15 Aralık 2022 Perşembe

KELİME OYUNU 103




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta beş kelime veriyoruz, bu kelimelerin de içinde olduğu öykü deneme şiir benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Çember/Bariyer/Fırtına/İletişim/Uçurum/


VAİNA 22

Şifacıyı yanında hayatta kalan üç kişi ile beraber bir koruma çemberinin içinde bulduğunda hepsinin de gücü tükenmek üzereydi ve koruma çemberi de neredeyse yok olacakmış gibi görünüyordu. Şifacı elinden gelen bütün güçle bu çemberi oluşturmak için son kuvars taşlarını kullanmıştı. Taşları etraflarında bir kare oluşturacak şekilde yere bırakmış ve bariyer oluşturmaları için enerji ile beslemişti.

Peşlerinden gelip neredeyse onları yakalayacak olan yaratıklardan son anda kaçarak çocuklarla beraber bariyerin güvenli alanına girdikten sonra Lua Ingrid’in sesini dinledi ve Şifacının ellerini kendi elleri arasına aldı. Diğerleri de aslında bir etkisi olmasa bile yapabilecekleri başka hiçbir şey olmadığından onu takip edip ikisine birden tutunmuştu. Kadıncağız neredeyse bütün enerjisini kullandığı için bayılmak üzereydi.

Fırtına gittikçe kötüleşmişken etraflarında onlarca yaratık artık bariyerin tükenmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Ingrid artık Lua’nın bedenine bağlı olsa ve onun dışında hayatta kalamasa da ruhu bir süredir epey dinlenmiş durumdaydı. Güç kazandıkça Lua ile daha kolay iletişim kurabiliyor ve kısa süre olsa da uçurumdan düştüklerinde olduğu gibi dışarı çıkıp yardım edebiliyordu. Şimdiyse güçlerini Lua aracılığı ile kullanıp şifacıya enerji veriyordu. Bu sayede kuvars taşları tekrar enerji ile dolup parlamaya ve bariyer güçlenmeye başladı. Yaratıklar gittikçe sabırsızlandığı için bariyere saldırıyorlardı. Bu darbelerin her birinin etkisini hem şifacı hem de Lua acı verici şekilde hissediyordu. Fakat Ingrid ve şifacı arasında adeta bir paratoner gibi kaldığı için Lua’nın çektiği acı bin kat daha fazla oluyordu.

Bir süre sonra yaratıkların sayısı arttıkça saldırıların şiddeti de artmış ve durum dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. Lua ne kendi acı dolu haykırışını ne dualarla yakaran diğerlerini ve çocukların ağlayışını işitmiyor sadece müthiş bir acı duyuyordu. Bu o kadar berbat bir hal almıştı ki bir süre nefes almadığını bile fark etmedi. En sonunda kendinden geçerken ellerini sıkı sıkıya tutan şifacı ve diğerlerinin kolları arasında yığıldı.

Bir iki saniye kıpırtısız kaldıktan sonra gözleri soğuk bir ışıkla dolu şekilde tekrar açıldı. Fakat uyanan Lua değildi. Bunu ona bakan şifacı da anlamış ve yüzünde şaşkınlık ile korku arasında bir duygu asılı kalmıştı. Lua bilincini kaybettiği için fırsat bulan Ingrid kontrolü eline almıştı. Aslında bunu yapabileceğini bile bilmiyordu. Şimdi Lua aradan çekildiği için gücünü daha kontrollü kullanabilecekti. Herkese gözlerini kapatmasını söyledi. Sonra etraflarında Ingrid’in yaydığı enerjiden müthiş bir patlama meydana geldi. Bu öyle şiddetliydi ki çevrelerini saran yaratıkların onlarcasını yakıp kavurmuş, geriye kalanları ise can havliyle avlanmayı bırakıp kaçmak zorunda kalmıştı.

Büyük bir kum fırtınası ile örtülü olmasalardı ışığın ve patlamanın şiddetini kilometrelerce öteden görenler oraya bir meteor düştüğünü sanabilirdi. Işık patlaması yavaşça kaybolurken Ingrid de kontrolü daha fazla elinde tutamadı ve o da kendinden geçti.

13 Aralık 2022 Salı

ÖFKE

 


Birçok hastalığın temelinde stres, öfke, kin, nefret gibi duygu durumları yatıyor. Bu olumsuz duyguların şiddetine göre hastalıklar da ağır olabiliyor. Hasta olduktan sonra da bu duygular yine etkili. Hastalığa kızmanın derecesine göre yine hastalık artabiliyor.

