21 Eylül 2018 Cuma

Film Seçkisi 23



Ayin

Hereditiary, 2018, A.B.D.

Başrollerde Toni Colette ve Gabriel Byrne her zamanki gibi iyiler. Kendine özgü bir korku ve gerilim filmi. Stilize görüntüler. Konusu da ilgi çekici. Bir ailenin en büyüğü ölür ve ailenin geriye kalan kısmı evde tuhaf olaylar yaşar. Olaylar iyice kötüleşir ve aile geçmişleri hakkında korkunç gerçekleri öğrenir. İyi korku sevenlere. Not:3/4

Ölüm Ormanı

Backcountry, 2014, Kanada

Ormanda geçen bir gerilim filmi. Genç bir çift bir ulusal parkta gezmeye çıkar, kamp yaparlar, çok deneyimli değillerdir. Vahşi hayvanlar nedeniyle tatilleri zehir olur. Nefis doğa içinde güzel bir film. Not:3/4

Ölüm Defteri

Death Note, 2017, A.B.D.

Aynı adlı manga çizgi roman serisi ve animesinin film uyarlaması. Mangadan biraz daha farklı uyarlanmış ancak heyecanlı bir aksiyon. Genç bir çocuk bir defter buluyor, defterde adı geçen isimler sırayla öldürülüyor. Oğlan da defter elinde olunca başı belaya giriyor. Suçlular ve garip yaratıklarla uğraşmak zorunda kalıyor. Sonuna dek bir kovalamaca ve aksiyon var. Not:3/4

Midnight Runners

See-Joon Park, 2017, Güney Kore

See-Joon’a iyice alıştık. She Was Pretty, Kill Me Heal Me ve halen devam etmekte olan What’s Wrong with Secretary Kim? adlı dizilerde onu severek izliyoruz. Pek sevimli bir oyuncu. Bu filmi de komedi suç aksiyonu. İki polis okulu öğrencisi insan kaçıranların peşlerine düşer. Eğlenceli. Not:3/4

Heidi

Anuk Steffen, 2015, Almanya

Ünlü çocuk kitabının bu uyarlaması nefis. Duygulu, sevimli, komik, insancıl. Heidi, dağdaki büyükbabasının yanına yerleşir. Doğada küçük çoban Peter ile arkadaş olur. Şehirde bir ailenin yanına yerleştirilir ama bir türlü rahat edemez ancak Clara adlı bir arkadaşı olur. Kaçırılmaz. Not:3/4

20 Eylül 2018 Perşembe

Banne



Babaanneme telefonda, hadi banne yaa, yapsana bir yağmur duası da yağmur yağsın, serinlesin hava, ne güzel olur, dedim. O da, ne yani sen beni şaman mı sandın, öyle yağmur yağdırabilirliğim mi var ki benim, diye yanıtladı. Dur dedene söyleyim, o hep okur dua eder, belki o yağdırır, diye yanıt verdi. Dedem emekli olalı, ya dua okur ya da bahçede çiçekleri ile uğraşır. Botanik bahçesi var onun. Bahçe ayrıca, evde yaşayıp ölen kuş, kedi ve köpeklerin mezarlığı gibi de.

Banneme, ya bana gelip kalsana biraz dedim, yani yemeklerini özledim, akşam yemek yeriz, birlikte dizi izleriz, çekirdek yeriz. Banneme göre, bir filmin güzelliği akıttığı gözyaşı ile ölçülür. Film çok güzeldi, çok ağladım, der. Bana göre ise yediğim çekirdek miktarı ile ölçülüyor. Film sarmamışsa az çekirdek, heyecanlı ise çok çekirdek. Bannem arada kaptırır dizi izlerken, oyuncuya filan kızar. Ya Şero bu der. Şero, kötü kedi ya, kötü adamlar Şero işte.

