8 Eylül 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU 8






Beş kelime vererek bu beş kelimenin de içinde olduğu öykü, şiir, deneme benzeri bir yazı yazma etkinliğimiz devam ediyor. Genelde öykü yazıyoruz daha çok. Belki öykü yazmak ve okumak daha keyifli olduğu için.

Haftanın kelimelerini veriyorum. Herkes beş kelime verebilir ve yazı yazabilir.

Kelimeler: Avcı/Mühür/Renk/Dakika/Aykırı


RÜYA AVCISI VE MADAM KUŞYUVASI


"Üzgünüm" dedi beyazlar içindeki kadın yuvarlak mercekli gözlüklerinin üzerinden yaşlı teyzeler gibi bakarken. Sonra kafasında sallanan kuş yuvasını ve kulağını kemiren mor tüylü yavru kuşu görmezden gelmeye çalışıp dikkatimi toparlayarak devamında söylediklerine odaklandım. "Bakın burada her şey belirlenmiş. Buna aykırı bir şey yapmam söz konusu bile olamaz. Bana verilen emirler doğrultusunda kayıt tutmaktan başka bir şey gelmez elimden." Bu sırada bankonun üzerine gürültüyle bırakırken etrafı bir toz dumanı sarmasına neden olduğu yedi bin sayfalık kahverengi deri ciltli kitabı gösteriyordu. ‘Rüya Değerlendirme Kılavuzu’ yazan ‘Hayal Meyal DÜŞGÖRÜR’

O sırada aklımda bin türlü soru dönerken en çok takıldığım bu kitabı neden ciltlere bölmedikleri oldu. Bunu nasıl okuyabiliyorlardı ki üstelik eni normal kitaplardan daha geniş olduğu için sayfaları çevirmek bir noktadan sonra işkence gibi olmalıydı. Kadın tiz sesiyle konuşmaya devam ederken dikkatimi kitaptan alıp yine kendi üzerine çekti.

"Getirdiğiniz rüya kriterlerin çok altında. Neredeyse hiç hayal gücü yok. Üzgünüm ama size on sekiz krediden fazla veremem ve rüyanızı bu şekilde kaydetmek zorundayım."

Tam bir hayal kırıklığına uğramıştım. Bu rüyayı görmek için gece ay ışığının odama girmesini sağlamış, saatin en doğru anında uykuya dalmış ve bundan önce de hayal gücümü zenginleştirmek için hayal kurarak uyumuştum. Geceleri en rahat çalışma zamanımken ben bu değerli dakikaları bu rüyayı görmek için harcamıştım. Fakat Madam Kuşyuvası ki bu onun gerçek ismiydi, rüyamın değersiz olduğunu söylüyordu.

"Bulutlar arasında uçan kuşlarla ay banyosu yaptım!" diye kontrolsüz bir tonlamayla itiraz ettim. Rüyamın hayal gücü içermediğini nasıl iddia edebilirdi? Fakat bana "Bulutlar sıradan, kuşlar sıradan, siz de sıradansınız! Eğer bulutlar pembe veya başka bir renk olsaydı kredinizi biraz yükseltebilirdim. Veya kuşların balıklar gibi yüzgeci ve sizin de solungacınız olsaydı… Fakat siz sadece uçmayı hayal etmişsiniz gerisi düpedüz sıradan bir rüya..." diyerek gittikçe tizleşen sesi karşısında şok geçirmeme neden oldu.

