğü binalarına ulaştık. Telefonlar serbest gibi neredeyse. Üçe üçler var uzun dönem, bir de biz kısa dönemler, 353'ler. Tüm muhafızların tören kıyafeti olmalı, yakında ölçülerimizi alacaklar. Uzun boylular kolordu komutanını karşılayacak mangada olacakmış, ben de uzun boyluyum.

Akşam koğuşta yatakta telefonla konuşabiliyorum istediğimle. İlk karavanamı yaptım, yani yemekhaneye yemek tepsilerini taşıdım. Şafak saymayacağım diyordum ama başladım bile saymaya. Depo sayımı ve temizliği yaptırdılar. Yarın atışlar var, sonra da nöbetler başlıyor. Çadır kampı da olacakmış. Geceleri kitap okuyorum. Sabah içtima sonrası sivil giyinip çarşıya çıktık, ihtiyaçlarımızı almaya. Askeriye, maaşlarımız için hesap açmış.

Tören silahları ile tören çalışması yaptık. Ayrıca, bayrakçı oldum. Cuma akşamları İstiklal Marşı okunurken bayrak göndere çekilir ya, onu tutuyorum, yere değmesin diye. Silah tutmaktan daha iyi. Tören kıyafetleri de havalı ama. Koğuş denetlemesi olacakmış. Boş zamanlarda futbol oynuyoruz. Gazinoyu da temizliyoruz. Mıntıka temizliği oluyor, ardından tören eğitimi, ardından atış, bir de gece atışı.

Askerde sevmek iyi değil. Özlüyor insan. Aşk bir örümceğin midesine giden yol gibi, zehiri de dünyanın en güçlü aşk iksiri. Gece nöbetinde, 11-1 nöbetinde aşkımı düşündüm yine. Tören provası da uzun sürüyor hep, hareketsiz beklemek çok zor. Bir de tören rahatta bekleyip komutan geçerken selam vermek var, komutanın kapısında bekleyip, buna saygıcı deniyor. Saygı nöbeti de ikişer saat. Neyse ki kapalı mekanda bu nöbet. Üşümüyorsunuz.

Günler geçiyor, şafaklar atıyor. Nöbetler arasında aralıksız uyuyorum. Nöbetlerde ise askerden sonra sevdiğimi nasıl mutlu edeceğimi düşünüyorum. Tankın önünde çelik yelek kompozit başlık ve G-3 iki şarjör, eşittir yirmi kilo nöbet tut, sonra içtima, öğle yemeğini kaçırdım. Ordu komutanı gelecekmiş, yine tören var. İki prova yaptık hazırolda bekledik. Helikopterle geldi komutan. Nasılsın dedi bize.

Gazinoda eski Yeşilçam filmlerini izliyoruz. Bilgisayara veri girme işi verdiler bir de bana. Emirler, nöbetler, insanın psikolojisi bozuluyor biraz. Nöbetlerde ben de saçma senaryolar kuruyorum kafamda, sevdiğimi kıskanıyorum ya. Denetlemede taarruz, ip, halat, atış, yorucu oluyor. Çarşı izni var da evci çıkamıyorum. Gece koğuşçusu olunca da uyku yok, nöbetleri uyandırmak gerekiyor.

Nöbette yıldızlara bakıyorum. Binlerce yıldır ordalar. Ben şu kadar günde sıkıldım onlar nasıl sıkılmıyorlar. Benden sonra da olacak onlar. Kendimi küçük hissettim ve yalnız şimdi. Askerlik bitmeden ben bitmesem bari.

FİLM SEÇKİSİ 36



FİLM SEÇKİSİ 36

ZOR ÖLÜM 3

Die Hard 3

Bruce Willis

John McTiernan, 1995, A.B.D.

Sert ve komik polis John McClane yine iş başında. Yine bir manyağın elinden bu kez de New York şehrini kurtarmaya çalışıyor. Manyak da büyük oyuncu Jeremy Irons. Biri bomba patlatacak diğeri de onu önleyecek. Çok sıkı aksiyon. Artık bir klasik. Not:3/4

KADINLAR NE İSTER

What Women Want

Mel Gibson, 2000, A.B.D.

Keyifli bir komedi. Bir erkek kadınların zihnini okuyabilmektedir ve çok da çapkındır. Ancak sevmeyi bilemez. Nasıl öğrenebilecektir ki? Eğlencelik. Not:3/4

ÖTEKİ KADIN

Love and Other Impossible Pursuits

Natalie Portman, 2009, A.B.D.

Bir evlilik, ayrılık ve sevgi öyküsü. Güzel sevme çabaları anlatılmış. Çocuklu bir adam eşinden ayrılıp sevdiği kadınla evlenir, çocukları olur ve ölür, ancak kadın ölümden kendini suçlar, ayrılırlar. Ancak adamın ilk eşinden olan çocuğu bu ayrılığı kabullenemez, üstelik annesi de evlenmektedir. Sevgi ilişkilerinin karmaşıklığı ve herkesin mutluluk arayışı. Hoş, zarif bir dram. Not:3/4

GÜNÜN KADINI

A Change of Seasons, 1980, A.B.D.

