26 Mayıs 2016 Perşembe

DUYURULAR


1. Sevgili Ceyda Cengiz arkadaşımız bir blogger yorum kulubü kurmuştu. Yorumlaşmayı arttırmamız için. Bu kulüpte olan onlarca arkadaşımıza yorum yaparak biz de yorumlaşma desteği yapmış oluyoruz. O kulüpte birbirimizi buluyoruz. Blog yazan bizler en çok yorum almayı severiz. Yorum yazmadan da yorum gelmiyor bize. Yorumlarla canlanıyoruz bizler.

Sizler de yorum kulübüne gelin. Yorumlaşalım güzelleşelim.


2. Sevgili Valar Morghulis arkadaşımızdan duyduğum bir proje. Bütün arkadaşlarım bilir ki Mert Fırat'ı çok severim. Tiyatro, sinema, tv dizisi, hepsinde severim. Hep de söyledim, bilir arkadaşlarım, iyi bir insandır. Sıradan, alçakgönüllü. Kadiköy'de herkes görebilir onu. 

Şimdi, Mert Fırat, bir proje geliştirmiş. İHTİYAÇ HARİTASI. Siz de bir okuyun.


3. Yeni bir blogdan haberdar oldum. Bir kitap blogu. Blogda yaklaşık 2 800 kitap var. Hemen girip 2 tıkla okuyorsunuz istediğiniz kitabı. Kitaplar da, edebiyat, felsefe, sanat, kültür, genelde. Hemen hepsi önemli kitaplar. Bloga giriyorsunuz, kitabın üstüne tıklıyorsunuz, bir sayfa açılıyor, bir daha tıklıyorsunuz ve kitap bilgisayarınıza kaydolmuş oluyor. Bir iki saniyede. Süper kitaplar. İki tane bitirdim bu günlerde. Kaçırmayın. Bencesi bu çok önemli bir haber.


4. Geçen hafta tanıttığım sinema blogunu tekrar tanıtıyorum. Aramızda bir sinema blogu var artık. Admin Ömer arkadaşımızın blogunda sadece film var. Görüntü kalitesi de çok çok iyi. Ve ayrıca, istediğimiz her filmi de hemen yüklüyor. Örneğin, istediğim için Miyazaki'leri hemen yükledi.Bu da çok önemli bir haber bencesi.

25 Mayıs 2016 Çarşamba

RUH TEMİZLİĞİ 4


Temizlik için, önce neyi temizleyeceğimizi bileceğiz. Hangi olumsuz duygularımızı kendimizle ilgili, hangi sınırlamaları, yargıları. Başkalarının yargıları değil kendi yargılarımız. Başkalarının bizimle ilgili düşünceleri zaten bizi ilgilendirmez. Kendi düşüncelerimizi kendimiz seçeceğiz. Olumlu veya olumsuz düşünmek elimizde.

Temizlik yaparken zor da olda geçmişi silmek gerekiyor. Bağışlamak. Ve gelecek için de olumlu şeyler seçmek ve düşünmek. Kendimizi kabullenmek ve kendimiz olmak. Şimdi, bunun için, öncelikle olumsuz düşüncelerimizi saptamalıyız. “Başarısızım çünkü tembelim”, “Mutlu olamıyorum çünkü kardeşim bana sen mutlu olamazsın” diyor. Bu tür bir uzun liste yapabiliriz. “İş bulamıyorum çünkü iş yok”. Bunları yazdıktan sonra, bu sınırlamaları aslında bizim koyduğumuzu, bunların gerçek değil birer inanç olduğunu kabul etmeliyiz. “Dünya kötü”, “İnsanlar bencil”, “Ben zayıfım”, gibi bizim kendimizle dünyayla hayatla insanlarla ilgili bütün düşüncelerimizi bir yere yazalım, Elimizde kendimiz için bir belge olsun.

Sonra da, bu çıkarımların, yargıların, bizim gündelik yaşamımızdaki gücünü düşünelim. Bu noktada duygularımız devreye giriyor. Bunlar aslında kendimizle ilgili duygularımız. Çevre nedeniyle oluşan yargılarımızın bize hissettirdikleri. Şimdi, bütün olumsuz yargılarımızı belirledikten sonra, bunların bizi engelleyen duygular olduğunu anladıktan sonra, her şeyi unutup, bütün bu yargıları çöpe atıp, bağışlayıp ileriye bakıyoruz sadece. Bütün olumsuz duyguları serbest bırakmış oluyoruz. Bize olumsuz etki eden ve bizim de olumsuz etki yaptığımız insanları da affediyoruz.

