31 Ağustos 2015 Pazartesi

GÖRÜCÜ


Oğlanın resmini görmedim, feyste de bakmadım. Sadece bizim akraba çok yakışıklı uzun boylu zevkli ve işyeri var dedi. Bugün görüşeceğiz, o gelecek bizim buralara.

Çok komik di mi yaa. Ama benim resmimi görmüş çok beğenmiş. Yazık yaa, zevzekliğimi görünce napcak adamcaz aceba. Bir görüşmekten ne olur ki bir zarar gelmez.

Annemin akrabası çok dil döktü altımdan girdi üstümden çıktı da kabul ettim görüşmeyi. Annem de çok istedi. Çok tontişler annemle o akrabam. Ben de tamam dedim bakalım. Sinir bir durum ama heyecan yaptım yine de. İlk defa böyle bişiyi kabul ediyorum. Kıramadım yaa.

Haftasonu yazlıktayız ya, bu akşamüstü gelicek, beni evden alıcak, yemeğe götürecek. Ben de gün boyu denizdeydim bugün. Evde biraz dinlenip bizimkilerle kıkırdayım eğleneyim de akşamüstü oğlanın yüzüne karşı puhaaa diye gülüp durmayım.

Çok gülüyorum yaa kendimi tutamıyorum ama gerçekten tutamıyorum. Çocuk ne düşüncek acaba? Yeni tanıştığın biri sürekli güler durursa manyak mı la bu diye diye düşünmez mi insan? Gerçi bizim akraba bahsetmiş kıpır kıpır olduğumdan ama işte yani. Ben çok gülücem ya tutamıcam kendimi. Sonra da yanlış izlenime kapılcak o kişi diye korkuyorum. Ay bir de evlenirsem yahu.

Aman o da ciddi biri olmasın yaa o zaman hoşlanamam ki. Hayat dolu olsa keşke. Belki güzel olur her şey. Yola çıkmış geliyormuş. Erken geliyo yaa. Bir saat sonra burada. Annem çok telaşlı habire bana akıl veriyor. Yalnız çok zenginmiş bu sinirimi bozdu. Annem evlenmemi çok istiyor. Adamlara güven olmaz diyor bir de çok zevzeklik yapma. Çok iyi biriymiş akraba kadın şu anda bunu diyor. Fakir babası diyor. Görücez bakalım.


30 Ağustos 2015 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 22



FİLM SEÇKİSİ 22

HAVA

Air, 2015, A.B.D.

Dünya havasız kalmıştır. Birkaç insan gelecekte yeniden insan uygarlığı kurmak için uyutulurlar. Arada bir uyandırılıp ortalığı kontrol edip yine uyurlar. Karamsar bir bilimkurgu ama yine de ilginç. Not:2/4

ÜMİTSİZ AŞK

The Sandpiper

Vincente Minelli, 1965, A.B.D.

Nefis bir klasik. Kaliforniya sahillerinde yaşanan bir yasak aşk öyküsü. Liz Taylor, oğluyla yaşayan bir ressam. Richard Burton da evli bir din adamı. Birbirlerine karşı koyamazlar. Not:3/4

BİR SONBAHAR ÖYKÜSÜ

Conte D’Automne

Eric Rohmer, 1998, Fransa

Fransız estet Rohmer’den yine estetik, zarif bir öykü. Kırsal Fransa’da evli bir kadın, komşusu ve arkadaşı diğer bir kadına eş bulmaya çalışır. Gazete ilanı verir. Komşu kadın ise ilişkilerde beceriksizdir. Not:3/4

MELEKLER KOYU

La Baie des Anges

Jacques Demy, 1963, Fransa

Fransız ikonlarından Jeanne Moreau’nun başrolde olduğu, Nice ve Monte Carlo’da geçen enfes bir kumar ve aşk öyküsü. Genç bir banka memuru tatile çıkar, kumarhanelere takılır, gününü gün eden genç bir kadınla kumar oynamaya başlar. Aşk mı kumar mı daha güçlüdür? Doyumsuz, rüya gibi. Not:3/4

AMELIE

Jean-Pierre Jenuet, 2001, Fransa

İşte o çok özel filmlerden biri. Audrey Tautou bu hayal gibi filmde hayal gibi oynuyor. Hayalci bir kızın komik duygusal maceraları. Müziği de unutulmaz. Komik, yumuşak, hafif, iyi, mutluluk verici. Not:4/4 

29 Ağustos 2015 Cumartesi

ZOMBİ SALDIRISI


2008 yılında A.B.D. ekonomik krize girmişti. Amerikalılar bu nedenle Meksika’da arazi almışlardı, gerektiğinde kaçabilmek ve yaşayabilmek için.

2015 yazında yine ekonomik kriz geldi. Yetkililer, yakında bankalardaki paralarınız hiçbir işe yaramayabilir, o nedenle parayla ilgilenmeyin, gıda ile ilgilenin diye uyardılar Amerikan halkını.

Bu yüzden halk şu anda erzak depoluyor evlerine. Büyük kutularda depoluyorlar. Bu kutuların içinde de çoğunlukla astronot ve askerlerin tükettiği şekilde saklanıyor gıdalar. Yani vakumlu olarak. Suya konunca normal boyutuna gelen gıdalar.

Halk, bulundukları şehirlerin civarında da arazi satın alıyor birkaç aile birleşip. Bu arazilerde kendi gıdalarını yetiştirebilmek için. Zaten organik gıdaya çoktan geçtiler büyük şehirlerin dışında yaşayanlar. Tüm sebze, yumurta kendileri üretiyorlar.