"İsterseniz bu durumu rüya bakanlığına bir dilekçe ile bildirip incelenmesini isteyebilirsiniz ve ayrıca daha kaliteli rüyalar görmek için rüyacıbaşından yardım alabilirsiniz. Kendisi koridorun sonundaki ofisinde takılır." diye ekledikten sonra tüylü kalemiyle bir şeyler çiziktirip durduğu parşömene deniz kabuğundan yapılma bir mührü tak diye gürültüyle basıp imzalamam için bana uzattı. İşaret parmağımı yalayıp imzalamam gereken yere iyice bastırdım. Ne kadar tuhaf olsa da burada imza böyle tükürükle atılıyordu. Kağıdı ona geri verdikten sonra ağzı açık duran bir istiridyeyi bana doğru uzattı. Bu canlı bir istiridyeydi ve yumuşak dokusuna işaret parmağımı hafifçe bastırmam gerekiyordu. İstiridye parmağımın ucundaki deri altında bulunan öğrenci kimlik çipini tanımlayıp sisteme iletiyordu. Böylece on sekiz kredimi çipe tanımlatmış oldum. Böyle giderse asla mezun olamayacak ve Madam Kuşyuvası ile ömür boyu böyle çekişmek zorunda kalacaktım. Bir gün rüya bakanlığında görev almak istiyorsam daha kaliteli rüyaları nasıl bulacağımı ve yöneteceğimi öğrenmeliydim. Bunun için kampüse dönmeden önce rüyacıbaşına görünmemin iyi olacağına karar verdim. Bir rüya avcısı hiç de kolay yetişmiyor dostlar.

Son.

SHİLA VE MİNİK DENİZ KIZI (Eitha 13)

O zamanın gençleri şimdinin eskileriydi ve kayıkçının kayboluşu hakkında artık minik çocuklara korkunç hikayeler anlatmak en büyük eğlenceleri olmuştu. Elbette asıl gerçeğin bir kısmını, onu, gerçekten denize açılan kayığının üzerinde yanındaki peri kızıyla gençleşmiş halde bir anlık bile olsa son kez görenler dışında yalnızca kayıkçı biliyordu. Peri kızı Shila ile mağaradan kaçması konusunda sözleştikten sonra bir ömür boyunca görememesinin nedenini sabırla bekleyişinin sonunda öğrenmişti. Ve ona kavuşmak, gözlerine bakıp dudaklarından adını işitmek perinin kalbindeki sihrin etkisiyle onu ilk kez görüştükleri zamanki kadar gençleştirmiş ve kaybolan yılların telafisini hediye etmişti.

Talihsiz Shila o seher vaktinde ertesi geceye kadar son kez ayrı kaldıklarına ve sonsuza dek yan yana kalıp dünyayı dolaşacaklarına söz verdikten sonra mağaraya geri döndüğünde bir süredir aklından çıkmış olan kabuslarıyla yüzleşmek zorunda kalmıştı. Onun mağara sisteminden çıkmanın bir yolunu bulduğunu ve yasaklara karşı geldiğini anlayan peri halkı suçlayan ve öfkeli bakışlarıyla bir anda etrafını sarıp onu kıskıvrak yakalamıştı. Mağaradan dışarı çıkarak perilere göre en büyük günahı işlemişti ve bundan arınmanın hiçbir yolu yoktu. Onu cezası belirleninceye dek bir çukura kapatmışlardı. Sorgulanması acı dolu ve uzun bir süreçti. Bu süreç sırasında Shila'nın bir bebek bekliyor olduğu gerçeği ortaya çıkınca bu durum cezasının ertelenmesini gerektirmişti. Periler yalnızca aşklarının kalplerindeki sihri nedeniyle bir bebeğe kavuşurlar fakat doğuma kadar karmaşık ve yıllar süren bir süreçten geçerlerdi. Yeni doğacak olan bu perinin Shila'nın kurallara karşı gelme suçlarından bağımsız ve topluluğa ait olduğu kararlaştırılmış ve o doğuncaya dek Shila'ya zarar vermeden fakat esaret altında tutulmuştu. Yıllar yılları kovalarken Shila'nın yası doğumu olabildiğince geciktirmişti. Sonunda doğum gerçekleştiğinde peri halkı bir kez daha hayretler içinde kalmış ve onların nazarında yeni bir sorunla karşılaşmışlardı.

Perilerin yalnızca kalplerindeki büyü sayesinde bebek sahibi olmalarının yanı sıra bebeklerinin özellikleri de onların arzularına göre şekillenirdi. Hemen hemen herkesin aklındaki ideal peri özellikleri belli olduğundan birbirinden çok farklı yeni bireylerle karşılaşmak pek olası değildi. En fazla kanat renkleri farklı olur, boylarının uzunluğu gibi basit değişiklikler görülebilirdi, bu nedenle bütün periler nerdeyse birbirinin aynıydı. Fakat Shila bu güne kadarki en farklı periyi dünyaya getirmişti ve bu konuda ne yapılması gerektiğini hiçbiri bilmiyordu. Shila'nın büyüsünden doğan peri bir denizkızıydı.

Bu son derece şok edici durum karşısında derhal yaşlılar meclisi toplandı ve Shila ile yeni peri hakkında ne yapılması gerektiği bir kez daha tartışıldı. Tüm bu olanlar yıllar sürdüğü için kayıkçı saçları bembeyaz olana dek umudunu kaybetmeden onu her gün aynı yerde beklemişti. Hayatları boyunca buna benzer hiçbir olay yaşamamış olan perilerin karar vermesi oldukça zor olsa da sonunda bir ceza bulmayı başardılar. Shila o çok korktuğu derin şelaleye atılmayacaktı. Kuralları aştığı için cezası peri toplumundan dışlanmak ve acı içinde yaşamak olacaktı. Böylece derin şelaleden daha kötü ve korkunç olduğuna inandıkları dışarı dünyaya gönderilmesinin onun için en ideal ceza olduğuna karar verdiler. Yeni doğan perinin de topluma ait olamayacak kadar farklı ve büyüdükçe Shila gibi hatalar yapmaya açık olduğunun ortada olduğunda hemfikir oldular. Fakat onu Shila'ya vermeyecek ve cezasının ‘acı içinde bir ömür’ içeren kısmını gerçekleştirmiş olacaklar, denizkızını ise masumiyeti sebebiyle kendilerinden uzak ama mutlu olacağı bir hayata göndereceklerdi. Elbette bir peri olarak dünyaya geldiğini asla bilmeyecekti. Tüm bu olanlar toplum düzenine karşı gelmeyi aklının ucundan geçirebilecek olan genç perilere birer ibret olacaktı. Perilerin Shila gibi masum ve iyi yürekli olanları olduğu gibi ona bu cezayı verenler gibi karanlık yürekli olanları da vardı fakat insanlar peri masallarından bunu asla öğrenemezlerdi.

İşte böylece cezası belirlenen Shila serbest bırakıldı. Onu derhal mağaradan dışarı attılar ve girişi bir sihirle mühürlediler. Artık ne arkadaşlarını ne ailesini ne de sihriyle yarattığı minik denizkızını bir daha göremeyecekti. Minik denizkızının kuyruğunu bir başka sihirle gizleyip ona bir çift bacak verdiler ve iyi bir hayat yaşayabileceği bir yer bulmak için kahinlere danıştılar. İçlerinden en yaşlı olan peri sonunda mağara gölünde zaman zaman ziyaretlerine gelen deniz hayaletleriyle anlaşmaları gerektiğine karar verdi. Deniz hayaletleri kaderinde bir karmaşayla dünyaya gelen bu zavallı peri kızını yanlarına alıp insanların dünyasına götürmeye söz verdiler. Hayaletlerin arasında günler süren bir yolculuğun sonunda insanlara ait bir yelkenli geminin yakınlarında bir sepetle su yüzüne bırakılan bu minik denizkızı gemide seyahat eden zengin bir tüccar tarafından bulundu ve ilk bakışta tüccarın kalbini kazanıp ailesinin yeni üyesi olmayı başardı. Böylece ona Eifur adını verdiler.

Bölüm Sonu

Not: Daha önce yazdığım bir Peri Kızı ve Kayıkçı hikayesi vardı. O hikaye de Eitha hikayesine bağlanmış oldu. Meğerse Eifur'un gerçek annesi bir peri imiş. Şimdilik, Eitha ile alakası belli değil.

NİOBE

Yeni bir yere alışmakta daima zorlansa da her zaman bunun üstesinden gelebilirdi. Öğrenciliği boyunca göçebe bir hayatı olmuştu. Yeni yerler yeni insanlar veya yeni uzaylılar demekti. Çoğu zaman bu durum ufuk açıcı tanışmalar ve güzel dostluklar biriktirmek anlamına gelse de kimi zaman şansının yolunda gitmediği de oluyordu. Çıkarlar uyuşmadığında daima sırtından bıçaklanan kendisi olurdu. Buna alışmıştı. Artık umursamıyordu. Canlıların doğasını kabul etmeyi öğrenmişti. Sırtındaki bıçakları kendi eliyle çekip yere atar ve yoluna devam ederdi. Asla kin gütmezdi. Karşılık vermiyor oluşu aksini yapmaktan daha can alıcıydı. Derler ki birinin nasıl bir kişiliği olduğunu bazen yıllar boyu anlayamazsın. Bunun için onunla epey vakit geçirmen, aynı sofraya oturman, beraber seyahat etmen veya aynı yerde kalman gerekir. İşte yurtlar bunun için biçilmiş kaftandı. Ve şimdi yeni eğitim döneminin ilk haftasında yeni bir yurt odasında uyurken, daha buraya yeni gelmişken insan en azından ilk haftadan düşman kazanmayı beklemezdi. Ne derler bilirsiniz uzayda kimse dünyalı değildir o yüzden normal diye bir şey de yoktur. Ki zaten duyduğuna göre dünyada da bundan aşağı kalır olaylar yokmuş.

Uykusunda huzursuzca kıpırdanırken belki de bilinçaltı her şeyin farkında olarak onu uyandırmaya çalışıyordu. Fakat gerektiği sırada uyanmadı. Yabancı bir el ona uzandı. Dikkatli şekilde sol bileğini kavrayıp havaya kaldırdı ve bileğinin altına bir şey yerleştirip dikkatlice o şeyin üzerine bıraktı. Nesne bileğinden dirseğine doğru yaklaşık altı santimetre genişliğinde ve üç santimetre kalınlığında organik metalden yapılma bir kelepçeydi. Organik metaller dünyada bulunmayan yeni keşfedilmiş gezegenden koloniye getirilen madenlerdi. Dünyada bilinen metal organikler ile alakası yoktu. Bunlar hafızası olan ve bir şekilde yaşayan metallerdi. Karbondioksit solunum yaparken bir yandan da bazı böceklerle simbiyotik ilişki kuruyorlardı. Neyse ki biyoloji ve kimya ortak dersini değil trajik olayın detaylarını konuşuyoruz. Yoksa bu garip nesnenin yaşam döngüsünü uzun uzun anlatabilirdim.

Kelepçe üzerine bırakılan kolu hissedip bir anda canlılık belirtileri gösterdi ve kıvrılıp bükülerek hareket edip kızın kolunu usulca sardı. En sonunda iki yakası kavuştuğunda sımsıkı kaynaştı ve birleşme yerinden eser kalmadı. Bu arada nesnenin yüzeyi pürüzsüz değildi. Çeşitli büyüklüklerde gözenekleri vardı ve bir çeşit ağaç kabuğunu andırıyordu. Rengi de toprak tonlarındaydı. Yabancı kızın başında bir süre daha durup eserini sırıtarak seyretti. Sonra da geldiği gibi sinsice karanlıkların içinde kaybolup gitti.

Sabah olduğunda Niobe büyük bir baş ağrısının yanında kolunda yanıcı bir hisle karşı karşıyaydı. Gözlerini korkuyla açarken neler olduğunu bilmemenin verdiği panik ve dehşetin pençesine çoktan düşmüştü. Beyninde yanıp sönen zonklamalar arasında kolundaki garip nesneyi ve kendisine neden acı verdiğini anlamaya çalıştı. Onu bileğinden söküp atmaya çalışsa da hiçbir şekilde bunu başaramadı. Koluna zarar vermeden onu kırmanın bir yolu olup olmadığını düşündü. Bunu nasıl yapacağını da bilemiyordu. Köşede yerde bir çekiç gördü. Onunla bu işi başarabilir miydi emin değildi. Kolundaki yakıcı acı gittikçe artarken sanki kemiklerine kadar uzanan kıpır kıpır bir şeyler varmış gibi oluyordu. Çekiçle vurmadan önce nesnenin kenarından içine göz attı. İşte o anda attığı çığlıkla başındaki ağrının aniden şiddetlenmesi karşısında düşüp bayılabilirdi. Midesine fil oturmuş gibiydi. Dün gece yediklerini daha fazla içinde tutamadı.

Odayı paylaştığı kızlardan biri çığlıkları duyup koşarak geldi. Neler olduğunu başta anlayamasa da Niobe'nin kolundaki nesneyi görünce sanki ona aşinaymış gibi korku dolu bakışlarla ortada öylece kalakaldı. Hemen sonra Niobe'yi omuzlarından tutup yatağa oturmasını sağladı. Ona bir bardak su getirdi ve öncelikle ağlamayı kesip sakinleşmesini söyledi. Niobe o şeyin içinde gezinen yüzlerce böceği gördükten sonra hala bayılmamış olduğu için şanslı olup olmadığını bilemiyordu. Fakat Niobe'nin habersiz olduğu ve arkadaşı Henna'nın bildiği daha korkunç bir gerçek vardı ortada. Ve bu, kolunda böceklerin gezmesine oranla gerçekten daha berbat ve durdurulmasa kötü şeylerin olacağı gerçeğiydi.

Niobe bileğini kendinden uzakta tutmaya ve ona bakmamaya çalışırken diğer elindeki suyu içti. Bu sırada bunun başına nasıl geldiğini anlamaya çalışıyordu. Henna uzay biyolojisi öğrencisiydi. Yatağının kenarında duran çantasına koştu ve içinden deneylerde kullandığı cımbıza benzer bir aleti çıkarttı. Niobe'ye bakmamasını söyledi. Ardından nesnenin kenarından elindeki alet yardımıyla içeri uzanıp hamamböceği büyüklüğünde bir uzay örümceği yakaladı. Kalın kabuğunun altında kanatları olan bir örümcek türüydü bu. Kabuğu kırmızıya yakın bir renkti. İki gözü vardı. Dişi ve hamileydi. Bu örümcekler yavruladıklarında felç geçirip öylece kalıyordu ve yumurtaları kendi gözlerinin içinde gelişiyordu. Yavrular anne örümcekten beslenip onu tüketiyor ve gelişimlerinin son aşamasında gözlerden fışkırarak etrafa dağılıyordu. Bu sırada en yakında bulunan başka bir canlıya ulaşıp gelişimlerinin ikinci evresini o canlının gözlerinde tamamlıyorlardı. İşte asıl korkunç mesele buydu. Henna örümceğe bakınca yavruların dışarı çıkmak üzere olduklarını anladı. Numune kaplarından birine yakaladığı örümceği kapatıp diğerlerini de avlamaya çalıştı. Fakat bu şekilde bitecek gibi görünmüyordu. Bu yüzden bir yandan elinden geleni yaparken diğer yandan koloni kriz yönetim birimini aradı. Niobe'nin kolundan bu şeyi çıkartamazlarsa onu karantinaya almak zorunda kalacaklardı.

Ekipler hızlıca gelip Niobe'yi bir sedyeye aldılar. Bileğine bir koruma geçirip örümceklerin etrafa yayılmasına karşı önlem aldılar. İkinci bir ekip bütün odaya ilaç püskürtmeye başlamıştı bile. Henna'nın da bulaşma riskine karşı onlarla gelmesi gerektiğini söylediler. İki kızı da binadan çıkartmadan önce kendileri gibi oksijen maskesiyle donattılar. Basınç odasının kapısı kapandıktan sonra içerideki oksijen düşürüldü ve dışarıyla dengelendi. Daha sonra ikinci kapı açıldı. Ve işte dışarıda onları bekleyen uzay ambulansı ışıl ışıl karşılarındaydı. Saat sabahın ilk saatleriydi fakat gökyüzü dünyadakinin aksine simsiyah ve yıldızlarla doluydu. Oksijensiz ortamda ses olmamasına alışmak zordu. Adım sesleri bile yoktu. Neredeyse süzülerek araca ulaştılar ve kapılar kapanırken içlerinden her şeyin yoluna girmesini dilediler.

Son..