Ve sonra da, yeni amaçlarımızı, hedeflerimizi belirleyebiliriz. Burda iki nokta var. Olumsuzlukları silince hiçbir hedefimiz olmadan da yaşarız, genelde olumlu bir anlayışımız olduğu için hayat ne getirirse yaşarız. Ya da, benimseyeceğimiz amaçlarımız olur. O amacı başardığımızı zihnimizde canlandırırız. Hedeften asla şaşmayız. Hedef olması bizi bütün olumsuzluklardan korur. Düşüncelerimiz o yönde yoğunlaşır ve sezgilerimiz de artar. Başarısızlık korkusu da olmaz böylece, reddedilme, onaylanmama korkusu da olmaz.

İstemek ve karar vermek gerekiyor. Ben kararlıyım dersek kararlı oluruz. Kendime güveniyorum dersek güveniriz.

24 Mayıs 2016 Salı

RESİM ANALİZİ 4



SON AKŞAM YEMEĞİ

Leonardo Da Vinci

Leo usta bu resmi yemek salonu için yapmış. Manastırdaki rahipler için. Rahipler öğle arası yemeğe çıktığında manastırdaki yemek salonuna geliyormuş. Sıraya giriyorlar, sırada şakalaşıyorlar, geyik yapıyorlar, kaynak yapıyorlar, of bugün de lahana var, seninle yemekleri değişelim mi, ben sana lahanayı vereyim sen bana kadayıfı ver gibi.

Oturuyorlar masalara sonra, masada baharat var, su şişesi ve su, turşu, acı biber filan. Rahipler ceplerinden başka baharatlar da çıkarıyorlar. Keyif içinde yemek yiyorlar. O zamanlar, öğle yemeği arası 12,30-13.30 arası. Yemekten hemen sonra ayin var ama hepsi ayinde uyukluyor tabii.

Demişler ki Leo’ya, sen buraya bir yemek resmi yap, asansör müziği gibi, bizim yemek salonlarında da oluyor ya çeşitli tablolar, e manastırdakiler de Leo’yu çağırıyor. Leo, düşünüyor, buraya napsam napsam. Rahipler yemek yerken, arkalarında ne olsun. Hem yemek olsun hem din olsun. Bakıyor duvara uzun uzun. Duvar da büyük.

Manastırda, kadınlar günü resmi yapcak değil tabii, kadınlar, dolmalar filan, ya da sünnet düğünü kurabiye gazozu filan, sonra rahipler kalkıp göbek atar, kermes de olmaz. Rahibeler şimdi oturup parşömen sarma mı yapacaklar, uzun iş. Diyor ki, en iyisi ben İsa’nın yemek masasını yapayım. Havarilerinle yemek yesin.

İsa’yı ortaya oturtuyor, masada bir sürü yiyecek, Halil İbrahim sofrası gibi, Sultan sofrası gibi. İsa ellerini açmış, ya böyle de olmaz ki der gibi elini açmış, sanki diyor ki, işte özel bir şey yapmadık, evde ne varsa, havari umduğunu değil bulduğunu yer gibi. Mutfakta ne varsa getirdik.

Havariler İsa’ya bir şeyler soruyorlar, ev fiyatları düşer mi, kavun kaç lira olacak bu yaz, bizim manastıra çok turist gelir mi bu yaz tarzı sorular. Sonra biri soruyor, İsa ya hacı, İsa doğuştan hacı zaten, sana kim ihanet edecek, o da Brütüs diyor. Havariler dönüyor birbirine, ya Petrus ya Yehuda ne diyor bu hafız, Brütüs kim yaa. Kafaları karışıyor, masada bir gıybet başlıyor. Havariler konuşmaktan yiyemiyorlar. İsa hepsinin arasına bir fitne fücur sokuyor. Bu havariler bir daha bir araya hiç gelmiyorlar. İsa da aman nolcak yaaa, havari bunlar ha vari ha yoki, diyor.