Bannemin yemekleri meşhurdur tabii ki. Et yemekleri, tatlılar. Babası da bir zamanlar tatlıcıymış, Söke’de. Bannemin dedesi ise tütüncü. Bir zamanlar, Osmanlı zamanında, İşkodra’ya gitmiş dedesi. Orda arazileri varmış. Evlenmiş bir Rum kızı ile. Bannemin bannesinin adı Maria Magdalena Hristaki imiş. Evlenince Meryem olmuş. İşkodra’dan Girit’e geçmişler. Girit’ten de Söke’ye. Zenginmişler. Tütüncü. Bir gün zararlı girmiş tütün balyalarına. O zaman zarar etmişler. Kuyumculuğa başlamış o zaman babaannemin dedesi. Berber çantası, doktor çantası gibi bir çantası varmış. Atla köyleri gezer altın satarmış. Sonra da kuyumcu dükkanları olmuş. Babaannem, biz o zaman konakta yaşardık, hizmetçilerimiz, seyislerimiz vardı. Annem Kleopatra gibi yaşadı der. O zamanlar para yakıp ocak yakarlarmış.

Babaannem çok güzel üzüm helvası yapar. Pekmez, tahin, çöğen ile. Kötü pişmiş, kötü yapılmış yemeklere, balbizi, der. Ona hep takılırım. Bannee, senin bu yemekler hazır mı, Yemek Sepeti’nden mi getirtiyon. O da, hıhı evet, konfeksiyon bu yemekler, der.

19 Eylül 2018 Çarşamba

Asla Mimi



Sevgili Kadriye'nin mimi çok ilginç, değişik geldi bana. Asla olanlar.

http://mavidebirnokta.blogspot.com/2018/09/asla-mimii.html

Asla affetmem:

Böyle diyeceğim bir şey olmadı şimdilik. Neyi asla affetmem bilemiyorum.

Asla vazgeçmem:

Herhalde okumaktan, yazmaktan, kitaplardan filmlerden müziklerden vazgeçmem sanıyorum. Ama vazgeçme durumum olmadı yani belki zorda kalsam, ortam değiştirsem vazgeçerim hepsinden.

Asla hazetmem:

Tartışmaktan.

Asla yemem:

Sakatat.

Asla bitmesin:

Ayy hayaller, rüyalar, özlemler, umutlar.

Asla gitmem:

Nereye gitmem bilmiyom vallası.

Asla söz etmem:

Ayy kötü şeyleri söylemem, üzücü şeysileri.

Asla dememeli:

Alay etmemeli, aşağılamamalı.

Asla itiraf etmem:

Böyle bir şeyim de olmadı.

Asla yapmadım.

Hatırlamıyorum ki.

Bu hoş mimi de isteyen yapsın. Bazılarına verecek yanıt bulamadım ama yani.

17 Eylül 2018 Pazartesi

Blog Yazmak


Bloglarımız bir apartman gibi. Biz de komşular. Ne kadar çok ziyarete gidersek ve yorum yaparsak o kadar arkadaşımız da bizi ziyarete geliyor. Blog yazmanın birinci şartı, her şeyde olduğu gibi, yazmayı sevmek. Blogumuzu sevmek ve çaba ve zaman harcamak. Okul gibi, işe gider gibi, bir hobi gibi, blogumuza zaman ayırmak.

Blogun ilk kuralı, yazmak. Ne olursa olsun yazmak. Belki anılar, gündelik yaşam, belki öykü şiir deneme, yemek, gezi, kozmetik, moda, her ne olursa olsun yazmak. Her konuda yazılabilir. Çok kısa veya uzun olabilir yazılarımız. Ama bloga düzenli yazı girmek iyidir. Her gün olabilir, gün aşırı olabilir, haftada bir olabilir. Ama düzenlilik, süreklilik iyi.

İkincisi, gelen yorumlara mutlaka yanıt vermek. Yanıtlarımıza tekrar yorum gelirse onları da yanıtlamak. Yorumları gmailden izlemek kolay. Sonra da, yorum yapanlara gitmek, okumak ve yorum yapmak.

Üçüncüsü de blog gezmek, okumak ve yorum yapmak. Bu da ayırdığımız zamana bağlı. Ben, akşamları birbuçuk saatimi bloguma ayırıyorum. Yarım saat yazmak için, bir saat da yorum yanıtlamak ve blog okuyup yorum yapmak için. Belki diyelim kendimize on blog seçeriz. Bu bloglardaki her yazıya yorum yaparız. Yorum yaptıkça yakınlık olur ve ayrıca o bloga gelen başka arkadaşlarımız da yorumlarımızı görüp gelirler. İstersek daha çok sayıda yorum da yapabiliriz. Yani, kendimizi göstermeliyiz ki, bizi görüp gelsinler.

