31 Temmuz 2015 Cuma

ÜZÜNTÜ MİMİ VE DUYURULAR




Sevgili en bi arkadaşlarım, en ciciler, cuma geldi, şimdi hafta sonu herkes dağılır bir yere tatile denize veya ziyarete gidersiniz. Haftayı yine bir mimle kapatıyoruz.

Tatlişko Gri Lady bi çeşit mimişledi beni. Üzgünken naparız dibe vurunca naparız üzüntümüz nasıl geçer?

Ben çok üzülünce, genelde kendimle ilgili bişeye üzülmem, üzülcek pek bişiyim yoktur, ama başkaları için üzülürüm, üzülünce otomatik olarak uykum gelir. Bedenim böyle bir sistem kurmuş. Hemen uyurum, hem de en az 15 saat uyurum. Uyanınca da hiçbişi hatırlamam. Ciddiyim. Eğer uyandığımda, hala hatırlıyorsam neye üzüldüğümü ve hala üzülüyorsam, o zaman çok uzun yürürüm. Mesela 10 saat yürürüm ve bitkin düşerim. Ve yine uyurum. Bunlar da olmazsa o zaman çok üzgünüm demektir. Eve kapanırım, mesela 10 gün alışverişe bile çıkmam. Kitap müzik filmle geçiririm günlerimi. Her taraf cips kola magnum ambalajı dolar. Oh ne güzel bu depresyon. Sık sık üzüleyim ben.


Hafta sonu sıcaktan beyni erimeyen tüm arkadaşlarım yapsın işteeee :)

DUYURU 1:

Aramızdan bir arkadaşımız, Taha, ilk romanını yazdı ve bir yarışmaya gönderdi. Umarız dereceye girer, olmazsa da kitabını bastırır. Ülkemizin yazmaya okumaya ihtiyacı var. Yazmayan toplum olarak, diyorum ki, her şey yazılmalı. Yazılı tarih yok bizde.


DUYURU 2:

Şirin akıllı iyi kalpli komik arkadaşımız Kreatif Başkan, yeni adıyla, Lady Bug , yani beter böcek ha ha haaa, bayan böcek, adını da ben koydum kiii, Deep Tone ile bir ropörtaj şeysi yapmış. Haftaya yayınlıcakmış. Ayrıca yeni blogunu da bilmeyenler öürensin ve birbirine sölesin.


Çalışmadan terliyoz. Çok ayıp. Ama sıcak.

30 Temmuz 2015 Perşembe

SAÇMAMAÇSIZ MİM



Çok sevdiklerimden biricik Sıla Duran bir süredir kendi kendine mim yapmayı planlıyordu hain hain sırıtarak. Eh blogunun adı "saçmalarkene". Ne bekliyorduk ki? Son zamanların en saçma ve komik mimi işteeee huzurlarınızdaaa:


1 ) Odanızda veya evinizde orada olduğunu unuttuğunuz bir nesne bulun. Bu  nesne ile bir anınız var mı?

Baktım sehpanın üzerinde kitaplar var. Biri, Zen Ustaları, Kafka Yayınları çıkarmış, yeni aldım, diğeri de Wulf Dorn'dan Hain Yüreğim. Yani biri, doğu bilgeliği, diğeri ise psikolojik gerilim.

Bu iki kitabın arasında, yanmış ve akmış halde beynimi gördüm. Sıvı halinde sehpanın üzerinde oynuyor, jöle gibi, Vıjjjjk diye yer değiştiriyor. Öyle baktım beynime. Gözlerim boş bakıyor. Beynim yerinde olsa dolu bakacaktım. Sigortası atmış beyin. Sıcaktan yanmış.

Beynimi unuttum evet sıcakta. Sanırım Ağustos ayında da onu göremeyeceğim. İyi beyindi. Çok faydasını göremesem de bir beynim oldu şimdiye dek. Bu nesne ile anım var mı? Beynimle anım mı?

Şöyle bir anım vardı galiba. Şimdi eriyik halinde olduğu için çok hatırlamasam da. Bir gün, vapurla Beşiktaş'tan Kadıköy'e geçiyorum. Manzaraya bakıyorum her zamanki gibi. Ah ne kadar Üsküdar ah ne kadar Boğaz, İstanbul işte ya. Sonra düşünmeye başlayacaktım. İstanbul'un güzelliği nereden geliyor diye. Boğazdan geliyordu galiba. Tepelerden. Yedi tepe ya hani ya. O yüzden güzel. Tepelerden dolayı, denize inen tepeler, manzarayı güzelleştiriyor galiba filan derken düşünemedim.

Çünkü, beynimi şarjda bırakmışım evde, yanıma almamışım. Amaan dedim, nolcak, beyinsiz de gayet iyi düşünüyorum.

2 ) Aklınıza gelen soğuk bir espriyi yazın . Eğer aklınıza gelmiyorsa 2-3 kelime saçmalayın

İki adam yolda yürüyo. Biri, diğerine, bir ağacın dallarını işaret edip:
--aaa bak guş, diyor
diğeri ise;
--o guş değil kuş, diyor
ilki ise;
--aa ama ne kadar da guşa benziyor, diyor.