DİNLE KÜÇÜK ADAM



DİNLE KÜÇÜK ADAM

Wilhelm Reich

Erich Fromm ile birlikte dünya bilim ve kültür tarihinin en önemli isimlerinden biri Reich.

İnsan ve insan psikolojisi üzerine çalışan Reich’in birbirinden ilginç ve önemli çalışmaları var. Örneğin, orgon enerjisi adlı bir teknikle karanlıkta insanın ışığının, enerjisinin fotosunu çekmiş. Beyin ve enerji gücüyle hastalıkların iyileştiğini kanıtlamış.

Bir çeşit dahi diyebileceğimiz bu bilim adamının yine birbirinden değişik kitapları da var. Belki de en önemlisi, Dinle Küçük Adam. Bu incecik ve sarsıcı kitapta, Reich, insanı anlatıyor ve küçük insanlara sesleniyor. Bizim pek sevgili yazarımız Pınar Kür’ün de buna yakın bir romanı var, Küçük Oyuncu.

Dinle Küçük Adam diyor, küçük adamlara sesleniyor, küçük olmayın, küçük oynamayın, kişilerle, olaylarla ilgilenmeyin, soyut kavramlarla ilgilenin, büyüyün ve diğer küçük adamları fark edin. Küçük küçük olduğunu bilmez zaten, ama farkında olun ve büyüyün, ancak büyük olduğunuzu da düşünmeyin.

Bu kitap, temel başvuru kaynağı. Erich Fromm’un Sevme sanatı gibi. Öyle alay ediyor ki insanlarla, okurken ah ah ne kadar da küçük şeylerle uğraşıyoruz diyor insan ister istemez.

Okuduktan sonra insanı değiştiren kitaplardan.

Not:4/4

23 Mayıs 2016 Pazartesi

KÜBO 33


Kübo çok alemdi bugünlerde. İyi güldürdü bizi apartmanda.

En çok sarı rengi severmiş ve sarıgülleri. Bir arkadaşı, boooru, bööörek dermiş, onu taklit ediyor. Diyete girdi sözde ama dün ekmek arası nutella ve tulum peyniri yedi. Ne o Kübiş deyince de, ben ne yaptığımı biliyor muyum dedi haspam.

Netten laflar öğrenmiş onları söylüyor. Loyondoloyo, karışık iş demekmiş. Derakap, hemen. Tingel Tangel, Lapis Lazuli, böyle değişik sözcükler bulmuş.

Hafta sonu bir rüya görmüş. Tünel’deymiş tam, Karaköy’de, binecek yukarı çıkacak Şişhane’ye. Tam o aşağıda bilet gişesinin önünde Ferzan Özpetek’i görmüş. Yanında da İtalyan gibi bir kadın varmış. Özpetek’in yanına yaklaşmış, “Kutsal” demiş, Özpetek dönmüş, “Kutsal İsyan” mı demek istiyorsunuz, demiş. Kübo da, evet, o filminizi çok seviyorum deyince yönetmen çok mutlu olmuş, Kübo da girmemiş tünele, yürüyerek çıkmış yukarı, heyecanlanmış çok.

Bu rüyayı görmüş ya, ya anne ben neden böyle rüya gördüm, yoksa ben entel mi oldum şimdi yaa, diyordu, biz de apartmanca güldük anne kıza. Kübo da hadi kızlar, dudak büzüşmeli selfi çekelim dedi. Feyse ve vadzapına yazmış. Sevmeyelim de nabalım, sevmeyen kahpe olsun, içtiğimiz kahve olsun.

Annesiyle diyet pazarlığı yapıyor. Akşamları annesi yoğurt ye diyor, o da yoğurt kesmez ki yoğurdun içine ne atayım, söyle. Geçen akşam sabaha dek kitap okumuş, anneme çektim diyor, ben de instagramda kitap fotosu paylaşcam, yanına çikolata kahve koycam anne, ama anne kitabı çok hızlı okudum merak ettim dayanamadım çok güzeldi ama hızlı okuyunca iyi anlayamadım okuduğum şeyler kafamda bir şeylere karşılık geliyor kendimce anlıyor gibiyim ama havada kalıyor belki bir daha okumalıyım, kitapta cevap çoktu ama biz soracak sorular bulmalıyız de mi anne filan dedi. Bizcesi de okumak Kübo’ya yaramıyor hiç.