4 Kasım 2022 Cuma

KELİME OYUNU 100




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Beş kelime veriyoruz ve bu beş kelimenin de içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Kurban/Şaşkın/Köy/Kümes/Serbest/

VAİNA 19

Sabaha dek ormanın içinden yükselen kurbanların çığlıkları ve sinsi düşmanın korkunç kükremeleri karşısında çaresizce geride kalanlar için yas tutmuş ve yerlerinin bulunmaması için dualar etmişlerdi. Böylesine feci bir saldırıya hazır olmadıkları için şaşkın ve yaşananlar yüzünden dehşet içindeydiler. Geri dönüp savaşmak isteyenler ve gerçekçi olup bir şansları olmadığını düşünenler arasında kavga çıkmış olsa da son sözü şifacı söylemiş ve yerlerinde kalmalarına karar vermişti. O şeyler karşısında sıradan bir ölümlünün hiçbir şansı yoktu ve şifacının gücü tek başına ancak beş tanesine yeterdi.

Mağaraya kaçamayıp köyde kalan yaklaşık yirmi kişi vardı. Gecenin ilerleyen saatlerinde duyulacak bir çığlık kalmamış gibi görünürken arada sırada o şeylerin bir yırtıcıyı andıran uluması insanın kanını donduruyordu. Sabaha doğru bir yağmur geceyi saran vahşeti yıkamak istercesine şiddetle yağdı. Güneş yükselip yağmur dindiğinde kimsenin konuşmaya gücü yoktu. Şifacı gün ışığının o şeyleri geri çekilmeye zorlamış olacağını düşünüyordu. Böylece sonsuza dek o mağarada kalmaları mümkün de olmadığından dikkatlice köye geri döndüler.

Geri döndüklerinde gördükleri karşısında neredeyse hiçbiri gözyaşını tutamamıştı. Bütün köy büyük bir yangınla yerle bir olmuş durumdaydı. Bütün ağıl ve kümes hayvanları, bütün evler depolar yakın yerlerdeki ekinlerle dolu tarlalar her şey yanmıştı. Küllerin ve kömürlerin arasında yarısı yanmadan kalabilmiş ahşap kirişler briket parçaları kırılmış kiremitler ve erimeye yüz tutmuş metal aksamlar evlerden geri kalan zavallı parçalardı. Mağaraya ulaşamayan kişilerin izi dahi etrafta yoktu. Şifacı onların yaratıklar tarafından alınmış olduklarını söyledi. Bunu atalarının anlattıklarından biliyordu.

Gölge yaratıkları, ki onları Lua'nın anlattığı Vaina kontrol ediyor olmalıydı, yaşayan canlılarla besleniyorlardı ve köye saldıranlar da onlardı. Ağlayıp sızlanmaya veya yas tutmaya vakit yoktu. Şifacı bulabildikleri her şeyi toplamalarını söyledi. Buradan hemen gitmeleri gerekiyordu. Lua herkes yanına alabilecekleri neler var diye bakmak için etrafa dağılırken dönüp çevresine baktı. Daha dün bir yuva gibi görünen köy kar gibi yığılmış küllerin altında yok olmuştu. Ve bundan kesinlikle kendisini sorumlu tutması gerektiğini düşünüyordu. Eğer her şeye burnunu sokmamış ve Vaina'yı serbest bırakmamış olsaydı bunlar yaşanmamış olacaktı. Şimdi Ingrid'den sonra yok olan yirmi kişi ve bütün köyün sorumluluğu yüreğine büyük bir ağırlık veriyordu.

Yerde bulduğu bir oyuncak bebeğe bakarken lanetlenmiş olmalıyım diye düşündü. O sırada şifacı "kendine acıyacak vaktin olduğunu sanmıyorum, bunun yerine faydalı bir şeyler düşün ve bunca insanı o şeylere yakalanmadan nasıl güvenli bir yere götüreceğimize odaklan, kendini daha sonra cezalandırırsın." dedi ve yolculuk hakkında plan yapmaya koyuldular. Gece çökmeden epey yol almış olsalar iyi olacaktı.