İlginç ama bütün rahatsızlıklar benzer şekilde ortaya çıkıyor. Kızgınlık. Hepimiz bir şekilde anne babamıza, kardeşimize, iş arkadaşlarımıza, okul arkadaşlarımıza kızgın olabiliriz. Bizi sevgisiz büyütenler, yalnız bırakanlar olabilir. Anne babalar bunu yapabiliyor. Veya anne baba kardeşlerden birine daha çok ilgi gösterebiliyor.

Kızmak için nedenimiz çok. Anne babalar da çocuklarına kızarlar. Ben seni böyle mi yetiştirdim, benden böyle mi gördün gibi. Ona kız buna kız, sonu gelmiyor.

Bir yandan da siniri, kızgınlığı, öfkeyi bastırmak da kötü, o da hastalık nedeni. O nedenle kız ama sürdürme. Kız ve at içinden, gitsin. Kendine kızmak, hayata kızmak. Bunlar da çok popüler.

Tabii hayatımıza olumlu ve sağlıklı devam etmek için bizi nelerin kızdırdığını bulmamız lazım. Annem beni hiç anlamıyor, patronum bana haksızlık yapıyor gibi. Bunun üzerinde düşünüp birkaç gün belki bunları saptayabiliriz. Kendimi değersiz hissediyorum, en çok da buna kızıyorum, gibi. İnsanlar bencil, gibi. İsyan edeceğim, kaçıp gideceğim gibi. Beni sevmiyorlar, dışlıyorlar gibi. Ya da kendime kızıyorum, kendime ceza vereceğim gibi.

Kızgınlık, sinir, öfke insanı hasta eder, yıpratır, yorar, günü yaşamamızı etkiler, hiçbir şeye odaklanamayız. O nedenle, öncelikle nelere kızdığımızı bulmak, sonra da bunları kabul etmek ve sonra da bunlardan kurtulmayı gerçekten istemek lazım.

8 Aralık 2022 Perşembe

HİTLER YEŞİLÇAMDA


 

Bir film izliyordum. Rüyamda. Bir yandan da yanımda haşlanmış mısır ve kiraz vardı.

Eski Yeşilçam filmlerinden. Hülya Koçyiğit, Engin Çağlar. İmkansız aşk konulu klasik Yeşilçam filmlerinden işte ama aynı zamanda da bir Nazi filmiydi.

Hitler kötü adamdı. Hitler ve Yeşilçam bir araya gelmişler işte. Ama senaryo bizdeki gibi yumuşak, masum değil Alman usulü sert bir film. Aynı zamanda fantastik öğeler de var.

Filmde ağaçta yaşayan minik insanlar vardı, bir büyük çınar ağacında. Filmin geri kalanı ise çöl atmosferiydi ama minik insanlar ve ağaç renkli renkliydi. Minik insanlar parmak kadardı, parmak çocuk gibi, Hitler’e karşı isyan halindeydiler, onu durduracaklardı ve ayrıca Hitler Hülya ile Engin’in bir araya gelmesini de istemiyordu. Minik insanlar onları koruyordu.

Rüyamda dedim, amma da saçma film bu, mısırı yedim, kirazı yedim. Ya dedim bu film nasıl ödül aldı ki? Belki dedim, Hitleri, Nazileri fantastik biçimde ele alıp Yeşilçam dokusuyla harmanlamışlar, benzeri yok bu filmin, benzersiz olduğu için birçok ödül toplamış olmalı.

Hitler her ortaya çıktığında filmde, gavura bak hele bak yazık ediyor çocuklara diyordum. O kadar saçmaydı ki. Ama rüya işte. Neyse ki rüyalar 3D oluyor.

6 Aralık 2022 Salı

SATILIK

 


Küçükken babamla şişme bota binerdik. Babam balık tutmak isterdi. Açılırdık biraz sahilden. İki küreğimiz vardı. Bir gün, kürek çekerken ben birini düşürdüm suya ve sonra da bulamadık onu.

Babam ikinci kürek yerine paletini kullandı, ayağını botun ipinin altından geçirerek. Sahile gelince, ne güzel aksiyon yaşadık, bunu unutmazsın dedi, sahiden de unutmadım.

