31 Ekim 2014 Cuma

ALIŞVERİŞ TATLI VE SEVGİ


Watsons'a girdim, alışveriş yaptım biraz ama kuyruk da çok uzundu, yüz kremi, Listerine vb. aldım, çıktım OYSHO'ya girdim, yumuşacık ev giysileri var ya, pamuklu, yünlü, insanın hepsini okşayası geliyor, burdan aldığım her şeyi ben evde değil de dışarda giyiyorum.

Sonra Polo ve diğer mağazalarda botlara baktım, topuklu botlara. Büyük alışveriş merkezlerinde alışveriş daha ucuz oluyor, bütün markalar olduğu için. Yanımda para yoktu, kartta da yoktu, böylece keyifle gezdim, keyifle baktım, para olmayınca bakmak daha hoş.

Salata yedim bir yerde. Üstüne de meyve ve çikolata. Kiwi, çilek üstüne bitter ve beyaz çikolata döküyorlar ya, akıyor aşağı doğru, dibinde de muz oluyor, baş döndürücü lezzet. O kadar tatlı ki. Yedim ve gevşedim, uyuyuverecektim. Gündüz tatlı yemek iyi, akşamları yemiyorum tatlı. Dün akşam evde ayva tatlısı ve profiterol vardı, tuttum kendimi, yemedim.

Ah halbuki bir erkek arkadaşım olsa beraber alışveriş yapsam değil mi ama, her şeyi birlikte yapsak, ben bir işi yaparken, bir yere uğramışken o kapıda beklese, o bir toplantıda filanken ben beklesem kapıda.

Aşık olmasam, sadece sevsem, aşkı atlayıp direk sevgiye geçsem. hep özlesem onu, aşk olunca kafan uçuyo sen uçuyon sonra da gerçekleri görüyon, ben çok seveyim, mesela yolda evde hep bir yerim ona değsin, evde çalışırken de sırt sırta oturalım. Sakin sakin ve onun iyi kötü yanlarını göre göre seveyim.

O da yani üstüme çok gelmesin. İlgiyi yavaş yavaş göstersin. Azar azar. Çünkü ben çok ilgi de sevmem. Çok stratejik olmalı erkek. İtiraz edemeyeceğim sürprizler yapsın, ne seviyorsam onu düşünsün ve yapsın.

YAĞMUR BLUES


Tembellik ne güzel şey. Şimdi hava soğuk, yağmur da var, evde olcan, battaniye altında film izliycen. Evin temiz olcak. Çamaşır suyu kokcak. Güzel yemek pişiricen.Kek bile yapabilirim. Belki de muhallebi. Bir de yemek alışverişi yapmak lazım tabii ama galiba artık yemek alışverişini sevmiyorum.

Sonra filmi izlicen ama anlamıcan tabii ya da onlar iyi anlatamamış olcak, kızcan yönetmene, oyunculara kızcan, odun gibi oynamışlar dicen. Bir kere daha izleyim anlayım bari, sanırım ben film kadar derin değilim, ondan anlamadım, diye düşüncen, dur bari bir tarhana çorbası yapayım diycen, köy tarhanası kokusu sarmış mutfağı, yapcan çorbayı ama bir şeye benzemicek, film izlemeyi beceremedim, tarhanayı da kötü yaptım, o zaman şimdi battaniye altında ben bi depresyona girip geleyim yine, diycen kendine.

Battaniye altında düşlere, düşüncelere dalcan, dur biscotti yapayım, derin düşünceler tabii bunlar, bütün tarifler de kafamda çorba gibi, çorbayı da beceremedim, tüh ya, çok beceriksizim, iyi ki bi evde yatayım dedim yani, rapor alıp. Yok dur dible yapayım.

Uff sıkıldım evde battaniye altında, çıkıp ıslansam mı, yok ya du nette piyano çalayım biraz, ay dur bi akraba bi hediye getirdi, dur onunla oynayım, balonla gaz, balona üflüyon, sesin değişiyo sonra, ince ince bir garip çıkıyor sesin, sonra biraz da araba yarışı oynarım, need for speed bridge too far, sonra drift cars oyunu oynarım.

