V.E.Schwab
Pegasus Yayınları
Romanda sihri bir kenara bıraksak aslında romantizm, macera, suç, aksiyon var. Bir bakıma Katiller Çetesi’ne benziyor. Sarai ile Victor gibi bu romanda da Lila ile Kell var. Sarai gibi Lila da bir miktar yasadışı bir kız, eski İngiliz filmlerindeki kasketli, sokaklarda koşan hınzır ama tatlı sokak kızlarına benziyor, Kell de güçlü olan, romantizmden anlamayan karakter, yani Victor veya Moon Lovers’daki Prens Wang So.
Üç ana karakter, Kell, Lila, Rhys. Rhys bir prens, Kell ile yarı kardeş gibiler. Lila, hırsız kız, Kell ise krallık koruyucusu, elçisi gibi görevleri olan bir tür sihir adam, bir Antari büyücüsü, bir gözü siyah olan ve dünyada sayısı az olan kahramanlardan. Kell, dört Londra arasında geçiş yapabiliyor, genellikle duvarlarda açılan geçitlerden diğer Londra’lara geçiyor. Dört Londra, aynı doğada dört ayrı şehir gibi. Yani her şey aynı ama dört tane var aynı şehirden, bir bedende dört ruh gibi. Londra da bildiğimiz İngiltere’de değil.
Dört Londra, gri, siyah, kırmızı, beyaz. Sadece büyücü Kell ve diğer büyücü Holland bu dört şehirler arasında geçiş yapabiliyor, yaklaşık 300 yıl öncesine dek herkes geçiş yapabiliyorken sihir dünyasındaki olaylardan dolayı bu artık olanaksız ve yasak. Kell ise dört şehir arasında dolaşarak bir çeşit antikacılık yapıyor keyif için. Bir şehirden aldığı bir nesneyi öbür tarafta satıyor. Şehir geçişleri dışında başka büyü yapması gerekmiyor. Ancak bu alışverişlerin birinde eline bir taş geçiyor, taş ile başka şehre geçince işler karışıyor, çünkü taş sihirli, dahası sihrin kendisi. Taş elindeki kişiye bağlı olarak iyi veya kötü sihirler yapabiliyor. Örneğin, taş sayesinde bedenden bedene geçişler de olabiliyor.
Ultra Maniac adlı Manga’daki gibi herkes taşın peşine düşüyor. Lila da Kell ile birlikte diğer Londra’ları görmek istiyor ve bu taş sayesinde o da duvarlardan geçebiliyor. Kell ve Lİla taşı kötülerden korumak için çabalıyor, Holland da taşı istiyor, bu arada Prens Rhys’ın yaşamı da tehlikeye giriyor.
Kell ve Lila ile Kell ve Rhys sohbetleri eğlenceli. Sohbetler aslında çok bilindik ve tanıdık ama ortam çok fantastik ve karanlık olduğundan okuru büyülü ve biraz da esprili bir atmosfere sokuyor roman. Konu ilginç, ortam dekor 1900 başı İngiltere gibi, kahramanlar da tanıdık gibi olunca roman çok sürükleyici olmuş haliyle.
Büyü, romantizm, dönem, sihir, fantazya sevenlere.
Not:3/4