Bizim ailede Alamancı çok. Büyükler eskiden gitmiş işte, onların çocukları da orda hala ve gidip gelirler. Arada bir Alman arkadaşları ile tatile gelirler, aile büyüklerinin evlerinde kalırlar, geziye çıkarlar.

Bir keresinde, bu Almanlardan biri, sizin burda en büyük emlak firması “SATILIK” demişti. Her yerde bunu görmüş ve emlak firması sanmış. Evet dedik, rakibi de “KİRALIK”.

Öğrenciyken okulda her zaman çikolata yerdim. Dişlerimde hep çikolata olurdu. Bundan da hoşlanırdım. Fotoğraf çekilmekten hoşlanmazdım. Hep derdim dişimde çikolata var.

Dişlerimi gösterirdim, çizgi film gibi, dişlek gibi “Tamam patron” derdim. Hep çikolatalı dişler olduğu için hep zaten çocuksu olurdum yani. Yani hala kaplumbağaların üzerine isim yazardık, lisede.

Çikolata yemeyenlere Quaker, Amish, derdik, siz başka mezhepsiniz. Sağlığım bozulacak diyerek şeker, gazoz yemeyenler başka bir kültürden olmalılar çünkü.

2 Aralık 2022 Cuma

KELİME OYUNU 102




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta beş kelime veriyoruz, bu kelimelerin de içinde olduğu öykü deneme şiir benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Fırtına/Nefes/Gölge/Pençe/Kabile


VAİNA 21

Kum fırtınası içinde nefes almaya ve gittiği yeri görmeye çalışırken kafasının içinde ismini “ritim” kelimesinden türetmiş bir müzik grubunun bir şarkısının piyano versiyonu çalıyordu. Tökezleyip düştüğünde yerinden kalkmaya çalışırken şarkı Vaughan’ın “Bir Aşığın Konçertosu”na değişti. Piyano sanki az ötede kum fırtınasının içinde bir yerdeydi de birisi rastgele çalışma yapıyor gibiydi. Başka bir köşede içinde kum dolu olan ritim enstrümanlarıyla iki kişinin ritim tuttuğundan emindi. Şifacıya seslendi ama arada bir duyduğu yardım çığlıkları dışında bir cevap alamıyor ve seslerin hangi taraftan ve kimden geldiğini de çözemiyordu. Fırtına tüm sesleri istediği yönde değiştiriyor gibiydi. Her tökezleyip düştüğünde aklında dönen şarkı değişiyor ve bunu durduramıyordu. Başına aldığı darbe yüzünden böyle olduğunu ve beyninin kontrolünü kaybettiğini düşündü. Aslında bir çeşit sinir krizi geçiriyor gibiydi. Nefesini kontrol edemediği için ihtiyaç duyduğu oksijeni alamaması da işi daha kötü hale getiriyordu. Hava zaten kararmaya başlamışken üzerine yağan kum gün ışığını iyice kesiyordu.

Tekrar tekrar seslenip birilerine ulaşmaya çalıştı. Bu sırada şifacının ona verdiği silahın geyik boynuzu kabzasına da sıkı sıkı sarılmıştı. O gölge canavarlarının kumların arasında dolaştığını hissedebiliyordu. Kumun içinde adeta yüzer gibi ilerlerken aslında yerinden kıpırdayıp kıpırdamadığını da anlayamıyordu. Kafası o kadar karışık durumdaydı ki ne gittiği yönü ne de ilerlediği mesafeyi kestiremiyordu. Tüm bu karmaşa ve belirsizlik içinde dehşete kapılmak üzereydi. Diğerleri neredeydi, gölge yaratıkları onlara ulaşmış mıydı bilmek imkânsızdı. O kadar hızlı nefes almaya çalışıyordu ki bu şekilde devam ederse bayılabilirdi. Başı dönmeye başladığında ve ensesinde keskin bir acı meydana geldiğinde kumların arasında hareket eden bir şekil dikkatini çekti. Başta onun şifacı olduğunu sanıp seslenmek üzereyken bir anda bunun kötü bir fikir olduğunu hissetti. Bir şekilde onun şifacı olmadığını anlamıştı. Şekil etrafında dönüyor, onu arıyor gibiydi. Bu sırada elinin kan içinde olduğu fark etti. Sonra bir kolunun devasa bir pençe tarafından yaralanmış olduğunu gördü ve bunu kontrol ederken aslında göğsünde de derin olmasa da aynı pençe yarasının usulca kanadığını şaşkınlıkla fark etti. Bunun ne zaman olduğunu bilmiyordu. Belki de az önce o kumların içindeki şeklin sahibi ile karşılaşmış ama o ana dair hafızasını kaybetmiş olmalıydı. Neler olduğunu anlamaya çalışırken belli belirsiz bir ses işitti. Birisi ona sesleniyordu. Şifacı değildi. Belki de o şekil zihniyle oyun oynamaya devam ediyordu.