Böyle battaniye altında yatacağıma biri gelse masaj yapsa, taş masajı özellikle, o şifalı taşları bedeninin sinir noktalarına koyuyorlar, gevşiyorsun, ne güzel, oh, bir şeye değsin bari tatil.

Sonra evde keyif yaparken, komşu kapıyı çalsın, sizde bulgur var mı desin, içli köfte yapacağmış da ondan. Bi keyif de yaptırmıyorlar yani cıks cıks.


TUTUNAMAYANLAR


Bayramda bol bol yediğim Ülker Buklet çikolata kutusunu saklamıştım, içine bir sürü önemsiz not kağıdı doldurmuşum. Toptan attım hepsini çöpe. Bir de baktım, Newsweek dergisinin üstüne de notlar almışım, alışveriş listesi, renkliler için sıvı deterjan, banyo sabunu, onu da attım çöpe.
Uykusuz’un arkasına da kenara not düşmüşüm. “Heyecanlıyken her şey farklı görünür gözümüze”.
Anneler, turşusunu kurdukları erkek çocuklarını kavanozlara doldurup ergen odalarında raflara dizsinler. Kızların hepsi ergen vampir çünkü, erkek çocuklarına, o prenslere zarar vermesin kızlar.
Ergen odası deyince, sevgili günlüğüm, kafam da ergen odası gibi karışmış galiba sana yazarken.  Günlüğüm, takıntılı mısın sen ya, sana her gün yazmak zorunda mıyım.
Aklıma taktım, az sayıda basılan eski Manga sayılarını bulacağım. Günlük, bak ben de takıntılıyım işte, OCD’miyim neyim, sen bilmezsin günlük şimdi, obsesif kompülsif bozukluk, havalı di mi.
Kuruyemiş ne kadar pahalı ya, lüks tüketim maddesi oldu artık.
Ay bugün metroda, elimde Tutunamayanlar vardı, ama kalabalıkta ben de tutunamadım. Gözüme kestirdim o tutma şeysini, tutamakı, tutamacı, gözüm sabitlendi ona, birkaç kere hamle yaptım, ama o kalabalıkta bir türlü elim ulaşmadı tutmaca, ben de bir Tutunamayan oldum di mi.
Ay bir de metroda bir kız vardı, yani çok kız vardı ama biri ilginçti, kızdan ince bir ses geliyordu, ağlıyordu, yani ben öyle sandım, ama kız gülüyormuş, ağlar gibi gülüyordu kız, ağlama sesiyle. O tutunmuştu ama.

30 Ekim 2014 Perşembe

HAYAT İŞTE


Bizim bir komşu abla var. Erkek çocukları var. Eşiyle arası bozuk, boşanmak istiyordu eşinden, kaç kere bize gelip aramız çok kötü boşanmak istiyorum demişti, ben de bir anlam veremiyordum. Eşinin kuyumcu dükkanı vardı, adam satmıştı, adam yaklaşık 70 000 doları gitmiş kumarda kaybetmiş, sonra adamın ablası adamı gidip bir rehabilitasyon merkezine yatırmış.

Bu ablanın dün mevlüdü vardı, annesi için, ev dolunca bizden sandalye istediler, bizi de çağırdılar ama gitmedik, kalabalık diye, onun yerine tavuklu pilav, ayran, tulumba tatlısı verdiler bize. Ablanın eşinin yaptığını düşündükçe içim acıyor, üzülüyorum çok. Onu görünce yaşadıklarını hiç bilmiyormuş, duymamış gibi yapıyorum içimin ezikliğinden.

Bu sabah çok yağmur vardı, hala da yağıyor, öğlen yemeğe çıkmıştım, bir araba öyle bir ıslattı ki eve gidip üstümü değiştirdim, sonra yine işe gittim. Sabah da evden çıkmadan önce kardeşimin ödevlerine yardım etmiştim. Aslında her sabah evden çıkarken kendime yemek de hazırlıyorum ama bu sabah yetiştiremedim.

Bizim yabancı iş arkadaşlarıyla Cadılar Bayramı'nı kutlamıştık, şimdi de yakında Şükran Günü'nü kutlayacağız, bütün arkadaşlar toplanıp. Yahudi, Hıristiyan, Müslüman bütün bayramları kutluyoruz biz birlikte hepsini. Şükran, Hanukka, Kurban.

