20 Nisan 2015 Pazartesi

GELİN PARTİSİ


Dün bizim Adalet’in bridal shower’ına gittim de biraz havam değişti. İyi geldi bana. Kalabalıktı. İki teyzesi vardı eğlenceli, biri mühendis diğeri eczacı. Adalet kariyer yapmadı kendine. Tam bir ev kızı. İncecik güzel bir kız.

Adalet’in annesi de ev hanımı, tam dört çocuk doğurmuş. Adalet tek kız. Herkes mutluydu. Mutluluk bulaşıcı bir şey. Davetiyeleri de çok şıktı. Davetiye üzerinde Coco Chanel’in bir sözü vardı. Gelen herkese siyah elbise giyin demişlerdi. Yani herkes çok şıktı.

Yemekler hepsi ev yapımı ve muhteşem lezzetli idiler. Tatlı masası ise masal gibiydi. Adalet gelin hamamı da yaptı, kınası da, bunlar geleneksel oldu, bridal shower da biraz daha modern işte.

Bir sürü kadın bir araya gelince çok güldük eğlendik dedikodu yaptık çekiştirdik. Evlilerden biri bizim koca evde işsiz ben ona ceket mühendisi adını taktım, evde hep yatıyor, dışarı çıkarken de sanki işe gidermiş gibi ceketini giyiyor dedi. Bir diğeri de yine hep evde pinekleyen eşine kaktüs çiçeği adını takmış.

Yani işte siniri kalkan yazıkları gelen bütün kızlar kadınlar eğlendik. Teyzelerden biri Adalet’e yeni evine ne çeyiz götürüyon deyince o da, düdüklü tencere bir deyip kalçasını gösterdi, ampuller iki deyip bedeninin üstünü gösterdi, çekmeceli gardrop üç deyip de aşağısını gösterdi biz de orda koptuk artık.

19 Nisan 2015 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 5



FİLM SEÇKİSİ 5

BİLEK KESENLER:BİR AŞK HİKAYESİ

Wristcutters:A Love Story

Goran Dukic, 2006, A.B.D.

Özel hayran kitlesi olan kült filmlerden biri bu. Şarkıcı Tom Waits var örneğin filmde, ilginç ve bağımsız John Hawkes var. Gogol Bordello solisti Eugene rolünde başka bir oyuncu var. Film daha önce okuduğumuz Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoforü adlı Edgar Keret kitabından bir öykü. İntihar edenler başka bir dünyaya gidiyor ve orda da dünyadaki gibi yaşıyorlar. Hüzünlü ve komik bir dünya. Bir kere ölen bir insan acaba bir kez daha ölmek ister mi? Not:3/4

ÇALINTI HAYAT

The Words

Klaugman, Sternthal, 2012, A.B.D.

Başrolde günümüzün en yakışıklı Amerikalısı Bradley Cooper ve tüm kadro ünlü ve parlak. İlgi çekici bir kadro ve Bradley’in şimdilik belki de en iyi rolü. Okumayı yazmayı sevenler kaçırmamalı. Genç bir yazar adayı bir türlü istediği gibi yazamamaktadır. Bir gün bir eski deri çanta içinde bir el yazması roman bulur ve bunu kendi yazmış gibi yayınlar ve ünlü olur. Kitap yaşanmış acılardan yola çıkılarak yazılmıştır. Zaman içinde yazar bu acıları kendi de hissetmeye başlar. Başkasından çaldığı roman o romanı yazanın sıkıntılarını ona geçirir. Yazar hatasını düzeltmek ister. Başarılı film. Not:3/4

OSLO, 31 AUGUST

Oslo, 31 Ağustos

Joachim Trier, 2011, Danimarka

Danimarkalı ilginç ve yeni yönetmen Trier’in şimdilik iki filminden biri. Diğer filmi Tekrar (Reprise) başarılı bir ilk filmdi. İlk filmde yazarlık ve arkadaşlık üzerinden giden yönetmen bu kez de yine aynı oyuncuyla uyuşturucu konusunu işliyor. Genç bir uyuşturucu bağımlısı, klinikten bir günlüğüne çıkar ve arkadaşlarını, sevdiklerini dolaşır ve iş arar. Yine sakin ve duru bir film. Not:3/4

SESİMİN ETKİSİ

Sound of My Voice

Zal Batmanglij, 2011, A.B.D.