Blogumuza üye sayısı önemli değil, az sayıda veya çok sayıda üye olması değil de, aktif olarak okumak ve yorumlaşmak daha önemli. Bizler, yorumlarla mutlu oluyoruz ve yazmaya devam ediyoruz. Blog çevremiz çok tatlı insanlardan oluşuyor. Bu çevreye girildi mi, mutlu olmak ve heyecan duymak çok kolay.

Blogla ilgili teknik konular çok önemli değil. Dizayn örneğin. Önemli olan yazmak ve yorumlaşmak. Ama, teknik konularda bilgili arkadaşlarımız da isteyince bize yardım ediyorlar.

Ayrıca, Google Plus blog gruplarımız var, Facebook blog gruplarımız var. Zaman zaman arkadaşlarımız Blog Keşif Etkinliği düzenliyorlar. Bu etkinliklere blogumuzu ekliyoruz ve bizi görenler artıyor ve biz de başka blogları keşfedebiliyoruz.

Bir de mimler var. Mim, seçmek, işaretlemek demek. Bir konu buluyoruz ve yazıyoruz. Örneğin, en eski çocukluk anımız, en sevdiğimiz film, güne nasıl başlıyoruz gibi. Bunu blogumuzda yazıyoruz ve başka arkadaşlarımızı mimliyoruz. Onlara gidip senin mimledim hadi sen de yaz diyoruz. Bu da bir yakınlaşma yolu.

Bir de, çekilişler var, çekiliş yapmak veya çekilişlere katılmak, gibi. Ayrıca, bazen, başka bloglarda yazı da yazabiliriz. Daha çok tanınmış bloglarda yazılarımız yayınlanabilir.

Ben, minik bir blog defteri tutuyorum. Bu deftere notlar alıyorum.

16 Eylül 2018 Pazar

Dürüst müyüz? Mim



Sevgili Ece abla mimledi. Zor bir mim bencesi buu. Birkaç arkadaşımız da yanıtlamış, okudum, Nur Kalkan, Ertuğrul Yıldırım, Kelebek Etkisi. Hepsi de iyiydi. Ben de yapayım baliii.


1- Dürüstçe fikirlerinizi söyleyecek yapıya sahip misiniz? Bu mecrada da öyle miydiniz? Kırılmasın diye geçiştirdiğiniz yorumlar oldu mu? Bazı yorumlar vardır, karakterlerimizden tüyolar verirler. Ben bunlara çok dikkat ederim. 

Bizim ülkede yalan ve fesat ata sporu. Hiç bir şekilde dürüst bir ülke değiliz. Avrupa insanı dürüst, bizlerse uyanık yalancılarız sadece. Doğuştan alıştırılıyoruz yalan söylemeye. 

Blogda yalanlık pek bir durum yok zaten. Sadece yazı yazıyoruz, yazmayı seviyoruz. Yok, yorumlarda ben hep neşeli, olumluyum zaten, genelde şebeklik yaparım. Kısa, enerjik, komikli yorumlar yaparım, yorumlara da böyle yanıt veririm. Bana da olumsuz yorum hiç gelmez. Hiç tartışmam. Zaten aşırı utangacım. Nerdeee bende tartışma. Ürkekimdir, söz savaşı ödüm kopar. 

2- Blog tutmaktan sıkıldığınız oluyor mu? Zaman zaman çekilmeler hissediyor ve üzülüyorum. Hani, sevdiğin komşundan uzak kalmışsın gibi… Aynı coşkuyu yakalayamadığımız zamanlar da oluyor. O zaman açıkçası eski hareketliliği özlüyorum. Hele alıştığım bir arkadaşım “şak”diye ilgisini kesince, normal yaşamımdaki kadar üzülüyor, nedenini anlamaya çalışıyorum. Siz sadece soru kısmına odaklanın lütfen…

Hiç sıkılmadım. Çok seviyorum, çok heyecanlıyım hep. Her gün yazıyorum, okuyorum. Ay çok enerjik ve neşeliyim blogda. Blog ayrıca dinamik, gelenler, gidenler, yeniden gelenler. Bende enerji, coşku hep aynı. Nasıl hergün yemek yeriz, blog da böyle benim için.  Aramıza yenilerin katılmasına bayılırım. En çok da öğrenci blogcuları severim.