Fırtına gelmeden önce bahsettikleri kabileye ulaşabilmiş olsalardı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Ne yapması gerektiğini düşünmeye çalışırken kumların içinden ulaşan ses yine “Lua!” diye onu çağırdı. Sonra bu sesin tanıdık olduğunu düşündü. Bu Ingrid’in sesiydi. O yaratık sahiden aklına ulaşıp onu delirtmeye çalışıyor olmalıydı. Sesin Ingrid’e ait olması imkansızdı çünkü şu an uykuda bile değildi. “Beni rahat bırak kahrolası!” diye bağırarak karşılık verdi. O şeyin avcunun içindeyken saklanmaya çalışmak boşunaydı. Öfkeyle adımlarını hızlandırdı. Nereye gittiğini göremese bile o şeyi bulup savaşmalı ve nasıl bitecekse bitmeliydi. Böyle yürürken bir yandan kafasındaki piyano çalmaya devam ediyor öte yandan sahte Ingrid sesleniyor ve o da “Kes sesini oyunculuğun berbat seni ucube!” gibi şeyler söyleyip dikkatini toparlamaya çalışıyordu. Sonunda ileride bir gölgenin kıpırtısız durduğunu fark etti. Sonunda onu yakalayabileceğini düşündü. Fakat bu şekil öncekinden biraz kısa boyluydu. “Her neyse” diye düşündü bu da bir oyun olmalıydı. Tüm hızıyla koşup şeklin üzerine atılacağı sırada son anda kendini durdurdu. Bu aradığı canavar değildi. Mia adlı köyden bir kız çocuğuydu. Yanında da yerde baygın yatan abisi Bun vardı. Kıza korkmamasını söyleyip Bun’u kontrol etti. Uykuda gibi sakin görünüyor ve düzgün nefes alıyordu. “Mia, başka kimseyi gördün mü?” diye sorduğunda kız ileriyi işaret etti. O yöne doğru baktığında gölge yaratıklarından birinin onlara doğru baktığını gördü.

O dakikadan sonra neler olduğunu tam olarak hatırlamıyordu. Yerdeki çocuğu bir çırpıda omzuna atıp Mia’yı elinden tutarak koşmaya başladıklarını hatırlıyordu. Koşarken Mia’nın tökezlediğini ve onu neredeyse uçurur şekilde sürüklediğini. Durmak için bir an bile vakit yoktu. Kız neyse ki çabuk toparlanıp koşmaya devam etmişti. O şey de hemen arkalarındaydı. Böyle koşarken nasıl olduysa kayalık bir uçuruma kadar tırmanmışlardı. En sonunda adım atacak bir yer kalmamıştı. Dikkatsizlik ve panik böyle anlarda büyük kazalar yaratırdı. Gözlerine kum dolup durduğu için beyaz yerleri tümüyle kanlanmış ve yanıyordu. Yaraları kan içindeydi. Kız elini sıkıca tutarken korkudan titriyor ve çığlık atıyordu. Bun hala baygındı. Uçurumu son anda fark etmişti. Bir ayağı çoktan boşluktayken diğeri de burkularak yan dönmüştü. Boşlukta bir an için denize düşmüş gibi hissetti. Sanki dalga yerine rüzgarın kuvveti onu kavramış ve yukarı doğru itebilirmiş gibi. Ama öyle olmadı elbette. Ağırlık merkezi sol omzunda Bun yüzünden dengesini koruyamaz şekildeyken kayıp gitmelerine engel olamadı. Düşerken Mia’yı da istemeden aşağı çekmişti. Kız ona sıkıca tutunmaya devam ediyordu. Ayakları yerden kesilip süzülürlerken yaratığın arkalarından yetiştiğini ve sivri pençelerini onlara doğru savurduğunu gördü. Ama zehirli keskin pençeleri onlara yetişememişti. Böylece yaratık tarafından öldürülmekten kurtulmuş olsalar da oldukça yüksek bir kayalıktan düşüyor olmaları oldukça trajik bir sondu. Başının çatlayacak gibi ağrıdığını hissetti. Düşmek neden bu kadar uzun sürdü anlamak zordu. Tüm hücrelerini yanıyor gibi hissederken yine Ingrid’in sesini duydu. Ona karşı olan sözünü tutamayacak olduğunu hatırladı. Burada bu şekilde her şey sona eriyordu.

