12 Nisan 2023 Çarşamba

BAHAR


Hafif rüzgar essin, minik anılar getirsin. Gözlerimiz, saçlarımız hafiflesin. Denizde yakamoz, gökte bulut, kıyıda kuş, gönülde sevmeler olsun. Gecesi sabaha karışsın rüyaların.

İnsanlar birbirlerinin boşluğunda çiçek açıyorlar. Çiçekler, ağaçlar, laleler, erguvanlar, hepsi insan için. Bahar geliyor. Gökkuşağı zamanı.

Sabahlar bizlerle başlasın. Güzellikler yaşamak üzerine kurulu olsun. Sevmeler uğrasın saçlarımıza.

Hayatla kucaklaşalım sımsıkı. Neşemiz sevmelerimiz çoğalsın. Pırıltılı hava yanında kahve, hayatın tatlı pıtırıklığı.

Deniz kenarında veya ağacın altında veya yol kenarlarındaki çiçeklerin yanında dilek tutalım, isteyelim, umutlanalım. Şarkılar eşlikçimiz olsun. Kuşlara yem atalım. Çiçek dikelim toprağa. Tohum gömelim.

Hayallerimiz rüyada, heyecanlar sevinçte, iyilikler kalbimizde. Çocukluk ruhumuzda. Bilmediğimiz neşeler, tanık olacağımız mucizeler. Işığın güneşin birliği yeri göğü sarsın. Nisan varsın Mayısa.

6 Nisan 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 110




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Görev/Katran/Hemşire/Seçenek/Yanık

VAİNA 28

Karanlık neredeyse her şeyi yutmuştu. Lua tam olarak kendinde değildi. Hareket ediyordu ancak bunu sanki otomatik bir görev gibi yerine getiriyor ve ne yaptığını fark etmiyordu. Olanlara dair hatırladığı şeyler de parça parçaydı. Zihni o kadar tuhaf ve travmatik bir durumdaydı ki kendi bedeni içinde değilmiş de her şeyi uzaklardan izliyor gibiydi.

Her şey Rhinasol’e yakın o köyde saldırıya uğrayan adam hakkında gelen haberle başlamıştı. Gün içinde çevreden başka yaralılar da getirilmişti. Sokaklar bu haberle çalkalanıyor ve insanlar telaşlanıyordu. Yöneticilerden ve güvenlik güçlerinden olanlara dair bir açıklama beklense de kimsenin verecek bir cevabı yoktu. Günün ilerleyen saatlerinde herkes sokaklardan çekilip pencerelerini kapatırken doktorun evi de batan güneşin yarattığı gölgelerle dolmuştu. Gelen hastaların sayısı sekizi bulmuştu ve sadece birinin bilinci geldiği sırada açıktı. O da akıl almaz şeyler sayıkladıktan sonra kendinden geçmişti. Yaralarından akan katran benzeri sıvının ne olduğunu tanımlamak zordu ve sıvıya dokununca canlı bir şeymiş gibi hareket ediyor olması akıl alır gibi değildi. Nefes almalarında bir sorun yokmuş gibiydi ama uyanmıyorlardı. Doktor yaraları temizlemek istese de girişimleri başarısızdı ve her denemede katran agresifçe kıpırdanıyor ve elektriksel bir aktivite yaratıp doktoru çarpıyordu. Böyle bir şeyi ilk defa gören adam ne yapacağını şaşırmıştı. En sonunda hastaların bakımını hemşireye devredip araştırma yapmak için kitapların arasına gömülmüştü. Bundan önce de elbette daha yetkin kişilere haber göndermişti.

Kitapların arasında kaybolmuşken hastaların tek tek yataklarından kalkıp katran tarafından ele geçirilmiş bir halde hemşireyi de kendileri gibi katranla yaraladığını ve bilincini kaybedip yere yığılan kadının çıkarttığı gürültüyü fark edemedi. Nihayetinde onun da sonu aynı oldu ve bedeni ele geçirme sürecinde bilinçsizce kitapların üzerine yığılı bir şekilde kaldı. Ve bu sekiz hasta güneş batıp karanlık çökerken doktorun evinden çıkıp sinsice her yere yayıldı ve daha fazla kişiyi kendilerine dönüştürdü. Bu şekilde çok geçmeden sayıları arttı ve her yerde ortaya çıkmaya başladılar. Sonunda herkesin bahsettiği o şerli o korkunç yaratıklar burayı da ele geçiriyordu. İnsanların bir kısmı ticaret bölgesinde bulunan tapınağa sığınmak ve dua etmek için oraya ulaşmayı başarmıştı.

