31 Ocak 2023 Salı

MAÇKA

 


Hava soğuk, kapalı, arada yağmur çiseliyor ama çok yağmıyor, çok ıslatmıyor. Bu havada akşam spora yogaya filan gidenleri kutlamalı. Bitki çayı içip dizi izlemeli. AFK Arena oynamalı.

Nüfus çok değişti, Suriyeli, Afgan, Arap çok. Pahalı evleri Araplar alıyor, para çok onlarda. Her dil konuşuluyor sokaklarda. Ama geceleri Afganlar sokak köşelerinde kızları taciz ediyorlar. Geceleri sokağa çıkmak tehlikeli. Sokaklarda yerlerde kurşunlar bile görülüyor, geceleri atılan silahlardan.

Taksim’e gitmek hiç de eğlenceli değil artık. Nişantaşı ise halen daha yürünebilir bir semt. Orada da nüfus iyice karıştı ama belki Prada, Vuitton, House Cafe filan olduğu için halen sosyetik. Nişantaşı minnoş semt ama kafelerde oturanlar minnoş, mimari olarak estetik de sayılmaz.

Gayet eğitimli, düzgün Suriyeliler de var ama işte Suriyeli deyince insanlar yine de bir duruyor. Bu tür durumlar her yerde oluyordur dünyada. Paris’te ismi Michel olan biri ile Amir olan biri ev kiralamak istese Michel’in şansı daha çok tabii. Münih’de adı Jurgen olan biri ile Şeyhmus olan biri ev kiralarken aynı şansa sahip olmayabilir.

Yağmurda ıslanmamak için bir kafeye girip kahve içmek istesen, örneğin en sıradan filtre kahve 60 lira, düzgün bir kafede. Sessiz olan, laptop açıp çalışabileceğin kafeler. Eski Bomonti Bira fabrikası civarında ne güzel kafeler var ama evet işte ucuz değiller.

Soğukta, yağmurda zor dışarı çıkmak. En güzeli, etli noodle sipariş etmek, evde filtre kahve içmek. Ya da belki hızlı bir yürüyüş ama insan çok araba çok. Şişli’den Osmanbey’e, Maçka’ya, Teşvikiye’ye, Harbiye, Pangaltı, Bomonti’ye veya diğer yöne Florence Nightingale’e, Trump’a, Zorlu’ya doğru yürümek. Bu yürüyüşlerin sonunda en güzeli Maçka Parkına gelmek. Kedileri izlemek. Cemal Reşit Rey, Muhsin Ertuğrul salonlarının yanından geçmek. Harbiye Müzesinden ileri gitmemek. Çünkü, Divan Otelini geçince artık Gezi Parkı var, ondan sonrası yabancı ülke gibi artık.

26 Ocak 2023 Perşembe

ANILAR TATLIDIR 2



Çatlak patlak yüsyuvarlak kremalı börek sütlü çörek, oyunu vardı. Ellerini vurarak oynuyorsun. Birkaç kişi yanyana duruyor ve birbirlerinin ellerine vuruyorlar. Oyun hızlı oynanıyor o yüzden hızlı söylüyorduk.

Annelerimizden görüp saçımıza sirke döküyorduk. Sirke maskesi. Evde kız bakım günü olur ya. Biraz bekletip sonra yıkıyorduk.

Şarkı söylerdik. Bursalı mısın kadifeli gelin çaydan mı geçiyon da Konyalım yürü.

Dayım bana abdal maması derdi. Beni çadırdan almışlar ya, çingenelerden.

İşte kurbağalarla arkadaş olduğum, ölen kurbağaları bahçeye gömdüğüm zamanlar, törenle, etrafta çok çocuk olmayınca kurbağalar arkadaş oluyordu, konuşuyordum onlarla, ne anlattığımı hatırlamıyorum ama sanırım annemin bana evde kızdığı konuları anlatıyordum, oyuncaklarını topla gibi. Kurbağaların bebeklerini sayardım, tekrar görünce tanımak için. Dokunmazdım ama siğil olursun diye korkutmuşlardı.

Sokakta boş alanlarda taşları görünce veya sahilde görünce taşların arasında harita bulduğumu hayal ederdim ama haritayı takip edecek kadar büyük olmadığım için belki yıllarca saklarım diye düşünürdüm. Dağlara tırmandığımı hayal ederdim ancak ağaca bile çıkamazdım yani. Güneşin altında toprak kazmak, taşları devirmek ne güzeldi. Hazine arıyordum.

Babaannemde mevlitler, kandiller, Cuma okumaları olunca ben de oturur onları taklit ederdim, örtü, tespih ile mırıldanırdım.