2 Kasım 2022 Çarşamba

BLA BLA

 


Airbnb ile yolculuklarda kalacak yer bulmak kolaylaştı yıllardır, Zoom ile de kolokyumlara katılmak, ders vermek almak kolay, Blablacar ile de bir yere gidecek araba bulmak. Aracı olan insanlar seyahat edeceği yerler için aracına yolcu alıyor. Pandemide başladı bu uygulama.

Yani şimdi örneğin Antalyaya gideceksiniz, uçak veya otobüs ile gitmek için birkaç yüz lira vereceksiniz ya da aniden gidecekseniz bilet bulmak da zor olabilir ama Blabla ile 150 liraya hemen gidebilirsiniz. Uçak gidiş dönüş 2500 TL, otobüs 350 TL. Orda yazıyorlar. Antalyaya gidiyorum, iki kişilik yer var, gelmek isteyen gelsin diye, fiyatını da söylüyor.

Hem araç sahibine ucuza geliyor hem de gidenlere ucuza geliyor. Dolmuşa biner gibi. Birbirini tanımayan 5 insan yola çıkıyor, eğlenceli de olabilir tabii. Araç kiralamaktan daha ucuz daha kolay. Bir yere yolculuk yaparken bu uygulamayı açıp işte Çanakkaleye, Bergamaya giden var mı diye bakıp hemen konuşup gidilebilir.

Pandemi sürecinde aşı olmayanları otobüslere, uçaklara almıyorlardı, o zaman Telegram’da gruplar kurulmuştu, herkes haberleşip birlikte gidiyordu, o süreçte çıkmıştı bu gruplar. O gruplar yaklaşık bir yıl önce Blabla’ya geçtiler. Yolculuk yapanlar da şimdilik memnunlar. Benzin fiyatları da artınca tercihler bu yöne kaydı. Yine de araba veya arkadaş seçerken dikkat etmekte fayda var.

Diyelim 3 arkadaş birlikte Konyaya gidecek, aç uygulamayı, oraya gideni bul, dört kişi gidin, kişi başı yüz iki yüz liraya.

30 Ekim 2022 Pazar

İTALYAN SİNEMASI




İtalyan Sineması, Fransız Sineması ile birlikte dünya sinemasının en köklü, en güçlü iki sinemasından biri. İran, Japonya, Rusya gibi. İkinci Dünya Savaşından sonra Yeni Gerçekçilik akımı başlıyor, Bisiklet Hırsızları ile, ki Yurttaş Kane ve Potemkin Zırhlısı ile gelmiş geçmiş en önemli üç filmden biri, daha sonra yönetmenlerle devam ediyor.

Fransa ve İtalya sineması, yönetmenler sineması aslında. Fellini, Pasolini, Visconti, Rosselini, Bertolucci gibi müthiş yönetmenler var, daha sonra da Tornatore, Salvatores, Moretti vb.

Küçük bir seçki:

The Hand of God (Sorrentino/2021)

La Stanza Del Figlio (Moretti/2001)

Saimir (Munzi/2004)

Cahil Periler (Özpetek/2001)

The Best of Youth (Giordana/2003)

Büyük Yarış (Rovere/2016)

I am not Scared (Salvatores/2003)

Gomorra (Garrone/2008)

I am Love (Guadagnino/2009)

Sen Dünyaya Gelmeden (Castellito/2012)

Prendimi L’anima (Faenza/2002)

Malena (Tornatore/2000)

Mia Madre (Moretti/2015)



2000 Öncesi

La Vita e Bella (Benigni/1997)

Il Postino (Radford/1994)

Özel Bir Gün (Scola/1977)

La Dolce Vita (Fellini/1960)

Mediterraneo (Salvatores/1991)

Roma Açık Şehir (Rosselini, 1945)

Bisiklet Hırsızları (Sica, 1948)

Cennet Sineması (Tornatore/88)

Blow Up (Antonioni/66)

Gece (Antonioni/61)

Küçük Buda (Bertolucci/1993)

Finzi-Contini’lerin Bahçesi (Sica/1970)

Venedikte Ölüm (Visconti/1971)

25 Ekim 2022 Salı

ÇOCUK ALDIRMAK MI ÖLDÜRMEK Mİ?


 



Kürtaj, genel olarak dünya üzerinde çözülemeyen, tartışılan konulardan biri. Çözülmesi de çok zor. Etik anlamda, dinsel anlamda çözümler var ancak yasal olarak çözümü henüz yok.

