27 Mayıs 2015 Çarşamba

BİR SİTEM VAR ARTIK THE DEEPTONE.COM



Düşünüyordum son aylarda da blog var ya bir de kitaplarım için bir site olsun. Kitaplar olsun orda kitaplarla ilgili arkadaşlarımın yorumları olsun onların çektiği fotolar da olsun.

Bir de özellikle Helene ve Kreatif Başkan diyordu. Twitter aç, sosyal medyada ol filansı diye. Onları da açtım ayolcuklarım. Site var. Site yaptırmak aynen inşaat gibi. Aynen mimari poroce gibi. Sitenin teması en zoru. Yani mimari çizimler gibi. Sitenin temasına karar vermem yaklaşık dört ay sürdü. Bütün temaları araştırdım.

Sonra da inşaat işte. O da bir ay filan sürüyor. Site tamam ama bir de iç dekorasyon var. O da bana düşüyor. İç dekorasyonu zaman içinde yavaş yavaş yapacağım yani. Yazı ve foto eklemek oluyor bu işte. Yeni öğreniyorum ben de. İçini zamanla dolduracağım. Elim alıştıkça.

Her zamanki gibi blogdayım. Yerim burası. Hergün blogda olcam yine. Site de ikinci evim olacak. Orası yazlık gibi. Havuzlu site gibi. Kuruçeşme'deki evim sanki. Ağaoğlu sitesi gibi işte. Blog işyeri gibi oluyor. Site kitap ağırlıklı.

Eh, blog ve siteden sonra da sosyal medya işte. Feys, twit, insta, pinte, hepsi olcak. Önem sırası böyle. Blog bir site iki sosyal medya üç. Sosyal medya'da da yaparım bişiler. Aslında, wattpad ve vlog da var aklımda ama, hepsine yetişmek zor olabilir. Aslında ben sadece yazsam, yazı yazsam, deneme eleştiri öykü şiir yazsam da site ve sosyal medya kendi kendine gitse ne güzel olur ama öyle olmuyor yanee.

Sitede görüceniz, iletişim de var. Blog bölümünde yine aynı blog gibi yorum yapma durumu. İletişim sayfasında da yine aynı blog gibi. Yani Lily, Kırmızı Tavşan, Kınalı Martı gibi nick'lerle yazabileceksiniz siteye, bana. Yani, gerçek kimliğinizi ben bilmeyeceğim, siz kendiniz söylemedikçe. Ayrıca, siteye yazmayıp mail de atabilirsiniz. O da var iletişim bölümünde.

Yani böyle işte. Artık iyice yerleştim nete. Site için logo da lazım bu arada.


26 Mayıs 2015 Salı

MİM DUYURULAR VE İZLENESİ BLOGLAR



MİM

Yeni arkadaşlarımdan İSİMSİZ KULLANICI mimlemişti. O da aramızdaki yeni tatlişlerden. Mimi de bir değişik. Ayrıca onun yazdığı son iki konser yazısını da kaçırmayın. Çok romantik ve sevimli.


1. Depresyona ne sıklıkla girersin: İsimsiz kullanıcı, hep mutlu olduğunu ve depresyona hiç girmediğini söylüyor. Ben de öyleyim. Depresyona girmem, giremem. Yani benim bildiğim öyle. Uzmanlar, farkında olmadan depresyona girdiğimizi söylüyor. Huzurlu, sakin, mutlu olduğum için depresyon bana giremez. Hiç çekemem ben depresyon filan. Aslında fena şey de değil arada girmek. Evde böyle her şeyi dağıtırsın yerler çikolata kağıtlarıyla dolar ya da tam aksine her an arkadaşlarınla olmak istersin hiç yalnız kalamazsın. Eğlenceli bir şey olmalı depresyona girmek. Bunalıma.