25 Ocak 2023 Çarşamba

KELİME OYUNU 107

 


Kelime Oyunumuz devam ediyor. Beş kelime veriyoruz ve bu beş kelimenin de içinde olduğu deneme öykü şiir benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın Kelimeleri: Parfüm/Uyku/Ahır/Berbat/Hayalet


VAİNA 25

Elbette gerçek amaçları bu olmasa da her tüccarın ticaret için geldiği bir yerde satmak veya almak için bir şeye ihtiyacı olurdu. Bu nedenle Lua ve şifacı yanlarında çöle ait olan ama çok nadir bulunan bir ağaçtan elde edilen bir özüt getirmişlerdi. Bunu yolculuk ettikleri güçlü scyllaların iki yanından sarkan ağır fıçılar sayesinde taşımışlardı. Bazı hastalıkların tedavisinde önemli bir şifa kaynağı olmasından dolayı gerçekten de pahalı bir nesneydi. Ayrıca kozmetik olarak da kullanıldığı yerler vardı. Kremlerde ve parfümlerde baz olarak kullanılıyor ve kokuyu uzun süre taşımasını sağlıyordu.

Böylece şehirde uzun süre kalmalarını sağlayacak maddi kaynağı ve tüccarların arasında dolaşmanın yolunu bulmuşlardı. Şehrin taş duvarları ve dar sokaklarında ilerleyip neredeyse dolu olan bir handa kendilerine bir oda bulmayı başardılar. Hayvanlar da değerli olduğu için onları koyabilecekleri güvenli bir ahır olması rahatlatıcıydı. Hancıyla uzun süre kalacaklarının garantisini vererek pazarlık edip biraz indirim almayı da başarmışlardı. Ertesi gün keşif gezisine çıkmadan önce iyice dinlenmek için ilk gün handan dışarı çıkmamaya karar verdiler. İyi bir yemek ve sonrasında iyi bir uyku sağlıklı düşünmek ve dikkatlerini toplamak için faydalı olacaktı.

Şehir o kadar kalabalıktı ki nereden başlayacaklarını düşünmeleri gerekiyordu. Hanın alt katı taştan üst katlar ise ahşaptan yapılmıştı. Girişte geniş bir ortak salon vardı, burada yemekler yeniyor ve akşamları bir şeyler içerek sohbet ediliyordu. Barın arkasından iç bahçeye çıkılan bir geçit vardı. İç bahçeden devam edip karşıdaki kapıdan ahıra geçilebiliyordu. Bahçenin sağ yanından mutfağa ikinci bir kapı vardı sol taraftan ise depoya varılıyordu. Üst katlar bahçeye bakan balkonlarla çevriliydi. Katlara balkonlardan inen merdivenler ile ulaşılıyordu. Her katta on iki oda vardı. Sağ ve sol taraftakilerin ortada kalanlarında yandaki binalar yüzünden hiç pencere yoktu. Girişte ve ahır tarafında kalan odalarda ise caddeye baktığı için pencere vardı.

Lua ve şifacının odası ahırın hemen üstündeki kattaydı ve bir penceresi bulunuyordu. Ancak alt kattaki hayvanların kokusu ve gürültüsü adeta odanın içindeydi. Yine de bu uyumalarına engel olamazdı çünkü üzerlerinden bir at sürüsü geçmiş kadar berbat hissediyor ve samanla doldurulmuş yatakları pamuk gibi yumuşak geliyordu. Böylece akıllarında yaşadıkları her şeyin fragmanı bir süre dolanıp kulaklarından şehrin uğultusunun hayaleti silinirken derin birer uykuya dalabildiler.

24 Ocak 2023 Salı

MARKET

 



Markette çalışanlar kavga ettiler. Bazen büyük marketlerde tartışmalar oluyor. Genelde müşteriler kasadakilere bağırıyor. İki lira daha vermen lazım, gibi, yanlış okuttun ürünü, gibi şeyler.

Fakat bu sefer market çalışanları birbirine bağırıyordu. Oğlanın biri, güvenlik kamerasından, ürün yerleştiren bir kızı izleyip telefonuna video çekmiş, gülüp alay ederek. Sonra kıza izlettirmiş, yani gülmek, şaka yapmak için yapmış bunu.

Bak seni çektim diye göstermiş çalışan kıza. Kız da ben nişanlı biriyim, benim görüntümün sende ne işi var, diye bağırıyordu. Müşteriler izledik.

Başka bir çocuk gelip videoyu çekeni savundu. Sonra kız, senin kardeşin annen yok mu deyince o başka çocuk bu kez videoyu çekene, özür dile kızdan dedi. Videoyu çeken ise kızdı, kasayı yumrukladı. Olay büyüdü yani.