Bu arada saatler ilerlemesine rağmen güneş bir türlü doğmuyordu çünkü bu yaratıklar peşlerinden çevreyi saran garip bir karanlık getirmişti. Lua ve şifacı akşam aldıkları kötü haber nedeniyle huzursuz bir şekilde handa eşyalarını toparlamış ve gün doğunca buradan ayrılmaya ve şanslarını ana kentte denemeye karar vermişlerdi. Bu güne kadar Ingrid’in bahsettiği adamı burada bulamadıklarına göre başka birilerine ulaşmak için onun eğitildiği yere gitmek artık tek seçenek gibi görünüyordu. Alacakları cezaları veya karşılaşacakları tehlikeleri artık umursayacak durumda değillerdi. Ancak sabahı göremeden han dönüşmüş yaratıklar tarafından saldırıya uğrayınca neye uğradıklarını şaşırdılar. Lua her yerden çığlık sesi duyduğunu hatırlıyordu. Ve o yaratıkların çıkarttığı hırıltıları. Karanlık o kadar yoğundu ki çığlıkların nedenini anlamak için odanın kapısını açtıklarında üzerlerine gelen yaratığı görmek hayli zor olmuştu. Henüz yeni dönüştüğü için güçsüz bir varlık olmasından dolayı şanslıydılar. Lua şifacının ona daha önce verdiği hançer ile onu durdurmayı başarmıştı. Etrafı görmek için yaktıkları yağ lambası bile yeterince ışık veremiyordu. Merdivenlerden inerken bir tanesini daha alt etmeyi başardılarsa da etrafta koşuşturup kaçmaya çalışan insanlarla işler giderek zorlaşıyordu. Aşağıya ulaştıklarında her yerde yaralılarla karşılaştılar ve onlar da dönüşüyor gibi görünüyordu.

Bu karanlık canlı bir şey gibiydi ve Lua nefes almaması için onu boğmaya çalışıyormuş gibi hissediyordu. Zihni o kadar karışık durumdaydı ki nereye gitmeye çalıştığını bile hatırlayamaz olmuştu. En son hatırladığı şeylerden biri yerde diz çökmüş olduğuydu. Kucağında şifacının yaralı bedenini tutuyordu ve bilinci kapanmak üzere olan kadın ona seslenip duruyor ve kaçmasını söylüyordu. Lua kollarında kime ait olduğunu anlayamadığı kırmızı sıvılara bakıyor sonra yine şifacının ne söylediğini anlamasa da kımıldayan dudaklarını okumaya çalışıyor ama aklı hiçbir şeyi tam olarak almıyordu. Sonra karanlığı yarıp geçen bir yıldırım gördüğünü sandı. Ardından orta yaşlarda görünen atletik bir adamın ve yanında iki yardımcısının ona yaklaştığını fark etti. Üçü de birer keşiş gibi giyinmişlerdi ama oldukça etkin bir şekilde yaratıklarla savaşabiliyorlardı. Onlar yetişmese etrafını saran dört beş yaratık bu haldeyken Lua’yı kolayca avlamış olacaktı. Adam Lua’yı şifacıdan ayırıp kendine getirmeye çalışırken adının Epetha olduğunu ve onu güvenli bir yere götüreceklerini söylüyordu.

Lua onun avucunda ve sol şakağında yıldıza benzer eski birer yanık izi olduğunu fark etti. Bu Ingrid’in bahsettiği Dokhair olmalıydı. Ancak hiç de olması gerektiği gibi beş yüz yaşından fazla görünmüyordu. Lua nefes alamaz duruma gelmişti ve kendinden geçmeden önce adamın duyabileceği şekilde Dokhair diye fısıldamayı başardı.