2. Bu gibi zamanlarda ne dinlersin? Bu gibi zaman olursa, depresyon değil de diyelim bir şeylere üzüldüm felan, ya çok uyurum 15 saat gibi ya çok uzun yürürüm bitkin düşünceye dek saatlerce. Bunlar iyi gelmezse o zaman gerçekten üzgünümdür ve içime kapanırım, kabuğuma çekilirim, günlerce, geçene dek iletişim kurmam, sessizleşirim, yaralarımı kendim sararım. Yani olursa böyle şeyler. Pek olmaz ve aman olmasın da.

DUYURULAR

1. Biricik arkadaşımız, iyi kalpli HAYAT KİTAP kitaplarının bir kısmını satıyor. İlgilenenler bloguna gitsin. Güzel kitaplar elden çıkarıyor.


2. Yeni arkadaşlarımızdan MUSTAFA SÖNMEZ biz blogçularla ilgili iki proje düşünmüş arkadaşları ile. Bizlerin kendi seçtiğimiz yazıları Google Kitaplar ve Wattpad'de kitap olarak yayınlamayı düşünüyor. İkinci projesi de bizlerin blog adreslerini ve tanıtımlarını da bu kitaba koymak. Bu iki ilginç projeye katılın siz de.


3. BİZ ÖYLE İNSANLAR DEĞİLİZ adlı blog dergisi ERDİ KARADENİZ ve TOSBAĞA KİTAP yönetim ve yayınıyla çıkmaya devam ediyor. Mayıs sayısında aramızdan birçok arkadaşın yazısı, fotoğrafı, incelemesi ve ropörtajı var.


İZLENESİ BLOGLAR

BUSE SOYSAL

Bu tatlı arkadaşımız da yeni keşfim. Kitap ve dizi ararken rastgele gezerken bulduğum Buse çok içten çok açık ve keyifli yazıyor. Kitaplar diziler filmler ve hayata dair diğer her konu. Gezi okul kozmetik. Buse yıllardır kendi kendine yazıyor. Okuru ve yorumcusu yok. Üniversite öğrencisi ve İzmirli arkadaşımızı mutlaka keşfedin. Çok dolu ve huzur veriyor.


24 Mayıs 2015 Pazar

GELMİŞ BULUNDUM



GELMİŞ BULUNDUM

Edip Cansever

Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başına adlı romanında Kenan (Kenon dersek daha havalı duruyor) kendi kitapçı dükkanının üst katında hayaller peşinde koşuyor. Ümit Yaşar bankada, Cemal Süreya darphanede şiir yazıyor. Edip Cansever de Kapalıçarşı’daki antikacı dükkanının üst katında ve otellerde.

O da Sait Faik gibi varlıklı bir insan olarak İstanbul’da geziyor, şiir yazıyor ve kendini arıyor. Birinci Garip, İkinci Yeni gibi akımlara dahil ediyorlar onu. İlla ki sınıflamak lazım ya şairleri. O olsa olsa yalnızlığın ve bireyin şairi sayılabilir. En çok otelleri sevdiğine göre İstanbul’da bir göçebe ruh olduğunu da söyleyebiliriz.

Bu dünyaya gelmiş bulundum madem bari şiir yazayım diyor, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi’ndeki ilk cümle gibi, romanların ilk cümlesi de önemlidir ya, intihar etmeyeceksek içelim bari. Eh madem şiirler yazdım benden geriye ne kalır, sonrası kalır diyor Edip Ağabey. Yaşarken de insan yaşadığı yere benzer, odasının şeklini bile alır, o kadar yalnızım ki, unutulmuşum, var bile değilim, sevince de bir şey değişmiyor, ben sevdiğime uyanıyorum sevdiğim ise başkalarında uyanıyor diyerek yalnızlığın dibine de vuruyor şiirin dibine de.

Bezik Oynayan Kadınları anlatıyor, Yerçekimli Karanfili, Ruhi Beyi, Amerikan Bilardosunu. Şiirimizin en kişiseli o. Yabancı dil de bilmiyor ayrıca. Ama mavi bir huydur onda. Huy mavisi.