Brit Marling

Zal ve Brit yeni yazar yönetmen kuşağından. Filmleri birlikte yazıp yönetiyorlar. Brit ayrıca iyi de oyuncu. Sesimin Etkisi, etkileyici ve çekici bir film. Bir gazeteci ve arkadaşı bir tarikatı haber yapmak isterler ve tarikata girerler. Tarikatın başında karizmatik bir kadın vardır ve kendisinin gelecekten geldiğini söylemektedir. Gazeteci, kadının bir sahtekar olduğunu düşünse de kadının etkisi altına girer. Tuhaf bir bilimkurgu filmi, alışılmadık ve önemli. Not:3/4

MUTLULUĞA BOYA BENİ

Le tableau

Jean-François Laguionie, 2011, Fransa

Nadiren izleyebildiğimiz narin, masum, çocuksu minik bir mutluluk bu film. Konusu da çarpıcı bir buluş. Bir ressam bir resmini yarım bırakır. Resimde çizdiği ve yarım bıraktığı, bazılarını boyadığı, bazılarını boyasız hatta taslak halinde bıraktığı insanlar canlanır ve ressamın peşine düşerler. Ressam resmini tamamlasın ve onlar da tamamlansın isterler. Mükemmel animasyon. Not:4/4

OTİSABİ SEN DE BENİ ÖP



OTİSABİ 7

SEN DE BENİ ÖP

Yılmaz Aslantürk

Otisabi’nin şimdilik son kitabı piyasaya çıkan. Otisabi okumak her zaman büyük bir keyif kadınlar için de erkekler için de. Çoğumuz, Uykusuz’u alınca önce arka sayfada Otisabi’nin son macerasını okuruz.

Otisabi artık bir klasik mizah yazınımızda. Yılmaz Aslantürk’ün bu çapkın kahramanı uzun yıllardır bizimle. Otisabi, eski arabası ve eski pardesüsüyle çoğunlukla İstiklal ve Cihangir çevresinde gezen, iş dışı saatlerini kadın tavlamakla geçiren yakışıklı bir erkek.

İşi gücü kadınları ele geçirmek olan Otisabi kadınları iyi tanır ve her kadına bir formülü vardır. Kadınlar da onun amacını iyi bilseler de anlasalar da onun tuzağına düşerler çünkü hep onların duymak istediklerini yapar. Kızsalar da severler.

Yedinci ciltte de gönül serüvenleri devam ediyor. Aşk ve evlilikten uzak duran Otisabi gününü gün etme peşinde halen ve aslında bütün erkeklerin hayalini kurduklarını yapıyor. Yani erkekler ne kadar saklasalar da onun gibi yaşamak isterler. Kadınlar da bu tür bir erkekle eğlenip gezmek isterler.

Otisabi günümüz kadın erkek ilişkileri üzerine eğlenceli, komik, zeki bir başvuru kitabı gibi.

Not:4/4

18 Nisan 2015 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 4


FİLM SEÇKİSİ 4

KOLEKSİYONCU

The Collector

Marcus Dunstan, 2009, A.B.D.

Son zamanlarda yaygınlaşan rastgele şiddet filmlerinden biri. Korku filmlerinde amaçsız cinayetler moda oldu. Koleksiyoncu da bu türde iyi bir film. İğrenç ve korkunç. Bir hırsız bir eve girer ama eve bir de manyak bir katil girmiştir. Manyak evdekileri acımasız tuzaklarla öldürürken hırsız da evdekileri kurtarmaya çalışır. Kanlı ve iyi bir korku. Meraklıları için. Not:3/4

KOLEKSİYONCU 2

The Collection

Marcus Dunstan, 2012, A.B.D.