Umarım bu sıcakta yeteri kadar soğuktur. Espriyi yaparken bile espri eriyor.

3 ) Yine aklınıza gelen biri ya da nesnenin adı ile akrostiş yazın ama yazdığınız akrostiş az ya da çok o şey veya kişi ile ilgili olsun .

Yaz çok yazık çok ayıp kınıyorum seni
Adın yaz olduğun için mi terletiyorsun
Zaten terlettiğin için mi adın yaz yaz bana söyle

4 ) Seni kim mimlediyse şimdi onun blogunu -sitesini- açıyorsun ve onun bu soruya verdiği cevaptan ilginç bir kelime seçiyorsun . Ve döngünün devam etmesi için yine ilginç uzun ve saçma bir cümle kuruyorsun . Lütfen ben bir kuş gördüm .Yada bizim evde oyuncak ayı var gibi cümleler olmasın olabildiğince uzun ve saçma cümleler olsun . Hadi saçmalama potansiyeliniz görelim :D

Buzlu karpuz suyunu içerken suyun içine düşüp ayy bu karpuz çok kabak çıktı bu kabak suyuymuş çok organik oldum detoks oldum şimdi diye sırıtırken suyun içinden bir kabak çekirdeği çıktı ayy kabak çekirdeğine bindim hadi beni soğuk sulara götür dedim çekirdeğe.

Ay böyle iyi oluyomuş Sıla, ayy bu sıcakta saçmalamak ne hoş muş, nasıl düşündün bu mimi bu sıcakta sen beynini buzda saklıyon yanmıyo galibaaağaaa :)

Bir de bir görevimiz var. Mimi yapınca, istediğimizleri mimleyebiliyoruz amaaa bununla bitmiyoor, mimlediklerimizden biri, daha önce hiç yorum yapmadığımız bir blog oluyor, öyle bir blogçu bulamıyorsuk, araştırıyoruz, mutlaka bir yerde vardır.

Sıla, burada diyor ki, it's out there somewhere, orada bir yerde, bir X-Files repliki. Gizli Dosyalar.

Ben bütün arkadaşlarımı mimliyorum. Hiçbiriniz kaçamazsınız. Saçmalama keyfinden hiç biriniz mahrum kalamazsınız işteeee.

Hiç yorum yapmadığım arkadaşımız olarak daaa:

Kyoto Kotorin Tuğba Doğan'ı mimliyorum.



29 Temmuz 2015 Çarşamba

ADETLER ÇATIŞMASI



Çok komikti. Arkadaş oynamayı bilmiyor ama yine de oynattılar. Kız, adetleri pek bilmediği için hep kandırdılar onu. O da her söylenene inandı ama.

Kaynanası ile kayınbabası çok sevdiler kızı. Kız da onları sevdi. Biz de ona kızdık, kaynana o kadar sevilmez, dedik.

Herkes nişan yemeği yedi onun karşısında, ona dediler ki sen yeme gelin yemez ayıp, o da yemedi. Meğerse yiyebiliyormuş.

İlk isteme gününde de çiçek ona verilmemişti, kızın ailesinin adetlerine göre kız ilk başta çıkmazmış, çiçeği kızın abisine verdiler o da odaya gidip kıza verdi. Halbuki, o, çiçeği damattan almayı çok romantik buluyordu.

Nişanda sonlara doğru onu odaya koydular, misafirler giderken sen çıkma onları geçirmeye, onlar buraya seni görmeye gelcekler, erkek tarafının adetiymiş bu da. Bekledi bekledi yok gelen. Sonra odadan çıkıp çıkıp girmeye başladı ama misafirlerin yarısını göremedi. Ayıp oldu, alınanlar oldu.

Ama sonra açıklamışlar herkese. Adetler karıştı diye. Kızın başına patladı bu da. Yarısı diyor kahve yap, yarısı bizde kahve yok çay yapılır. Hep kıza patladı. Kız da iyi ve saf. Çok utanıyordu.


28 Temmuz 2015 Salı

YAZ ETKİNLİĞİ



Yeni blog arkadaşım Kalem Fili'nin yazılarını okurken baktım çok sevimli bir mim yapmış. Yaz etkinliği. Pek sevdim. Beni mimlememiş. Ama mimlesenee dedim, taam dedi. Oh tamam rahatladım.


Sonra da diğer yeni arkadaşım Ms. Amaril aynı mimle mimledi. Ay ikisi arkadaşmış zatensi. Bir yeni arkadaşım daha oldu.


Sonra, Amaril'i okurken Snoopy'yi gördüm. O da bu mimi yapmış. Yanıtlarını çok sevdim onun da. O da yeni. Snoopy'yi de keşfettim.


Bu üç arkadaşımız da çok yeni ama şipşirinler.

Mim: Yaz Etkinliği

1) Klasik bir soruyla başlayalım; senin için 3 kelimeyle yaz mevsimi neyi ifade ediyor?

Ter, deniz, dondurma.

2) Yaz aylarında ne sıklıkla kitap okuyorsun?

Değişmez bende yaz kış okurum. Yazın sıcakta terden ve enerjisizlikten dolayı okumak daha zor.