Gelmiş Bulundum, daha önce Adam ve YKY’de toplu eserleri çıkan sevgili şairimizin şiirlerinden küçük bir buket. Onu tanımayanlara bir giriş kitabı.

Not:4/4

YAZ GEÇER



YAZ GEÇER

Murathan Mungan

Öyküleri, şiirleri ve diğer eserleriyle sevilen edebiyatçımızın belki de en iyi eseri bu şiir kitabı. Her yazarın yazın hayatında böyle bir eseri vardır. En dokunaklı, en hüzünlü, en nostaljik veya en görkemli olan bir yapıtı vardır.

Mungan’ın da çok yapıtı var. Kırk Oda örneğin. Ancak Mungan denilince akla Yaz Geçer gelir. Mungan’ın zirvesi bu şiir kitabı. İsmi güzel öncelikle. Yaz Geçer. Hayat geçer, bu mevsim de geçer, bu yazı da unuturuz veya burnumuz sızlayarak ya da neşeyle anımsarız. Sonra ertesi yaz yine gelir.

Bizler de hiç yaşamadığımız aşkları yeniden yaşarız, yaşadığımız aynı aşkları yeniden yaşarız, aynı sözleri başkalarına söyleriz, aynı sözleri başkalarından duymak isteriz, söylenenlere inanmak isteriz. Her yeni sevgide eski hataları tekrarlamayacağımıza söz veririz, bir şekilde her yeni sevgiyle yeniden doğmak isteriz, ilk sevgimiz gibi olsun, bu sevgimiz bu kez kusursuz olsun.

Sonra yaz geçer aşklar biter, birileri gider birileri kalır. Sonra da Mungan ustamız gibi duyarlı, hüzünlü kuşlar bu muhteşem şiiri yazar. Biten aşkların ardından, gidenlerin ardından yazılmış tüyler ürpertici derecede hüzünlü bir şiir kitabı. Bütün sevenlerin, bütün ayrılanların, arkada kalanların okuyacağı veya birbirlerine ya da başkalarına okuyacağı şiirler.

Divanın altından çıkan bir saç tokası, eski bir hırkanın cebinden çıkan bir tiyatro bileti, her zaman gidilen bir kafedeki garson. Her şey bir gideni hatırlatır.

Yaz geçer, sonra yine gelir ve bu şiir kitabı hep ellerimizde dolaşır.

Not:4/4

MODLAR VE GOTHLAR



Müzikte her zaman dönemler var. Altkültürler de. Pop ve rock müzikte akımlar çoğunlukla İngiltere’den çıkıyor.

Müzik akımları aynı zamanda bir yaşantı da yaratıyor. Giyim ve gençlik grupları açısından. Diyelim bizdeki varoş kültürünün müziği, giyimi, anlayışı ve yaşantısı vardır. Müslüm Baba sevenler ayrı bir alt kültürdür.

İngiltere’de örneğin Mod’lar var. Bunlar da varoş insanlarının bir tür müzik ve gençlik akımı. Çok eski müzik gruplarından The Who bu akımın müzikteki temsilcisi. Mod’ların giyimi bellidir.

Bir de Goth’lar var ki onlar da çok özgün. Metal kültürü gibi bir Goth kültürü de var. Goth müzik ve alt kültürü bizim Gotik dediğimiz tarz. Metalde de var Gotik ancak Goth kültürü daha çok punk’a yakın.

Goth’ları ayırmak kolay, özellikle giyimlerinden. Erkeklerin saçları dik, Edward Scissorshands gibi, içlerine fırfırlı beyaz gömlek giyip dışlarına astarsız siyah ceket giyerler. Siyah ve genelde deri dar pantolon.

Erkekler de kızlar da dudaklarını mora boyar. Patlıcan moru gibi. Bu akımın grubu da Sioux and the Banshees.