Sonra çok tuhaf bir şey yaşandı. Bir anlığına zaman durmuş gibi geldi. Birkaç saniye için etraflarında dönen kum fırtınası dahil her şey havada öylece durdu. Ingrid’in bu kez kulağına fısıldadığını sandı. “Onları sıkıca tut” diyordu. Bu çok tuhaftı ama dediğini yapmadan edemedi. Bun ve Mia’yı daha sıkı tutup sarıldı. Mia da bayılmış gibi görünüyordu. Ardından teninin ürperdiğini ve sırtının karıncalandığını hissetti. Etrafındaki hava bir anda garip bir enerjiyle soğumuş gibiydi. Ve çevrelerini mavi bir enerjinin sardığını gördü. Şimdi de biri ona sıkıca sarılıyordu. İki yanında bir anda kocaman iki kanadın uçlarının sırtından öne doğru gelerek etraflarını sardığını gördü. Kanatlar düşüşü yavaşlatmak için aniden açılırken tüylerin havayı yırtışını işitti. Ingrid ona sırtından sıkıca sarılmış ve kanatlarıyla düşmekten kurtarmıştı. Zaman tekrar akmaya başlarken yavaşça havada süzüldüler. Ingrid’i tam olarak göremiyordu ama nefesini boynunda hissedebiliyor gibiydi. Boynunu olabildiğince zorlayarak geriye dönüp onu görmeye çalışsa da kanatlardan ve Ingrid’in uçuşan saçlarından başka bir şey seçemedi. Yere inince onu görebilmek ve sarılmak için can atıyordu. Şuan nasıl olup da ortaya çıktığını bir türlü anlayamıyordu. Yere yaklaştıklarında Ingrid “geri dönmek zorundayım” diye fısıldadı. Lua buna itiraz etti. Buraya dönmeyi başarmışken geri gitmek de ne demekti. “Ingrid burada değilim.” diye yanıtladı. “Bu sadece bir enerji yansıması. Bedenim olmadan yaşayanların arasında uzun süre kalamam. Parçalanırım. Zihninde güvendeyim. Ama ihtiyaç duyduğun anda burada olacağım.” diye açıkladı. Lua onun kanatlarının parçalanıyor olduğunu fark etti. Tıpkı Vaina ile savaşından sonra bedeninin yok oluşuna benziyordu. Lua’nın zihnine geri dönmezse gerçekten de yok olacaktı. Yere indiklerinde iki baygın çocuğu da kumlara sakince bıraktı ve sonunda karşısına geçen Ingrid’in enerji yansıması veya her neyse onu görebildi. Hatırladığından daha güzeldi. Kanatlarını saklamıştı. İkisi de hiçbir şey söyleyemiyordu. Ingrid daha fazla duramazdı. İlerleyip Lua’nın elinden tuttu. Bu dokunuş sanki bir buza dokunmak gibiydi. Ingrid’in enerjisi güneşten geliyor olsa da sıcak tonlarda değildi. Hatta uzun süre maruz kalırsa dokunuşu Lua’nın parmaklarını buza çevirebilirdi. Lua yine de geri çekilmedi. Elinden gelse gitmemesi için onu sonsuza dek böyle tutabilirdi. Hiçbir şey söyleyemeden sadece buruk bir şekilde gülümsediler. Ingrid kaybolmadan önce dudakları kısa bir süre buluştu. Lua gözlerini tekrar açtığında artık kaybolmuştu. Hala olanlara anlam veremese de Ingrid’in enerjisini içinde hissediyor olmak kafasını toparlamasını da sağlamıştı. Bir an önce hayatta kalanları bulup bu fırtınanın içinden çıkmaları gerekiyordu.

https://www.youtube.com/watch?v=TIhhCUp5oVI

Sıkıntı çeken, hasta olan yakınlarına bakan kişilerin güçlü kalma şarkısı.