2008 yılında şehir insanları aç kalınca marketleri yağmalamıştı, daha sonra da kırsal yerleşim yerlerine doluşup evleri yağmalamışlardı. Bu şehir insanlarına zombie diyorlar Amerikalılar. Bu yağmalara karşı zombie kitleri bile satılıyor. Yani bir zombie saldırısında evleri nasıl koruyacaksınız gibi.

Bugünlerde Amerikan halkı işte bu derdin içinde.

RALLİ



Ralli elbisesi, kaskı, ayakkabısı özel oluyor. Kaskla yardımcı pilotla konuşabiliyorsun, başını döndürmeden. Ayakkabı en çok Momo marka ince ve çorap gibi. Hepsi de pahalı. Bir sponsorun olmazsa işin zor.

Bizde ralli parkurları çok da eski değil ama hız pistleri ise daha yeni. Ralliciler, araba aksamından az çok anlar ama örneğin tamir bilmezler. O ekipler ayrı. Ralliciler tabii ki genelde arabayı, hızı sevenler arasından çıkıyor.

Mustang sevmeyen olamaz. İlk olarak 1963’de iki adet örnek Mustang üretiliyor. Ama bu iki araba çok tutmuyor, renkleri yüzünden. Sonra 1964’te ilk bilinen Mustang çıkıyor. Bu araba en çok da çıkardığı gürültü için seviliyor. Vahşi at gibi kükrediği için.

Mustang ve Corvette belki de en çok sevilenler. Ama bir Ford Capri de bizim ülkede çok tutuluyor. Genelde 100 metreyi kaç saniyede aldığı ile ölçülüyor hızı bu tür yarış arabalarının. Amerikan, Alman, Japon, İtalyan arabaları, markaları, firmaları gözdeler. Nash, Dodge, Vaillant, daha birçok efsane marka var.

Amerikan arabalarının viraj kabiliyeti daha zayıf Avrupa ve Japon arabalarına oranla. Genelde Amerika’da yollar uzun ve düz olduğu için arabalar viraj kabiliyetli üretilmiyor. Halbuki, ralli ve hızda viraj almak önemli bir faktör.

Araba gibi motorda da Amerika kendine özgü. Büyük arabalar, büyük motorlar. Şu ünlü Harleyler, yani demir atlar ya da easy rider’lar, kolay sürülenler işte. Geniş motorlar, ev gibiler, rahat rahat uzun yollarda sürülsün diye.

Bu ralli, motor, hız da diğer tutkular gibi açıklanamayanlardan. Kumar için kumar oynayanlar gibi veya vahşi hayvanlara düşkün olanlar gibi.

28 Ağustos 2015 Cuma

MODERN ÇAĞDAŞ GÜNCEL


Günümüzün sanatına ne demeli? Çağdaş sanat, güncel sanat. Modern diyemiyoruz. Modern,en yeni, en güncel gibi geliyor kulağa ama modern sanat çok eskidendi. Hatta post modern bile oldu. Post sonra demek. Post mortem olsa ama ölmüş demektir, sanata otopsi yapıp neden öldüğünü bulmak gerekir.

Ama sanat ölmez asla. Çağdaş olur güncel olur modern olur, yeni modern, post güncel. Böyle bir sürü akım olur. Yirminci yüzyıl başlarında Kübizm, Dadaizm, onlar da çağdaştı, moderndi, günceldi. Sonra gerçekten de modern sanat geldi, post modern geldi. Minimalizm geldi, yeni gerçekçilik, kavramsal sanat geldi. Sonra kadın sanatı geldi. Performans, oluşum, yerleştirme.

Şimdi çağdaş sanat ne olabilir? Günümüzde çağdaş sanatın içinde mutlaka bilgisayar, internet ve teknoloji var olmalı. Teknolojisiz bir çağdaş sanat olamaz. Burada çağdaş, günümüz, güncel, yaşayan sanat anlamına gelebilir. Teknoloji olsa da bir düşünce, bir ışık olmadan teknoloji işe yaramaz. Örneğin, artık android sanatçılar bile var. Hissetmeden sanat yapan.

Ancak, eskiz çalışmadan, insan anatomisi çalışmadan, insan doğasını, insan figürünü çalışmadan resim olabilir mi? Heykel olabilir mi? Sadece grafik tasarımla da olmaz sanat. Bir ışık olmalı. İşlenmemiş ham ışık, beceri, yetenek, vizyon. Vizyon olmadan sadece işçi olursunuz. Çağdaş olursunuz ister istemez çünkü yaşıyorsunuz, gençsiniz. Ama yaratıcı olamazsınız.

Yaratıcı olmak, özgün olmak, o ışığa sahip olmak için de bir davanız olmalı ya da bir kaygınız. Sanat isyanla ilgili, başkaldırı ile ilgili. Bunun için de bir kaygınız olmalı, derdiniz. Neye isyan edeceğiz? Belki yerleşik sanata, düzene, sisteme, topluma. Ya da insana. Yaratmak için öncelikle kendimizden kaygı duymalıyız. Kendimizle savaşmalı, yenmeye çalışmalı. Yani ancak bireyden ortaya çıkıp evrensel olabiliriz.

Günümüz sanatında teknolojiyi nasıl kullanırız ki? Örneğin, büyük LCD TV önünde karagöz yapabiliriz, ya da daktiloya flash bellek takarız, daktilo yazdıklarımızı kaydeder. Veya mumun ucuna el feneri takarız. İşte vintage sanat.