5 Nisan 2023 Çarşamba

BRÜKSEL'DE İFTAR


-Annecim, sipariş geldi, iftara kuru patlıcan dolması, kuru biber dolması, sumaklı olacak, balkabağı mücveri istediler.

-Tamam kızım, getir malzemeleri. Onları da yapalım.

Annemle, Brüksel’de evden yemek yapıyoruz. Evin önüne stant da açıyoruz. Şimdilerde iftarlık yemek yapıyoruz haliyle. Buradaki Türklere, genellikle.

Geçen akşam, Türk mahallesindeki evimizde, stant açmışken yine, iftar saatinde, birkaç Türk gelip, stantın önünde kavga çıkardılar. Sonra da yaşı büyük bir abi gelip onlara saldırdı, kovdu onları. Sonra da anneme, ayda 2000 euroya sizi koruruz dedi abi. Yani haraç almaya başladılar. Film gibi ama gerçek.

Burda, Türkler, Faslılar, Bulgarlar, Arnavutlar var. Arnavutlar, insan kaçakçılığı yapıyorlar. Çoğunlukla İtalya’ya. Faslılar kendi içlerinde kendi hallerinde yaşıyorlar. Bulgarlar araba hırsızı. Çalıp yurtdışına satıyorlar. Türkler de kendi içinde mafya işte. Kahvelerde oturuyorlar. İşsizlik maaşı ile idare ediyorlar. Bir de iş bulurlarsa çalışıyorlar. Zamanında toplu halde gelip madenlerde çalışmışlar dedeleri. Belçikalılar, yabancıların birbirleri ile kavga etmesine, birbirlerine zarar vermelerine karışmıyorlar.

-Annecim, lahana sarması ile kalburabasma da istediler.

(Belçika polisiye dizileri izleyince, oruçla birlikte olunca, böyle bir rüya gördüm)

30 Mart 2023 Perşembe

BCP MART




Blogları Canlandırma Projesi etkinliğimiz üçüncü yılında keyifle devam ediyor. Her ay için bir tema seçip o temada kitap, belgesel, dizi, anime, şov, dergi, program ve benzerlerini okuyor ve izliyoruz.

Mart ayı teması kadın yazarlar ve de polisiye idi. İki tema yine. Polisiye roman okumayı seçtim. Lawrence Block, günümüzün yaşayan en iyi polisiye yazarı kabul ediliyor. Bol ödüllü bir yazar. Çok sayıda romanı var.

İki serisi var. Biri, Bernie Rhodenbarr serisi, gündüz sahaf akşam hırsız olan Bernie. Diğeri de polis eskisi özel detektif Mathew Scudder.

Block romanları filme de çekiliyor ayrıca Benim Aşk Pastam (My Blueberry Nights) filminin senaryosu da ona ait.


ÖLMEYİ BEKLE

Lawrence Block

Oğlak Yayınları, 386 sayfa

Matthew, Elaine ile evli, mutlu, TJ adlı bir oğlan da onun yardımcısı, TJ bilgisayar işlerinde iyi. Kristin adlı bir kız, Matthew'a gelir ve onu detektiflik için tutar. Anne babası öldürülmüştür. Onları öldürenler evlerine giren iki hırsızdır. Ama bu iki hırsız da öldürülür.

Kristin bu iki hırsızı öldüren kişinin peşine düşer. Eski polis arkadaşlarından da yardım alır. TJ ve Matthew araştırmaya başlar. İpuçları onları A ve B harflerini kullanan bir seri katile götürür. Katil, hep isim değiştirir ama ad soyadının baş harfleri hep A veya B'dir.

Sürükleyici, bol esprili bir New York detektiflik romanı. Not:3/4


ÇİÇEKLER ÖLÜRKEN

Lawrence Block

Oğlak Yayınları, 365 sayfa

Matt, Elaine, TJ ve onların arkadaşları gündelik yaşamlarına devam ederler. Bir suçlu idam edilir, idam edilmeden önce onu bir psikolog ziyaret eder. Bu psikolog aslında suçludur, idam edilen kişi suçsuzdur. Bu olay Matt'in aklına takılır. Bu psikologun peşine düşer. Arada yan işler de alır.

Elaine'in arkadaşı Monica öldürülür. Matt, Elaine için endişelenir. Çünkü psikolog Matt'in peşine düşmüştür.