3) Yaz aylarına daha uygun olduğunu düşündüğün kitap türleri var mı?

Evet, yazın türler biraz yumuşamalı bence. Yazın Oğuz Atay olsa çekilmez valla edebiyat. Yazın, gerilim, polisiye, fantastik, çizgi roman, bilimkurgu, fantezi, aşk, komik, karikatür, chick-lit benzeri romanlar gider, deniz kenarında veya balkonda filan ya da bir gölgede uyurken.

4) Plajda kitap okuyanlardan mısın? Eğer öyleyse en son hangi kitabı okudun?

Plajda kitap okumaya bayılırım. Saatlerce okurum. Bir an denize koşar, ıslanır, rahatlar, kitabıma hemen dönerim, büyük bir mutlulukla, magnum antep, double, nogger yalarken ve bol kola ays tea içerken ya da limonata oh ne ala. Bu yaz henüz plajda kitap okumadım. İlk kez geçen hafta iki kez Büyükada'nın arka tarafındaki plajlarda çok çok yüzdüm ama denizi öyle özlemişim ki sudan çıkamadım. Hatta sırt üstü uyucaktım nerdeyse suda. Kitap okuyamadım valla. Kim takar şimdi kitabı diye güldüm hatta suyun içinde. Stephen King olsan çekilmezsin şimdi diye sırıttım. 

En son Büyükada'da "Üçüncü Tercüme" adlı gizemli mistik Mısır romanını aldım yanıma işte ama okuyamadım. Okumadım.

5) Ve son sorumuz; senin için yaz mevsimi hangi renktir? 

Yaz benim için sarıdır. Bunu şöyle açıklayım. Yaz deyince aklıma, öğlen sıcağında ya da gündüz sıcağında, böcek sesleri arasında deniz kenarında ağaçlıklar arasında yürümek, örneğin Kınalıada'nın arkası gibi, cırcır böcekleri, boş patikalar, ıssızlık, ağaç, toprak yol, susuzluk, bunlar gelir ve bunun rengi sarıdır. Sonra, ayyy deniz gözüktü işte hadi gireyim.

Belki de okuduğum romanlardan geliyor bu. Yaz ayı edebiyat için çok önemli. Örneğin, Cesare Pavese var, onun Senin Köylerin adlı romanı. Yaz ayı ve köy. İnsanın aklına hemen sarı otlar filan geliyor. 

Bence güneş altında ağaç, deniz ve patikaların rengi kesinlikle sarı. 

Bir mimin sonuna daha geldik. Mim, sen İstanbul'un neresindensin, geleyim orda yüzeyim, Napon nedon mim, İyi misin? Yeniköy, Şile.

Yazın sonu gelmesin ama. Yaz, en az sevdiğim mevsim ama bitmesini de istemem. Yaz, insanın beynini eritip boşaltıyor, sanki hiç geçmişi kalmıyor insanın, terle atıyoruz olumsuz düşünceleri. Buzlu karpuz, kokulu kavun var sonra. Sonra biz Akdeniz insanıyız. Deniz, güneş, kum, dans felan yani. 

Şimdiii, 5 kişiyi mimleyecekmişiz. Herkes tatilde, denizde, herkesin keyfi yerinde. Kimi mimlesen, oo piti pitii.

İREM YAĞIZEL
ŞENAY BENDERLİ
MAVİYE İZ SÜREN
YAMUK PRENSES
TUHAF ŞEYLER DÜKKANI

Beş kişiyi etkinlik gereği mimledim ama hepiniz yapın yaa. Canı çeken yapsın işte.

27 Temmuz 2015 Pazartesi

RECEPTIONIST



-Kız Ramazan, bizim Recep nolmuş kız? Sionist mi neyin.
-O ne be Mualla?
-Bilmiyorum bak şurda öyle diyo baksana.
-Herhalde bir şey satıyordur, siyon ne ki? Tiyon mu siyon mu ne diyon?
-Piyon olmuştur o beee, nolcak.
-Siyon satarıım tiyoon satarıım piyooon satarım yağ satarım bal satarım.
-Recep sattı bizi bak yabancılarla çalışıyor.
-Bak galiba var ya filmlerde hani, Recep The İonist olmasın o.
-İonist ne lo?
-Bilemedim, müzik aletidir herhalde. İon mu çalıyor yoksa?
-Piyanist kibin mi?
-Ama nasıl yaa, neden tionist Recep demiyolar ki?
-Yabancı dil bu, aynı olmucak herhalde. Onlar tersten konuşuyo olsa gerek.
-Kız sorsak mı Recebe ne olduğunu.
-Boşver havaya girer şimdi. Mutlaka zil gibi bişi çalıyodur ya. Gördük ya konserde, bir adam arkada arada bir cıs diye vurup tutuyodu.
-Onun adı mıı tiyonist.
-Tabiiii, zile vurunca tiyonn isst issst demiyo muydu.
-Recep zil çalıyor yani ha.
-Evet, hoşuna mı kaçtı bak eteklerin zil çalıyo ama senin de.
-Komik mi bu şimdi?