Bölge müdürüne haber verdiler. Yarın gelecekmiş artık müdür. Verirler bir ceza sanırım çocuğa. Yani işyerinde sulu bir davranış tabii ki bu.

19 Ocak 2023 Perşembe

KELİME OYUNU 106




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Beş kelime veriyoruz ve bu beş kelimenin de içinde olduğu deneme öykü şiir benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın Kelimeleri: Çöl/Gölge/Cemaat/Titreşim/Yabancı

VAİNA 24

Bir scylla üzerinde dört gün aralıksız yolculuk etmek insanın oturma kaslarının parçalanırcasına ağrımasına neden oluyordu. Yine de ölümcül bir tehlikeyle daha karşılaşmadan aradıkları ülkeye varmış olmaları iç rahatlatıcıydı. Scyllalar altı uzun bacağa sahip olmaları ile bir attan daha hızlı ve daha güçlüydüler ve çölü aşmak için daha uygundular. Ağızlarındaki üç sıra keskin diş tehlikelere karşı savunmada da iyi rol oynuyordu. Tüccarlar için en doğru binek hayvanı oldukları söylenebilirdi. Ama yetiştirilmelerindeki zorluklar nedeniyle pahalı oldukları için herkes tarafından erişilmesi güçtü. Çölün ortasında canlarını kurtarıp sığındıkları kabile ise ezelden beri scylla yetiştirir ve geçimini bundan sağlardı. Kabiledeki herkes çocukluktan itibaren bir scylla sahibi olur onunla beraber büyür ve adeta kardeş olurlardı. Aralarındaki bağ o kadar kuvvetli olurdu ki birbirleriyle zihin bağı kurup konuşabilirlerdi. Dünyada onlardan başka bunu yapabilen bir insan yoktu.

Kabile şefi, Lua ve onunla beraber kurtulanların öyküsünü ve şifacının beyanlarını dinledikten sonra birkaç gün konaklayıp iyileşmelerine izin vermişti. Diğerlerinin istedikleri kadar kalmasına izin verse de Lua’nın bir an önce gitmesini istemişti. Çünkü onun üzerinde kötü bir enerji dolaştığını sezinlemiş ve kabileyi koruması gerektiğine karar vermişti. Şifacı, Lua ile yola devam etme kararı alırken diğerlerini şefe emanet etmişti. Çünkü onlar için ne gidecek güvenli bir yer ne de geri dönecek bir yuva kalmıştı. Kabile kurtulanlara yeni evleri için bir yer göstermiş ve kalmaları karşılığında herkes gibi köy yararına çalışmaları için işler vermişti. Bu daha önce bildikleri bir yaşam stiliydi. Kendilerini gitmeye hazır hissedene kadar kalabilirler veya tümüyle yerleşebilirlerdi. Lua daha fazlasını kurtaramadıkları için kendini berbat hissediyordu. Gölge yaratıklarının onun kokusunu ve enerjisini hissedip bir şekilde sürekli peşine düştüğü belliydi. Bu yüzden üç günden fazla orada kalamamış ve gelmekte ısrar eden şifacı ile beraber yola düşmüştü.

Nihayet Güneş ülkesine varmayı başarmışlardı. Burada aradıkları şeyi buluncaya kadar sıradan tüccarlar gibi diğerlerinin arasına karışarak dikkat çekmemeye çalışacak ve her şeyi çözmenin bir yolunu bulacaklardı. Varacakları yerde kimi bulmaları gerektiğini ve o kişiyi bulduklarında başlarına neler gelebileceğini hala bilmeseler de ellerinde ne başka bir plan ne de geri dönüş biletleri vardı. Tüm kafa karışıklığı ve yolculuğun stresi bir yana dursun ülkenin en kalabalık tüccar kentine girerken yükselen beyaz kuleler ve parlayan çatı kaplamalarının şaşaası altında çınlayan çanlara karışan kalabalık insan sesleri Lua’nın başını döndürmüştü. Üstelik Ingrid’in yetiştiği kasabaya oldukça yaklaşmış oldukları için mi bilinmez içini garip ve mistik bir ürperti kaplamıştı. Burası bir tüccar kenti olmasının yanında ülkenin en önde gelen tapınağını ve onun cemaatini de barındırıyordu. Ve belki de bu yüzden etrafı saran atmosferde belki sadece şifacı ve Lua’nın farkında olabileceği ancak sıradan insanların fark etmediği titreşimler yayılıyordu. Onlar bu titreşimi hissetmişken bunun kaynağında kim bilir kimler vardı ve onların da bu iki yabancının kente adım atışını hissetmiş olması mümkündü. Şifacı ve Lua bunları belki de aynı anda düşünmüş olacak ki birbirlerine temkinli bir bakış atarak dikkatli olmaları konusunda anlaştılar.