İlk filmin devamı. Vicdansız katilimiz bu kez bir diskoda dehşet saçar sonra da bir otelde kovalamaca başlar. İlk film kadar iğrenç ve korkunç. Bol ölüm bol kan bol tuzak. Korku severler için iyi. Üçüncüsü olsa yine izlenir. Not:3/4

PEMBELİ GÜZEL

Pretty in Pink, 1986, A.B.D.

Molly Ringwald, Andrew McCarthy

Şeker gibi bir 80’ler filmi. Oyuncuların tümü iyi ve ünlü. Genç ve yoksul bir kıza en yakın arkadaşlarından biri aşıktır ama kız ise okuldaki zengin bir çocuğa aşıktır. Kız kiminle mezuniyet balosuna gidecektir?  Tatlı, romantik bir gençlik filmi. Not:3/4

BATAKLIK

La Isla Minima

Alberto Rodriguez, 2014, İspanya

İlginç, şaşırtıcı bir suç filmi. İspanya kırsalında kızlar kaybolur. İki polis, biri sert diğeri daha uygar, kızları bulmaya çalışır. Araştırdıkça pisliğin içine düşerler. Olay hiç de basit ve sıradan değildir. Ortada çok organize bir suç vardır. Kendine özgü bir film. Bir suç filmi gibi gözükmesine rağmen politik ve sosyal bir film aslında. Oyunculuk, görüntüler sinir bozucu derecede gerçek. Mükemmel film. Not:4/4

EĞİTMENLER

The Edukators

Daniel Bruhl, 2004, Almanya

Bir kız iki oğlan evlere girerler ancak hırsızlık yapmazlar, onlar sadece asi ve eylemcidir ve zenginlere düşmandırlar. Evlere girip sadece eşyaların yerlerini değiştirirler. Son girdikleri evde ev sahibi gelir ve onları görür. Bizim üçlü adamı kaçırmak zorunda kalır. Adam da eski devrimcidir. Çocukların yaptıkları onun da hoşuna gider ama o artık bir zengindir. Sınıf farkları ve romantik devrimcilik üzerine etkileyici bir film. Not.4/4

17 Nisan 2015 Cuma

ALBÜMDEKİLER



ALBÜMDEKİLER

Gülsen Varol

Albümdekiler nostaljik bir epik roman, nehir roman. Bir ailenin yirminci yüzyıla yayılan öyküsü.

Sevgili blog arkadaşımız Gülsen Varol’un başka kitapları da var. Albümdekiler, adına benzer şekilde sanki bir albümdeki fotoğraflara bakılarak ve geçmişe dönülerek yazılmış gibi.

İstanbul, Bursa, Samsun ve başka şehirlere de yayılan bir ailenin yaşamı etkileyici. Birkaç kuşağı izliyoruz ve bu öykü çok da uygun bir sinema filmine.

Yirminci yüzyılın yaşantısını, özellikle küçük şehirlerdeki yaşantıyı anlamak açısından keyifli bir roman. Bütün kahramanlara sevgiyle ve anlayışla bakılarak okunan romanda en güçlü çizilen karakter Sanem ve en zorlu ve acılı yaşam da onunki.

Dönemin şartları, gelenekler, gurur, sevgi, acı, evlilik, hayaller, yeni kuşaklar, torunlar, yaşam bir yandan sürerken yıllar geçince geriye bakıp insanlar keşke böyle davranmasaydı diyoruz ama bir yandan da görüyoruz ki başka türlü de davranamazlardı. Herkes bilebildiği kadar, ailesinden, çevresinden gördüğü kadar yaşayabiliyor biraz da. Seçimlerimiz çok da bize ait olmuyor.

Aile ve gelenekler en büyük kazancımız olduğu gibi en büyük dezavantajımız da olabiliyor. Bu ailenin yaşamında bütün kahramanları seviyor ve hepsine kızıyoruz aynı zamanda.

Albümdekiler duygusal bir roman. Pek keyifle okunuyor.

Not:4/4

Arkadaşımızın blog adresi: