3 Ocak 2021 Pazar

DİZİLER 2020





2020 yılında izlediğim 105 adet dizinin tam listesi, türlere ve ülkelere göre ve en iyileri:


EN İYİ DİZİLER 

Mom (komedi/A.B.D.)

Bob Hearts Abishola (komedi/A.B.D.)

Yume-İro Patisserie (pastacılık, anime/ Japonya)

Line of Duty (polisiye/İngiltere)

Virgin River (romantik/A.B.D.)

When Calls the Heart (romantik/Kanada)

The Stranger (gerilim/İngiltere)

Killing Eve (suç, gerilim/A.B.D.)

Visavis (suç, hapishane/İspanya)

The World of the Married (suç/Kore)

The King Eternal Monarch (fantastik, romantik/Kore)

Charlotte (gizem, fantastik/Japon anime)

Aşk ve Gurur (edebiyat/İngiliz BBC/1995)

Alias (casusluk/A.B.D.)

Covert Affairs (casusluk/A.B.D.)

Welcome to Waikiki (komedi, Kore)

Good Witch (komedi, fantastik, aile/A.B.D.)

Hinterland (polisiye/Galler)

Karppi (polisiye, Finlandiya)

Coroner (adli tıp, suç/Kanada)

Der Pass (suç/Almanya/Avusturya)

The Expanse (bilimkurgu/Kanada)

The Good Place (komedi, fantastik/A.B.D.)

The Rain (bilimkurgu/Danimarka)


BÜTÜN DİZİLER

2020 Yılında izlediğim 105 dizi, ülkelere ve türlere göre:

Yerli

Atiye, Ottoman, Aşk 101, Doktorlar (eski dizilerden), Sen Çal Kapımı, Çatı Katı Aşk, Bay Yanlış, Bir Başkadır.

Kore

The World of the Married, The King Eternal Monarch, Another Miss Oh, Welcome to Waikiki, Stranger.

Anime

Charlotte (Japon), Yumo-iro Patisserie (Japon), The Hollow (Kanada), Hero Mask (Japonya)

Gerçek Suç Belgeselleri, Dizileri

American Crime Story (dizi/A.B.D.), Dirty John (dizi/A.B.D.), American Murder The Family Next Door (A.B.D.), Making a Murderer (A.B.D.), Hunting an Internet Killer (İngiltere), World’s Most Wanted (A.B.D.).

Bilimkurgu

Onisciente (Brezilya), The Mandalorian (A.B.D.), SEE (A.B.D.), The Rain (Danimarka), Into the Night (Belçika), Snowpiercer (A.B.D.), Colony (A.B.D.), War of the Worlds (A.B.D.), Biohackers (Alman), The Head (İspanya/Japonya), Orphan Black (Kanada), Raised by Wolves (A.B.D.), La Valla (İspanya), Upload (A.B.D.), The Expanse (Kanada), Star Trek Discovery (A.B.D.).

Fantastik

The Witcher (A.B.D.), Ragnarok (Norveç), Requiem (İngiltere), Cursed (A.B.D.), Helstrom (A.B.D.), The Boys (A.B.D.), The Punisher (A.B.D.), Barbaren (Alman).

Gizem

Messiah (A.B.D.), Blackspot (Fransa), High Seas (İspanya), The Miniaturist (İngiltere).

Gerilim

The Stranger (İngiltere), Killing Eve (A.B.D.), Chambers (A.B.D.), Sharp Objects (A.B.D.), The Haunting of Bly Manor (A.B.D.).

Suç/Polisiye

Ultraviolet (Polonya), Prodigal Son (A.B.D.), The Outsider (A.B.D.), Der Pass (Almanya), Dublin Murders (İngiltere), Why Women Kill (A.B.D.), Hinterland (Galler), The Valhalla Murders (İzlanda), Coroner (Kanada), The Pier (İspanya), Marcella (İngiltere), The Woods (Polonya), 13 Emir (Belçika), ABC Murders (İngiltere), Karppi (Finlandiya), Wisting (Norveç), Forhoret (Danimarka), Young Wallander (İngiltere), Grenseland (Norveç), Rojst (Polonya), Criminal UK (İngiltere), Line of Duty (İngiltere), Stella Blomkvist (İzlanda), The Undoing (A.B.D.).

Korku

Black Summer (Kanada), Bloodride (Norveç), Lovecraft Country (A.B.D.).

Terör

Kalifat (İsveç), Bullets (Finlandiya), Nobel (Norveç).

Spor

Ted Lasso (İngiltere), Queen’s Gambit (A.B.D.).

Casusluk

Alias (A.B.D.), Covert Affairs (A.B.D.), Secret City (Avustralya/politik gerilim).

Komedi

Rita (Danimarka), Mom (A.B.D.), Emily in Paris (A.B.D.), Good Witch (A.B.D.), The Good Place (A.B.D.), Bob Hearts Abishola (A.B.D.).

Romantik

Virgin River (A.B.D.), When Calls the Heart (Kanada)

Dans

Fosse/Verdon (A.B.D.).

Dram

Visavis (İspanya), Unorthodox (Alman), Flight Attendant (A.B.D.), El Desorden Que Dejas (İspanya)

Edebiyat

Aşk ve Gurur (İngiltere/1995/BBC).

 

Türlere göre diziler:

Suç Polisiye 24, Bilimkurgu 16, Fantastik 8, Yerli 8, Gerçek Suç 6, Komedi 6, Kore 5, Gerilim 5, Gizem 4, Anime 4, Dram 4, Korku 3, Terör 3, Spor 2, Casusluk 3, Romantik 2, Dans 1, Edebiyat 1.

Ülkelere göre diziler:

Galler 1, İsveç 1, Fransa 1, Brezilya 1, Avustralya 1, İzlanda 2, Finlandiya 2, Belçika 2, Japonya 3, Danimarka 3, Polonya 3, Almanya 4, Kore 5, Norveç  5, İspanya 6, Kanada 6, Yerli 8, İngiltere 12, A.B.D. 39.



2 Ocak 2021 Cumartesi

KİTAPLAR 2020

 







2020 yılında 86 adet kitap okudum. Genelde 100 civarı olurdu. Pandemi nedeniyle düştü. Kitapları çoğunlukla dışarıda, kafede, metroda, vapurda, parkta okumayı severim. Evde okuyunca verim azaldı.

 

Türlere göre okuduklarım:

Yerli/Yabancı Edebiyat-36

Yerli/Yabancı Popüler-19

Bilimsel-8

Polisiye/Gerilim-7

Genç Yetişkin-4

Şiir-3

Psikoloji-2

Kişisel Gelişim-2

Biyografi-2

Spiritüel-2

Çizgi Roman-1

 

Sabahattin Ali, Tezer Özlü, Palahniuk, bu yazarlardan birden fazla kitap okudum. Daha önce de kitaplarını okuduğum Oğuz Atay, Nietzsche, Camus, Sartre, Brautigan, Bukowski, Melisa Kesmez, Jane Casey, Jo Nesbo’dan birer kitap okudum. Redmerski’nin pek sevdiğim Katiller Çetesi adlı serisinin son iki kitabını da bitirdim. Elizabeth Hoyt ilk kez okudum.

Bu yılın keşfi Leonid Andreyev oldu. Bu klasik Rus yazarın üç kitabını okudum. Naşide Gökbudak’ın Perina’sı çok keyifliydi. Yuvarlak Çalışma Odası (Cinnet) adlı yaklaşık 120 yıllık polisiye ise sürpriz oldu. Günlük ve biyografi tarzı Çöplük, ilginç ve etkileyiciydi.  Soğuk Yaz, Uyanış, Siyah Buz, Güneşi Söndürmem Gerek adlı dört genç yetişkin romanı da keyifliydi.

 

En iyiler ise:

Leonid Andreyev kitapları

Aşk ve Gurur-Jane Austen

Aşık Kadınlar-D.H.Lawrence

Bu Bizim Hayatımız-Refik Halit Karay

Usta ile Margarita-Bulgakov

Bitkilerin Serüveni –Michel Lis (biyoloji)

Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları-Theodore Millon (psikiyatri)

1 Ocak 2021 Cuma

FİLMLER 2020




 

2020 Yılında izlediğim yaklaşık 400 film içinden en iyi olduklarını düşündüğüm filmler.


Dokuz Kraliçe

Nueve Reinas

Fabian Bielinsky, 2000, Arjantin

Sürükleyici, heyecanlı bir suç, dolandırıcılık filmi. İki üçkağıtçı karşılaşırlar, biri, diğerini eğitmeye başlar. İkisi birlikte bir dümen planlarlar. Bir zengine sahte pul satacaklardır. Olaylar karmakarışık olur.

Aura

El Aura

Fabian Bielinsky, 2005, Arjantin

Sakin ve ilginç bir suç filmi. Sarası olan bir taksidermist (tahnitçi), bir suç işlemek istemektedir, Ancak, sakin ve ürkek biridir. Hiç ummadığı anda önüne bir fırsat gelir ve onu kullanır ancak başı belaya girer.

Ağustos Böceğinin Şarkısı

Cicada Song (2019/A.B.D.)

Genç bir kadın, ormanda ölüme bırakılır, kırsaldaki kasabasına döner ve hayatına devam eder. Bir kadın kaybolur ve kurtulan kadın kaybolan kadının peşine düşer. Olayı karıştırdıkça kasabanın korkunç sırları ortaya çıkar. Göçmenler ve insan kaçırma konuları üzerine güncel ve gerçekçi bir dram. Mükemmel film. 

Ernest ve Celestine (2012/Fransa)

Fareler yer altında, ayılar yer üstünde yaşarlar. Bir fare ile bir ayı arkadaş olur, birlikte resim yaparlar. Ancak diğer fareler ve ayılar bundan hoşlanmazlar. İkisi buna karşı koymaya çalışır. Defalarca izlenir.

Maquia (2018/Japonya)

Duygusal, tatlı anime. Hiç yaşlanmayan bir kız, bir savaş sonrası ormanda dolaşırken ölümlü bir oğlan çocuğuna rastlar, oğlan büyür ama kız hep aynı yaştadır. 

Dün Gibi (Only Yesterday) (1991/Japonya)

Genç bir kız çocukluğunu geçirdiği taşraya döner ve bir yandan çocukluğunu da hatırlar. Ghibli’nin en iyilerinden. Duygusal. Mükemmel. 

Öğretmenin Günlüğü

(The Teacher’s Diary)(2014/Tayland)

Duygusal, unutulmaz bir hikaye. Bir öğretmen, okulunda günlük tutar, tayin olunca günlüğü okulda kalır ve yerine gelen öğretmen de günlük tutar, ilk öğretmen okula döner ve ikinci günlüğü okur.

Hırçın Sevgilim

My Sassy Girl (2001, Güney Kore)

Bir Güney Kore klasiği. Bu sinemanın en iyilerinden, romantik, hüzünlü, komik, büyüleyici film. Genç bir adam, metroda sarhoş bir kızı ölümden kurtarır, sonra da ona bakmak zorunda kalır. Adam saf masumdur kız da biraz değişik. Bu ikili sürekli ayrılıp tekrar buluşurlar. Adam kızı hep korur. Ve çarpıcı bir sonları olur. Mükemmel.

Seninle Olmak

Be With You (Now, I’m Coming To See You) (2018/Güney Kore)

Şimdiden unutulmazlara gireceği belli olan romantik film. Anne baba çocuk. Anne ölür, ölmeden önce bir gün yağmur yağınca döneceğini söyler. Döner de. Ama bir şey hatırlamaz. Duygusal, komik, hüzünlü, fantastik. Mükemmel film.

Hıçkırık

Hichki (2018, Hindistan)

Konuşma zorluğu olan bir öğretmenin duygusal, insancıl hikayesi. Öğretmen olmak ister ama ona iş vermezler. Öğretmen olur ama çok zorluklar yaşar. Engelleri aşar. Şimdiden unutulmazlardan.

English Vinglish

Sridevi (2012/Hindistan)

Evli bir Hintli kadın İngilizce öğrenmeye karar verir, kocası onu ciddiye almadığı için. Eğlenceli bir çevresi olur. Duygusal komedi. Defalarca izlenir.

Dünyanın Bu Köşesinde

Kono Sekai No Katasumi Ni (2016, Japonya)

Son derece etkileyici, derin, hüzünlü bir anime. Evli bir genç kız, Hiroshima’da hayatta kalmaya ve ailesini hayatta tutmaya çalışır. Büyüleyici.

Prenses Kaguya Masalı

Kaguyahime No Monogatari (2013, Japonya)

Bir bambu toplayıcısı ve eşi bir minik kız bulurlar, peri gibidir, onu büyütürler, farklı bir kızdır, prenses özellikleri gösterir, sarayda bir prenses olarak yetiştirilir, o ise hep çocukluğunu özler. Bir Japon efsanesinin anime uyarlaması şaşırtıcı derecede iyi.

Bal Ülkesi

Honeyland, 2019, Kuzey Makedonya

Belgesel olan filmde Makedonya’daki arı yetiştiricilerinin doğal yaşamı anlatılıyor. Doğa ve çevre ile ilişkileri, insan iletişimi, komşular, yaşlı yetiştiriciler. Mükemmel film.

En Sevdiğim Komşularım

Komşum Yamadalar

Hohokekyo Tonari No Yamada-Kun, 1999, Japonya

Tokyo’da yaşayan bir ailenin gündelik yaşamı. Neşeli anlar, dramatik anlar, sıradan yaşam. Prenses Kaguya, Pom Poko, Ateş Böceklerinin Mezarı, Dün Gibi birbirinden güzel filmlerin yönetmeninin bir diğer şaheseri. Unutulmazlara girecek bir anime.

Willoughby Ailesi

The Willoughbys, 2020, Kanada

Değişik, tuhaf bir aile ve çocukları. Ailelerinin ilgi göstermediği kardeşler başlarının çaresine bakarlar ama başlarına bir dolu macera gelir. Aileyi, sevgiyi keşfederler. Çok başarılı anime.

Onun Adı Petrunya

God Exits, Her Name is Petrunya, 2019, Makedonya

Kuzey Makedonya’dan trajikomik bir hikaye. 30 yaşlarında bir kadın olan Petrunya, ailesi ile yaşar, işsizdir, bekardır, ailesi onu pek ciddiye almaz, aslında onu neredeyse kimse görmemektedir, biraz da kiloludur. Bir gün bir gelenek yüzünden hayatı değişir. Her yıl bolluk bereket getirmesi için uygulanan bir gelenek. Nehre bir haç atılır ve kim haçı bulursa haç bir yıl onda kalır. Haçı Petrunya bulur ama bu durum ortalığı karıştırır, çünkü şimdiye dek hep erkekler çıkarmıştır haçı. Halk, polis, kilise hepsi kadına tavır alır. Haçı geri vermeleri istenir ama o vermez. Bu hikaye yoluyla kadının toplumdaki durumu gözler önüne serilir. Petrunya sadece bu olay ile kendine güvenini sağlamak istemektedir. Başarılı film.

Karga Yumurtası

Kaakkaa Muttai, 2014, Hindistan

Hindistan’da yoksul bir mahalle ve iki küçük oğlan kardeş. Kömür toplayıp satarak yaşarlar, arkadaşlarıyla oyunlar oynarlar. Bir gün pizza görürler ve canları çeker. Alıp yiyebilmek için para biriktirirler. İnsancıl, hoş film. Kardeşler çok tatlı. Defalarca izlenebilir.

Aşka Davet

Dawaat-e-Isqh, 2014, Hindistan

Keyifli, romantik, komik, danslı, müzikli, defalarca izlenebilecek bir film. Başroldeki iki oyuncu da diğer filmlerden tanıdık. Genç bir kız babası ile yaşar, yoksul oldukları için evlenemez, çünkü geleneklere göre çeyiz parası vermek zorundadırlar. Baba kız bir plan yaparlar, evlenecek erkekleri kandırıp onlardan para toplarlar. Ama kız aşık olur. Tam Tarık Akan Gülşen Bubikoğlu filmi.

Çılgın Gençlik

Yeh Jawaani Hai Deewani, 2013, Hindistan

Eğlenceli, cıvıl cılvıl, komik, romantik, danslı, müzikli bir film. Şarkılar tam göbek atmalık. Çok çalışkan bir kızla hoş bir oğlan tanışırlar. Kız aşık olur ama oğlan okul için uzağa gider. Yıllar sonra karşılaşırlar. Defalarca izlenir.

Zamanda Sıçrayan Kız

Toki o Kakeru Shoujo, 2006, Japonya

Tüm zamanların en iyi animelerinden. Genç bir kız, zamanda geriye gidebildiğini keşfeder ve arada bir gitmeye başlar, geçmişi değiştirmek için. Hayatı karıştığı için vazgeçer ama bazı şeyleri düzeltmek için birkaç defa daha gitmek durumundadır. Fantastik, romantik, mükemmel.

Yarım Ay

Niwemang, 2006, İran

Bahman Ghobadi’den İran Kürtleri filmi. Ünlü bir İranlı Kürt müzisyen Irak’ta konser verecektir. Bir otobüs ve çocukları ile yola çıkar. Ama Irak sınırından geçmesi  zordur, vize almaları zordur, bir kadın şarkıcı da lazımdır ama kadınların şarkı söylemesi yasaktır. Gerçekçi film ama sonu fantastik de. Unutulmaz filmlerden.

Kanlı Pazar

Bloody Sunday (2002/İngiltere)

Gerçek olay. 1972 yılında İrlanda insan hakları yürüyüşünde İngilizlerin yaptığı kıyımı anlatan film çok etkileyici.

Can Dostum

A Dog’s Purpose, 2017, Hindistan

Dennis Quaid

İzlemeye doyulmayan filmlerden. Duygusal, zarif, güldürüyor ve ağlatıyor da. Bir köpek hayattaki amacını bulmaya çalışır. Birçok hayat yaşayarak her dünyaya gelişinde ilk sahibini bulup onunla yaşamak ister.

Dostumun Yolculuğu

A Dog’s Journey, 2019, Hindistan

Dennis Quaid

Can Dostum’un devam filmi. Hallstörm bu kez yapımcı. İlk filmdeki tatlı köpek Bailey’nin yeniden dünyaya gelişleri devam ediyor ve hayattaki amacını buluyor. Nefis. Gülmek ve ağlamak için.

Senin Adın

Kimi No Na Wa

Makoto Shinkai, 2016, Japonya

Yönetmenin Saniyede 5 Santimetre, Seninle Havayı Değiştirmek gibi birbirinden güzel, duygulu animelerini izledik. Senin Adın da, nefis bir anime, fantezi, bilimkurgusal, duygusal, hüzünlü.

İnsanın gözlerinden yaş getiren bir duygusallığı olan filmde birbirine bağlı birkaç konu olsa da ana konu zamandan ve mekandan bağımsız bir aşk hikayesi. Mitsuha güzelim bir kasabada yaşayan bir kız. Kasabayı ileride bir doğa felaketi bekliyor. Taki ise Tokyo’da yaşayan bir liseli oğlan. Ancak ikisi de farklı zamanlarda bu dünyada yaşayan iki insan. Mitsuha, daha eskide yaşamış, Taki ise bugün yaşamakta.

Bu ikisi farklı zaman ve mekanda olsa da rüyalarında birbirlerini görüyorlar, birbirlerini hissediyorlar, İletişim kurmaya çalışıyorlar. İkisi de birbirlerinin yerine geçebiliyorlar. Bu ikisi birbirlerini sevip aynı zaman ve mekanda buluşmak istiyorlar.

Filmin sonu çok açık olmasa da insana hüzünlü ama mutlu bir son hayal ettiriyor. Mükemmel ve rüya gibi, hayal gibi bir anime.

Kutsal Yürek

Cuore Sacro, 2005, İtalya

Yönetmenin en iyi filmlerinden. Başarılı bir iş kadını, iki arkadaşı intihar ettikten sonra doğduğu eve gider ve annesini keşfetmek ister. Evde kendini sorgulamaya başlar, çevredeki yoksulları fark eder ve onlara yardım etmeye çalışır. Duygusal, çarpıcı film. 

Prag

Prague, 2006, Danimarka

Bir karı koca, adamın babasının ölümü nedeniyle onun cenazesini almak için Prag’a giderler. Adam babasını çocukluğundan beri görmemiştir. Babasının yaşamını öğrenir ve bu arada evliliği de tehlikeye girer. Başarılı film. 

Yalancı Papaz


Boze Cialo, 2019, Polonya

Geçen yılın Polonya Oskar adayı olan film, gerçek bir olaydan yola çıkıyor. İnanılmaz bir hayat öyküsü içeren film, bir suçlunun bile herkese faydalı olabileceğini gösteriyor. Diğer filmlerine oranla biraz daha yumuşak olan film yönetmenin sevdiği belli olan felsefe konularını da içeriyor. Bir ıslah evinde yetişen bir genç adam, dışarı çıkıp bir fabrikada çalışmayı düşünüyor. Bir kiliseye girince şans eseri kilisenin papazı oluyor, herkese yalan söylüyor. Ancak oğlanın içinde olan felsefe ve dini düşünceler onun gerçekten de bir papaz gibi topluma faydalı olmasını sağlıyor. Kaçırılmaz.

İçimdeki Yangın

Incendies, 2010, Kanada

Oscar adayı olan film gerçekten de bir iç yangını anlatıyor, inanılmaz bir hayat öyküsü. Bir tiyatro oyunundan uyarlanan filmde, bir kadın ölmeden önce ikizlerine bir vasiyette bulunuyor. Köklerini araştırmalarını istiyor. İkizler de annelerinin geçmişini, babalarının esrarını ve yeni öğrendikleri bir kardeşlerinin varlığını öğrenmek için Orta Doğu’ya, Lübnan’a giderler. Bölgede Müslüman-Hıristiyan din savaşları ve İsrail-Filistin savaşı devam etmektedir. İkizler annelerinin yaşamındaki ürkütücü gerçeklerin peşine düşerler.

Büyük Yarış

Italian Race, 2016, İtalya
Genç bir araba yarışçısı kız son gireceği yarış için ağabeyinden yardım ister. Ağabeyi eski şampiyondur ama şimdi sarhoştur. Aile bağları üzerine etkileyici bir film.

Kimseye Söyleme

Ne Le Dis a Personne, 2006, Fransa

Harlan Coben’den The Stranger ve The Woods gibi dizileri izlemiştik. Şimdi de bir macera gerilim aksiyon suç filmi. Yönetmen Guillaume Canet bu filmle ödül aldı, başroldeki François Cluzet de. Canet filmde kısa bir rolde oynuyor aynı zamanda. Ayrıca filmde Jean Rochefort, Nathalie Baye, Andre Dussolier gibi ustalar da var.

Film nefes aldırmayan türden. Bir adamın eşi ölür, aradan sekiz yıl geçer ve gizemli olaylar olmaya başlar,  adam eşini öldürmekle suçlanır o da kendini kurtarmaya çabalar. Bunun için polisten de kötülerden de kaçar ve ürpertici gerçekleri öğrenir.

Zatoichi

Kör Samuray, 2003, Japonya

Bir klasik Japon hikayesi. Kör bir samuray kendisini gizler ve başka ufak tefek işler yapar karnını duyurmak için. Zen ustasıdır aslında. Bir köye gelir, köyde kötü samuraylar çevreye ve ailelere zarar vermektedirler. Kör samuray tek başına onlara engel olmak ister. Kılıçlı film olsa da çok stilize.

Bebekler

Dolls,2002, Japonya

İlginç renkler ilginç görsellik ve birbirine geçmiş üç şiirsel ve dramatik aşk hikayesi. Yönetmenin en iyi filmlerinden.

Sevginin Gücü

Bajrangi Bhaijaan, 2015

Yönetmenin en iyi ve en sevilen filmlerinden. Tatlı, duygusal, komik. Küçük bir Pakistanlı kız konuşamamaktadır, annesi onu Hindistan’a doktora götürürken yolda kız kaybolur, onu Hintli bir adam (Salman Khan) bulur ve ailesini bulmak için yollara düşerler. 

Zombi Ekspresi

Train to Busan, 2016, Güney Kore

Yeni olmasına rağmen klasikleşmiş bir zombi filmi. Şehirde virüs nedeniyle bir zombi saldırısı başlar. Bir baba kız ise trendedir ve bu trenle zombilerden kaçarlar ancak bütün istasyonlarda ve şehirlerde zombiler vardır. Çok başarılı film. Devamı da çekildi. Not:4/4

Bağlılık

Le Coeur en braiile, 2016, Fransa

İki ergen, bir kız bir oğlan. Oğlan derslerinde çok iyi değil ama iyi biri. Kız ise çalışkan ve çello çalıyor. Bu ikisi arasında arkadaşlık ve çocuksu bir aşk doğar. İkisi de okulda birbirine yardım eder. Birbirlerini tamamlamaya çalışırlar. Duygusal, sevecen, komik, anlamlı. Kaçırılmaz.

Cahil Periler

Le Fate İgnoranti, 2001, İtalya

Yönetmene başarı getiren film belki de onun en iyi filmi. Yönetmenin duygusal, ailesel, iyi müzikli, bol yemekli filmlerinden. Bir kadın, kocasının ölümünden sonra onun yaşamını araştırır ve onun başka bir hayatı olduğunu keşfeder ve bu hayatın içine girer. 

Telefon

Call, 2020, Güney Kore

Parasite, Beoning gibi günümüzün yeni Kore gerilim filmleri akımından gelen bir film. Bir evde iki kız yaşamaktadır ama biri şimdi diğeri uzun yıllar önce. Geçmişte yaşayan kız yenisine telefon eder ve aralarında bir iletişim başlar. Geçmişte yaşayan kız ailesinden çok çekmiştir ve yeni kız eskisine yardım etmek ister ancak bu karar bir dehşete yol açar. Çok başarılı. 


31 Aralık 2020 Perşembe

ŞEKER PERİSİ

 





Minikken ben de anne babamdan ceza alıyordum, birçok ailede olduğu gibi. Ödül ve ceza yöntemi. Akşam bebeklerimle oynamaya dalınca veya televizyon izlerken annemler hadi yat deyince gitmiyordum bir türlü yatağa.

Hep derdim, siz oturuyorsunuz, ben neden yatıyorum. Biz yetişkiniz sen çocuksun. Böyle deyince de bir şey anlamıyordum tabii. Siz çocuksunuz ben yetişkinim diyordum. Böyle böyle televizyon cezası alıp zorla yatırılıyordum.

Yine böyle bir akşamda zorla yatırıldım. Bir süre sonra ben uyuklamaya başladığımda kardeşim yanıma geldi. Elinde de renkli şekerler, avucunun içinde üç beş şeker. Yanıma yattı, şekerler elinde o da uyumuş yanımda.

Şekerler yatağa düşmüş elinden. Geç saatlerde annem kardeşimi yanımdan alıp yatağına yatırmış. Sabah uyandım. Baktım yatakta şekerler var. Hemen koştum babamın yanına. Baba dedim, gece şeker perisi gelmiş, bana şekerler getirmiş. Buna gerçekten inanıyordum. Hala da inanıyorum zaten perilere.

Annem babam söylemedi o zaman bana bir şey. Gülüp geçmişlerdir o anda. Sonra söylediler tabii, kardeşin getirmiş sana akşam diye, ben yasaklıyım, cezalıyım diye en sevdiğim şeyi getirmiş. Zaten hala da en sevdiğim şeylerden.

Şeker perisine, zamanla muz perisine, kek, barbi bebek perisi, toka perisi, bütün perilere inandım. Her şey perilerin başının altından çıkıyor. Bütün güzel şeyler onlardan geliyor. Perilere inanmak hep iyi geldi bana. Onlar hayatımı kolaylaştırıyordu.

Şimdi de şans perisine sesleniyorum. Dua perisi de yanımda. Şeker perisinin getirdiği renkli minik şekerler gibi tatlı ve renkli bir yıl olsun bütün herkese.

30 Aralık 2020 Çarşamba

KELİME OYUNU 2






LYMORA

Kadimler her canlının bir ruhu olduğuna inanır, canlıların ruhunun, tanrılar toprağa ayak bastığında dünyaya bahşedilen yaşam enerjisinin birer parçası olduğunu düşünürlerdi. Kadimler arasında bazıları yaşam enerjisini ve canlıların ruhlarını anlayabilirdi. Fakat şehirlerde yaşayanlardan ziyade yabanda yaşayanların kendine özgü bazı güçleri de vardı. Biri bulutların gizemini anlar ve onları yönetebilirdi. Biri böceklerle konuşabilirdi. Bir diğeri kuşlarla iletişim kurardı. Hatta birisi inatçı bitkilere bile çiçek açtırabilir ve ağaçları yemişlerle donatabilirdi. Bu yeteneklere kimin ne zaman sahip olacağını kimse bilemez hatta bazen yeteneğini keşfetmeden yaşayıp gidenler olurdu. Bir yetenek bazen yeni doğan bir başka kadime geçtiğinde tekrar keşfedilene kadar herkes bundan mahrum kalırdı.

İşte tam da bu sebepten dolayı tam yüz yıldır hiç kar yağmamıştı. Her yerde bu yeteneğe sahip olan kişiyi aramış ama bir türlü onu bulamamışlardı. Kar yağmadığı için her sene ilk kar görüldüğünde tutulan dilekler tutulamamış, kar yağınca yapılan tarçınlı kurabiyeler yapılamamış ve tarifi neredeyse unutulmuştu. Ve kar olmadığı için yılbaşı kutlamaları yüz yıldır yapılamamış bunun sonucunda yeni yıla hiç geçilememişti. Kardanadam ruhu yüz yıldır çağrılmayı bekliyor fakat kar olmadığı için ruhu boşlukta süzülüyordu. Herkes yüz yıldır kışa, kara ve yılbaşına hasret kalmıştı.

Lymora, kadimlerin soyundan geliyordu. On yedi yaşındaydı ama insan yaşıyla tam yüz yirmisinde sayılırdı. Kadimler için zaman farklı işliyor ve çok yavaş yaşlanıyorlardı. Günlerini kedisiyle beraber tepedeki söğüt ağacının altında keman çalarak geçirirdi. Fakat kimseye söyleyemediği bir sırrı vardı. Zaten istese de söyleyemezdi çünkü fersahlarca ormanın ortasında büyükannesiyle tek başlarına yaşıyorlardı. Çevrelerinde başka hiç kimse yoktu. En yakın komşu fersah fersah uzaktaydı ve onunla görüşebilmenin tek yolu ayda bir kez gelen leylekleri kaçırmamaktı. Onlardan rica edip taşıdıkları sepetler sayesinde uzun yolculuklar yapılabiliyordu. İşte bu yüzden Lymora çok yalnız büyümüştü. Onunla arkadaşlık eden bembeyaz kedisinden başka bir de ateşböcekleri vardı. Bazen onları sırtına bir pelerin gibi giyerdi. Ateş böcekleri hemen etrafını kuşatır ona eşlik ederdi. O zaman buz gibi soğuk ve solgun cildini bir sıcaklık kaplardı. Bebekliğinden beri cildi hep solgun ve buz gibiydi. Ne zaman keman çalsa kendini daha iyi hissederdi. Ama bunu da tek başına yapmayı tercih ediyordu çünkü bazen kontrolünü kaybedip bir rüya haline geçiyor ve öyle derin düşlerden bir melodi çalıyordu ki notalarının büyüsünü en bilge kadim bile duysa tanıyamaz ve hissettiği duyguyu ifade edemezdi. Sanki bir yağmur uykusu ve anne ninnisi gibi bir his duyulurdu her notada.

Ama asıl saklandığı şey böyle derin ve kadim ezgiler çalmaya başladığı vakitlerde olanlardı. O zaman etrafındaki hava ufak ufak dalgalanır, masmavi gözlerinde okyanuslardaki ay ışığı gibi bir parıltı belirir, bembeyaz saçları rüzgarda dağılırken etrafındaki hava birden soğumaya başlar ve çevresindeki her şey yavaşça buza dönüşürdü. Bu şekilde söğüt ağacının ve etrafındaki çiçeklerin buz kristalleri ile kaplanıp donduğunu görmek onu çok korkuturdu. Üstelik bu beyaz, soğuk ve ıslak maddenin ne olduğunu bile bilmiyordu. Buna devam ederse tüm dünyanın bu maddeyle kaplanacağını hissettiği için korkuyla keman çalmaya son verir ve bundan büyükannesine bile bahsetmeye cesaret edemezdi. Ama ne zaman keman çalsa ruhunun ısındığını hissederdi. Bu yaptığı şeyin korkunç olduğunu düşünmesine rağmen yüreğinde o tatlı sıcaklığı duyabilmek için parmaklarını tellerin üzerinde gezdirirken yayını kaydırmaktan ve çıkan ezginin büyüsünden kendini alamaz fakat büyüye kapılmamak için dikkat etmeye çalışırdı. Büyürken kimse ona kıştan, kardan ve yıllardır duyulan hasretten bahsetmemişti. Eğer bunları biliyor olsaydı kendisinde Kış Ruhu olduğunu anlar ve bundan hiç korkmazdı.

Zaman böyle akıp giderken Kardanadam Ruhu boşlukta gezintisi sırasında Lymora'yı görmüştü. Ama sesini ona bir türlü duyuramıyordu. Bunun için aklına gelen müthiş fikirle Rüya Perisi'ne derdini anlattı. Rüya Perisi bir kelebeğin bedeninde hayat bulmuştu. Ve kısacık bir hayat döngüsü vardı. Her yeni bedenden bedene geçişinde bir önceki yaşamında neler olduğunu anımsamazdı. Bu yüzden acele etmesi gerekiyordu. Bir gece Lymora'nın penceresinden içeriye süzülüp alnına kondu ve rüyalarına dokundu. Tıpkı Lymora'nın gözleri gibi masmavi kanatları vardı. Etrafına pırıltılar saçıyordu. Lymora'ya uykusunda tıpkı bir film gibi çağlar boyunca var olmuş olan Kış Ruhu'nun yolculuğunu gösterdi. Ve en sonunda uyanması için onu serbest bıraktı. Lymora gözlerini açarken peri bu kez pencere önünde ve ay ışığı altında duran kemanın üzerine kondu. Lymora kendini hiç olmadığı kadar bilge hissediyor ve artık Kış Ruhu'nun bütün yaşamını biliyordu. Ruhuna aydınlık bir kavrayışla bir sıcaklık dolmuştu. Artık ne yapması gerektiğinden emindi. Hemen kemanını aldı ve evden çıkıp söğüt ağacına koştu. Üzerinde beyaz geceliği, bembeyaz saçları ve peşinden gelen beyaz kedisiyle Kış Ruhu'nun ta kendisine dönüşmüştü. Ateş böcekleriyse bastığı yemyeşil taze otların arasından fırlayıp ona katılıyor ve etrafında dans ediyor olacakları anlamanın coşkusuyla etrafında dans ediyordu. Lymora heyecanla ve bu kez hiç korkmadan ruhuna düşlerden düşen notaları çalmaya başladı. Bu sırada Rüya Perisi saçlarının arasında mavi bir yıldız gibi parıldıyordu. Lymora da çevresine ay ışığı saçıyordu. Rüzgar hareketlendi ve ezgiyi gittiği her yere taşıdı. Etrafındaki hava soğudu ve yayıldığı her yere önce kırağı düştü ardından da ıslak yerler buz tuttu. Bu hava en sonunda göklerdeki bulutlara kadar ulaşınca minik beyaz pamuklar gibi kar taneleri düşmeye başladı. Lymora gördüklerine inanamıyordu. Dünya kışa bürünürken içinde tuttuğu tüm soğukluğu sonunda serbest bırakması sayesinde artık ısınabildiğini hissediyor ve yanaklarına ilk defa bir pembelik geliyordu.

Sonunda Kardanadam yüzyıllık yalnızlığından kurtulabilecekti. Ve yüzyıllık uykusundan uyanan kış görenleri hayretler içinde bırakmış, herkes düşen beyaz çiçeklere benzeyen kar tanelerinin altında koşup dans etmeye başlamıştı. Sonunda yılbaşı kutlanabilecek ve yağan ilk kar dilekleri tutulabilecekti. Tarifi hatırlayan son kişiler büyük heyecanlarla tarçınlı kurabiyeler yapıp dağıtabilecekti. Böylece Lymora Kış Ruhu'nun görevini yerine getirmiş ve ruhunu tatlılıkla kaplayan sıcaklık sayesinde hiç yaşamadığı bir huzur hissetmişti.

Saçlarındaki Rüya Perisi de döngüsünü tamamlamıştı. Soğuğun da etkisiyle bu biraz daha erken gerçekleşmişti. Saçlarından kayıp düşerken Lymora kemanını usulca bırakıp onu avuçlarına aldı. Ve kim olduğunu bulmasına yardım ettiği için ne kadar minnettar olduğunu fısıldadı. Onun yeniden bir yerlerde ortaya çıkacağını ve rüyaları güzelleştireceğini biliyordu. Peri avuçlarında yıldız tozuna dönüşürken güvenle yolculuk etmesi için dilek tuttu ve onu uğurladı. Karların içinde yuvarlanan kedisi bu kez ayaklarına dolanırken masmavi gözlerini göğe çevirip birbirine hiç benzemeyen kartanelerıni mutlulukla izledi. Bu sırada etrafı büyükannesinin pişirdiği mis gibi tarçınlı kurabiye kokusu sarmıştı.

Son


SERÇELER

Mucize kelepçelenmiş yüreğimize

Dilimizde şen bir ıslık gecelerce

Uçar dururuz mavi kanatlar eşliğinde

En tatlı bisküvilerin hep peşinde

Minik tatlı serçeleriz biz

...

Bu şiiri hep bir ağızdan okudu yeni mezun olan serçeler. Bir anlık sessizliğin ardından kendini kaptıran gençlerden birinin dalgınlığı bir kahkaha dalgası yarattı.

"lalaa tatlı tatlıı serçeleriiz biizz"

Yüksek bir dalda duran Kraliçe Serçe Fesleğen Çiçeği, kendisi de gülmesini bastırıp tekrar ciddiyeti eline aldı. Hepsinin yüreğinde parlayan ışığı görebiliyordu. Derin bir nefes alıp onlar için şans dileğini taşıyan uzun bir çığlık kopardı. Bu sırada hepsini kucaklarcasına kanatlarını açmıştı. Kanatlarını hızla geri indirirken ıslığı andıran çığlığını da bir anda kesti. Kanatlarının etkisiyle bir rüzgar hareketlenmiş her yeri fesleğen kokusu sarmıştı. Bu onun aurasıydı ve kraliçe olmanın verdiği bir güçle rüzgarı yönetebiliyordu.

Kraliçenin duası biter bitmez taze mezunlar çığlıklarla karşılık verip kanat çırparak sevinçlerini belirttiler. Hemen ardından kanatlarının hızını hiç kesmeden üzerinde durdukları ağaçtan sırasıyla uçtular. Kutlama bitmişti. Artık onlar da birer Arayıcı olmuştu. Gidebildikleri tüm mesafelerde dolaşarak kavga etmeden, kibirlenmeden, kıskançlık ve taşkınlık etmeden bulduklarını önce küçükler sonra yaşlılar ve birbirleriyle paylaşacaklardı. İşte böyle neşeyle, kendilerinden öncekiler gibi şiiri bir marş gibi cıvıldayarak, mavilikler içinde kanat çırpmaya devam edeceklerdi.

Son


SÜTLAÇ GÜZELİ

Sıcak bir yaz günüydü. Her yer hanımeli ve limonata kokuyordu. Pencerelerden akşam yemeği için kaynayan tencerelerin , tavaların sesleri geliyordu. Henüz gün akşam olmaya başlamamıştı. İkindi bile sayılmazdı. Evlerin önünde koşturup oynayan çocuklar, balkonlarda ve camlarda sohbet eden teyzeler vardı. Bir balkonda çamaşır asılıyordu. Teyze her çamaşırı üç kez sertçe çırpıp uçlarından özenle asıyordu. Astığı gömlekler beyazdan bile daha beyazdı. Herhalde o şekilde kuruyunca ütülenmiş gibi çıkarlardı.

Manavın önünden geçerken her zamanki gibi taptaze kavun, karpuz ve çilek kokularından bir banyo yaptım. Bazen oradan geçerken manav Asım amca çilek ikram ederdi. O yüzden mahalledeki bütün çocuklar adımlarını oradan geçerken yavaşlatırdı. Oğlu Dora ve kızı Şimal sınıf arkadaşımdı. Akşam olmadan onlarla buluşup bilye oynayacaktık. Bu yüzden yanıma aldığım bilyeler elbisemin sarkan cebinde şıkırdıyordu. Ama önce babamın yanına uğramam gerekiyordu. Çoktan geç kaldığım için koştur koştur gidiyordum.

Elimde mavi bir balon. Rengi gökyüzünü kıskandırır gibi aheste aheste salınıyordu. Gökyüzü ona imrenir, o kuşlara. İlk defa o gün bir uçan balonum olmuştu. Böyle bir şeyi her gün bulmak mümkün değildi o zamanlar. "Merak etme.." dedim mavi balona, "Biraz oynayalım seni özgür bırakacağım bir güvercin gibi". Ne kadar sevsem de onu, üzülmüştüm tutsak haline.

Duygusal bir çocuktum sırf bu yüzden biraz da çocukluğun verdiği şaşkınlıktan anneannemin tavuklarını da hep salıverirdim özgür kalsınlar diye. Dayımın güvercinlerini, dedemin yakaladığı tavşanları hep serbest bırakırdım. Kimse bilmezdi benim yaptığımı çünkü korkardım söylemeye. Ama bir gün anneanneme yakalanmıştım. Tavşanlar güvercinler neyse de tavuklar tek başına yaşayamaz, koruyamaz kendini, açma bahçe kapısını bir daha demişti. Bahçede dolaşabiliyorlar ama tel örgülerden uçup gidemiyorlardı.

Yokuşun aşağısındaki merdivenlerin başına vardığımda peçeli güvercinlerden ikisinin çatıların üzerinde uçuştuğunu gördüm. Bu sabah yine bırakmıştım onları. Ama inadına geri dönüyorlardı. Herhalde gidebilmeyi unutmuşlar diye düşündüm. Balonun ipini belime bağladım ve merdivenlerden tutuna tutuna indim. Dar ve dik taş basamaklar metrelerce aşağı kadar devam edip orada sahil yoluna çıkıyordu. Yüksekten korktuğum için ne zaman bir merdivenden insem tutuna tutuna iniyordum. Balon adımlarımla uyumlu salınıyor, gölgesi başımın etrafında komik bir şemsiye gibi yerde oyunlar yapıyordu.

Oraya vardığımda babam bankonun ardında defterine notlar alıyordu. Fotoğraflardan artan zamanlarda hep bir şeyler yazardı. Genellikle şiirler ama bazen minik hikayeler karalardı. Çoğu zaman da günlük yazardı. Neler yazdığını bana okutmaz ama pek keyifli olduğu zamanlarda benim için yazdığı minik hikayeleri okurdu. Onun sesinden dinleyince en normal hikaye bile mucizevi bir masal olurdu. "Bu sefer mavi olmuş baba.. bu sefer sarı.. bu kez de yeşil bir hikaye olmuş" derdim. Beğenimi renklerle söylerdim. Ama iyi ya da kötü olmuş demekten ziyade hikaye bana ne hissettirdiyse rengi o olurdu. "Bu kez böğürtlen gibi olmuş baba tatlı ama ekşi.."

İçeriye girdiğimde birkaç kelime daha yazıp defteri kapatmadan önce sesimi çıkartmadım. Yüzüme bakıp gülümsediğinde ben de kocaman gülümsedim. Yanıma gelip iki yandan sıkıca bağlanıp kocaman kurdeleler iliştirilmiş olan saçlarımı okşadı ve sırtımda gittikçe ağırlaşmış olan çantayı aldı. İçinde bir sefer tası vardı. Her gün bu saatlerde ona yemeğini getiriyordum. "Bugün menüde ne var bakalım?" diye sordu. Annem mis gibi sarma yapmıştı. Yanında tarhana çorbası ve sütlaç.

O bunların hepsini bankonun üzerine hazırlarken ben de etraftaki makinelere ve fotoğraflara bakıyordum. Bütün o sahneler ve yüzlerin çoğunu ezberlemiştim. Hepsiyle ilgili de hikayeler uydurmuştum. Bir tanesi hastalıkları süper gücüyle iyileştiren bir uzaylı doktordu. Uzaylı olduğunu gizlemek zorundaydı. Bir tanesi gizemli bir ülkenin prensesiydi. Bir başkası kesinlikle bir vampir olmalıydı. Bir aynanın önünde elinde kıpkırmızı bir elmayla poz veren kadın Pamuk Prensesin kötü kalpli annesi olabilirdi.

Ben etrafı incelerken babam tatlıyı yemem için seslendi. Hep tatlıyı bana bırakırdı. Sütlaç da en sevdiğim tatlıydı, bu yüzden bana Sütlaç Güzeli derlerdi. O yemeğini yerken ben de sütlacı keyifle yiyordum o gün. Tatlıya o kadar dalmışım ki babamın ortadan kaybolduğunu fark etmemişim bile. Çıtırt diye bir sesle yerimden sıçrayıp ardıma baktığımda onu fotoğrafımı birkaç kez çekerken buldum. İşte sarı pileli elbiseme damlata damlata yediğim sütlaç, belime bağlı duran mavi balon ve ağzımda kaşıkla durduğum bu fotoğraf böyle bir günün hatırası.

Son


LİMON ÇİÇEKLERİ

Bembeyaz sahilde uyandığında yüzünde hala maskeli balodan kalan kedi maskesi vardı. Güneş yüzünün açıkta kalan yerlerini bronzlaştırmıştı. Maskeyi çıkarttığında ne kadar komik göründüğünün farkında bile değildi. Biraz başı ağrıyordu. Yine de tuzlu denizin eşsiz kokusu ve masmavi rengi sayesinde uyanmak için müthiş bir yerde olduğunu düşündü. Ah İbiza, Akdeniz'in incisi.. Böylesine sessiz ve ıssız, safir rengi denizi ve bembeyaz kumlarıyla bu yer tam da bir romana yakışır diye düşünecekken sağdan soldan üzerine doğru gelip onu görünce gülmeye başlayarak bir süre arkalarına baka baka uzaklaşan turistleri fark edince ne olduğunu şaşırdı. Herkes yüzündeki maske izine ve başındaki kedi kulaklarına bakıp krizlere giriyordu. Henüz ilkbaharın başları olduğu için güneşe rağmen üşüdüğünü hissetti. Üzerinde uyuduğu pelerini yerden alıp sarınacakken pelerinin üzerine bırakılan minik bir dala tutunmuş limon çiçekleri buldu. Peki bu çiçekleri oraya kim bırakmıştı? Pek bir şey hatırlamıyordu. Aslında en son baloya katılmak yerine peşinde onu kovalayan birilerinden kaçtığını biliyordu. Hatta amacı baloya katılmak da değildi bu bir gizli görevdi. Fakat şu an kimliğini bile tam olarak hatırlamasına engel olacak kadar ne gelmiş olabilirdi başına? Bu çiçeklerle bir ilgisi olmalıydı. Pelerini ve çiçekleri alıp sahilin gerisinde yükselen otele doğru yol aldı. Belki orada onu tanıyan birileri çıkardı ve bu gizemi çözmenin bir yolunu bulabilirdi. Başında hala kedi kulakları, sırtında siyah pelerini ve elindeki maske ile ve limon çiçekleriyle emin adımlarla ilerledi...