Shirley McLaine, Anthony Hopkins

Hafif, hoş bir komedi. Pek de olmayacak karmaşık ilişkiler üzerine eğlenceli bir film. Evli bir profesör, kız öğrencisine aşık olur. Eşi de intikam için genç bir erkekle ilişkiye girer ve dördü tatile çıkar. Ancak, kızları da aşıktır ve sevgilisiyle yanlarına gelir. Bu karmaşa çözülecek gibi değildir. Keyifli. Not:3/4

DEJA VU

Denzel Washington, 2006, A.B.D.

Bir feribottta patlama olur ve herkes ölür. Bir polis ilginç bir teknikle zamanda geri gitmek ve olayı çözmek ister, bomba patlamadan önleyecektir. Heyecanlı bir aksiyon. Zamanla oynamayı kim istemez ki? İzlenir. Not:3/4

13 TZEMATİ

Gela Babluani, 2005, Fransa

Bir Fransa-Gürcistan ortak çalışması olan bu film bir müsvedde gibi sanki. Bitmemiş, tekrar çekilecekmiş gibi yani. Hammaddesi çekilmiş de bir daha ele alınacakmış gibi.

Ancak böyle olması filmin çarpıcı olmasını engellemiyor. Siyah beyaz bir insanlık dramı olarak veya bir gerilim filmi olarak izlenebilir. Ya da insanın ne kadar kötü olduğunu, zengin insanların çürümüşlüğünü. Bu filme çok yönden bakabilirsiniz.

Sindirmek de zor. Filme kaptırıp giderseniz heyecanla gidiyor. Birkaç silah sahnesini izlemek ise hiç kolay değil. Bu sahneleri gözleri kapatıp izlemeli. Vahşi bir film bu. Yürekler hop ediyor. Hüzünlü film aynı zamanda.

Genç bir adam, zengin bir adamın evinde bir zarf bulur, bu zarfın kendisini paraya doğru götüreceğini sanır ama o zarf onu dehşete götürür. Kaba saba ama zehir gibi bir dram. İnsanın karanlık yönü. Not:4/4


21 Kasım 2014 Cuma

TATLI HAYAT


Hayat böyle güzel. Vadzaptan durmadan yazışarak, resim, ses, şarkı göndererek. Bir de akşamı bekleyerek. Havalar soğudu, akşamlar da erken oluyor, geceler öyle uzun ki. Seviyom ben böyle. İşyerinde aşure getirsinler, bu da hoş.
Gündüz gecenin hayalini kuruyorum. Eve gidiyorum, markete uğruyorum yolda, çekirdek, cips, çikolata alıyorum. TV açıp yayılıyorum karşısına, ışıkları kapatıyorum, battaniye alıp üstüme ve film, dizi falan izliyorum.
Battaniye altında iken de hayal kuruyorum, Emrah Serbes kitaplarımı imzalıyor, sohbet ediyoruz, o bana serbes yazarlık dersi veriyor ben ona mantı yapıyorum. Yağmur altındaymışız sohbet ederken. Ay  bugünlerde de çok yağmur yağıyormuş. Battaniye altında iken yine bu sefer yemek yaptığımı hayal ediyorum, hafta sonu tatil ya dur müzik açayım da göbek atayım biraz bari. Geç uyucam tabii bu akşam ama böyle gevşerim şimdi ben uyurum yaa.
Ay böyle hayat keyifli tabii, kahve iç, mandalin, portakal ye. Eskiden ben daha hareketliydim yaa. Çocukken, öğrenciyken çok akıllı bir kızdım yani hep örnek gösterilen. Rehberlik dersi olurdu, anketler olurdu, o anketlerde en sevilen seçilirdim hep. Şimdiyse tanımsız biriyim. Garfield biri.
Ama böyle hayat da çok rahat ama yaa. Şimdi evlensem çocuğum felan olsa, ne bileyim kışlık bot alsam, küçük gelse, değiştirelim desem, değiştirmek istemese kriz çıkarsa evde. Sabah işten çıkıyor olsam, kızım da hazır olsa evden çıkmaya, odasına girsem ayped’de bir şeyler yapıyor olsa. Bi bağırsam, köpeğimiz bile korksa.
Aman sağ salim büyüsün de bir şey istemiyorum, yani. Bir de mutlu olsun yeter.  Ay noluyo, havaya bile girdim. Eşime de not bırakıyorum, buzdolabının üstüne. Kalbimin sıcağısın, kalbime bir penceresin, temiz hava veriyorsun bana, benim için bir varoluşsun. Hadi bahçedeki yaprakları toplasana.