Heyecanlı, aksiyonlu ve yine bol esprili bir New York detektif romanı. Not:3/4

23 Mart 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 109




Kelime Oyunu etkinliğimiz devam ediyor. Her hafta 5 kelime veriyoruz ve bu 5 kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir ve herkes 5 kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Lanet/Neşe/Şok/Katran/Gölge

VAİNA 27

Uzaklarda bir yerlerde olsa da dünyaya yayılan bir musibetin söylentisi kenti hızla ele geçirip herkesin keyfini kaçırmış ve tedirginliğe sürüklemişti. Günler ve geceler boyu herkes muhabbetinin bir noktasında tekrar konuyu bu karanlık kötücül şerrin yayılışına ve hakkındaki diğer söylentilere getiriyordu. Bir tüccar kenti olmanın getirdiği bazı iyi ve kötü şeyler vardı ve her yerden çeşit çeşit insanın buraya akın ediyor olması bu ikisinin arasında bir noktadaydı. Her yerden her türlü insanın buraya geliyor oluşu onların geldiği yerlerden çeşitli hikayeler ve hurafeler arasında gerçek haberlerin de gelmesini sağlıyordu. Hatta bununla ilgili eski bir laf vardı: Astlina’da bir kuş fısıldasa Rhinasol’de herkes bunu bilirdi. Bu da ne demek diye Lua Şifacıya sormuştu ve o da “Bilirsin, Astlina okyanusun ortasında lanetli olduğu için herkesin terk ettiği ve bir tek hayvanın bile yaşamadığı minik bir ada ülkesiydi. Bilmiyor musun? Ben de seni gezgin biri sanırdım. Her neyse..” diye yanıtlamıştı.

Kışın da kendini hissettirmeye başlamasıyla insanlar oldukça huzursuzlanmış ve şehri saran curcunalı hayatın sesleri yerini fısıltılara bırakmış, neşeli yüzler giderek solmuştu. Kente gelen her yabancı beraberinde birbirine benzer korkunç söylentiler getiriyor ve kötülüğün her yönden buraya doğru yaklaştığını hissettiriyordu. Tüccarlar uzağa gidecekse yanlarına koruma tutmaya başlamıştı ve artık kimse gece seyahat etmek de sokağa çıkmak da istemiyordu.

Sonra bir gün akşam yemeği saatinde hanın kapısından içeri şok içinde orta yaşta bir adam kapıyı kırarcasına girdi. Bu halihazırda konaklayanlardan biriydi ve gezintisinden dönerken gördükleri karşısında adeta dili tutulmuştu. Herkes yemek yemeyi bırakmış ve ona ne olduğunu anlamaya çalışıyorken sonunda birisi gidip dizlerinin üzerine düştüğü yerden onu kaldırıp masalardan birine oturması için destek olmuştu. Biraz su içmesini sağladıktan sonra nihayet konuşabildiğinde neden bu kadar perişan göründüğü anlaşıldı. Ülke sınırına yakın bulunan bir köyde bir canavar saldırısı olduğu söyleniyordu. Rhinasol’e çok yakındı ve köyde bununla ilgilenecek bir doktor olmadığı için zavallı adamı at arabasında bir gece boyunca taşıyarak buraya getirmişlerdi. “Onu doktorun evine götürürlerken gördüm. Bedenindeki yaralar siyah bir katranla kaplıydı ve tüm o anlatılan söylentilere benziyordu. O şey her neyse sonunda belli ki buraya da gelmiş.” Adam bunları söyledikten sonra su içerken hala elleri titremeye devam ediyordu. Lua ve Şifacı odaya dönüp olanları düşünmeye çalıştı. Lua’ya göre bunu yapan Vaina değildi çünkü onun geride yaşam bırakacağını sanmıyordu. Bunu olsa olsa onun dönüştürdüğü veya karanlıklardan çağırdığı gölge yaratıkları yapmış olabilirdi. Günlerdir her yerde Ingrid’in bahsettiği adamı aramış ama hiçbir yerde onu bulamamışlardı. Gerçekten de artık ne yapmaları gerektiğini bilemiyorlardı ama zaman neredeyse tükenmiş görünüyordu.