Bu arkadaşlar arasında biri var ama böyle çok cimri ve antipatik. Ona bir oğlan bulup da evlendirmek istedik belki yumuşar daha şeker biri olur diye ama anlaşamadılar çocukla, şimdi o yüzden bize kızdı, aramız daha da kötü oldu, şimdi bize küs gibi ama bütün toplantılara da geliyor. Noelde hep beraber toplanınca yine, onunla barış imzalayacağız arkadaşlar, artık sempatik ol bize, yıllardır senin huysuzluğunu çektik ama bize de acı filan diyeceğiz.

Soğuklar, yağmurlar da çoğaldı iyice. İnsan hep iyi ısıtılan yerlere girmek istiyor.

BİR HOŞ SADA


Bizde yazılı kültür zengin değil. Ünlü sanatçılar anılarını pek yazmaz. Biyografi, otobiyografi de yazılmaz pek. Biz hep anlatırız, neydi o günler, neymiş o günler diye. Fotoğraflarla. Herkes anlatır, konuşmayı severiz.

Halbuki, anı, biyografi okumak çok güzel. Bugünü anlamak için geriye de gitmek gerekiyor bazen. Dergilerde, sahaflarda, eski gazetelerde anı parçaları görüyoruz. Nette ya da. Örneğin, oturduğumuz sokakta bir açık sinema varmış, diyelim. Ya da, Salacak'ta bir gazino varmış veya Bebek'te. Ya da Ankara'da, Yozgat'ta, her şehirde bir tarih var, bir kültür tarihi.

Ya da okuyoruz, eskilerden, Macide Tanır, Adalet Ağaoğlu gibi eski iyi sanatçıların anılarını. Tiyatronun 1970'lerini veya edebiyatın, radyonun 1960'larını. Nostalji duygusu güzel olur zaman zaman.

Ya da diyelim Divan çikolatalarını seversiniz, okursunuz ki eskiden de seven çokmuş. Her zaman yürüdüğünüz yolda bir Orduevi görürsünüz, oranın roof'unda eskiden sanatçıların toplanıp yemek yediğini okursunuz.

Veya okursunuz, dinlersiniz, eskiden Nesrin Sipahi, Gönül Yazar, Belkıs Özener, Müzeyyen Senar, Sevim Tanürek, Zeki Müren gibi sanatçılar varmış. Eskiden gazino ve müzikhol kültürü daha yerleşikmiş.

Türk Sanat Müziği sanatçıları, o ünlü insanlar, o parlak yaşamlara rağmen normal, düzgün aile yaşamları da sürdürürlermiş. Turneler, İzmir Fuarı, gazinolar, kulisler, hepsi bir aile gibiymiş.

Kristal, Kazablanka gibi gazinolar, Maksim, Lunapark, Mogambo, Çakıl, Bebek Belediye Gazinosu veya, İstanbul'da, İzmir'de, o zamanlar bu şarkıcıların merkeziymiş. Sabah ezanına dek program sürermiş. Bazen gecede 5-10 gazinoda şarkı söylerlermiş.

Çocukları kuliste büyürmüş. Diyelim Zeki Müren, çocuklar, onun meşhur pullu elbiselerinin pullarını koparırmış kuliste o yokken,  ilk o giymiş mini eteği. Bizim gibi muhafazakar bir ülke onu öyle olduğu gibi kabul etmiş. Çünkü iyi sanatçı, Zeki Bey derlermiş ona, çok düzgün ve anlaşılır bir Türkçe ile konuşurmuş.

Eli de sıkıymış, diyelim, fuara gidermiş konsere, akşam arkadaşlarını yemeğe davet edermiş bir lokantaya, sonra da yemek bitince, ben cüzdanımı evde unuttum dermiş. Ya da eski adıyla Efes Otel'inde kral dairesinde kalırmış, yemeğe çağırırmış herkesi, ama otelde pahalı diye dışardan köfte, su getirtirmiş.

Kendisi evlenip aile kurmadığı için ailesi olan sanatçı arkadaşlarını çok severmiş. Böyle anıları duyunca insan sevgiyle, sıcaklıkla gülümsüyor.