Kişiler, ülkeler halen kendilerine göre karar veriyorlar. Özgürlük açısından bakınca bu doğru zaten. Benim bedenim diyenler özgürlük açısından bakıyorlar. İster doğururum ister aldırırım. Böyle bakınca tamam da bir yandan da özgürlüğün karşısında cinayet var. Yani sen özgürsün, doğurmuyorsun, aldırıyorsun, tamam da bebeğin veya ceninin de özgürlüğü var. Cenin de doğmakta özgür, bebek de yaşamakta özgür. Bazı ülkelerde, bebek doğduktan sonra kordonu kesilmezse yaşıyor sayılmıyor, canlı sayılmıyor, iğne ile öldürülüyor, özellikle doğan bebek sakat ise. Kordon kesilince insan sayılıyor.

Özgürlük için denir ya, senin özgürlüğün bittiği yerde bir başka insanın özgürlüğü başlar. Bir bebek ne zaman insan olur? Bunun üzerinde net bir anlaşma yok. Birçok ülkede bebek doğduktan sonra artık insan olarak kabul ediliyor. Başka yerlerde bebek ana rahmine düştüğünde canlı sayılıyor. Diğerlerinde iki ay sonra insan ve canlı kabul ediliyor. Doğup ilk nefes aldığında veya ana rahminde de nefes aldığında insan kabul edilebiliyor.

Bu durumda onu öldürmek bir tür cinayet oluyor. Oluyor mu olmuyor mu? Bebek rahimdeyken canlı organizma ancak insan mı? Bu noktada şu var ki, bebeğe ruh geldiğinde veya ruh üflendiğinde o artık bir insandır. Ruh ne zaman üfleniyor? Ceninin ilk günlerinde mi? Bebek ne zaman düşünmeye, hissetmeye başlıyor? Bu konuda herkes farklı düşünüyor. İnsan nereye dek özgür? Bu noktada önemli olan bu konuda yasa ne olmalı? İnsanları kürtaja zorlamalı mı? Serbest mi olmalı?

Bir insan bir aile çocuk bakmaya uygun değilse de acaba çocuk doğmalı mı? Diyelim anne uyuşturucu bağımlısı, çocuğu var ancak öyle gidiyor ki kafası, çocuğunu tanıyamaz hale geliyor, kocası ile boşanmışlar, kadın kafası uçmuşken kocasını arıyor, sen çocuğumu çalmışsın, klonlayıp getirmişsin diyor, bu çocuk benim değil al. Bu çocuk bu kadında kalmalı mı? Yoksa kadın özgür mü? Ya da anne baba alkolik, çocuğun farkında bile değiller, hatta çocuğun altını bir iki ay değiştirmemişler, çocuğun poposunda kurtçuklar oluşmuş. Bu bebeği onlardan almak yine de zor. Özgürlük açısından düşününce. Bu noktada sosyal sistem araya girmeli.

Ülkemizde de insanlar rahatlıkla kürtaj oluyor. Ama, zengin ülkelerde olduğu gibi, insanlar doğurunca çocuğa bakamazsa devlet araya girip ona iyi şartlarda bakım sağlamıyor ya da çocuk doğurana çok iyi aylıklar ödenmiyor. Zengin ülkelerde o nedenle genç yaştaki kızlar bile rahatlıkla doğuruyor.

Dünya üzerinde genelde insanların özgür olmasına doğru bir eğilim var. Ancak, özgürlüğün bir sınırı olmalı mı? Yasal olarak yani. İnsanların çalışmama özgürlüğü de var. Gelişmiş ülkeler bu sorunu çözmüş. İstemeyen çalışmıyor, devlet ona bakmak durumunda. Ama onlara ödenenler de vergilerden çıkıyor. Yani çalışmama özgürlüğünü çalışanlar sayesinde alabiliyorlar. Bu bir özgürlük mü? Bu nedenle çalışanların sayısı azaldığı için çalışanlar da yüksek maaş istiyor.

İnsan, özgürlüğün de suyunu çıkarıyor, insanları kısıtlamanın da. Yıllar geçtikçe insanoğlu bu sorunları çözecek elbette.