RÜYA AVCISI GÜNLÜKLERİ (Rüya Avcısı ve Madam Kuşyuvası 2)

Bir rüya avcısı olmaktan daha zor bir şey varsa o da rüya perisi olmak olabilir. Ve Madam Kuşyuvası'ndan daha zor biri varsa o da Profesör Okaliptus Aklıbulut'tur. Kendisi Rüya 102 ve Bilincin Akışkan Momentumunda Etkili Müdahale derslerini veriyor. Bu dersleri Rüya Periliği okuyanlarla Rüya Avcılığı bölümündekiler ortak alıyor. Aslında ikisi de birbirine çok yakın meslekler. Rüya Avcıları hayal güçlerini kontrol ederek rüya yaratmayı ve kontrol etmeyi öğrenirken Rüya Perileri ise her türlü rüyanın içine sızıp daha önce kendilerine gelen kehanetleri rüya sahibi için görülen rüyaya işaretler halinde bırakmaya çalışırlar. Bir nevi medyum gibi..

Yani aslında iki meslek istenilen durumda bir ekip işine dönüşebilir. Bu ortak dersler sayesinde Bay Okaliptus'a ve Madam Kuşyuvası'na tahammül etmemi sağlayan eğlenceli aktiviteler ve uygulamalar deneyimlerken bir taraftan da geleceğin perilerinden arkadaşlar ediniyorum. Hatta bir peri arkadaşımla o kadar iyi bir uyum yakaladık ki ortak etkinlikler ve ödevler yapıldığında herkesten daha hızlı ve pratik yollar bulmayı başarabiliyoruz. Hatta aynı rüyalar üzerinde çalışırsak Bay Okaliptus fark etmeden birbirimizin açığını kapatabiliyoruz.

Elbette işin zor yanı her ders için farklı deneklerin getiriliyor olması. Çünkü her biri yeni ve bilinmez birer zihne sahip olduğu için aynı süreçleri farklı yollardan ve zorluklardan deneyimliyoruz. Rüya avcıları olarak rüyaları önce kendimiz yakalar ve sonra bu rüyaları geliştirip insanların görmesini sağlarız. İyi geliştirilmemiş rüyalar çok ciddi sorunlara sebep olabilir. Rüya algısını bilinçaltına iyi veremezsek bir kişinin delirmesine yol açabiliriz. Ve bundan daha kötü sonuçlar da olabilir. Bu nedenle eğlenceli bir bölümde okuyor olduğumuz halde oldukça da sorumluluk ve stres yüklüyüz. Hatta ilk deneylerimizde deneğin bilinçaltında kaybolup çıkamamıştım ve beni Bay Okaliptus geri getirip bir de güzel azarlamıştı.

Perilerin işi ise daha zor çünkü rüyalara mesajlar yerleştirirken rüyayı gören tarafından fark edilirlerse zihin kapanlarında kalıp uzun süre kurtulamayabiliyorlar. Ayrıca rüyayı görenler onları gelecek hakkında bin bir türlü soruya maruz bırakıyor. Bunun kadar büyük bir işkence olamaz. Neyse saat kaç olmuş artık derse gitmeliyim yoksa vizeden düşük not alacağım.

Son


9 yorum:

  1. Keyifle okudum. Çok sevimli bir öyküydü. Rüya avcılığı güzelmiş. Madam Kuşyuvası biraz katı biriymiş. :)

    YanıtlaSil
  2. Kendi gördüğüm rüyaları düşündüm de Kuşyuvası hanım 1 kredi bile vermezdi bana :)) Tatlı bir hikayeydi deep, keyifle okudum. :)

    YanıtlaSil
  3. Güzel bir öyküydü deep. Ama Madam Kuş yuvası baya sert biriymiş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. esra kafkaslı.

      hıhıms, öyledir oooo :)

      Sil
  4. https://fairytaleess.blogspot.com/2021/09/metroda-ogle-yemegi-kelime-oyunu-41.html

    sevgili ilkay ın yazısısı :)

    YanıtlaSil
  5. Komik olmuş :) Az biraz da Harry Potterımsı havayı aldım. Paralel evrendeki hali gibi. Sihir Bakanlığı vs Rüya Bakanlığı gibi :)

    YanıtlaSil