3- Yazdıkça rahatlıyor musunuz? Yani yazmak sizin için bir ihtiyaç mı?

Bunu bilmiyorum. Yani, yazmadığım bir dönem olmadığı için bilmiyorum. Miniklikten bu yana günlük yazıyorum. Bir sürü defterim var. Yani zaten hep yazıyodum. Rahatlıyor muyum, ihtiyaç mi bilmem. Günlük yanında blog da yazıyorum şimdi. Yazmalı bir hayat işte. Ay yazdıkça daha çok yazmak istediğim için rahatlayamıyorum. Hep yazcak bişiler çıkıyor yeni. Bir yazma savaşı gibi bu. İnsanın kendiyle savaşıyor. Daha çok yazmak için.

4-Geçiştirmek için yazdığınız oldu mu? Ya da bloğumu ihmal etmeyeyim diye demek daha sıcak bir ifade olur…

Ay yok. Bloga bir yazı yazıyorum, hemen yayınlıyorum heyecanla ve bir sonraki yazımı düşünüyorum. Kafamdakileri yazmaya yetişemiyorum ki. Keşke yirmidört saat yazabilse insan.

5-Yorumların niteliklerinden memnun musunuz? Yapay olduklarını düşündükleriniz oluyor mu? Burada ferdi bloglarız, hep aynı yere yüklenip, abone gibi sürekli oraya yorum yapmanın altındaki sebep ne olabilir sizce? O kişi; elliye varan yorumlardan memnun olur mu ki?

Ay ben memnunum yorumlardan. 500 yorum gelse de sevinirim yanii. Yorum yapmak da yorum almak da heyecanlı, insana kahkaha attırıyor.

6-Bir bloğu nesine göre değerlendirirsiniz? Tema ve blog düzenine mi, yazdıklarına mı? Ya da hepsi mi önemlidir?

Ne yazdığına bakarım. Neşeli, muzip, komik, enerjik yazıları severim meselası. İçtenlik iyidir. Öncelikle öğrenci bloglarını severim. Sonra, moda, kozmetik, yemek, gezi severim. Dizi kitap müzik film de. Günlük gibi yazanları da. Herkesi, her şeyi severim ben yaa.

7-Antipatik bulduğunuz bloglar var mı? Buna rağmen onlara da yorum yapar mısınız, eleştirel de olsa? Zira buna da ihtiyacımız var…

Antipatik bulduğum hiç yok. Herkese yorum yaparım ben. Hiç ayırmam. Ciddi bulduğum bloglar oluyor. Onlara da komik yorum yaparım ve sonunda ciddiliğini kırarım.

8-Aramızda olmaktan mutlu musunuz?

Hem de nasıl yaaa. Bebekler gibi mutlu ve şımarıkım ben blogdaaa.

9-Zaman zaman ters düştüklerimiz oldu. Bunu uzun sürdürür müsünüz? Yani büyük bir sorunmuş gibi mi algılarsınız? 

Ay ne ters düşmesi ayol yaa. Olmaz öyle şey bende. Kimse benle ters düşmez. Birini üzersem de ay ne uğraşırım ama yaaa gönlünü almak için filan. Ya ben çocuksuyum, nasıl ters düşülebilir ki çocuksu bir ruhlaa.

10-Blog tutmanın sizce yararları nedir?

Ne bileyim yani işte mutlu ediyor, çok mutlu. Burda aile gibiyiz. En yakın arkadaşlarım burada. Sabah uyandığımda yüzümü yıkar, yorum onaylarım önce, sonra gündelik hayat işte, gece de uykudan önce yorum onaylarım. Blog arkadaşlarımız da ayrıca iyi insanlar, komplekssiz, kültürlü, anlayışlı, hoşgörülü, komik.

Bu güzel mimi isteyen ve zamanı olan herkes yapsın işteeeeğğğğ.