21 Ekim 2022 Cuma

KELİME OYUNU 99




Kelime Oyunumuz devam ediyor. Her hafta beş kelime veriyoruz, bunların da içinde olduğu öykü şiir deneme benzeri bir yazı yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes beş kelime verebilir.

Haftanın kelimeleri: Sıva/Köşe/Köpek/Pencere/Nefes

VAİNA 18

Gecenin karanlığını bıçak gibi kesen çığlıklarla gözlerini açtı Lua. Aynı anda uyuduğu odanın kapısı şiddetle açılıp ardındaki duvara çarptı. Duvardan büyük bir sıva parçası yerinden kopup etrafa saçıldı. İçeriye giren şifacının kırışıklıklarla çevrelenmiş gözleri soğuk bir dehşeti yansıtıyordu. Yılların tecrübesiyle hala sakin kalıyor olsa da hareketlerindeki acele ve yüzündeki donukluk büyük ve korkunç bir şeyin meydana geldiğini anlamaya yetiyordu.

Lua'ya sessiz olmasını işaret ederek köşede duran çantayı ona doğru attı. Bu eşyalarını topla demenin kısa bir yoluydu. Lua az miktar eşyasını çantaya doldururken uyurken çıkarttığı daha kalın kıyafetlerini üstüne geçirirken sessizce neler olduğunu sormaya çalıştı ama yaşlı kadın buna cevap vermek yerine odanın diğer ucunda kapalı duran pencereye doğru ilerledi. Elindeki muma üfleyip söndürdükten sonra pencerenin ahşap panjurunu dışarı doğru hafifçe itip ufak bir aralık oluşturdu. Bu küçücük aralıktan dikkatlice dışarıya baktı. Uzakta büyük bir yangın başlamıştı ve kızıl alevler her yeri aydınlatırken yangının çatırtıları ve çığlıklar karanlıkta çok yakındaymış gibi duyuluyordu. Etrafta köpeklerin havlaması ve keçilerin korkuyu yansıtan sesleri yükseliyordu.

Lua pencereye yaklaştığında ötedeki çayırların ve ağaçların arasında ay ışığı ve yangın sayesinde biraz da olsa bir şeylerin kıpırdandığını fark etti. Ormanın içinden gelen birileri veya bir şey köye saldırıyor olmalıydı. Şifacı yine sessiz olmasını işaret ederek onu kolundan tuttu ve önceki gece gösterdiği bıçağı eline tutuşturdu. Cam bıçak kabzası gibi geyik boynuzundan oluşan bir kın içinde duruyordu. Şifacı Lua’nın bıçağı yanına almasını istiyordu. Aile anısı olan bir şeyi alıp götürmek doğru gelmese de kadının ısrarlı bakışlarına karşı koymadı. İçinden bir ses Güneş ülkesinde buna ihtiyaç duyabileceğini söylüyordu.

Mutfaktan kurutulmuş et ve salamura edilmiş kurutulmuş peynir dolu bir keseyi çantaya doldurup hızlıca evden çıktılar. Görünmemek için eğilerek ve hızlıca ilerliyorlardı. Köyün içinden hızlıca geçip bir patika yola ulaştılar. Onu bir süre takip ettikten sonra bir anda çalıların arasına dalıp sadece köyden olanların yerini bildiği gizli bir yolu takip ettiler. Her yerde dikenli çalılar vardı ve bunların arasında yürümek oldukça zordu. Bu şekilde bir süre ilerledikten sonra bir kayalığa ulaştılar ve gizli bir geçitten içeri girdiler.

Lua neler olduğunu hala tam anlamamışken içeridekilerle karşılaşmayı da beklememişti. Köyden kaçmayı başaranlar önceden bildikleri bu mağarada toplanmıştı ve hiçbiri ne yapacağını bilmez halde görünüyordu. Şifacıyı görenler koşup onu ellerinden tuttu ve nefes nefese kalmış olan kadını bir köşeye oturması için yönlendirdi. Herkes tanıdığı kişileri görüp görmediğini merakla soruyor ve onların da kurtulması için dua ediyordu. Lua şifacının yanında yere çöküp yaşlı kadının nefesinin düzene girmesini beklerken neler olduğunu sordu.