Son


GÜL VE GÜVERCİN

"Sen bu satırla ruhumu ince ince kıyarken bir veda bile etmeden parmak uçlarımda sessizce gideceğim sevilmediğim bu yerden..."

Spot ışığı yüzünü ve çıplak omuzlarını yakarken incecik tüllerle kaplı elbisesinin eteklerini ve kollarından tutturulmuş başka tülleri savura savura konuşmak için ara vermiş olduğu trajik bir dansı sürdürdü. İzleyicilerden birinin deyimiyle doğum sancısı çeken bir kuğuya benziyordu bu da nasıl bir benzetmeyse. Sahnenin bir önünde bir arkasında acı çeken ruh halinin dışavurumuyla dans ederken bazen havalara sıçrıyor bazen cenin gibi içine kapanıyor yeri geldiğinde kollarıyla çiçek gibi açıp vücudunu yay gibi gererken yeri geldiğinde de fırtınada savrulan bir yaprağa dönüşüyordu. Müziğin de bu dramatik sahneden geri kalır yanı yoktu.

O sırada ikinci spot ışığı maskeli bir karakterin üzerinde yanıverdi. Smokinli şövalye gibi simsiyah giyinmiş bu pelerinli şahsın bir elinde yay diğer elinde upuzun saplı kırmızı bir gül vardı. Dramatik ve sakin adımlarla sahnenin bir ucundan diğerine giderken bakışları dans eden kuğu kadının üzerindeydi. Müzik gerilimi arttırırken maskeli şövalye yayını gerdi. Ve gül bir ok gibi yaydan fırlayıp beyazlar içindeki kadını göğsünden vurdu. Kadın sağ yanına doğru yere düşerken gülü iki avcunun arasında tuttu ve onu korur gibi bir pozisyonla yerde kıpırtısız kaldı. Gül ve kadın yerde yakuttan bir yıldız ve tüller içinde bembeyaz bir hilal gibi görünüyordu. Müzik susmuş yerine hafif bir rüzgar efekti başlamıştı. Spot ışığı sadece kadının üzerindeydi ve içerisinde şimdi aheste aheste düşen kar taneleri vardı. Bu trajedinin son sahnesiydi. Işık yavaş yavaş soldu. En sonunda her yer kapkaranlık kaldı.

Bir keman sesinin ardından spot ışığı yavaşça aynı yeri yeniden aydınlatırken geride sadece karlar içindeki gülün kalmış olduğu görüldü. O sırada bir anda sahnenin üzerinde gerçek bir güvercin uçmaya başladı. Güvercin sahnenin ardından seyircilerin üzerinde bir süre dolaşıp yükselerek karanlıkta kayboldu. Perde kapanırken keman sesi sustu ve bir alkış fırtınası koptu. Bu eski bir tiyatro eserinin yeniden yorumlanmasıydı. Herkes finalden etkilenmişti. Perde açıldığında oyuncuların hepsi heyecanla selam veriyordu.

Son


ELMALI KEK VE TAVŞAN KANI ÇAY

Eskimiş mavi boyası yer yer aşınmış arkalıksız bankta otururken sırtını ıhlamur ağacına vermişti. Sonbaharın yazdan kalma son günleriydi bunlar. Hazan mevsimi. Hazal'dı zaten adı, "Nasıl da kafiyeliyim bu mevsime" diye düşündü. Elindeki romanın sayfasını her değiştirmede okuduklarını sindirmek için nefes alırken çevreye bir kez daha göz atıyordu. Baktığı her şey, bütün o renkler ve şekiller her seferinde ilk kez görüyormuş gibi bir hayranlık uyandırıyordu üzerinde. Her yer bir bal peteği kadar sarıydı. Dünya altından bir yaprak seli içinde kalmıştı. Önündeki toprak yol bile yapraklarla kaplıydı. Buna rağmen ağaçlar sanki bir tanesini bile kaybetmemiş gibi hala sapsarı yapraklarla kaplıydı. Ağaçların gövdesindeki beyazlıklar eski bir TV programında bir ressamın fırçasından çıkma gibi görünüyordu. Rüzgar başlamakla durmak arasında kararsızca kımıldanıyordu. Kuşların neşeli sesi ve güneşin bu sıcaklığı çocukluğundan kalma tatlı hatıralar gibi, limonata gibi, duygularını sarmalıyordu.

Derin bir nefes aldı. Yine zihnine olduğu gibi kazımak istediği o sakin anlardan birindeydi işte. Gökyüzünün çivit mavisi ve onun içinde yüzen martılar, kısa boylarına rağmen gür dallı ağaçlar, yolun kenarında yarısı düşmüş yarısı sapasağlam duran beyazı bozulmuş çitler. Otların ve çalıların arasında dolaşan minik hayvanların çıtırtılarına karışan uzaklarda öten bir horoz ve kış için kesilen odunlardan düzenli yükselen balta sesleri. Hepsini bir bir kaydetti belleğine. Bazen böyle anları kaydeder ve yıllar sonra bir gün bir koku, bir renk veya bir şekil bu anılardan bir demet sunardı önünde. Şimdi de işte yıllar yıllar önce daha bir çocukken aynı noktada durup aynı manzaraya baktığı o güne doğru bir yolculuğa çıkıvermişti.

O gün elinde bir roman yerine elma şekeri vardı. Bankın mavi boyası henüz yepyeni, yol kenarındaki çitlerse henüz bozulmamıştı. Karşısındaki çitlerin diğer tarafındaki arazide bir düzine kadar at koşturup dururdu o zamanlar. Bir tanesi de kendisinindi. Yani o öyle seçmişti. Aslında atlar kendilerinin değil komşunundu ama o bir tanesine isim vermişti ve her geldiğinde yanında onun için de bir elma getirirdi. Yıllar içinde atların sayısı azalmıştı ve bir gün geldiğinde artık Benekli de yerinde yoktu.

Şimdi arazi yalnızca kuru ve sararmış otlarla kaplı duruyordu. Uzaktan gelen bir sesin düşüncelerini dalgalandırmasıyla suyun yüzeyine çıkıp nefes alan birisi gibi kendine geldi. Anneannesi uzaktan onu çağırıyordu. "Elmalı kek yaptım sevdiğin gibi. Hadi sen de dedeni çağır gel ben çayı koyana kadar" diye söyledikten sonra "Zaten yağmur yağacak acele edin" diye ekledi ve biraz ötedeki eve geri döndü minik tatlı kadın. Havada bulut bile yoktu ama onun dedikleri hep çıkardı. Dedesi yine nehir kıyısına balığa gitmişti. Onu bulmak için toprak yoldan aşağı doğru ilerlemeye başladı. İşte bu da geçmişte yaşanan bir anın tekrarı diye düşündü. Neyse ki bunda her şey aynıydı. Elmalı kek ve tavşan kanı çay hala yan yanaydı.

Son